Hoşgeldiniz!

devleti

Osmanlı Tablolarının Photoshop ile Canlandırılması 03:55
Osmanlı Tablolarının Photoshop ile Canlandırılması 26.241 izlenme - 1 yıl önce 18 ve 19. yüzyıl Osmanlı'sında çizilmiş tablolar yeniden canlandırıldı. Bunların arasında Osman Hamdi Bey'in 'Kaplumbağa Terbiyecisi' adlı tablosu da dahil 30 farklı tablo var. Bu çalışmayı gerçekleştiren arkadaşı tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.
Cumhuriyet Devleti Ele Geçirdi - İhsan Aktaş 01:57
Cumhuriyet Devleti Ele Geçirdi - İhsan Aktaş 4.829 izlenme - 3 ay önce Cumhuriyet'in devleti ele geçirdiğini ve cumhuriyet elitleri diye bir kavram olduğunu iddia eden İhsan Aktaş'ın açıklamaları...
Osmanlı Devletinin Son Başkenti Neresidir? 03:03
Osmanlı Devletinin Son Başkenti Neresidir? 2.763 izlenme - 5 ay önce Bir sokak röportajı daha halka eskilere gittik,Osmanlının başkenti neresidir diye sorduk;bakalaım halktan ne cevapler gelecek izliyoruz. Yeni videolar için kanalıma abone olun
Osmanlı Devleti Nasıl Yıkıldı? 01:46
Osmanlı Devleti Nasıl Yıkıldı? 3.563 izlenme - 1 yıl önce 27.11.2015 günü nefer26medya kanalına yüklediğim "Osmanlı Devleti Nasıl Yıkıldı" başlıklı videoyu izleyin. Yeni videolar için kanalıma abone olun www.izlesene.com/nefer26medta
Elimizde Canlı Bomba Listesi Var Ama Onları Patlatmadan Tutuklayamayız 02:20
Elimizde Canlı Bomba Listesi Var Ama Onları Patlatmadan Tutuklayamayız 7.469 izlenme - 1 yıl önce Daha önce canlı bombayı patladıktan sonra tutuklayıp hukuka teslim eden Başbakan Davutoğlu'nun bu sözlerinin gaf olduğu düşünülüyordu. Oysaki sebebi başkaymış. Türkiye Hukuk devleti olduğu için eylem yapmadan önce tutuklama yetkileri yokmuş. Umarım mesele anlaşılmıştır.
Diriliş Orijinal Film Müzik Ertuğrul Gazi Dizi Jenerik Fon Müziği Enstrümantal Piyano Kanun Osmanlı 05:12
Diriliş Orijinal Film Müzik Ertuğrul Gazi Dizi Jenerik Fon Müziği Enstrümantal Piyano Kanun Osmanlı 16.258 izlenme - 2 yıl önce Diriliş( Ertuğrul) Orjinal jenerik Müziği (Ana Dizi Film Giriş Müzik) DİRİLİŞ Esas Dizi Film Müziklerini Piyano ile Hiç Dinlediniz mi?. Genç Piyanist Güneş Yakartepe, " DİRİLİŞ " Jenereğini Piyano ile çaldı. Kanun üstadımız Ona Eşlik etti. Yerli Dizi Film Müziği Piyano Serisi: 8 Çok sevilen Jenerikleri Piyano ile Dinleyince Umarım Güzel Bulursunuz, Umarım Hoşunuza Gider. Yorumlarınızı ve Eleştirilerinizi bekliyorum. Sevgi ve Saygılar Diriliş Ertuğrul Diriliş Ertuğrul Dizisi Diriliş Ertuğrul - Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu hazırlayan önemli göç, sefer ve savaşların kahramanı olan ve Osmanlı'nın kurucusu Osman Bey'in babası olan Ertuğrul Gazi'nin yaşamı ve kahramanlıkları, dizinin ana konusunu oluşturuyor. Diriliş Ertuğrul - Başta Ertuğrul Gazi ve Hayme Ana rollerini oynayacak oyuncular olmak üzere oyuncu seçimleri büyük bir titizlikle yürütüldü. Yapımını Tekden Film’in, yapımcılığını ve senaristliğini Mehmet Bozdağ’ın üstlendiği ve TRT-1 ekranlarında yayınlanacak olan Diriliş – Ertuğrul Dizisi’nin ilk teaser’ı yayınlandı. Teaser çekimleri Tuz Gölü’nde yapılan Diriliş Dizisi, 13. yüzyılda Ertuğrul Bey ve Alp’lerinin Tapınak Şövalyeleri, vahşi Moğollar ve acımasız Türkmen beylerine karşı olan mücadelelerini ve adım adım Osmanlı Beyliği’ni kurma sürecini konu alıyor. DÜNYANIN KADERİNİ DEĞİŞTİREN ADAMIN HİKÂYESİ Dizinin Yapımcısı ve Senaristi Mehmet Bozdağ, dizilerinde Anadolu’nun emperyal güçler tarafından işgal edildiği bir çağ olan 13. yüzyılda Ertuğrul’un 400 çadırlık ovasına yurt bulma hikâyesini işlediklerini belirtti. Bozdağ, dizilerinde bu yurdun üç kıtada altı asır hüküm sürecek olan dünyanın en ihtişamlı devleti Osmanlı İmparatorluğu’na dönüşmesinin sırrını da arayacaklarını söyledi. Osmanlı devletinin kuruluş sırrının Ertuğrul’un hikâyesinde gizli olduğunu belirten Bozdağ “Ertuğrul, hayallerine giderken aslında dünyaya yeni bir medeniyet armağan etti. Temellerini attığı devlet, dünyanın kaderini değiştirdi. Biz de dünyanın kaderini değiştiren adamın destansı hikâyesi, boyun eğmeyen karakterine, büyüleyici aşkına ve tüm insanlığa yetecek adalet duygusunu dizimizde anlatacağız” Diriliş Ertuğrul Gazi Dizi Jenerik Seçim Müziği Trt 1 Dombıra Besteci Kazak Dombra Sanatçı Osmanlı Devleti Kuruluş AK Parti Dizisi Piyano Müzikleri Yükle İndir Dinle Dirilis Şarkısı İndir Müzik Mp3 Dinle Yükle Yorum Süleyman şah’ın ikinci evladı olan Ertuğrul Gazi gençlik yılları göç yolunda, yurt ararken geçtiği söylenebilir. Ertuğrul Gazi gençlik yıllarında Alaaddin Keykubad emrinde, ağabeyi Gündoğdu ile gazaya iştirak etmiştir. Ertuğrul, kahramanlara has olan kişilik kumaşını çocuk yaşlarından itibaren kuşanan bir yiğittir. Fedakârlık, cesaret, diğergamlık, zekâ, kavga yeteneği, stratejik düşünebilme kabiliyeti, merhamet ve duygusallık onun en belirgin vasıfları olmuştur. O hayalleri ve idealleri uğruna her türlü kavganın içine dalabilen, hiçbir zalime boyun eğmeyen, mazluma kılıç vurmayan, adaleti tesis için ölümü göze alabilen bir yiğittir. O, bozkırın deli küheylanıdır. Pusatları onun en büyük yardımcısıdır. Ve en az canı kadar sevdiği atı Karayel de onun en iyi yârenidir. Dostluğu ve arkadaşlığı, sadakat üzerine kuruludur. Yakın arkadaşları Kılıç Arslan, Doğan Bey ve Turgut Alp ile ölüme meydan okumaktadır. Arkadaşları için ölümü göze alır. Diriliş Ertuğrul Film Müziği Gazi Dizisi Jenerik Müzik Enstrümantal Beste Piyano Kanun Osmanlı Marşı Kuruluş Fragman Yerli Diziler Müzikler Seçim Müziği Trt 1 Dombıra Besteci Kazak Dombra AK Sanatçı Osmanlı Devleti Parti Dizisi Piano Müzikleri Yükle İndir Dinle Dirilis Şarkısı Marş İmp3 Mp4Yorum Besteci Kazak Dombra Sanatçı Mitingi Tartışma Kadim Çalgı Selçuklu Sultanı Padişah Osmanlıca İlk Beylik Toy Çadır Savaş Savaşçı Nasıl 2015 Tarihi Ziyaret Uzun Kısa Versiyon Pusat Göçebe Kavim Halep Müthiş Kılınç Mızrak Ok Yay Savaşı Aleti ErtuğrulGazi Dizisi Jeneriki Seçimi Müziğ Trt 1 Dombıra Beste Kazak Dombıra Sanatı Osman , 2014 2015 admin tarafı Ertuğrul kategorisi yayını Diriliş Orijinal Film Müzik Ertuğrul Gazi Dizi Jenerik Fon Müziği Enstrümantal Piyano Kanun Osmanlı Seçim Müziği Trt 1 Dombra Parti Besteci Kazak Sanatçı Osmanlı Devleti Kuruluş Ak Dizisi Müzikleri Yükle İndir Dinle Dirilis Şarkısı İndir Müzik Mp3 Dinle Yükle Yorum Partisi Diriliş, Film Müzikleri, Enstrümantal Müzik, Fon Müziği, Jenerik Müzik, Piyano, Kanun Osmanlı Seçim Müziği Trt 1 Dombıra Parti Besteci Kazak Dombra Sanatçı Osmanlı Devleti Kuruluş Ak Dizisi Müzikleri Yükle İndir Dinle Dirilis Şarkısı İndir Müzik Mp3 Dinle Yükle Yorum Partisi
Ruhi Su - Yemen Türküleri (3 Parça) 06:22
Ruhi Su - Yemen Türküleri (3 Parça) 6.556 izlenme - 1 yıl önce Büyük müzisyen Ruhi Su'dan Yemen Türküsü ve Anlı Yemen Şanlı Yemen yorumları. İkinci parçada kendisine eşlik eden Sümeyra Çakır'dır.
Osmanlı Devleti - Film 02:07:45
Osmanlı Devleti - Film 8.330 izlenme - 2 yıl önce TRT yapımı Kuruluş/Osmancık filmini tek parça izleyebilirsiniz. Tarık Buğra'nın eserinden uyarlanan filmde Osmanlı Devleti'nin kuruluş aşamaları anlatılıyor. Yapım yılı: 1987 Yönetmen: Yücel Çakmaklı Oyuncular: Cihan Ünal, Ahmet Mekin, Aliye Rona, Atilla Ergün, Baykal Saran, Berhan Şimşek, Cemal Gencer, Erol Taş, Eşref Kolçak, Faruk Tınaz, Meral Orhonsay
Ders: 1299-1453 Osmanlı Devletinin Kuruluş Tarihi 07:46
Ders: 1299-1453 Osmanlı Devletinin Kuruluş Tarihi 10.170 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut Öğretmen Aykut ilter Osman Bey, Osman Gazi, I. Osman El Gazi ya da Ataman Bey (Osmanlı Türkçesi: , Osman Bey) mahlasıyla Fahrüddin veya Osmancık (1258, Söğüt – 1 Ağustos 1326, Bursa) Osmanlı Beyliği ve Osmanlı Hanedanı'nın kurucusu ve beyliğin ilk padişahıdır. 1299 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin uçbeyi olmaktan çıkıp bağımsızlığını ilan etmiştir. Moğol istilalarından kaçan Müslümanların, beyliğine sığınması ile siyasi ve askeri gücü artmıştır. Çöküş döneminde bulunan Doğu Roma İmparatorluğu'ndaki karışıklıkların da etkisiyle kısa sürede Anadolu ve Doğu Roma'nın hakimi durumuna gelmiştir. Öldüğü zaman beylik, Eskişehir ile Bursa arasındaki topraklarda hüküm sürüyor, Doğu Roma İmparatorluğu'na ait İznik ve Bursa'yı abluka altında tutmaktaydı. İlk yılları[değiştir] Osman Bey (bazı kaynaklara göre Orhun Bey) [2], 1258 yılında Söğüt'te doğdu.[3] Yaşamının erken dönemleri hakkında güvenilir kayıtlar yoktur. Osman Bey'in soyuna ve boyuna ait bilgiler gelenekseldir ve en eskisi ölümünden 100 sonra yazılmıştır. Bu eserler arasında en eskiden başlayarak Ahmedî (ö. 1414), Dâstân ve Tevarih-i Mûlûk-i Âl-i Osman', Şükrullah (ö. 1464), Behçetu't-Tevarih ve Âıkpaşazade (ö. 1481), Tevarih-i Âl-i Osman adlı eserler isimlendirilebilir. Dönemine ait tüm çağdaş eserler büyük ölçüde 1422 ya da hemen sonrasında tarihlendirilen ve artık mevcut olmayan (ama özgün bir metinden türemiş oldukları iddia edilmektedir.[4]. Bazı tarihçilere göre,[3] Osman Gazi'nin yaşam ve savaşları tarihsellikten çok, masalsı destansı bir örtüntü içinde, halk söylentileri, ermişlik öyküleri ve mitolojik lejantlarla renklendirilmiştir. Babası Ertuğrul Gazi (bazı kaynaklara göre Erdoğdu Bey) Batı Anadolu’da Söğüt] Ovası ile Domaniç Yaylasında yaşayan Oğuz Türkleri'nin Bozok boyunun Kayı kolundan olan büyük kalabalık bir obaya başkanlık etmekte idi. Osman Gazi onun küçük oğlu idi. Tarihçi İbni Kemal (ö. 1534) Tevarih-i Al-i Osman adlı eserinde Ertuğrul Bey'in Anadolu'ya (Rum'a) geldiğinde iki oğlu bulunduğunu, Söğüt'te göçebe yaşamının sürdürürken 1254'de (hicri 652'de) "aslan yapılı ay yüzlü" küçük oğlu Osman'ın doğduğunu bildirir.[5] Halk söylentilerine göre annesi (ya da babaannesi), Hayma Ana'dır. [6] Yine tarihçi İbni Kemal, Osman'ın gençliğinde "yiğitler arasına girdiğini" ve "vurmada tutmada ve durmada ve oturmada herkesi kendini uydurduğunu" belirtir ve kardeşlerden en küçüğü olmakla beraber "şimşir (kılıç) ve tedbirle cümlesinden evvel olduğunu" bildirir.[5] Bu anlatımın Oğuz destanınin temalarına benzer şekilde işlenmiş olduğu barizdir. [3] 1281 yılında 23 yaşında iken Kayı Boyu'ndan Ömer Bey'in kızı Malhun Hatun ile evlendi. Bu evlilikten daha sonra Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan Orhan Gazi doğdu. Daha sonra Şeyh Edebali'nin kızı Bala Hatun ile evlendi. Bu evlilikten de Alaeddin Bey dünyaya geldi. Beyliği eline geçirme çabaları[değiştir] 1281 yılında babası Ertuğrul Bey 90 yaşlarında iken ölmüştür. Birçok tarihcinin anlaştığı görüşe göre, Kayı aşireti beyliği için beylik görevi değişmesi barışçıl olmamış ve beylik görevini üzerine alabilmek için Osman Gazi yakinları ile "taht mücadelesi" yapmıştır. Bu mücadelenin kimle yapıldığı ve nasıl geliştiği tartışmalı olup değişik tarihçiler değişik anlatımlarda bulunmaktadırlar. Bu anlatımlardan çokca sayıda taraflısı olan birisine göre, Osman Gazi amcası Dündar Gazi ile beylik için çatışmaya girişmiştir. Bu anlatıma gre Dündar Bey Kayı boyunun ilerigelen uluları tarafından tutulmakta ve aşiretin genç yiğitleri ise Osman Bey'i desteklemekteydi. Bu çatışmanın ne kadar sürdüğü ne türlü devam ettiği bilinmemektedir. Fakat çatışma sonunda Osman Bey galip gelmiş ve düşmana karşı yapılan akınlara karşı çıktığı bahanesi verilerek yaşlı Dündar Bey'i bir ok atımı ile öldürmüştür. Bundan sonra Osman Bey Oğuz töresine uygun olarak Kayı Aşiretine baş ve buğ olmuştur.[3] Alternatif bir anlatım olan Hacı Bektaş'ın "Vilayetname" eserinde ise Osman'ın beyliğe geçme anlatımı değişiktir.[7] Kayı boyu aşireti Sultanönü ve civarına yerleştikten sonra önce amcası Aydoğmuş ve sonra babası Erdoğdu (Ertuğrul) Bey beyliklerinden daha sonra da küçük amcası Gündüz Alp Kayı beyi olmuştur. Osman Gazi bu sırada çevresindeki aşiret yiğitleri ile yerel Bizanslı Yarhisar, Bilecik, İnegöl, İznik yörelerine akınlar düzenmeye başlamıştır. Bizanslı Bursa Tekfuru Konya'da bulunan Selçuklu sultanı III. Alaeddin Keykubad'a elçiler gönderip bu akınlardan şikayet etmiştir. Selçuklu Sultanı ise Gündüz Alp'a haber göndererek akınları düzenleyen yeğeni Osman Bey'i yola getirmesini istemiştir. Gündüz Alp Osman Beyi yakalayarak yiğitleri ile birlikte Konya'ya III. Alaeddin Keykubad'a göndermiştir. Ancak Selçuklu Sultanı Osman Gazi'yi beğenip el ve onay alması için onu Sultan Karahöyük'te bulunan Hacı Bektaş Veli'ye yollamıştır. Hacı Bektaş Osman'ı büyük bir misafirperverlikle karşılaşmış, ve tekbirle kendi tülbentini onun başına dolayıp sanki ona taç giydirmiştir. Osman Konya'ya dönerken Hacı Bektaş onunla Sultan'a hitap eden Osman'ı öven bir mektup da göndermiştir. Selçuklu Sultanı bu mektubu okuduktan sona "buna yüce bir mansıp veresuz" dediği bildirilir. Osman Gazi Sultanönü ucunun merkezi olan Söğüt'e döndükten sonra Selçuklu Sultanı ayrıca "altun başlı sancak" ve "tablhane (mehter)" gönderip onu ödüllendirmiştir. Bu öykü Vilayetname yanında Yazıcizade'nin Selçukname adlı eserinde de tekrar edilmektedir.[8] Birçok tarihçi bu ödüllendirmeyi uçbeyliğine istiklâl verilmesi olarak kabul etmektedir.[3] Hacı Bektaş Vilayetname eseri Gündüz Alp ile Osman arasındaki ilişkilerein sonradan ne olduğunu kapsamamaktadır. Birkaç tarihçi Osman Bey ile kardeşi Gündüz Alp'ın arasında çatışma olduğu ve bu çatışma sonunda Gündüz Alp'ın öldürülerek Osman Bey'in uçbeyi olduğunu kabul etmektedir. Fakat diğer bazı tarihçiler ise Gündüz Alp'ın bey olmasını ve Osman Bey ile Gündüz Alp mücadelesini tümüyle hiç olmamış gibi bir kenara bırakmaktadırlar. Yine bazı tarihçiler Gündüz Alp'ın "Domaniç Muharebesi"'nde şehit olduğunu bildirirler. Bu tarih karmaşasında bazı tarihçiler ise Osman Bey ile Dündar Bey'in mücadelesinin olmadığını ve bu mücadele anlatımının Osman Bey-Gündüz Alp mücadelesine atıf ettiğini kabul ederler. Daha yeni ve inanılır kaynak bulunmadan, bu değişik hatta birbirleri ile zıt olan anlatımlardan çıkartılabilecek en uygun sonuç Osman Bey'in babası Ertuğrul Bey'in yerine geçmesinin bir barışçıl hükümdarlığa çıkma olmayıp bir "taht mücadelesi" sonucu ortaya çıktığıdır. Bitinya bölgesinde Bizans yerel güçleri ile mücadele ile genişleme[değiştir] Osman Gazi 1280'lerden 1300'e kadar uzayan yaklaşık 20 yıllık Osmanlı devletinin doğuş süreci evresinde toplumasal düzeni çok karışık Bitinya bölgesinde (yani günümüzdeki Bursa-Bilecik-İznik yörelerinde) sanını korumak ve ufak uçbeyliğini güçlendirmek için bir dizi yerel çatışmalar yapmıştır. Bu çatışmalarda gaza yoldaşı olan Samsa Çavuş,, Konur Alp, Akçakoca, Aygüt Alp, Gazi Abdurahman gibi diğer "alp" beyler ve bunların idaresindeki akıncı birliklerden destek alıp faydalanmıştır. Osman Gazi'ye dinsel ve moral desteği ise Ahiler vermiştir. Özellikle Osman Bey'in Bala Hatun adlı kızıyla evlendiği kayınbabası Eskişehir ahılerinin İtburnu şeyhi olan Şeyh Edabalı devamlı danışmanlık ve destek sağlamıştır. [3] Osman Gazi ilkin 1283'de İnegöl tekfuru Nikola ile yaptığı "Ermenibeli Muharebesi"'de yenik düşmüştür. Bu muharebede kardeşi Saruhan'ın oğlu olan yeğeni Bay Hoca şehit olmuştur. 1284'de Osman Bey 300 kişilik bir güçle İnegöl yakınlarındaki Emirdağı eteklerinde bulunan "Kulaca Hisar"'a bir gece baskını düzenlemiş ve bu kaleyi eline geçirmiştir. Bu Osmanlıların ilk kale fethidir. [3][9] 1286'de ise Osman Bey ile Bizanslı İnegöl Tekfuru ile Karacahisar (Malachiya) Tekfuru'nın birleşik yerel kuvvetleri arasında Ekizce mevkiinde "Domaniç Muharebesi" yapılmıştır. Osman Bey bu muharebeyi de kazanmıştır ama kardeşi Saruhan (bazı kaynaklara göre Gündüz Alp) bu muharebede şehit olmuştur. Bu galibiyet sonunda Karacahisar Osman Bey eline geçmiştir. Bundan sonra Osman Gazi, müteffikleri ile birlikte akınlar yapma stratejisini uygulamaya başlamıştır
Diriliş Film Müziği Piyano Kanun Ertuğrul Gazi Dizi Filmi Jenerik Fon Müzikleri Televizyon Osmanlı D 05:17
Diriliş Film Müziği Piyano Kanun Ertuğrul Gazi Dizi Filmi Jenerik Fon Müzikleri Televizyon Osmanlı D 12.607 izlenme - 2 yıl önce Film Dizi Müziklerini Piyano Tuşlarının Sesleri ile Dinlediniz mi?. Genç Piyanist Güneş Yakartepe, " Diriliş Ertuğrul Gazi Dizi " Televizyon Dizisi müziğini Kuyruklu Piyano ile çaldı Kanun Mızrapı İle Ona Eşlik Etti. Türk Sinema Film Müziği Piyano Serisi: 8 Çok sevilen Şarkılarımızı Piyano ile Dinleyince Umarım Güzel Bulursunuz, Umarım Hoşunuza Gider. Yorumlarınızı ve Eleştirilerinizi bekliyorum. Sevgi ve Saygılar Diriliş Ertuğrul gazi Televizyon Dizisi Konusu Yapımcılığını Tekden Film'in üstlendiği Senaryosunu Mehmet Bozdağ'ın yazdığı başrollerinde Engin Altan Düzyatan, Kaan Taşaner, Didem Balçın, Osman Soykut, Serdar Gökhan, Hülya Darcan, Hakan Vanlı ve Mehmet Çevik'in paylaştıkları televizyon dizisidir. İlk bölümü 10 Aralık 2014 tarihinde yayınlandı. İlk bölümün yayınlanmasının ardından yayınlandığı günün AB grubu reyting sıralaması 1. sırada yer aldı. Dizinin hikayesi 13. yüzyılda Ertuğrul Bey ve Alp’lerinin Tapınak Şövalyeleri ve Moğollar’a karşı olan mücadelelerini ve Osmanlı Beyliği’nin kurulma sürecini konu almaktadır. Dizinin 2015 yılında Cannes Film Festivali’ne “onur konuğu” olarak katılacağı söyleniyor. Dizi için 6 ay kadar hazırlık yapıldı. Oyuncuların tamamına at binicilik dersleri verilirken, erkek oyunculara bıçak ve kılıç kullanma dersleri verildi. Diriliş Ertuğrul Gazi Dizi Jenerik Seçim Müziği Trt 1 Dombıra Besteci Kazak Dombra Sanatçı Osmanlı Devleti Kuruluş AK Parti Dizisi Piyano Müzikleri Yükle İndir Dinle Dirilis Şarkısı İndir Müzik Mp3 Dinle Yükle Yorumİzle Dizi HD Müziği Son Bölüm izle Tv Site Nota Sitesi Türkü Türküsü Yeni Grand Kuyruklu Dijital Piyano Konser Sinema Film Konusu Tv DizisiniDiriliş Ertuğrul Gazi Dizi Jenerik Seçim Müziği Trt 1 Dombıra Besteci Kazak Dombra Sanatçı Osmanlıca dersi Aydınlık GazeteAydınlık Gazetesi Birgün Gazetesi Bir gün GazeteiBugün Gazete Bugün Gazeteleri Cumhuriyet Cumhur Gazetesi Dünya Dünya Evrensel Evrensel Fanatik Fanatik Fotomaç Foto maç Günes Güneş HaberTurk HaberTurk Hürriyet Hürriyet Milat Milat Milliler Milli Milliyet Milliyet Orta doğu Ortadoğu Özgür Gün dem ÖzgürGündem Posta Post Radikal Sabah Solcu Sol Söz Sözcü Startv Star Takvimler Takvim Taraf Taraf Türkiye Türkiye Vatan Vatan Yeni Akit Yeni Akit Yeni Asya Yeni Asya Yeni Çağ Yeni Çağ Yeni Mesaj Yeni Mesaj Yeni Şafak Ardından Besteci Kazak Dombra Sanatçı Arslanbek Sultanbekov Mitingi Tartışma Kadim Çalgı Yapılan Müziği Diriliş Kuruluş Selçuklu Devleti Beylik Toy Çadır Savaş Savaşçı Dizisi Nasıl Bu Sayfayı 2015 Tarihi Ziyaret Diriliş Ertuğrul Gazi Dizi Jenerik Müziği Uzun Kısa Versiyon DİRİLİŞ ERTUĞRUL Parti Taraf Yükle Diriliş Ertuğrul Dizi Diriliş Ertuğrul Dizi Diriliş Ertuğrul Dizi İndir Fragman Dinle Dirilis Diriliş Ertuğrul AK Jenerik Müziği Şarkısını İndir Jenerik Müziği Mp3 Dinle Yükle YORUMLAR Jenerik Müziği Dizinin Son Eklenen Mp3 1 Neşeli Fon Parti 2014 Seçim Müziği Dombıra Uğur Işılak Orjinal Mp3 Popüler Türk Müziği Kronolojisi Vikipedi Tr Orta Asya Anadolu Bursa İlk Padişah Osmanlıca Osmanlı Partisi Kavim Göçebe Türkmen Ak Kavim Halep Müthiş Kılınç Mızrak Ok Yay Savaş Aleti tüm bilgiler fragmanlar haberler foto galeri Diriliş : Ertuğrul Yakında TRT 1'de... Yapımını Tekden Film'in, yapımcılığını ve senaristliğini Mehmet Bozdağ'ın üstlendiği Diriliş: Ertuğrul dizisi yakında Dirilis dizisi, 13. yüzyılda Ertuğrul Bey ve Alp'lerinin Tapınak Şövalyeleri, vahşi Moğollar ve acımasız Türkmen beylerine karşı olan mücadelelerin Diriliş: Ertuğrul 4. Bölüm 2. Fragmanı Diriliş: Ertuğrul özetsiz yeni bölümüyle 07 Ocak Çarşamba akşamı saat T Diriliş: Ertuğrul 4. Bölüm Fragmanı Diriliş: Ertuğrul yeni bölümüyle a akşamı saat TRTmüzik Dirilişi Ertuğrul Özel Bölüm Fragmanı Diriliş: Ertuğrul özel bölümüyle 31 Aralık Çarşamba akşamı saat TRT1 Diriliş Film Müziği Piyano Kanun Ertuğrul Gazi Dizi Filmi Jenerik Fon Müzikleri Televizyon Osmanlı Devleti Kuruluş Beylik Fragmanı Seçim Müziği Trt1 Trt 1 Dombıra AK Besteci Kazak Dombra Sanatçı Parti Dizisi Piyanist Yerli Türk Müzik Yükle İndir Dinle Dirilis Şarkısı İndir Müzik Mp3 Dinle Yorum Enstrumantal beyliği toy pusat Diriliş, Film Müziği, Fon Müzikleri, Jenerik müzik, Piyano Piano Music Ertuğrul Gazi Dizi Filmi Televizyon Osmanlı Devleti Kuruluş Beylik Fragmanı Seçim Dizisi Müziği Trt1 Trt 1 Dombıra Besteci AK Kazak Dombra Sanatçı Parti Kanun Piyanist Yerli Türk Müzik Yükle İndir Dinle Dirilis Şarkısı İndir Müzik Mp3 Dinle Yorum Enstrumantal Tv kanal
Ders: 1299 Osmanlı'da Toplum Yapısı 09:53
Ders: 1299 Osmanlı'da Toplum Yapısı 8.833 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen OSMANLI KÜLTÜR - MEDENİYETİ A. OSMANLILARDA DEVLET ANLAYIŞI Osmanlı devlet yönetiminde, Orta Asya Türk geleneğinin ve sonraki Türk - islâm devletlerinin etkileri olmuştur. Osmanlı Dev­leti, Türk gelenekleri ve islâm dininin kurallarına göre yönetilmiş­tir. Padişahlık Kurumu Osmanlı Devleti'nin başında "padişah" bulunuyordu. Padişah­lar yönetim, ordu, maliye ve hukuk konularında geniş yetkilere sahiplerdi. Devletin mutlak hakimi durumundaydılar. Padişah Osmanlı hanedanına mensuptu. Osman Gazi'nin soyundan ge­len ailenin erkek bireyleri, saltanat makamına geçiyorlardı. Sal­tanatın Osmanlı ailesine ait olduğu anlayışı, devletin yıkılışına kadar devam etmiştir. XVII. yüzyıla kadar, devletin başına kimin geçeceği konusunda bir düzenleme yoktu. Eski Türk geleneklerinden kaynaklanan "Ailenin bütün erkek bireyleri, taht üzerinde hak sahibidir." anlayışı geçerliydi.___ ____ ___ Osmanlı egemenlik anlayışında başlangıçta "Ülke, hanedan üyelerinin ortak malıdır." anlayışı geçerliydi, l. Murattan iti­baren "Ülke, hükümdar ve oğullarının malıdır." anlayışı ge­çerlilik kazandı. Osmanlılar birçok Türk devletinden ayrı ola-j rak "ülkenin ve hakimiyetin bölünmezliği ilkesi"ni bastan itibaren benimsediler. XVII. yüzyıl başlarında I. Ahmet yaptığı düzenlemeyle, tahta Osmanlı ailesinin en yaşlı ve olgun olanının geçmesi yöntemi­ni getirdi (Ekber ve Erşed sistemi). Osmanlı Devleti kurulduğunda küçük bir beylik olduğundan dev­letin başında "bey" ya da "gazi" denilen bir hükümdar vardı. "Sultan" unvanı ilk defa l. Murat tarafından kullanıldı. Bundan başka "han", "hakan", "hünkâr" gibi unvanlar da kullanılıyor­du. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nda da ilk defa "halife" unvanı kullanıldı. II. Murat'tan itibaren hükümdarlara "padişah" denildi. Devlet yönetiminde padişahların çok geniş yetkileri vardı. Dev­let adamlarının görüşlerine başvurulsa bile, son karar padişaha aitti. Padişahın emirleri kanun sayılırdı. Ordulara komuta etmek, büyük devlet adamlarını tayin etmek ve gerekli durumlarda diva­na başkanlık yapmak padişahın görevleri arasında yer alıyordu. Padişah islâm dininin koyduğu hukuk kurallarıyla çelişmeyecek şekilde, kural koyma yetkisine sahipti. Padişahın bu yetkisi ve koyduğu kurallar örfe dayanmaktaydı. Padişahın koyduğu kural­lar, "ferman" denilen belgelerle ilgililere gönderilirdi. Örf kavra-mı, yasama ve yürütmeyi içine alıyordu.__________ XIX. yüzyılda Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyetle padişahların yetkileri yeniden düzenlendi. Fakat padişahlar, mutlak ege­menlik hakkını kullanmayı sürdürdüler Şehzadeler Padişahların erkek çocuklarına "şehzade" deniliyordu. Şehza­deler küçük yaşlarda sancaklara gönderilir, askerlik ve yönetim alanlarında yetiştirilirlerdi. Şehzadelerin yanında "Lala" adı ve­rilen tecrübeli bir devlet adamı görev yapardı. XVI. yüzyılın son­larında şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulamasına son verildi. Şehzadeler sarayda yetiştirilmeye çalışıldı. Bu yeni uygulama, şehzadelerin devlet yönetimiyle bağlantılarının kesil­mesine ve tecrübesiz bir şekilde tahta çıkmalarına yol açtı. B. MERKEZ TEŞKiLATI Osmanlı merkez teşkilatı, padişahın mutlak egemenliğini ger­çekleştirmeye yönelik olarak kuruldu. Hükümet, eyaletlerin yö­netimi ve ordu doğrudan padişahın şahsına bağlı olarak teşkilat­landırılmıştı. Osmanlı yönetim teşkilatının merkezinde padişah ve saray teşkilatı vardı. 1. istanbul'un Yönetimi Başkent olmasından dolayı istanbul'un yönetimi ayrıca düzen­lenmişti. Şehrin genel düzen ve güvenliği doğrudan sadrazamın sorumluluğundaydı. Sadrazam, sefere çıktığında istanbul'la ilgi­lenmek üzere bir Sadaret Kaymakamı bırakırdı. Şehrin güven­liği, yeniçeri ağası, subaşı ve asesbaşı tarafından sağlanırdı. Belediye hizmetlerinden şehremini, adalet işlerinden taht kadı­sı sorumluydu. Sivil kuralları çiğneyen yeniçeriler ve diğer as­kerler arasında düzeni Muhzır Ağa sağlardı, istanbul'daki her türlü ticaret faaliyetlerinin denetlenmesi "muhtesib" in göreviy­di. 2. Divan-ı Hümayun Merkez teşkilatının temeli Divan-ı Hümayun'du. Osmanlılarda ilk Divan, Türkiye Selçukluları örnek alınarak Orhan Bey zamanın­da oluşturuldu. O dönemde hükümdar, vezir ve Bursa kadısı Di­van toplantılarına katılıyordu. Fatih'e kadar, Divan toplantılarına padişah başkanlık etti. Fatih'ten itibaren Vezir-/ azamlar bu gö­revi üstlendiler. Padişahlar, Divan toplantılarını "kasr-ı adi" de­nilen pencereden izlediler. Divan'da siyasi, idari, askeri, örfi, şer'i, adli ve mali konular ile şikayet ve davalar görüşülerek karara varılırdı. Alınan kararlar sadrazam tarafından padişahın onayına sunulurdu. Divan'da, padişahın yetkilerini kullanmak üzere görevlendirilmiş olan üç kolun temsilcileri yer alıyordu. Bunlar; seytiye, ilmiye ve ka-lemiyedir. Divan Üyeleri ve Görevleri Vezir-i Azam (Sadrazam): Padişahtan sonra en yetkili kişidir. Padişahın mutlak vekili sayı­lır ve padişahın mührünü taşırdı. Orhan Bey zamanında ilk defa vezir tayin edildi. Zamanla sayıları artınca, birinci vezire "Vezir-i azam" adı verildi. Vezir-i azam, büyük devlet memurlarının tayi­ni ve görevden azlinden sorumluydu. Padişah sefere çıkmazsa "Serdar-ı ekrem" unvanıyla ordunun başında bulunurdu. Vezir-i azamlar önce Paşakapısı, daha sonra Babıali'de oturdular. Vezirler: Çeşitli devlet işlerinde yetişmiş kişilerdi. Devlet işlerinde görüş­lerine başvurulur ve vezir-i azamın verdiği işleri yaparlardı. XVI. yüzyıl sonlarında sayıları yediye çıkmıştı. Kazaskerler: 1362'de /. Murat, ilk defa kazasker tayin etti. Sayıları Fatih za­manında ikiye çıktı. Divan'da büyük davalara bakmak, kadı ve müderrislerin tayinlerini yapmak ve görevden almak kazaskerle­rin göreviydi. Defterdarlar: Osmanlı Devleti'nde maliyenin başında bulunan, gider ve gelir­lere bakan görevlidir. Başlangıçta bir tane iken, sınırların geniş­lemesiyle sayıları üçe çıktı. Bunlar başdefterdar, Anadolu def­terdarı ve şıkk-ı sanidir. Nişancı: Padişah fermanlarına tuğra çekmekle ve devletin arazi kayıtları­nı tutmakla görevliydi. Reisülküttap: Nişancıya bağlı olarak bürokrasiyi düzenlerdi. Divan üyesi olma- masına rağmen, tecrübesinden dolayı önemi büyüktü. Divanda verilen kararları tamamlamak, fermana uygun emirleri yazmak, padişah ve vezir-i azama gelen mektupları tercüme ettirerek ce­vaplar hazırlamak görevleri arasındaydı. Bütün bu işleri, kendi­sine bağlı kalemlerle yapardı. Bu kalemler beylikçi kalemi, tahvil kalemi, ruus kalemi ve amedi kalemiydi. XVIII. Reisülküttap yüz­yıldan itibaren dışişlerinin sorumlusuydu. Yeniçeri Ağası: Yeniçeri Ocağı'nın en büyük komutanıydı. Vezir rütbesinde ise Divan'daki görüşmelere katılırdı. Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikten sorumluydu. XVI. yüzyılda divan üye­si durumuna gelmiştir. Müftü (Şeyhülislam): Divan'da alınan kararların islâmiyet'e uygunluğuyla ilgili "fetva" verirdi. Müftü, XVIII. yüzyıldan itibaren Şeyhülislam adını almış­tır. Divan-* Hümayun'da alınan kararların yürürlüğe girmesi, padişahın onayına bağlıydı. Merkez Teşkilatında Değişiklikler XVI. yüzyılın sonlarına doğru Divan-ı Hümayun'un önemi azal­maya başladı. XVIII. yüzyılda devlet işleri tamamen sadrazama bırakıldı. Sadrazamların güçlenmesiyle Divan-ı Hümayun, Babı­ali'de toplanmaya başladı. Babıali artık Osmanlı Hükümeti anla­mına kullanılmaya başladı. Devletlerarası ilişkilerin artmasıyla reisülküttablık, dış ilişkileri yürüten bir makam durumuna geldi. XIX. yüzyılda merkez teşkilatında önemli gelişmeler oldu. II. Mahmut, Divan-ı Hümayun'u kaldırarak yerine Heyet-i Vüke-lâ'yı oluşturdu. Bugünkü anlamda bakanlıklar oluşturuldu. Yeni meclisler ve komisyonlar kuruldu. Tanzimat Dönemi'nde düzenlemeler devam etti. Meclis-i Vâlâ-i Ahkâm-ı Adliye yeniden düzenlendi. Yenilikler bu mecliste planlandı. 1854'te Meclis-i Âli-i Tanzimat, 1868'de Şura-i Devlet (Danıştay) kuruldu. Tanzimat döneminde kara kuvvet­leri komutanlığı durumunda olan "Seraskerlik" oluşturuldu. l. Meşrutiyetle birlikte Meclis-i Ayan ve Meclis-i Mebusan oluş­turuldu. Yürütme gücüne sahip olan padişah, sadrazam ve ba­kanları seçerdi. Hükümet de padişaha karşı sorumluydu. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla, yeniden Meclis açıldı. Kanun-u Esasi'nin meclis - hükümet ilişkilerine yeni düzenlemeler getirildi. 1912'den sonra siyasi partiler faaliyete geçti ve parti hükümetleri kuruldu. C. TAŞRA TEŞKiLAT! 1. Osmanlı Kuruluş Devri'nde Taşra Teşkilatı Osmanlı Devleti kuruluşunun ilk dönemlerinde tek merkezden yönetiliyordu. Temel idare birimi de "Sancak"tı. Sancakların başında sancakbeyi bulunuyordu. Sivil yönetici olarak kadılar görev yapıyordu. Sınırların genişlemesi sonucunda yönetim yö­nünden eyaletler oluşturuldu, l. Murat döneminde (1362 -1389) Rumeli Beylerbeyliği, Yıldırım Bayezid döneminde (1389 -1402) Anadolu Beylerbeyliği oluşturuldu. Eyaletlerin başında "beylerbeyi" denilen yöneticiler vardı. 2. XVI. Yüzyıldan itibaren Taşra Teşkilatı a. Askeri ve idari Teşkilat: XVI. yüzyılda Osmanlı Devletinin sınırları çok genişledi. Yeni eyaletlerin de oluşturulmasıyla eyaletler, yönetim bakımından üçe ayrıldı. I. Merkeze Bağlı Eyaletler: "imar sisteminin uygulandığı eyaletlerdi. Bu eyaletlere salyane->iz (yıllıksız) eyaletler deniyordu. Bu eyaletlerin gelirleri dirlikle-e ayrılarak görevlilere verilirdi. II. Özel Yönetimi Olan Eyaletler: 3unlar. tımar sisteminin uygulanmadığı, vergilerin iltizam yönte- -niyle yıllık olarak toplandığı eyaletlerdi. Bu yıllık olarak alınan sergiye, "saliyane" denirdi. III. imtiyazlı Eyaletler: iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı Devleti'ne bağlı olan hükümetlerdi. Bunlar: Kırım Hanlığı, Eflâk Beyliği, Boğdan Bey­liği. Erdel Beyliği, Hicaz Emirliği, Raguza ve Sakız Cumhuriyet­leriydi. Bunların yöneticileri kendi soyluları arasından padişah tarafından tayin edilirdi. Bu hükümetler savaş zamanlarında kuvvetleriyle Osmanlı ordusuna katılır ve her yıl düzenli bir şe­kilde vergi öderlerdi (Hicaz ve Kırım hariç). b. Kazai - idari Teşkilat: Sancaklar "kaza" denilen idari birimlere ayrılmıştı. Kazaların başında yönetici olarak kadı bulunurdu. Kadı her türlü idari işle­mi yargı denetiminde tutuyordu, kadılar: ->V Merkezden gönderilen emirlerin halka ulaşmasını sağlarlardı. -Y Mahkemeye intikal eden davaları sonuçlandırırlar, nikah, şir­ket kurulması gibi işlemleri onaylarlardı ,Y Reayanın istek ve şikayetlerini Divana ulaştırırlardı, -Y Her türlü belgeyi onaylarlardı (noterlik). -Y Vergilerin adaletli bir şekilde toplanmasını, toplanan vergile­rin merkeze gönderilmesini sağlarlardı. c. Diğer Görevliler: Taşra teşkilatında beylerbeyi, sancakbeyi ve kadılar dışında, bunlara bağlı olarak görev yapan Muhtesip. Kapan Emini. Beytülmal Emini, Gümrük ve Bac Emini gibi gö­revliler vardı. Bu görevliler, hazineden ücret almazlardı. Reaya­ya gördükleri hizmetler karşılığında, kanunlarda belirtilen vergi, resim ve harçları alıyorlardı. d. Mahalli Teşkilat Mahalle Teşkilatı: Şehirleri meydana getiren mahalleler, genellikle dini kurumların veya pazarların etrafında oluşmuştu. Mahallede mahalle imamı, hükümetin temsilcisi olarak görev yapar, padişah emirlerini hal­ka duyururdu. Köy Teşkilatı: Osmanlı Devleti nde en küçük yerleşim ve yönetim birimi köydü. Köy, köy ihtiyar heyeti ve bu heyetin başında bulunan köy ket­hüdası tarafından yönetilirdi Köylerde bazen kadının temsilcisi, naip bulunurdu. Esnaf Teşkilatı: Osmanlı toplumunda esnaf, lonca denilen bir teşkilata üyeydiler Her esnaf kendi mesleğiyle ilgili bir loncaya üye olur, loncanın denetimine girer, imkânlarından yararlanırdı. XIII. ve XIV. yüzyıl-lardakı Ahi hareketlerinin devamı olan loncalar yönetim örgütü içinde önemli bir birim olarak yer aldı. Başlangıçta bütün din mensupları aynı loncada yer alırken, daha sonra XVI. yüzyılda loncalar ayrıldı. Loncaların Görevleri: •Ct Üye sayısını, malların kalitesini ve fiyatını belirlemek •& Esnaf ile hükümetin ilişkilerini düzenlemek "fi Üyelerinin zararlarını karşılamak ve kredi vermek •& Çalışamayacak durumdaki üyelerini korumak •& Esnaflar arasındaki haksız rekabeti önlemek Cemaat idareleri: Osmanlı Devleti'nde "cemaat" kavramı, Türk ve Müslümanlar dı­şında kalan Hristiyan ve Museviler için kullanılmış Ermeni, Rum ve Yahudi cemaati şeklinde isimler verilmiştir. Devlet bunları zımmi olarak değerlendirmiş ve can. mal güvenliklerini garanti altına almıştır. Zımmilerin kendi iç düzenleri ve geleneklerini de­vam ettirmelerine imkân sağlanmıştır. Cemaatlerin başkanı kendi din adamlarıydı. Rum Patriği, Erme­ni Patriği ve Yahudi Hahambaşısı gibi din adamları, kendi cema­atlerinin devlete karşı temsilcisi durumundaydılar. 3. Taşra Teşkilatındaki Değişmeler XVIII, yüzyıldan itibaren taşra teşkilatı bozulmaya başladı. Eya­let ve sancaklar arpalık olarak yüksek görevlilere verilmeye başladı. Bu yolla göreve gelen beylerbeyi ve sancakbeyleri gö­rev yerlerine gitmeyip vekil gönderdiler. Önceleri "müsellim" sonradan "mütesellim" denilen bu vekiller, başlangıçta beyler­beyi ve sancakbeylerinin maiyetindeki kişilerdi. Daha sonradan "ayan" ve "eşraf" tan kişiler bu görevlere getirildi. Ayanlar gi­derek güçlendiler ve yönetimle çatışmaya başladılar. Tımar sisteminin bozulmasıyla, vergiler yetersiz kaldı. Bu durum yeni vergilerin konulmasında ve eski vergilerin artırılmasında et­kili oldu. Tanzimat döneminde (1839 - 1876) 1842'de idare teşkilatı de­ğiştirildi, iltizam kaldırıldı. Kaza birimleri oluşturularak başına kaza müdürlerinin atanması kabul edildi. Kaza müdürlerinin atanmasında, halkın isteğinin de dikkate alınması kararlaştırıldı. Eyaletlerde eyalet yöneticilerinin katılımıyla "Büyük Meclis" denilen meclis kuruldu. Sonradan bu meclise "Eyalet Meclisi" denildi. Sancakların yönetimi kaymakamlara verildi. Güvenlik için zaptiye teşkilatları kuruldu. 1864 yılında Vilayet Nizamnamesi ile taşra yönetim birimleri vi­layet, liva (sancak), kaza, köy şeklinde birimlere ayrıldı. 1871'de köy ile kaza arasında nahiyeler oluşturuldu. Sancaklarda mutasarrıflar, kazalarda kaymakamlar yönetici oldular. Nahiyelerin başına seçimle belirlenen nahiye müdürle­ri getirilmesi kararlaştırıldı. OSMANLI DEVLETİ'NDE HUKUK Osmanlı Devleti'nde hukuk; Şer'i ve Örfi hukuk olmak üzere iki temele dayanıyordu. Şer'i hukukun kaynağını: Kuran, hadisler, sünnet, icma ve kıyas oluşturuyordu. Örfi hukukun kaynağını ise. anlaşmazlıklara karşı çıkarılan padişah fermanları oluşturu­yordu. Örfi hukukun Şer'i hukuk kurallarına ters düşmemesine özen gösterilmiştir. OSMANLI ASKERi TEŞKiLAT! 1. Kuruluş Devri'nde Osmanlı Asker; Teşkilatı Osmanlı askeri teşkilatında Türkiye Selçukluları, ilhanlılar ve Memlüklerin etkisi görülmektedir. Osmanlı Devleti nin ilk zaman­larında fetihler, aşiret kuvvetleri, gönüllüler, Alperenler ve akın­cılar tarafından yapılıyordu. Fakat bu kuvvetler kale kuşatmala­rında yetersiz kalıyor ve kuşatmalar çok uzuyordu. Özellikle Bursa kuşatmasının çok uzun sürmesi üzerine, düzenli orduya geçilmesi ihtiyacı doğdu. Orhan Bey zamanında ilk düzenli birlikler olarak "yaya" ve "müsellem" orduları kuruldu. Yayalar piyade, müsellemler de atlı birliklerdi Osmanlıların Rumeli'ye geçişiyle birlikte bu kuvvetler de yeterli olmadı. Bunun üzerine I. Murat döneminde "Yeniçeri Ocağı" kuruldu. 2. Yükselme Devri'nde Osmanlı Askeri Teşkilatı Osmanlı askeri teşkilatı, kara ve deniz kuvvetleri olarak iki bö­lümden oluşuyordu. Kara Ordusu Osmanlı Devleti'nin kara ordusu üç bölümden meydana geliyordu. I. Kapıkulu Askerleri Osmanlı Devleti'nde Rumeli'deki fetihlerle birlikte daha çok as­kere ihtiyaç duyulunca savaş esirlerinin alınmasıyla Yeniçeri Ocağı oluşturuldu. Savaş esirleri daha sonraki dönemlerde ihti­yacı karşılamayınca II. Murat döneminde "devşirme" yöntemi uygulanmaya başladı. Kapıkulu Ocakları zamanla hem ordu­nun, hem de yönetimin önemli bir kolu oldu. Devşirilen Hristiyan çocuklar, önce Müslüman bir ailenin yanında eğitilir, daha son­ra Acemi Oğlanlar Ocağı nda yetiştirilirdi. Devşirmeler, hem sarayda, hem de askeri birliklerde görev yapıyorlardı. Kapıkulu askerleri, istanbul'da veya sınır boylarındaki kalelerde otururlar, görevleri karşılığı devletten üç ayda bir ulufe denilen maaş alır­lardı. Kapıkulu askerleri piyade ve süvari şeklinde iki bölümden oluşuyordu: a. Kapıkulu Piyadeleri Acemi Oğlanlar Ocağı: Kapıkulu Ocaklarına asker yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. Devşirme yoluyla toplanan Hıristiyan ço­cuklar. Türk ailelerinin yanında yetiştikten sonra Acemi Oğlanlar Ocağı'na alınırlardı Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu askerleri içinde en çok bilinen ve en itibarlı ocaktı. Yeniçeriler, savaş olmadığı zamanlarda Divan muhafızlığı yaparlar, istanbul'da güvenliği sağlarlar ve sınır boy­larındaki kalelerde üç yıl koruyucu olarak kalırlardı Padişah, ilk defa tahta çıktığında yeniçerilere "cülus bahşişi" dağıtırdı. Ye­niçeriler, emekli olmadan evlenmezler ve askerlikten başka bir işle uğraşmazlardı Cebeci Ocağı: Yeniçerilerin, silahlarının yapımı ve onarımıyla görevliydi. Topçu Ocağı: Top dökmek ve topçuluğa gerekli malzemeleri hazırlamak görevini yerine getiriyordu Top Arabacıları: Top arabalarını yapar ve topları taşırlardı Humbaracılar: Havan denilen topları ve humbara adı verilen e! bombalarını yapar ve kullanırlardı Lağımcılar: Kale kuşatmalarında fitil döşeyerek kaleyi yıkma işini yaparlardı. b. Kapıkulu Süvarileri Kapıkulu askerlerinin atlı sınıfını oluştururlardı Yeniçeriler ara­sından seçilirler ve ulufe alırlardı Fakat derece ve ulufe yönün­den yeniçerilerden üstün idiler. Altı bölükten meydana gelen sü­varilerden sipahi ve silahtarlar, savaşta padişahın çadırını, sağ ve sol ulufeciler saltanat sancaklarını, sağ ve sol garipler de or­dunun ağırlıklarıyla hazineyi korurlardı II. Eyalet Askerleri (Tımarlı Sipahiler) Eyalet askerleri, tımarlı sipahilerden oluşuyordu. Dirlik sistemine göre, sipahiler topladıkları vergilere karşılık devlete asker yetiş­tiriyorlardı. Tımarlı sipahiler, Osmanlı ordusunun en büyük, en güçlü ve hareketli birlikleriydi. Dirlik sahiplerinin yetiştirmek zo­runda olduğu, atı ve silahı olan. savaşa hazır durumda bulunan askerlere cebelü denirdi. Tımarlı sipahiler tamamen Türklerden meydana geliyordu. Diğer zamanlarda kendi işleriyle uğraşan tı­marlı sipahiler, sefer emri geldiğinde savaşa giderlerdi. Kanuni döneminde 12 bin yeniçeriye karşılık, 100-150 bin ka­dar tımarlı sipahi vardı. III. Bağlı Beylik Ve Ülkelerin Kuvvetleri Savaş zamanlarında Kırım. Eflak ve Boğdan askerleri de Os­manlı ordusunda görev yaparlardı. Bunlar içinde en önemlisi Kı­rım kuvvetleriydi. Zamanla akıncı birliklerin yerini de alan Kırım kuvvetleri, vurucu güç olarak görev yapıyorlardı, Osmanlı Donanması Orhan Bey devrinde Karamürsel'de tersane kuruldu (1327). Osmanlı Devleti. Karesioğullarmın topraklarını aldıktan sonra bir donanmaya sahip oldu. 1350'lerde de Edincik deniz üssü kurul­du, l, Bayezid döneminde de Gelibolu tersanesi yapıldı Os­manlı denizciliği Fatih'in 400 parçalık bir donanma oluşturma-sıyla daha da güçlendi. Kanuni devrinde Barbaros Hayrettin Paşa'nın Osmanlı hizmeti­ne girmesiyle Osmanlılar. Akdeniz'de en üstün güç oldular. Os­manlı gemileri istanbul. Süveyş, Gelibolu. Basra Rusçuk, Sinop ve izmit tersanelerinde yapılıyordu VAKIF SiSTEMi Osmanlı Devleti'nde. toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin kurdukları vakıflara bırakılmıştır Kişilerin sahip ol­dukları mallarının tamamını veya bir kısmını halkın yararına sunmasına vakıf denir. Tarihin seyri içinde vakıflar, sosyal, ekonomik, eğitim, sağlık,\ sanat, mimari, ulaşım ve bayındırlık alanında önemli rol oy namışlardır. OSMANLI TOPLUMU Toplum Yapısı Osmanlı Devleti, çok uluslu ve çok dinli bir yapıya sahipti. Ancak Türkler, devletin kurucusu olarak esas unsuru meydana getiri­yordu. Fakat yine de bütün Müslümanlar hakim unsur durumun­daydılar. Osmanlı Devleti'nde toplum, yönetenler (asken) ve yönetilenler (reaya) olarak ikiye ayrılıyordu a. Askeriler (Yönetenler) Askeri sınıf yani yönetenler, padişahın kendilerine dini adli askeri ya da idari yetki tanıdığı devlet görevlilerinden oluşmak­taydı Bunlar, saray halkı, seyfiye. ilmiye ve kalemiye grupla­rından oluşuyordu. Askeri sınıfın en önemli özelliği vergi yükümlülüğü dışında bırakılmalarıdır. Saray halkı: Osmanlı Devleti nde hem padişahların oturaukla-rı yer, hem de en yüksek devlet görevlilerinden bazılarının çalış­tığı merkez saraydı Seyfiye: Osmanlı toplumunda, yönetim görevi de bulunan askeri grup 'seyfiye" olarak adlandırılmıştır.Seyfiye. ehl-ı örf veya ümera olarak da isimlendirilmiştir. Seyfıye kapıkulu ve tımar sistemleri içinde yetişen ve görev yapan kişilerden meydana geliyordu. Vezirler, beylerbeyi, sancakbeyleri. kapıkulu askerleri tımarlı si­pahiler seyfiye sınıfına dahildi. Seyfiye sınıfı yaptıkları görev karşılığında devletten ulufe veya dirlik alırlardı. Kapıkulları, en-derun görevlileri, kale muhafızları, subaşılar ve asesler maaşla­rını hazineden nakit olarak alırlardı. Tımarlı sipahiler, sancak beyleri, beylerbeyleri ve vezirler ise hizmet karşılığında dirlik (tı­mar) alırlardı. ilmiye: ilmiye, yargıçlık, noterlik ve mahalli yönetim işlerini yürüten ka­dılardan, tıp ve müneccimlik yani astroloji alanındaki uzmanlar ile her seviyedeki eğitim ve öğretim elemanlarından meydana geliyordu. Ayrıca imam, müezzin gibi din görevlileri, tarikat şeyhleri ve Hz. Peygamber'in soyundan gelen seyyid ve şerifler de ilmiyeye dahildi. ilmiye mensuplarının büyük çoğunluğu Türk asıllıdır. Eği­timle ilgili ilmiye mensupları ücretlerini, hazineden veya vakıftan nakit olarak alırlardı. Kadılar devletten maaş almazlar, gördükle­ri dava ve yaptıkları işlemlerden aldıkları harçlarla geçimlerini sağlarlardı. ilmiyenin bir diğer üyesi de kazaskerlerdi. Divan'da büyük davalara bakarlar, kadı ve müderrisleri tayin ederlerdi. ilmiye teşkilatının başı Şeyhülislâm'dır. Din işleri, vakıflar, eğtim ve kültür müesseseleri, mahkemeler Şeyhülislâm'ın kont­rol ve denetimindedir. Şeyhülislâm'ın en önemli görevi fetva ver­mekti. ilmiye sınıfının başlıca görevleri fetva (ifta), eğitim (tedrisat) ve adaletti (kaza). Kalemiye: Osmanlı idari ve mali bürokrasisinin mensuplarından oluşuyor­du. Divan'daki temsilcileri Nişancı ve Defterdarlardı. Nişancı, tı­mar sistemini uygulayan organizasyonun başında bulunuyordu. Ayrıca Divan yazışmaları başta olmak üzere devlet merkezinde­ki bütün resmi işlemleri emrindeki katiplerle yürütüyordu. Defter­darlar da maliye ile ilgili olarak aynı işleri yapıyorlardı. Küttab sı­nıfı bu fonksiyonlarıyla örf alanındaki kuralları uygulayan gruptu. Bunlar hem kural koyarlar, hem de uygularlardı. Bu açıdan dev­letin işleyişinde önemli bir rol üstlenmişlerdi. b. Reaya (Yönetilenler) Osmanlı Devleti'nde yönetilenlere "reaya" denirdi. XIX. yüzyıl­dan sonra reaya, daha çok Müslüman olmayanlar için kullanılır­dı. Reaya ile askeri sınıfın farkı, reayanın vergi ödemesi, asker­lerin ise vergi vermemesiydi. Yönetilenler dini yönden de üçe ayrılmıştı: Müslümanlar: Müslümanlar yönetici olurlar, askerlik yaparlar ve öşür verirlerdi. Müslümanlar genellikle, tarım ve sanatla uğraşırlardı. Hristiyanlar ve Museviler: Hristiyan ve Museviler askerlik yap­mazlar, buna karşılık "Cizye" denilen vergiyi verirlerdi. Cizye ye­tişkin ve sağlıklı erkeklerden alınırdı. Genellikle ticaret ve tarım­la uğraşıyorlardı. Islahat Fermanı ile devlet memuru olma hak­kını elde ettiler. OSMANLI TOPLUMUNDA SOSYAL HAREKETLİLİK 1. Yatay Hareketlilik Ülke sınırları içinde insanların bir bölgeden başka bir bölgeye, köyden şehre göç ederek yerleşmesi olayına yatay hareketlilik denir. Bu hareketlerden bir kısmı kendiliğinden gerçekleştiği gi­bi bir kısmı da devletin imar ve iskan politikasının uygulanması sonunda gerçekleşmiştir. 2. Dikey Hareketlilik Dikey hareketlilik, bir kişinin, yönetenlerden yönetilenlere ya da yönetilenlerden yönetenler sınıfına geçiş yapabilmesidir. Yöne­tilen statüsünden yöneten statüsüne geçmenin üç şartı vardı: Müslüman olmak, üzerine aldığı vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek ve padişaha tam bir sadakatla bağlı olmak. •& Yönetenler sınıfına geçebilmenin yollarından biri devşirme sistemiydi. Bu sistemle toplananlar •& Acemi Oğlanlar Ocağı'nda ve Enderun'da eğitim görerek as­keri sınıfa girebilirlerdi. •& Askeri sınıfa geçmenin diğer bir yolu da medrese eğitimi gör­mekti, iyi bir medrese eğitimi görmüş bir kişi adalet, eğitim, din teşkilatları ile sivil bürokraside en üst makamlara gelebilirdi. •& Seferlerde başarı göstererek tımar sahibi olmak ya da kale- miye sınıfına katip olarak girmekte yönetenler sınıfına geçmenin yolları arasındaydı. OSMANLI EKONOMiSi A Osmanlı iktisat Anlayışı Osmanlı ekonomisi, büyük ölçüde tarıma dayalıydı. Bu nedenle Osmanlı iktisat anlayışı da, toprağın iyi değerlendirilmesi, boş bırakılmaması, iyi bir vergilendirme sistemine dayanıyordu. Sı-~ nırların genişlemesi sonucu, ticaret faaliyetleri de Osmanlı ikti-u: sat anlayışına yeni bir değişiklik getirdi. Ticari faaliyetler Osman­lı fetihlerini de yönlendirdi. Amasra, Trabzon ve Kırım'ın fethiyle ipek Yolu, Mısır'ın fethiyle Baharat Yolu Osmanlı kontrolüne geçti. Coğrafi Keşifler sonunda ticaret yollarının değişmesi, kapitülasyonların etkisi ve dış ticaretin yabancıların eline geçmesi gide­rek Osmanlı ekonomisini olumsuz yönde etkiledi. Bu olumsuz gelişmeler karşısında devlet, bazı alanlarda himayeye ve müdahaleye gerek duydu. III. Selim'den itibaren yerli malı kullanılma­sı, paranın dışarıya çıkmaması, güçlü bir para oluşturulması. Türk tüccarların korunması, Osmanlı iktisat anlayışına hakim olmaya başladı B. Osmanlı Ekonomisinin Tabii Kaynakları a. insan : Osmanlı Devleti'nde, üretici kitlelere genel olarak re-© aya deniyordu. Bu nedenle Osmanlı ekonomisinin temel insan kaynağı reaya idi. ilk nüfus sayımı 1831 'de yapıldı. Ancak, daha m önceki dönemler için Osmanlı ülkesindeki nüfus durumunu be-o_ lirten önemli belgeler vardır. Bu belgeler tahrir defterleridir. Os­manlı Devleti, bir bölgeyi ilk fethettiğinde, ya da belirli zaman-w larda bir sayıma tabi tutardı. Tahrir defterleri vergi yükümlüsü er-K kek nüfusu ve ödenmesi gereken vergileri belirlemek amacıyla tutulurdu. -j b. Toprak : Osmanlı Devleti, toprağın büyük bir kısmını miri toprak olarak 2 kendi mülkiyetinde tutuyordu. Devlet toprakların işlenmesini re­ayaya bırakmış ve ekonomik hayatı düzenlerken, her köylü aile­sinin geçimini sağlayacak toprağa sahip olmasına dikkat etmiş­tir. Tımar sistemi içinde bu topraklar çift diye isimlendirilmiştir. Osmanlı Devleti'nde ülke toprakları mülkiyet hakkı bakımından Mülk, Miri ve Vakıf olmak üzere üçe ayrılmıştır. 1. Mülk Arazi: Halkın elinde bulunan, tamamıyla halka ait olan topraklardı. Bu tür topraklar kendi aralarında iki kısma ayrılıyordu: Öşriyye : Müslümanlara ait olan topraklar Haraciyye : Gayri müslimlerin sahip olduğu topraklar 2. Vakıf Arazi: Gelirleri cami. medrese, hastane gibi topluma hizmet veren ku­ruluşların masrafları için ayrılmış olan arazilerdir. Vakıf arazileri­nin alınıp satılması kesinlikle yasak olup devlet tarafından da vergiden muaf tutulmuştur. 3. Miri Arazi: Devlet mülkiyetine geçirilen topraklardır. Mülkiyeti devlete ait olan topraklar ekilip biçilmesi ve işlenmesi amacıyla çeşitli kişile­ re bırakılmıştı. Miri arazi çeşitli bölümlerden meydana gelmiştir. ŞEKİL GİRECEK Osmanlı Devleti dirlik sistemini uygulamakla birçok kazanç elde etmiştir. Dirlik arazisini ekip biçenler (reaya) devlete vermeleri gereken vergiyi devletin göstereceği askerlere, memurlara veya sosyal kurumlara ödemekteydi. Böylece devlet memurlaıı ve as­kerlerin maaşları halk tarafından ödenen vergilerle karşılanıyor­du. Çok düzenli olarak işleyen bu sistem, sürekli kontrol edil­mekteydi. Dirlikleri alıp satma imkanı yoktu. Dirlik sisteminin uygulanmasıyla; & Devlet, üretimi denetimi altına almış ve sürekliliğini sağla­mıştır. "A Eyalet askerleri bu sistem sayesinde yetiştirilmiş, devamlı savaşa hazır bir ordu bulundurulmuştur. •& Ülkenin bayındır hale gelmesi, araziden daha iyi faydalanıl­ması, askeri masrafların azaltılması, böylece gelirlerin artırılma­sı sağlanmıştır. "& Tımar sistemiyle devlet vergi toplama külfetinden kurtulmuş­tur. •& iç ve dış güvenlik sorunu çözülmüştür. Bu sistemle ülkenin her tarafına yayılan askerler sayesinde köylerde bile güvenlik sağlanmıştır. Has ve zeametler, ilgili kişilere görevde kaldığı süre içinde tah­sis edilir, görevlerinin bitiminde dirliği geri alınırdı. Tımarlar ise kanunlara aykırı bir hareketi olmadığı taktirde, sipahilere ömür boyu verilirdi. Sipahinin ölümü üzerine bazı şartlarla mirasçıları­na kalırdı. Topraklar devletin malıydı. Dirlik sahipleri ve sipahi­ler, bölgenin yönetiminden sorumluydu. Dirlik sahibi, dirliğin en önemli temsilcisidir ve kadı denetiminde burayı yönetir, çağrıldı­ğında savaşa giderdi. Dirlik sistemiyle, askerin ihtiyaçlarının bir kısmının karşılan­ması, tarımda yüksek verimlilik, toprağın vergilendirilmesi, toprağın boş bırakılmaması sağlanıyordu. XVI. yüzyılın son­larından itibaren tımar sistemi belirli kişilerin elinde toplanma­ya başladı. 1858 Arazi Kanunnamesi'yle, uzun süre toprağı elinde bulunduran ve işleyenler, onun sahibi oldular. iltizam sistemi: Osmanlı Devleti'nde tımar sistemi içine yerleştirilemeyen faali­yetlerin gerektirdiği parayı sağlayabilmek için tımar sistemi ya­nında birde iltizam usulü uygulanıyordu. XVI. yüzyılda bazı eya­letlerin vergilerinin açık artırma yoluyla belirli bir bedel karşılığı peşin olarak mültezim adı verilen kişilere bırakılmasına iltizam denirdi. Bu sistem ilk defa Kanuni zamanında, Sadrazam Rüstem Paşa tarafından uygulandı. Devlet, uzak bölgelerin vergi gelirlerini açık artırmayla nakit olarak satmış, eyaletlerdeki askerler ve yö­neticilerin maaşlarını ödemiştir. C. Üretim a. Tarım Osmanlı ekonomisinin en önemli kolu tarımdır. Osmanlı toplu­mu genelde bir köylü toplumuydu. Tarım politikasını belirleyen en önemli uygulama, tımar sistemiydi. Bu sistemde toprağın mülkiyeti devlete, işleme hakkı köylüye, vergisi sipahiye aitti. Köylü, toprağı sürekli işleme, miras bırakma hakkını devam etti rebilmek için bazı yükümlülükleri yerine getirmek zorundaydı: 1. Sebepsiz olarak toprağını terk edemezdi. 2. Toprağını sebepsiz olarak üç yıl üst üste boş bırakamazdı. Eğer bırakırsa, toprak kendisinden alınırdı. 3. Öşür ve diğer vergileri sipahiye ödemek zorundaydı. Bu yükümlülüklere karşı devlet de halkın güvenliğini korumak ve düzeni sağlamakla görevliydi. Vergiyi toplamakla görevli olan sipahinin de reayaya karşı yükümlülükleri vardı: 1. Köylünün güvenliğini sağlamak, 2. Üretim araçlarını temin etmek, 3. Tohum ve gübre ihtiyaçlarının karşılanmasında köylüye yar­dımcı olmak, 4. Köylünün vergisini en kolay şekilde ödemesini sağlamaktı. b. Hayvancılık Hayvancılık tarım ekonomisinin ve genel ekonominin önemli unsurlarından biridir. Osmanlı döneminin teknolojik seviyesi içinde hayvan, ulaşım ve üretimin en önemli güç kaynağıdır. Hayvancılık, daha çok Doğu, Orta ve Batı Anadolu'daki göçebe­ler tarafından yapılmaktaydı. Adet-i Ağnam adıyla önemli bir miktar teşkil eden hayvanlar için vergi alınıyordu. c. Sanayi 1. Esnaf Teşkilâtı: Esnaf ve zanaatkarların, çalışma ve pazar sorunlarını çözmek, mesleğe yeni eleman yetiştirmek amacıyla Lonca Teşkilâtı ku­rulmuştur. Loncaların dışında, esnaflık ve zanaatkârlık yapmak mümkün değildi. Loncalar, devletçe belirlenen kurallara uymak zorundaydı. 2. Üretim Dalları: En gelişmiş sanayi dalı dokumacılık ve deri işlemeciliğiydi. Bu­na paralel olarak sanayide boyacılık gelişmişti. Avrupa sarayla­rından bile kumaşlarını boyatmak için Osmanlı ülkesine gönde­renler oluyordu. D. Ticaret a. Osmanlılarda Ticaret ve Tüccar ipek ve Baharat yollarıyla gelen mallar, Türk tüccarları tarafın­dan Avrupa'ya nakledilirdi. Karadan yapılan ticaret, kervanlarla gerçekleştiriliyordu. Ticaret, devlet tarafından teşvik edilir ve ti­caret eşyasından alınan vergiler son derece düşük tutulurdu. b. Ticaret Yolları Osmanlı toprakları, ipek ve Baharat yolları üzerinde bulunuyor­du, istanbul - Halep, istanbul - Diyarbakır ve istanbul - Erzin­can - Erzurum - Kars arasındaki yollar en önemli ticaret yollarıy­dı. Bu yollar üzerinde, kervansaraylar ve hanlar bulunuyor, bu­ralarda güvenlik derbentçiler tarafından sağlanıyordu. Ticaret merkezleri arasındaki posta ve haberleşme, menzil teşkilâtı ta­rafından yapılıyordu. Ticaret yolları üzerindeki köy ve kasabalar­da, haberleşmede hız sağlamak için dinlenmiş binek hayvanla­rı bulunuyordu. Bu görevlerine karşılık, o köy ve kasabalar bazı vergilerden muaf tutuluyordu. Ticaret yollarının geçtiği yerlerde, taşımacılığı meslek edinmiş mekkari taifesi bulunuyordu. Bun­lar üzerine aldıkları görevi yerine getiremediğinde cezalandırılı­yordu. Ticari hayatın canlı olduğu yerlerde kapan hanları bulu­nuyordu. Buralarda temel ihtiyaç maddeleri toptan satılırdı. Ka­panda satılan mal sadece un ise, ''un kapanı" adını alırdı. c. Ticari Emtia Üretim yapılıp pazarda belli bir değer karşılığı satılan eşyaya mal veya çoğulu olan emtia denir. Osmanlı Devleti. XVI. yüzyı­lın sonlarına kadar ekonomik yönden kendine yeterliydi. Bu ne­denle dışarıya mal satma veya dışarıdan mal alma ihtiyacı duy­mamıştı. Bazı yıllarda fiyatların yükselmesini engellemek için dı­şarıya mal satmak yasaklanıyordu, ihraç edilen başlıca mallar: Buğday, pamuk, yün, deri, balmumu, tuz, çeşitli madenler, ke­reste, ipekli ve pamuklu kumaşlardı. E. Kamu Ekonomisi (Osmanlılarda Bütçe) Osmanlı Devleti'nde ilk mali teşkilât, I. Murat zamanında kurul­muştu. Bu durum, Osmanlıların ilk yıllarından itibaren bütçe dü­zenlemesine önem verdiklerini gösterir. a. Şer'i vergiler: Dini kaynaklı vergilerdir. 1. Öşür: Müslüman üreticilerden. 1/10 oranında alınan arazi ve ürün vergisidir. 2. Haraç: Gayr-i müslimlerden alınan arazi ve ürün vergisidir. 3. Cizye: Baş vergisi de denilen bu vergi sadece askerlik yapa­cak durumda olan Gayr-i müslim erkeklerden alınan sosyal gü­venlik ve himaye vergisidir. Kadın, çocuk, ihtiyar ve düşkünler­den alınmazdı. b. Örfi vergiler: Padişahın iradesiyle toplanan vergilerdir. Ra-iyyet Rüsumu da denilen bu vergiler üreticinin konumuna göre toplanırdı. 1. Resm-i Çift: Çiftçinin elinde bulunan toprakların karşılığında alınan bir vergidir. Vergi miktarı arazinin büyüklüğü ve çiftçinin evli - bekâr oluşuna göre belirlenirdi. 2. Çift Bozan: Toprağını mazeretsiz olarak terkeden ya da üç yıl üst üste boş bırakan köylüden alınan vergidir. 3. Adet-i Ağnam: Hayvan vergisidir. Sipahiler tarafından topla­nan bu verginin miktarı, hayvan sayısı ile orantılı olarak belirle­nirdi. 4. Bâc-i Bâzari: Pazar yerlerinden alınan bir vergidir. 5. Resm-i Mücerret: Bekârlardan alınan vergidir. 6. Resm-i Bennak: Evlilerden alınan bir vergidir. 7. Resm-i Ispençe: Gayr-ı müslim halkın erişkin erkeklerinden alınan bir vergidir. Müslümanlardan alınan Resm-i çift karşılığı­dır. 8. Resm-i Arus: Sipahiler tarafından, tımar arazilerinde yaşa­yan kadınların evlenmeleri esnasında kocalarından alınan ver­gilerdir. 9. Niyabet Rüsumu: Yöneticilerin halktan aldığı bir vergi çeşi­didir. Suçlulardan alınan Cerimeler de bu vergiye dahil edilen vergidir. Bu vergilere Bâd-ı Hava vergileri de denilmiştir. Bu ve benzeri vergilerin dışında bir de olağanüstü durumlarda toplanan Avarız vergisi vardır. Fiyat artışlarının nedenleri : 1. Savaşların uzun sürmesi, 2. Köylülerin topraklarını terketmesi, ' . 3. Tımar sisteminin bozulması ve bunların sonucunda üretimin tüketimi karşılayamamasıdır. Böylece paranın satın alma gücü azaldı ve enflasyon ortaya çık­ tı. Fiyatların artmasının bir başka nedeni de, devletin yasakla­ masına rağmen kaçak yollardan Avrupa ülkelerine mal satmak olmuştur. __ Fiyat artışlarını engellemek için devletin aldığı önlemler: 1. Ham gümüşün kullanımı sınırlandırıldı ve dışarı çıkışı ya­saklandı. 2. Yeni paraların piyasaya çıkması üzerine eski paralar ve gümüşler toplandı. 3. Sahte para basımı engellenmeye çalışıldı. 4. Sarraflara işleyebilecekleri kadar gümüş verildi. Ancak bu tedbirler sonucunda da istenilen sonuçlar alınamadı. Osmanlı parası 1580'lerden itibaren büyük bir değer kaybına uğradı ve ilk para düzeltmesi yapıldı. XVIII. yüzyılda Osmanlı para birimi olan akçe, değer kaybından dolayı piyasada görülmez hale geldi. XIX. yüzyılda Osmanlı para sisteminde bazı değişiklikler yapıla­rak, ilk kez 1839'da "Kaime-i nakdiyye-i mutebere" adıyla kâğıt para basıldı. Bu kâğıt paranın karşılığı olmayıp, bono gibi kul­lanılması düşünülmüştü. 1844'te Devlet Darphanesi para bas­ma konusunda tek yetkili kılındı. Bu düzenlemelerden sonra te­mel para birimi Mecidiye ve Guruş oldu. OSMANLILARDA KÜLTÜR VE SANAT Klasik Osmanlı Türk toplumu ve kültürünün temelini; •& 1071 Malazgirt Zaferi'nden bu yana Türkleşen Anadolu, •£ Ahiler, gaziler, esnaf ve sanatkârlar, •& islâm dini, & Padişahların izledikleri temel kültür politikası, •& Türk örfü ve geleneği meydana getirmektedir. Osmanlı Devleti; askeri, adli, sivil ve idari teşkilatının en önemli unsurlarını Selçuklulardan almıştır. Osmanlı müesseselerinde kısmen ilhanlılar ve Memlüklerin de etkisi olmuştur. Osmanlı dö­nemi Türk kültürü, genel itibariyle coğrafyaya hakim, dış kültür değerlerini kendi bünyesinde birleştiren ve onları geliştirerek ye­ni bir mana kazandıran özellik taşır. Osmanlı hazinesinde toplanan bu gelirler jr Devlet adamları, askerler ve bilim adamlarının maaşları­nı ödemede, "ur Bayındırlık hizmetleri ve askeri harcamalarda kullanılıyordu ilk resmi Osmanlı bütçesini hazırlayan Tarhuncu Ahmet Paşa kısmen başarılı olmuşsa da bu durum uzun sürmemiştir. F. Osmanlılarda Para ve Fiyat Hareketleri Osmanlı tarihinde ilk para Osman Bey zamanında ilk gümüş ak­çe Orhan Bey, ilk altın para Fatih Sultan Mehmet tarafından bastırıldı. Bu arada Osmanlı parasının yanı sıra yabancı altın ve gümüş paralar da kullanılıyordu. Bunun nedeni ise, Osmanlı ülkesinde altın ve gümüş madenlerinin az bjlunmasıydı. Coğ­rafi Keşiflerin sonunda Avrupa'dan gelen çok miktardaki altın ve gümüşün Osmanlı topraklarına girmesi XVI. yüzyıl sonlarında Osmanlı parasının değer kaybetmesine neden oldu. Fiyat artış­larının iç ve dış nedenleri vardır. OSMANLILARDA EĞiTiM VE ÖĞRETiM Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde, temel bilim kurumu med­reseydi. Burada hem akli, hem de nakli ilimler okutuluyordu. Nakli ilimler, islâm dinine ilişkin bilgilerdir. Bunlar; Kur'an, Tef­sir, Hadis, Fıkıh ve Kelam'dı. Akli ilimler ise; bir yönüyle Allah'ın varlığını ve yüceliğinin delillerinden, diğer yönüyle dünya düze­nini açıklayan bilimlerdir. Bunlar; Felsefe, Matematik, Astrono­mi, Fizik, Kimya, Biyoloji, Coğrafya gibi ilimlerdir. Medreselerin dışında, tekke, dergah, cami. lonca, sıbyan mektepleri, saray okulları ve konaklarda da eğitim yapılırdı. OSMANLILARDA EĞiTiM VE ÖĞRETiM KURUMLARI a. Enderun Devlet memuru, idareci, komutan ve sanatkâr yetiştirmek ama­cıyla kurulan bu saray okulu ilk olarak II.Murat döneminde Edir­ne Sarayfnda açılmıştı, istanbul'un fethinden sonra Topkapı Sarayı'nda faaliyetlerine devam etti. 1833'te yeni düzenlemeler yapılan okul 1910'da kapatıldı. Devşirme sistemiyle toplanan çocuklar, burada iyi bir Müslü­man, güvenilir ve nitelikli bir devlet adamı veya usta sanatkâr olarak yetiştirilirdi. Osmanlılara tâbi olan ülkelerin rehine olarak gönderdiği çocuklar da Enderun'da eğitilirdi. Daha sonraları En­derun'a Müslüman çocukları da alındı. b. Medrese Osmanlı Devleti'nin dayandığı sistemlerin temel düşüncesini ve­ren eğitim ve öğretim sisteminin temel kurumu medresedir. Eği­timin ilk basamağı Sıbyan Mektebi (mahalle mektebi) idi. He­men hemen her mahallede ve cami yanında Sıbyan Mektebi vardı. Burada öğrencilere Kur'an okutulur, islâm dininin ilk bilgi­leri verilirdi. Yeteneklilere okuma-yazma öğretilirdi. Medreseler, XVI. yüzyılın sonlarına doğru bozulmaya başladı. Bozulmanın nedenleri şunlardır: 1% Müsbet bilimlerin giderek okutulmaması & Kanunlara aykırı olarak medreselere müdahale edilmesi "A Medrese ile ilgisi olmayanlara müderrislik verilmesi ve ule­ma çocuklarına daha beşikte iken müderrislik payesi verilmesi­dir. c. Askeri Eğitim Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde askeri kuvvetler aşiret as­kerlerinden oluşuyordu. Kapıkulu ordusuna, önceleri savaşlarda esirlerin gençleri ve askerliğe elverişli olanları alınıyordu. Anka­ra Savaşı'ndan sonra Pencik oğlanı bulma zorlukları ortaya çık­tı ve Osmanlı topraklarında yaşayan Hristiyan ailelerden alına­rak "devşirme usulü" uygulanmaya başladı. Kapıkulu Ocağı'na alınacak kişiler, Türk ailelerin yanında Türk-lslâm kültürüne gö­re yetiştirilirdi. Bu gelişmelerden sonra Acemi Oğlanlar Oca-ğı'nda eğitilen devşirmeler, Kapıkulu ocaklarına ve Enderun'a gönderilirdi. XVII. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı Devleti'nde başlıca tophane, kılıçhane, cambazhane ve kumbarahane gibi kurumlarda askeri eğitim ve öğretim veriliyordu. EĞiTiM VE ÖĞRETİMDE GELiŞMELER YENİLİKLER Eğitim ve öğretim XIX. yüzyılda Osmanlı eğitim kurumlarını dört bölümde inceleyebiliriz: /. Eskiden beri devam eden medreseler. Buralarda programlar dünyadaki ilmi ve teknolojik gelişmelerden habersiz bir şekilde devam ediyordu. 2. XVIII. yüzyılda kurulmaya başlayan önce askeri ve XIX. yüz­yılda kurulan yeni tarz sivil okullar 3. Azınlık ve yabancı okulları 4. Osmanlı vatandaşlarının açtığı okullar Islahat Fermanı eğitim alanında yenileşmede önemli bir dönüm noktası oldu. 1857'de Maârif-i Umûmiye Nezareti (Genel Eğitim Bakanlığı) kurularak Milli Eğitim Bakanlığı'nın temeli atıldı. Bu gelişmeden sonra ilk defa Eğitim Bakanı kabineye girdi. 1861'de Nizam-nâme çıkarılarak Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye dışındaki okullar Maârif-i Umûmîye Nezâreti'ne bağlandı. Böylece askeri ve sivil okullar birbirinden ayrıldı. a. Askerî Kurumlar 1845'te Harp Okulu'na öğrenci yetiştirmek için Askerî Liseler açıldı. Günümüze kadar devam eden istanbul'da Kuleli, Bur-sa'da Işıklar ve izmir'de Maltepe Askeri Liseleri bu dönemde ku­ruldu. 1849'da Harbiye Mektebi'nde Veteriner bölümü açıldı. 1875'te Askeri Ortaokullar açıldı. Ayrıca ord'jnun kurmay subay ihtiyacını karşılamak için kurmaylık bölümü açıldı (1845). b. Sivil Kurumlar II. Mahmut tarafından zorunlu hale getirilen ilköğretim istanbul dışında uygulanamadı, ilköğretim Sıbyan Mektebi (Anaokulu), iptidaiye (ilkokul) ve Rüşdiye (Ortaokul) şeklinde üç kademeli düşünüldü. 1861'de istanbul'da ilk Kız Rüşdiyesi açıldı. Bu tari­he kadar kızların yaygın olarak okula gitmedikleri görülmektedir. 1867 den sonra bu okullara Müslüman öğrencilerin yanında Hrisliyan öğrencilerde alındı. Rüşdiye'yi bitirenlerin gittiği idadi­ler 1872'de kuruldu. idadilerin üstünde eğitim verecek Sultaniler ilk kez 1868'de Ga­latasaray Sultani'si adıyla açıldı. Bu okulun yönetimi ve progra­mı Fransızlara verildi. Rüşdiyeler ile Darülfün'un (Üniversite) arasında eğitim vermek üzere 1849'da DarülmaarifOkulu açıldı. Bu okul devlet memuru da yetiştirecekti. 1876'da Darül mualli-mat (Kız Öğretmen Okulu) açıldı. 1873'te yetim Müslüman ço­cukların eğitimi için Darüşşafaka, 1850'de Encümen-i Daniş (ilimler Akademisi) açıldı. c. Meslekî Kurumlar 1874'te Sultani Mektebi'nde bir sınıf ayrılarak Hukuk Mektebi açıldı. 1860'da Ticaret Okulu açılmak istendi. Ancak başarılı olu-namadı. Tarım alanında ilk okul Ameli/ Ziraat Mektebi oldu (1847). Orman Mektebi (1870) ve Bursa'da Koza Okulu açıldı. Tanzimat döneminde önem kazanan Telgrafçılık Okulu açıldı. Mithat Paşa'nın girişimleriyle Niş ve Rusçuk'ta yetim çocuklara sanat öğretmek için Islahhaneler açıldı, ilk Sivil Tıp Okulu 1866'da, Eczacı Okulu 1867'de açıldı. Heybeüada'da Kaptanlık Okulu açıldı (1870). Mithat Paşa'nın çalışmalarıyla Sanayi Mektebi kuruldu (1868). Ayrıca Kız Sana­yi Mektebi de kuruldu. d. Azınlık ve Yabancı Okulları Azınlıklara kültür, eğitim ve inanç özgürlüğü tanıyan Osmanlı Devleti, okul açma izni de verdi. Azınlık okulları, Patrikhaneler ve Hahamhaneler aracılığıyla yönetildi. Bu okullarda bağlı bu­lunduğu kilisenin papazı veya havranın hahamı ders veriyordu. Bağımsız ilk Ermeni Okulu 1790'da Kumkapı'da açıldı. 1824'ten sonra Ermeni Patrikhanesi'nin emriyle Ermeniler Anadolu'nun en küçük yerleşim birimlerine kadar okullar açtılar. Yahudi Cemaati'ne ait havraların dışında ilk modern okul 1854'te istanbul'da Musevi Asri Mektebi adıyla açıldı. 1875'ten sonra Alyans Israilit'in gayretleriyle birçok okul açıldı. Kapitülasyonlardan faydalanarak Osmanlı ülkesinde okul açma imtiyazını elde eden yabancı ülke misyonerleri akın akın toprak­larımıza gelerek çalışmalara başladılar. Önceleri dini nitelik taşı­yan kiliselere bağlı olarak kurulan okulların yanında Elçilik Okul­ları da açıldı. Bu okullar zamanla amacından saparak yabancı devlet okulları haline geldi ve Osmanlı Devleti aleyhine çalışma­ya başladılar. Katoliklerin koruyucusu olan Fransa ülkemizde ilk okulu 1583'te açtı (Saint Benoit). Bu okul Osmanlı topraklarında açılan ilk yabancı okuldur. ingilizler, Suriye ve Lübnan'da okullar açtı. Değişik yerlerde açı­lan ingiliz okullarından Nişantaşı'nda ingiliz Erkek Lisesi (1905), Beyoğlu'nda açılan ingiliz Kız Ortaokulu (1857) Türkiye Cumhu-riyeti'ne devredilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, 1830'da Osmanlı Devleti'yle yaptığı antlaşmayla en ayrıcalıklı yabancı devlet haline geldi. Ermeni­lerle işbirliği yapmayı kendisi için daha uygun gören ABD, Erme­nileri kullanarak Anadolu'da etkinlik kazanmak için birçok okul açtırdı. 1863'te Robert Koleji açıldı. Bu okul Türk eğitimi için mo­dern bir örnek teşkil etti. ABD, Osmanlı topraklarında sayı itiba­riyle şaşırtıcı miktarda okul açmıştır. 1904 itibariyle 465 Ameri­kan okulunda 22.867 öğrenci bulunuyordu. italya kendi soydaşları için 1861'de istanbul'da ve 1863'te Ha­tay'da okul açtı. Osmanlı ülkesinde yaşayan Alman azınlıklar Avusturya eğitim kurumlarından faydalandı. Ancak 1871'de birliğini sağladıktan sonra kendi kültürünü yaymak için Almanlar da okullaraçtı. e.Darulfunun(Üniversite)1862’de burada halka açık dersler verilmeye başlandı.1870’te Darulfunun İstanbul’da resmen açıldı.Ancak Darulfünun 1871’de kapatıldı ve tekrar 1900’de açıldı. XIV. ve XVI. Yüzyıl Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Devlet Yönetimi Padişah Osmanlı Devleti'nin yönetimine Al-i Osman diye adlandırılan Osmanlı ailesi dışında başka bir sülaleden hükümdar getirilmemiştir. Devletin ve milletin devamı ilkesine uyularak, bir isyan çıkmasının önüne geçmek amacıyla diğer şehzadeler öldürülürdü. Bu nedenle yıkılışına kadar, Osmanlı Devleti'nde Roma ve Bizans'ta olduğu gibi bir çok sülale iş başına geçmemiştir. I. Ahmet Dönemi'nden itibaren, kardeş katli kaldırılarak, oda hapsi uygulaması başlamıştır. Padişah, törelere göre, bütün güç ve kudreti elinde bulunduran ve memleketin sahibi sayılırdı. Padişah, şer'i hukuka aykırı olmamak şartıyla, birtakım hükümler verir, bunlar örf olarak adlandırılırdı. Padişahlar aynı zamanda ordunun başkomutanı idi. XVI. yüzyıla kadar padişahlar, şehzadelikleri döneminde savaşlara katılır, ülke idaresi ve savaş teknikleri konusunda tecrübe kazanırlardı. Padişahlar, dini anlamda yetkilere de sahiptiler. Bu yetki Yavuz Sultan Selim'in, Mısır'ı alması ile Halife-i Müslimin, yani Müslümanların halifesi sanı ile belirtilmişti. Padişah çocuklarına, çelebi veya şehzade denir, şehzadeler, babalarının sağlığında büyük bir sancağa tayin edilirdi. Buralarda, başlarında da "Lala" denilen devlet adamları olmak üzere, devlet yönetimi konusunda yetiştirilirlerdi. Her şehzade hükümdar olma hakkına sahipti. Tahta çıkma konusunda herhangi bir veraset sistemi yoktu. Osman Bey ve Orhan Bey döneminde padişahlık hakkı hanedanın bütün erkek üyelerine aitti. Ancak, I. Murat döneminden itibaren padişahlık, padişah ve oğullarına bırakılmış, bu durum şehzadeler arasında zaman zaman taht kavgalarına sebep olmuştu. Fatih Kanunnamesi'nde bu durum; "şehzadelerin hangisine saltanat nasip olursa onun tahta geçeceği" şeklinde belirtilmiş, böylece bu kanunname ile kardeş katli yasallaşmıştır. I. Ahmet dönemi ile birlikte, ekber ve erşad yani en akıllı ve en yaşlı kişinin tahta geçmesi kuralı getirilerek veraset sistemi belirgin bir duruma gelmişti. Osmanlı padişahları Halifelik yetkilerini ilk defa 1774'te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'nda Kırım Müslümanlarını dini açıdan kendilerine bağlıyarak kullanmışlardır. Merkez Yönetimi Saray XV. yüzyılla birlikte Osmanlı Devleti giderek gelişmiş ve büyümüş, buna paralel padişahların oturduğu saraylar da büyümüş ve ihtişamı artmıştı. Bursa'nın başkent olduğu dönemlerde, burada bir saray yapılmış, ardından Edirne'nin alınması ile buraya da saraylar yapılmaya başlanmıştı. Fatih'in İstanbul'u fethi ile, önce bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu alana, Saray-ı Amire yani "büyük saray" diye bilinen bir saray yapılmış, zamanla bu sarayın yetersiz kaldığına inanılarak, yine Fatih döneminde Topkapı Sarayı'nın yapımına başlanmıştı. Dört tarafı duvarlarla çevrili olan bu saray,değirmenleriyle, fırını ve bostanıyla, silah depolarıyla, ahırlarıyla, mescidleriyle adeta bir kasabayı andırmaktaydı. Bu dönemde saray, padişahın ailelerine ayrılan harem, devşirmelerden ve savaşlarda esir alınıp yetiştirilen gençler ve gönüllülerden oluşan Enderun ile sarayın dış hizmetlerine bakanlar için ayrılan Birun olmak üzere üç ana bölümden oluşurdu. Birun Osmanlı Devleti'nin zamanla gelişip büyümesi sonucu, başlangıçta basit ve sade olan saray teşkilatı yetersiz kalmış, sınırların hızla büyümesi ile devlet memurlarının sayısı artmıştı. Bu durum saraya da yansımış, saray görevlilerinin sayıları da artmıştı. Bu durumda iki terim ortaya çıkmıştı; Enderun ve Birun. Farsça bir kelime olan ve "dış" analamına gelen Birun, Osmanlı sarayında dış hizmetlere bakan, sarayda yatıp kalkmak zorunda olmayan padişah hocası, hekimbaşı, cerrahbaşı, hünkar imamı gibi kişilerin bağlı olduğu kısımdı. Bu insanlara "Birun Halkı" ya da "Dış Halkı" denirdi. Birun Halkı, Enderun Halkı'na göre daha üst seviyede idi. Birun terimi Tanzimat'ın ilanı ile kullanılmamaya başlanmıştı. Enderun Farsça bir kelime olan Enderun "iç" anlamına gelir. Enderun ve Enderun'a mensup halk, devşirme denilen hristiyan çocukları ile savaşlarda esir alınıp yetiştirilen gençler ve gönüllülerden oluşurdu. Devşirme kanununa göre sekiz ve on sekiz yaşları arasında toplanan ve daha sonra boy, gösteriş, ahlak ve zeka olarak seçilen bu bu gençler, önce Edirne Sarayı, Galat Sarayı ve İbrahim Paşa Sarayı gibi saraylarda Türk-İslam adet ve geleneklerine göre yetiştirilir, ardından Enderun'daki ihtiyaca göre buraya alınıp, kendilerine birer oda tahsis edilir, saray adabını öğrendikten sonra, yeteneklerine göre devlet memurluklarına atanırlardı. Bu odaların en önemlisine Hasoda denirdi. Kısaca Enderun, Osmanlı Devleti'ne, devlet memuru yetiştiren bir okuldu. Harem Arapça'da girilmesi yasak ve kutsal olan yer anlamına gelen harem, Osmanlı saray yapısında önemli bir yer tutar. Harem-i Humayun veya Harem Dairesi adı verilen bu kısım da tamamen padişah kadınlarına ayrılmıştı. Haremde bulunan kadınlar, Harem Ağası denilen, erkekliği yok edilmiş kişilerin kontrolündeydiler. Hareme alınacak kadınlar itina ile seçilir, bunlar ya değişik ırklardan seçme güzel kadınlar, ya da padişaha bazı devlet adamlarının göndermiş olduğu kadınlardan oluşurdu. Bununla birlikte bir takım cariyeler, yani savaşlarda esir alınan kadınlar da, Harem Ağası'nın seçimi ile hareme girebilirlerdi. Harem-i Humayun aynı zamanda bilinenin aksine, padişahın giyim ve kuşamı dahil tüm özel işlerinin düzenlendiği bir kurumdu. İstanbul Yönetimi İstanbul, Osmanlı Devleti için kuruluş yıllarından itibaren hem siyasi hem de ticari açıdan önemini korumuştu. 1453 yılında İstanbul'un fethi ile, Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapmaya başlayan şehir, Osmanlı tarihinde "payı taht-ı saltanat", yani "saltanatın başkenti" olarak anılmıştır. İstanbul, ülke yönetiminde özel bir yere sahipti. Bütün merkez teşkilatının bulunduğu İstanbul'a özel memurluklar vardı. Bunlardan bazıları; İstanbul Ağası, İstanbul Kadısı, Şehremini idi. Yeniçeri Ağası'nın bir gmrevi de İstanbul'un güvenliğini sağlamaktı. İstanbul Kadısı, şehirdeki şer'iyye mahkemelerinin başında bulunan, yani adalet işleri ile uğraşan kişi idi. Bu arada şehirde bulunan saray ve hükümete ait binaların onarım ve tamir işlerine bakan kişiye "Şehremini" denirdi. Divan-ı Hümayun Osmanlı Devleti'nde bugünkü anlamda Bakanlar Kurulu, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi gibi devlet kurumlarının görevlerini yerine getiren ve bizzat padişahın başkanlık yaptığı, birinci derecede devlet işlerinin görüşüldüğü divana Divan-ı Hümayun denir. Selçuklu, İlhanlı gibi Türk Devletlerinden örnek alarak oluşturulan Divan Teşkilatı ilk defa Orhan Bey zamanında kurulmuştu. Fatih Sultan Mehmet'e kadar divana padişahlar başkanlık ederken, Fatih'ten sonra divana sadrazamlar başkanlık etmeye başlamıştı. Divan, padişah nerde ise orda kurulurdu. Fatih devrine kadar Divana padişahlar başkanlık ederken, bu tarihten itibaren Vezir-i Azamlar başkanlık yapmış, padişah divan toplantılarını kafes arkasından dinlemişti. Divan toplantılarında, birinci veya ikinci derecede siyasi, idari, askeri, örfi, şer'i, adli, mali işlerle birlikte, halkın şikayetleri ve davaları görüşülüp karara bağlanırdı. Divan hangi din ve mezhepten olursa olsun herkese açıktı. Divan üyelerinin başında, asli üye olarak kabul edilen; Vezir-i Azam, Vezirler, Kadıaskerler, Defterdarlar ve Nişancı sayılabilir. Bunlardan başka, Rei'sü'l Küttab, Kaptan-ı Derya, Yeniçeri Ağası da toplantılara katılırdı. Şeyhülislam Divan üyesi değildi. Seyfiyye Divanda padişaha ait yetkileri kullanmak üzere görevlendirilen sınıflardan biri olan Seyfiyye (ehl-i Örf), yürütme gücünü elinde bulunduran sınıftı. Seyfiyye; Sadrazamdan, en alt rütbedeki kapıkulu ve tımarlı sipahiye kadar uzunan bir sınıftı. Bu sınıfın Divan-ı Hümayun'daki temsilcileri vezirlerdi. Sadrazam Bugünkü anlamda başbakana eş olan Vezir-i Azam, Osmanlı Devleti'nin başlangıçta sayısı bir olan vezirlerin giderek sayısının artması üzerine, birinci vezire verilen addır. Vezir-i Azam, diğer Vezirler ve devlet ileri gelenlerinin başı ve hepsinin en ulusu sayılırdı. Vezir-i Azam, padişahın da mutlak vekiliydi. Vekilliğin işareti ise padişah tarafından kendisine verilen mühü, yani Mühr-ü Hümayun idi. Fatih devri ile birlikte divana başkanlık etmeye başlayan Vezir-i Azamlar, padişah savaşa gitmediği zamanlarda da ordu komutanı olarak sefere çıkar ve Serdar-ı Ekrem ünvanı alırdı. Vezir-i Azamlar XVI. yüzyılla birlikte, en büyük vezir anlamına gelen Sadr-ı Azam diye anılmaya başlanmış, sadrazamların yönetimdeki ağırlığı XVII. yüzyılla birlikte giderek artmıştı. Bu dönemde sadrazamlar devlet işlerini kendi saraylarında yönetir olmuş, bu nedenle sadrazam sarayı, "yüksek kapı" anlamında olan "Bab-ı Ali" denmeye başlanmıştı. Vezirler Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında vezir sayısı birdi. Zamanla vezirlerin sayıları artarak, Orhan Bey döneminde iki, Fatih döneminde dört, Kanuni döneminde yedi olmuştur. Vezir sayısının çoğalması ile birinci vezire Vezir-i Azam denmiştir. Kaynaklara göre ilk Vezir-i Azam, Çandarlı Halil Hayrettin Paşa'dır. Vezirler Divan-ı Hümayun'da Kubbe Altı'nda toplanıp kendilerine verilen görevlerle uğraştıkları için, Kubbe Veziri veya Kubbenişin diye de adlandırılmışlardır. Divanın doğal üyeleri olan Vezirler, üç tuğ taşır, maaş yerine kendisine tahsis edilen Has gelirlerinden faydalanırlardı. Kaptan-ı Derya Osmanlı Devleti'nde donanmanın başında bulunan kişiye Kaptan-ı Derya denirdi. Kaptan-ı Derya, divan üyesi olmakla birlikte, sadece İstanbul'da olduğu zamanlarda toplantılara katılırdı. Osmanlı Devleti, kuruluş yıllarında sınırları denizlere ulaşıp, denzi ötesi fetihlere başlanınca, gemiler yapmak ihtiyacı doğmuş, yapılan gemilerin her birine de "reis" ünvanı ile birer kaptan atanmıştı. Bu resilerin başındaki kişiye de "Derya Beyi" denmişti. Donanma büyüdükçe, donanmanın başında bulunan komutana Kapan-ı Derya denmeye başlanmıştı. Osmanlı Devleti'nde ilk Kaptan-ı Derya, Orhan Bey zamanında atanmış, bu göreve ilk gelen kişi de Karasioğulları kökenli, "Karamürsel Paşa" olmuştu. Tanzimat'ın ilanı ile birlikte Kaptan-ı Derya, Bahriye Nazırı olarak anılmaya başlandı. Yeniçeri Ağası Divan üyelerinden biri olan Yeniçeri Ağası, Yeniçeri Ocağı'nın en üst kademedeki komutanıydı. Yeniçeri Ağası, hem Yeniçeri Ocağı hem de Acemi Ocağı işlerinden sorumluydu. Ayrıca İstanbul'un asayişinden de sorumlu olan Yeniçeri Ağası, padişahın Cuma Selamlığı'na çıkışında, emrindeki Yeniçeriler ile namaz çıkışında selamlıkta bulunurlardı. Savaşlarda padişahın koruyucusu ve en yakın askeri olan Yeniçeri Ağası, Yeniçeri Ocağı'nın komutanı olması ve padiaşhın tahtta kalmasının çoğu zaman Yeniçerilerin elinde olması nedeniyle, padişahın bir numaralı adamı idi. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ile Yeniçeri Ağalığı da tarihe karışmıştır. İlmiyye Divanda padişaha ait yetkileri kullanmak üzere görevlendirilen diğer bir sınıftı. Ehl-i Şer olarak da bilinen İlmiyye sınıfı, medrese eğitimi almış alimlerden oluşurdu. Bu sınıfın devlet içindeki görevleri; tedris (bilgi aktarma), kaza (İslam hukukuna göre hüküm verme) ve ifta (yapılan işlerin şeriata uygun olup olmadığını kontrol etme) idi. İlmiyye sınıfının Divan-ı Hümayun'daki temsilcisi Şeyhülislam yani müftüydü. Şeyhülislam Şeyhülislam; kendisine sorulan genel veya özel konulardaki şeriata veya hukuka ait noktalara, Hanefi Mezhebi'ne göre cevap veren kişiydi. Verdiği bu cevaba da "feta" denirdi. Şeyhülislam'ın ilk defa ne zaman görevlendirildiği bilinmemektedir. Bazı kaynaklara göre şeyhülislam veya müftü tabiri ilk defa II. Murat zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Yine kaynaklarda geçen ilk şeyhülislam, II. Murat dönemindeki Molla Şemseddin Fenari'dir. Osmanlı Devleti'nde, 1920'de bu göreve getirilen son Şeyhülislam, Medeni Mehmet Nuri Efendi'ye kadar toplam 129 kişi bu makama geçmiştir. Osmanlı tarihinde birçok Şeyhülislamın padişaha ters düştüğü veya ona sert söz söylediği görülmüştür. Örneğin, Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi, kendisine görüşme teklif eden II. Bayezit'in teklifini reddetmişti. XVIII. yüzyıl ile birlikte bir ülkeye savaş ilan edilip edilmemesi Şeyhülislam'ın fetvasına göre belli olmaya başlamıştı. Önceleri Divan üyesi olmayan Şeyhülislamlar, XVI. yüzyıl ile birlikte Divan'a katılmaya başlamışlar, protokolde Kazaskerlerden sonra gelmişlerdi. Kazasker Kaynaklara göre, Osmanlı Devleti'nde, 1362'de I. Murat zamanında kurulan Kazaskerlik makamı, ilk defa Abbasiler döneminde görülmüştür. Anadolu Selçuklu Devleti'nde de benzer bir makam göze çarpar. Yine kaynaklara göre Osmanlı Devleti'nde Kazaskerlik makamına ilk kez Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil getirilmiştir. Kazasker'in anlamı; asker kadısı, ordu kadısıdır. 1480'e kadar Kazasker sayısı birken, bu tarihden itibaren Anadolu ve Rumeli Kazaskeri olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Rumeli Kazaskeri, derece ve rütbe olarak Anadolu Kazaskerinden daha üstündü. Bu arada Kazasker, rütbe ve protokol bakımından vezirlerden hemen sonra gelirdi. Divan üyelerinden olan Kazasker, Divan'da büyük davalara bakarlardı. Kazasker aynı zamanda, padişah sefere çıktığında onunla birlikte sefere çıkmaya mecburdurlar. İlmiye sınıfından olan Kazasker, XIX. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti'nin en önemli memurlarındandı. Kalemiyye Ehl-i Kalem olarak da adlandırılan bu sınıf, Osmanlı Devleti'nin idari ve mali bürokrasisini oluşturur. Kalemiyye sınıfının Divan-ı Hümayun'daki temsilcisi Reis-ül Küttap'tır. Nişancı Türklerde hükğmdar ferman ve beratlarına "nişan", bu işle sorumlu kişiye de Nişancı denirdi. Divan-ı Hümayun üyelerinden olan Nişancı, derece ve protokole göre vezirlerden sonra gelirdi. Osmanlı Devleti'nde ilk Nişancı'nın ne zaman görevlendirildiği bilinmemektedir. İlmiyye sınıfından seçilen Nişancı, birinci dereceden memur sınıfına girerdi. Nişancı'nın asıl görevi, padişah adına yazılan fermanlara, beratlara ve namelere, padiaşhın imzası demek olan tuğra çekmekti. Padişah mektuplarının yazım işi XVI. yüzyılla birlikte Reis'ül Küttablar'a devredilince, Nişancılar sadece tuğra çekmekle görevlendirilmişlerdi. Nişancının bir başka görevi de Tahrir Defterleri'ni düzenlemek, yani fethedilen toprakları Has, Zeamet ve Tımar olmak üzere gelirlerine göre ayırarak defterlere kaydedip, bu toprakların dağıtımını yapmaktı. Reis-ül Küttap Katiplerin reisi anlamına gelen Reis-ül Küttap, XVII. yüzyıla kadar, Divan-ı Hümayun Katipleri'nin şefi pozisyonunda olmasına rağmen, Divan'ın asıl üyesi değildi. Bu dönemde Nişancı'ya bağlı bir memur olarak çalışırlardı. XVI. yüzyılda Divan üyesi olarak kabul edilmiş ve dış işlerinden sorumlu hale gelmişlerdi. Reis-ül Küttap'ın görevleri kanunnamelerde şu şekilde tanımlanmıştı; Padişah tarafından verilen hüküm ve kararları düzeltmek ve tamamlamak, fermana uygun olarak emirler yazmak ve padişah ve Vezir-i Azam'a gelen mektupları tercüme ederek cevap yazmak idi. Defterdar Osmanlı Devleti'nde mali işlerin başında bulunan, bugünkü anlamda Maliye Bakanı görevini yerine getiren kişiye Defterdar denirdi. Kaynaklara göre Osmanlı Devleti'nde ilk Defterdar, I. Murat'ın son zamanlarında veya I. Bayezit'ın ilk yıllarında göreve getirilmiştir. Diğer devlet memurluklarında da olduğu gibi, Osmanlı Devleti'nin büyümesine paralel olarak, başlangıçta bir olan Defterdar sayısı, Fatih devrinde Anadolu ve Rumeli Defterdatı olmak üzere ikiye çıkarılmıştı. Divandaki yerleri Kazaskerler'den sonra gelen Defterdarlar, devletin gelir ve giderlerini yani bütçesini hazırlarlardı. Taşra Yönetimi Taşra yönetiminin temeli tımar sistemi denilen, bir kısım asker ve devlet görevlilerine belli bölgelerde vergi kaynaklarının tahsis edilmesi, ve buna karşılık onlardan devlet için hizmet beklenmesi sistemine dayanırdı. Tımar sistemi sayesinde devlet, hem tahsis ettiği, miktarı belirlenmiş vergileri toplamak gibi ikinci bir iş yapmıyor, hem de çağrıldığında askere gelecek hazır bir kuvvet oluşturuyordu. Taşra Teşkilatı, küçükten büyüğe; köy (karye), nahiye, kaza, sancak (liva) ve eyaletlerden oluşmakta idi. Nahiyelerin köylerle birleşmesinden kazalar, kazaların birleşmesinden sancaklar, sancakların birleşmesi ile de eyaletler ortaya çıkmıştı. Bunlar arasında en fazla toprağa sahip birim kazalar ve sancaklardı. Kzalarda yönetici olarak, kadı, alaybeyi ve subaşı bulunurdu. Kadılar adli işlere, subaşılar ise asayişle ilgili işlere bakarlardı. Sancakları ise Sancak Beyi denen kişi yönetir, bu kişi askeri ve idari işlerin tümünden sorumlu olurdu. Sancakların birlşemesi ile oluşan eyaletlerde ise başta Beylerbeyi denilen yönetici birisi bulunurdu. Beylerbeyi bulunduğu bölgede, padişahın temsilcisi olarak bütün yönetimden sorumlu idi. Bunlar Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi olarak ikiye ayrılmıştı. Özel Yönetimli (Saliyaneli) Eyaletler Tımar sisteminde, devlet tarafından tahsis edilmiş ve miktarı belirlenmiş olan vergiye dirlik denirdi. Saliyaneli eyaletlerde tımar sistemi uygulanmadığı için, buralardan yıllık vergi alınır, bu vergiye de yıllık anlamına gelen "saliyane" denirdi. İl kez Kanuni Sultan Süleyman zamanında oluşturulan bu birimlerin toprakları kesinlikle dirliklere ayrılmaz, yıllık gelirleri, iltizam denilen, verginin peşin olarak alınması , şeklinde toplanırdı. Bu vergileri toplayan kişilere de "mültezim" denirdi. Saliyaneli eyaletlerin başında; Trablusgarp, Tunus, Cezayir, Mısır, Bağdat, Basra, Yemen ve Habeşistan geliyordu. Merkeze Bağlı (Saliyanesiz) Eyaletler Osmanlı Devleti'nde taşra teşkilatı üç bölümden oluşmuştu. Bunlar; Merkez bağlı Eyaletler, Bağlı Beylik ve Hükümetler ile Özel yönetimi olan eyaletlerdi. Tımar sistemi üzerine kurulmuş Osmanlı taşra teşkilatında, XVI. yüzyılla birlikte sınırların genişlemesi ile, ülkenin her yanında tımar sistemi uygulanamamış, bazı bölgeler bu uygulamanın dışında tutulmuştu. Tımar sisteminin uygulandığı eyaletlere, "saliyanesiz", tımar sisteminin uygulanmadığı yerlerede "saliyaneli" eyalet denirdi. Saliyane, yıllık demektir. Tımar sisteminin uygulanmadığı eyaletlerden alınan yıllık vergiye de bu ad verilir. Saliyanesiz eyaletlerin bazıları; Rumeli, Bosna, Temeşvar, Budin, Eğri, Anadolu, Zülkadinye, Trabzon, Şam, Halep, Raka, Diyarbakır, Van, Kars ve Kefe idi. Eyalet Osmanlı Devleti'nde şimdiki anlamda "il" olarak bilinen idari birimdi. Eyaletlerin başındaki yöneticiye "beylerbeyi" denirdi. Fakat beylerbeyi, bugünkü validen daha fazla yetkilere sahipti. Eyalet valileri, sadece idari memur olmayıp aynı zamanda savaş durumunda mahiyetindeki adamları ve askerleri ile savaşa katılırdı. Eyaletler sancaklara ayrılmıştı. Sancakların başında da "sancak beyi" bulunurdu. Sancak Osmanlı Devleti'nde idari bir birim olan sancak, kazaların birleşmesi ile oluşurdu. Sancak, liva olarak da isimlendirilirdi. Sancakların başında "sancak beyi" yani "mutasarrıf" bulunurdu. Sancakların bir araya gelmesi ile eyaletler oluşurdu. Kaza Osmanlı mülki yapılanmasındaki kaymakam idaresinde bulunan idari birime verilen addır. Klasik dönemde taşra yönetiminde önemli bir yer tutan kazalar, kadıların idari yargı fonksiyonunun azalmasından dolayı XVIII. yüzyılda önemini yitirmiştir. Nahiye Osmanlı taşra yönetiminde, en alt birimdir. Daha çok bir kaç köyden oluşurdu. Günümüzde "bucak" olarak bilinen bu idari birimin başında "nahiye müdürü" bulunurdu. Bağlı Beylik ve Hükümetler Osmanlı Devleti idari teşkilatında, eyalet teşkilatı dışında kalan ve iç işlerinde serbest ancak Osmanlı Devleti'nin hakimiyetini kabul etmiş, imtiyazlı, yani özel statülü beylik ve hükümetler de vardı. Bunların başlıcaları Kırım Hanlığı, Sırbistan, Eflak, Boğdan, Erdel ve Hicaz Emirliği idi. Bunların kralları veya beyleri kendi asilzadeleri arasından, Osmanlı Devleti tara
Ders: 1453-1579 Osmanlı Yükselme Dönemi 39:56
Ders: 1453-1579 Osmanlı Yükselme Dönemi 8.411 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET AYkut İlter Aykut Öğretmen Osmanlı İmparatorluğu Yükselme Dönemi ya da Olgunluk Dönemi (29 Mayıs 1453 - 11/12 Eylül 1683) Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş döneminden sonra geldiği kabul edilen dönem. İstanbul'un Fethi ile başladığı kabul edilen bu olgunluk döneminin genellikle II. Viyana Kuşatması'na kadar devam ettiği kabul edilir. Katip Çelebi, imparatorluğun bu döneminin 1593'te Celalilerin ortaya çıkmasına kadar sürdüğünü belirtirken, Naima 1683'teki Viyana bozgununu bu dönemin bitişi ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak ilan eder. Naima'nın İbn-i Haldun'un tarih anlayışına göre yapmış olduğu bölümlendirme sonraki dönem Osmanlı tarihçileri tarafından da benimsenmiştir.[1][2] İmparatorluk bu dönemde tüm kuzey Afrikaya yayılmış, Doğu Avrupa'nın önemli kısmını kontrol altına alarak, Viyana kapılarına dayanmıştır. Doğuda ise yeniden ortaya çıkan Safevi Devleti ile savaşmıştır. Bu dönemi imparatorluğun duraklama dönemi izler. Konu başlıkları [gizle] 1 Yayılma ve doruk noktası (1453–1566) 1.1 II. Mehmed (1451-1481) 1.2 II. Bayezid (1481-1512) 1.3 Yavuz Sultan Selim (1512-1520) 1.4 Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) 1.5 II. Selim (1566-1574) 1.5.1 Güney Azerbaycan seferi 1.5.2 Hint Deniz Seferleri (1538-1669) 2 İsyanlar ve yeniden canlanma (1566–1683) 3 Kaynakça 3.1 Genel 3.2 Özel Yayılma ve doruk noktası (1453–1566)[değiştir] II. Mehmed (1451-1481)[değiştir] Ana madde: II. Mehmed Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un 1453'teki fethinden sonra tüm Yunanistan birkaç yıl içinde kontrol altına alındı. Rodos, Girit ve Kıbrıs gibi önemli adalar bunun dışındaydı. Rodos'ta Hospitalier şövalyeleri 16. yüzyılına başına değin tutunabildiler. Kıbrıs 16. yüzyılda kadar, Girit ise 17. yüzyıla kadar Venediklilerin kontrolünde kaldı. Trabzon da 1461 yılında düşünce bağımsız hiçbir Rum devleti kalmamış oldu. Kısa süre içinde Tuna'nın güneyindeki Slav devletler de ortadan kaldırıldı. Son direniş İskender Bey adı verilen Georges Castriota'nın birkaç yıl sürdürmeyi başarabildiği Arnavutluk'taki direniş oldu. Böylece imparatorluğun Avrupa yakasında hiçbir çatlak kalmadı.[3] Osmanlılar, Adriyatik kıyılarında, Venedik dalmaçyası sınırlarında görülmeye başladılar ve 1480 yılından itibaren bir Osmanlı gücünün Otranto'ya ayak bastığı görülür. Ancak Orta Avrupa'daki Osmanlı ilerleyişi bir dizi yerel sorunla karşılaştı. Osmanlı'nın bu sorunlarla başetme yolu yerel özerklikler tanımaktı, ancak devletin gücü yerel idareyi doğrudan üstlenebilecek noktaya geldiğinde Slav prensliklerinin özerklikleri derhal ortadan kaldırılıyordu. Giderek Karadeniz de bir Osmanlı gölüne dönülmeye başladı.[3] II. Mehmet, yeniçeri ordusunu aşama aşama yeniden düzenledi. Ordunu silahlarını yeniledi, sayısını artırdı ve merkezi kontrolünü güçlendirdi. İstanbul'un fethinden sonra dikkatini Anadolu'ya yöneltti. II. Mehmet'ten 50 yıl önce Sultan I. Bayezid Anadolu'yu önemli ölçüde politik bir birlik haline getirmeyi başarmıştı ancak, 1402'deki Ankara Savaşı'ndan sonra bu birlik yeniden dağılmıştı. Bu yüzden Türklerin kontrolündeki diğer Anadolu beylikleri ile Rum Trabzon İmparatorluğu'nu topraklarına katmak ve Kırım Hanlığı ile ittifak yapmayı amaçladı. Bu hedefinde başarılı oldu ve Anadolu'daki diğer beylikler üzerinde Osmanlı kontrolünü sağladı. İmparatorluğun Asya cephesindeki sorunlar Avrupa cephesinden daha derindi. Gerçi Anadolu'daki hiçbir beylik Osmanlı ile boy ölçüşebilecek güçte değildi ama dinsel ve etnik duyguların öne çıktığı başka sorunlar vardı. İran, Azerbaycan ve Ermenistan'da politik bir güç haline gelen Akkoyunlular bir sorun oldu. Asya Türkmenleri, kendilerinden uzakta Balkan sınırlarında doğmuş Osmanlı'ya nazaran kendilerini Akkoyunlulara daha yakın hissediyorlardı. Ayrıca Türkmen oymakların hemen hepsi Şii olmasının da rolü önemliydi.[4] Fatih, Akkoyunluların hükümdarı Uzun Hasan'ı Otlukbeli savaşında bozguna uğrattı. Ancak tarikatların ve sufilerin büyük saygınlığa sahip olduğu bu halklar arasında bir süre sonra, Erdebil'de doğan yeni bir Şii hanedanı kolan Safevi devleti kurulacaktı.[4] Oral Sander'e göre II. Mehmet döneminin siyasi tarih açısından en önemli özelliği "milletler sistemi"nin geliştirilmesidir.[5] İstanbul'un fethinden sonra Avrupa'daki baskılardan kaçan çok sayıda Yahudi bir müslüman devletin hükümranlığı altına sığındı. Ayrıca hıristiyan ve diğer dinlerden topluluklar kendi dinsel önderlerinin yönetimi altında merkezi otoriteye karşı bir tür özerklik elde etmişlerdi. Kendi yasalarını ve yaşam biçimlerini koruyan "milletler" olarak varlıklarını sürdürebildiler. Diğer "milletler"den olanlar belki fethedilmiş bir halk olarak birinci sınıf yurttaş sayılmasalar da, varolan sınırlamalara rağmen benliklerini sürdürme ve barış içinde yaşama hakkına sahiptiler. Zamanla müslümanların fazla itibar etmediği ticaret alanına da el atarak zenginliklerini artırdılar. Böyle bir yönetim anlayışı, o dönem Avrupa'sındaki diğer çok-uluslu devletlerde görülmemektedir.[5] II. Bayezid (1481-1512)[değiştir] Ana madde: II. Bayezid II. Bayezid, babasının aksine barışsever eğilimli idi. Buna karşın Avrupa diplomasisinin manevralarına girmek zorunda kalmıştır. II. Bayezid yeni haçlı seferlerini engelleyebilmek için babasının başlattığı deniz gücü kurma çabasını devam ettirdi. Bunun sonunda İtalya'daki şehir devletleri birbirlerine karşı koz olarak Osmanlı'nın desteğini sağlamaya çalışacaklardır. Venedikle girilen deniz savaşlarında Akdeniz'deki Venedik deniz üstünlüğü sona erdirildi. Artık Osmanlı denizcileri Batı Akdeniz'de de seferlere girişeceklerdir.[5] II. Bayezid, imparatorluğun ticari ve ekonomik ilişkilerinin gelişmesini teşvik etmiş ve İtalyan kent devletleriyle karlı ticari ilişkilere girmiştir. 15. yüzyılın sonundan başlayarak, İspanya'dan sürülen Yahudiler'i Osmanlı topraklarına kabul etmiştir.[5] Yavuz Sultan Selim (1512-1520)[değiştir] Ana madde: Yavuz Sultan Selim Babası II. Bayezid'in tahtına oldukça sorunlu şekilde, hatta bir tür darbe ile oturan I. Selim önce kardeşleri Şehzade Ahmet ve Şehzade Korkut tehditlerinden kurtuldu ve sonra yeniden yükselen Safevi devleti tehdidini bertaraf etmeye girişti. Şah İsmail'in üzerine yürüyerek onu 1514'te Çaldıran'da bozguna uğrattı ve sonra Tebriz’e kadar ilerledi. Dönüşünde Dulkadiroğulları Beyliği ile Turnadağ Muharebesi yapıldı(1515). Bunu gören Ramazanoğulları Beyliği savaşmadan teslim oldu ve Anadoluda Türk birliği sağlandı. Devletin Doğu Anadolu yüksek bölgesini de içerecek biçimde genişlemesi doğudan gelebilecek (Timur saldırısı gibi) bir saldırıya karşı ülkenin savunmasını kolaylaştırıyordu.[6] Çaldıran seferinden hemen sonra gündeme gelen Mısır seferi ve burada Memlukların yönetimine son verilmesi ile Sultan Selim halifeliğin Osmanlı sülalesine geçmesini sağlamış oldu. Kutsal emanetlerin İstanbul'a getirilmesi, Mekke, Medine gibi kutsal kentlerin ve Hicaz haç yolunun denetimi de artık Osmanlı imparatorluğu tarafından yapılır oldu. Böylece Osmanlı, artık tüm İslam dünyasının koruyucusu olduğunu göstermişti.[6] Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566)[değiştir] Ana madde: Kanuni Sultan Süleyman Kanunî Sultân Süleyman, Yavuz döneminde duraklayan Batı’ya karşı gazâ siyâsetini yeniden yürürlüğe koydu. Belgrad’ın zaptı (1521) Orta Avrupa’da; Rodos’un zaptı (1522) ise Akdeniz’deki etkinlikleri için Osmanlı Devleti’ne elverişli bir konum kazandırdı. Macar ordusunu Mohaç’ta yok eden (1526) Kanunî Sultân Süleyman, Macaristan’ın başkenti Buda’ya (Budin) girdi ve Macaristan'ı Zapolya'nın krallığında himâyesine aldı. Mohaç Şavaşı (Meydan Muharebesi) tarihin en kısa süren şavaşıdır. Bu, Osmanlı Devleti’ni Macaristan egemenliği için Habsburglar’la karşı karşıya getirdi. Kanuni, Zapolya’yı korumak için 1529’da Viyana’nın kuşatılmasıyla sonuçlanan seferi, 1532'de de Alman Seferi'ni yaptı. 1541’de ise Osmanlı egemenliğindeki Macaristan topraklarını bir Osmanlı eyaleti (Budin Eyaleti) yaparak ilhâk etti; ölen Zapolya’nın oğluna, kendisine bağlı olması koşuluyla Erdel Prensliği’ni verdi. 1543’teki Macaristan seferi sırasında ise Estergon Kalesi’ni zapt etti. 1534 de piri reis himayesindeki cezayir Osmanlılara geçti. 1551 de trablusgarb ı turgut reis komutasındaki donanma ile aldı. II. Selim (1566-1574)[değiştir] Ana madde: II. Selim II. Selim,tahta çıktığında ilk seferini Yemen'e yaptı. Yavuz Sultan Selim döneminde alınamayan Yemen onun döneminde alındı (1568). Yemen'den sonra Cenevizlilerden Sakız Adası alınarak boğazların güvenliği sağlanmış oldu. Döneminde sadece tek bir veziriazam atamıştır. Bu veziriazam Sokullu Mehmed Paşa idi. II. Selim, yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan Sokullu Mehmed Paşa'ya bırakarak çok isabetli bir karar vermiştir. Osmanlı Devleti, II. Selim döneminde de gücünü korumuştur. Sakız Adası'ndan sonra Tunus, Endonezya, Astrahan, Kıbrıs gibi toprakları da imparatorluğa katmıştır. İnebahtı Deniz Savaşı'nda ise Osmanlı ordusu büyük bir yenilgiye uğratılmıştır. Kanuni]] döneminde Don-Volga nehirleri arasında bir kanal açılmış ancak kesin bir sonuca ulaşılamamıştır. II. Selim döneminde Sokullu Mehmed Paşa sayesinde bu nehirler arasında bir kanal açılarak boğazlar güvenliği sağlanmıştır. Süveyş Kanal Projesi de diğer bir kanal projesidir. Güney Azerbaycan seferi[değiştir] Kanuni döneminde önemli mücadele alanlarından biri de Azerbaycan oldu. Yavuz Sultan Selim zamanında Azerbaycan’a karşı kazanılan Çaldıran zaferine, Osmanlı ordularının Tebriz’e kadar ilerlemesine ve tüm Doğu Anadolu’nun Osmanlı egemenliğine geçmesine karşın Sefeviler ile kesin bir barış antlaşması imzalanmamıştı. Gerek Sefeviler, gerekse Osmanlı İmparatorluğu, birbirlerine kuşku ile bakıyorlardı. Güney Azerbaycan, Anadolu’yu ele geçirme planlarından vazgeçmediği gibi, Osmanlılar da Hint Okyanusu’na kuzeyden açılan iki körfezden biri olan Basra Körfezi'ne açılan Irak topraklarını ele geçirme emelleri besliyorlardı. Bu arada iki devlet arasında sınır olayları da eksik değildi; bir takım sınır görevlileri durmadan taraf değiştirmekteydiler. Bütün bu olaylar bir araya gelince 1533'te Sadrazam İbrahim Paşa, Sefevi seferiyle görevlendirildi, arkasından da padişah Safevi seferine çıktı (1534). "Irakeyn Seferi"denilen bu seferin en önemli ve kalıcı etkisi Bağdat dahil olmak üzere Irak topraklarının Osmanlılar’ın eline geçmesi oldu (1535). Böylece Hint Okyanusu'na açılan önemli körfezlerin ikisi de Osmanlılar'ın eline geçmiş oldu. Güney Azerbaycan savaşları 1555’teki Amasya Antlaşması ile sona erdi; antlaşma sonucu Azerbaycan ile merkezi Tebriz, bir kısım Doğu Anadolu toprakları Osmanlılar'ın eline geçti. Bu barış 1576 yılına kadar sürdü. Hint Deniz Seferleri (1538-1669)[değiştir] Akdeniz'de Osmanlılar'la Hıristiyan Akdeniz devletleri arasında her iki taraf için de yıpratıcı deniz savaşları yapılırken, Osmanlı Devleti, 1538'den başlayarak Hint Okyanusu’nda Portekizliler ile mücadeleye girişti. Osmanlı Devleti’nin Hint Okyanusu için mücadelesi 1669’a kadar sürdü. Bu süre içinde birkaç kez Hindistan’a, bir kez de Sumatra Adası’na donanma gönderildi; Yemen, Habeşistan ve bazı Afrika ülkeleri Osmanlı Devleti’ne katıldı. Hint Okyanusu'nda Portekizlilere karşı bazı deniz başarıları elde edildi ise de, Osmanlılar Hint Okyanusu’nda kesin bir üstünlük sağlayamadılar. Osmanlılar’ın Hint Okyanusu’ndaki başarısızlığı daha sonra hem Osmanlı Devleti hem de tüm doğu ulusları için son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Osmanlı donanması nın okyanus şartlarına uygun olmaması, Hint deniz seferlerine gereken önemin verilmemesi ayrıca Gucerat hükümdarlarının Osmanlılar'a yardım etmemesi başarısızlığın diğer nedenlerindendir. İsyanlar ve yeniden canlanma (1566–1683)[değiştir] Bu alt başlık {{{1}}} tarihinden beri geliştirilmeye ihtiyaç duyuyor. Bu alt başlığın geliştirilmesi gerekiyor. Kanuni'den sonra tahta geçen padişahların çoğu devlet işlerine fazla bir ilgi göstermemişlerdir. Devlet işleri bu dönemde Sokullu (görev süresi 1565-1579) ve Köprülüler (görev süreleri 1656-1683) gibi yetenekli sadrazamların eline geçmiş ve zayıf padişahlar ve güçlü sadrazamlar dönemi başlamıştır.[7] Bu dönemde tahta gelen birçok sultan zaten çocuk yaşta idi. I. Ahmet (1604-1617) ve II. Osman (1618-1621) iktidara geldiklerinde 14 yaşında idiler; IV. Murat (1623-1640) 12, IV. Mehmed (1648-1687) ise 7 yaşındaydı. Bu durumda naiplik devreye giriyor ve kadınların büyük rol oynadığı bu durum bir dizi karışıklığa yol açıyordu. Bu sultanların kadınlara ve içkiye düşkünlükleri de dikkat çeker boyutta idi. Örneğin III. Murad 102 kez baba oldu ve sonra da sara hastalığına tutuldu. I. İbrahim cinsel saplantılar içindeydi ve düpedüz deliydi, sonunda da boğularak öldürüldü.[8] Bu sultanlar, çoğu kez yeteneksizdiler. Saraydan çıkmıyor, hiçbir işe el sürmüyorlar, bizzat adalet dağıtmıyorlar, ne vezirlerini ne diğer yöneticileri denetlemiyorlardı. Kanuni'den sonra sadece III. Mehmet ve II. Osman birer sefere çıktı. İçlerinde ordunun başına geçen ve savaş adamı niteliğini hakeden sadece IV. Murat idi. Yeniçeriler de artık sultanlara saygı duymaz oldular ve ilk kez bir sultanı II. Osman'ı tahttan indirip öldürerek, yerine bir zavallıyı, I. Mustafa'yı tahta geçirdiler.[9] # Sultan Tahtta olduğu dönem 1 III. Murad 1574-1595 2 III. Mehmed 1595-1603 3 I. Ahmed 1603-1617 3 I. Mustafa 1617-1618 4 II. Osman 1618-1622 5 I. Mustafa 1622-1623 6 IV. Murad 1623-1640 7 I. Mustafa 1622-1623 Kaynakça[değiştir] Genel[değiştir] Tanilli, Server (1986), Yüzyılların Gerçeği ve Mirası II. Cilt, Ortaçağ, Cem Yayınevi Tanilli, Server (1987), Yüzyılların Gerçeği ve Mirası III. Cilt, 16. ve 17. yüzyıllar, Cem Yayınevi Sander, Oral (1989), Siyasi Tarih, İlkçağlardan 1918'e, İmge Yayınevi Özel[değiştir] ^ Osmanlı Tarihinde Dönemler, Prof. Dr. Halil İnalcık, Erişim: 26 Şubat 2013 ^ Osmanlı Tarihinde Dönemler, Ferhan Kırlıdökme-Mollaoğlu, Erişim: 26 Şubat 2013 ^ a b Tanilli 1986, sayfa 562 ^ a b Tanilli 1986, sayfa 564 ^ a b c d Sander 1989, sayfa 34 ^ a b Sander 1989, sayfa 35 ^ Sander 1989, sayfa 85 ^ Tanilli 1987, sayfa 452 ^ Tanilli 1987, sayfa 453 a)II. MEHMET (FATİH SULTAN MEHMET) (1451-1481) Siyasi Olayları: II. Mehmet döneminin en önemli olay 1453 İSTANBUL’UN FETHİdir. a)İSTANBUL’UN FETHİ: Sebepleri: 1.Osmanlı’nın Anadolu ve Rumeli’deki topraklarının arasında bütünlüğün sağlanmak istenmesi. 2.İstanbul’un coğrafi konumu ve ticaret merkezi olması İSTANBUL: Tüm uluslar ve devletler bu kenti almak için uğraşmıştır. Ancak birçok ulus kuşatsa da alınamadı. Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi padişahlarından olan Yıldırım Beyazıt ve Mehmet Çelebi bunlara örnektir. 3.Avrupa’da ilerleyebilmek için Rumeli’ye asker sevkıyatının zorlaşması. 4.Avrupalıları sürekli Osmanlı’ya karşı kışkırtan ve iç işlerine karışan Bizans devletini yok etmek. 5.Hz. Muhammed’in İstanbul’u fethedecek kişiyi övmesi.(hadis-i şerif-i) 6.Boğazları ele geçirmek. *FETİHİ KOLAYLAŞTIRAN ETKENLER 1.Bizans’ın eski gücünün olmaması. 2.Bizans’ta taht mücadelelinin yaşanması 3.Bizans’ta mezhep çatışmalarının yaşanması. 4.Osmanlı ordusunun ve donanmasının güçlenmesi. *FETİH İÇİN YAPILAN HAZIRLIKLAR: 1.Yeniçeri Ocağına düzen verildi. 2.K.deniz’den gelecek yardımı önlemek için RUMELİ HİSARI yaptırıldı. 3.Donanma güçlendi.(400 parçalık donanma hazırlandı.) 4.Şahı adı verilen büyük toplar yaptırıldı. 5.Bazı kaleler alındı. -Hazırlıklar 6 NİSAN 1453’TE tamamlandı.- Sonuç:BAŞARILI. *TÜRK TARİHİ AÇISINDAN SONUÇLARI: 1.Anadolu ve Rumeli’deki toprakların bütünlüğü sağlandı. 2.Balkan fetihlerinde engel ortadan kalktı. 3.Başkent Edirne’den İstanbul’a taşındı. 4.Bu olaydan sonra II. Mehmet’e fetheden anlamına gelen “fatih” unvanı verildi. 5.Osmanlı devleti yükselme dönemine girdi. 6.Boğaz ticareti, deniz ticareti gelişti. 7.coğrafi keşifler hızlandı. 8.Osmanlı’nın İslam dünyasındaki itibarı arttı. 9.Osmanlı imparatorluk karakteri kazandı. 10.Ticaret yollarından önemli bir merkeze sahip oldu. DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN SONUÇLARI: 1.Bizans (Doğu Roma) yıkıldı. 2.Orta çağ kapandı. Yeniçağ başladı. 3.İstanbul’dan İtalya ya kaçan Bizanslı bilginler orada Rönesanssı başlattılar. NOT: Rönesans: Edebiyat, sanat, bilim ve düşünce alanındaki gelişmeler. 4.Deniz ticaretinin Osmanlı’ya geçmesiyle Avrupalılar yeni ticaret yolları aramaya başladılar. Bu olay da coğrafi keşiflerin başlamasına zemin hazırladı. 5.Fatih, patrikhanelerin açık kalmasını emretti.(Ortodoksların koruyuculuğunu üslenmiştir.)Fatih, böylece başka dinlere saygı gösterdiğini de ortaya koyar. Aynı zamanda bununla birlikte haçlı birliğini de bozmak istiyordu. FATİH DÖNEMİNDE YAPILAN DİĞER FETİHLER: BATIDAKİ GELİŞMELER: 1.Belgrat hariç Sırbistan alındı.(1459) 2.Eflak ve Boğdan alındı.(1462) 3.Arnavutluk fethedildi 4.Mora alındı. ANADOLU’DAKİ GELİŞMELER: 1.1459’da Cenevizlilerden Amasra alındı. 2.1460’da Kastamonu ve Sinop alındı. 3.1461 Trabzon Rum İmparatorluğuna son verildi. Önemi:K.DENİZ’İN Anadolu yakasında tam bir egemenlik kurdu. 4.Karamanoğullarına son verildi. 5.1473 OTLUKBELİ SAVAŞI AKKOYUNLAR ile yapıldı. Sebepler: 1.Akkoyunlu,Karamanoğulları’nın iç işlerine karışması. 2.Trabzon Rum kralını korumaları Akkoyunluların. Önemi: DOĞU ANADOLU’NUN güvenliği sağlandı. Sonuç: Akkoyunlular yıkılma sürecine girdi. DENİZLERDEKİ GELİŞMELER: 1.İtalya’da Otranto allındı.(Güney İtalya’da önemli bir üs) 2.Arnavutluk’un fethine engel olmak için Venedik’in başlattığı savaş 1463-1479 arası devam etti.Bu savaş sonucu İMROZ,TAŞOZ,MİDİLLİ,LİMNİ,EĞRİBOZ,SEMADİ REK adaları Venedik’ten alındı. 4.Rodos kuşatıldı. Ancak alınamadı. 5.Osmanlı Devleti’nin Venedik deniz ticaretine darbe vurması üzerine Venedik Osmanlı savaşları başlamıştır. Savaşlar sonucunda yapılan ant. göre Osmanlı Venedik’e kapitülasyonlar vermiştir. Bu sayede OSM.: a.Ticari kazanç elde etmiştir. b.Haçlı birliğini önlemiştir. ÖNEMİ: Osmanlı ilk defa bir Avrupa devletine kapitülasyonlar vermiştir. OSM.-MEMLÜK İLİŞKİLERİ: Mısır’da ki kurulan bu devlet: 1.Hicaz suyollarını meselesi.(Bu yolların onarımı dini itibarı arttıracaktı.) 2.Memlükler’in Dulkadiroğulları beyliğinin içişlerine karışması. SONUÇ: Savaş yok. Fatih Döneminde Diğer Gelişmeler: *Örfi hukuka dayanan kanunname hazırlandı. (Egemenliği Osmanlı ailesinin nasıl kullanacağını belirlemiştir. Kızlara egemenlik hakkı verilmedi. Kardeş katli uygulamasını getirdi. Merkezi otoriteyi güçlendirdi.) *Divan örgütü geliştirildi.(Kazasker ve Defterdar sayısı ikiye çıkarıldı. Divana sadrazamın başkanlık yapması usulü getirildi. Vezir sayısı 6ya çıktı. *Şehzadelerin sancağa çıkması resmileştirildi. *Enderun genişletildi. Sahn-ı Seman medresesini kurdu. *İlk altın parayı bastırdı. **Ticaret yollarını denetlemek için: İstanbul, Trabzon, Kırım, Ege ve Yunan adaları **Anadolu’nun siyasal birliğini sağlamak için: Amasra, Sinop, Trabzon, Karaman, Otlukbeli **Doğu ve Batı Roma İmp. miras olarak: İstanbul, Trabzon, Mora, Otranto Fatih dönemindeki fetihlere ve seferlere bakılınca, belirgin amaçlar görülür: Ticaret yollarının denetimini sağlamak (İstanbul, Sinop, Amasra, Trabzon, Kırım, Ege adaları) .Anadolu'nun siyasal birliğini sağlamak (Amasra, Sinop, Trabzon, Karaman, Otlukbeli seferleri) Doğu Roma ve Batı Roma imparatorluklarının mirasına sahip olarak büyük bir Akdeniz imparatorluğu kurmak (İstanbul, Trabzon, Mora Rum despotlukları, Otranto) Fatih aydın bir padişahtır. Sanatçılara ve bilginlere büyük değer vermiştir. İtalyan ressam Centile Bellini'ye kendi portresini çizdirmiş, İstanbul’la ilgili tablolar yap¬tırmıştır. Bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin temeli sayılan ilk yüksek okul olarak "Sahn-ı Seman'' medresesini açtır¬mış, ilk altın parayı bastırmıştır. Devletin düzenli işlemesi için Osmanlı Devleti'nin anayasası niteliğinde olan "Ka¬nunname(Fatih Kanunnamesi)''yi çıkarmıştır. b)II.BEYAZID (1482-1512) Siyasi olayları: Cem Sultan olayı bir iç sorun olarak başlamış dış sorun olarak devam etmiştir. Bu olay nedeniyle içeride Devşirmeler, Türkmenler ile iktidar mücadelesine girişmişler bu mücadeleyi devşirmeler kazanmıştır. Türkmenler yönetimdeki etkinliklerini kaybetmeye başlamıştır. *İspanya’da zulme uğrayan Müslüman ve Yahudileri Osmanlı topraklarına getirmiştir. Askerin desteğiyle tahta çıkan Bayezid’e karşı kardeşi Cem de Bursa'ya gelerek adına hutbe okuttu, para bas¬tırdı. Devletin paylaşılması Anadolu'nun kendisine veril¬mesi önerisi Bayezit tarafından kabul edilmedi. Bayezid’e bağlı kuvvetlere yenilen Cem, Mısır’a kaçtı. Karaman oğullarının çağrısından cesaretlenerek yeniden Anadolu'ya geldiyse de yine yenilerek Rodos Şövalyeleri'ne Sığındı. Cem şövalyelerin yardımıyla Ru¬meli'ye geçerek saltanat mücadelesine devam etmek istiyordu. Bayezit şövalyelere para vererek Cem'in Av¬rupa'ya götürülmesini sağladı. Böylece Rodos şövalyeleri taht kavgasından yararlanmışlardır. Cem yıllarca Avrupa'da şatodan şatoya gezdirildi. Kralların ve Papa'nın kendisinden İslam dünyası ve Osmanlı Devleti aleyhine yararlanmak isteklerine karşı geldi. II. Bayezit Cem'in yaşamasından kaygı duyduğun¬dan Papa'ya para vererek Cem'in zehirlenerek öldürül¬mesini sağladı. NOT: II. Beyazıd savaştan hoşlanmayan, okumaya ve iba¬dete düşkün bir padişahtır. Kendisine "Sofu Beyazıd'' de denilir, Devlet işlerine ilgisizliği nedeniyle bu dönemde Osmanlı Devleti'nin genişlemesi durmuştur denilebilir. II. Beyazıt zamanı "Yükselme dönemi içinde durgunluk dönemi''olarak adlandırılmıştır. Aynı zamanda padişahlığı boyunca cem sultan olayı ile ilgilendiği için: Sönük geçen bir dönemdir. OSMANLI-MEMLÜK İLİŞKİLERİ: İlişkilerin bozulma sebepleri: 1.Memlükler’in Cem Sultan’ı korumaları. 2. Dulkadiroğulları beyliklerinin iç işlerine karışması. 3.Ramazanoğullarını egemenlikleri altına almak istemesi. 4.Hindistan’dan gelen hediyelere Memlükler’in el koyması. SONUÇ: Savaşlar sonuçsuz kaldı. OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ: Cem Sultan Fatih döneminde Venedik’e ayrıcalıklar tanınsa Venedik Mora’yı Osmanlı’ya karşı kışkırtmaya başlamış ve bu yüzden iki devlet arasında savaş başlamıştır. Venedik savaşı kaybetmiş ve bunun sonucunda MODON, KORON,İNEBAHTI,NAVARİN alınmış ve Venedik Mora’dan çıkarılmıştır. OSMANLI-İRAN (SAFEVİ) İLİŞKİLERİ: İran Devletinin hükümdarı olan Şah İsmail Anadolu’da Şiiliği yaymak istemesi üzerine iki devlet ilişkileri bozulmuştur. İran, Anadolu’daki Şiilerle bağlantı kurmak için propagandacılar gönderdi. Bunlardan Şahkulu bir ayaklanma çıkarmıştır.Çıkan ayaklanma güçlükle bastırılmıştır. II. Beyazıd’ın gelişen Şİİ tehlikesi karşısında pasif bir politika izlediği için oğlu YAVUZ SULTAN SELİM yeniçerilerin desteği ile başa geçmiştir. c) YAVUZ SULTAN SELİM (1512-1520) OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİ: ÇALDIRAN SAVAŞI SEBEBİ:Şah İsmail’in Anadolu’da Şiiliği yaymak istemesi. SONUÇLARI: 1.Tebriz alındı.Doğu Anadolu Osmanlı denetimine girdi. 2.İran geçici olarak saf dışı edildi. 3.Ayrıca Yavuz savaş dönüşü Maraş’taki Dulkadiroğulları ile TURNADAĞ SAVAŞInı yaparak Osmanlı Devletinin topraklarına kattı. ÖNEMİ:Bu beyliğin alınmasıyla Türk siyasi birliği KESİN olarak sağlandı. MISIR SEFERLERİ (1517) SEBEPLERİ: 1.Osmanlıların Dulkadiroğluları Beyliğini alması. 2.Fatih, zamanında başlayan anlaşmazlıkları. 3.Memlukların Safevi devletlerinin Osmanlı’ya karşı ittifak kurması. 4.Hicaz yollarını almak istenmesi. 5.Safevi devletinin üzerine gönderilen Osmanlı ordusuna Memlukların Suriye’den izin vermemesi. 1516 MERCİDANİ SAVAŞI-SURİYE VE FİLİSTİN 1517 RİDANİYE SAVAŞI-MISIR ALINDI. SONUÇLARI: 1.Memluk Devleti yıkıldı. 2.Halifelik unvanı Osmanlıya geçti. Devlet teokratik nitelik kazandı. 3.Baharat yolu Osmanlı denetimine geçti. 4.Kıbrıs için Venediklilerin Memluklara verdiği vergiyi Osmanlı Devletine vermeye başlamıştır. 5.Mısır hazinesi Osmanlı’ya geçti. 6.Kutsal emanetler İstanbul’a getirildi. NOT: Coğrafi keşiflerle Akdeniz ticareti önemini kaybettiği için Baharat Yolu Osmanlı’ya bir kazanç sağlayamadı. d) I.SÜLEYMAN (KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN) (1520-1566) Kanuni Sultan Süleyman OSM. Devletinin başında en uzun süre kalan padişahtır. Onun döneminde: *Suriye’de Canberdi Gazeli *Mısır’da Ahmet Paşa *Yozgat’ta Baba Zünnun *Karaman, Maraş yöresinde Kalender Çelebi isyanları çıkmış. Ancak kolaylıkla bastırılmıştır.(Bu dönem devletin zirvede olduğu bir dönemdir.) BATIDAKİ GELİŞMELER BELGRAD’IN FETHİ : (1521) SEBEPLER: *Osmanlı için Avrupa’ya yapılacak olan seferler için bir üs durumunda olacaktı. *Osmanlı için Avrupa’ya açılan kapı durumundadır. Bu sebeple Belgrad fethedildi. MOHAÇ MEYDAN SAVAŞI: (1526) OSM.X MACARLAR SEBEP:*Osmanlı’nın Belgrad’ı alması. *Şarlken’e esir düşen Fransız kralının Kanuni’den yardım istemesi. SONUÇ: Osmanlı kazandı. Macaristan Osmanlı denetimine girdi. Ancak Kanuni tampon bölge oluşturmak amacıyla Macaristan’ı Osmanlı Devleti’ne katmayıp bağlı krallık haline getirdi. I.VİYANA KUŞATMASI (1529): SEBEP: Avusturya’nın Şarklken (Almanya kralı)den destek alarak Budin’in iç işlerine karışması. Kanuni bunun üzerine sefere çıkması. SONUÇ: Viyana kuşatılmasına rağmen Viyana’nın güçlü savunması karşısında yenik düştü. Ve ağır kış şartları nedeniyle. AVUSTURYA-ALMANYA SEFERİ (1533) SEBEP:Yine Avusturya kralının Budin’e saldırması üzerine Kanuni sefere çıkıyor ve başarılı bir savaş yaparak Avusturya’yı ant. istemek zorunda bırakıyor. İSTANBUL ANTLAŞMASI (1533) ANT. göre Avusturya arşüdikası Osmanlı sadrazamına denk sayılacaktı. ÖNEMİ:Bu ant. ile Avusturya Osmanlı’nın siyasi üstünlünü kabul etmiştir. OSMANLI-FRANSIZ İLİŞKİLERİ: Şarlken’e esir düşen Fransa kralının Osmanlı’dan yardım istemesiyle ilişkiler bozulur. Ayrıca Fransa’ya kapitülasyonlar vermiştir. Kanuni’nin böyle bir politika izlemesindeki amaçlar: 1.Kanuni’nin Fransa’yı kendi tarafına çekip Hristiyan birliğini parçalamak istenmesi. (SİYASİ) 2.Coğrafi keşifler sonucunda önemini yitiren Akdeniz ticaretini yeniden canlandırmak istemesi.(EKO.) NOT: Bu kapitülasyonlar iki hükümdar sağ kalana kadar sürecekti. Bu da Kanuni’nin ileri görüşlüğünü gösterir. OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİ SEBEP: Sınır anlaşmazlıları, sınırdaki bazı beyler ve emirlerin Osmanlıya veya İran’a sığınarak iki devletin arasını açmaları. SONUÇ: Kanuni İran’a 3 sefer düzenleyip BAĞĞDAT,VAN,TEBRİZ,AZERBEYCAN,ERİBAN,,NAHCİVA N’I alması üzerine İran antlaşma istemek zorunda kaldı.Yapılan AMASYA ANTLAŞMASI ile BAĞDAT,DOĞU ANADDOLU VE AZERBEYCAN Osmanlılarda kaldı. ÖNEMİ: Osmanlı’nın İran’la yaptığı İLK RESMİ (YAZILI) ANTLAŞMADIR. DENİZLERDEKİ GELİŞMELER PREVEZE DENİZ SAVAŞI (1538) OSMANLI X HAÇLILAR SEBEP: *Osmanlının denizlerde güçlenmesi *Osmanlının Akdeniz ticaretini güvenlik altına almak istemesi. SONUÇ: Akdeniz bir Türk gölü haline geldi. NOT: Barboros Hayrettin Paşa’nın Osmanlı himayesine girmesiyle CEZAYİR Osmanlı devletine katıldı. Trablusgarp Turgut Reis tarafından ele geçirilmiştir. HİNT DENİZ SEFERLERİ: SEBEPLERİ: 1.Portekizlileri bölgeden çıkarmak. 2.Bölgedeki bazı Müslüman tüccarların Kanuni’den yardım istemesi.(Müslüman tüccarların gemilerine zarar veriliyordu.) SONUÇ: BAŞARISIZ.Osmanlı sefere gerekli önemi vermedi.Dayanıklı gemiler yoktu.Gerekli destek alınamadı.Osmanlı okyanus hakkında yeterli bilgiye sahip değildi. Ancak Osmanlı seferden YEMEN, ADEN,HABEŞİŞTAN’I aldı.(Bu sayede Kızıldeniz denetim altına alındı.) ZİGETVAR SEFERİ: Kanuni’nin son seferidir. Avusturya’nın ERDEL’in iç işlerine karışması nedeniyle Kanuni sefere çıkmıştır. SONUÇ: Kanuni seferde hayatını kaybetmiştir. Ölümünden sonra Zigetvar Kalesi alınmıştır. SOKULLU MEHMET PAŞA (1564–1579) Sokullu Mehmet Paşa I. Süleyman (1564-1566)- II. Selim (1566-1574) ve III. Murad (1574-1579) zamanında sadrazamlık yapmıştır. Sokullu Mehmet Paşa devşirme olup, Sırbistan'ın Sokul kasabasındandır. Enderun okulunu bitirip çeşitli görevlerde başarı göste¬rerek Kanuni'nin son yılları, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde padişahlardan daha etkili olmuştur. Bu nedenle sadrazamlık dönemine kendi adı verilmiştir. SAKIZ ADASI-CENEVİZLİLERDEN ALINDI KIBRIS’IN ALINMASI: SEBEP: 1.Akdeniz ticaretini tam olarak ele geçirmek. 2.Venediklilerin Osmanlı gemilerine zarar vermesi. SONUÇ:Kıbrıs alındı. İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI (1571) SEBEP: Kıbrıs’ı Osmanlı’nın alması. SONUÇ: Osmanlı Donanması yenildi. ÖNEMİ:OSMANLI’NIN AKDENİZ’DEKİ ÜSTÜNLÜĞÜ SARSILDI. TUNUS-İSPANYOLLARDAN FAS-PORTEKİZLİLERDEN LEHİSTAN-ALINDI YEMEN-ALINDI. Sokullu Dönemi Projeleri: a) Don-Volga kanalı projesi: Sokullu İran savaşlarında donanmadan yararlanmak, Kafkasya'yı Osmanlı egemenliğine almak, Orta Asya Türkleriyle ilişkileri geliştirerek İpek Yolu'nu canlandırmak, güçlenmekte olan Rusya'ya karşı doğal bir set oluştur¬mak gibi amaçlarla Don ve Volga nehirlerini bir kanalla birleştirerek Karadeniz'i Hazar Denizi'ne bağlamak istemiştir. Bu proje yarım kalmıştır. b) Süveyş kanalı projesi: Sokullu Akdeniz'deki donanmayı Hint Okyanusu'na geçirip Baharat Yolu üzerinde üstünlük sağlamak, Hin¬distan ve Endonezya Müslümanlarıyla ilişki kurmak için Süveyş Kanalı'nın açılmasını istemiştir. Kanal projeleri, gereken önem verilmediğinden başarılı Olamamıştır. Bu proje yarım kalmıştır. c) Marmara Denizi- Sapanca Gölü Kanal projesi: Marmara Denizi ile Karadeniz’i birleştirmek için ikinci bir su yolu projesi. Hazırlandı. Amacı Akdeniz kıyılarındaki tersaneleri daha güvenli olan sapanca Gölüne toplamaktır. Düşünce aşamasında kalmıştır. Uygulamaya konulamadı.
Kilis - Yavrum, Parka Gitmeliyken Mezarlığa Geldin 03:17
Kilis - Yavrum, Parka Gitmeliyken Mezarlığa Geldin 2.351 izlenme - 7 ay önce Suriye'de IŞİD kontrolündeki bölgeden Kilis'e atılan roketler nedeniyle ölenlerin sayısı 20'yi aştı. Ocak ayından bu yana IŞİD'in en az 70 roket attığı Kilis'te halk "Neden engel olunmuyor?" diye tepki gösteriyor. Kilis'te okullar tatil edilmedi ama aileler, güvenlik kaygısı nedeniyle çocuklarını okula göndermiyor. Roket saldırıları sonucu hayatını kaybeden çocuklardan biri beş yaşındaki Nisa Döne Sezer. Nisa'nın annesi Zehra, kızının cenazesinde "Yavrum, parka gitmeliyken mezarlığa geldin" diye isyan ediyor. Selin Girit ve Göktay Koraltan'ın haberi.
Ders: 1494-1566 Kanuni Sultan Süleyman Kimdir? 02:39
Ders: 1494-1566 Kanuni Sultan Süleyman Kimdir? 7.516 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET AYkut İlter Aykut Öğretmen Osmanlı Sultanlarının onuncusu ve islam halifelerinin yetmişbeşincisi. 1509´da Kefe sancakbeyliğine gönderilinceye kadar babasını yanında kalmış ve bu müddet içinde iyi bir öğrenim ve eğitim görmüştür. Babası Yavuz Sultan Selim´in 1514 İran ve 1516 Mısır seferleri sırasında Rumeli´nin muhafazasıyla görevlendirildi ve Edirne´de oturdu. Babasını vefatı ile de 30 Eylül 1520 tarihinde 26 yaşında iken Osmanlı tahtına çıktı. Kanuni Sultan Süleyman, Belgrad´ın fethi(1521) ile Orta Avrupa´nın, şovalyelerin üssü olan Rodos´un zaptı (1522) ile de Akdeniz hakimiyetinin kapılarını devletine açtı. 1526´da yüzbin kişilik ordusu ve 300 kadar top ile Mohaç ovasında Macar ordusuyla karşılaştı. Bu durumda sancaklarını açıp ellerini semaya doğru kaldıran Sultan; "Ya Rabbi! Senin kudret ve himayeni diliyor, hazreti Muhammed´in ümmetine yardımını niyaz ediyorum." diye yalvardı. Tarihin bu en büyük meydan savaşında düşman ordusunu yok eden Kanuni, 20 Eylül´de Macaristan´ın başşehri Budin´e girdi.1529 da Viyana muhasara edildi ise de, kuşatma vasıtalarının getirilmemesi ve kış mevsiminin yaklaşması üzerine neticesiz kaldı. 1532´de Alman seferine çıkan Kanuni, Viyana´yı arkada bırakarak Gratz, Marburg, Gunss ve daha bir çok Alman şehirlerini zaptetti. Yedi ay Avrupa içlerin- de dolaştığı halde imparator karşısına çıkmağa cesaret edemeyince geri döndü. 1534´de Safeviler üzerine sefere çıkan sultan, Bağdat ve Basra´yı zaptetti. Bağdad´da evliya kabirlerini ve Kerbela´ da hazret-i Ali ve hazreti Hüseyin´in makamlarını ziyaret eden Kanuni, Abdülkadir-i Geylan´i hazretlerinin kabrine türbe ve yanına imaret yaptırdı. Fetih hareketlerine devam eden Kanuni, 1535´de Tebriz´i zaptetti. 1537´de İtalya seferine çıkarak, Otranto´ya kadar ilerledi. Karalarda cihan hakimiyetini eline geçiren Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Hayreddin Paşa vasıtasıyla denizlerde de Osmanlı Devleti´nin gücünü gösteriyordu.Nitekim bu büyük deniz komutanı haçlı donanmasını 27 Eylül 1538´de Preveze´de imha ederek, müstesna bir zaferle Akdenizde tam bir Türk hakimiyeti kurdu. Kanuni süveyş´te kurduğu donanma ile de Kızıldeniz´i ve Arabistan sahillerini emniyet altına aldı ve Avrupalıları Hindistan sahillerinden uzaklaştırmaya başladı. Bu fetihleri; 1543´de Estergon,Nis ve İstolni-Belgrad, 1551´de Trablusgarb´ın zaptı ve 1553´de Nahcıvan seferi takib etti. İhtiyar ve hasta bir halde iken 1566´da yine cihada çıkan bu büyük Türk sultanı, Sigetvar kalesinin zaptı sırasında top sesleri arasında 72 yaşında iken vefat etti. Naşı Süleymaniye´deki türbesine defn edilmiştir. Türklerin kendisine Kanuni ve Gazi, Avrupalıların ise "Muhteşem" dedikleri Süleyman Han, babasından devraldığı 6.557.000 km2 Osmanlı toprağını, yaptığı fetihlerle 14.893.000 km2 ye ulaştırdı. Bulunduğu yüzyıl, dünya tarihine Türk asrı olarak geçti. Bu asırda her sahada dahi devlet ve ilim adamları yetişti. Nitekim Sadrazamı İbrahim Paşa, Lütfi Paşa, Sokullu Mehmed Paşa; Şeyhülislamı Kemalpaşazade, Ebüssü´ud Efendi, şairi Baki, Fuzuli; san´atkarı Mimar Sinan; Kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddin Paşa olan bir devletin padişahı Kanuni olurdu. Sultan Süleyman Han´ın asıl adından daha fazla bilinip, şöhreti olan Kanuni ünvanı, önceki Osmanlı kanunnamelerini ve devri icabı lüzumlu hükümleri Kanunname-i Al-i Osman adı altında, islam hukuku esasları dahilinde toplattırıp tanzim ettirme- sinden ileri gelmektedir. Kanuni hareket ve sözleri güzel, aklı kamil, nezaketli, irfan sahibi, sözleri tatlı, alim, hakim ve şairlere dost, bütün maddi-manevi iyilikleri şahsında toplamış emsalsiz bir padişahtı. Pek çok hayrat ve iyilikleri olan Kanuni, imar faaliyetleriyle de uğraştı. Memleketin hemen heryerinde camiler, mescid- ler, medreseler, hamamlar ve çeşmeler inşa ettirdi. Mimar Sinan´ın yaptığı Süleymaniye Camii de bu devirde Türk azameti devrinin tacını teşkil etmiştir.Koca Mimar Sinan büyük Hakan´a; "Padişahım sana öyle bir cami inşa ettimki, kıyamete değin ayakta duracak bir metanete sahiptir." diyerek bu eserini takdim etmiştir. Pek çok özellikleri yanında büyük bir şair olan Kanuni Sultan Süleyman´ın hastalığında yazdığı şu beyti yüzyıllardır dillerde söylenmektedir. Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. I. Süleyman (Osmanlı Türkçesi: , Sultan Süleyman.-ı evvel; 6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar), Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batıda Muhteşem Süleyman,[2][3] Doğuda ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman (Osmanlı Türkçesi ile ) olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve toplamda 13 kere sefere çıkan Süleyman saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir.[4] Süleyman böylece devletin hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan hem de en uzun süre sefer yapan padişahı olmuştur. I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in vefatının ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı. Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Orta Doğu'nun büyük kısmını ele geçirdi. Afrika'da imparatorluğun sınırları Cezayir'e kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu.[5] I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu,[6] padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı.[7][8] Zigetvar Muharebesi'nin sonlanmasından yaklaşık bir gün önce, 6 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti. Konu başlıkları [gizle] 1 İlk yılları 2 Askeri ve siyasi gelişmeler 2.1 1520-1529 2.2 1530-1539 2.3 1540-1552 2.4 1553-1561 2.5 1562-1566 3 Kültür ve sanat alanındaki gelişmeler 3.1 Mimari gelişmeler 3.2 Sanatsal gelişmeler 3.3 Eğitim 4 Özel hayatı 4.1 Edebî kimliği 5 Popüler kültüre etkileri 6 Kaynakça İlk yılları[değiştir] 1579 yılında, Nakkaş Osman'ın Şemâilnâme adlı eserinde yer alan ve I. Süleyman'ı gençlik yıllarında resmeden bir minyatür I. Süleyman, 6 Kasım 1494 tarihinde, Trabzon'da doğdu.[9] Babası, Süleyman doğduğu zaman Trabzon valisi olan, 1512 yılında ise padişah olarak tahta geçen I. Selim, annesi ise valide sultan Ayşe Hafsa Sultan idi.[10] Yedi yaşında bilim, tarih, edebiyat, din ve askeri eğitim almak için İstanbul'da yer alan Topkapı Sarayı'ndaki Enderun'a gönderildi. 1508 ile 1512 yılları arasında Şebinkarahisar, Bolu ve Kefe'de sancakbeyi olarak görev yaptı.[6][11] Babası I. Selim'in 1512'de tahta çıkmasından önce İstanbul ve Edirne'de oturdu.[11] 1513 yılında Saruhan sancakbeyliğine atandı.[12] Burada, sonraları baş danışmanlarından biri olacak olan Pargalı İbrahim ile yakın bir arkadaşlık kurdu.[13][14][11] Yaklaşık yedi yıllık Manisa sancakbeyliğinin ardından, Eylül 1520'de babası I. Selim'in ölümü üzerine İstanbul'a geldi ve 30 Eylül 1520 tarihinde onuncu Osmanlı padişahı olarak tahta çıktı.[11] Tahta geçişinden birkaç hafta sonra Venedik elçisi Bartolomeo Contarini Süleyman'ı "Yirmi altı yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu biraz fazla uzun, yüzü zayıf, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyığı ve küçük bir sakalı var. Cildi biraz soluk olsa da yüzü oldukça hoş. Derisi solgunluğa meyilli. Akıllı bir hükümdar olduğu söyleniyor ve herkes onun saltanatının hayırlı olacağını umuyor." şeklinde tanımlamıştır.[15] Askeri ve siyasi gelişmeler[değiştir] 1520-1529[değiştir] I. Süleyman'ın tahta geçmesinden kısa bir süre sonra Şam Beylerbeyi Canberdi Gazali, Süleyman'ın padişahlığını tanımadı ve hükümdarlığını ilan ederek isyan başlattı. Merkezden gönderilen Ferhad Paşa komutasındaki birlikler, Zülkadriye Eyaleti'nde bulunan kuvvetler ve Şam'daki kuvvetlerin etkinlikleri sonucunda Şam yakınlarındaki Mastaba adlı bölgede, 27 Ocak 1521 tarihinde yapılan çarpışmalar sonucunda Gazali'nin yenilmesi ve öldürülmesiyle isyan bastırıldı.[16][17] Süleyman ilk seferini 19 Mayıs 1521'de, Macaristan Krallığı'nın yönetimindeki Belgrad (o dönemdeki ad
OSMANLI PADİŞAHLARI OSMANLI DEVLETİ KAFİRDİR TÜRBEPEREST TASAVVUFÇU SARHOŞDİNSİZ İMANSIZ KATİLLERDİR 05:48
OSMANLI PADİŞAHLARI OSMANLI DEVLETİ KAFİRDİR TÜRBEPEREST TASAVVUFÇU SARHOŞDİNSİZ İMANSIZ KATİLLERDİR 1.106 izlenme - 5 ay önce 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ OLAN HERKESİ VE “BU ZAMANDA YAŞAYAN 8 MİLYAR İNSANIN HEPSİNİ HEM MUAYYEN HEM UMUM HEM SİLSİLE OLARAK TEKFİR EDİYORUM”ASL-İ KAFİR DİYORUM. 1333 SENE İÇİNDE OLAN: TÜM DEVLET’LERE. VE BU ZAMANDAKİ: ( 215’E YAKIN ) DEVLETLERE: “KAFİR DEVLETLER- KÜFÜR HÜKÜMETLER” DİYORUM. VE TÜM HALKINI; “HEM TEK-TEK MUAYYEN OLARAK, HEM UMUM, HEMDE SİLSİLE OLARAK, TAMAMINI TEKFİR EDİYORUM”HEPSİDE: ASL-İ KAFİRDİR. MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİR. HEPSİ: KENDİNİ MÜSLÜMAN ( SANAN ) CEHENNEMLİK İMANSIZLARDIR! 1-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ALİM’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 2-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ŞEYH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 3-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: İMAM’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 4-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜCTEHİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 5-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ŞEYHUL İSLAMLARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 6-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜFESSİR’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 7-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: CUMHUR ULEMA’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 8-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MUHADDİS’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 9-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: FAKİH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 10-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜCEDDİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 11-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: TÜM CEMAAT’LERE TÜM GRUP’LARA TÜM TAİFE’LERE TÜM CİHAD CEPHE’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1-EBU HANİFE: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 2-MALİKİ: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 3-AHMED BİN HANBEL: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 4-ŞAFİİ: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE SÜNNİ İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü SİTTE '6 HADİS KİTABI' KÜTÜB-Ü TİS-A '9 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN: 1-BUHARİ: ASL-İ KAFİRDİR! 2-MUSLİM: ASL-İ KAFİRDİR! 3-TİRMİZİ: ASL-İ KAFİRDİR! 4-EBU DAVUD: ASL-İ KAFİRDİR! 5-NESA-İ: ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ MACE: ASL-İ KAFİRDİR! 7-MUVATTA: İMAM MALİK ASL-İ KAFİRDİR! 8-MÜSNED: AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR! 9-DARİMİ: ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE Şİ-A İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü ERBE-A '4 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN : 1-EL-KAFİ: CAFER MUHAMMED EL-KULEYNİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MEN LA YEHZURUHUL FAKİH: ŞEYH SADIK ASL-İ KAFİRDİR! 3-TEHZİBUL AHKAM: EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EL-İSTİBSARU FİMA UHTİLİFE FİHİ MİNEL EHBAR: EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! NECDİ’LERİN HEPSİ ASL-İ KAFİRDİR. VE BU ZAMANDAKİ "BİZ NECDİ’YİZ BİZ SELEFİ’YİZ BİZ EHLİ SÜNNETİZ" DİYENLERİN HEPSİDE: ASL-İ KAFİRDİR! 1-MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB: ASL-İ KAFİRDİR! 2-OĞULLARIDA> TORUNLARIDA> TALEBELERİDE> BABASIDA> DEDESİDE: ASL-İ KAFİRDİR! 3-İBNİ TEYMİYYE: ASL-İ KAFİRDİR! 4-İBNİ KAYYİM EL-CEVZİYYE: ASL-İ KAFİRDİR! 5-ZEHEBİ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ KESİR ASL-İ KAFİRDİR! 7-TABERİ: ASL-İ KAFİRDİR! EN BÜYÜK: HÜCCET-BEYYİNE-DELİL-HİKMET-VAHİY-NAS'DA: 1-KUR-AN'I KERİM'DİR- AYETLERDİR. 2-KUR-AN'I KERİME UYAN SAHİH HADİSLERDİR- SAHİH SÜNNETLERDİR. 3-İCMA-İ ÜMMETİ, 4-KIYAS'I FUKEHA'YI, RED-İNKAR”EDEN: TAM BİR 'MUVAHHİD' MÜSLÜMANDIR
osmanlı devleti 10:18
osmanlı devleti 11.857 izlenme - 8 yıl önce 36 padişahın 623 yıl boyunca saltanat sürdüğü dev osmanlı devleti tarihi... padişahları... yapan: barışcan gezinci
Osmanlı Devleti - Mehter Marşı 03:00
Osmanlı Devleti - Mehter Marşı 4.325 izlenme - 2 yıl önce Osmanlı Devleti - Mehter Marşı Şarkı Sözleri: Ceddin deden, neslin baban En kahraman Türk milleti Orduların, pek çok zaman Vermiştiler dünyaya şan. Türk milleti, Türk milleti Aşk ile sev milliyeti Kahret vatan düşmanını Çeksin o mel'un zilleti. Osmanlı İmparatorluğu (Osmanlıca: Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye[6][7]) 1299-1922 yılları arasında varlığını sürdürmüş Türk - İslam devleti. Doğu Avrupa, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika'ya kadar topraklarını genişletmiş ve 16. yüzyılda dünyanın en güçlü imparatorluğu halini almıştır. Arnold Joseph Toynbee gibi bazı tarihçilere göre tek ardıl devleti Türkiye Cumhuriyeti'dir[8] Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Gazi, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır.[9] Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur. Ancak Prof. Dr. Halil İnalcık ve bazı diğer akademisyenler, Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 1302'de Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Koyunhisar Muharebesi sonrasında devlet niteliğini kazandığını iddia ederler.[10][11] İstanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nu yıkmış, bazı tarihçilere göre bu Yeni Çağ'ı başlatan olay olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda üç kıtaya yayılmış ve Güneydoğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın büyük bölümünü egemenliği altında tutmuştur. Ülkenin sınırları batıda Cebelitarık Boğazı ve 1553'te Fas kıyıları'na, doğuda Hazar Denizi ve Basra Körfezi'ne, kuzeyde Avusturya, Macaristan ve Ukrayna'nın bir bölümüne ve güneyde Sudan, Eritre, Somali ve Yemen'e uzanmaktaydı.[12] Osmanlı İmparatorluğu 29 eyaletten ve özerlik tanınmış olan Boğdan, Erdel ve Eflak prensliklerinden oluşmaktaydı. Devlet zaman zaman denizaşırı topraklarda da söz sahibi olmuştur. Atlantik Okyanusu'ndaki kısa süreli toprak kazanımları Lanzarote[13] (1585), Madeira (1617), Vestmannaeyjar[14] (1627) ve Lundy[15](1655) bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Devlet altı yüzyıl boyunca Doğu dünyası ile Batı dünyası arasında bir köprü işlevi görmüştür. Hâkimiyeti altında bulunan topraklarda yaşayan halklar zaman zaman, toplu ya da yerel ayaklanmalar ile Osmanlı iktidarına karşı çıkmışlardır. Genel olarak din, dil ve ırk ayrımından uzak durduğu için yüzyıllarca birçok devleti ve milleti hakimiyeti altında tutmayı başarmıştır.[16] Osmanlı İmparatorluğu, eski Türk örf ve adetlerinin ve İslam kültürünün yükümlülüklerinin doğrultusunda bir yönetim şekli belirlemiştir.[17] Osmanlı İmparatorluğu'nun siyasi yapısında ve hukuk kurallarının oluşumunda İslam dininin belirleyici bir rol oynaması, Osmanlı İmparatorluğu'nun "İslam devleti", dolayısıyla bir "din devleti" olarak nitelenmesine neden olmuştur.[18] Osmanlı İmparatorluğu dönemi bazı tarih uzmanlarınca[19][kaynak belirtilmeli] Osmanlı Hanedanı'nın[20] ve saray erkanının, Rum kadınlarla ve diğer Slav Hristiyan halklardan (Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar vb. gibi) kadınlarla evlilik yapması[21][22], iskan politikası sebebiyle devşirilen Hıristiyan çocukların Türk-İslam örf ve gelenekleri ile yetiştirilip Yeniçeri ordusuna ve devlet kurumlarına alınmasıyla beraber,[23][24][25] Türk tarihinin Roma-Doğu Roma tarihi ile kaynaştığı dönem olarak görülür.[26][27][28][29] Konu başlıkları 1 İsim 2 Tarihçe 2.1 Beylik dönemi 2.2 Kuruluş (1299–1453) 2.3 Yükselme (1453–1683) 2.3.1 Yayılma ve doruk noktası (1453–1566) 2.3.2 Krizler ve değişim (1566–1683) 2.4 Ayanlar çağı: duraklama ve reform (1683–1827) 2.5 Gerileme ve modernleşme hareketleri (1828–1908) 2.6 Dağılma (1908–1922) 3 Devlet yapısı 3.1 Divan-ı Humayun 3.2 İdari bölümler 3.3 Hukuk 3.4 Ordu 3.4.1 Kara kuvvetleri 3.4.2 Donanma 3.4.3 Hava kuvvetleri 4 Toplum yapısı 5 Ekonomi 6 Diplomasi ve Uluslararası İlişkiler 7 Demografi 7.1 Dil 7.2 Din 7.2.1 İslam 7.2.2 Musevilik ve Hristiyanlık 7.2.3 Misyonerlik faaliyetleri 8 Ulaşım ve Haberleşme 9 Eğitim 10 Kültür 10.1 Edebiyat 10.2 Mimari 10.3 Süs sanatları 10.4 Sahne sanatları 10.5 Mutfak 10.6 Bilim ve teknoloji 10.7 Spor 11 Ayrıca bakınız 12 Notlar 13 Kaynakça 14 Dış bağlantılar İsim Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu'nun isimleri Osmanlı İmparatorluğu, Osmanlıca'da Devlet-i Aliyye-yi Osmâniyye ([ ], veya alternatif olarak Osmanlı Devleti [ ]) olarak anılmıştır.[7] Cumhuriyet sonrasında kullanılan Türkçe'de ise Osmanlı Devleti veya Osmanlı İmparatorluğu olarak bilinir. 19. yüzyıldan önceki İngilizce kaynaklarda ise Turkey ya da Turkish Empire şeklindeki kullanımlara rastlanır.[30] Günümüzde modern Türkiye için de Turkey kullanımının yaygın olmasının yanı sıra Republic of Turkey kullanımıyla, Osmanlı İmparatorluğu dönemi ile Cumhuriyet dönemi birbirinden ayrılır. Tarihçe Osmanlı İmparatorluğu belirli tarihsel dönemlere ayrılarak incelenir. Dönemler, Osmanlı Devleti'nin yönetim yapısına ve dünya siyasetindeki yerine göre belirlenmiştir. Toprak büyüklüğünü temel alan ayrıştırmalardan daha detaylı bir bakış açısına izin vermektedir. Beylik dönemi Beylik döneminin ne zaman başladığı belli değildir. Osman Gazi birliklerinin 1298 yılında İnegöl ve civarını fethetmesi sonucunda bağımsızlığını ilan etti[31]. Bu dönemde beylik dönemi sona ermiştir. Moğol İmparatorluğu döneminde kaçan Süleyman Şah komutasındaki Kayılar ilk olarak 1227 yılında Anadolu'ya geldiler[32]. Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Alaeddin Keykubad, Kayıları Karacadağ ve bölgesine yerleştirdi. Kayılar bu sırada 50.000 kişiydiler[31].Süleyman Şah'ın Fırat Nehri'nden geçerken, boğulması üzerine, Kayı Boyu'na mensup bazı kişiler Erzurum ve Erzincan civarına göç ettiler.[32] Bazıları da Suriye ve yeniden anayurtlarına göç etti. Ertuğrul Gazi ise Söğüt ve civarına yerleşti. Bu sırada buraları fethetti. Ertuğrul Gazi yaklaşık 1000 km2 civarı bir toprak fethetmişti[33]. Ertuğrul Gazi tahminen 90 ya da 83 yaşında ölmüştü.[34][35] Aşiret Osman Bey'i seçti. Osman Gazi, devlete adını vermiştir. Kuruluş (1299–1453) Ana madde: Osmanlı İmparatorluğu kuruluş dönemi Niğbolu Muharebesi, 1396 1299 yılına gelindiğinde Anadolu'da hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti yıkılma süreci içindeydi. Bu yıllarda Osman Bey, yakın arkadaşları ile birlikte Bilecik, Yarhisar ve İnegöl'ü fethetti. 1301'de Yenişehir fethedildi. Osmanlı Beyliği, 1299'da resmen kuruldu.[33] (Bunun yanı sıra tarihçilerin bazıları beyliği kuruluşunu 1301 kabul eder. Halil İnalcık'a göre ise beylik 1302'de gerçekleşen Koyunhisar Savaşı ile kurulmuştur.[33][36]) 1302'de Bizans İmparatorluğu kuvvetleri, Osman Bey'i durdurmak için yola çıktı. Osman Bey, Bizans İmparatorluğu ile yaptığı ilk savaş olarak kabul edilen Koyunhisar Muharebesi'nin kazananı oldu.[37] Akçakoca Bey İlk Kumandanlardan I. Osman Osmanlı Devleti Kurucusu Konur Alp İlk Kumandanlardan 1326'da Osman Bey, Bursa'yı kuşattı. Fakat kendisinin rahatsızlanması üzerine kuşatmaya Orhan Bey devam etti. Aynı yıl Bursa fethedildi ve başkent yapıldı.[38] Döneminde kendi adına para bastırarak beyliği devlet haline getirdi.[39] 1329'da III. Andronikos'un başında bulunduğu Bizans ordusu ile yaptığı Pelekanon Muharebesi'ni kazandı.[40] 1331'de İznik'i, 1337'de İzmit'i topraklarına kattı.[41][42] Ayrıca kendisinin döneminde devletin sınırları, komşu Türk beyliklerinin toprakları yönünde de genişlemeye başladı. 1345'te Karesioğulları Beyliği Osmanlı egemenliği altına girdi. Böylece Osmanlı, hem beyliğin donanmasından yararlandı, hem de Rumeli'ye geçiş için alınması gereken önemli bazı noktalara sahip oldu.[43] 1352'de, taht kavgaları ile mücadele eden Bizans yöneticilerinden Kantakuzen'e isteği üzerine yardım kuvveti gönderen Orhan Bey, yardımın karşılığı olarak Gelibolu Yarımadası'nda bulunan Çimpe Kalesi'nin sahibi oldu.[44] Çimpe Kalesi'nin ele geçirilmesi ile Osm
Kazancı Bedih - Aldanma Gönül Devleti İğbanel Güvenme 04:10
Kazancı Bedih - Aldanma Gönül Devleti İğbanel Güvenme 10.681 izlenme - 5 yıl önce
İsrail Devleti ve İsrail halkı Türkiyenin dostudur 02:21
İsrail Devleti ve İsrail halkı Türkiyenin dostudur 2.237 izlenme - 11 ay önce Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Merkez Karar Yönetim Kurulu Toplantısı'nın Ardından, İsrail'le Anlaşma İddialarıyla İlgili Açıklama Yaptı. İsrail'le Kesin Bir Anlaşma Yapılmadığını Bir Taslak Üzerinde Çalışıldığını Belirten Ak Parti Sözcüsü Çelik, "İsrail Devleti Ve İsrail Halkı, Türkiye'nin Dostudur" Dedi.
DERS: 1524-1574 Sultan İkinci Selim (Sarı Selim) Kimdir? 01:30
DERS: 1524-1574 Sultan İkinci Selim (Sarı Selim) Kimdir? 5.194 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen II. Selim (Osmanlı Türkçesi: Selm-i sn), Sarı Selim olarak anılır (28 Mayıs 1524, İstanbul – 15 Aralık 1574, İstanbul), 11. Osmanlı padişahı ve 90. İslam halifesidir. Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın oğludur.[1][2][3] (1566-1574) yılları arasında Osmanlı Devleti’ni idare etti. Babasının ölümü üzerine, onun tek oğlu olarak 1566 tarihinde on birinci padişah olarak tahta geçti. Dedesi I. Selim, gibi 8 yıl taht’a kalarak kısa bir iktidar dönemi yaşadı. Padişah olur olmaz ilk seferini Batı’ya yaptı. Ülke sınırlarını Orta Avrupa’ya kadar genişletti. Ülkesinin Doğu bölümünde gelişen olaylar sebebi ile Tatarlarla, Özbeklerle, Çerkezlerle ve Gürcülerle savaştı. Basra, Bağdat, Kıbrıs, Tunus kayıtsız şartsız teslim olanlar arasındaydı. Babası gibi ülkesinin denizlerde de egemenliğini genişleterek, deniz egemenliğine önem verdi. Oruç Reis, Turgut Reis gibi kaptanlar onun zamanında yetişti. Sokullu Mehmed Paşa gibi çok güçlü bir vezire sahipti, devlet işlerinde en önemli yardımcısı idi. İyi silah kullanmasını bilir, aynı zamanda usta bir okçu idi. Halkına karşı adil davranırdı. İlme açık ve alimleri korurdu. Onun zamanında İstanbul ve ülkenin çok değişik alanlarında birçok mimari eseri yapıldığı gibi, önemli onarım faaliyetlerini de gerçekleştirdi. Devrinin usta mimarı, Mimar Sinan’a Edirne’de Selimiye Camii'ni yaptırdı. Babasından 14.892.000 km2 olarak devraldığı imparatorluk topraklarını, 15.162.000 km2 olarak bırakmıştır. 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş, Ayasofya'daki türbesine gömülmüştür. Ölümüne kadar padişahlığını sürdürmüştür. Konu başlıkları [gizle] 1 Çocukluğu ve tahta geçişi 2 Saltanatı sırasında savaşlar ve barışlar 2.1 Yemen'in yeniden fethi 2.2 Avusturya ile barış 2.3 Açe Seferi 2.4 Don-Volga Kanal Projesi 2.5 Astrahan Seferi 2.6 Kırım Hanlığı'nın Moskova seferleri 2.7 Kıbrıs'ın Fethi 2.8 İnebahtı Savaşı 2.9 Donanmanın yeniden inşası ve Venedik ile barış 2.10 Tunus Seferi 2.11 Edebî kimliği 2.12 Yaptıdığı Hayratlar 3 Eserleri 4 Ailesi 4.1 Eşleri 4.2 Erkek Çocukları 4.3 Kız çocukları 5 Kronoloji (1566-1574) 6 Dipnotları 7 Ayrıca bakınız 8 Dış kaynaklar Çocukluğu ve tahta geçişi[değiştir] Vikikaynak'ta II. Selim'in Alaattin Şah'a fermanı makalesi ile ilgili metin bulabilirsiniz. Vikikaynak'ta Kıbrıs'ın hukuki durumuna ilişkin II. Selim'in fermanı makalesi ile ilgili metin bulabilirsiniz. 1567 senesinde Sultan Selim, Edirne'de iken Safevi elçisini huzuruna kabul ederken Şehzade Selim'in çocukluğu İstanbul'da Eski Saray'da geçmiştir. 27 Haziran 1530'da kardeşleri Şehzade Mustafa ve Mehmed ile birlikte At Meydanı'nda bir hafta boyunca süren eşsiz bir eğlence ve törenle sünnet edildi. 16 yaşına kadar sarayda kalıp derin bir saray eğitiminden geçirildi. 1542'de 16 yaşında iken Konya Sancak beyi olarak atandı. 1544'de Manisa Sancak beyi olarak tayin edildi ve Manisa Sancak beyi olarak 1558'e kadar görev yaptı. Manisa'da zamanını eğlence ve av partileri ile geçirdiği bildirilir. 1558'de tekrar Konya Sancak beyliği'ne ve 1562'ye kadar orada kaldı.[3] Şehzade Selim babası Kanuni Sultan Süleyman hayatta iken, özellikle 1553'den sonra, babasına varis olabilecek diğer şehzadelerle taht mücadelesine girişti. Kanuni'nin şehzadelerinden Mustafa, Mahmud, Murad, Mehmed, Abdullah ve Cihangir, babaları sağken ölmüşlerdi. Kanuni'nin çok bağlı olduğu karısı Hürrem Sultan kendi oğullarından Selim veya Beyazid'in taht varisi olmasını istemekteydi. Ağustos 1553'de Kanuni Nahcivan Seferi'nde iken Konya Ereğlisi'nde o sefere katılan Şehzade Mustafa, Hürrem Sultan'ın yakın adamı olan Sadrazam Rüstem Paşa'nın tavsiyesine uyan, babası Kanuni tarafından idam ettirildi. Tahta varis olarak Hürrem Sultan'in iki oğlu Şehzade Beyazıd ve Selim kaldı. 1558'de Hürrem Sultan ölünce bu iki kardeş birbirleriyle açık mücadeleye giriştiler. Amasya Sancak beyi olan Şehzade Beyazıd daha atak ve isyancıydı. Sabırlı ve sağduyulu davranışlı görünen Şahzade Selim babasının desteğini kazandı. 29 Mayis 1559da iki şehzade taraftarları ve kendi sancak orduları ile birlikte Konya yakınlarında bir muharebeye giriştiler. Babasının desteğini almış olan Şehzade Selim bu çarpışmadan galip çıktı. Selim kaçan Beyazid'ı Hınıs'a kadar kovalayıp Konya'ya geri döndü. Beyazıd, oğulları ile birlikte, önce Amasya'ya ve sonra babasının kendi üzerine gelmek üzere Üsküdar'da ordugaha geçtiği haberini alınca, 2.000 kişilik ordusuyla İran'a Safavi devletine sığındı. Kanuni, Şah Tahmasp ile yapılan yazışmalarla isyankar oğlunun geri verilmesini istedi. 25 Eylül 1561'de Şah Tahmasp elinde bulunan şehzadeleri Kazvin'de boğdurtup naaşlarını geri gönderdi ve bu cenazeler Sivas'a getirilip gömüldüler. Boylece 1561'de, Konya Sancak beyi olarak bulunan Şehzade Selim, Kanuni'nin rakipsiz tek veliahtı olarak kaldı. Bu nedenle 1562de devlet başkentine daha yakın olan Kütahya Sancak beyliğine atandı. Şehzade Selim babasının son seferi olan 1566 son Avusturya Seferi'ne katılmadı. Selim Kütahya yakınlarında Sıçanlı sahrasında avda iken, babası'nın Sigetvar kusatması sırasında 7 Eylul'de öldüğünü, bu ölümü herkesden gizleyen Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa'nin güya fetihname olarak gönderdiği, gizli mektubundan öğrendi. Hemen lalaları Huseyin Paşa, Hoca Attaullah ve muhasibi Celal Bey ile birlikte bir alayla İstanbul'a hareket etti. 30 Eylul'de Üskudar'a vardı. Herkes babasının ölümünden habersizdi. Üskudar İskelesi'ne saltanat kayığı ile gelen Bostancıbası Davut Ağa Sultan Selim'in padişahlığını ilk tanıyanlardan biri olarak, onu saltanat kayığı ile Topkapı'ya geçirdi. O sırada Tersane ve Tophane'den saltanat topları atılıp yeni sultanın tahta geçtiği halka ilan edildi. Sultan Selim Köşk İskelesinden şehir kapısına kadar özel murassa giyimle at üzerinde alayla geçti ve yolda etraftan gelen halka paralar saçıldı. Saraya gelen Selim tahta oturtuldu ve İstanbul'da bulunan devlet ricali (İstanbul Muhafızı İskender Paşa, Şeyhülislam Ebussuud Efendi vb) tarafından egemenliği tanındı. Bu sırada yapılan harcamaları karşılamak için, özel tören isteyen devlet hazinesi açılması yapılmadı ve ablası Mihrimah Sultan tarafından borç verilen 50.000 altın kullanıldı.[3] Sultan Selim hemen iki gün sonra orduyu ve babasının cenazesini karşılamak üzere İstanbul'dan ayrıldı. Edirne, Filibe, Sofya üzerinden (genellikle 30 gün çeken yolu) çok hızla geçerek 15 günde Belgrad'a ulaştı. Kanuni'nin ölümü seferden geri dönmekte olan orduya Belgrad'a dört menzil kala açıklandı ve Sultan Selim üzüntüden perişan orduyu Belgrad'da karşıladı. Belgrad'da kılınan cenaze namazından sonra Kanuni'nin naaşı acele İstanbul'a gönderildi. Belgrad'da kalan Sultan Selim orada yeniden bir cülus (tahta çıkma töreni) yapılmasını reddetti. Askere dağıttığı cülus bahşişi de kapıkulu askeri tarafından az görülüp kızgınlıkla karşılandı. Sultan Selim Kasım ayında Edirne'ye vardı ve orada bekledikten ve yollarda kapıkullarının yaptıkları isyankar hareketler altında Aralık'ta İstanbul'a gelebildi. II. Selim'i tasvir eden bir Türk minyatürü Saltanatı sırasında savaşlar ve barışlar[değiştir] II. Selim Osmanlı tarihinde devlet yönetimiyle fazla ilgilenmeyen ve ordusunun başında sefere gitmeyen ilk padişahtı. Yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan ve çok başarılı sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa'ya bıraktı.[2] Ayrıca Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi âdetini ilk defâ II. Selim çıkarmıştır. Yemen'in yeniden fethi[değiştir] Ana madde: Yemen İsyanı (1568) Yemen 1517 yılında Osmanlı egemenliğine girmiş, Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 tarihli Hint deniz seferi ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştı. 1567 yılında bölgede Zeydi İmamı Topal Mutahhar önderliğinde isyan çıkınca bölgedeki Türk egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla Özdemiroğlu Osman Paşa ve Şam Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Yemen Serdarlığına tayin edildiler. 1568 tarihli Yemen Seferi'nde Taiz ve Kahire kalelerinden sonra 15 Mayıs'ta Aden'i, 26 Temmuz'da da Sana'yı fetheden Türk ordusu ülkeyi tekrar Osmanlı topraklarına kattı.[4] Avusturya ile barış[değiştir] Ana madde: Edirne Antlaşması (1568) Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanan 1562 tarihli barış 1566 yılında boz
BOKO HARAM EBU BEKİR ŞEKAVİ VE IRAK ŞAM DEVLETİ EBU BEKİR EL-BAĞDADİ YAKINDA BİRBİRİYLE SAVAŞACAKLAR 02:15
BOKO HARAM EBU BEKİR ŞEKAVİ VE IRAK ŞAM DEVLETİ EBU BEKİR EL-BAĞDADİ YAKINDA BİRBİRİYLE SAVAŞACAKLAR 725 izlenme - 4 ay önce 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ OLAN HERKESİ VE “BU ZAMANDA YAŞAYAN 8 MİLYAR İNSANIN HEPSİNİ HEM MUAYYEN HEM UMUM HEM SİLSİLE OLARAK TEKFİR EDİYORUM”ASL-İ KAFİR DİYORUM. 1333 SENE İÇİNDE OLAN TÜM DEVLET’LERE. VE BU ZAMANDAKİ ( 215’E YAKIN ) DEVLETLERE “KAFİR DEVLETLER- KÜFÜR HÜKÜMETLER” DİYORUM. VE TÜM HALKINI; “HEM TEK-TEK MUAYYEN OLARAK, HEM UMUM, HEMDE SİLSİLE OLARAK, TAMAMINI TEKFİR EDİYORUM”HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR. MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİR. HEPSİ KENDİNİ MÜSLÜMAN ( SANAN ) CEHENNEMLİK İMANSIZLARDIR! 1-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ALİM’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 2-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 3-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ İMAM’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 4-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCTEHİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 5-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYHUL İSLAMLARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 6-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜFESSİR’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 7-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ CUMHUR ULEMA’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 8-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MUHADDİS’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 9-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ FAKİH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 10-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCEDDİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 11-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ TÜM CEMAAT’LERE TÜM GRUP’LARA TÜM TAİFE’LERE TÜM CİHAD CEPHE’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1-EBU HANİFE ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 2-MALİKİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 3-AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 4-ŞAFİİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE SÜNNİ İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü SİTTE '6 HADİS KİTABI' KÜTÜB-Ü TİS-A '9 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-BUHARİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MUSLİM ASL-İ KAFİRDİR! 3-TİRMİZİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EBU DAVUD ASL-İ KAFİRDİR! 5-NESA-İ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ MACE ASL-İ KAFİRDİR! 7-MUVATTA İMAM MALİK ASL-İ KAFİRDİR! 8-MÜSNED AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR! 9-DARİMİ ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE Şİ-A İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü ERBE-A '4 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-EL-KAFİ CAFER MUHAMMED EL-KULEYNİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MEN LA YEHZURUHUL FAKİH ŞEYH SADIK ASL-İ KAFİRDİR! 3-TEHZİBUL AHKAM EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EL-İSTİBSARU FİMA UHTİLİFE FİHİ MİNEL EHBAR EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! NECDİ’LERİN HEPSİ ASL-İ KAFİRDİR. VE BU ZAMANDAKİ BİZ NECDİ’YİZ BİZ SELEFİ’YİZ BİZ EHLİ SÜNNETİZ DİYENLERİN HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR! 1-MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB ASL-İ KAFİRDİR! 2-OĞULLARIDA TORUNLARIDA TALEBELERİDE BABASIDA DEDESİDE ASL-İ KAFİRDİR! 3-İBNİ TEYMİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 4-İBNİ KAYYİM EL-CEVZİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 5-ZEHEBİ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ KESİR ASL-İ KAFİRDİR! 7-TABERİ ASL-İ KAFİRDİR! EN BÜYÜK HÜCCET-BEYYİNE-DELİL-HİKMET-VAHİY-NAS'DA 1-KUR-AN'I KERİM'DİR- AYETLERDİR. 2-KUR-AN'I KERİME UYAN SAHİH HADİSLERDİR- SAHİH SÜNNETLERDİR. 3-İCMA-İ ÜMMETİ, 4-KIYAS'I FUKEHA'YI, RED-İNKAR”EDEN TAM BİR 'MUVAHHİD' MÜSLÜMANDIRA
Işid Nasıl Doğdu? Neden Acımasız? Niçin Savaşıyor? 07:55
Işid Nasıl Doğdu? Neden Acımasız? Niçin Savaşıyor? 3.179 izlenme - 2 yıl önce IŞİD (ISIS) Analiz... ABD ve Onların İşbirlikcilerin Yaptığı Zulümler İşkenceler IŞİD'dı Doğurdu. Iraklı Nurun Ebu Garib hapisanesinde çektikleri acıları anlatan mektubu...IŞİD Cezaevlerine Baskın Yapıp Tüm Esir Olanları Kurtardı..Cihat İlan Etti. _@__xclas________
İsrail Devleti Yahudilerin Devleti Cayır Cayır Yanıyor Dikkat Ezanı Yasak Kararından Sonra Oluyor 03:09
İsrail Devleti Yahudilerin Devleti Cayır Cayır Yanıyor Dikkat Ezanı Yasak Kararından Sonra Oluyor 52 izlenme - 1 hafta önce 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ OLAN HERKESİ VE “BU ZAMANDA YAŞAYAN 8 MİLYAR İNSANIN HEPSİNİ HEM MUAYYEN HEM UMUM HEM SİLSİLE OLARAK TEKFİR EDİYORUM”ASL-İ KAFİR DİYORUM. 1333 SENE İÇİNDE OLAN TÜM DEVLET’LERE. VE BU ZAMANDAKİ ( 215’E YAKIN ) DEVLETLERE “KAFİR DEVLETLER- KÜFÜR HÜKÜMETLER” DİYORUM. VE TÜM HALKINI; “HEM TEK-TEK MUAYYEN OLARAK, HEM UMUM, HEMDE SİLSİLE OLARAK, TAMAMINI TEKFİR EDİYORUM”HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR. MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİR. HEPSİ KENDİNİ MÜSLÜMAN ( SANAN ) CEHENNEMLİK İMANSIZLARDIR! 1-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ALİM’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 2-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 3-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ İMAM’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 4-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCTEHİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 5-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYHUL İSLAMLARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 6-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜFESSİR’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 7-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ CUMHUR ULEMA’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MUHADDİS’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 9-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ FAKİH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 10-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCEDDİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 11-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ TÜM CEMAAT’LERE TÜM GRUP’LARA TÜM TAİFE’LERE TÜM CİHAD CEPHE’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1-EBU HANİFE ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 2-MALİKİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 3-AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 4-ŞAFİİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE SÜNNİ İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü SİTTE '6 HADİS KİTABI' KÜTÜB-Ü TİS-A '9 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-BUHARİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MUSLİM ASL-İ KAFİRDİR! 3-TİRMİZİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EBU DAVUD ASL-İ KAFİRDİR! 5-NESA-İ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ MACE ASL-İ KAFİRDİR! 7-MUVATTA İMAM MALİK ASL-İ KAFİRDİR! 8-MÜSNED AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR! 9-DARİMİ ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE Şİ-A İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü ERBE-A '4 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-EL-KAFİ CAFER MUHAMMED EL-KULEYNİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MEN LA YEHZURUHUL FAKİH ŞEYH SADIK ASL-İ KAFİRDİR! 3-TEHZİBUL AHKAM EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EL-İSTİBSARU FİMA UHTİLİFE FİHİ MİNEL EHBAR EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! NECDİ’LERİN HEPSİ ASL-İ KAFİRDİR. VE BU ZAMANDAKİ BİZ NECDİ’YİZ BİZ SELEFİ’YİZ BİZ EHLİ SÜNNETİZ DİYENLERİN HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR! 1-MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB ASL-İ KAFİRDİR! 2-OĞULLARIDA TORUNLARIDA TALEBELERİDE BABASIDA DEDESİDE ASL-İ KAFİRDİR! 3-İBNİ TEYMİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 4-İBNİ KAYYİM EL-CEVZİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 5-ZEHEBİ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ KESİR ASL-İ KAFİRDİR! 7-TABERİ ASL-İ KAFİRDİR! EN BÜYÜK HÜCCET-BEYYİNE-DELİL-HİKMET-VAHİY-NAS'DA 1-KUR-AN'I KERİM'DİR- AYETLERDİR. 2-KUR-AN'I KERİME UYAN SAHİH HADİSLERDİR- SAHİH SÜNNETLERDİR. 3-İCMA-İ ÜMMETİ, 4-KIYAS'I FUKEHA'YI, RED-İNKAR”EDEN TAM BİR 'MUVAHHİD' MÜSLÜMANDIR
İslam Devleti ' Helummu ' Gelin (2015) Yeni Neşid 04:19
İslam Devleti ' Helummu ' Gelin (2015) Yeni Neşid 2.436 izlenme - 1 yıl önce IŞİD (ISIS) ISIL Islamıc State İslam Devleti Cihad Orduları Yıldırım Operasyonları Fetih Günlükleri Sadece Gerçekler Syria Iraq ---HABERCi--- Yeni Gelin Türkçe Açıklamalı New 2015 Neşidin Sözleri : Gelin, Gelin, İyiliğin koruyucuları! Hafif ve ağır olarak, zulümlere karşılık verin! Küfür kuduruyor ve bitkince köpürüyor. Onurlular nerede, aslanlar nerede? Onurlular nerede, aslanlar nerede? Hızlı atlara doğru ilerle ve gel. Onları savaşla, savaşla dağıt! Bırak zaman ve mızrak alevlensin Bırak bıçaklar ciğerleri yarsın Yuvaları yıkmak için yürüdüğümüz zaman, Çetelere sadece helak olmak kaldı! Bunlara değerli mehirlerimizi verdik. Bundan sonra sorumluluk ancak şehidindir. Haydi, savaşa ey aslanlar! Kaleleri yıkmaya ve sınırları kaldırmaya! Küfrün üzerine şimşek ve yıldırımlar yağdırmaya! Bayrağımız ve sancağımızla yükselmemiz için! Cennetlerin aşkıyla canlarımızı satın aldık! Cennetlere sadakatimizden savaşlara daldık! Mızraklarla onların üzerine yürürüz! Savaşın şiddetinden geri durmayız. Helummu ! ( Gelin! Gelin ) TR Altyazılı Neşid - Darul Hilafe
Böyle Anlatılmaz Bu Savaş Bence!!!... 04:28
Böyle Anlatılmaz Bu Savaş Bence!!!... 13.633 izlenme - 8 yıl önce osmanlı devleti-çekostavakya maçı
1. Dünya Savaşı (Renkli Arşiv - Bölüm 6) Çanakkale Savaşı 32:49
1. Dünya Savaşı (Renkli Arşiv - Bölüm 6) Çanakkale Savaşı 2.313 izlenme - 1 yıl önce Daha önce siteye gönderilen 1. Dünya Savaşı'nın renkli görüntülerinden oluşan bu belgeselin, Çanakkale Savaşı konulu 6. bölümüdür. İyi seyirler.
Osman Gazi'nin Kılıcı - Da Vinci's Demons 02:55
Osman Gazi'nin Kılıcı - Da Vinci's Demons 2.388 izlenme - 1 yıl önce Bir Amerikan dizisi olan Da Vinci's Demons'un bu haftaki bölümünde Osman Gazi'nin olduğu iddia edilen kılıç, kilit bir rol üstlendi. Bir takım şifreleri olduğu iddia edilen kılıcın ne için kullanılacağını ileriki bölümlerde göreceğiz. Ancak benim tahminime göre kılıç Fatih Sultan Mehmet'e teslim edilerek, karşılığında Roma'ya savaş açılması istenecek. Sultan Mehmet, Roma üzerine sefere çıkarken, Romalı casuslarca yolda bir suikast ile öldürülecek. Bu arada siz paylaşmadan ben paylaşayım: http://www.goygoycu.com/wp-content/uploads/2010/12/Umut-Sarikaya-Karikaturleri-3.jpg
osmanlı devleti'nin mimari eserleri 13:40
osmanlı devleti'nin mimari eserleri 5.699 izlenme - 6 yıl önce osmanlı devleti'nin balkanlara hakim olmaya başlamasından sonra burada meydana getirdiği mimari eserler
Ders : Türkiye Tarihi - Dünden Bugüne Selçuklu Devleti 05:10
Ders : Türkiye Tarihi - Dünden Bugüne Selçuklu Devleti 6.349 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut öğretmen Anadolu Selçuklu Devleti, Rum Selçuklu Sultanlığı[1]Türkiye Selçuklu Devleti[2] (Arapça: el-Salcika el-Rm Farsça: Selckiyân-i Rm; Rum Selçukluları), Selçuklu Türklerinin Anadolu coğrafyasında kurmuş olduğu devlet. Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi 1071’deki Malazgirt Savaşı’ndan sonra hızlandı. Selçuklu komutanı Kutalmışoğlu Süleyman Şah Anadolu’daki fetihleri batıya yayarak 1075'te İznik’i Bizans’tan aldı ve burayı başkent yaparak bağımsızlığını ilan etti.[3] Böylece kurulan Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlıların son Anadolu Selçuklu sultanını tahttan indirdikleri 1308'e kadar varlığını sürdürdü. Bizans'ın sınır komşusu olan Süleyman Şah bir süre sonra bu devletin içişlerine karışmaya başladı. 1078'de Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, Anadolu’da ayrı bir devlet kuran I. Süleyman Şah’ın güçlenmesinden kaygı duymaya başladı. 1078'de ordusunu Süleyman Şah'ın üzerine gönderdi.Beklediği zaferi kazanamadı. Süleyman Şah, Bizans'taki taht kavgalarından yararlanarak sınırlarını genişletmeyi bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra I. Süleyman Şah 1082'de Adana ve Tarsus kentleriyle birlikte bütün Kilikya topraklarına sahip oldu. 1084'te de Antakya'yı ele geçirdi. Kutalmışoğlu Süleyman Şah 1086 yılında Antakya yakınlarında Suriye Selçuklu Devleti Sultanı Tutuş'la yaptığı savaşta yenilerek ölünce, Süleyman Şah'ın iki oğlu I. Kılıç Arslan ve Kulan Arslan Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah'ın İsfahan'daki sarayına esir olarak gönderilmişti. Böylece Anadolu'da bir otorite yokluğu ortaya çıktı. Bu döneme Anadolu Selçuklu Devleti'nin Fetret dönemi denilebilir. Bu otorite boşluğundan yararlanan İznik beyi Ebu'l-Kasım Anadolu Selçuklu Devleti'nin yönetimini eline geçirdi. Kardeşi Ebu'l-Gazi Hasan Bey'le birlikte Marmara civarında Bizanslılarla savaşarak devletin sınırlarını genişletmeye başladı. Anadolu'yu kendisine bağlayamayı uman Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Melikşah, Urfa emiri Bozan'ı Ebu'l-Kasım'ın üzerine yolladı. Emir Bozan İznik'i kuşattıysa da alamadı. Ancak Büyük Selçuklu Devleti'yle savaşmayı göze alamayan Ebu'l-Kasım kardeşini İznik'te bırakarak Melikşah'la anlaşmak üzere İsfahan'a hareket etti. Melikşah Ebu'l-Kasım'la anlaşmayı kabul etmedi. Ebu'l-Kasım İznik'e geri dönerken 1092 yılında yolda yakalanarak idam edildi. Ebu'l-Kasım'ın ölümünden sonra kardeşi Ebu'l-Gazi kısa bir süre daha İznik'i elinde tutmaya devam etti. Ancak Büyük Selçuklu Devleti sultanı Melikşah'ın ölümü üzerine Süleyman Şah'ın iki oğlu I. Kılıç Arslan ve Kulan Arslan İsfahan'da serbest bırakıldılar. Ebu'l-Gazi İznik'e 1092 yılı sonlarında ulaşan I. Kılıç Arslan'a hiç direnmeden yönetimi devretti. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti'nin yönetimi tekrar Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın hanedanına geri dönmüş oldu. Konu başlıkları [gizle] 1 Tarihi 1.1 Son parlak yılları 1.2 Anadolu Selçuklu Devleti’nin Dağılışı ve Yıkılışı 2 Devlet yapısı ve ordu 3 Toplumsal ve ekonomik yaşam 4 Mimari 5 Notlar 6 Kitaplar 7 Ayrıca bakınız Tarihi[değiştir] Selçukluda önemli sultanlar ve olayları Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın ölümünden sonra I. Kılıç Arslan 1092'de Anadolu Selçuklu tahtına çıktı. I. Kılıç Arslan, İzmir yöresinde gittikçe güçlenen Türk beyi Çaka Bey'i ortadan kaldırdı. Haçlılar karşısında yenilgiye uğrayınca İznik’i terk edip Anadolu içlerine çekilmek zorunda kaldı ve Konya'yı başkent yaptı. 1100'de Danişmendlilere yenilen Haçlılar ertesi yıl Anadolu'ya ikinci bir ordu gönderdiler. Anadolu beylikleriyle birlikte hareket , I. Kılıç Arslan'ın da Elbistan'ı alması iki devlet arasında savaşa yol açtı, artık Büyük Selçuklu tahtını isteyecek kadar güçlenmişti. Bu amaçla 1107'de Büyük Selçuklu yönetimindeki Musul üzerine sefere çıktı. Ama Habur Suyu kıyısında Büyük Selçuklu ordusuna yenildi ve atıyla ırmağı geçerken boğularak öldü. I. Kılıç Arslan‘ ın ölümüyle Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliği sarsıldı. Anadolu’da üstünlüğü Danişmendliler ele geçirdi. Anadolu Selçuklu tahtı bir süre boş kaldıktan sonra, I. Kılıç Arslan'ın oğlu Şahin Şah 1110'da başa geçti. Ama kardeşi Rükneddin Mesud onun sultanlığını tanımadı ve Danişmendlilerin desteğiyle iktidarı ele geçirdi. I. Rükneddin Mesud, bir süre Danişmendlilerin denetimi altında kaldı. 1142'de Danişmendli Mehmed Bey’in ölümünün ardından Anadolu Selçuklularının Anadolu'daki üstünlüğünü yeniden kurdu. Bizans ordusunu 1146'da Konya önlerinde yendi. Ertesi yıl II. Haçlı ordusunu Eskişehir yakınlarında bozguna uğrattı. I. Rükneddin Mesud, geleneğe uyarak ülkesini üç oğlu arasında paylaştırdı ve II. Kılıç Arslan'ı veliaht ilan etti. I. Rükneddin Mesud’un 1155’te ölmesinin ardından oğulları arasında taht kavgaları başladı. Bu sırada Danişmendliler, Bizanslılar, Musul Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi ve Ermeni Derebeyi Toros birleşerek Anadolu Selçuklu Devleti'ne karşı harekete geçtiler. II. Kılıç Arslan devleti ayakta tutabilmek için önce Bizans’la barış yapmanın yollarını aradı ve İstanbul'a giderek bir antlaşma yaptı. Daha sonra, amcası Şahin Şah ile Danişmendlilerin birleşik ordusunu yendi. 1175'te Danişmendlilerin egemenliğine son verdi. Bir süre sonra II. Kılıç Arslan ile Bizans arasındaki barış bozuldu. Bunun üzerine Bizanslılar büyük bir orduyla Anadolu içlerine girdi. II. Kılıç Arslan 1176'da Sandıklı ile Dinar'ın doğusunda, Miryakefalon Savaşı'nda Bizans ordusunu pusuya düşürdü ve ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu, Türklerin Anadolu’da Bizans karşısında Malazgirt'ten sonraki en büyük zaferdi. Bu yenilginin ardından Bizans, Türkleri Anadolu'dan çıkarma umudunu tümüyle yitirdi. II. Kılıç Arslan 1186'da ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırdı. Ne var ki, daha kendisi hayattayken oğulları arasında veliahtlık mücadelesi başladı. 1192'de II. Kılıç Arslan'ın ölümünden sonra oğullarından I. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktı. Ama 1196'da tahtını ağabeyi II. Süleyman Şah'a bırakmak zorunda kaldı. II. Süleyman Şah, Erzurum'u alarak Saltuklular'ın varlığına son verdi. 1204'te öldüğünde Anadolu Selçuklu Devleti’ni yeniden eski gücüne ulaştırmıştı. Son parlak yılları[değiştir] 1097 yılında Avrupa, Batı Anadolu'da Anadolu Selçukluları görülmektedir. 1205’te I. Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci kez tahta çıktı. Karadeniz'deki ticaret yollarını kesen Trabzon İmparatorluğu üzerine bir sefer düzenleyerek bu yolu yeniden Türklere açtı. Daha sonra önemli dış ticaret limanı olan Antalya'yı topraklarına kattı. I. Gıyaseddin Keyhüsrev, sultanın ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırma geleneğine son vererek merkezi yönetimi güçlendirdi. Vilayetleri yönetmekle görevlendirilen şehzadeleri merkezi yönetime bağlı birer vali durumuna getirdi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1211'de öldü ve yerine büyük oğlu I. İzzeddin Keykavus tahta çıktı. Önce kendisine karşı ayaklanan kardeşi Alaeddin Keykubad’ı etkisiz hale getiren I. İzzeddin Keykavus, böylece iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra bütün dikkatini Anadolu'da ticaretin canlandırılmasına verdi. Kıbrıs Krallığı’yla bir anlaşma yaparak iki ülke arasındaki ticareti serbest hale getirdi. Kuzey ticaret yolunu açmak için Sinop'u Trabzon İmparatorluğu’ndan aldı. Daha sonra, güney ticaret yolunu engelleyen Ermeni derebeyinin üzerine yürüdü ve Ermenileri yenerek Suriye ticaret yolunu açtı. Böylece Anadolu, ticaret kervanlarının merkezi durumuna geldi. 1220'de Keykavus'un ölünce kardeşi I. Alaeddin Keykubad tahta çıktı. En ünlü Anadolu Selçuklu hükümdarlarından biri olan I. Alaeddin Keykubad, Akdeniz kıyısında önemli bir liman olan Kalonoros'u (bugünkü Alanya) aldı. Kendi adından dolayı daha sonra Alanya olarak anılan bu kentte bir tersane kurdurdu ve kentin kalesini yeniden yaptırdı. Tüccarların karada Ermenilerin, denizde Avrupalı korsanların saldırılarına uğraması üzerine İçel'den Antalya'ya kadar bütün kıyı şeridini topraklarına kattı. Moğolların Anadolu’ya girmesi tehlikesi karşısında 1226'da Eyyubilerle ilişkilerini geliştirdi. Bu arada Trabzon Rum İmparatorluğu’yla ittifak kuran Harzemşahları 1230’da Yassı Çemen Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğrattı. Moğollara karşı komşu devletlerle bir birlik kuramayan I. Alaeddin Keykubad, 1233’te Moğol kağanının egemenliğini tanımak zorunda kaldı. Alaedd
Ders: 1299 Osmanlı Kültür Ve Uygarlığı - Devlet Kurumları 40:55
Ders: 1299 Osmanlı Kültür Ve Uygarlığı - Devlet Kurumları 4.202 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen Osmanlı İmparatorluğu kültürü, Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayanların ortak kültürüdür. Osmanlı Türkleri, kuruluş öncesi yüzyıllardan beri birlikte getirdikleri Arap ve Pers İslam kültürlerinin geleneklerinden ve dillerinden büyük ölçüde etkilenmişlerdi. Anadolu'ya yerleştikten sonra başta Yunan, Ermeni ve Yahudi olmak üzere yerli halkların kültürleriyle bir ölçüde kaynaştılar. Böylece eklektik tarzda bir Osmanlı kültürü ortaya çıktı. Özellikle İmparatorluk haline geldikten sonra diğer kültürlerle değişim süreklilik kazandı. Osmanlılar farklı kültür ve dinlere karşı -o çağlara göre- büyük bir toleransa sahipti. Osmanlı Hanedanını yöneten erkekler, eşlerini çeşitli etnik gruplardan aldılar ve bu nedenle sultanlar karışık ırk ve kültürel mirasa sahip oldular. Hattatlık[değiştir] Sultan II. Mahmud 'un tuğrası. Diwani elyazısı Arap hattatlık yazısı olup, erken Osmanlı döneminde (16. ve 17. yüzyıllarda) geliştirilmiştir. Bu yazı, Housam Roumi tarafından bulunmuş ve en üst seviyesine Kanuni Sultan Süleyman idaresi altında (1520–66) erişmiştir. Süsleme sanatı olarak kullanıldığı kadar, hislerin açıklanmasında da kullanılır. Ayrıca bakınız Tuğra Hat Sanatı dış bağlantılar: calligraphy manuscript illumination from the Turkish Ministry of Culture. Karagöz (gölge oyunu)[değiştir] Hacivat (solda) ve Karagöz (sağda) Ana madde: Karagöz Türk gölge tiyatrosu, ayrıca Karagöz olarak da bilinir. Karagöz, ana karakterlerinden birinin adı olup, oryantal gölge tiyatrosundan gelmektedir. Bugün bilim adamları genel olarak elle idare edilen kukla oyununda diyalog için sesin yaratıldığını ve şarkı söylemenin bile mümkün olduğunu kabul ederler. Bu oyunun kaynağının Endonezya, Çin olduğu üzerinde görüşler vardır.[1] Osmanlı İmparatorluğu'ndaki gölge oyunu ustaları, Karagöz'e Yunan hikâye söyleme yapısını eklediler. Türk gölge tiyatrosunun, Roma toplumundan ve Türklerin göçebe olduğu dönemde Çin'den etkilendiğine dair iki görüş vardır. Osmanlı kahvehanesinde gösterisini yapan bir meddah. Meddah[değiştir] Ana madde: Meddah Osmanlı mutfağı[değiştir] Harem'de kahve Ana madde: Türk Mutfağı Şerbet Loğusa Şerbeti Meyve Şerbetleri Türk Kahvesi Nargile (Narguile / Hookkah) Lokum (Turkish Delight) Şeker (Candies) Akide Şekeri Macun (Majoon) Pestil Sucuk Kebap Çörek Lahmacun Sporlar[değiştir] Yağlı güreş Türkler'in ata sporu tabir edilen eski bir sporudur. Güreş Cirit Okçuluk Kaynakça[değiştir] ^ Karagöz tarihi Dış bağlantılar[değiştir] Wikimedia Commons'ta Osmanlı kültürü ile ilgili çoklu ortam kategorisi bulunur. Osmanlı Devletinde Kültür ve Sanat: İnsan topluluklarından her birinin, hayatları boyunca yaptıkları ve yarattıkları her türlü maddi ve manevi unsurlar bütünlüğüne kültür adı verilir. Mesela. Türk milletinin tarih sahnesine çıkışından günümüze kadar, nesilden nesile aktardığı hayat tecrübesine, bilgi ve gücüyle doğal olanın dışında ortaya koyduğu her şeye Türk kültürü denir. * Osmanlı Dönemi Türk Kültürünün özellikleri: Osmanlı Türk toplumu ve kültürünün temelini, 1071'den bu yana Türkleşen Anadolu coğrafyası, Türk gelenek ve görenekleri ve islâm dini oluşturmuştur. Osmanlılar daha sonra egemen oldukları topraklardaki kültürlere de yabancı kalmamış, onlardan aldıkları yeni kültür değerlerini kendi kültürleri içinde bütünleştirmiş ve yeni anlamlar kazandırmıştır. Böylece klâsik yapısına kavuşan Osmanlı kültürü. XVII.yy.dan itibaren değişen dünya şartları karşısında yeni görünümler kazanmaya başlamıştır. Nihayet, XIX.yy.da yeni tarzlar, yeni değerler gündeme gelmiştir. Bu değişmede batı kültürü ağırlıklı olarak etkili olmuştur. Klasik dönem Osmanlı kültürünün bir unsuru olan düşünce hayatı, eski Türk geleneği, Osmanlı öncesi Türk düşünce hayatı, islâm hukuku ve yaşanılan bölgenin özelliklerinin birleşmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu dönem bilim adamları arasında fieyh Bedrettin, Mercimek Ahmet, Kemalpaşa-zâde ve Ebussud Efendi birkaç örnek olarak gösterilebilir. Klâsik dönem Osmanlı kültürünün oldukça önemli unsurlarından biri de din'dir. Osmanlı ülkesi başta Müslümanlık olmak üzere çok din ve mezhep gruplarını bünyesinde toplamıştı. Türkler, tarihleri boyunca çeşitli dinlerle tanışmışlar ve son olarak büyük çoğunluğu Müslümanlığı kabul etmiştir. Bu dinin esasları XIX.yüzyıla kadar Osmanlılara belli bir zihniyet ve dünya görüşü vermiştir. Kuşkusuz, din-kültür ilişkileri her zaman ve her yerde aynı şeklide olmaz. Çünkü, diğer kültür unsurları gibi din de hem etkileyen hem de etkilenen bir kurumdur. Osmanlı Devleti'nde de böyle olmuştur. Osmanlılar, yönetimleri altındaki topraklarda, din gereği olduğuna inanarak pek çok toplum hizmeti veren eserler yapmışlardır. Bunların başında camiler, medreseler, darüşsifalar (hastaneler), çeşmeler, hanlar, hamamlar, imaretler (yoksullara yardım eden yerler) ve kervansaraylar gelir. islâm dinine dayandırılan bu anlayış, eski Türk gelenek ve görenekleriyle yoğurulmuş ve sonuçta daha akılcı, daha gelişmiş, daha çağdaş kurumlar yaratılmıştır. * Osmanlı Dönemi Türk Kültürü Klâsik Dönem: Bilim ve teknoloji de kültürün önemli unsurlarından biridir. Bilim genel olarak insan aklını kullanıp plânlı ve programlı çalışmalarla elde edilen değerler ve sonuçlardır. Osmanlılar bilimi dinî yönden algılamışlar ve bu açıdan tasnif etmişlerdir. Buna göre bilimler, aklî ve nakli olmak üzere iki kısımdır. Her iki grup bilim de yoğun olarak medreselerde öğretilmiştir. Aklî bilimler, insanın akıl ve mantığıyla araştırarak, deneyerek ve gözlemleyerek ulaştığı bilgilerdir. Bu grupta tarih, coğrafya, felsefe, mantık gibi sosyal bilimler, matematik, tıp. astronomi gibi fen bilimleri vardır. Fen ve sosyal bilim dallarında değerli bilginler yetişmiştir. Bunlardan bazıları Kayserili Davut, Kadızâde-i Rumî. Hacı Paşa, Ali Kuşçu, Sinan Paşa, Sabuncuoğlu fierafettin, fiükrullah, Tursun Bey, Aşıkpaşazâde, Hoca Saadettin ve Pirî Reis'dir. Nakli bilimlere islamî bilimler de denirdi. islâm dini ile ilgili bütün çalışmalar bu gruba yerleştirilmişti. XVII.yüzyıldan itibaren bilim hayatında bir durgunluk başladı. Bu durgunluk XIX.yüzyıla kadar sürdü. Aynı yüzyılda batıdan bilim ve teknoloji alınmaya çalışıldı ise de yeterli olmadı. Klâsik dönemde teknoloji bilime paralel bir gelişme gösterdi. Özellikle savaş sanayii dalında Osmanlıların gelişmiş bir teknolojileri vardı. istanbul surlarını yıkan büyük toplar Osmanlı teknolojisinin ürünüdür. Kılıçhane, tüfekhane, tophane, baruthane gibi atölyelerde dönemin en gelişmiş tezgâhları kullanılırdı. Başta istanbul olmak üzere birçok yerde gemi yapan tersaneler vardı. Teknolojide mimarlık ise adetâ harikalar yaratmıştır. Bu konunun en ünlü ismi Mimar Sinan'dır. Türkler, Müslüman olduktan sonra Kuran'ın yazıldığı Arap alfabesini kullanmayı, dinin gereği sandılar. Kendi milli alfabelerini bıraktılar. 1928 yılına kadar Arap alfabesini kullandılar. Fakat denilebilir ki bu yazıyı Türkler, Araplardan daha çok geliştirdiler. Osmanlı Devleti'nde resmi dil Türkçe idi. Din ve bilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak da Farsça çok yaygındı. Bunun doğal sonucu olarak Türkçe, Arapça ve Farsça'nın boyunduruğu altına girdi. Sonuç olarak."Osmanlıca" denilen değişik bir Türkçe ortaya çıktı. Bu dönemin edebiyat ürünleri Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı ve Tekke (Tasavvuf )Edebiyatı olmak üzere üç grupta toplanabilir. Divan Edebiyatı dalında Bakî, Fuzulî Ruhî, Nedim, Nefî ve Yahya Bey çok ünlüdür. Halk Edebiyatı dalında Pir Sultan Abdal. Kul Mehmet, Öksüz Dede, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu öncelikle sayılabilir. Tasavvuf Edebiyatı ise Osmanlılardan önce Yunus Emre ve Mevlâna Celâleddin Rumî ve Hacı Bektaş Veli ile başlamış, Osmanlı döneminde Hacı Bayram Veli, Kaygusuz Abdal, Akşemsettin, Eşrefoğlu Rumî, Kemal Ümmî ve ibrahim Gülşeni gibi isimlerle devam etmiştir. * Güzel Sanatlar: Osmanlı klasik döneminde önemli bir gelişme göstermiştir. XVII.yüzyıldan itibaren devlet teşkilatı, politika, bilim ve eğitim alanlarında sürekli bir çöküşe rağmen, güzel sanatlar dalında gelişme sürmüştür.Özellikle minyatür, seramik, çinicilik, ciltçilik, güzel yazı (hat sanatı), müzik gibi dallarda olağanüstü eserler verilmiştir. Osmanlı Mimarisi, daha kuruluşundan itibaren kendine özgü bir üslup ve sürekli bir gelişme göstermiştir.Başlangıçta Selçuklu ve Beylikler dönemi mimarî özellikleri taşımıştır. XV.yüzyıldan itibaren klâsik Osmanlı mimari eserleri ortaya çıktı. Bu eserler evrensel değerde olağanüstü eserlerdir. Osmanlı mimari kültürü Hindistan'da Taç Mahal'e kadar uzanmıştır. Daha önce sözü edilen Mimar Sinan bu konuda en büyük ustadır. Osmanlı mimari eserleri dini sivil ve askerî, mimarî olmak üzere üç grupta toplanabilir. Mimarî XVIII.yüzyıldan itibaren batı tarzının etkisi altında kalmıştır. Türklerin çok değişik eğlence ve spor türleri vardı. Osmanlılarda dinlenme ve eğlence biçimlerinden birisi mesire yerlerine gitmekti. Türk hamamları, hem yıkanma ve rahatlama hem de sohbet yerleriydi. Kahvelerde tavla ve satranç oynanıp, müzik dinlenir, sohbet edilirdi. Meddah, orta oyunu ve karagöz gibi seyirlik oyunlar Türk tiyatrosunun başlangıcı sayılabilir. Osmanlılarda spor, daha çok gözü pek savaşçılar yetiştirmek amacıyla gelişmişti. Sürek avları bir tür spordu. Ağırlık kaldırma, güreş gibi çeşitli dallarda spor yapılırdı. * Kültür Değişmeleri XVIII. yüzyıl başından itibaren Osmanlı kurumları Batı örneklerine göre düzenlenmeye başladı. ilk kez Avrupa başkentlerine elçiler gönderildi. 1727 yılında ilk Türk matbaası açıldı. Osmanlılar adetâ Avrupa'yı yeniden tanımaya başladılar. En yoğun değişiklikler III. Selim ve II. Mahmut döneminde oldu. Harbiye ve Tıbbiye gibi Batı tarzında yüksek okullar açıldı. "Takvim-i Vekâyi adıyla ilk gazete çıkarıldı. Avrupa'ya öğrenci gönderildi.Osmanlı Devleti'nde yeni bir düşünce ortamı doğdu. Devlet teşkilâtı yeniden düzenlendi. 1876'da anayasal ve parlamenter hayata geçildi. Yeni düşünce akımlarını Osmanlıcılık, islamcılık ve * Türkçülük başlıkları altında toplamak mümkündür. XIX. yüzyılda dini anlayışta da değişmeler oldu. islam Hukukuna göre Müslümanlarla gayrimüslimler farklı durumdaydı. Avrupa, Osmanlı Devleti'ne bu yüzden sürekli müdahale ediyordu. 1839 yılında ilân edilen Tanzimat Fermanı, Müslümanlar gibi gayrimüslimlerin de temel haklarını güvence altına aldı. 1856'da ilân edilen Islahat Fermanı ise her alanda eşitlik tanıdı. Tanzimatla birlikte islâm Hukuku dışında Avrupa kanunları alınarak yürürlüğe konuldu. Adalet teşkilâtında değişiklikler yapıldı. Dil ve edebiyat alanında önemli değişikliklerden biri dilde sadelik ve edebiyatta millileşme anlayışının başlamasıdır. Nesir alanında önemli eserler verildi. Tanzimat hareketi, edebiyatı da etkiledi. Gazeteler çoğaldı. Özellikle, ikinci Meşrutiyetin ilânından sonra yazı hayatı daha çok canlandı. Güzel sanatlar, mimarî, eğlence ve spor, yeni hayat tarzına göre değişmeye ve yeni bir şekil almaya başladı. Bütün bunların sonunda Osmanlı toplumu ile Batı toplumu arasında bir köprü kurulmaya çalışıldı. Bu çabalar bazan gerçekçi, bazan da körü körüne taklit şeklinde oldu.