Hoşgeldiniz!

Konu Videoları İzle

Röya & Soner Sarıkabadayı - O Konu 04:12
Röya & Soner Sarıkabadayı - O Konu 25.190 izlenme - 2 ay önce Röya & Soner Sarıkabadayı - O Konu Şarkı Sözleri_________________________________: BAŞI SONU SENLE DOLU HAYATIMIN ZATEN KİMİN AKLI KALMAZ VARKEN BÖYLE TUZAKLARIN KORKULAR DA İÇİNDEDİR PİŞMANLIĞIN ZATEN KİM KAFAYI TAKMAZ YETER GEÇSİN DÜŞMANLIĞIN SEN YOLUNDAN DÖNEBİLİRSİN DE BAK BEN BURDAYIM ZATEN ZORDAYIM SEN SÖZÜNDEN CAYABİLİRSİN DE BAK BEN BURDAYIM DİLİM YANMIŞ SENDEN BİR KEZ NE SÖYLESİN KABULLENDİM ARTIK CANIM SEN BÖYLESİN O KONUYU DA ARAYI DA BU KADAR UZATMA GERİ DÖN GERİ DÖN Bİ DAHA BIRAKMA SÖZ - MÜZİK: SONER SARIKABADAYI
Ukraynalı Kızlara Türk Erkeklerini Sordum ! 19:18
Ukraynalı Kızlara Türk Erkeklerini Sordum ! 4.568 izlenme - 3 hafta önce Merhaba arkadaşlar ben Yusuf Aktaş nam-ı diğer Reynmen! UYARI ; Ben bu videolara atılan yorumlardan para kazanmıyorum arkadaşlar ama bu tarz videoları çekerken önümü daha iyi görebilmek için sizin yorumlarınız benim için çok önemli. Yorum yapmayı unutmayın, öptüm. Ukrayna'ya gittim ve Ukraynalı kızlara Türk erkeklerini sordum, çok eğlendim ve böyle bir sosyal deney videosu çekmek istedim. Bu tarz videoların devamı için beğenmeyi, abone olmayı ve gönderi bildirimlerini açmayı unutmayın! Sizleri seviyorum, hepinize kucak dolusu sevgiler! Bu arada kısaca özetleyecek olursam Ukrayna'da değil sadece genel olarak yurt dışında Türkleri çok sevmiyorlar. Yalandan kameraya oynadı hepsi, bir tanesi hariç. KARDEŞİMİ AĞLATTIM ! üzgünüm, izledikçe kötü oluyorum :( : https://goo.gl/snsnyI Reynmen - Youtube Kanal Tanıtımı !!! : https://goo.gl/dgLg84 Eypio ft. Yener Çevik - Umudum Kalmadı acapella by Reynmen! : https://goo.gl/vPmcS4 ÇOK KORKTUM !!! 13 : https://goo.gl/PXi4jw ELVEDA SAÇLARIM! - boyattım. #VLOG1 : https://goo.gl/7dZ5mQ Reynmen ft. Ahmet Kural, Murat Cemcir - Sie Liegt in Meinen Armen : https://goo.gl/vu7qpT TOSTÇU REYNMEN! : https://goo.gl/ksCc47 YOUTUBE'DAN ILK PARAMI ALDIM! : https://goo.gl/nWlsmg SAYKO HELYUM VİDEOSU! (WASSSUUPPP İÇERİR) : https://goo.gl/4IJ3I3 ILK YURT DIŞI DENEYİMİM! BOSNA HERSEK VLOGU - 1. BÖLÜM #ReynmenGurbette : https://goo.gl/j1R9qC AŞIK OLDUM! BOSNA HERSEK VLOGU - BÖLÜM 2 #ReynmenGurbette : https://goo.gl/mkFaYq HANGİSİ GERÇEK ANNEM ? : https://goo.gl/tsXBVU
1 Günde YGS Türkçe Doping Hafıza - Paragrafta Anlatım Teknikleri 06:59
1 Günde YGS Türkçe Doping Hafıza - Paragrafta Anlatım Teknikleri 70.538 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor.
2 Günde YGS Coğrafya Doping Hafıza - Set Gölleri 07:51
2 Günde YGS Coğrafya Doping Hafıza - Set Gölleri 44.197 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor.
Hakan Altun - Düğünse Düğün 03:53
Hakan Altun - Düğünse Düğün 493 izlenme - 1 hafta önce Hakan Altun - Düğünse Düğün (Yeni Müzik) 2017 Şarkı Sözleri: İlk gördüğüm günden beri sana fena ilgim var Hakkında tahmininden daha fazla bilgim var X 2 Gözlerinde bir giz var sanki dalgalı deniz Boşuna yazılmadı bu bizim hikayemiz...
Türkçe Dersi Konu Anlatımı   Tamlamalar   6 Sınıf   1 13:12
Türkçe Dersi Konu Anlatımı Tamlamalar 6 Sınıf 1 23.797 izlenme - 3 yıl önce 6. sınıf Türkçe Konu anlatımı Tamlama 1 En az iki sözcüğün anlamca birbirini tamamlayarak oluşturdukları sözcük gruplarına tamlama denir.
Topoğrafya ve Kayaçlar (10.Sınıf Coğrafya) 04:21
Topoğrafya ve Kayaçlar (10.Sınıf Coğrafya) 28.108 izlenme - 3 yıl önce Element: Element, aynı cins ve kimya tepkimelerinde bölünmeyen en küçük parçaların yığınıdır. Bu parçalara atom denir. Su bir element değildir. Fakat suyun elektrolizinden elde edilen hidrojen ve oksijen birer elementtir. Mineral: Belirli bir kimyasal yapısı olan, inorganik, katı ve doğal maddelerdir. Elementlerin birleşmesinden meydana gelir. Şeker bir mineraldir çünkü hidrojen, oksijen ve karbon elementlerinin birleşmesinden meydana gelir. Kayaç (Taş): Belirli bir kimyasal yapısı olan, inorganik, katı ve doğal maddelerdir. Minerallerin birleşmesinden meydana gelir. Örneğin Gnays; Ortoklaz, Biyotit, Plajiyoklaz, Kuartz gibi minerallerin birleşmesinden meydana gelir. Bu verilenleri bir grafik üzerinde göstermek gerekirse durum aşağıdaki gibidir. 1. Püskürük (Katılaşım) Kayaçlar: Püskürük kayaçlar magmanın soğuyarak katılaşması sonucu oluşurlar. Kökenlerini mağma oluşturduğu için bunlara “mağmatik kayaçlar” adı da verilir. Mağma bazen yeryüzüne ulaşır ve orada soğuyup katılaşır. Bazen de mağmanın soğuması yerin iç kesimlerinde belirli bir derinlikte gerçekleşir. Soğumanın yeryüzünde veya derinlerde meydana gelmesi püskürük kayaçların yapısı üzerinde önemli rol oynar. Soğuma derinde olursa katılaşma yavaş olur. Buna bağlı olarak kayaçlar iri kristallidir. Buna karşılık soğumanın hızlı olduğu kayaçlar ince kristalli veya camsı yapıdadır. Püskürük taşlar yer kabuğundaki oluşum yerine göre iki kısma ayrılır. a) İç Püskürük Kayaçlar Magmanın yerin derinliklerinde ağır ağır soğuması sonucu oluşan taşlardır. Soğuma yavaş olduğu için genellikle çok sert ve iri tanelidirler. Bu taşlar her ne kadar yerin altında oluşmuşlarsa da dış kuvvetlerin zamanla üstlerindeki tabakaları aşındırması sonucu açığa çıkarlar. Başlıcaları granit, siyenit, diyorit ve gabrodur. Granit, kendine özgü yer şekilleri oluşturması açısından diğer kayaç türlerinden ayrılır. Granitler esasında sert ve dayanıklı kayaçlar olmakla birlikte bir kısmı, çeşitli nedenlerle kimyasal çözünme ve fiziksel parçalanmaya uğrayarak “granit topoğrafyası” adı verilen özel yer şekillerinin oluşmasına yol açarlar. Granitlerin ayrışması sonucu, birbiri üzerinde yer alan irili ufaklı ve köşeleri yuvarlaklaşmış bloklardan oluşan bir topoğrafya şekli meydana gelir. İskoçya’daki “Tor Topoğrafyası” bunun en güzel örneklerindendir. b) Dış Püskürük Kayaçlar Magmanın yeryüzüne kadar çıkarak soğumasıyla oluşmuştur. Soğuma hızlı olduğu için genellikle yumuşak ve ince tanelidirler. Bu kayaçların başlıcaları; bazalt, andezit, volkan camı (obsidyen), süngertaşı ve tüftür. Bazalt ve andezitler tüflere göre aşınmaya karşı daha dayanıklıdır. Bu yüzden bazalt kayaçları ile volkanik tüflerin yaygın olduğu Nevşehir, Ürgüp, Göreme yöresinde peribacaları adı verilen ilginç yüzey şekilleri oluşmuştur. 2. Tortul (Sedimenter) Kayaçlar Daha önceleri oluşmuş olan mevcut kayaçlar ayrışarak rüzgar, dalga, akarsu ve buzullarla taşınıp göl, akarsu ve okyanus tabanları ile çukur alanlarda biriktirilir. Başlangıçta boşluklu ve gevşek bir yapıya sahip olan bu tabakalar zamanla sıkışarak sertleşir ve tortul kayaçlara dönüşür. Tortul kayaçların en önemli özelliği içlerinde fosil bulundurmalarıdır. Bu fosiller sayesinde kayaçların yaşı ve oluştuğu dönemdeki iklim şartları ile ilgili bilgi elde edilebilmektedir. Tortul Kayaçlar Oluşumlarına Göre Üç Gruba Ayrılır: a) Fiziksel (Kırıntılı) Tortul Taşlar Akarsular, rüzgarlar ve buzullar tarafından kayalardan koparılan parçaların çukur yerlerde biriktirilmesiyle ve bu irili ufaklı taneciklerin doğal bir çimentoyla birleşmeleri sonucu oluşur. Bu kayaçların başlıcaları; kiltaşı, kumtaşı ve çakıltaşı (konglomera) dır. b) Kimyasal Tortul Taşlar Suda eriyerek çözünebilen minerallerin daha sonra çökelerek birikmesi sonucunda oluşmuşlardır. Bu kayaçların en yaygın olanları kalker (kireçtaşı), jips (alçı taşı) ve kaya tuzudur. Kalkerlerin erimesi sonucu mağaralar ile kanyon vadiler; kireçli suların buharlaşması ve kirecin çökelmesi sonucu, sarkıt, dikit ve traverten gibi yer şekilleri oluşur. Bu tür şekillerden oluşan “karst topoğrafyası” ülkemizde kalkerli arazinin yaygın olduğu Akdeniz Bölgesinde gelişme göstermiştir. c) Organik Tortul Taşlar Bitki ve hayvan kalıntılarının deniz ya da göl çanakların da birikmesi ile oluşurlar. Bitki kalıntıları, kalın ve geçimsiz tabakalar arasında veya su içerisinde kalır. Bu kalıntılar zamanla bakterilerin de etkisiyle karbon bakımından zenginleşir. Böylece linyit ve taş kömürü oluşur. Deniz canlılarının kabuk ve iskelet kısımlarının birikmesiyle de mercan kayaları ve tebeşir meydana gelmiştir. 3. Başkalaşım (Metamorfik) Kayaçlar Daha önceden oluşmuş püskürük ve tortul kayaçların yüksek sıcaklık ve basınç altında kalarak renk ve şekil değiştirmeleri sonucu oluşan kayaçlardır. Granit’in başkalaşmasıyla Gnays, Kalker’in başkalaşmasıyla Mermer, Kömür’ün başkalaşmasıyla da Elmas Kil taşı’nın başkalaşmasıyla Şist, Kum taşı’nın başkalaşması ile de Kuvarsit meydana gelir.
Burak Öksüzoğlu - Konu Sen Olunca 04:07
Burak Öksüzoğlu - Konu Sen Olunca 27.384 izlenme - 3 yıl önce Albüm Adı: Konu Sen Olunca Şarkı Sözleri: Aklım başımda değil Niye özlüyorum ben seni Takmışım kafama bir kere Niye bekliyorum gelmiyeni Döner mi dönmez misin bana geri bilmem Sen gittin diye hasretinden ölmem Seni daha aramam ama telefonunu da silmem Ara ya da arama açar mıyım bunu bilmem Saçmalıyorum konu sen olunca, seeeeen Artık ya geri dön ya da git lütfen Yapım Şirketi: Seyhan Müzik
Hakan Altun - Hep Var Olacaksın 03:56
Hakan Altun - Hep Var Olacaksın 360 izlenme - 1 hafta önce Hakan Altun - Hep Var Olacaksın (Yeni Müzik) 2017 Şarkı Sözleri: Unutma Unutma Ayrılmış Olsak da... Sen orda ben burda bir çareyiz Solmuş begonviller sensiz bensiz Ayrılık ne yapmış neler etmiş Gelmiş bizi bulmuş var bir nasip.
2 Günde Tarih Doping Hafıza - İslamiyet Öncesi Türkler 05:07
2 Günde Tarih Doping Hafıza - İslamiyet Öncesi Türkler 20.792 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor. Detaylı Bilgi İçin: www.dopinghafiza.com 0 212 236 74 41
8. Sınıf Türkçe - Cümlenin Öğeleri 06:33
8. Sınıf Türkçe - Cümlenin Öğeleri 20.151 izlenme - 3 yıl önce Morpa Kampüs 8. sınıf Türkçe dersinin, "Cümlenin Ögeleri" konusuna ait konu anlatımı videosudur. Morpa Kampüs'teki binlerce videolu konu anlatımını izleyip k...
1 Günde Ygs Türkçe Doping Hafıza - Sıfatlar 15:35
1 Günde Ygs Türkçe Doping Hafıza - Sıfatlar 19.621 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor. Detaylı Bilgi İçin: www.dopinghafiza.com 0 212 236 74 41
Ders: 1470 1520 1. Yavuz Sultan Selim Kimdir? 04:44
Ders: 1470 1520 1. Yavuz Sultan Selim Kimdir? 19.770 izlenme - 4 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen I. Selim, Yavuz Sultan Selim, Hâdim'ul-Harameyn'iş-Şerifeyn (Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı) (Osmanlı Türkçesi: ) (d. 10 Ekim 1470 – ö. 21/22 Eylül 1520[1][2]), 9. Osmanlı padişahı, 74. İslam halifesi ve ilk Osmanlı halifesidir. Babası II. Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır.[3] Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Abbasilerden Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta babası II. Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır. Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşında iken vefat etmiştir.[4][5] Konu başlıkları [gizle] 1 Padişahlık öncesi 1.1 Trabzon valiliği 1.2 II. Bayezid'ın son seneleri ve şehzadeler meselesi 2 Tahta çıkışı 2.1 Baba-oğul mücadelesi 2.2 Yeniçerilerin ayaklanması ve Sultan Selim'in cülusü 2.3 Şehzadelerin bertaraf edilmesi ve taht kavgasının sonlandırılması 3 İran Seferi 3.1 Çaldıran Savaşı 3.2 Doğu ve güney sınırlarındaki önemli kale ve şehirlerin fethi 4 Mısır Seferi 4.1 Mercidabık Savaşı 4.2 Ridaniye Savaşı 4.3 Şah İsmail'in elçi göndermesi 4.4 Kızılbaş Celal Ayaklanması 5 Batı Seferi hazırlığı 6 Ölümü ve tarihe bıraktıkları 7 Halifelik 8 Islahat çalışmaları 8.1 Askeri alanda ıslahatlar 8.2 Donanma faaliyetleri 9 İmar faaliyetleri 10 Edebi eserleri 11 Şah İsmail ile ilginç diyalogları 12 Alevi katliamı iddiası 13 Ailesi 13.1 Eşleri 13.2 Erkek çocukları 13.3 Kız çocukları 14 Selimnameler 14.1 Yayınlanmış 14.2 Yayınlanmamış tezler 14.3 İsmi bilinen diğer Selimnameler 15 Kaynaklar 16 Dış bağlantılar Padişahlık öncesi[değiştir] I. Selim Sert mizacından dolayı Yavuz ve şehzâdeliğinden beri Selim Şah olarak anılan Sultan Selim, hicri 875/rumi 10 Eylül 1470 tarihinde babası Şehzade Bayezid'ın sancakbeyliği görevi nedeniyle Amasya'da dünyaya geldi. Babası II. Bayezid, annesi ise kimi kaynaklara göre Dulkadiroğulları Beyi Alaüddeyle Bozkurt Bey'in kızı Gülbahar Hatun[6], bazılarına göre Dulkadiroğulları Beyi Alaüddeyle Bozkurt Bey'in kızı Ayşe Hatun[7], bazı kaynaklara göre ise Zulkadiroğlu Alâüddevle'nin kızı Ayşe Hâtun'dur[8]. Osmanlı'nın, daha küçük yaşlarda devlet tecrübesi kazanması için şehzadeleri sancaklara gönderme gereği Şehzade Selim de Trabzon'a vali olarak atandı[6]. Trabzon valiliği[değiştir] Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağında, büyük oğlu Şehzade Bayezid (sonradan II. Bayezid) Sancakbeyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağında da Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah, Sancakbeyi olarak bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında Sancakbeyi Abdullah’ın 875/1470 tarihli bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon Sancakbeyi olarak 886/1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır[9]. Trabzon'da Şehzâde Abdullah'tan sonra, Trabzon Sancakbeyi olan ikinci ve son şehzâde Yavuz Sultan Selim'dir. Fatih Sultan Mehmed’in vefâtı ile II. Bâyezid Han (1481-1512), Osmanlı Devleti tahtına pâdişâh olarak cülûs ettiği zaman, oğlu Şehzâde Selim’i 886/1481 yılında Trabzon Sancakbeyi olarak tayin etmişti. Şehzâde Selim, gemi ile Kefe’ye oğlu Süleyman'ın yanına gidişine kadar, 886-915/1481-1510 yılları arasında yaklaşık olarak 29 yıl, Trabzon’da valilik yapmıştır[10]. Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve alim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir[6]. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini farketmiştir[11]. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır (1508)[12][6]. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt-ül mal'a katması gerekirken onu da mücahid Türkmenlere bırakmıştır[13]. II. Bayezid'ın son seneleri ve şehzadeler meselesi[değiştir] II. Bayezid'ın 8 oğlu olmuştu; oğulları yaş sırası ile Abdullah, Şehenşah, Alemşah, Ahmed, Korkud, Selim, Mehmed, Mahmud'dur. Ahmed, Korkud ve Selim dışındakiler babalarının sağlığında ölmüşlerdi. Selim Trabzon, Korkud Saruhan, Ahmed Amasya illerinde vali olarak görev yapıyordu. Selim'in oğlu Süleyman Kefe; Ahmed'in oğlu Bolu sancakbeyi olarak görev yapıyordu. Karaman valisi Şehzade Şehenşah'ın ölümü üzerine, Beyşehri'nde bulunan oğlu Mehmed Konya'ya tayin edildi; Şehzade Alemşah'ın oğlu Osman ise Çankırı sancakbeyi olarak görevdeydi. Şehzade Mahmud'un oğlu Orhan babasının Manisa'ya nakli ile Kastamonu beyliğine atanmış, Mahmud'un diğer oğlu Musa ise Sinop Beyi olmuştu. Şehzade Mahmud'un en küçük oğlu Emirhan ise, çok küçük olduğundan henüz ataması yapılmamıştı[14]. Şehzade Selim, Trabzon valiliği sırasında Türkmenlerin ve askeri başarıları münasebetiyle de yeniçerilerin desteğini arkasına almıştı. Ancak Osmanlı bürokrasisi, Şehzade Ahmet'in tahta çıkmasını desteklemekte idi[11]. Manisa sancağındaki Şehzade Korkut'un erkek çocuğu olmadığından tahta çıkma şansı az olarak görülmekteydi. Konya'daki Şehzade Şehenşah 2 Temmuz 1511'de -babasından 6 ay evvel- vefat ettiğinden taht kavgasına dahil olamamıştı[15]. Şehzade Selim, uzun zamandır kötü giden devlet işlerinden ötürü artık saltanatı terk edeceğini haber almıştı. Fatih Kanunnamesi'ne göre hükümdar olan şehzade diğer kardeşlerini öldürecekti; bunun için kardeşleri Korkud ve Ahmed'in hareketlerini yakından takip ediyordu. Selim saltanatı ele geçirmek için kardeşleri gibi o da hazırlık yapmış, kendi askerlerine ek olarak Kırım Hanı kuvvetlerinden de istifade etmiştir. Rumeli'ye geçtiğinde yanında Kırım Hanı'nın küçük oğlunun komutasında 350 kadar asker de vardı. Ayrıca taraftarları sayesinde Yeniçeri Ocağı'nın desteğini de elde etmişti. Şehzade Selim'in oğlu Süleyman evvela Şarkı Karahisar'a tayin edilmiş, ancak Şehzade Ahmet'in kendisine yakınlığı sebebiyle itiraz ettiğinden Bolu'ya naklolunmuş, Şehzade Ahmed bu sefer de kendisi ile İstanbul arasında rakibi Selim'in oğlunun bulunmasını istemediğinden buna da itiraz etmiş ve bu itirazı da kabul edilmiştir. Bu defa da Şehzade Selim, oğlu Süleyman'a kendi sancağı olan Trabzon'a uzak yerlerden sancak gösterildiğinden bu yerlere karşı çıkmış ve oğlunun kendi yakınında olmasını ısrarla talep etmiş, Şarkı Karahisar yahut Kefe sancaklarından birinin verilmesini istemiştir. Tüm bunların sonucunda Süleyman Kefe sancağına atanmıştı. Dönemin Kırım Hanı Mengli Giray Kendisi İstanbul'a uzak olduğundan çabuk ve muntazam haber alamıyordu. Bu nedenle devlet merkezine yakın bir yere nakledilmek istiyordu. Bu maksada uygun olarak Rumeli'de bir sancak istedi ve hemen Kefe'den, Kırım'dan Tuna'ya doğru yürüdü; kendisine Trabzon'a ilaveten Kefe verildi ise de bunu kabul etmedi. Şehzade Selim'e nasihat vermesi amacıyla ulemadan kişiler yollansa da Selim bunları geri çevirdi; Anadolu'da nereyi istersen verelim önerisi gelse de istediği gibi bir cevap alamayınca derhal Kırım Hanı'ndan aldığı kuvvetle Silistre yoluyla Rumeli'ye (Balkanlar'a) geldi. Ulemalar tekrar yollansa da, Selim buna da kesin olarak red cevabı vermiştir. Ayrıca Şehzade Selim bu hareketinden önce, Şehzade Korkud da babasından izin almaksızın Antalya'dan kalkıp Manisa'ya gitmişti. Bu hareketleri doğru bulmayan Şehzade Ahmed; babası II. Bayezid'dan Korkud ve Selim'i öldürtmek için izin istemiş ise de Bayezid bunu kabul etmemiştir.
Google Chromeden Geçmişi ve Çerezleri Temizlemek 02:36
Google Chromeden Geçmişi ve Çerezleri Temizlemek 12.890 izlenme - 3 yıl önce Google Chrome Geçmişini Temizleme..
Vitamin Sosyal Bilgiler Konu Anlatımları - 5, 6, 7 ve 8. Sınıf 01:12
Vitamin Sosyal Bilgiler Konu Anlatımları - 5, 6, 7 ve 8. Sınıf 14.029 izlenme - 3 yıl önce http://www.vitaminegitim.com Vitamin Sosyal Bilgiler dünyasına hoş geldiniz! Tam ve kalıcı öğrenme için yaratıcı ve özgün etkinlikler sunan Vitamin, öğrenci ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanmıştır. Sözel bir alan olan sosyal bilgilerin kitaplar dışında görsel, etkileşimli anlatımlarla sunulması, bilginin kolay öğrenilmesini olduğu kadar, kalıcılığını da önemli oranda artırır. Vitamin’de bu ders; haritalar, biyografiler ve kronolojilerden oluşan konu anlatımları ve etkinliklerle verilir. - Öğrenci, üzerinde işlem yapabildiği interaktif haritalarla coğrafi, tarihi ve sosyal durumları, konumları, süreçleri ve etkilerini daha rahat kavrar. - Türk ve dünya tarihinde iz bırakmış isimlerin yaşam öyküleri öğrenciyi, tarihsel süreçler hakkında, sinema kurgusu tadında bilgilendirir, tarihi kırılma noktalarını öğrenmesini sağlar. - Kronolojik olarak sunulan bilgi, öğrencinin öğrendikleri arasında ilişki kurmasını ve onları anlamlandırmasını kolaylaştırır. - İşlenen konunun özetlenmesi, öğrenme sürecinde zamanın daha etkili kullanılmasına ve öğrencinin kolay öğrenmesine katkıda bulunur.
1 Günde YGS Türkçe Doping Hafıza - Yazımı Karıştırılan Sözcükler 05:38
1 Günde YGS Türkçe Doping Hafıza - Yazımı Karıştırılan Sözcükler 14.121 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor.
Tarih Kpss Eğitim Videolari Zorlu Eğitim 01 01:06:33
Tarih Kpss Eğitim Videolari Zorlu Eğitim 01 20.824 izlenme - 3 yıl önce Kpss Video Dersleri Tarih Kpss tarih konu anlatımı videoları , kpss uzaktan eğitim canlı dersleri Zorlu Eğitim
2 Günde YGS Coğrafya Doping Hafıza - Tortul Kayaçlar 05:51
2 Günde YGS Coğrafya Doping Hafıza - Tortul Kayaçlar 11.833 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor.
5 Sınıf Kesirler 30:45
5 Sınıf Kesirler 15.951 izlenme - 5 yıl önce 5. sınıf kesirler konusu
Kpss Tarih Konu Anlatımı Videoları Ramazan Yetgin 28:33
Kpss Tarih Konu Anlatımı Videoları Ramazan Yetgin 11.218 izlenme - 2 yıl önce Kpss Tarih derslerinin tamamını izlemek için tıklayınız http://zorluegitim.com/default.aspx?vfilter=KPSS-Tarih&Year=2015 Ramazan YETGİN Paket 5' de Kampanyamız devam ediyor kaçırmayın! http://www.zorluegitim.com/Packages/ Her türlü sorunuz için 7/24 dilediğiniz zaman arayabilirsiniz İletişim Tel : 0 532 174 29 03 Email : admin@zorluegitim.com Zorlu Eğitim www.zorluegitim.com
Dünya Gerçeği 05:00
Dünya Gerçeği 12.640 izlenme - 4 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET AYkut İlter Aykut Öğretmen Dünya (Yeryuvarı, eski: Küre-i Arz), Güneş Sistemi'nde Güneş'e en yakın üçüncü gezegendir. Güneş Sistemindeki en yoğun ve beşinci büyük gezegendir. Üzerinde zeki yaşam formları barındırdığından emin olunan tek gök cismidir. Katı ya da 'kaya' ağırlıklı yapısı nedeniyle üyesi bulunduğu yer benzeri gezegenler grubuna adını vermiştir. Bu gezegen grubunun kütle ve hacim açısından en büyük üyesidir. Büyüklükte, Güneş Sistemi'nin 8 gezegeni arasında gaz devlerinin büyük farkla arkasından gelerek, beşinci sıraya yerleşir. Tek doğal uydusu Ay'dır. Yeryüzü, Yerküre, Mavi Gezegen ya da latince adıyla Terra olarak da anılır. Konu başlıkları [gizle] 1 Yerkürenin oluşumu 1.1 Dünya'nın Yaşı 2 Biçimi 3 İç yapısı 4 Yerkabuğu 5 Levha hareketleri 5.1 Aşınma 6 Dünya'nın hareketi 6.1 Hareketleri 6.2 Dünya'nın yüzeyi 7 Notlar 8 Kaynakça 9 Ayrıca bakınız Yerkürenin oluşumu[değiştir] Yapılan araştırmalar sonucu gezegeninin yaşı 4,467 milyar yıl olarak hesaplanmıştır. Geçen bu zaman dilimi, karmaşık bileşik yapılar ve içerdiği elementler göze alındığında, Güneş, Dünya ve diğer gezegenler dahil Güneş Sistemi'ndeki yapıları oluşturan moleküler bulutsunun kaynağı, ömrünü önceden tamamlamış bir genç tip yıldızın dağılmış artıklarının ve yıldızlar arası maddenin bir merkez etrafında dönerek gittikçe yoğunlaşmasıyla oluşmuştur. Merkezde yoğunlaşan Hidrojen ve Helyum molekülleri yeni bir G2 türü yıldızı, yani Güneş'i oluşturmaya başlamış, çevre disklerdeki yoğunluklu bölgelerde ise gezegenler oluşmaya başlamıştır. Dünya ise Güneş'e 3. sırada yakınlıkta bulunan karasal bir iç gezegendir. Oluşum diskleri süreci veya sonrasında bu karasal gezegenler, ağır göktaşı çarpışmalarına sahne olmuştur. Göktaşları yapısında bulunan donmuş buzlar, silikat ve metal yapılar, karaların ve okyanuslarının oluşmasını sağlamış, merkezde yoğunlaşan ağır demir ve nikel elementleri ise gezegenimizin çekirdeğini oluşturmuştur. Ağır göktaşı bombardımanı, asteroid kuşağının Jüpiter'in güçlü çekim etkisi sonucu daha kararlı hale gelmesiyle gittikçe azalmıştır. Uygun koşullar oluştuğunda gelişmeye başlayan canlı hayat sonrasında özellikle bitkiler ve yaptıkları fotosentez ile atmosfer'imizin yapısal bileşimi önemli oranda değişmiş ve oksijen oranının yükselmesine neden olmuştur. Dünya'nın Yaşı[değiştir] Dünya'nın yaşı doğrudan doğruya kayaçların yaşıyla ölçülemez. Çünkü bilinen en yaşlı kayaçların bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaşlı kayaçlardan oluşmuştur. Bugüne kadar saptanabilen en yaşlı kayaçlar Grönland'ın batısında bulunmuştur ve 4,1 milyar yaşındadır. Bugün Dünya'nın yaşını hesaplamak için elde edilen en iyi yöntem radyoaktif elementlerin yarılanmaları sonucu başka elementlere dönüşümleridir. Örneğin radyoaktif uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaş bir süreçle kurşunatom larına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238'in dönüşümüyle daha hafif bir kurşun izotopu olan kurşun-206, uranyum-234'in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurşun-207 atomları oluşur. Uranyum-235'in kurşuna dönüşme hızı uranyum-238'in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurşun-206 ve kurşun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına bağlı olarak değişir. En yaşlı olduğu düşünülen bir kurşun minerali ile bugün okyanuslarda oluşan kurşunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneğin oluşumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanır. Bu süre de Dünya'nın yaşı olarak kabul edilir. Biçimi[değiştir] Ana madde: Jeodezi Dünya'nın üzerindeki topografik oluşumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur. Geoibs bir biçimdedir, fakat ekvatordaki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık özel küresel geometrik şekil geoit (Latince, Eski Yunanca Geo "dünya") yani "Dünya şekli" diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km'dir (~40.000 km/). Yer'in ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doğru biraz fırlamasına neden olduğu için ekvatorun çapı, kutupları birleştiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, Everest Dağı (denizden 8.848 m yüksekte) ve Mariana Çukuru dur (deniz seviyesinin 10.924 m altı). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer'in %0,17'lik toleransı vardır. Ekvatorun şişkinliği yüzünden Yer'in merkezinden en yüksek nokta aslında ekvatordadır. İç yapısı[değiştir] Ana madde: Yer'in yapısı Yerin içi, diğer gezegenler gibi, kimyasal olarak tabakalardan oluşur. Yerin silikattan oluşmuş bir kabuğu, yüksek viskoziteli bir mantosu, akışkan bir dış çekirdeği ve katı halde bir iç çekirdeği vardır. Yerin tabakaları aşağıda belirtilen derinliklerdedir: Earth-crust-cutaway-tr.svg Derinlik (Km) Tabaka 0–60 Litosfer (5 ila 200 km arası değişir) 0–35 ... Kabuk (5 ila 70 km arası değişir) 35–60 ... mantonun en üst kısmı 35–2890 Manto 100–700 ... Astonosfer 2890–5100 Dış kabuk 5100–6378 İç kabuk 24 Aralık 1968, Apollo 8'den Dünya'nın Ay Üzerinde doğuşu Dünya'nın dış kabuğu ile bu kabuğun üzerindeki atmosfer(hava) ve hidrosfer (okyanuslar ve denizler)katmanları doğrudan gözlemle incelenebilir. Oysa Dünya'nın iç bölümlerine ulaşarak yapısını doğrudan inceleme olanağı yoktur. Dünya'nın iç yapısına ilişkin bütün bilgiler depremlerin incelenmesinden ve Dünya'nın içinde var olduğu düşünülen maddeler üzerindeki deneylerden elde edilmiştir. Yanardağların varlığına ve yerkabuğunun yüzeyindeki ısı akışı ölçümlerine dayanarak Dünya'nın iç böümlerinin çok sıcak olduğunu biliyoruz. Yerkabuğunun derinliklerine doğru indikçe kayaçların sıcaklığı her kilometrede 30 °C kadar yükselir. Böylece; kabuğun en alt katmanlarının çok daha üstünde yer alan kayaçlar kızıl kor haline dönüşür. Aslında Dünya'nın büyüklüğüne oranla yerkabuğu çok incedir. Eğer Dünya'yı bir futbol topu büyüklüğünde düşünürsek kabuğu da ancak topun üzerine yapıştırılmış bir posta pulu kalınlığındadır. Kabuğun altında kalan kayaçlar ise akkor sıcaklığına kadar ulaşır. Depremlerin nedeni, yerkabuğundaki bir kırıkla birbirinden ayrılan iki büyük kütlenin (levhanın) birdenbire harekete geçerek üst üste binmesi ya da uzaklaşması sonucunda yerkabuğunun şiddetle ileri geri sarsılmasıdır. Büyük bir depremde bazi titreşimler Dünya'nın öbür yüzündeki dairesel bir alanda "odaklanır". Buna karşılık bazı titreşimler çekirdeği aşıp öbür yana geçmez. Böylece Dünya'nın öbür yüzünde hiçbir titreşimin duyulmadığı halka biçiminde bir "gölge" belirir. Bu gölgenin boyutları ölçülerek çekirdeğin büyüklüğü hesaplanabilir. Ayrıca deprem titreşimlerinin yayılma hızi saptanarak içinden geçtikleri maddelerin yoğunluğu, dolayısıyla bileşimi belirlenebilir. Eritilmiş kayaçlarla yapılan laboratuvar deneyleri bu çalışmalara büyük ölçüde ışık tutar. Dünya'nın yüzeyi, kalınlığı 6 ile 70 km arasında değişen bir "kabuk" katmanıyla örtülüdür. Yerkabuğu denen bu katman daha ağır maddelerden oluşan ve 2.865 km derine inen çok kalın "manto" katmanının üzerine oturur. Mantonun bittiği yerde Dünya'nın merkezine kadar kadar 3.473 km boyunca uzanan "çekirdek" başlar. Jeologlara göre, içteki manto katmanı çok büyük kabarma harektleri sonucunda yerkabuğunu iterek birçok yerde yüzeye cıkmıştır. Ayrıca normal olarak yerkabuğunun yapısında bulunmayan bazı kayaçlar da yanardağı hareketleri nedeniyle Dünya'nın yüzeyine ulaşmıştır. Jeologlar bu verilere dayanarak mantonun üst kesimlerinin "ültrabazik" korkayaçlardan oluştuğunu ileri sürerler. Bir yanda "asit" kayaç olarak nitelenen granitin yer aldığı kayaç sınıflandırmasının öbür ucunda bulunan bu ültrabazik kayaçlar ağır demir ve magnezyum silikatlardan oluşur. Mantonun alt bölümlerinin de aynı yapıda, ama daha ağır ve yoğun olduğu sanılmaktadır. Çekirdeğin yapısındaki maddeler ise hem mantodakilerden daha ağır, hem de hiç değilse çekirdeğin dış bölümünde sıvı haldedir. Buna karşılık çekirdeğin içinin manto ve kabuk gibi katı olduğu sanılıyor. Yerçekirdeğin olağanüstü bir basınç vardır. Bilinen elementlerin çoğu böylesine büyük bir basınç altında çok yoğunlaşmış ola
Fonksiyon 3 - Birim Fonksiyon Sabit Fonksiyon - 9.Sınıf Yeni Müfredat 13:30
Fonksiyon 3 - Birim Fonksiyon Sabit Fonksiyon - 9.Sınıf Yeni Müfredat 10.494 izlenme - 2 yıl önce 9.sınıf matematik konu anlatımı,fonksiyonlar konu anlatımı birim fonksiyon,sabit fonksiyon konu anlatımı ve örnek soru çözümleri bulunmaktadır.9.sınıf yeni müfredata uygun matematik konu anlatımı.
Fonksiyon 2 - Doğrusal Fonksiyon - 9.Sınıf Yeni Müfredat 10:17
Fonksiyon 2 - Doğrusal Fonksiyon - 9.Sınıf Yeni Müfredat 10.407 izlenme - 2 yıl önce 9.sınıf matematik konu anlatımı,fonksiyonlar konu anlatımı, doğrusal fonksiyonun özellikleri anlatılmış ve örnek soru çözümleri gösterilmiştir.9.sınıf yeni müfredata uygun matematik konu anlatımı
Hakan Altun - Adam Gibi Söyleseydin 03:59
Hakan Altun - Adam Gibi Söyleseydin 205 izlenme - 1 hafta önce Hakan Altun - Adam Gibi Söyleseydin (Yeni Müzik) 2017 Şarkı Sözleri: Senle hiç ayrılık olmaz demiştin kendi kendine Büyük konuştum galiba boğuldun aşk sularında Sevmediysen saymadıysan ucuz yalanlar yerine Adam gibi söyleseydin...
Fonksiyon 1 - Fonksiyonlara Giriş - 9.Sınıf Yeni Müfredat 13:42
Fonksiyon 1 - Fonksiyonlara Giriş - 9.Sınıf Yeni Müfredat 8.511 izlenme - 2 yıl önce 9.sınıf matematik konu anlatımı,fonksiyonlar konu anlatımı,fonksiyon tanımı ve gösterimleri anlatılmıştır.9.sınıf yeni müfredata uygun matematik konu anlatımı
Hazırlanma Konusunda Sevgililer Gününde Kadınlar vs Erkekler 00:59
Hazırlanma Konusunda Sevgililer Gününde Kadınlar vs Erkekler 1.745 izlenme - 3 ay önce Sevgililer gününde partneri ile buluşma öncesi hazırlıklarını gerçekleştiren kadınlar ve erkekler. Eighty83three kızları anlatımıyla... "Kanalımıza ait diğer videolara ulaşmak ve güncel içerikleri takip etmek için >www.izlesene.com/mplay< kanalımıza göz atabilir ve abone olabilirsiniz. Keyifli seyirler..."
Ders: Orta Asyadan Göçen Türklerin Kültürü Ve Yaşamı 1 15:00
Ders: Orta Asyadan Göçen Türklerin Kültürü Ve Yaşamı 1 15.433 izlenme - 4 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen Türklerin fiziki özellikleri olan çekik gözlülük, çıkık elmacık kemikli, esmer tipoloji tarih içinde değişmiştir. Dedelerin adları genellikle torunlara verilir. Pek çok yörede her adın bir sıfatı vardır. Günlük hayatta milli takvim kullanılır. Ancak kültürel hayat Müslümanlık medeniyetiyle iç içe olduğundan hicri takvim adları yaşatılır, Recep, Şaban, Ramazan adları hem ad olarak konur hem günlük dini yaşayışta kullanılır. Türkler Avrasya denilen coğrafyaya yayılmışlardır ve Anadolu'ya göç etmişlerdir. Çadır yerleşiminden kent yerleşimine geçen Türkler, ahşap evlerden apartmanlara ve sitelere çevrilen kent kültürüne geçmişlerdir. Ev dekorasyonunda kilimden halıya, sedirden mobilyaya, sandalyeden koltuğa, tahta pencereden pimapen pencereye çevrilen ev kültürü, geniş aileden çekirdek aileye çevrilmiştir. Batılı giyim kuşam yaygın olmasına rağmen, eski giyim kültürü devam etmektedir. Ocak ve mangal düzeninden kalorifer ve doğalgaz düzenine geçen ısıtma sistemi; eşek ve attan arabaya; siniden masaya; şerbetten meyve suyuna; bozadan kolaya; hamamdan saunaya; dere kenarı yıkamadan çamaşır makinesine; teldolaptan buzdolabına temizlik ve sağlık kültürü gelişmiştir. Yemek kültürü et merkezli olup, ot, süt, ekmek, bal, balık, yumurta, yoğurt temel besinlerdir. Orhan Pamuk Hayvancılık at, eşek, sığır, manda, ayı, deve, koyun, keçi, arı, ördek, tavuk yetiştirmeciliğindedir. Tarım ürünleri arpa, buğday, pirinç, pamuk, kabak, bakla, nohut, fasulye, havuç, lahana, soğan, sarımsak, hıyar, turp, bamya, patlıcan, domates, biber, elma, tütün, çay, zeytin, erik, üzüm, patates, ayva, armut, kavun, karpuz, iğde, nar, kiraz, vişne, muz, çilek, fıstık gibi sebze ve meyvelerdir. Dokumacılık, ayakkabıcılık,terzilik en yaygın zanaatlardır. Çarşı ve bedestenden marketlere, süpermarketlere günlük alışveriş kültürü gelişkindir. Semt pazarları devamlı işler. En modern iletişim sistemleri kullanılmakta, kara, hava, deniz ve demiryollarında modern araçlarla seyahat edilmektedir. Kent içi raylı sistemler ve yeraltı treni mevcuttur. Konu başlıkları [gizle] 1 Dil 2 Sanat 3 Türk edebiyatı 3.1 Müzik 4 Ahlak 5 Aile 6 Hukuk 7 Siyasi kültür 8 Spor 9 Türk mutfağı 10 Kaynaklar 11 Ayrıca bakınız 12 Dış bağlantılar Dil[değiştir] Türkler Göktürk, Uygur, Araplar (halk) Arap, Mani, Brahmi, Süryani, Grek, İbrani, Kiril, Latin alfabelerini kullandılar. Türkiye'de 1928'den beri Latin alfabesi kullanılmaktadır. Türk dili zengin bir sanat geleneğine sahiptir, ancak son yüzyıldaki kültür değişmesiyle Batı dillerinden az buz kelime alan bir dil haline gelmiştir ve birçok yabancı kökenli kelime TDK tarafından Türkçeye çevrilmektedir.Örneğin kampüs kelimesi yerine yerleşke kelimesi getirilmiştir.Kendi kültürlerini çok güzel koruyan bir millettirler. Sanat[değiştir] Sultanahmet Camii iç görünüşü, İstanbul Mimaride dini yapılar anıtsaldır. Yakınçağa kadar temel üslup Koca Sinan'da belirginleşmiştir. Resimde ve heykelde din kültürünün etkisiyle gelişme olmamıştır ancak minyatür ve süsleme sanatlarında olmuştur. Türk sanatı çini, hat, ebru, seramik, tezhip ve halıcılıkta gelişmiştir. Müzik gerek sivil gerek askeri müzikte sanat müziğinden hafif müziğe çevrilir. Dini müzik Türk müziğinin önemli unsurudur. Halk müziği, klasik ve arabesk özelliktedir. Türk sanat müziği çağdaş bir sesle, hafif müzik klasik ve pop müzikle gelişmektedir. Türk edebiyatı[değiştir] Mevlana'nın Divan'ı Kebir 'inden bir nüsha. 18.yüzyılda Anadolu'da diyar diyar gezen bir aşık. Nasreddin Hoca Halide Edip Adıvar Türk edebiyatı, Türk yazını veya Türk literatürü, Türk dilinde yazılmış sözlü ve yazılı metinlerdir. Türklerin İslamiyeti kabullerine kadar farklı Türk dil ve alfabeleri kullanılırken, İslamiyetin etkisiyle Farsça ve Arapça kullanılmaya başlanmış, Osmanlı döneminde Türkçenin Arap alfabesiyle yazıldığı Osmanlıca eserler verilmiştir. Özellikle saray çevresinde, Fars edebiyatının etkisiyle üretilen bir edebiyat anlayışı ağır basmıştır. Zaten okur-yazarlığın olmadığı ya da oldukça az olduğu halk arasında, sarayın Divan Edebiyatı etkili olamamış, Anadolu'da sözlü gelenek uzun bir süre devam etmiştir. Türkçe, Ural-Altay dil ailesi Altay koluna dahil bir dildir. Türklerin tarihine paralel olarak Türkçenin yayıldığı coğrafi alan çok geniştir. Bugünkü Moğolistan'dan Doğu Avrupa'ya kadar konuşulan Türkçe pek çok lehçe ve şiveye ayrılmaktadır. Tarihi gelişimi içinde Türkçe, VIII-XIII. Asırlar arasında Eski Türkçe, XIII-XX. Asırlar arasında Orta Türkçe, XX asırda yeni Türk Yazı Dilleri ana başlıkları altında üç gurupta incelenmektedir. Türkiye Türkçesi, Orta Türkçenin, Batı Türkçesi kolunun günümüzde kullanılan bölümüdür. Bugün Türkçe, yaklaşık 250 milyon insan tarafından; Türkiye Türkçesi dünyada 80 milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Batı Türkçesinin ikinci devri olan Osmanlıca (Osmanlı Yazı Dili) İstanbul'un fethinden Osmanlı İmparatorluğu'nun sonuna kadar XV-XX. asırlar arasında devam eden yazı dilidir. İngiltere, Fransa, İspanya gibi memleketler gittikleri yerlere dillerini de götürdükleri halde Türkler bu dil sömürgeciliğinden uzak durmuştur.Eğer Osmanlı Devleti'de gittiği her yere Türkçeyi de götürseydi bugün Türkçe dünyada en çok konuşulan dillerden biri olacaktı. 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk. Cumhuriyetten sonra 1928'de yapılan Harf İnkılabı ile Arap harfleri terk edilip Latin harflerinin kabulü Türkçenin yabancı unsurlardan arındırılmıştır. Türk dili'ni araştırmak ve tabii mecrasında gelişmesine katkıda bulunmak üzere 1932 yılında Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Türk Edebiyatı, Türklerin dahil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir: İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı İslamî dönem Türk Edebiyatı Batı etkisindeki Türk Edebiyatı Ana maddeler: Halk edebiyatı ve Aşık edebiyatı Türk dilinin ve edebiyatının tespit edilebilen en eski yazılı metinleri VII. Asrın sonlarına ve VIII. Asrın ilk yarısına ait olan dikili taşlardır. Bunlar arasında yer alan 732'de Kültigin, 735'de Bilge Kağan, 720'de Tonyukuk adına dikilen Orhun Yazıtları gerek muhtevaları, gerekse mükemmel dil ve üsluplarıyla Türk dili ve edebiyatının ve tarihinin şahaserleri arasında yer almaktadır. Bu dönemden günümüze ulaşan Türk destanları arasında Yaratılış, Saka, Oğuz Kağan, Göktürk, Uygur, Manas destanları sayılabilir. XIV. asırda yazıya geçirilen "Dede Korkut Kitabı" destan döneminin hatıralarını saklayan, gerek muhteva gerekse dil ve üslup mükemmeliyeti bakımından önem arz eder. Türk edebiyatının bir yazarı olan Orhan Pamuk, 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü 'ne layık görülmüştür. Türk edebiyatı şiir, hikâye, deneme, mizah, eleştiri dallarında eski ve yeni formatlarda dünya dillerine çevrilen eserler üretmektedir. Sözlü edebiyat geleneği, dini edebiyat formunda yaygındır ve en meşhuru kandillerde okunan mevlüddür. Halk edebiyatında dünya kültürüne Nasreddin Hoca tanıtılmış, halk danslarıyla ve seyirlik sanatlarla tarihi kültür yapıları yaşatılmıştır. Müzik[değiştir] Ana madde: Türk müziği Geleneksel Türk müziğinin kökleri iki ana kol olarak; Selçuklu dönemine değin uzanır. Bunlar; halk çevresinde gelişen halk müziği ve aristokrasi çevresinde gelişen klasik türk müziğidir. Zira; Osmanlı döneminde; şehirlerde, saray çevresinde ve konaklarda "kâr, beste, semai, şarkı" adı verilen ezgilere rastlanırken; halk arasında ve köylerde "türkü, bozlak, uzun hava, zeybek, oyun havası" adı verilen ezgilere rastlanmaktadır. Bu yüzden, şehir ve saray çevresinde gelişen müzik bugünkü Türk Sanat Müziğinin temelini; halk arasında gelişen müzik ise Türk Halk Müziğinin dayanağını oluşturmuştur. Cumhuriyet döneminde köy türküleri üzerine yapılan araştırmalar yoğunlaşmış ve pek çoğu derlenerek korunmaya çalışılmıştır. Klasik Batı Müziği ise, cumhuriyet dönemi devrimler sonrası Türkiye'de gelişmiş ve Klasik Batı müziğine oldukça önem verilmiştir. 1924'de Ankara'da Musiki Muallim Mektebi kurulmuş ve yetenekli gençlerin Avrupa ülkelerine gönderilip yetiştirilmesi hareketi başlamıştır. İstanbul'da çalışmalarını sürdüren Darrültalimi Musiki adlı okul yeni bir yönetmelikle konservatuvar haline getirilmiştir. Çok sesli sanat müziğinde sesini Batı'da ilk duyuran Türk sanatçı Cemal Reşit Rey olmuştur. 1970'lerden sonra popüler kültürle birlikte gelişmeye başlayan popüler müzik ise, farklı kesimlerce farklı biçimlerde algılanmıştır. Önce Türk pop müziği ve Anadolu rock doğmuştur. 1980lerde gettolarda Türkiye'ye özgü arabesk müzik türemiştir; protest ve özgün müzik türleri ortaya çıkmıştır. 90lı yılların sonlarında alternatif rock, karadeniz rock, Türkçe rap, Türkçe jazz gibi türler doğmuştur. Türk Sanat Müziğinin klasik kalıplarından oldukça uzaklaşılmasıyla fantezi müzik ortaya çıkmıştır. Daha sonraları pop müzik sırasıyla arabesk ve fantezi ile karışmış; Türkiye'ye özgü arabesk-pop ve fantezi-pop türleri popüler müziğin büyük kısmını kaplamıştır.2003 yılında Eurovizyon Yarışmasında Sertab Erener, Everyway That I Can adlı şarkıyla birinci olmuştur. Ayrıca, Tarkan, Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses gibi, uluslararası alanda da kabul görmüş Türk sanatçılar da vardır. Ahlak[değiştir] Türk ahlakı yiğitlik, kahramanlık üzerine kuruludur. Alp ve gazilikten, yüksek karakterli ve temiz kalpli, korkusuz, inanç ve irfanlı, milliyetperverliktir. Ayrıca cesaret, onur, gurur,şeref, misafirperverlik, dürüstlük ve merhamettir. Aile[değiştir] Türk kültüründe sosyal hayat, aile ve akrabalık bağları temelinin üzerine kurulmuştur. Eski Türk devletlerinin dayandığı iki temel sosyal birlik, aile ve ordu olmuştur.[1] Hukuk[değiştir] Şeriat hukukundan laik Medeni Hukuk'a geçen Türklerin toplum yaşamı Batı medeniyeti çerçevesinde anayasal hukuku benimser. Kamu hukuku ve özel hukuk, günlük yaşam kültürünü Batı ile paralel bir düzeye getirmiştir. Bununla birlikte özel hukuk alanında töre ve örf hukuku geçerli olabilmektedir. Hukuk sistemi evrensel hukuk kurallarıyla uyumludur ve AB'ye girildiğinde AB hukuku geçerli olacaktır. Günlük hukuk kültüründe adalet mekanizması hızlı işlemektedir. Düşünce özgürlüğüne engel yasalar bulunmamaktadır. Siyasi kültür[değiştir] Türk siyasi kültürü; beylik, hakanlık, sultanlık ve tek partili cumhuriyetten demokratik laik çok partili cumhuriyete doğru gelişmiştir. Osmanlı merkezi siyasi yapısı ve bürokratik düzen öğelerinin etkileri cumhuriyette görülmesine rağmen Batı tarzı demokratik rejim yerleşmektedir. Sivil toplum güçlenmektedir. Siyasi kültür, zaman istemekle birlikte gelişmektedir. Siyasi kültürün zayıf yönü hoşgörüsüzlüktür. Askerlik bir kültür unsuru olarak Türk kültüründe önemli bir işleve sahiptir. Askerlik yapmamış gençlere kız verilmemesi hâlâ yaygın bir adettir. Dünyada yaygın olan bazı siyasi akımlar ve partizanlık; siyasi kültürde olumsuz ve acı olaylara yol açmışlardır. Halkın devlete bakışı Devlet Baba kavramıyla hâlâ yaygındır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki otoriter yenlik yerini liberal demokrasiye terk etmektedir. Spor[değiştir] Türk spor tarihi Yaşar Doğu, Tanju Çolak, Cemal Kamacı gibi milli şahsiyetlerle ifade edilmesine rağmen toplumda spor yapma yaygınlığı ve spora ayrılan bütçe çok geridir. En kabul gören spor futboldur . Geleneksel yağlı güreş ata sporu olarak sürerken avcılık, binicilik, kılıç, okçuluk, cirit, atletizm, halter de Dünya ve Olimpiyat dallarında uluslararası başarı gösterilmektedir. Türk mutfağı[değiştir] Ana madde: Türk mutfağı Türk kahvesi Lokum Türk mutfağı, Osmanlı'nın mutfağını miras almaktadır. Osmanlı mutfağı da Türk, Yunan, Balkan ve Ortadoğu mutfaklarının birleşimi ve saflaştırılması olarak tanımlanabilir. Türk mutfağı ayrıca Batı Avrupa mutfağından olduğu kadar bu mutfaklardan ve diğer komşu mutfaklardan etkilendi. Osmanlılar, Orta Asya'dan Yoğurt gibi geleneksel Türk unsurları, kendi ülkelerindeki çeşitli yemek pişirme geleneklerini ile etkilendikleri Orta Doğu mutfağıyla birleştirdiler. Osmanlı İmparatorluğu, gerçekten koskocaman bir teknik özellik dizisi yarattı. Bu durum Osmanlı İmparatorluğu'nun Osmanlı yemeklerinden küçük parçalar ve örnekler içerdiği çeşitli bölgelerinde gözlemlenebilir. Tamamı alındığında, Türk mutfağı homojen değildir. Bir taraftan ortak Türk yemekleri ülkenin boydan boya ucunda bulunabilirken, ayrıca bölgeye özgü yemekler de vardır. Karadeniz bölgesinin mutfağı (Türkiye'nin kuzeyi) mısır ve hamsi balığına dayanır. Güneydoğu-Urfa, Gaziantep ve Adana kebapları, mezeleri ve hamur işine dayalı tatlıları;baklava, kadayıf ve künefe ile. Özellikle Türkiye'nin batı kısmında zeytin ağacı bol bol yetiştirilir. Zeytinyağı, yağlar içinde pişirme işlerinde en çok kullanılandır. Ege Bölgesi, Marmara Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi sebzeler, otlar ve balık zenginliği açısından Bölgesi temel özelliklerini gösterir. Orta Anadolu, kendine özgü keşkek , mantı (özellikle Kayseri) ve gözleme gibi hamurlu yemekleriyle meşhurdur. Kaynaklar[değiştir] ^ Balaban, Ayhan. İskit, Hun ve Göktürklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat. T.C. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eski Çağ Tarihi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. 2006. URL:http://fef.kafkas.edu.tr/sosyb/tde/halk_bilimi/makaleler/kultur_med/kultur_med (20).pdf. Erişim tarihi: 11.12.2011. (Archived by WebCite® at http://www.webcitation.org/63rPeTJL1) Ayrıca bakınız[değiştir] Folklor Türkiye'de eğitim Turizm Türk mimarisi Türkiye'de spor Dış bağlantılar[değiştir] Flag of Turkey.svg Türkiye portali Art and Culture of Turkey Archive of Turkish Oral Narrative Texas Tech University Osmanlı Döneminde Mutfak Kültürü [gizle] g t d Türkiye Türkiye konuları Tarih (Zaman çizelgesi) Erken tarih Anadolu Selçuklu Devleti Anadolu beylikleri Osmanlı Kuruluş dönemi Fetret Devri Yükselme dönemi Duraklama dönemi Gerileme dönemi Dağılma dönemi Cumhuriyet Kurtuluş Savaşı Tek partili dönem Çok partili dönem Konusuna göre Anayasal Askerî Ekonomi Siyaset ve yönetim Cumhurbaşkanı Başbakan Bakanlar Kurulu Dış ilişkiler İnsan hakları LGBT hakları Meclis Ordu Seçimler Vicdanî ret Yargı teşkilatı Anayasa Anayasa Mahkemesi Kolluk kuvvetleri Resmî Gazete Siyaset Atatürkçülük AB süreci Derin devlet Laiklik Osmanlıcılık Siyasi partiler Demokratik açılım Coğrafya Adalar Akarsular Burunlar Büyükşehirler Coğrafi bölgeler Çevre sorunları Dağlar Göller İlçeler İller Körfezler Yarımadalar Yerleşim yerleri Yerler Anadolu Trakya Türk Rivierası Ekonomi AB Gümrük Birliği Bankalar Merkez Bankası Borsa Güneydoğu Anadolu Projesi Mevduatı Koruma Para birimi Sanayi Şirketler Turizm Ulaşım Demiryolları Havayolları Toplum Suç Eğitim Türkiye'deki diller Türkçe Kültür Resmi tatiller Adlar Müzik Edebiyat Folklor Festivaller Halk oyunları Mutfak Şarap Sanat Sinema Osmanlı mimarisi Türkiye mimarisi Üniversiteler Din İslam Yahudilik Diyanet İşleri Başkanlığı Televizyon Medya Gazeteler Radyo kanalları Televizyon kanalları Sigara Spor Tiyatro Demografi Türkler Türkler listesi Atatürk Osmanlı padişahları Türk nüfusu Diaspora Türk göçmenler Göç Muhacir Semboller Arma Bayrak Cumhurbaşkanlığı Forsu Kuruluş ilkesi Ulusal marş Hilâl ve yıldız Ayyıldız Portal · VikiProje · Kategori Türk Kültürünün kökleri, Orta Asya'daki göçebe, Gök Tanrı inanışına sahip, savaşçı halkların kültürüne dayanır. Bu atlı-göçebe kültürün gelişme tarihi taşdevrine kadar gider. Bu dönem at, kurt, koyun gibi hayvanların evcilleştirildiği ilk kültür dönemidir. Ayrıca süt ürünleri, keten ve halı dokumacılığı da ilk bu dönemde geliştirilmiştir. Türk boyları bu eski kültürden, Töre diye adlandırdıkları toplumsal hukuk anlayışlarıyla ayrılmışlardır. İnançlarından dolayı her boyun ayrı isimi var olmuş ise de bu boylar Türk halkının parçası olduklarını unutmamışlardır. Töreye uyan boylara önceleri Törük ya da Török (Türük) denmiş sonraları bu sözcük Türk biçimine dönüşmüştür. Başka bir anlatılışa göre, Türk Cümlesi Çince Tue' Kue (cesur) cümlesinden kaynaklanmıştır. 4000 yıllık Türk tarihi süresince, Türk Milleti tüm Avrasya üzerinde farklı medeniyetlerle temasa girip, bazı kültürlerden etkilenmiş bazılarını da etkilemiştir. Türk Kültür Tarihi Türk tarihinin erken çağında (M.Ö. 1000 - M.S. 1000) özellikle Çin kültürünün etkisi dikkati çekmektedir. Bu dönemde Çin etkisi, bazı Doğu Hun hükümdarlarının saraylarında Çin kıyafetleri ve Çin dilinin zorunlu kılınmasına varacak düzeylerde olabilmiştir. Artan Çin etkisine karşı Bilge Kağan, Türk halkını Orhun Kitabeleri ile; "...Çinlilerin tatlı sözleri varmış, Çinlilerin yumuşak ipekleri varmış. Tatlı sözleri ve yumuşak ipek kumaşları ile Türk halkını kandırır aralarına alırlarmış. Sonra Kagan olacak oğlunuzu uşak, hanım olacak kızınızı cariye yaparlarmış..." şeklinde uyarmıştır. Genel Türklerin fizik özellikleri olan çekik gözlülük, çıkık elmacık kemikli, esmer tipoloji tarih içinde değişmiştir. Bugünkü durumda genel olarak ortalama boy 1.70, ten rengi beyaz kumral, saçlar dalgalı siyah, sakal bıyık gür, alın geniş, uzun yüzlü ve genelde ela gözlüdürler. (bak. Türk) Türk adları en fazla Ahmet, Mehmet, Mustafa, Ali, Ayşe, Fatma şeklindedir. Arslan, Şahin gibi somut Devrim gibi soyut adlar da vardır. Dedelerin adları genellikle torunlara verilir. Pek çok yörede her adın bir sıfatı vardır. Günlük hayatta miladi takvim kullanılır. Ancak kültürel hayat İslam medeniyetiyle iç içe olduğundan hicri takvim adları yaşatılır, Recep, Şaban, Ramazan adları hem ad olarak konur hem günlük dini yaşayışta kullanılır. Türkler Avrasya denilen coğrafyaya yayılmışlardır. En eski Saka Türklerinden beri göçmen kavim olarak Batı'ya yönelmiş ve göç Anadolu'da sona ermiştir. Bugünün ulus devletler dünyasında Batı Türkleri, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır. Çadır yerleşiminden kent yerleşimine geçen Türkler, ahşap evlerden apartmanlara ve sitelere evrilen kent kültürüne geçmişlerdir. Ev dekorasyonunda kilimden halıya, sedirden mobilyaya, sandalyeden koltuğa, tahta pencereden pimapen pencereye evrilen ev kültürü, geniş aileden çekirdek aileye evrilmiştir. Batılı giyim kuşam yaygın olmasına rağmen, eski giyim kültürü devam etmektedir. Ocak ve mangal düzeninden kalorifer ve doğalgaz düzenine geçen ısıtma sistemi; eşek ve attan arabaya; siniden masaya; şerbetten meyva suyuna; bozadan kolaya; hamamdan saunaya; dere kenarı yıkamadan çamaşır makinesine; teldolaptan buzdolabına temizlik ve sağlık kültürü gelişmiştir. Yemek kültürü et merkezli olup, ot, süt, ekmek, bal, balık, yumurta, yoğurt temel besinlerdir. Hayvancılık at, eşek, sığır, manda, deve, koyun, keçi, arı, ördek, tavuk yetiştirmeciliğindedir. Tarım ürünleri arpa, buğday, pirinç, pamuk, kabak, bakla, nohut, fasulye, havuç, lahana, soğan, sarımsak, hıyar, turp, bamya, patlıcan, domates, biber, elma, tütün, çay, zeytin, erik, üzüm, patates, ayva, armut, kavun, karpuz, iğde, nar, kiraz, vişne, muz, çilek, fıstık gibi sebze ve meyvelerdir. Dokumacılık, ayakkabıcılık, terzilik en yaygın zenaatlerdir. Çarşı ve bedestenden marketlere, süpermarketlere günlük alışveriş kültürü gelişkindir. Semt pazarları devamlı işler. En modern iletişim sistemleri kullanılmakta, kara, hava, deniz ve demiryollarında modern araçlarla seyahat edilmektedir. Kentiçi raylı sistemler ve metro mevcuttur. Dil Türkler Göktürk, Uygur, Arap, Mani, Brahmi, Süryani, Grek, Ermeni, İbrani, Kiril, Latin alfabelerini kullandılar. Türkiye'de 1928'den beri Latin alfabesi kullanılmaktadır. Türk dili zengin bir sanat geleneğine sahiptir, ancak son yüzyıldaki kültür değişmesiyle Batı dillerinin etkisi altındadır. Küreselleşme, dünya kültürlerine Amerikan kültürü'nü hayat tarzı olarak en küçük köylere kadar benimsetmekte, ulusal kültür unsurları yabancı kültürüyle ikilik içinde yaşamaktadır. Türk dilinin zengin atasözleri ve deyimleri dahi dublaj diline feda edilmektedir. (bak. Türkçe) Sanat Mimaride dini yapılar anıtsaldır. Yakınçağa kadar temel üslup Koca Sinan'da belirginleşmiştir. Resimde ve heykelde din kültürünün etkisiyle gelişme ancak minyatür ve süsleme sanatlarında olmuştur. Türk sanatı çini, hat, ebru ve seramikte, tezhip ve halıcılıkta gelişmiştir. Müzik gerek sivil gerek askeri müzikte sanat müziğinden hafif müziğe evrilir. Dini müzik Türk müziğinin önemli unsurudur. Halk müziği, klasik ve arabesk özelliktedir. Türk sanat müziği çağdaş bir sesle, hafif müzik klasik ve pop müzikle gelişmektedir. Türk edebiyatı şiir, hikaye, roman, deneme, mizah, eleştiri dallarında eski ve yeni formatlarda dünya dillerine çevrilen eserler üretmektedir. Sözlü edebiyat geleneği, dini edebiyat formunda yaygındır ve en meşhuru kandillerde okunan mevliddir. Halk edebiyatında dünya kültürüne Nasreddin Hoca tanıtılmış, çağdaş halk danslarıyla ve seyirlik sanatlarla tarihi kültür yapıları yaşatılmıştır. (bak. Türk Sanatları, Türk Müziği, Türk Edebiyatı, Türk Mimarisi) Ahlak Türk ahlakı yiğitlik, kahramanlık üzerine kuruludur. Alp ve gazilikten, yüksek karakterli ve temiz kalpli, korkusuz, inanç ve irfanlı, milliyetperver, adalet ve iffete düşkün karakterleri Kutadgubilig'den beri sayılan özelliklerdir. Hukuk Şeriat hukukundan laik Medeni Hukuk'a geçen Türklerin toplum yaşamı Batı medeniyeti çerçevesinde anayasal hukuku benimser. Kamu hukuku ve özel hukuk, günlük yaşam kültürünü Batı ile paralel bir düzeye getirmiştir. Bununla birlikte özel hukuk alanında töre ve örf hukuku geçerli olabilmektedir. Hukuk sistemi evrensel hukuk kurallarıyla uyumludur ve AB'ye girildiğinde AB hukuku geçerli olacaktır. Günlük hukuk kültüründe adalet mekanizması ağır işlemektedir. Düşünce özgürlüğüne engel yasalar bulunmaktadır. (bak. Hukuk) Siyasi Kültür Türk siyasi kültürü; beylik, hakanlık, sultanlık ve tek partili cumhuriyetten demokratik laik çok partili cumhuriyete doğru gelişmiştir. Osmanlı merkezi siyasi yapısı ve bürokratik düzen öğelerinin etkileri cumhuriyette görülmesine rağmen Batı tarzı demokratik rejim yerleşmektedir. Sivil toplum güçlenmektedir. Siyasi kültür, askeri müdahalelerle birlikte gelişmektedir. Bunun temeli Türk kültüründe ordu - millet kavramıdır ve askeri darbelerden sonra otoriterlikten demokratik düzene geçiş sağlanmaktadır. Siyasi kültürün zayıf yönleri vesayetçilik ve hoşgörüsüzlüktür. Askerlik bir kültür unsuru olarak Türk kültüründe önemli bir işleve sahiptir. Askerlik yapmamış gençlere kız verilmemesi hâlâ yaygın bir adettir. Etnik ve dini milliyetçilikler, partizanlık, siyasi kültürde olumsuz ve acı olaylara yol açmışlardır. Halkın devlete bakışı Devlet Baba kavramıyla hâlâ yaygındır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki otoriteryenlik yerini liberal demokrasiye terk etmektedir. (bak. Türkiye) Türk spor kültürü Yaşar Doğu, Tanju Çolak, Cemal Kamacı gibi milli şahsiyetlerle ifade edilmesine rağmen toplumda spor yapma yaygınlığı ve spora ayrılan bütçe çok geridir. En kabul gören spor futboldur. Geleneksel yağlı güreş ata sporu olarak sürerken avcılık, binicilik, kılıç, okçuluk, cirit, atletizm, halter dallarında uluslararası başarı gösterilmektedir. Benzer Konular: Türk kültürü nasıldır? Türk Bozkır Kültürü Türk Giyim Kültürü Türk Mutfak Kültürü ve Türk Mutfağı Yurtdışındaki Türk Çocukları için Türkçe ve Türk Kültürü Öğretim Programı Türk Kültürü TÜRK KÜLTÜRÜ A. TARİH: TÜRK ADI “Türk” adının anlamı ile ilgili olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Adları “Türk” sözcüğüne benzediği iddia edilen bazı toplulukların “Türk” milleti ile herhangi bir ilişkisi olmadığı bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Bu çalışmalara göre, “Türk” sözcüğü; “güç, kuvvet, güçlü, kuvvetli, cesur, türeli (kanun ve nizam sahibi) ve türeyen, çoğalan” anlamlarına gelmektedir. Tarihte “Türk” adıyla adlandırılan ilk devlet “Gök-Türk Devleti” olmuştur. Coğrafî ad olarak “Türkiye” kavramı, tarihte ilk kez Bizans kaynaklarında yer almaktadır. VI. yüzyılda “Türkiye”, Orta Asya’yı ifade etmek üzere kullanılmıştır. IX. ve X. yüzyıllarda Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar olan alana “Türkiye” adı verilmiş (Doğu Türkiye = Hazar ülkesi; Batı Türkiye= Macar ülkesi); XIII. yüzyılda Mısır ve Suriye de “Türkiye” olarak adlandırılmıştır. Anadolu ise XII. yüzyıldan itibaren “Türkiye” olarak tanınmıştır. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DEVLETLERİ Hun İmparatorlukları Asya Hunları Asya Hun Devleti, tarihte bilinen ilk Türk devletidir ve Orta Asya’da yaşayan Türk boylarını bir araya getirerek, siyasî birliği sağlamıştır. Kuruluşu hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte, M.Ö. 220 yıllarından Teoman tarafından kurulduğu ve devletin Mete tarafından bir imparatorluk hâline getirildiği, Çin kaynaklarından anlaşılmaktadır. Mete zamanında Hun İmparatorluğu; Sibirya, Çin Denizi, Japon Denizi ve Hazar Denizi arasında kalan topraklara hakim olmuştur. Mete’nin ölümünden sonra, Asya Hun İmparatorluğu, gücünü bir süre daha korumuş, ancak devlet yönetimindeki veraset sistemi, yani devletin hükümdar ailesinin ortak malı olarak kabul edilmesi ve imparatorun her çocuğunun yönetimi ele alma hakkı bulunması ve Çinli prenseslerle evlilik sonucunda yaşanan karmaşalar nedeniyle devlet, Doğu ve Batı Hun İmparatorluğu olmak üzere ikiye bölünmüştür. Hun İmparatorluğu, kurulduğu coğrafî bölgenin yapısına paralel olarak at yetiştiriciliğine ve hayvancılığa dayalı bir ekonomiye sahiptir. Bu ekonomik yapı, devletin askerî başarısını da beraberinde getirmiştir. Tarıma elverişli olmayan uçsuz bucaksız bozkırda, at yetiştiren Hunlar, Mete zamanında hem askerî, hem sosyal hem de ekonomik bakımdan oldukça başarılı bir merkeziyetçi devlet sistemi kurmuşlardır. Göktürkler Göktürkler, tarihte Türk adı ile kurulmuş ilk devlettir. Hun İmparatorluğunun zayıflaması ve dağılmasından sonra 552 yılında Türk boyları arasında hakimiyet sağlanarak Göktür Devleti kurulmuştur. 745’te Uygurlar, İkinci Doğu Göktürk (Kutluk) Kağanlığını mağlup etmesiyle, Göktürk devleti yıkılmıştır. Göktürk dönemi ile ilgili olarak, aynı dönemden Orhun-Yenisey vadisine dikilen ve Göktürk alfabesi kullanılarak yazılan Orhun abidelerinden bilgi alınabilmektedir. Uygurlar 745-840 yıllarında Orta Asya’da Uygurlar hakimiyet sürmüşlerdir. Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur Kağanlığı, yerleşik hayata geçilmesi ve ticaretle uğraşılması bakımından Türk tarihinin en önemli dönemlerinden birini teşkil etmektedir. 840 yılında Uygur hakimiyeti sona ermiştir. İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Devlet Yönetimi: İl: İslamiyet öncesi Türk devletlerinde “İl” sözcüğü, devleti ifade etmek için kullanılmıştır. Han, Hakan, Kağan, Yabgu, Tanhu: Devlet yöneticileri veya imparatorlar İslamiyet öncesi Türk devletlerinde Han, Hakan, Kağan, Yabgu veya Tanhu olarak adlandırılmıştır. Kut: Türk inanış ve düşünüş siteminde, devleti yönetme yetkisinin Tanrı tarafından Türk Kağanına verildiği kabul edilmektedir. Bu düşünceye “Kut” adı verilmektedir. Tigin: Kağan’ın erkek çocuğuna “Tigin” adı verilmektedir. Şad: Kağan’ın erkek çocuklarının, devlet yönetiminde tecrübe kazanmaları için ülkenin çeşitli bölgelerinde “Şad” adı verilen kişilerin yanında eğitilmeleri sağlanırdı. Hatun: Devlet yönetiminde Kağan’ın yanında yer alan eşi, “Hatun” olarak adlandırılır ve Hakan sefere çıktığında ülke “Hatun” tarafından yönetilir, elçiler “Hatun” tarafından kabul edilir. Bu anlayış, Türk kültüründe kadına verilen değeri göstermesi bakımından da önemli bir anlayıştır. Veraset Sistemi: İslamiyet öncesi Türk devletlerinde Kağan’ın ölümünden sonra tahta kimin geçeceği hususunda belirli bir sistem yoktur. Devlet, Kağan’ın ailesinin ortak malı olarak kabul edildiğinden, Kağan’ın erkek çocuklarından herhangi birinin tahta talip olması veya tahtı ele geçirmek için diğer kardeşleri ile mücadeleye girişmesi sık yaşanan durumlardan biriydi. Belirli bir devlet teşkilatı oluşturan Mete’den sonra bile, İmparatorluk kardeşler arasında Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu durum, Türk devletlerinin kısa sürede bölünmesine ve gücünün zayıflayarak yıkılmasına neden olmuştur. İkili Sistem: Devlet; doğu-batı veya sağ-sol olmak üzere ikiye bölünerek yönetilmiştir. Türk inanç ve düşünüş sisteminde doğu, kutsal kabul edildiğinden devletin merkezi doğuda bulunmuştur ve devletin başına da doğuda bulunan Kağan geçmiştir. Batıya ise, Kağan’ın kardeşlerinden biri veya Kağan’ın oğlu atanmış, bu kişiye de “Yabgu” ünvanı verilmiştir. Kurultay-Kengeş: Devlet, Kağan ailesinin malı olarak kabul edilmekle birlikte, devlet işleri, “Kurultay” veya “Kengeş” olarak adlandırılan danışma meclisi aracılığıyla yürütülmüş; çeşitli sosyal, askerî, siyasî ve dinî konular bu Kurultaylarda görüşülüp, karara bağlanmıştır. Toygun: Kurultaya katılma hakkı bulunan kişilere “Toygun” adı verilmektedir. Toy: Kağan tarafından düzenlenen yemekli toplantılar ve eğlenceler “Toy” olarak adlandırılmıştır. Başkentler: Hun ve Göktürk döneminde “Ötüken”, Uygur döneminde ise “Karabalgasun-Ordubalık” başkent olarak kabul edilmiştir. Aygucı: Başbakan Buyruk: Bakan Bitikçi: Sözlük anlamıyla “Yazan, yazıcı” anlamına gelen bu sözcük, İslamiyet öncesi Türk devletlerinde “Katip”lere, devletin yazışmalarını yapan kişilere unvan olarak verilmiştir. Tamgacı: Devletin dış işlerinden sorumlu olan kişiye “Tamgacı” adı verilmiştir. Tarkan: İslamiyet öncesi Türk devletlerinden ordu komutanları “Tarkan” unvanı ile anılırdı. Apa: Devlet içerisinde çeşitli görevleri olan sivil yöneticiler “Apa” olarak adlandırılır. Tudun: Devletin vergiye bağladığı diğer devletlerden vergilerin tahsili ve denetimi işi “Tudun” adı verilen memurlar tarafından yapılmıştır. Yargucı: Yargıçlar Yargu: Hakan’ın başkanlık yaptığı mahkemeler. Siyasi suçlara bakılırdı Ağılığ: Hazine görevlisi İslamiyet Öncesi Türk Toplumunda Din ve İnanış: İslamiyet öncesi Türk toplumunda “Gök Tanrı Dini” olarak adlandırabileceğimiz bir dinî inanış hakimdi. Bu inanç sistemine göre “Gök Tanrı” göğün yedinci katında oturmaktaydı. Dünya; yer, gök ve yer altı olmak üzere üçlü bir yapıda kabul edilmekteydi. “Gök Tanrı”nın Türk hakanına dünyayı idare etmesi için “Kut” verdiğine inanılırdı. Şamanizm: İslamiyet öncesi Türk toplumlarında dinî törenler “Şaman”lar (Kam, Baksı) tarafından idare edilmiştir. Atalar Kültü: Türkler, hayatın ölümden sonra da devam ettiğine inanırlardı. Bu nedenle ölen atalarını unutmazlar, onları belirli dönemlerde anarlar ve onlar için çeşitli büyüsel uygulamaları yaparlardı. Bu uygulamalar “atalar kültü” olarak adlandırılmaktadır. Tabiat Kuvvetlerine İnanma: Eski Türk inancına göre, her varlığın bir ruhu vardır. “Yer-Su” ruhları olarak adlandırılan bu inanış, eski Türk inanç sisteminin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Sadece Uygurlar, yerleşik hayata geçtikten sonra Maniheizm ve Budizm’i, Hazarlar Musevilik inancını, Bulgarlar ise Hıristiyanlık inancını kabul etmişlerdir. Eski Türklerde Aile: İslamiyet öncesi Türk toplumunda aile, toplumun temel yapı taşı olarak kabul edilmiş ve aile hayatına çok önem verilmiştir. Türklerde erkek, aile reisi olarak kabul edilmiş, ancak kadına da toplumsal yaşam içerisinde çok değer verilmiştir. Türklerde “Tek Eşli” evlilik biçimi görülmektedir. İSLAMÎ DÖNEMDEKİ İLK TÜRK DEVLETLERİNDE DEVLET YÖNETİMİ: 751 yılında Çinliler ve Abbasiler arasındaki Talas savaşında, Arapların yanında yer alan Karluk, Yağma ve Çiğil gibi Türk boyları, İslamiyet’i kabul etmişler ve Türkler bu tarihten X. yüzyıla kadar büyük oranda Müslüman olmuşlardır. İslamiyet’in kabulü sadece sosyal ve kültürel hayatı değil, aynı zamanda devlet yönetimini de etkilemiştir. “Türk cihan hakimiyeti mefkuresi” olarak adlandırılan ve Türklerin, Tanrı’dan “kut alarak”, dünyaya düzen vermeye gönderildiği düşüncesinden hareketle düzenlenen seferler, İslamiyet’in kabulü ve “cihat” düşüncesinin benimsenmesiyle birlikte, İslamiyet’i yaymak için düzenlenmeye başlamıştır. İlk Türk-İslam devleti “Karahanlılar”dır. Gazneli ve Selçuklu hükümdarları “Sultan” unvanını kullanmışlardır. Hükümdarlık Sembolleri: Türklerde; “Otağ, Sancak, Davul, Tuğra, Arma, Unvan, Hilat (Giysi), Taht, Asa ve Çetr (Saltanat Şemsiyesi)” hükümdarlık sembolleri olarak kullanılmıştır. Selçuklular döneminde yönetim sistemi, diğer Türk devletlerine göre daha da gelişmiş, devlet yönetimi ile ilgili meseleler “Divan-ı Saltanat” olarak adlandırılan, büyük bir divanda görüşülmüş ve karara bağlanmıştır. Sultan: Türk-İslam devletlerinde devlet başkanları “Sultan” olarak adlandırılmıştır. Veraset: İslamiyet öncesi Türk devletlerinde görülen “Veraset” anlayışı, İslamiyet’in kabulünden sonra da devam etmiştir. Melik: Sultan’ın çocukları “Melik” unvanı ile anılmıştır. Hacip: Divan üyeleri ile Sultan arasındaki ilişkiyi düzenler. Atabey: Sultan’ın çocuklarının eğitim ve öğretimlerinden sorumlu olan kişilerdir. Menşur: İslamiyet öncesi Türk toplumlarında yoktur. Herhangi bir olay veya kararla ilgili olarak halifenin onayının alınması işlemine “Menşur” denir. Vezir: Sultanın vekili olarak bütün devlet işlerinden sorumludur. Divan-ı Saltanat (Hükümet): Divanda iç ve dış işler, maliye, ordu, eğitim, genel teftiş ve yazışma işleri görüşülür. Divan-ı Arz: Askerlik, ordu işlerinden sorumludur. Divan-ı İstifa: Mali işlere bakar. Divanın sorumluluğunu da yapardı. Divan-ı İşraf: Askeri ve hukuki işler dışında tüm işler dışında her türlü denetim işine bakardı. Divan-ı Tuğra: İç ve dış yazışma işlerine bakardı. Bazı Önemli Türk Bilim Adamları: Özellikle X. yüzyıldan itibaren bazı önemli bilim adamları da Selçuklu coğrafyasında yetişmiştir. Nizamülmülk: “Siyasetnâme” adlı bir eseri olan Nizamülmülk, kurmuş olduğu ve kendi adı ile anılan medreseler ile bilimin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Farabi: Felsefe, matematik, astronomi ve fizik bilimleriyle ilgili önemli çalışmaları vardır. Gazali: Yaşadığı dönemin en önemli felsefe alimlerinden biridir. İbn-i Sina: Özellikle tıp alanındaki çalışmaları ile ün kazanmıştır. Biyoloji, fizik ve felsefe ile ilgili de çalışmaları vardır. El-Birunî: Astronomi, tarih, coğrafya ve matematik alanında çalışmaları olan dönemin en önemli bilim adamlarından biridir. B. TÜRK KÜLTÜR TARİHİNDE YAZI, DİL VE EDEBİYAT Alfabe: Tarih boyunca Türkler “Göktürk”, “Uygur”, “Arap”, “Latin” ve “Kiril” alfabelerini kullanmışlardır. Türklerin kullandığı ilk alfabe Türk yaşam biçiminin ve kültürünün etkisi ile oluşturulmuş olan Göktürk alfabesidir. Kiril harfleri ise, Türkiye Cumhuriyeti dışındaki Türk boyları tarafından kullanılmıştır. Orhun ve Yenisey Anıtları ve Yazıları: Göktürkler döneminde, Göktürk alfabesi kullanılarak Orhun-Yenisey Yazıtları veya Orhun Abideleri olarak adlandırılan Türkçenin ilk yazılı örnekleri verilmiştir. Türkçenin günümüze ulaşan ilk yazılı örnekleri olan Orhun Abidelerinin dil tarihi bakımından önemi çok büyüktür. Ayrıca, taşlara yazılan metinlerin içeriği Türk devlet yönetimi ve Türk kültürü ile ilgili de önemli bilgiler içermektedir. Bu yazıtlar içerisinde hem içerik bakımından hem de hacim bakımından en önemlileri “Kül Tigin”, “Bilge Kağan” ve “Tonyukuk” Yazıtlarıdır. Sözlü Edebiyat: İslamiyet öncesi Türk kültüründe, sözlü edebiyat ürünlerinin önemli bir yeri vardır. Bu dönemde sözlü kültür ürünlerinden “Sav”, “Sagu” ve “Koşuk”lar dikkati çekmektedir. Atasözü karşılığı olarak kullanılan “Savlar”ın ilk örneklerine Orhun Abidelerinde, Divanü Lügati’t-Türk’te ve Kutadgu Bilig’te rastlanmaktadır. “Sagu” ve “Yuğ” terimleri ölü gömme törenlerinde okunan ağıtlar için kullanılmaktadır. “Koşuk”lar ise, “Şölen” adı verilen, kutlama ve av törenlerinde okunan ezgili şiirlerdir. Bu döneme ait sözlü kültür ürünleri içerisinde “Oğuz Kağan Destanı”, “Göç” ve “Türeyiş Efsaneleri” ile “Alper Tunga Destanı”; Türk destancılık geleneğinin ilk örnekleri ve Türk kültür hayatına dair veriler içermesi bakımından önemlidir. Ancak bunların daha sonraki dönemlerde yazı geçirildiği hatırlanmalıdır. İslamî Dönemde Yazılan İlk Eserler: Türklerin İslamiyet’i kabulü ile birlikte, Türk dilinde ve kültür hayatında önemli değişiklikler olmuştur. Türkler, eski kültürel yaşam biçimlerini İslamiyet’le birleştirmişler, hatta İslamî dönem Türk edebiyatının ilk örnekleri olarak kabul edilen “Divanü Lügati’t-Türk”, “Kutadgu Bilig” ve “Atabetü’l-Hakayık”ta “Din Türkçesi” olarak adlandırılan Türkçe bir dinî terminoloji gelişmiştir. Divanü Lügati’t-Türk: Kaşgarlı Mahmut tarafından Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış olan bu eser, bir sözlük niteliğindedir. Ancak, klasik bir sözlük olmanın ötesinde; Türk dili, tarihi, edebiyatı, kültür ve sanatı hakkında zengin ve önemli bilgiler içermesi bakımından oldukça önemli bir eserdir. Kutadgu Bilig: Eser, Yusuf Has Hacib tarafından yazılmıştır. Türk devlet anlayışı ve yönetimi, devlet ve halk ilişkisi ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Atabetü’l-Hakayık: Yüknekli Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. İnsanın ahlâki gelişimi ve iyi insan olmanın özellikleri üzerine yazılmış bir kitaptır. Selçuklu Dönemi Türk Edebiyatı: Selçuklu döneminde önemli edebî şahsiyetler yetişmiştir. Yunus Emre: Şiirlerini Türkçe yazan Yunus Emre, Türk tasavvuf edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Hacı Bektaş-ı Velî: Bektaşilik tarikatının kurucusu olarak kabul edilen Hacı Bektaş-ı Velî, büyük bir şair ve mutasavvıftır. Mevlânâ: “Mesnevî” adlı eseri ile Türk edebiyatının en güzel örneklerinden birini vermiş olan Mevlânâ, eserlerini Farsça yazmıştır. Türk edebiyatı içerisinde sözlü edebiyat ürünleri önemli bir yer tutmaktadır. Bu ürünler hakkında bazı genel bilgiler vermek yerinde olacaktır. Türk Destanları: Destan; “Bir millet veya toplumun hayatında derin bir iz bırakmış olaylardan kaynaklanıp; çoğunlukla manzum, bazen de manzum-mensur karışık; birden fazla olayın aktarımına izin veren genişlikte; usta bir anlatıcı tarafından veyahut da ustalardan öğrendiğini aktaran bir çırak tarafından, bir dinleyici kitlesi önünde bir müzik aleti eşliğinde ya da bir melodiyle anlatılan; sözlü olarak anlatılanlarından bazıları yazıya geçirilmiş; bir milleti veya toplumu sonuçları bakımından ilgilendiren bir kahramanlık konusuna sahip; dinlendiğinde veya okunduğunda milli değerleri, şahsî değerlerin üstünde tutmayı benimseten sözlü veya yazılı edebi yaratmadır.” Türk destanları, Türk boylarında “Ozan”, “Baskı”, “Bahşı”, “Jırav”, “Akın”, “Olonhohut”, “Kayçı”, “Sasan”, “Çaçan”, “Destancı”, “Koşakçi” ve “Âşık” adı verilen destan anlatıcıları tarafından yaratılan ve aktarılan ürünlerdir. “Oğuz Kağan”, “Köroğlu”, “Dede Korkut Kitabı içindeki anlatmalar”, “Manas” ve “Alpamış” destanı Türk destancılık geleneğinin en önemli örnekleridir. Âşık Edebiyatı: Türk destancılık geleneğinin temsilcisi olan “Ozan”lar, yerleşik hayata geçilmesi ve toplumsal yaşamda meydana gelen değişmelerin ve İslamiyet’in etkisi ile yerini “Âşık”lara bırakmış, XVI. yüzyıldan itibaren cönk ve mecmualar aracılığıyla takip edebildiğimiz Türk âşıklık geleneği teşekkül etmiştir. Günümüzde Türkiye, Azerbaycan ve İran’ın kuzeyinde canlı olarak yaşamaya devam eden âşıklık geleneği, bağımsız veya özerk Türk cumhuriyetlerindeki destancılık geleneği ile bir bütünlük oluşturmaktadır. Halk Hikâyeleri: “Âşık” adı verilen şair-anlatıcılar tarafından saz eşliğinde icra edilen, aşk veya aşk- kahramanlık konulu manzum ve mensur karışık anlatmalara halk hikâyesi adı verilir. Türk Halk Edebiyatında; “Âşık Garip ile Şahsenem”, “Kerem ile Aslı”, “Tahir ile Zühre”, “Ferhat ile Şirin”, “Arzu ile Kamber” vb. gibi halk hikâyeleri vardır. C. SANAT VE MİMARİ: İlk Türk kültür ve medeniyeti, Türklerin devlet kurduğu coğrafyanın etkisi ile “Bozkır Kültürü” ve “Bozkır Medeniyeti” olarak adlandırılmaktadır. Hayvancılığa dayalı yaşam biçimi, Türk sanatında hayvan üslubu olarak adlandırılabilecek bir üslubun baskın olmasını sağlamıştır. Türk sanatının en tipik özelliği hayvan motiflerinin çok fazla kullanılmış olmasıdır. Türkler “Göçebe” ve “yarı göçebe” bir hayat tarzı sürdürdüklerinden, yani yazın “Yaylak” adı verilen yerlerde, kışın ise “Kışlak” olarak adlandırılan yerlerde yaşadıklarından “Çadır” yapma ve burada kullanılan eşyaları süslemeye dayalı bir “süsleme” sanatları gelişmiştir. Bu durum Türk sanatında “Kubbe” ve “Yuvarlak Kümbet” anlayışının ortaya çıkmasını ve bunun geliştirilmesini sağlamıştır. İslamiyet öncesi Türk devletlerinde, dinî inanışların etkisi ile mezarlara dikilen “balballar” ve “heykeller”, ölen kişinin mezarına konan eşyalar, günümüzde yapılan arkeolojik kazılarda gün yüzüne çıkarılmış ve Türk sanatının erken dönemleri hakkında önemli bilgilerin elde edilmesini sağlamıştır. İslamiyet öncesi Türk toplumunda müzik, “Kam”ların veya “Şaman”ların “Şaman Davulu” kullanarak oluşturdukları ritmik ezgi eşliğinde yönettiği dinî törenlerde icra edilmiştir. Daha sonraları “Ozan”lar, “Kopuz” adı verilen sazları eşliğinde destanları icra etmişlerdir. Özellikle Uygur döneminde yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte, sanat bakımından da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Türk boyları arasında “Kubbeli Türbeler” ve “Köşe Üçgenlerin” yaratıcıları Uygurlardır. Ayrıca Uygurlar, minyatür sanatının İslam dünyasına yayılmasını sağlamışlardır. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra özellikle dinî mimariye büyük önem vermişlerdir. Karahanlılar döneminde ilk camiler kerpiçten yapılmış ve alçılarla kaplanmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise tuğla kullanılarak çeşitli yapılar inşa edilmiştir. Selçuklular döneminde ise mimaride önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönemde Türkler; Orta Asya Türk mimarisi ile İslam mimarisini birleştirerek önemli eserler vermişlerdir. İslamiyet’in kabulünden sonra, özellikle de Selçuklu döneminde Türk mimarisinde de belirgin bir gelişme göze çarpmaktadır. Bu dönemde süsleme amacıyla bitki ve hayvan motiflerinin yanında, yazı ve geometrik şekiller de kullanılmıştır. İslamiyet’in etkisi ile insan figürleri kullanılmamıştır. Selçuklu döneminden günümüze ulaşan cami, mescit, türbe, külliye, han ve hamamlar, saray ve köşkler; Türk mimarisinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır. BU mimari eserlerin büyük bir kısmı Türkiye’de bulunmaktadır. Bu dönemde, dinî mimaride cami, türbe, kümbet, medrese, tekke ve zaviyeler; askerî mimaride sur, kale ve hisarlar; ticarî mimaride köprü ve kervansaraylar; sivil mimaride ise saray, köşk, han ve hamam gibi eserler inşa edilmiştir. Süsleme sanatlarından “Minyatür, Çini, Halı ve Kilim” çok gelişmiştir. Selçuklu dönemindeki bu gelişme, Osmanlı döneminde zirveye ulaşmıştır. Mimar Sinan gibi bir dahi tarafından yapılan mimarî eserler, birer şaheserdir. XVIII. yüzyılda “Lale Devri”nde, Türk sosyal ve kültürel hayatında Avrupa etkisi, mimaride de görülmeye başlanmıştır. 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte yaşanan hürriyet ortamında ve milliyetçilik akımının etkisi ile Türk kültür ve sanatında da millî bir tarz yaratma çabaları ağırlık kazanmıştır. Mimar Kemalettin Bey ve Vedat Beylerin öncülüğünde Türk mimarlığı yeni bir döneme girmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu yıllarda da mimaride millî bir tarz yaratma çabaları devam etmiş, 1927 ve sonrasında ise Batılı mimarların yaptığı eserler, Türk mimarisine damga vurmuştur. İkinci dünya savaşı öncesinde yaşanan siyasî gelişmelerin etkisi ile yeniden bir millî mimarî yaratma çabası başlamıştır. Türk mimarisinde, 1950’li yıllardan sonra Batı etkisine dayalı bir mimarî anlayışı görülmektedir. Mimaride yaşanan bu gelişme evreleri, Türk sanatının bütünü için geçerli bir gelişme çizgisidir. D.TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER: Türkler ilk olarak “On İki Hayvanlı Türk Takvimi”ni kullanmışlardır. İslamiyet’in kabulü ile “Hicrî”, “Celalî” ve “Rumî” takvim kullanıldıktan sonra, Cumhuriyet döneminden itibaren “Miladî” takvim kullanılmaya başlanmıştır.. E. EKONOMİ İslamiyet öncesi Türk toplumunda, temel ekonomik faaliyet olarak hayvancılık görülmektedir. Türkler bu dönemde at ve koyun yetiştirmektedirler. Yerleşik hayata geçen Uygurlar ise tarımla uğraşmışlar ve Çin ile ticaret yapmışlardır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle birlikte, yerleşik hayata geçiş de hız kazanmıştır. Buna bağlı olarak, tarım ve ticaret de gelişmiştir. Gazneli Mahmut döneminde “İpek Yolu” ve “Baharat Yolu”nun hâkimiyeti Türklere geçmiş, böylece ticarî gelirler artmıştır. Selçuklular döneminde, I. Mesut zamanında ilk para, II. Kılıçaraslan zamanında ilk gümüş para ve I. Alaattin Keykubat zamanında ise ilk altın para bastırılmıştır. Gazneliler, tarım faaliyetlerinde ilerlemişler ve sulama kanallarını kullanarak üretimi arttırmışlardır. Büyük Selçuklu Devleti’nin ticarî merkezi “Horasan”dır. Selçuklular da ticarî faaliyetlerde başarılı olmuşlar, bu amaçla çok sayıda çarşı ve kervansaray yaptırmışlardır. 1. Ahîlik Teşkilatı: Bu teşkilatın, Ahi Baba olarak da adlandırılan Ahi Evran tarafından kurulduğu kabul edilmektedir. Selçukluların ticarî merkezî olan Horosan kökenli bir meslek birliğidir. Selçuklular döneminde, esnafın ekonomik faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Ahîlik teşkilatı, devletin askerî faaliyetlerine de destek vermiştir. “Ahi” kelimesinin Arapça, kardeşim demek olan “Ahi” kelimesinden veya Türkçe eli açık, cömert, yiğit, delikanlı anlamlarına gelen “Akı” kelimesinden geldiği kabul edilmektedir. Osmanlı döneminde ise temel ekonomik faaliyetler; tarım, hayvancılık, ticaret ve çeşitli vergilerden oluşmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunda esnaflar “Lonca” olarak adlandırılan birlik etrafında toplanmışlardır. Ayrıca, Bursa’da “İpekçilik”; Kayseri, Manisa ve Tokat’ta “Dericilik” yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda savaş araç gereçleri de üretilmiştir. İlk büyük Osmanlı tersanesi Gelibolu’ya Yıldırım Bayezit tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise İstanbul, Sinop, İzmit gibi şehirlerde de tersaneler inşa edilmiştir. İstanbul’un fethinden önce Edirne ve Bursa’da, fetihten sonra ise İstanbul’da top dökümhaneleri kurulmuştur. İlk baruthane de Gelibolu’da kurulmuştur. OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİH Osmanlı İmparatorluğu tarihi, belirli dönemlere ayrılarak incelenmekte ve değerlendirilmektedir. Bu dönemler; Beylik Dönemi (1299 ve öncesi), Kuruluş Dönemi (1299-1453), Yükselme Dönemi (1453-1579), Duraklama Dönemi (1579-1699), Gerileme Dönemi (1699-1792) ve Dağılma Dönemi (1792-1922) olarak adlandırılmaktadır. Beylik Dönemi: Osmanlı Beyliği, Kayı boyuna mensup bir beyliktir. Selçuklular döneminde, Ertuğrul Gazi, Söğüt ve civarına gelerek yerleşmiştir. Ertuğrul Gazi’nin vefatı üzerine beyliğin başına Osman Bey geçmiştir. Kuruluş Dönemi (1299-1453): Osman Bey, yaptığı fetihlerle, yıkılmak üzere olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin varisi konumuma yükselmiştir. Bilecik, Yarhisar ve İnegöl’ün fethinden sonra Osmanlı Devleti’nin kurulduğu kabul edilmekte ve tarih araştırmalarında kuruluş tarihi olarak, 1299 yılı kabul edilmektedir. Osman Bey’den sonra başa geçen Orhan Bey zamanında fetihler hız kazanmış, Bursa ve İznik fethedilmiştir. Orhan Bey, para bastırarak, bağımsızlığını ilan etmiş ve Osmanlı Beyliği, Osmanlı Devleti hâline gelmiştir. Kuruluş Dönemi’nde Osmanlı ilerlemesi Balkanlara doğru yayılmıştır. Edirne fethedilmiş, Balkanlar’da Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan ele geçirilmiştir. Aynı zamanda Anadolu’da da Selçuklu sonrası kurulan Beylikler, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altına girmeye başlamıştır. Kuruluş Dönemi’nde sırasıyla Osman Bey, Orhan Bey, I. Murad, Yıldırım Beyazid, I.Mehmed ve II. Murat Osmanlı Devleti’nin başına geçmiştir. Kuruluş Dönemi, İstanbul’un fethiyle sona ermektedir. Yükselme Dönemi (1453-1579): Doğuda ve Batıda önemli topraklar fethedildikten ve Devletin sınırları genişledikten sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethedilmesiyle “İmparatorluk” haline gelen Osmanlı Devleti’nin bu tarihten itibaren yükselme dönemine girdiği kabul edilmektedir. II. Murad’tan sonra tahta geçen Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u 1453 yılında fethetmiş ve İstanbul, imparatorluğun yeni başkenti ilan edilmiştir. Yükselme döneminde sırasıyla Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim tahta geçmiştir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) İmparatorluk, en şaşaalı dönemini yaşamıştır. Duraklama Dönemi (1579-1699): Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemi, Sokulu Mehmet Paşa’nın vefat etmesiyle başlamıştır. Sokulu Mehmet Paşa; Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad dönemlerinde sadrazamlık yapmıştır. Sokulu Mehmet Paşa, 14 yıl boyunca yaptığı Sadrazamlık döneminde, devletin siyasî ve askerî başarısı için çalışmış önemli bir devlet adamıdır ve onun vefat etmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemine girmesinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi ve merkezî yönetimin zayıflaması ile birlikte iç isyanlar çıkmış, özellikle Yeniçerilerin otoriteye karşı başkaldırması ile huzursuzluk iyice artmıştır. Tımar sisteminin bozulması ve İran ve Avusturya seferlerinin getirdiği ekonomik sıkıntılar da duraklamada önemli rol oynamıştır. Duraklama döneminde sırasıyla III. Murad, III. Mehmet, I. Ahmet, I. Mustafa, II. Osman, IV. Murad, I. İbrahim, IV. Mehmet, II. Süleyman, II. Ahmet ve II. Mustafa tahta geçmiştir. Gerileme Dönemi (1699-1792): Osmanlı İmparatorluğu tarihinde 1699’da imzalanan Karlofça Antlaşması ile 1792’de imzalanan Yaş Antlaşması arasındaki dönem gerileme dönemi olarak kabul edilmektedir. Karlofça Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’da büyük miktarda toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra imparatorluğun temel politikası kaybettiği toprakların geri alınması üzerine kurulmuştur. Gerileme döneminde sırasıyla, II. Mustafa, III. Ahmet, I. Mahmut, III. Osman, III. Mustafa, I. Abdülhamit ve III. Selim tahta geçmiştir. Dağılma Dönemi (1792-1922): Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş ve dağılma dönemine girdiği döneme dağılma dönemi adı verilmektedir. Bu dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım’ı geri almak amacıyla 1787’de Rusya’ya savaş açması, Avusturya’nın da savaşa dâhil olmasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun aleyhine gelişen olayların 1792’de Yaş Antlaşması’nın imzalanması ile başlatılmaktadır. Dağılma döneminde sırasıyla III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmut, I. Abdülmecit, I. Abdülaziz, V. Murat, II. Abdülhamit, Sultan Mehmet Reşat ve Sultan Mehmet Vehdettin tahta geçmiştir. 1922 yılında saltanatın kaldırılması ile birlikte Osmanlı dönemi de sona ermiştir. OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA DEVLET YÖNETİMİ: Sultan/Padişah: Osmanlı İmparatorluğunda, devlet yöneticileri ilk zamanlarda “Bey” unvanını, daha sonra “Sultan” unvanını ve 1517 tarihinden itibaren de “Halife” ve “Padişah” unvanını kullanmışlardır. Divan/ Divan-ı Humayun: Devlet işleri “Divan-ı Hümayun” olarak adlandırılan Divanda görüşülmüştür. Divan-ı Hümayun üyeleri ve görevleri şu şekildedir: Vezir-Azam (Sadrazam): Padişahtan sonraki en yetkili devlet adamıdır ve padişahın mührünü taşır. Vezir: Sadrazamdan sonraki en yetkili kişi Vezir’dir ve Sadrazam tarafından verilen görevleri yapar. Kazasker: Osmanlı İmparatorluğu’ndan “Adalet” ile ilgili işler “Kazasker”ler tarafından görülürdü. Anadolu ve Rumeli Kazaskeri olmak üzere iki ayrı Kazasker bulunurdu. Defterdar: “Maliye” ile ilgili işler “Defterdar” tarafından görülür. Anadolu ve Rumeli Defterdarı olmak üzere iki Defterdar bulunurdu. Nişancı: “Tapu” ve “Kadastro” işleri ile fethedilen yerlerin kayıt işlemlerini “Nişancı” adı verilen görevliler yerine getirirdi. Şeyhülislam: Devlet kararlarının İslam’a uygun olup, olmadığını denetleyen ve bu konuda karar veren kişi “Şeyhülislam” olarak adlandırılmıştır. Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikle ilgili işlerden sorumlu kişidir. Divan-ı Hümayun, II. Mahmut döneminde kaldırılmış ve yerine “Nazırlık (Bakanlık)”lar kurulmuştur. İdari Bölünme: Osmanlı yönetim sisteminde, devlet toprakları “Vilayet”, “Sancak”, “Kaza”, “Nahiye” ve “Karye” olarak adlandırılan idarî birimlere ayrılmıştır. DİL VE EDEBİYAT Osmanlı İmparatorluğu döneminde Arap alfabesi kullanılmıştır. Selçuklu döneminden kalma edebî miras, Osmanlı döneminde daha da gelişmiştir. Özellikle yazılı edebiyat alanında çok ciddi bir edebî ve kültürel ortam oluşmuştur. Şair ve yazarlar saraylılar tarafından korunmuş ve kollanmıştır. Özellikle bazı Osmanlı padişahlarının da şair olması bu edebî ortamın daha da gelişmesini sağlamıştır. “Klasik Türk Edebiyatı” veya “Divan Edebiyatı” olarak adlandırılan bu edebiyat, Türk edebiyatının en önemli safhalarından birini oluşturmaktadır. Divan Edebiyatı’nın dili Türkçe olmakla birlikte, bu dönem Türkçesinde Arapça ve Farsça terkip, tamlama veya kelimelerin, dönemlere göre değişmekle birlikte, yoğunluk kazandığı görülmektedir. 13. yüzyılda Hoca Dehhanî ile başlatılan Divan Edebiyatı, 16. yüzyılda Fuzulî ve Bakî gibi önemli isimlerin yetişmesiyle zirve dönemini yaşamıştır. Divan şiirinde “Aruz” ölçüsü kullanılmıştır. Bu dönemde Divan Edebiyatı’nın yanı sıra, Halk Edebiyatı da çok büyük bir gelişme göstermiştir. Âşıkların, zaman zaman saray çevrelerinde göründüğü ve sanatlarını kırsaldaki yerleşim birimlerinde olduğu kadar, başta payitaht İstanbul olmak üzere, Bursa gibi dönemin ticari ve kültürel bakımlardan gelişmiş şehirlerinde icra ettikleri de bilinmektedir. SANAT VE MİMARİ: Osmanlı İmparatorluğu’nda bilim ve sanata özel bir önem verilmiştir. Bilim adamları desteklenmiş ve böylece çağın en ileri askerî gücü Osmanlı İmparatorluğu elinde bulunmuştur. Fethedilen topraklar, her anlamda mamur edilmiştir. Buralara cami, han, hamam ve medreseler gibi dini, kültürel, bilimsel ve sosyal işlevleri olan kurumlar inşa edilmiş ve böylece askerî olarak fethedilen topraklar, kültürel anlamda da Türk kılınmıştır. Osmanlı sanatı, başlangıçta Selçuklu mimarisinin genel özelliklerini taşımaktadır. Ancak zamanla ve özellikle de XV. yüzyıldan sonra, klasik Osmanlı eserleri ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Türk kültürünün kendine has üslubu İslam kültürü ile birleştirilmiş ve özgün eserler meydana getirilmiştir. Bu dönemde özellikle Mimar Sinan ve öğrencileri tarafından yapılan eserlerin çoğu günümüzde de ayakta durmaktadır. Osmanlı kültür ve sanat hayatında 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı ve 1908 İkinci Meşrutiyet ilanı gibi dönemlerin önemli etkisi vardır. Tanzimat döneminde, Osmanlı kültür ve sanat hayatında Batı etkisi ve tesiri görülmeye başlanmış, Islahat Fermanı ile birlikte bu etki daha da baskın şekilde hissedilmeye başlanmıştır. Tanzimat edebiyatı olarak adlandırılan dönemde, edebiyatta ve sanatta yeni kavramlar ve yeni yaklaşımlar etkisini göstermeye başlamıştır. 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte, Türkçülük ve Türk milliyetçiliği ekseninde yapılan tartışmalar, kültürel anlamda yeni bir döneme girilmesini sağlamış ve ileride kurulacak milli devletin kurulmasına zemin hazırladığı gibi, yeni devletin ilk yıllarındaki sanat anlayışının da belirleyicisi olmuştur. EKONOMİ Osmanlı İmparatorluğu, daha beylik döneminde iken sistemli bir ekonomik teşkilata sahiptir. İlk maliye teşkilatının I. Murat döneminde kurulduğu ve sistemli bir şekilde geliştiği kabul edilmektedir. Osmanlı maliyesinin başında “Defterdar” olarak adlandırılan kişi bulunurdu. Toprakların genişlemesi üzerine “Defterdar” sayısı ikiye çıkarılmıştır. Osmanlı hazinesi “Miri Hazine” ve “Enderun Hazinesi” olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. “Miri Hazine” devletin dış hazinesi olup, genel olarak yapılan masrafları, gelir ve giderleri kapsamaktadır. “Enderun Hazinesi” ise padişahın kendi hazinesidir ve iç hazine olarak da kabul edilmektedir. Osmanlı ekonomik sisteminde, vergilerin önemli bir yeri vardır. Ayrıca, tarım ve hayvancılık da ekonomik faaliyetlerin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. TÜRKİYE CUMHURİYETİ Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve askerî anlamda yaşadığı çöküş, I. Dünya Savaşı’nın ardından imparatorluk topraklarının işgal edilmesine neden olmuş, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk milleti tarafından verilen milli mücadelenin ardından TBMM’de 29 Ekim 1923 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti” kuruluşu ilan edilmiştir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, Türk kültür ve sanat hayatında da önemli değişimler yaşanmıştır. Yeni devlet, millî kültür üzerine inşa edildiğinden, Türk dili, edebiyatı ve tarihi ile ilgili çalışmalar bu dönemde hız kazanmıştır. Yeni devletin temelleri, her şeyden önce Türk kültürüne dayanmaktadır. Kültürel anlamda yaşanan bu yenilik, devlet yönetimi ve sisteminde de görülmektedir. Cumhuriyet’in ilan edilmesi, Halifeliğin ve Saltanat’ın kaldırılması, Latin harflerinin kabulü gibi yenilikler, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti devletinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli dildir, kültürdür.” sözleri ile özetlenebilecek olan Türk kültürü temeline dayalı millî devlet anlayışı, Kurtuluş Savaşı sonrasında yapılan çalışmalarda da kendini göstermektedir. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Ziya Gökalp ve Fuat Köprülü tarafından “Halk Bilimi”ni tanıtmak amacıyla kaleme alınan yazılar ve sonrasında yapılan alan araştırmaları ile elde edilen veriler, Türk kültürü ile ilgili bilimsel çalışmaların hız kazanmasını sağlamıştır. Bu dönemde kültürel çalışmalar “Türk Yurdu”, “Türk Ocağı” ve “Türk Derneği” gibi dernekler tarafından yürütülmüştür. 1 Kasım 1927’de kurulan “Anadolu Halk Bilgisi Derneği”, bir süre sonra adını “Türk Halk Bilgisi Derneği” olarak değiştirmiştir ve bu dernek, Türk kültürü ile ilgili çalışmalar yapan ilk bağımsız bilimsel organizasyon olarak tarihe geçmiştir. Derneğin ilk yayın organı olan “Halk Bilgisi Mecmuası” ve daha sonra çıkardığı “Halk Bilgisi Haberleri”ndeki yazılar, bu dönem halk bilimi çalışmalarının akademik ve bilimsel zemine oturtulması bakımından önemlidir. 1931 yılında Türk Ocaklarının kapanmasıyla birlikte, 1932’de Halkevleri kurulur. Halkevleri, çıkardığı dergiler ve yaptığı araştırma ve eğitim faaliyetleriyle Türk kültür ve sanatının gelişmesine katkı sağlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk döneminde, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin “millî mimari, millî sanat ve millî kültür” temeline dayalı bir devlet olması için çalışmalar yapılmıştır ve Atatürk bu dönemde dil, tarih ve kültür araştırmalarına büyük önem vermiştir. 1931’de “Türk Tarih Kurumu”, 1932’de de “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” Türk tarihi ve dili alanında çalışmalar yapmak üzere kurulmuştur. 1939’da Ankara Üniversitesi, DTCF’de Pertev Naili Boratav ve 1960’lı yıllarda Mehmet Kaplan tarafından Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmalar, Türkiye’de halk kültürü ile ilgili çalışmaların bilimsel ve akademik bir zeminde yürütülmesini sağlamıştır. Türk Kültürü (Özet) Türk kültürü çok eski ve köklü bir kültürdür. Türk kültürü hem göçebe hem de yerleşik özellikler taşır. Türk kültürü karasal özelliklerin etkisinde kalmıştır. Türk kültürü, yayılış alanının coğrafi konumu nedeniyle birçok kültürden etkilenmiş ve bu kültürleri etkilemiştir. Dedelerin adları genellikle torunlara verilir. Pek çok yörede her adın bir sıfatı vardır. Türk ahlakı yiğitlik, kahramanlık üzerine kuruludur. Alp ve gazilikten, yüksek karakterli ve temiz kalpli, korkusuz, inanç ve irfanlı, milliyetperverliktir. Ayrıca cesaret,onur,gurur,şeref,misafirperverlik,dürüstlük ve merhamettir. TÜRK KÜLTÜRÜ (DETAY) Türklerin fiziki özellikleri olan çekik gözlülük, çıkık elmacık kemikli, esmer tipoloji tarih içinde değişmiştir. Dedelerin adları genellikle torunlara verilir. Pek çok yörede her adın bir sıfatı vardır. Günlük hayatta milli takvim kullanılır. Ancak kültürel hayat Müslümanlık medeniyetiyle iç içe olduğundan hicri takvim adları yaşatılır, Recep, Şaban, Ramazan adları hem ad olarak konur hem günlük dini yaşayışta kullanılır. Türkler Avrasya denilen coğrafyaya yayılmışlardır ve Anadolu'ya göç etmişlerdir. Çadır yerleşiminden kent yerleşimine geçen Türkler, ahşap evlerden apartmanlara ve sitelere çevrilen kent kültürüne geçmişlerdir. Ev dekorasyonunda kilimden halıya, sedirden mobilyaya, sandalyeden koltuğa, tahta pencereden pimapen pencereye çevrilen ev kültürü, geniş aileden çekirdek aileye çevrilmiştir. Batılı giyim kuşam yaygın olmasına rağmen, eski giyim kültürü devam etmektedir. Ocak ve mangal düzeninden kalorifer ve doğalgaz düzenine geçen ısıtma sistemi; eşek ve attan arabaya; siniden masaya; şerbetten meyve suyuna; bozadan kolaya; hamamdan saunaya; dere kenarı yıkamadan çamaşır makinesine; teldolaptan buzdolabına temizlik ve sağlık kültürü gelişmiştir. Yemek kültürü et merkezli olup, ot, süt, ekmek, bal, balık, yumurta, yoğurt temel besinlerdir. Hayvancılık at, eşek, sığır, manda, ayı, deve, koyun, keçi, arı, ördek, tavuk yetiştirmeciliğindedir. Tarım ürünleri arpa, buğday, pirinç, pamuk, kabak, bakla, nohut, fasulye, havuç, lahana, soğan, sarımsak, hıyar, turp, bamya, patlıcan, domates, biber, elma, tütün, çay, zeytin, erik, üzüm, patates, ayva, armut, kavun, karpuz, iğde, nar, kiraz, vişne, muz, çilek, fıstık gibi sebze ve meyvelerdir. Dokumacılık, ayakkabıcılık,terzilik en yaygın zanaatlardır. Çarşı ve bedestenden marketlere, süpermarketlere günlük alışveriş kültürü gelişkindir. Semt pazarları devamlı işler. En modern iletişim sistemleri kullanılmakta, kara, hava, deniz ve demiryollarında modern araçlarla seyahat edilmektedir. Kent içi raylı sistemler ve yeraltı treni mevcuttur. Dil Türkler Göktürk, Uygur, Araplar (halk) Arap, Mani, Brahmi, Süryani, Grek, İbrani, Kiril, Latin alfabelerini kullandılar. Türkiye'de 1928'den beri Latin alfabesi kullanılmaktadır. Türk dili zengin bir sanat geleneğine sahiptir, ancak son yüzyıldaki kültür değişmesiyle Batı dillerinden az buz kelime alan bir dil haline gelmiştir ve birçok yabancı kökenli kelime TDK tarafından Türkçe'ye çevrilmektedir.Örneğin kampüs kelimesi yerine yerleşke kelimesi getirilmiştir.Kendi kültürlerini çok güzel koruyan bir millettirler. TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÖZELLIKLERI 1 - Türk kültürünün ocağı yani ilk ortaya çıktığı bölge Orta Asya'dır. (Bu bölge; kuzeyde Sibirya, güneyde Himalayalar, doğuda Kingan Dağları ve batıda Hazar Denizi ile çevrelenen geniş bir bölgedir.) 2 - Türkler, çeşitli bölgelere göç etmişlerdir. (Bu göçler sonucunda Türk boylarının önemli bir bölümü Anadolu'ya gelmiş ve yeni kültürlere komşu olmuşlardır. Bu kültürler; İslâm kültürü, Yunan kültürü ve İran - Pers kültürüdür. ) 3 - Türkler, tarih boyunca asla esaret altında yaşamayı kabul etmemiş ve 16 bağımsız devlet kurmuş bir millettir. 4 - Türklerin İslâmiyet ile şekillenen karakterinin en dikkat çeken özelliği, haksızlığa ve zulme karşı olan tepkisidir. 5 - Türk halkı, tarih boyunca birçok imparatorluklar ve süper devletler kurmuş, üç kıtaya nizam vermiştir. 6 - Tarih sahnesinde Müslüman Türkler hemen her dönemde, yönetici vasıflarıyla boy göstermişler, adaletli ve merhametli yönetimleriyle örnek teşkil etmişlerdir. 7 - Farklı kültürlere ve inançlara sahip, farklı dilleri konuşan birçok milleti aynı bayrak altında ve büyük bir hoşgörü çerçevesinde sevgi ve saygı hudutları içinde yaşatabilmişlerdir. 8 - Orta Asya'daki göçebe hayat tarzından kalma Türk kültür simgelerini günümüzde de görmek mümkündür. 9 - Çadır, at, halı ve kilim dokumacılığı o dönemlerden günümüze ait simgelerdir. 10 - Ancak daha sonraları Orta Asya'dan çeşitli bölgelere göç eden Türkler yerleşik hayata geçerek şehirler ve devletler kurmuş ve yerleştikleri bölgelerde pek çok sanat eserleri yapmışlardır. 11 - Köprüler, çeşmeler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar, camilere yüzyıllar öncesinde yapılmış eserlere günümüzde de rastlanabilmektedir. İÇINDE YAŞADIĞIMIZ TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÖZELLIKLERI Türkiye'nin kültürel yapısı, tarihinin derinliklerinden gelen çok zengin ve çeşitli kültürlerin birikiminden oluşmuştur.Türkiye, coğrafi konumu gereği Doğu, Batı, Ortadoğu, Akdeniz, İslam kültürü gibi farklı kültürlerin merkezindedir. Dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Anadolu, binlerce yıllık geçmişi ve tarihinde var olan bir çok farklı kültürün etkisiyle ender görülen kültürel zenginliğe sahiptir.Bu öylesine bir zenginliktir ki, birbirine çok yakın yerleşim bölgelerinde bile bu zenginliğin yarattığı kültürel farklılıkları görebiliriz. Halk Kültürleri Türkçe, Türkiye nüfusunun
İngilizce Konu Anlatmı 01:46
İngilizce Konu Anlatmı 1.788 izlenme - 8 ay önce "İngilizce Konu Anlatmı" kanalının tanıtım videosudur. Kanalla ilgili temel bilgileri bu videoda bulabilirsiniz.
Hayvan Davranışları 10:30
Hayvan Davranışları 1.540 izlenme - 5 ay önce Matematikten sanat tarihine, ekonomiden fen bilimlerine, basit toplamadan diferansiyel denklemlere, ilkokul seviyesinden üniversite seviyesine binlerce ücretsiz ders videosu, interaktif alıştırma ve daha fazlası Khan Academy’de.
Hakan Altun - Saki 03:51
Hakan Altun - Saki 159 izlenme - 1 hafta önce Hakan Altun - Saki (Yeni Müzik) 2017 Şarkı Sözleri: Ne sor sen bana Ne de ben söyleyim Susmaya merakım doğuştan sanki Anlatmaya değecek onca bildiğin Yalan olmuş şimdi, yok gibi sanki...