Hoşgeldiniz!

hüseyin baradan

80 Saniyede Hüseyin Baradan 01:20
80 Saniyede Hüseyin Baradan 2.055 izlenme - 1 yıl önce 80 Saniyede Hüseyin Baradan Çekilin Aradan 80 Saniyede Yeşilçam'da devr-i alem yapmaya ne dersiniz. 80 Saniyede Yeşilçam'ın yıldızlarını, unutulmaz anlarını, eğlenceli, bilgilendirici biraz da esprili bir dille anlatıyoruz.
Şaka ile Karışık (Ofsayt Osman) - Sadri Alışık (100 dk - 1965) 01:39:44
Şaka ile Karışık (Ofsayt Osman) - Sadri Alışık (100 dk - 1965) 3.697 izlenme - 1 yıl önce Yönetmen: Osman F. Seden Senaryo Yazarı: Osman F. Seden Yapımcı: Recai Akçaoğlu, İrfan Ünal Görüntü Yönetmeni: Kenan Kurt Süre. 100 dk Yapım yılı: 1965 Tür: Komedi, Dram, Duygusal Oyuncular: Sadri Alışık, Ajda Pekkan, Filiz Akın, Efgan Efekan, Vahi Öz, Hüseyin Baradan, Kadir Savun, Çolpan İlhan, Aziz Basmacı, Hasan Ceylan, Nubar Terziyan, Niyazi Vanlı, Zeki Tüney, Ali Seyhan, Memduh Alpar, Mehmet Ali Akpınar, Muammer Gözalan, Haydar Karaer, Selahattin İçsel, Asım Nipton, Muzaffer Yenen, Hulusi Kentmen, Kaya Volkan, Hüseyin Güler, Erol Solak, Sami Ayanoğlu(Hulusi Kentmen Seslendirmesi), Kemal Ergüvenç(Kadir Savun Seslendirmesi), Sadettin Erbil(Hüseyin Baradan Seslendirmesi) Konu: İki düşman ve zengin ailenin, namuslu bir serserinin var olma ihtimali üzerine giriştiği 1 milyonluk bahisle, Osman’ın hikayesi de farklı bir yön almaya başlar. Bu röportajı gazetelerine herkesten önce çıkarmak için rekabet eden iki gazetecinin de dahil olduğu hikayede Osman bir milyonun kredisi ile krallar gibi yaşamaya başlıyor. Bir gün Sarayburnunda ölümden kurtardığı şarkıcı Filiz’e aşık olması ile Osman en büyük atağına başlar bir nevi. Ya bu sefer gol olacaktır ya da yine ofsaytta kalacaktır. Filiz’in ölümü seçmesinin nedeni kardeşinin ölümcül bir hastalığa mahkum olması ve tedavi için 200 bin lira gerekmesidir. Osman, yavrucağın hayatı, serserilerin onuru ve Filiz’in aşkı arasında sıkışıp kalmıştır.
Duyduk Duymadık Demeyin - İzzet Günay (1970 - 84 dk) 01:24:00
Duyduk Duymadık Demeyin - İzzet Günay (1970 - 84 dk) 1.520 izlenme - 1 yıl önce Bir trafik kazasından hafızasını yitiren bir erkekle, onu tekrar yaşama döndürmeye çalışan kadınının öyküsü. Oyuncular: Fatma Girik, İzzet Günay, Önder Somer, Meltem Mete, Kadir Savun, Yıldırım Gencer, Figen Han, Hüseyin Baradan, Mine Soley
Beni Osman Öldürdü - Türkan Şoray & İzzet Günay (1963 - 84 dk) 01:24:18
Beni Osman Öldürdü - Türkan Şoray & İzzet Günay (1963 - 84 dk) 1.691 izlenme - 1 yıl önce İsminde, yönetmen adı olan 3. film. Daha önce Atıf Yılmaz ‘Allah Cezanı Versin Osman Bey’ (1961) ve Mehmet Dinler (Osman Fahir Seden’in sahibi olduğu Kemal Film için) ‘Erkeklik Öldü mü Atıf Bey’i (1962) çekmişlerdi. Bu kez, Osman F. Seden kendi adını kullanmış ; ‘Beni Osman Öldürdü’. Başta, İzzet Güney ve Türkan Şoray’ın tanıtıldığı sahnede Efgan Efekan’ın yerine (ilk 2 çevrimde oynayan) Orhan Günşiray olsa ne iyi olurdu. Sadettin Erbil üç filmde de var. Filmin başında, Öztürk Serengil, Adnan Varveren’in bir yıl sonra 45’lik olarak çıkacak şarkısını (Abidik Gubidik Twist) dans ederek söylüyor. Orkestra çok güzel ; piyano (Şerif Yüzbaşıoğlu), elektro gitar (Ersin Ünlüsoy), kontrbas (Şükrü Yüzbaşıoğlu), saksofon ve bateri. Vahap Çok. ‘2oo milyonluk bir servetin, muhtelif fabrika ve ortaklıkların sahibi’. (Bu isim, o dönemin varsıl kişilerinden Vehbi Koç’u çağrıştırıyor.) ‘Bir güz sabahı’ çevresini saran ‘akraba ve taallukat’ın bin bir türlü sahte sevgi gösterisi eşliğinde balık avına çıkıyor. Belli ki o da bu durumdan sıkılmış, (Rıza Tüzün’ün sesi ile) haykırıyor ; “Yeter, yeter be. Bıktım bu yağcılıktan. Defolun hepiniz, defolun. Sizlerden kurtulup bir dakika yalnız kalamayacak mıyım?” ‘Gidiş o gidiş’. Balığa çıkışından iki gün sonra ‘bindiği motor açık denizde bulunur’. Düşüp boğulduğuna karar veriliyor. Vasiyetnamesi, avukat Ali Hoş’un (soyadı bir başka sahnede soyadı ‘Hoşlaf’ olarak söyleniyor) sekreteri Türkan tarafından varislere okunur. Oğulları için söyledikleri ; Sadettin, hastalık derecesinde kumarbaz ; Ahmet, ‘evde çete namı altında bir sürü (aslında iki) serseriyi besleyecek kadar kabadayı ; Tayfur, 5 yaşında geçirdiği bir bisiklet kazası sonucu kafadan sakat. Asıl, üç akrabası için düşünceleri yenir yutulur şeyler değildi. Fabrikaların umum müdürü Muhittin Erman çalışkan(!) ama ‘muhasebe kayıtlarında tahrifat’ yapıp cebini dolduran biriymiş. Ticari şirketlerinin umum müdürü Necmettin İşbilir için ‘son derece namuslu(!) ama kuş beyinli ve kaz kafalı’ diyor. Amcazadesi İsmail Hakkı Özdağ ise ‘faydalı ve müstesna bir kabiliyet(!) ancak memureleri işlerinden kaçırtacak kadar ahlaksız ve zampara’ymış. Onların karıları ve çocukları için yazdıklarıysa başka alem ; “..Bu üç akrabamın arsız ve riyakâr karılarıyla akılları fikirleri oğullarımı kafesleyip..mirasıma konmak olan yılışık yeğenlerimi burada utançla kaydederim.” Onları ‘mirasından mahrum etmiş’. Yine vasiyetnameden, milyonerin kimse tarafından bilinmeyen bir oğlu daha olduğunu ve ‘bilumum servetinin, fabrikalarının vesair mallarının idaresini bu kabiliyetli gence bıraktığını anlıyoruz. Vahap Bey sözlerini bir uyarı ile bitiriyor ; “Kendisi aşırı derece çapkın olup ‘tavuklara yem vermek isterse’ kızlara göz kulak olun.” ‘Kasımpaşa şoförlerinden Filinta Osman’..Avukat Ali, delikanlıyı böyle tanımlıyor. Onu ilk gördüğümüz 80 saniye boyunca 3 fıstıkla (ikincisi gencecik Mine Soley) beraberdi. Türkan, ‘gerekli kanuni muamelelerin tamamlanması için Osman’ı köşke götürmek üzere’ mahalleye gelir. Delikanlı öyle nam salmış ki mahalledeki kahveci genç kızı Osman’ın ‘yemlediği tavuklardan biri’ sanıyor. Pek de haksız sayılmaz, çünkü Osman, film boyunca Türkan Şoray’ı 5 kez dudağından öper. Bunu, sonradan beraber çevirecekleri onlarca filmde İzzet Günay bile yapamıyacaktır. Osman’ın köşke gelişiyle ortalık hareketlenir ; Yeğenler onu ele geçirmek, diğerleri de ondan kurtulmak için ellerinden geleni yapıyorlar. İki sahne ve melodi ; Osman’ın “Hernando’s Hideaway” (1957) (Ross / Adler) eşliğinde Leyla, Semra ve Necla ile yaptığı dans ve kumar oynanırken ‘Save the Last Dance for Me’ (1960) (Doc Pomus / Mort Shuman) melodisi çok güzeldi. Film, çifte şaşırtıyla bitiyor. Birincisi, Vahap Bey ölmemiş yalnızca ‘ölümünden sonra akrabalarının neler karıştıracağını gözleriyle görmek istemiş’. İkincisi, vasiyetnamede sözü edilen çocuk gerçek ama bu Osman değil Türkan’dır. Osman ; “Tuh be, ben de diyordum ki, ikimiz biliyorsun evlenmeyi kuruyorduk seninle. Halbuki..” Türkan ; “Değişmiş hiçbir şey yok Osman.” Osman ; “Olmaz, ben evime kendi kazancımla bakmak isterim kızım. Babanın milyonları açmaz beni.” Türkan ; “..Kazancına da, evine de, getireceğin minik bir çiçekle bir somun ekmeğe de, her şeye her şeye razıyım Osman. Seni seviyorum.” (Yazan ; Murat Çelenligil) Yönetmen : Osman F. Seden Senaryo : Osman F. Seden Yapımcı : Osman F. Seden Müzik : Fecri Ebcioğlu Görüntü Yönetmeni : Kenan Kurt Oyuncular: Türkan Şoray, İzzet Günay, Muhterem Nur, Efgan Efekan, Öztürk Serengil, Hulusi Kentmen, Atilla Yelkenci, Hüseyin Baradan, Mine Soley, Ahmet Tarık Tekçe, Hüseyin Peyda, Mualla Sürer, Hüseyin Güler, Aziz Basmacı, Vahi Öz, Sunay Uslu, Birsen Menekşeli, Devlet Devrim, Tümay Tuncalp, Mümtaz Ener, Meriç Başaran, Leman Akçatepe, Mürüvvet Sim, Mehmet Ali Akpınar, Hüseyin Salıcı, Talia Saltı, Lütfü Engin, Zeki Sezer, Sadettin Erbil, Muhip Arcıman, Agah Hün, Mücap Ofluoğlu, Jeyan Mahfi Tözüm, Kemal Ergüvenç, Alev Koral
Çalınan Aşk - Türkan Soray & Sadri Alisik (1963 - 74 dk) 01:14:25
Çalınan Aşk - Türkan Soray & Sadri Alisik (1963 - 74 dk) 1.369 izlenme - 1 yıl önce “What a Diff’rence (Difference) a Day Made (Makes)” (1934) (Maria Méndez Grever / Stanley Adams). İlk kez Harry Roy ve Orkestrası’ndan dinlediğimiz melodi ve Boğaz’a bakan Lokanta. Genç kadının boynunda Necmi’nin (kaz-tavuk hesabıyla) verdiği pahalı kolye. Necmi; “Hakkımda ne düşünüyorsun?” Günsel; “Cüretkâr ve inatçı olduğunu.” Necmi; “(Pek inandırıcı olmayan bir biçimde) Seni seviyorum.” Günsel; “Bir gecelik kadın olmak istemem.” Necmi; “Ben de tek olmak isterim.” Günsel; “Teksin.” Necmi; “Ya kocan?” Günsel; “O benim için bir şey ifade etmiyor artık.” (Murat’ı da seslendirecek olan Hayri Esen) “Bu filmin hikâyesi iki gencin mektuplaşma sıyla başladı. Birbirlerini gazetelerdeki evlenme ilanlarından tanımışlar, mektuplaşmaya karar vermişlerdi. Niyetleri ciddiydi. Hayattan bütün bekledikleri sıcak ve sevgi dolu bir yuvaydı. Ama kader bunu onlara çok gördü. Kötülükler bir örümcek gibi iki gencin masum aşkları etrafında ağlarını ördü. “ Aysel. Mektuplardaki adı Gül. Ablası Günsel’den başka kimsesi yok. Baba bir anne başka. Saç ve ben dışında görünüşleri aynı. Ama huylarının farklı olduğu daha ilk saniyelerde anlaşılıyor. ‘Ölüm Saati’ (1967) filminde Ahmet ve annesi Ayşe’nin olacak 24 numaralı ahşap evde oturuyorlar. Aysel, ‘dikiş dikerek hayatını kazanmaya çalışıyor’. Günsel bir şirkette sekreter. Amerikan folk/caz klasiği ‘When the Saints Go Marching In’ melodisinin duyulduğu büro ve araba vapuru sahnelerinde Necmi’nin de aklını başından almıştı. ‘Bütün ömrünü onun bunun elbiselerini dikmekle geçirdiği’ için kardeşini küçümsüyor. Aysel ise ‘gece yarılarına kadar sokaklarda dolaşmak, patronlarla gezmektense’ böyle mutlu. Üstelik o Perşembe (11 Temmuz) yedi aydır mektuplaştığı delikanlı ile buluşacak. Ama hastalanınca yerine ablası gidiyor. Murat’ın mektup ismi söylenmiyor. Bir oto tamirhanesi ve en iyi arkadaşı Bitirim Ali’nin kullandığı taksisi var. Aynı yıl çevrilen ‘Arka Sokaklar’daki bir başka Murat ve annesi Emine teyze’nin evinde kalıyor. Perdeler ve Atatürk resimli duvar halısı yerli yerinde. Mektup arkadaşı zannettiği Günsel’le buluştuğu araba sahnesinde The Shadows’dan ‘F.B.I.’ (1961) (Peter Gormley) melodisi vardı. Direksiyondaki Bitirim, onun konuşmasını ‘8 silindirli motorun iyi çalışıp çalışmadığını söyleyerek’ yönlendiriyor. Genç kadın, delikanlıdan çok hoşlandığı için durumu ona ve kardeşine açıklamaz. Uzaktan denizin göründüğü bir ağaç altında ve yine The Shadows’dan dinlediğimiz ‘Man of Mistery’ (1960) (Michael Carr) ile evlenmeye karar verirler. Nikâh sırasında Murat ve Ali’nin candan arkadaşları Kuru, Ufaklık ve Tosun ile tanışırız. Yeni evliler Ayvalık Vapuru ile balayına giderken kız kardeş gerçeği öğrenir. Rıhtım’da el sallıyorlar. Ali; “Hayatta en büyük arzum Murat abimi mesut görmekti… Köyden geldiğim zaman kimsem yoktu. Üstelik hastaydım ümitsizdim. Elimden tuttu, bana yardım etti, iş verdi. Her şeyimi ona borçluyum.” Aysel; “Çok iyisin Ali. Seni de Murat abini de evvelden görmüşüm gibi bir his var içimde.” Ali; “Mektuplardan olacak.” Aysel; “Hangi mektuplar?” Ali; “Bilmiyor musun yoksa Murat abimle ablanın mektuplaşarak evlendiklerini. Önceleri ben de senin gibi şaşırmıştım. Murat abimle alay ederdim ‘bu iş yürümez’ diye. Ama bugün hepsi hakikat oldu. İlk buluştukları Perşembe gününü hiç unutamam..” Genç kız gözyaşlarını evde ‘(Somewhere) Over the Rainbow’ (1939) (Harold Arlen / Edgar Yipsel Harburg) melodisi ile paylaşır. Murat ne kadar ‘yuvayı yapan dişi kuş’tan, ‘ayağı yorgana göre uzatmak’tan söz etse de Günsel’in gözü yükseklerde. Menekşe Sokak 23 numarada kirası 650 liraya bir ev tutarlar. Ev sahipleri ‘bir senelik peşin rica ediyorlar’mış. Nedense kira yüksekse ‘rica edilir’ düşükse ‘istenir’. Emlakçi rolündeki Kamer Sadık, rol aldığı filmler dışında böyle bir yer görmüş müdür acaba? Evde filmin sürprizi ile karşılaşıyoruz. Duvarda Edgar Degas’nın iki yağlı boya tablosunun (herhalde!) reprodüksiyonları var; ‘Two Dancers on Stage’ (1874) ve ‘Two Dancers’ (1890/98). İlki 12 Ekim 1961 tarihli Hayat Dergisi’nin orta sayfasında ‘Dansöz’ adı ile yayınlanmıştı. Belki oradan almışlardır. Cha cha ritmindeki ‘Moon River’ (1961) (Henry Mancini / Johnny Mercer) ile yaptıkları alışveriş sırasında ülkemizde ‘taksit’ uygulamasının öncüsü Rıdvan Umay ve mağazası görüntüye geliyor. Günsel’in ısrarıyla gittikleri Gazino’da Necmi de var. “Breakfast at Tiffany’s” filmi (1961) için yapılan ‘Something for Cat’ (Henry Mancini) melodisiyle dans ederken kocasından çok ona bakıyordu. Murat “Kim olduğumuzu unutmamalıyız. Bu hayat bize göre değil” diye yırtınıyor ama anlayan kim. “Şimdi hiçbir şeyimin eksik olmasını istemiyorum. Eski hayatımı yaşadıktan sonra evlenmenin manası kalır mı” deyip duruyor. Dükkân ve taksi satılır. Murat’ın ‘hayatı boyunca hasretini çektiği’ çocuğu bile bile düşürür. Artık anne olamayacakmış. Genç kadını elde etmek isteyen Necmi, para getiren her işi yapıyor. Bunların ‘dürüst olup olmadığı’ da ‘anlayışa göre değişirmiş’. Sonradan esrar ticareti yaptığını anlayacağız. Sadettin Erbil’in seslendirdiği Patron “Kadının karıştığı her işte bela vardır” demişti. Necmi ilerde olabilecek sorunlara en baştan çözüm getiriyor. Günsel’i öldürüp kahramanımızın suçlanmasını sağlar. Filmin sonunda sevdiğine kavuşan Murat; “Kötü bir rüya gördük Aysel. Ama her şey bitti. Aşkımızı kimse çalamaz artık.” Ali’nin onayı; “Motor saat gibi çalışıyor Abi.” Delikanlı mektup arkadaşı ile buluşmak için İskele Gazinosu’na gidecek. Murat; “Kravatsız olmaz mı be Bitirim?” Ali; “Olmaz tabii. Façan ne kadar afili olursa olsun bunu takmazsan farsız arabaya benzersin.” Murat; “Mektuplaşmak iyiydi. Yüz yüze gelince ne konuşurum ben onunla.” Ali; “Kadın arabaya benzer Abi. Önce açmaz vermeyeceksin. Çenen sekiz silindirli motor gibi çalışacak. Teklemeye başlarsan hava alırsın. Sonra çeliğine göre su vereceksin. Eğer kız sıkılgan, ağır başlıysa sen de öyle olacaksın… Dur biraz, son bir trafik muayenesi yapalım. Sıkı dur ey güzel, damatların piri geliyor.” (Yazan: Murat Çelenligil) Yönetmen Ülkü Erakalın Senaryo: Erdoğan Tünaş Yapımcı: Şahan Haki Müzik: Yorgo İlyadis, Fecri Ebcioğlu Görüntü Yönetmeni: Memduh Yükman Tür: Dram, Duygusal Özellikler: 35 mm, Siyah Beyaz Oyncular: Türkan Şoray, Tamer Yiğit, Sadri Alışık, İzzet Günay, Hüseyin Baradan, Eşref Vural, Hasan Ceylan, Necdet Tosun, Hayri Caner, Mehmet Aslan, Haydar Karaer, Nubar Kamçılı, Ali Seyhan, Hüseyin Güler, Ayhan Altunç, Kamer Baba, Hayri Esen, Erdoğan Esenboğa, Rıza Tüzün, Adalet Cimcoz, Jeyan Mahfi Tözüm
Ekmekçi Kadın - Türkan Şoray & İzzet Günay (1965 - 91 dk) 01:31:03
Ekmekçi Kadın - Türkan Şoray & İzzet Günay (1965 - 91 dk) 1.208 izlenme - 1 yıl önce ‘Quando Ritornera Da Me’ (1964) (Locatelli / Minerbi) melodisi ve yıllar sonra karşılaşan Nazmi ile Ayşe’nin silah sesiyle sonuçlanacak konuşmaları.. [1972’deki aynı adlı ikinci çevrimde bu sahnede ‘Man With a Harmonica’ (1968) (Morricone) müziği kullanılacaktır.] Ayşe ; “Kıpırdama yersin kurşunu. Seninle anlaşmaya geldim Nazmi.” Nazmi ; “Anlaşacak bir şeyim yok benim.” Ayşe ; “Benim de kaybedecek bir şeyim yok.. Bütün ömrümü mahvettin, zindanlarda çürüttün. Gençliğimden, çocuklarımdan ettin beni. Alnıma o kanlı lekeyi sen sürdün. Katil sendin, günahını bana çektirdin.. Dayanamadım ayrılığa, zindandan kaçtım. Çocuklarımın karşısına alnım ak olarak çıkacağım günü bekledim. Ama bu defa da kader kızımı çıkardı karşıma. Ke mal, kızımın her şeyiydi. Ömrü yetimhanelerde geçmiş bir zavallının elinden, hayattaki tek emelini sen aldın..” Nazmi ; “Kızım Sevim hasta. Ölüme mahkûm. Ölecek, ellerimde ölecek yavrum. Onu hayatta tutan tek ümit, Kemal..” 1943’ün göz açtırmayan kışı. İstanbul. Lütfü Beyin fabrikasında kapıcılık yapan Ayşe Çelik, ne dünya savaşını ne de bir sene önceki ‘Struma Faciası’nı düşünecek durumda. Büyük olasılıkla, filmin esinlendiği aynı adlı romanı da (La Porteuse De Pain) (1884) (Xavier De Montepin) duymamıştır bile. Kocası Selim, aynı yerde 12 yıl çalıştıktan sonra bir iş kazasında ölmüş. İki çocuğu, 3-4 yaşlarındaki Metin ve birkaç aylık Zeynep’le ortada kalınca ‘patrona yalvarıp yakarıp’ genç kadına bir iş verdirmişler. Filmin başında, ekmek, peynir, helva ve (ilerde başına dert olacak) gazyağı almak için Bakkal Hayri’ye giderkenki perişanlıkları ; Ayşe’nin sol elinde ‘kulpu iğreti tutturulmuş bir gaz tenekesi’, koltuk altında çuval, lastiği gevşemiş çorabı ayak bileğine kadar düşmüş. Sağ eliyle Metin’i, o da Nazmi Ustanın armağan ettiği içi saman dolu tahta atı sürüklüyor. Zeynep’i (sütü mü, zamanı mı yok, filmden anlaşılmıyor) sütanası Gülizar’a bırakmış. O da laf dokunduruyor “Sütanalık kolay mı? Çamaşıra gitsem bunun üç mislini alırdım. Haftada 10 kâğıda olmuyor bu iş.” Üstelik, göz kamaştıran güzelliği de başına bela. Ölen kocasının ‘en iyi’ arkadaşı olduğunu söyleyen Nazmi, meğer onu ‘ilk gördüğü andan beri’ seviyormuş. Peşini bırakmıyor. Fabrikanın sahibi Lütfü Sırman, karısı (adı söylenmiyor) ve çocuğu Kemal’le çok mutlu. (Romanda ise Jules Labroue’nun karısı ölmüş ve çocuğu Lucien’e başka bir yerdeki kız kardeşi bakıyor.) Başarılı bir mühendis olan Lütfü Bey, tekstil makinelerinde ‘istihsali üç misline çıkaracak’ bir yöntem bulmuş. Ancak, basireti mi bağlandı nedir, bu konudan yalnızca Nazmi Ustaya söz ediyor ; “Şimdilik bir sen biliyorsun bir de ben. Dünyada itimat ettiğim tek insansın.. Bütün kredilerimi topladım bankalardan. İstediğinden fazlası var kasada. Hiçbir şeyden şüphelenmesinler diye muhasebeye bile bildirmedim para çektiğimi. Al anahtarları. Bir muvaffak olalım milyonlar su gibi akacak..” ‘İtimat’ın, hem de Nazmi’ye, bu kadarı.. Ayşe’yi bakkaldan gazyağı alırken gören Hacı Hüsrev Efendi, zaman yitirmeden durumu Lütfü Beye anlatır ; “Allah saklasın, cayır cayır yanarız. Benden söylemesi.” Fabrika sahibi ile Ayşe arasında yaşanan geçici gerginlik, sonradan genç kadının suçlanmasında kullanılacaktır. Evlenme isteğine defalarca olumsuz yanıt alan Nazmi öyle bir şey yapar ki ; Bir gece fabrikayı kundaklar (hem de Ayşe’nin gazyağını kullanarak), işçi Cevat’ı öldürüp kimliğini değiştirir, Lütfü Beyi öldürür ve buluşu ile ilgili kağıtları alır, kaçmadan önce de tabancayı Ayşe’nin odasına bırakır. Yangında tanınmaz hale gelen Cevat, ‘mucize kabilinden yanmayan’ nüfus cüzdanı nedeniyle Nazmi zannedilir. Ayşe tutuklanır. ‘Suçu sabit görüldüğünden (Sinop Cezaevinde) müebbet hapsine’ karar veriliyor. Metin’e bundan sonra ‘kocamın tek arkadaşı sendin’ dediği, emekli öğretmen ve ‘Örnek Talebe Yurdu’ müdürü İsmail Hakkı bakacaktır. Zeynep’i ise sütanası Gülizar kaçırmış. (Sonradan, neyse ki, İstanbul Belediyesi Yetimhanesine bıraktığını öğreneceğiz.) Nazmi, Cevat Şahin olarak Mısır’a (romandaki Jacques Garaud ise Amarika’ya) gidiyor. Burada mensucat fabrikaları sahibi ve Türk asıllı İsmail Hilmi Paşa ile tanışır. Lütfü Beyin geliştirdiği yöntemle Paşa’nın yanında çalışmaya başlar. Zamanla ortağı olur ve güzel kızı Gülsüm’le evlenir. Kızı Sevim’in doğumu sırasında karısını kaybediyor. ‘Hiçbir pişmanlık, hiçbir vicdan azabı’ duymadığı bu yıllarda yaşamındaki tek karanlık gölge, onun aslında Nazmi Erkmen olduğunu bilen Salim’dir. Bir rastlantı ile bu durumu anlayan Salim, Cevat’ın dayısıdır ve “20’ye yakın suçun faili olarak” Türkiye’de aranıyormuş. Nazmi’den sızdırdıklarını ‘batakhanelerde ve barlarda yiyip çılgınca bir hayat sürüyor’. Ayşe ise kendini çevresine sevdirmiş ve hapishanenin revirinde hastabakıcı olarak çalışmaktadır. 21 yıl sonra.. ‘Tesadüflerin’ (tekrar) bir araya getirdiği kişiler. Metin, avukat olmuş ve İsmail Hakkı Babanın öğrenci yurdunda kalıyor. En iyi arkadaşı Kemal bir tekstil mühendisi ve tahmin edileceği gibi Lütfü Beyin oğlu. Kemal’in ‘her saniyesini ona taparak geçirecek kadar sevdiği’ genç kız ise yıllar önce yetimhaneye bırakılan Zeynep. Orada Leyla adı verilmiş ve şimdi ‘bir moda evinde manken olarak’ çalışıyor. Nazmi (yeni adıyla Cevat), “Mısır’daki bütün tesislerini ve sermayesini anavatana getirip Batı Mensucat’ı kurunca” kalp hastası kızı Sevim de olaylardaki yerini alır. Bu arada, 26 Kasım tarihli, dönemin etkili gazetesi Akşam’da Nazmi’nin resmini gören Ayşe kaçarak İstanbul’a gelir. Adını Zehra olarak değiştirir. Bir bakkalda ekmek dağıtıcısı olarak çalışırken kızını bulur. Sevim’in Kemal’e aşık olmasıyla, Nazmi, Leyla’yı delikanlıdan uzaklaştırmak ister ama karşısına ‘haklı ve mazlum’ olmanın verdiği güçle Ayşe çıkıyor. Hiç olmazsa roman ve filmlerde ‘hak yerini er geç bulur’. 60’lı yılların nispeten sevgi dolu ortamında Nazmi’nin söyleyemediğini, romanda Jacques Garaud söylüyor ; “Aşk geçicidir. Önemli olan paradır.” Dedikleri, istemesek de, 100 yıl sonra gerçekleşmeye başlıyor. (Yazan : Murat Çelenligil) Yönetmen :Zafer Davutoğlu Senaryo :Osman F. Seden Yapımcı :Osman F. Seden Görüntü Yönetmeni :Kenan Kurt Tür: Dram, Duygusal Oyuncular: Türkan Şoray, İzzet Günay, Çolpan İlhan, Kenan Pars, Efgan Efekan, Kadir Savun, Hüseyin Baradan, Nubar Terziyan, Senih Orkan, Mürüvvet Sim, Nezihe Güler, Ergül Buharalı, Cahit Irgat, Feridun Çölgeçen, Talia Saltı, Faik Coşkun, Osman Türkoğlu, Mümtaz Ener, Hüseyin Güler, Zeki Alpan, Hayri Esen, T. Fikret Uçak, Muammer Gözalan, Celal Ersöz, Zeki Tüney, Selahattin İçsel, Talat Gözbak, Muzaffer Yenen, Fadıl Garan, Ali Seyhan, Ünal Gürel, Mine Sun, Volkan Kayhan, Bedri Çavuşoğlu, Orhan Çoban, Mahmure Handan, Abdurrahman Palay, Sadettin Erbil, Birsen Kaplangı, Rıza Tüzün, Kemal Ergüvenç, Hakkı Haktan, Jeyan Mahfi Tözüm, Nedret Güvenç
Tatlı Bela - Orhan Günşiray  (1961 - 92 dk) 01:32:40
Tatlı Bela - Orhan Günşiray (1961 - 92 dk) 776 izlenme - 1 yıl önce Tatlı Bela Yapım Yılı: 1961 Süre: 92 dk Tür: Romantik Yönetmen: Atif Yilmaz Senarist: Vedat Türkali Oyuncular: Orhan Günşiray, Neriman Köksal, Ayfer Feray, Muazzez Arçay, Abdullah Ataç, Mehmet Bahadir, Hüseyin Baradan, Sevim Çagatay, Mustafa Daghan, Yılmaz Güney, Sami Hazinses, Sabiha Izer, Ali Seyhan, Semih Sezerli, Dursune Şirin, Oya Tari, Ahmet Tarik Tekçe, Necdet Tosun, Salih Tozan Konu: Güzel bir kadına tutkun mahalle esnafı ile, bir takım şantajcı kişilerin öyküsüdür. Filmin senaryosu vedat türkaliye ait, yönetmeni ise atıf yılmaz. başrollerde orhan günşiray ve neriman köksal, ayrıca yılmaz güneyde küçük bir polis rolünde görünmekde bu filminde henüz 24 yaşındaki haliyle.
Kader Kapıyı Çaldı - Türkan Şoray & Ekrem Bora (1964 - 84 dk) 01:23:51
Kader Kapıyı Çaldı - Türkan Şoray & Ekrem Bora (1964 - 84 dk) 575 izlenme - 1 yıl önce ‘Capricho Árabe’ (1889) (Francisco Tárrega). Akşam yemeği ve yeni seyis hakkındaki konuşma. Necmi; “Çiftliktekiler Murat’ı pek sevmiyorlar galiba.” Leyla; “O kadar sert ki ne söylense aksi cevap veriyor. Herkesin kendinden nefret etmesini ister gibi bir hali var sanki.” Selim; “Garip bir adam.” Leyla; “Bana gizli bir derdi var gibi geliyor. Ahırda yatmayı isteyecek kadar insanlardan uzak.” Necmi; “Böyle tipler romanlarda olur.” Leyla; “Doğru, roman kahramanları gibi.” “Lady Chatterley’s Lover” (1928) (D. H. Lawrence) romanının (“Lady Chatterley’in Âşıkı”) (İnsel Kitabevi) (İkinci Baskı, 1945) (Çeviren: Avni İnsel) Yeşilçam uyarlaması. Bir zamanlar herkes in gıpta ettiği, yerinde olmak istediği Necmi Bey çok mutsuz. ‘Miktarını kendisinin de bilmediği kadar parası, uçsuz bucaksız bir çiftliği var’. (Dış çekimler Veliefendi Koşuyeri’ndeki Simsaroğlu Harası’nda, iç çekimler Hafize Hanım’ın Yeniköy’deki köşkünde yapılmış.) Ama ‘o lanet olası avda’ sakat kaldıktan sonra şimdi bir tekerlekli iskemleye bağlı. Bunca para yerine, güzel karısını ‘hakiki bir erkek gücüyle kucaklayabilmeyi’ yeğlerdi. Arkadaşı Selim’le dertleşirken “Servetim onun her istediğini almasına yetecek kadar çok ama ona sarılıp onu erkekçe ısıtamayacak kadar soğuk” demişti. Leyla’nın (adı söylenmeyen) babası, Necmi Bey’in çiftliğinde ‘bir yanaşmayken bilahare aynı zatın kayınpederliğine terfi etmiş’. Saadeti zenginlikle ölçenlerden. Bu nedenle 14 yaşındaki kızını saçı başı ağarmış ama paralı birine vermekte bir sakınca görmemiş. Sonradan, o eşsiz ‘nezaketi’ ile “Lan, koltuğunun dibine kadar bileziğe boğuldun. Giydiğin kürklerin bini bir para. İtibar desen, kraliçelerde yok sendeki kadar (‘desen’, ‘kraliçelerde’, ‘kadar’ sözcükleri ‘disen’, ‘graliçelerde’, ‘gadder’ olmuş). Atın var, itin var. Saray gibi evin var” diyecektir. ‘Kader’in ne yapacağı, kapıyı ne zaman çalacağı belli olmuyor. Sorun yalnızca ‘yaş ve sınıf farkı’ olarak kalsaydı yine iyi. Necmi ‘eline şekilsiz bir hamur gibi düşen genç kızı olanca varlığı ile yoğurup dilediği şekli vermiş’. Ama o beklenmedik kaza her şeyi altüst eder. Tam olarak farkında olmasalar bile ‘evlilikleri batan gemiye, onlar da iki kazazedeye benziyor’. Çiftlikteki (hatta kasabadaki) herkes Leyla’nın güzelliği ve cinsel yaşamıyla ilgili. “Öyle kadına öyle koca. Herif erkeklikten yana tın tın.” Bu konuda garip bir hiyerarşi var. ‘Baytar’ Suat Bey en ataklardan. Genç kadına ‘iltifatlar yağdırıp 10 bin liralık at hediye ettiği gün’ niyetini belli etmişti; “Tabiata karşı geleceğinizi mi sanıyorsunuz. Evlilik nikâh cüzdanlarında kalan bir şey değildir. Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi?” O akşam kahvede Baytar’ın nasıl ‘dehlendiği’ ve ‘boyunun ölçüsünü aldığı’ konuşuluyordu. Hasan da, belki çiftliğin müdürü olduğu için(!) Gölbaşı’nda Leyla’ya saldırabilmişti; “Bu güzellik kötürüm bir adamın gölgesinde sönüp gidemez. Senin, benim gibi kuvvetli bir erkeğe ihtiyacın var.” Bahçıvan Ali, herhalde ‘içtimai seviyesi’ yeterli olmadığı için onunla değil atıyla konuşuyor; “Ah Sarı Kız, dilin olsa da benden haber iletsen hanımına. ‘Erkek Ali senin için deli oluyor’ desen. Bana bir ‘evet’ desin görsün baksın kocasının çiftliği, milyonları mı daha hoş yoksa ben mi?”. Daha ‘aşağıdakiler’ ise, arzularını ancak Ali’ye takılarak dile getirebiliyorlar; “Atın yerinde olmak isterdin değil mi? Düşün, o sütun gibi bacaklarla sırtında… Şaka maka, Leyla Hanım niyetine atı öpeceksin neredeyse.” Suat Bey’in armağanı nedeniyle genç kadın tedirgin. Bu at yüzünden başlarına bir ‘felaket geleceğini’ hissetmiş. Ama önce ‘yeni seyis’ gelir; Vahşi atın yetiştirilmesi için gazete ilanı ile bulunan Murat Kıvanç. “Yaşım 30. Attan ayrı olarak bütün çiftlik işlerinden anlarım. Sessizimdir. Yalnız huyum terstir. Az konuşurum. Son söylenecek lafı baştan söylediğim için de pek sevilmem.” İstemeyerek bir adam öldürmüş. Burada çalışmak istemesi de at terbiyesinden çok polisin gözünden kaçmak içinmiş. Sonradan bu şaka gibi söylerin gerçek olduğu anlaşılır. İlk gerginlik Hasan ile. Kocası, babası, herkes Murat’la uğraşıyor. O kadar ki genç kadın “Siz ona saldırdıkça, benim de içimden aksine onu korumak geliyor” diyecektir. Necmi, kıskançlığın pençesinde. Karısının, ‘günün birinde parayı değil kuvvetli, sapasağlam bir erkeği arzulayacağını’ hissetmiş. Ancak hâlâ debeleniyor; “Herkese ‘beyin’ denen şeyin ‘yürüyen bacaklar’dan daha kuvvetli olduğunu ispat edeceğim.” Bulduğu yöntemin akıllıca olduğunu söylemek zor. 5 kişiye Murat’ı dövdürür. Delikanlı kararlı onu öldürecek. Leyla; “Üzmeyin kendinizi.” Murat; “Üzüntünün dizginleri, bir atınki gibi insanın elinde olsa kolay.” Kırılan gururunu kandan başka bir tek şey tamir edebilirmiş; Leyla’ya sahip olmak. Genç kadın önceleri karşı çıksa da tremolalı ‘Recuerdos de la Alhambra’ (1896) (Francisco Tárrega) ile izlediğimiz unutulmaz öpüşmeleri sırasında çok mutluydu. [Bu melodi ‘The Killing Fields’de (1984) kullanılacaktır.] “Utanmam lazım ama utanamıyorum... Sevgi başka şeymiş… Onu başka bir hisle seviyormuşum. Baba sevgisi, çok büyük bir ağabey sevgisi gibi.” Necmi “Ömrümce bu korkuyla yaşadım, seni kaybetmek korkusuyla” demişti. Karısının parmakları arasından kayıp gittiğini görünce kendini öldürür. Sonrasında, Leyla ancak 60’larda yapılabilecek bir şey yapıyor. Çiftliği ve milyonları babasına ve çalışanlara bırakır. “Hak etmediğim şeyi alamam baba. Kısmet bu kadarmış. Üzülme, fakir de mesut olur.” Karlı İstanbul’da yeni hayatına ilk adım. Murat’ın teyzesi Mahmure Handan’ın evi. Ama delikanlının geçmişi onları, en mutlu günlerinde, evlenirken yakalar. Romanda Clifford Chatterley, o korkunç (ve henüz numaralanmamış) savaştan sonra 1918’de güzel karısı Constance’ın yanına ‘kalçalarından aşağısı felçli olarak’ dönüyor. “Çocuğu olmayacaktı (sf. 16).” Kızının ‘günden güne çöktüğünü gören’ Sir Malcolm Reid’in sözleri; “Kendine ne diye bir âşık tutmuyorsun. Bu sıhhatin için elzem.” Aslında kocası da ‘ilişkilerine bir halel getirmeyecekse’ başka bir erkekten çocuğu olmasına karşı değil (sf. 21 ve 53). Lady Chatterley, Clifford’un yazar arkadaşı Michaelis ile yaşadığı ‘deneyim’den sonra yeni orman bekçisi (aslı ‘av alanı bekçisi’-‘game keeper’) Oliver Mellors’a tutulur. Kadın, cinselliğin bedensel, erkek de ruhsal yanını keşfeder. Kitapta intihar ve geçmişteki cinayet yok. Mutlulukları Clifford’un ve Mellors’un ayrı yaşadığı karısı Bertha’nın boşanmaya razı olmalarına bağlı. ‘Concierto de Aranjuez; II. Adagio’ (1939) (Joaquin Rodrigo). Leyla; “Galiba bizim vahşiyi yola getirmek üzeresiniz.” Murat; “Galibası fazla. Bütün vahşi mahlûklar karşımda çabuk yola gelir.” Leyla; “Anlaşılan fazla da küstahsınız.” Murat; “Adamına göre değişir.” Leyla; “Galiba atla beraber size de bir seyis lazım olacak.” Murat; “Size lazım olduktan sonra bana niye olmasın.” (Yazan: Murat Çelenligil) Yönetmen: Ülkü Erakalın Senaryo : Bülent Oran Yapımcı : Ülkü Erakalın, Nevzat Pesen, Kadri Yurdatap Müzik : Fecri Ebcioğlu Görüntü Yönetmeni : Şevket Kıymaz Tür : Dram, Duygusal, Komedi Oyuncular: Türkan Şoray, Ekrem Bora, Muzaffer Tema, Vahi Öz, Hüseyin Baradan, Necdet Tosun, Gürel Ünlüsoy, Salih Karadeniz, Haydar Karaer, Feridun Çölgeçen, Danyal Topatan, Yaşar Şener, Toron Karacaoğlu, Abdurrahman Palay, Sadettin Erbil, Rıza Tüzün, Adalet Cimcoz
Allah'ın Arka Cebinden Peygamber Çalmak - Gurbet Kuşları 00:34
Allah'ın Arka Cebinden Peygamber Çalmak - Gurbet Kuşları 235 izlenme - 2 yıl önce 1964 yapımı Gurbet Kuşlar' filminde Hüseyin Baradan'ın canlandırdığı bir karakter var ki İstanbul a şah olacam deyip gerçekten de şah olabilen bir karakterdir. Eskilerin değişik replikleri vardır tabi ama bu kadar değişiğini hiç duymamıştım.
Hüseyin Baradan - Çekilin Aradan 03:59
Hüseyin Baradan - Çekilin Aradan 222 izlenme - 2 yıl önce Hüseyin Baradan (d. 1932 - İzmir, ö. 30 Haziran 2004 - İzmir) Sinema ve tiyatro sanatçısı, gazetecidir. "En iyi kötü kalpli adam" olarak tanınan Hüseyin Baradan; oğlunun ifadesine göre 450 filmde, kendisinin bir röportajında yaptığı açıklamasına göre de 467 filmde oynamış bir sanatçıdır. Gazetecilik ve foto muhabirliği ile başlayan çalışma hayatında, Demokrat İzmir, Hürriyet, Ege Ekspres gazetelerinde çalıştı. İzmir'de bir lokantada otururken, tesadüfen sinemeya başlayan (1950) Hüseyin Baradan, sinemada bazen "kötü adam", bazen "arkadaş canlısı, sevimli dost" karakterlerini başarı ile canlandırmış bir sanatçıdır. 1970'lerde yükselen seks filmleri furyasına uymayı benimsemeyen Baradan; eski mesleği foto muhabirliğine döndü. Bir süre de halkla ilişkiler alanında çalıştı. Ulusal Radyo Televizyon'un İzmir temsilciliğini yaptı. Ege-Koop basın ve halkla ilişkiler danışmanlığı yaparken, sıgara yüzünden hastalanarak, 72 yaşında öldü. Uzun süre sanat hayatına sinema filmleriyle devam eden Baradan, yazdığı kitapta, bir dönem Lütfi Kopan ile Karakediler isimli bir ikili oluşturarak tiyatro yaptıklarını da anlatır. Birçok ödül ve sürekli basın kartı sahibi olan Hüseyin Baradan, İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Foto Muhabirleri Derneği üyesiydi. Eşini kaybettikten sonra (2000) sağlık konusunda gençliğin bilinçlenmesi için de etkinlikler gösteren sanatçı; bir hastanenin onarımı için başlatılan kampanyaya da büyük destek vermişti. 1965 yılında ilk kez başrol oynadığı Hüseyin Baradan-Çekilin Aradan filminin adı yıllarca sinemaseverlerin diline dolanmış adeta bir özdeyiş gibi her yerde söylenir olmuştu. Hüseyin Baradan sanat yaşantısından arda kalan anılarını 1988 yılında kitap haline de getirdi. Bu Gözler Neler Gördü adlı anı kitabı Ege-Koop yayınlarından çıkmıştı. İşte Hüseyin Baradan - Çekilin Aradan filminden bir kesit izleyeceksiniz.