Hoşgeldiniz!

hayri esen

Adalet Cimcoz ve Hayri Esen Seslendirmesi (Cüneyt Arkın & Türkan Şoray) 02:38
Adalet Cimcoz ve Hayri Esen Seslendirmesi (Cüneyt Arkın & Türkan Şoray) 1.983 izlenme - 2 yıl önce Başrollerinde Cüneyt Arkiın ve Türkan Şoray olan 1970 yapimi klasik turk filmi olan hayatım sana feda filminden bir sahne."reca ediciğim bu bahsi kapatalım" repliğini türk filmlerine kazıyan unutulmaz seslendirme sanatçısı Adalet Cimcoz ile Hayri Esen seslendirmesini dinleyelim.
Kadın İsterse - Ayhan Işık & Hülya Koçyiğit (1965 - 98 dk) 01:44:07
Kadın İsterse - Ayhan Işık & Hülya Koçyiğit (1965 - 98 dk) 1.644 izlenme - 1 yıl önce Konsolosluktaki ziyafette Johann Baptist Strauss’un iki valsi; ‘Kaiser-Walzer op. 437’ (1889) ve ‘Morgenblátter op. 279’ (1863). Nadya; “Hayat meğer uyurken görülmeye başlanıp da uyandıktan sonra da devam eden bir rüyadan başka bir şey değilmiş. Tesadüflerin, bazen umulmadık saadetler getirebileceğini söylemişlerdi bana. Ama bu kadar çabuk..” İrfan; “Kaderin önüne geçilemeyeceğini biliyorum. Tanrı bize yardım ediyor.” Aynı adlı romanın (Esat Mahmut Karakurt) (Birinci basım 1960) (Dördüncü basım 1975) (İnkılâp ve AKA Kitabevleri) Yeşilçam çevrimi. Roma’dan kalkan 4 motorlu Pam Am (kitapta Asya postasını yapan iki katlı İsveç) uçağı ‘yol programında’ olmamasına karşın Yeşilköy Hava Alanı’na inmek zorunda kalır . ‘Dead Ringer’ (1964) için yapılan (André Previn) ‘The Dog Attacks’ ile izlediğimiz sahnede ‘25–26 yaşlarında, harikulade güzel bir kadın’ rahatsızlanmış. Kaptan pilotun ‘Ekselans’ diyerek konuştuğu babası, konsolosluk aracılığı ile Türk makamlarıyla görüşüp Nadya’nın sağaltım için İstanbul’da bir hafta kalmasını sağlıyor. Kendisi Suriye’ye gidip dönecekmiş. Hava Limanında ‘Ekselans’ ile görüşen vali yardımcısı filmin bir sürprizi; Yönetmen Nejat Saydam. ‘Yavaş yavaş büyüyen habis bir ur’ (romanda mediastin tümörü) genç kızın kalbini kaplıyor. Daha önce Hamburg ve Roma’daki iki profesör 6 aylık ömrü kaldığını söylemişler. Profesör İhsan Kerim’e göre ‘kendisini bir erkekle beraber geçireceği heyecanlı saatlerden koruyabilirse’ bu süre biraz daha fazla olabilirmiş. ‘Main Title Dead Ringer’ ve ‘This Was His Room’ (1964) (Prévin) melodileri ile hastaneden kaçar. Konsolosluk görevlilerini atlatıp Galata Köprüsü’nden bir vapura biniyor. Cezalı bilet için gerekli 240 (romanda 60–70) kuruş için ‘genç, esmer, uzun boylu, tığ gibi bir erkek’ yardımcı olur. İstanbul Ticaret Odası Başkanı tüccar (kitapta Türk Hava Orduları’nda Kurmay Binbaşı) İrfan Ersoy. Genç kız onu görünce Freud’un bir sözünü anımsıyor; “Her kadının şuuru altında (şuuraltında) bir erkek yaşar. Bu erkeğe rastlayan kadın bütün irade ve dayanma gücünden yoksun kalır.” Sonraları “Sizi gören her kadın, size mağlup olmaya mahkûmdur” diyecektir. Babası, yıllar önce Ankara’da diplomat olarak görev yaptığı için Nadya çok güzel Türkçe konuşuyor. ‘Hatta Türk mektebinde, Maarif Koleji’nde okumuş’. Oysa romanda böyle bir şey yok. Almanca konuşuyorlar. Vapurla yapılan Boğaz gezisinde; Yeni Mahalle İskelesi’nde; Tarık Öcal’ın gitarını (kitapta Viyana müziği) dinlediğimiz Ahmet Kostarika’nın sahil lokantasında; İrfan’ın Talimhane’deki evinde birbirlerinin olduktan sonra bile isimlerini söylemiyorlar. ‘Erikler Çiçek Açtı’ (1968) ve ‘Son Tren’deki (1964) durum burada da var; “Meçhul kalmak daha güzel.” Nadya, ertesi sabah bir mektup bırakarak gider. “Ebediyen senin olmanın saadeti içinde senden ayrılıyorum. Beni sakın arama..” Tekrar karşılaşmaları Konsolosluğun verdiği bir ziyafette (romanda Moskova’da) olur. İrfan ve arkadaşı İstanbul Barosu avukatlarından Kâmil Şekercioğlu da davetliymiş. Bu sırada Atlantic News gazetesinin Türkiye muhabiri Lilian ile karşılaşıyoruz. Kahramanımız, ilerde, bu meraklı Amerikalının (kitapta ise İsviçre’de tıp eğitimi yapan kız kardeşi Gülseren’in) yardımını görecek. Âşıklar tekrar buluşabilmek için her şeyi yapıyorlar. Agâh Hün’ün seslendirdiği Konsolos kuşkulanmış, Piyer’i genç kızın yanından ayırmıyor. Kahramanlarımızın onu sahil meyhanesinde atlattıkları sırada Akademi ödülü adayı bir melodi var; ‘Bibidi-Babidi-Boo’ (The Magic Song) (1948) (Al Hoffman / Mack Davis / Jerry Livingston). ‘Cinderella’da (1950) kullanılmıştı. ‘Soğuk Savaş’ dönemi. Berlin’in bile doğu-batı diye ikiye ayrıldığı yıllar. Filmde, zülfü yâre dokunur diye söylenmiyor ama Nadya bir Rus kızı. Babası, Kara Orduları Komutanı General İvan Biyeviç. İrfan (bir buçuk ay önce Moskova’dan vatana dönerken intihar ettiği iddia edilen veyahut öldürülen), Fuat Bey’in yerine ataşemiliter olarak atanmış. Yüzbaşı Kâmil de muavini. Bu nedenle romandaki gizli buluşmalar İstanbul’dakilerden daha gerilimli. Delikanlı ‘felakete doğru adım adım yaklaştıklarını hissediyor’. Nadya; “Seven bir kadının, sevdiği erkeğin uzağında kalmasından daha büyük bir felaket olamaz.” Yazar, ona 30 yıl sonra olacakları da söyletiyor; “Rahat yaşamak istiyorsak, yaşamak isteyen ulusları bırakıp kendi evimize dönmeliyiz.” Bu sırada İsviçre, Neuchátel’deki Profesör Riggenbach (kitapta Cenevre’deki Prof. Egner) genç kızın ameliyatını yapmayı kabul ediyor. Dünyada ilk kez yapılan bu cerrahi girişim ‘büyük bir muvaffakiyetle neticelenir’. Kalbi artık ‘en normal insanınki gibi’ sağlammış. Nadya, ‘Ankara Ekspresi’nde (1970) Hilda’nın yapacağı gibi, sevdiği erkeğin ülkesinde yaşamayı yeğliyor. “Ben yalnız hürriyeti değil aşkı da seçmiş bulunuyorum. Aşk, hürriyetten de üstündür. Öyle bir memlekettir ki aşk onun hududu, sınırı olamaz asla. (Sf. 227)” Yıllar sonra çocuklarının oralarda iş bulmak ümidiyle konsolosluk önünde sıraya girmesi ne acı. Esat Mahmut Karakurt’un ‘meçhul’e olan tutkusu. Nadya; “Biraz da içimizde bir küçük merak hissi kalsın. İnsanlar, niteliğini bilmedikleri şeylere karşı daha büyük bir ilgi duyarlar.” (Yazan: Murat Çelenligil) Yönetmen : Nejat Saydam Senaryo : Nejat Saydam Yapımcı : Murat Köseoğlu Müzik : Tuncer Aydınoğlu Görüntü Yönetmeni : Melih Sertesen Eser : Esat Mahmut Karakurt Süre : 99 dk Tür : Dram, Duygusal Özellikler : Siyah Beyaz Oyuncular: Ayhan Işık, Hülya Koçyiğit, Nuri Altınok, İbrahim Delideniz, Reha Yurdakul, Semih Sergen, Hayri Esen, Atıf Kaptan, Gülbin Eray, Jale Öz, Ahmet Turgutlu, Osman Türkoğlu, Necip Tekçe , Celal Ersöz, Talia Saltı, Fatoş Öztan, Nazan Kiper, Hayri Esen , Rıza Tüzün, Muhip Arcıman, Abdurrahman Palay, Agah Hün, Jeyan Mahfi Tözüm
Boşver Arkadaş - Tarık Akan & Selma Güneri (1974 - 80 dk) 01:22:33
Boşver Arkadaş - Tarık Akan & Selma Güneri (1974 - 80 dk) 1.970 izlenme - 1 yıl önce Yönetmen: Zeki Ökten Senarist: Ergin Orbey Tür: Duygusal, Dram Süre: 80 dakika Yapım yılı: 1974 Oyuncular: Tarık Akan,Selma Guneri,Reha Yurdakul,Hüseyin Kutman,Kadir Savun, Hasan Ceylan, Metin Çekmez, Reha Kıral, Senar Seven, Hayri Esen (Tarık Akan seslendirmesi), Jeyan Mahfi Tözüm (Selma Güneri seslendirmesi), Kamran Usluer (Reha Yurdakul Seslendirmesi) Konusu: Zengin yakınının yanına gelen Ferit acı bir süprizle karşılaşır. Karanlık işler çeviren Selim'in genç ve güzel eşi kendisinin eski sevgilisidir. Selim'in kirli işlerini bilmez yardımcı olur, hem de karısıyla yasak aşk yaşamamak için mücadele eder. Aslında kendisi de hala sevmektedir ama mertliği ve dürüstlüğü engelidir.
Mavi Eşarp - Ediz Hun & Türkan Şoray (1971 - 86 dk) 01:25:24
Mavi Eşarp - Ediz Hun & Türkan Şoray (1971 - 86 dk) 725 izlenme - 1 yıl önce Bir kaza sonucu sakat kalan bir pilotla çok hızlı ve renkli bir yaşam süren, zengin ama hastalıklı bir kadının aşk öyküsü. Oyuncular: Türkan Şoray, Ediz Hun, Yıldırım Önal, Yalçın Gülhan, Hayri Caner, Hüseyin Kutman, Ersun Kazançel, Nejat Saydam, Nezihe Güler, Asım Nipton, Enis Fosforoğlu, Nermin Denizci, Esen Günay, Hayri Esen, Zafer Önen, Sadettin Erbil, Zeki Sezer, Kudret Karadağ, Jeyan Mahfi Tözüm
Yılmaz Güney ve Abdurrahman Palay - Çifte Yürekli 02:18
Yılmaz Güney ve Abdurrahman Palay - Çifte Yürekli 448 izlenme - 2 yıl önce Yılmaz Güney ve Abdurrahman Palay 'ın rol aldığı 1970 yapımı Çifte Yürekli filminden bir kesit. İlginç olan Yılmaz Güney'i Abdurrahman Palay seslendirirken, Abdurrahman Palay'ı da Hayri Esen seslendirmiştir. emeğe saygı olarak bu videoyu youtube yükleyip bize ulaşmasını sağlayan 1982dragonlord adlı kullanıcıya burdan teşekkür ederiz.
Yılmaz Güney ve Abdurrahman Palay Diyalogları 02:18
Yılmaz Güney ve Abdurrahman Palay Diyalogları 474 izlenme - 2 yıl önce Dublajcısı ve oyuncusu karşılıklı oynuyorlar. Abdurrahman Palay'ı seslendiren ise Hayri Esen'dir.
Yakut Gözlü Kedi - Cüneyt Arkın (1967 - 107 dk) 01:47:01
Yakut Gözlü Kedi - Cüneyt Arkın (1967 - 107 dk) 676 izlenme - 1 yıl önce Yönetmen : Nejat Saydam Senaryo : Ümit Deniz, Nejat Saydam Yapımcı : Murat Köseoğlu Müzik : Tuncer Aydınoğlu Görüntü Yönetmeni : Melih Sertesen Eser : Ümit Deniz Süre : 100 dk Tür : Polisiye Özellikler : Siyah Beyaz Oyuncular: Cüneyt Arkın, Selda Alkor, Neriman Köksal, Suzan Avcı, Tunç Oral, Sevinç Pekin, Sami Hazinses, Hayri Esen, Muammer Gözalan, Reha Kıral, Jale Öz, Asım Nipton, Hüseyin Zan, Vahit Volkan, Kaya Volkan, Adnan Mersinli, Lamia Yal, Osman Türkoğlu, İsmail Varol, Mustafa Yavuz , Fethi İnan, Hüseyin Salıcı, Naciye Topal, Remziye Urguçlar, Sadettin Erbil, Nedret Güvenç, Jeyan Mahfi Tözüm, Fuat İşhan, Cüneyt Türel, Mücap Ofluoğlu Henry Mancini’nin ‘Hatari!’ (1962) için yaptığı ‘Baby Elephant Walk’ (1961) ve Kolaylık İş (kitapta ‘İşçi Bulma’) İdarehanesindeki sekretere artist olmak için ‘rejisörün yatak odasından’ başka (ama sonucun değişmediği) seçenekler de olduğunu anlatmaya çalışan Foto Muhabiri Aslan; “(Zafer Önen’in sesi ile) Yeşilçam’a giden yollar Babıâli’den geçer. Seni meşhur edebilirim. Büyük, büyük, çok büyük bir yıldız olabilirsin. Yalnız bazı fedakârlıklarda bulunmak lazım. Mesela, bu akşam seninle buluşabiliriz.” “İsmim Murat… Murat Davman.” [(Ümit Deniz) (1961) (Türkiye Yayınevi / Günün Kitapları-Sf. 16).] Kahramanımız, “My name is Bond… James Bond” diyen İngiliz ustasına benzer şekilde kendini böyle tanıtıyor. Gazeteci ama daha çok ‘dedektif’. Kadın görmesin ‘soğuk bir pınardan su içen garip bir yolcu gibi kana kana öpüyor’ (Sf. 89 ve 123). En büyük yardımcısı ‘cep tabancası’ dediği Aslan. (Romandaki polis muhabiri Aslan Bulur ve fotoğrafçı Burhan Temizel, belki de ‘kalabalık etmesinler’ diye filmde tek kişi olmuş.) ‘The Sounds of Hatari’ (1962) (Mancini) ve ‘Thunderball’daki (1965) ‘Bond Below Disco Volante’ (John Barry) melodileri eşliğinde Sadettin Erbil’in anlattıkları; “Milattan 167 sene evvel Kore’de bir mabette muazzam bir Buda heykeli vardı. Bunun gözleri yerinde de iki kocaman yakut bulunuyordu. Dünyanın en büyük mücevherlerini teşkil eden bu kızıl taşlar bugünkü para ile en az 10 milyon lira kıymetindeydi. O sırada Kore’de çıkan bir ihtilal bu heykelin de yağma edilmesine sebep oldu. Aradan yıllar ve asırlar geçti. Bu kızıl taşlar seneler senesi sahiplerine uğursuzluk getirmekte devam ettiler. Bir Buda heykelinin gözü olarak devam eden (‘başlayan’ diyecekti) bu maceralarında muhtelif kılıklarda ve muhtelif yerlerde göründüler ve en sonunda da bir kediye göz oldular. Bu kedinin adı Yakut Gözlü Kedi’dir. Dünyanın dört tarafından (‘dört bir tarafından’ mı demeliydi) birçok maceraperest Yakut Gözlü Kedi’nin peşine düştü. Türkiye’den de iki insan senelerdir paralarını ve emeklerini bu Yakut Gözlü Kedi’nin bulunmasına harcamışlardı. Bunlardan Hüsameddin Bey bir karanlık gecede bu Yakut Gözlü Kedi’ye Almanya’da bir mezarlıkta sahip oldu.” Sevinci çok kısa sürüyor. ‘Uğursuzluk’ burada da kendini gösterir. Konsolosluktan, ilerde adının Abdürrezzak olduğunu öğreneceğimiz bir arkadaşı onu öldürerek taşlara el koyar. Yıllar sonra eski Berlin Şehbenderimiz (Konsolos) Abdürrezzak Paşa’nın İstanbul, Çamlıca’daki Köşk’ü. 15 (romanda 700) kişilik bir davet var. Murat’ın (romandakinin aksine siyah bir smokinle) orada bulunma nedeni tamamen ‘mesleki’; Gazetenin patronu Naci Baba’nın isteği ile ev sahibini ‘büyük bir tehdide karşı’ uyarmak için. Ama şimdilik ‘yeşillerin en güzelinden yaratılmış bir çift gözle’, Aylin’le beraber. Paşa ile ancak asılı bulunduğu ağaçtan indirirken ilgilenebiliyor. Daha polis gelmeden, bahçe duvarı dışında, katilleri bulmuştu bile. ‘Chateau Flight’ (1965) (Barry) melodisi ile izlediğimiz kavga sırasında gözü, onlarla beraber olan bir genç kızın (sonradan adının Jale Sayan olduğunu öğreneceğiz) bacaklarına takılınca başına gelen bir darbe ile bayılır. Gangsterlerin kaçtığı ‘34 AP 811’ plakalı otomobili ‘Kendini Arayan Adam’ (1963) filminde İstanbul Emniyet Müdürlüğü 2. Şube Başkomiserlerinden Rıfkı kullanıyordu. Cinayet Masası Şefi (romanda 2. Şube Müdürü) Necdet Atak. Tıpkı Sherlock Holmes. Kahramanımızın çocukluk arkadaşı. ‘Bir karı, bir kaynana derdi çekmeyeyim’ diye evlenmemiş (sf. 50). Ama Murat’ın varlığı onu çok daha zor durumlara sokuyor. Görüntüye ilk geldiğinde bir büyüteçle Abdürrezzak Paşa’nın asıldığı ipi (dağcıların kullandığı ince dakron halat) inceliyordu. Onun yardımı ile aileyi tanıyoruz. Paşa’nın kızı Hüsniye Molvan. İç dünyası pek sağlıklı değil. Avrupa’da, 13 yaşındayken bir aşk macerası yaşamış. Sonradan bu kişinin Berlin Sefaret Başkâtibi Hüsameddin olduğunu hayretle öğreniyoruz. Daha da şaşırtıcı olanı Başkâtip ölünce oğlu (Köşk’ün şoförü Yusuf) ile beraber olur. Paşa’nın oğlu Muhtar Molvan. Bir otomobil kazasında belden aşağısı sakat kalmış. İki kızı (Aylin ve Serap) ve Avrupa’dan dönmek üzere olan bir oğlu (‘Akliye ve Asabiye Mütehassısı’ Tarık) var. Bu genç, uzmanlığı ile halasının sorunlarını anlayabilseydi başta kendisinin ve babasının olmak üzere pek çok kişinin hayatını kurtarabilirdi. Evin emektar Kâhyası Rıdvan Tanrıkulu (romanda soyadı Tezer). Şoför Yusuf cinayetten sonra ortalıktan kaybolur. “Arap saçı, bu içine karıştığım maceranın yanında tren yolu gibi düz kalırdı.” Murat böyle diyor (sf. 109) ama bunca koşuşturma sırasında Hüsniye, Serap, Aylin ve Jale’yi ‘yakından tanımak’ için bol bol zamanı olur. Sonrası çok hızlı; ‘Runaway’ (1961) (Del Shannon / Max Crook) ile dans edilen ‘Genç Yıldızlar (romanda Moda Minyatür Golf) Kulübü’nde Garson Ali’den ‘esas patron’un Köşk’te olduğunu öğreniyor. Bu arada, Muhtar Bey, babası gibi dakron iple öldürülür. (Göğsüne iliştirilen kâğıtta aynı yazı; ‘Eden Bulur.’) Tarık ise, Yusuf’un işkencesi ile. Talihsiz adamın not defterindeki yazılar [‘E.K.T.-K:3-S:24-P:3’ (Necdet’i seslendiren Mücap Ofluoğlu ‘S’yi ‘5’ olarak okuyor)] Köşk’teki gizli geçidin bulunmasını sağlar. Açılımı; “Eski Konaklar Tarihi (romanda ‘Eski Konakların Tarihçesi’) kitabının üçüncü bölüm 24. sayfadaki üçüncü paragraf.” (Yusuf bu geçitten yararlanarak köşke girip cinayetleri işlemiş.) ‘Zırtapoz işi’ dedikleri şiir ise Yakutların; “Beyaz tüllü geminin//Mavidir gözleri//İki defa ileri//Üç defa geri//Çıkarır ortaya//Aradığın yeri.” (Filmde maket, romanda resimdeki gemi için.) Necdet, aslında “Haçlı bir geminin//Mantıktır dümeni” olan başlangıcı üç kadına yanlış ipucu vermek için değişik okumuş. Kitapta ise ilk mısra “Bayraklı geminin” şeklinde. Hüsniye, filmde Yusuf, romanda ise kendini korumaya çalışan Murat tarafından öldürülür. ‘Goldfinger’dan (1964) anımsadığımız ‘Dawn Raid on Fort Knox’ (Barry) ile izlenen ‘Taş Ocağındaki’ kavgada Yusuf yaralı (romanda ölü) olarak ele geçiyor. ‘The Soft Touch’ (1962) (Mancini). Aylin; “Hayatımın mühim bir kısmi Avrupa’da geçti. Fakat buna rağmen (ne demekse) sen tanıdığım tek erkeksin. İstersen bana ‘deli’ de ama beni iste, beni sev.” Kahramanımız, ‘Murat Davman Kaidesi’ni bozarak ona söz vermişti; “Seninle evlenebilirim.” Ancak filmin sonunda “Bu sefer kapana kısıldın galiba” diyen Necdet’e göz kırpması, Aslan’ın kafasını “mümkün değil” anlamında sallaması ‘kural’ın bozulmayacağını düşündürdü. (Yazan: Murat Çelenligil)
Kadın Satılmaz - Kartal Tibet (1970 - 76 dk) 01:16:02
Kadın Satılmaz - Kartal Tibet (1970 - 76 dk) 245 izlenme - 1 yıl önce Osmanlının Devletinin son yıllarında birbirlerine düşman iki ailenin çocukları olan Nazif ile Gülün macera ve aşk öyküsü..M.Ali Akpınar ve Suphi Teknikerin başlıca kötü rolleri paylaştığı bu yapım ayrıca Şener Şenin ilk filmlerinden bir tanesi... Oyuncular: Kartal Tibet, Hülya Darcan, Nedret Güvenç, Ali Şen, Suphi Tekniker, Mehmet Ali Akpınar, Nusret Özkaya, Şener Şen, Haydar Karaer, Kamer Baba, Mustafa Yavuz, Necdet Yakın, Enver Dönmez, Mehmet Büyükgüngör, Hayri Esen