Hoşgeldiniz!

köşe yazısı

Ergün Diler : Başrolde Ankara! 06:00
Ergün Diler : Başrolde Ankara! 172 izlenme - 2 yıl önce Www.seslimakale.com Www.facebook.com/seslimakale Twitter : @seslimakale Www.youtube.com/user/seslimakalem
Ebubekir Sifil - Kefen 04:33
Ebubekir Sifil - Kefen 153 izlenme - 2 yıl önce Bismillah. Ebubekir Sifil hocanın 26 Ocak 2015 Vahdet Köşe Yazısı. İhsan Eliaçık tarafından gündeme getirilen iddia… CAH (Açılımı Cübbeli Ahmet Hoca oluyor herhalde) ürünleri satan bir site, “Ölünün kefenine yazdığında yahut bir kâğıda yazılıp kefenine konulduğunda. veyahut ceylan derisine yazılıp kefen içine konulduğunda meyyiti kabir azabından vesair sıkıntılardan kurtaracak” ifadeleriyle, normalinin birkaç katı fazlasına kefen satıyormuş. İster istemez bu tarz konularla ilgili sorulara muhatap oluyor; cevap vermek zorunda kalıyorum. Can sıkıcı bir durum doğrusu… Bu sitenin Cübbeli Ahmet hocayla irtibatı var mıdır, bilemiyorum. Cübbeli hoca olmadığını söylemiş. Böyle bir şey mümkün müdür? Birileri sizin adınıza site açıp ticaret yapacak, üstelik de böyle anormallikler söz konusu olacak ve siz bundan haberdar olmayacaksınız!.. Diyelim ki böyle oldu. Birileri bir ahlaksızlık yaptı ve sizin adınızı istismar etti. Ne yaparsınız? Böyle bir ithamın lekesini üzerinizden atmak için her türlü meşru yola tevessül ve bu ayıptan teberri edersiniz. Konu “bir kısım medya”nın gündemine de düşmüşse, mahkeme yoluyla masumiyetinizi ispat etmekten de kaçınmazsınız… Böyle bir ayıbın failleriyle hesaplaşıp hesaplaşmamak onun bileceği iş. Yazısında zikrettiği Erba’în-i İdrîsiyye, bir kısım kitaplarda adına ve muhtevasından bazı pasajlara rastladığımız bir eser. Hz. İdrîs (a.s)’a vahyolunduğu söylenen 40 esmayı ihtiva ediyor. (Bir sonraki yazıda bu rivayet/eser üzerinde müstakil olarak duracağım inşaallah.) Bu esmadan her birinin ayrı hikmet ve esrarından bahsediliyor. İsmail Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân isimli tefsirinde kendisinden sıkça alıntı yapılan bu esmadan birinin ölüyü kabir azabına ve çürümeye karşı koruduğu söyleniyor. Cübbeli hoca bu noktadan hareketle birtakım şeyler yazdığını belirtiyor ki, yazdıklarına baktığımızda kendi içinde tutarsızlıklar taşıdığını görüyoruz. Şu cümleler kendisine ait: “Adamın ameli bozuksa bu kefendeki ism-i şerif ona fayda verir mi? Fayda vermez diyoruz. O zaman da adam “Madem adamın ameli iyiyse buna ne hacet?” diyor. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “Sizin hiçbirinizi ameli kurtaramaz.” buyuruyor. “Ya Resulallah peki seni de mi kurtaramaz.” diye soruyorlar. “Beni de kurtaramaz.” buyuruyor. Allah’ın fazlı keremi kurtarır. Ama Allah’ın fazlı keremi kime gelir? Salih ameli olanlara gelir. Şimdi “Zaten Allah’ın fazlı keremi gelirse gelecek. Namaza oruca ne gerek var?” diyebilir miyiz?! O zaman “Madem iyi adam, ism-i şerifi yazmaya ne gerek var?” da diyemeyiz. Çünkü bu faziletli bir amel…” Şimdi soru şu: Salih amel sahibi bir kimse bu ameli vesilesiyle kabirde rahat edecekse, bu esmanın kefene yazılmasının ilave bir faydasından söz edemeyiz. Efendimiz (s.a.v), amellerimizin bizi kurtaramayacağını söylemişse bu, o esmanın kefene yazılması için de evleviyetle söz konusu olmalıdır. Zira farz, vacip, sünnet, müstehap amellerin vermeyeceği faydayı o esmanın kefene yazılması hiç veremez! Ameli olmayana bu işin faydası vermeyeceğini zaten kendisi de söylüyor. O zaman bu esmayı kefene yazdırmanın ne anlamı/faydası olabilir? Kaldı ki eğer bu kefen işinin bir aslı varsa, bu ümmetin Selefinin bunu ihmal etmiş olabileceğini söylemek mümkün değil. Cübbeli hocanın yapması gereken şey, Sahabe ve Selef’in öldüklerinde kefenlerine bu esmanın yazılmasını vasiyet ettiğini bildiren güvenilir rivayetleri zikretmek, Fıkıh kitaplarında bunun tavsiye edilen bir amel olduğuna dair fukaha fetvalarını nakletmektir. Buralarda kendisine yer bulmamış bir fiil/amel nasıl “faziletli amel” olarak ifade edilebilir? Bu hükmü kim verebilir? Neresinden bakarsanız bakın, sıkıntılı bir mesele… Ehl-i Sünnet adına, Tasavvuf adına, Fıkıh adına konuşan-yazan insanların başkalarından daha titiz olması, bu tarz konulara daha fazla hassasiyet göstermesi gerekir. Vahdet Gazetesi – 26 Ocak 2015 Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Levent Bulut - Utan 01:53
Levent Bulut - Utan 200 izlenme - 6 yıl önce www.haberokur.com levent bulut'un yazısı
Ebubekir Sifil - Fıtrat Yasası 05:08
Ebubekir Sifil - Fıtrat Yasası 37 izlenme - 2 yıl önce Bismillah. Ebubekir Sifil hocanın 18 Şubat 2015 Vahdet Gazetesi Köşe Yazısı. Fıtrat Yasası Evreni belli bir düzen/fıtrat içinde yaratan Yüce Allah, insanı da o evrenin bir parçası olarak yaratmıştır. Bu anlamda evrenin fıtratı ile insanın fıtratı arasında kopmaz bir ilişki vardır. "Fa-ta-ra" kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarına baktığımızda bu ilişkiyi çarpıcı biçimde müşahede ederiz. Kur'an-ı Kerim'de göklerin ve yerin yaratılışı bağlamında geçen bu kelime ("fatara") , aynı zamanda insanın yaratılışı bağlamında da geçmektedir. Bu anlatımlar, insan ile evren arasındaki ontolojik bağı dikkatimize sunmaktadır. Yazının devamı için: bit.ly/FıtratYasası Seslendiren: Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Keşke Dememek İçin 1 04:34
Ebubekir Sifil - Keşke Dememek İçin 1 47 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil Hocanın Vahdet Gazetesi köşe yazıdır. Keşke Dememek İçin 2000’li yılların başından itibaren yazmaya başladığım gazete yazılarına şöyle hızlıca göz gezdirdim. Dinlerarası Diyalog faaliyetleri bağlamında gerçekten çok fazla yazı yazmışım. Bu faaliyetlerin hem dinen hem de siyaseten ve stratejik olarak yanlış olduğunu ısrarla vurgulamış ve bu çalışmaları yürüten “cemaat”in geçirmekte olduğu zihniyet değişikliğinin altını çizmişim. “Cemaat”in her alanda güçlü bir çekim merkezi olduğu ve hatta Türkiye’de neredeyse her alanı “belirlediği” o dönemde küçük bir azınlık dışında o söylenenleri kale alan olmadı. Bediüzzaman merhumun inşa ettiği Nurculuk ile Gülen hareketi arasında neredeyse hiçbir alanda ortak nokta kalmadığını vurgulayarak bu hareketin farklı bir zihnî durumu yansıttığını ve dolayısıyla farklı bir istikamete gittiğini anlattığım yazılardan birinin (Mayıs 2007) başlığını “Çağdaş Nurculuk mu Bid’atkârâne Bir Hıyanet mi?” şeklinde atmış, (mezkûr yazıyı okumak buraya tıklayınız) altında şunları söylemişim: “Zaman’dan Ahmet Kurucan’ı izliyorum bir zamandır. Fethullah Gülen hocaefendi hareketi ile “Nurculuk” olarak ifade edilen, öyle tanınan/bilinen yapı arasındaki makasın gittikçe nasıl açılmakta olduğunun somut delillerini sunuyor bize. “Değişen dünya”dan, “Kur’an ve bağlayıcı sünneti ihtiva eden İslam’ın sabit; ama ondan anlaşılan manaların, yani Fıkh’ın değişken, çünkü beşerî” olduğundan, dolayısıyla “Evrensel olmadığı”ndan, “içtihadi hükümlere (Yani Fıkh’a) karşı korumacı ve kollamacı zihniyetten”, “bu zihniyetin ifşası”ndan, “bunun bir ideoloji haline getirilmesinin hepten zararlı ve tehlikeli” olduğundan, bunun da mensuplarını “çağın dışına iteceğinden”… bahsediyor. “Onun “yeni içtihad” çağrısı yapan, okurlarını zihnen buna hazırlayan ve bunun karşısında duranları kâh açık, kâh örtülü itham eden bu tavrı ister istemez Fethullah Gülen hocaefendinin Prof. Dr. Faruk Beşer hoca tarafından “radikal” olarak tavsif edilen ve böyle olduğu için “mahrem tutulduğu” belirtilen içtihadlarına zemin ittihazı olabilir mi? “Bu “yeni durum”un şu ana kadar ciddi bir tahlilinin yapılmadığı ortada. Bediüzzaman merhumun önünde “6 mani” bulunduğunu belirttiği “içtihad kapısı” sessiz-sedasız buharlaştırılırken kendisini “Nur talebesi” olarak ifade eden kitle ne düşünüyor bilemem ama, şu yazı çerçevesinde ve “içtihad” meselesi bağlamında yapılacak kısa bir mukayese bile şu hususu net bir şekilde ortaya koyacaktır sanırım: Fethullah Gülen hocaefendinin adıyla anılan hareket, “Nurculuk” diye bilinen oluşumun “çağdaşlaşmaya doğru evrim geçirmekte olan” bir versiyonudur…” Şu satırlar da aynı senenin Temmuz ayındaki bir yazıdan (mezkûr yazıyı okumak buraya tıklayınız) “… Kur’an ve Sünnet üzerinde yeni yorumlar yapılması gerektiğini söylemenin, Fıkh’ın beşerîliğini savunmanın, yeni içtihad çağrısı yapmanın, bunlara karşı çıkılmasını da “tehlikeli ideoloji”, “taassup”… gibi kelimelerle olumsuzlamaya çalışmanın ne anlama geldiğini, neyi hedeflediğini, hangi ihtiyaçlar doğrultusunda ve hangi ruh halinin neticesi olarak kotarılıp gündeme getirildiğini tartışmadan olup-biteni anlamlandırmaya çalışmak beyhudedir. “İçinden geldiği, kendisini var eden yapıyı kundaklamakta, bunu yaparken de içinden geldiği yapıyla hiçbir aidiyet ilişkisi bulunmayan bir jargonu sahiplenip kullanmakta sakınca görmeyen bu kayma, kırılma, evrilme, dönüşme halini, İslam dünyasının –ve tabii Türkiye’nin– içinden geçmekte olduğu “küreselleş-tiril-me süreci”nden bağımsız görmek ve göstermek mümkün değil. Devamı için: http://bit.ly/24122014 Vahdet Gazetesi – 24 Aralık 2014 Seslendiren: Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Efendimiz (sav)’in Doğumunda Meydana Gelen Olaylar – 3 04:38
Ebubekir Sifil - Efendimiz (sav)’in Doğumunda Meydana Gelen Olaylar – 3 26 izlenme - 2 yıl önce Bismillah. Ebubekir Sifil hocanın 17 Ocak Vahdet Gazetesi Köşe Yazısı. Efendimiz (sav)’in Doğumunda Meydana Gelen Olaylar – 3 Allame Abdülfettâh Ebû Gudde merhumun, Efendimiz (s.a.v)’in doğduğu zaman olağanüstü hadiseler meydana geldiğini anlatan rivayetin sabit olmadığını ortaya koyma sadedinde İbn Hacer ve ez-Zürkanî’den yaptığı alıntıları geçen haftaki yazıda aktarmıştım. Daha sonra Ebû Gudde merhum şöyle diyor: “Bu hadis –Kisra’nın sarayının sarsıldığını… anlatan rivayet–, isnadı kesintili (münkatı) olması bir yana, münker bulunmuş bir hadistir. Hafız ez-Zehebî, Târîhu’l-İslâm‘da (I, 28)[1], “Bu, münker garib bir hadistir” demiştir.” Daha sonra Ebû Gudde merhum, “münker” tabirinin özellikle mevzu hadislerle ilgili eserlerde ve cerh-ta’dil kitaplarında “mevzu” anlamında kullanıldığına değinerek konu hakkındaki sözlerini tamamlıyor. Evet İmam ez-Zehebî bu rivayet hakkında “münker garib” ifadesini kullanmıştır. Ancak bu, söz konusu rivayetin “uydurma” olduğunu söylemeye yeter mi, doğrusu benim için bu konuda mutmain değil. Ebû Gudde merhumun doğrudan söz konusu rivayet hakkında verilmiş bir hüküm olarak sadece ez-Zehebî’den bu nakli yapabilmiş olması, bu rivayete eserlerinde yer vermiş olan –hepsi de “hadis hafızı” olarak anılan– el-Beyhakî[2], Kadı Iyâd[3], es-Safedî[4], İbn Kesîr,[5] İbn Nâsıriddîn[6], İbn Hacer, İbn Seyyidinnâs[7], Muhammed b. Yusuf es-Sâlihî[8], el-Kastallânî, es-Süyûtî[9], ez-Zürkanî… gibi isimlerin tutumu karşısında ne derece itibara şayandır, tartışılmaya değer. Siyer rivayetleriyle ilgili –Ebû Gudde merhumun aktardığı– genel tesbitlerden ziyade münhasıran bahse konu rivayet hakkındaki tutumunu öğrenmek üzere İbn Hacer’in Fethu’l-Bârî‘sine müracaat ettiğimizde şunu görüyoruz: İbn Hacer adı geçen eserinde Efendimiz (s.a.v)’in dünyayı teşrifi esnasında ve sonrasında meydana gelen olağanüstü hadiseleri anlatan birçok rivayet zikretmiş, bu cümleden olarak bahsimizin konusunu teşkil eden rivayete de yer vermiş, fakat hakkında olumlu ya da olumsuz herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.[10] İbn Hacer, adı geçen eserinde yer verip de hakkında herhangi bir şey söylemediği rivayetlerin ya sahih veya hasen olduğunu Hedyü’s-Sârî‘de net bir şekilde açıklamıştır.[11] Dolayısıyla bu rivayet İbn Hacer’e göre sahih veya hasendir. Ebû Gudde merhumun ez-Zürkânî’den yaptığı nakli ise, bütün aramalarıma rağmen ne Şerhu’l-Mevâhibi’l-Ledünniyye‘nin –iki farklı nüshasının– ilgili yerlerinde, ne de Fethu’l-Bârî‘de bulabildim. Bu nakli tesbit edip bana ulaştıran olursa minnettar olurum. ez-Zürkânî’nin de adı geçen eserinde, tam tersi bir tutum izlediğini, ilgili rivayet hakkında en küçük bir tenkit zikretmediğini görüyoruz.[12] İlgili rivayeti yukarıda zikrettiğim eserlerinde nakleden el-Beyhakî, Muhammed b. Yusuf es-Sâlihî gibi Hadis hafızları, mezkûr eserlerinde mevzu/uydurma rivayetlere yer vermeyeceklerini açıkça belirtmişlerdir. Hakkında herhangi bir taz’if ifadesi kullanmadan eserlerinde bu rivayete yer vermiş olan bütün bu isimlerin ve sayamadığım çok daha fazla sayıdaki müellifin[13] tutumunun, “rivayetin tenkidini kendilerinden sonra gelenlere bırakmak”la izah edilemeyeceği açıktır. Zira onların tutumu söz konusu rivayete “nötr” yaklaşmadıklarını, tam aksine onu, muhtevasına itimat ettikleri için naklettiklerini açık bir şekilde göstermektedir. Sonuç olarak allame Abdülfettâh Ebû Gudde merhumun bu rivayet hakkındaki hükmünün tartışmaya açık olduğunu, Efendimiz (s.a.v)’in dünyayı teşrif ettiği gece meydana gelen olağanüstü hadiseleri anlatan rivayetin en azından “hasen” derecesinde makbul bir rivayet olduğunu söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyorum. En doğrusunu Allah Teala bilir. Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Fransadaki Olay Üzerine 06:04
Ebubekir Sifil - Fransadaki Olay Üzerine 31 izlenme - 2 yıl önce Bu ilk değil; son da olmayacak. Artık herkes biliyor ki bunlar spontan gelişen olaylar değil. Küresel etkiler oluşturacak bir eylem planlıyorsanız, muhtemel sonuçlarını öngörerek adım atmış olmalısınız. Sanmayın ki mahut dergide çıkan karikatür, dergide çalışan herhangi bir çizerin, tamamen kendi inisiyatifi ile masa başına oturup aklına geleni resmedivermesinden ibaret anlık bir kararın neticesi. Özellikle de daha önceki benzerlerinin yol açtığı sonuçlar ortadayken… İslam Dünyası üzerinde küresel etkiler oluşturacak planları olanlar, Müslümanların “keşf edilmiş zayıf noktaları”nı değerlendirerek hamleler yapıyor. Mukaddeslerine saldır, kışkırt, alay et, aşağıla; sonra da birileri öfkelerini tutamayıp mukabele ettiğinde dünyayı ayağa kaldır! Bunun adı en hafifinden “alçaklık”tır!.. Meseleyi birkaç farklı veçheden şöyle değerlendirebiliriz: Devamı için: http://bit.ly/FransadakiOlayÜzerine Vahdet Gazetesi – 14 Ocak 2015
Ebubekir Sifil - Nasıl Bir Gazete? 04:18
Ebubekir Sifil - Nasıl Bir Gazete? 25 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir sifil hocanın 29 Aralık 2014 Vahdet Gazetesi köşe yazısıdır. Vahdet, günlük yazı tecrübemin üçüncü durağı. İlk köşe yazısının üstünden yaklaşık 15 yıl geçmiş. Bu konuda hiç tevazu yapmayacağım. İletişim Fakültesi’nde aldığımız “teorik” eğitimin üstüne bu tecrübe de eklenince, “idealimdeki gazete”den söz etmek için yeterli arkaplana sahip olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Bugüne kadar yazdığım gazeteler “idealimdeki gazete” profiline yüzde yüz oturan gazeteler değildi. Hatta o profilden “epeyce” farklı olduklarını söyleyebilirim. Vahdet dışındakilerin herhangi bir yanına müdahale edebilecek durumda değildim açıkçası. Yazdığım her bir gazete, o an benim için en uygun seçenek olduğu için yazdım. Ancak bu, onları her bakımdan benimsediğim anlamına gelmiyor tabii. Ancak Vahdet için durum –en azından şimdiki hal itibariyle– biraz farklı. “Her hususta”ki tavsiye ve görüşlerimi dikkate alacağına dair Gazete yönetiminin bana verdiği “açık çek”e dayanarak bu yazıda idealimdeki gazeteyi ana hatlarıyla ve maddeler halinde aktarmaya çalışacağım. 1. Her şeyden önce “İslamî ölçüler”i yayın ilkelerinin başına koymuş bir gazete. Kur’an ve Sünnet’in tabii bir yansıması olarak teşekkül edip sistemleşmiş Ehl-i Sünnet itikadını her türlü endişenin önünde ve üstünde tutan bir yayın anlayışı. 2. “İslam ahlakı” diye bir meselesi olan ve bunu haberden yoruma, metinden görsele kadar her hücresine sindirmiş, nehy-i münker çerçevesinde ahlaksızlıktan bahsederken bile bunu ahlak ölçüleri içinde vermeyi başaran bir gazete. 3. “Doğru”yu şaşmaz ilke edinmiş; asparagasa, yalana, çarpıtmaya kesinlikle prim vermeyen; her ne pahasına olursa olsun “doğru”nun ve “haklı”nın yanında yer almakta tereddüt etmeyen bir gazete. 4. “Böyle daha çok satarız” ucuzculuğuna iltifat etmeyen; halkın peşinden sürüklenen değil, kamuoyu oluşturmayı ve hedef kitlesini ilimde, ahlakta, estetikte, düşüncede ve İslamî hassasiyette bir noktadan alıp bir noktaya taşımayı ilke edinmiş bir gazete. 5. Halktan, siyesi yönetimden, sermayeden ve her çeşit çıkar çevresinden müstağni hareket etmeyi, sadece Allah’a kul olmayı en baş meselesi yapmış bir gazete. 6. İnançtan kültüre, tarihten sanata aidiyet değerlerimizi koruyup kollamayı, yayıp kalıcılaştırmayı hedeflemiş, bu değerleri zedeleyenlerle mücadeleyi varlık sebebi olarak benimsemiş bir gazete. 7. Magazine asla iltifat etmeyen, mizahı dahi seviyesizliğe düşmeden yapmayı başarabilmiş bir gazete. İslamî değerlerin “kötü” takdimine hiçbir şekilde tahammülü olmayan, bu değerleri, büyüklükleriyle mütenasip bir seviye ve ciddiyet içinde takdim etmeyi bilen bir gazete. 9. Bilhassa işin görsel boyutunda yüksek bir estetik seviye yakalamış bir gazete. Her bir sayfanın muhtevası itibariyle kendine özgü bir karakteri olabilir; ama “ciddi/saygın gazete” imajıyla bağdaşmayacak sıradanlığa, basitliğe, seviyesizliğe müsamaha göstermeyen bir gazete. 10. Okuyucunun haklı taleplerine, milletin hassasiyetlerine kulak tıkayıp “bildiğini okuyan” değil, “geri beslenme”yi önemseyen bir gazete. 11. Ana kimlik unsurlarımız, dinî ve millî hassasiyetlerimiz söz konusu olduğunda safını belli etmede asla tereddüt etmeyen; hiçbir manipülasyona, hiçbir tehdide ve hiçbir vaade kulak asmadan ilkeli duruşundan taviz vermemeye azamî dikkat gösteren bir gazete. 12. Kâğıdından baskısına, haberinden yorumuna kadar kaliteyi birinci planda gözeten bir gazete; taklit eden değil, taklit edilen bir yayın çizgisi. Bu maddelerde yer alan hususların hiç birisinin Vahdet’in riayet etmediğini söylüyor değilim tabii. Ben genel çerçeveyi verdim. Herkes payına düşeni alsın. Vahdet Gazetesi 29 Aralık 2014 Seslendiren:Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Şeriat İstemezük 04:33
Ebubekir Sifil - Şeriat İstemezük 29 izlenme - 2 yıl önce Bismillah. Ebubekir Sifil hocanın 17 Şubat 2015 Vahdet Gazetesi Köşe Yazısı. Seslendiren: Mustafa Ünalan Şeriat İstemezük Özgecan ne ilk, ne de son olacak… Modernleştikçe suç oranlarının arttığı, okuma-yazma oranı yükseldikçe problemli insan sayısının arttığı bir ülkede yaşıyoruz. Boşanma oranlarının evlilik oranlarını geride bırakmasının adeta kural haline geldiği, hapishanelerindeki doluluk oranının % 100'ün üzerinde bulunduğu bir ülke.. Yazının Devamı İçin: bit.ly/Şeriatİstemezük Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Zanla Hüküm Vermek 04:44
Ebubekir Sifil - Zanla Hüküm Vermek 26 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hocan 12 Ocak Vahdet Gazetei Köşe Yazısı. Aslında bugün Fransa’da yaşanan hadiseleri yazacaktım. Ancak Vahdet hakkında özellikle sosyal medyada çıkan ve gittikçe yayılmakta olan şayia o yazının önüne geçti. Gerek çeşitle vasatlarda şahsıma iletilen “neler oluyor” soruları, gerekse vicdanım beni, konu hakkındaki düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşmaya icbar etti. Bir yazarın yetkili/ilgili şahıslarla birebir görüşmek dururken yazdığı gazeteyi doğrudan ilgilendiren bu tarz meseleleri köşesine taşıması çok alışılmış birşey değil belki. Ama her konuda olduğu gibi “şeffaflık” ilkesinin bu konuda da bize rehberlik etmesi gerektiğini düşündüğüm için konuyu buradan dile getirmeyi uygun buldum. “Paralel yapı” ithamını Yener Dönmez kardeşimle de telefonda görüştüm. Bunun doğru olmadığını, farklı bir “karalama kampanyası”nın söz konusu olduğunu dile getirdi. Hatta konu hakkında sosyal medya hesabından ve gazeteden açıklama yapacağını söyledi. Belki bu yazının çıktığı gün böyle bir açıklama yapmış olacak. Ama yine de ben düşüncelerimi olabildiğince açık bir şekilde burada dile getirme zarureti hissediyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim: Ne ben, ne de ne Vahdet’te yazan insanlar gaybı biliyor; Vahdet’e “Paralel” ithamını yöneltenlerin de böyle bir ayrıcalığa sahip olmadığı aşikâr. Herkes kendince “karine” olduğunu düşündüğü birtakım verilerden hareket ediyor. Bilhassa “algı operasyonları”nın etkili olduğu, kitlelerin bu tarz operasyonlarla kolayca yönlendirildiği bu tarz toz-duman ortamlarda, zanla, tahminle hareket etmekten, hüküm vermekten şiddetle kaçınmak gerekir. Dolayısıyla; 1. Vahdet’e yöneltilen “Paralel” iddiası kesin bir şekilde ispatlan-a-madıkça “iftira” hükmündedir ve iftira etik bir problem olmasının ötesinde, “büyük günah”tır. 2. Gerek şahsım, gerekse diğer birçok isim için, “Ehl-i Sünnet” çizginin temsil, müdafaa ve intişarı hassasiyeti dolayısıyla Vahdet’te yazmak söz konusu olmuştur. Burada bulunma sebebimiz budur. Cümle alem bilir ki Paralel yapıyla münasebet şöyle dursun, bu insanların tamamı başından beri Paralel yapının karşısında olduğunu her zaman ve zeminde açıkça ortaya koymuştur. Bu itibarla, yukarıdaki iddia ispatlan-a-madığı sürece bu kadar insanın “zan” altında bırakılmış olması da söz konusu olacaktır ki, bunun da diğeri gibi hem etik bir problem, hem de günah olduğu açıktır. 3. Benim bu gazetenin finans kaynağı konusunda işin başında ilgilisine sorduğum sorular oldu. Aldığım cevabın Paralel yapıyla en küçük bir münasebeti yoktu. Eminim burada yazmayı kabul edin pek çok değerli insan için de aynı şey söz konusu olmuştur. Eğer bize bu cevabı veren adres bizi aldattıysa ve Paralel yapıyla ya da kimliğini bilmemizde sakınca bulunduğunu düşündüğü bir başka ihanet şebekesiyle en küçük bir irtibatı varsa kendisi de ihanet içindedir. Hem bizi, hem okuyucusunu aldattığı için yukarıdaki ithamlar aynıyla o adrese de yönelir. 4. Bugün itibariyle Vahdet yönetimi Paralel ihanet şebekesiyle “en küçük” bir irtibatının dahi olmadığını, hiçbir yoruma mahal bırakmayacak netlikte deklare etti. Esasen bildiğim kadarıyla bugüne kadar Vahdet’te Paralel yapıyla irtibatı bulunduğu ithamlarını haklı çıkaracak ne bir haber, ne yorum, ne de yazı yer aldı. Ancak bu durum, kamuoyunu olduğu gibi şahsen beni de tatmin etmiyordu. Evet, ispat mükellefiyeti iddia edene düşer. Yani Vahdet’e paralel yapıyla irtibat ithamını kim(ler) yöneltiyorsa, ispat mükellefiyeti de on(lar)a aittir. Ancak bu temel ilke, Vahdet’i, söz konusu ithamlara rağmen hiçbir şey yokmuş gibi davranma sorumsuzluğuna itemezdi. İtmedi de. Bu düşünceler ışığında ben, herkes için sıkıntı verici olan bu süreci kendi adıma sonlandırmak adına, Gazete yönetimini, gösterdiği açıkyüreklilik sebebiyle kutluyorum. Gazete yönetiminin bu “açık” deklarasyonuna rağmen mahut ithamı sosyal medya başta olmak üzere çeşitli platformlarda dile getirenler, ya iddialarını somut ve kesin delillerle ispat etmeli, ya da gazete yönetimi ve yazarlar başta olmak üzere ilgili herkesten ve kamuoyundan açıkça özür ve helallik dilemelidirler. Vahdet Gazetesi 12 Ocak 2015 Seslendiren:Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Kimlik Krizi ve Tarihî Devamlılık 05:02
Ebubekir Sifil - Kimlik Krizi ve Tarihî Devamlılık 16 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hocanın 20 Aralık Vahdet gazetesi köşe yazısıdır. Kimlik Krizi ve Tarihî Devamlılık [0:03] Selmân el-Fârisî (r.a) şöyle demiş: “Sonra gelenler, ilmi önce geçenlerden öğrendiği sürece insanlar hayır üzeredir. Ne zaman ki sonra gelenler kendilerinden öğrenmeden önce geçenler göçüp gider, işte o zaman insanlar helak olur.”[1] [0:21] Bu hikmetli sözün bize anlattığı şudur: Bizi istikamet üzere tutacak olan ilim, (elbette burada söz konusu olan “naklî ilimler”dir), her bir neslin kesintisiz biçimde Efendimiz (s.a.v)’e dayanan silsilelerle öğrenip aktardığıdır. Burada iki unsun karşımıza çıkıyor: İlmin kaynağı ve kesintisiz silsilelerle öğrenilip aktarılması. [0:49] Bizi istikamet ve salah üzere tutacak olan bilginin Efendimiz (s.a.v)’e, dolayısıyla vahye dayanıyor olmasını kolaylıkla anlayabiliyoruz. Hidayetin kaynağının, aynı zamanda sahih bilginin de kaynağı olmasında elbette şaşılacak bir durum yok. Burada üzerinde durmamız gereken iki nokta var: Sahih bilginin, o kaynaktakine uygunluğu ve bizi o kaynağa bağlayan silsilenin kritik ve ikamesiz rolü. Birbiriyle son derece sıkı bir irtibatı bulunan bu iki noktayı sırasıyla açalım: [01:28] Birinci nokta, Efendimiz (s.a.v)’den nakledilen bilginin, Kur’an ve Sünnet’in yani, alternatifsizliğidir. İnsanoğlunun “hakikat”ten bahsedebileceği, hakikatten bahsederken kendisine atıf yapabileceği biricik alan burasıdır. Her türlü aklî faaliyeti, ancak bu alanla örtüştüğü ölçüde hakikate uygun addedebiliriz. Vahiy insanlara bir “örnek” olarak değil, “ölçü” olarak gönderilmiştir. [01:59] Bu “biricik” hidayet ölçüsü, Efendimiz (s.a.v)’in de, ümmetinin de ittiba etmekle yükümlü olduğu alternatifsiz ve ikamesiz tek kriterdir.[2] Ona alternatif üretmek de, tıpkı onu değiştirmeye kalkışmak kadar büyük bir cürümdür ve bizzat kendisi tarafından kesin biçimde reddedilmiş/yasaklanmıştır: “Onlara açık ayetlerimiz okunduğu zaman, Bize kavuşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmek benim için olacak şey değil. Ben ancak bana vahyolunana tâbi olurum, başkasına değil. Şüphe yok ki, ben Rabbime isyan eder olursam büyük bir günün azabından korkarım.” [3] [02:53] Mahalle baskısı, direnmesi zor bir baskıdır. Hele “küresel”i söz konusu olduğunda ona direnmek başlı başına bir “mesele”dir. Çağdaş dünyanın değer yargılarıyla çatışma teşkil eden vahyî hakikatlerin örselenmeden, zedelenmeden muhafaza ve müdafaasının ne kadar “ağır bir yük” olduğu, onu omuzundan atmayı tercih edenlerimizin sayısının gün geçtikçe artmasından belli değil mi? [03:21] Allahu a’lem, “(Akıllarınca) onlar sana vahy etdiğimzden başkasını uydurub bize (atf ve) iftira edesin diye seni bile hemen hemen fitneye düşürecekler, o takdirde seni (candan) dost edineceklerdi”[4] ayeti Efendimiz (s.a.v)’den çok bizi anlatıyor gibi… [03:42]İkinci nokta, bizi o kaynağa bağlayan sahih ve kesintisiz silsiledir. Doğru bilginin mevcudiyeti maksadın husulü için yetmez, ona sahih biçimde ulaşabiliyor olmak da şarttır. İşte medrese sisteminin ve “icazet” usulünün ne denli alternatifsiz olduğu tam bu noktada dikkatimizi çekiyor. Doğru bilgili elinde bulunduranlarla temasın kesildiği nokta, medreselerin kapatılıp, ulemanın itibarsızlaştığı sürece denk geliyor. Ve dikkat edin, yaşamakta olduğumuz “kafa karışıklığı” da tam bu noktada ortaya çıkıyor. [04:23] Selmân el-Fârisî (r.a)’ın bu hikmetli sözü, modern zamanlarda yaşadığımız kimlik krizinin savrulmanın sebebini de, çözümünü de son derece hikmetli bir tesbit olarak önümüze koyuyor. Gündemimize şöyle bir bakın: tartışmadığımız mesele yok. En cüz’î fıkhî meselelerden, en temel ve çetin itikadî meselelere kadar herşeyi büyük bir gözü karalılıkla tartışıyoruz. Bu “arayış”, yolunu kaybetmişlerin, yoldan da, yolculuktan da, hedeften de emin olmayanların arayışı. Vahdet Gazetesi – 20 Aralık 2014 Seslendiren: Mustafa Ünalan 1.Ahmed b. Hanbel, Kitâbu’z-Zühd, 189; ed-Dârimî, “Mukaddime”, 11 (No: 248, 310). 2.6/el-Enâm, 50; 5/el-Mâide, 16… 3.10/Yûnus, 15. 4.17/el-İsrâ, 73.
Ebubekir Sifil - Efendimiz(sav)’in Doğumda Meydana Gelen Olaylar-1 04:06
Ebubekir Sifil - Efendimiz(sav)’in Doğumda Meydana Gelen Olaylar-1 18 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir sifil hocanın 03 Ocak 2015 Vahdet Gazetesi köşe yazısıdır. Ardı arkası kesilmeyen sorulara gazetedeki köşemden cevap vererek faydayı umumîleştirme adetini burada da devam ettireceğim inşaallah. Bu düşünceyle Vahdet'te de haftanın bir gününü okuyucu sorularına tahsis etmiş olacağız. Soru Peygamber efendimizin doğumunda meydana geldiği söylenen bazı olaylar var. Kaynaklarda okuyoruz. Bazı kimseler bunların uydurma olduğunu söylüyor. Konunun aslın aydınlatabilir misiniz? Cevap Efendimiz (s.a.v)'in dünyayı teşrif ettiği gece birtakım olağanüstü hadiselerin meydana geldiği, birçok kaynakta zikredilen bur husus. İran Kisrasının sarayının duvarlarının çatladığı ve ondört balkonunun çöktüğü, Mecusîlerin 1000 yıldan beri hiç sönmeyen ateşinin söndüğü, Sâve Gölü'nün suyunun çekildiği.. bu cümleden olarak özellikle dikkat çekilen olaylar. Birçok Tefsir ve Tarih/Siyer kaynağı bu meseleyle ilgili nakillere yer vermiştir. et-Taberî , Ebû Nu'aym , el-Beyhakî , el-Kastallânî ve ez-Zürkanî , es-Süyûtî , Muhammed b. Yusuf es-Sâlihî bu cümleden olarak allame Abdülffettâh Ebû Gudde'nin zikrettiği kaynaklar. Ebû Gudde merhum, Ali el-Karî'nin el-Masnû’una yazdığı bir notta bu naklin sahih olmadığını söyler ve adını verdiğim bu eserleri zikrederek söz konusu rivayetlerin bu eserlerde zikredilmiş olmasına aldanılmaması gerektiği ikazında bulunur. "Zira" der, "adı geçen müellifler ve onlar gibi daha birçok kimse, eserlerinde hem sahih hem de gayri sahih rivayetlere yer verirler. Maksatları bu rivayetlerin sahih olduğunu ve doğru bir şeyi yansıttıklarını ifade etmek değildir. Onlar bu rivayetleri kayıt altına alınmış olsun, onlardan haberdar olunsun ve ehli tarafından ayıklansın diye eserlerine almışlardır." Daha sonra Ebû Gudde merhum, et-Taberî'nin, adı geçen tarihinin mukaddimesinde bu eserde yer verdiği her rivayeti güvenilir bulduğu için zikretmediğini, bunu bir emanet duygusu içinde kendisine kadar intikal etmiş bilgilerin kendisinden sonrasına aktarımı amacıyla yaptığını nakleder. Ardından şunları söyler: "İmam hâfız es-Süyûtî, el-Hasâisu'l-Kübrâ'da (I, 47-9) , E.û Nu’aym el-Isfehânî'nin Delâilu'n-Nübüvve isimli kitabından, Efendimiz (s.a.v)'in doğumu esnasında gerçekleştiği söylenen ve kıssacıların ve kasidecilerin Mevlid-i Nebî cümlesinden zikrettiği garip hadiselerle ilgili üç uzun rivayet zikrettikten sonra –ki bunların bizatihi yalan, uydurma ve münker şeyler olduğu olduğu açıktır– şöyle der: "derim ki: Bu ve bundan önceki iki rivayette şiddetli nekaret (muhtevasında gariplik/sahih rivayetlere aykırılık) vardır. Ben bu kitabımdan bunlardan daha münker bir rivayete yer vermedim. Bunlara burada yer vermekten dolayı kalbim mutmain değil. Ancak bu hususta hafız Ebû Nu’aym'a tabi oldum." Ebû Gudde merhumun bu nakilleri, bu eserlerde yer alan rivayetlere ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini telkin ettiği için doğrudur. Ancak özellikle konumuzu teşkil eden rivayetlerle ilgili hususi bir olumsuzluk ifade etmediğini söylemeemiz gerekir. Haftaya devam edelim. Seslendiren: Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Efendimiz (Sav)'İn Doğumunda Meydana Gelen Olaylar - 2 04:37
Ebubekir Sifil - Efendimiz (Sav)'İn Doğumunda Meydana Gelen Olaylar - 2 11 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hocanın 10 Ocak Vahdet Gazetesi Köşe Yazısı. Okuyucu Soruları - I Efendimiz (sav)'in Doğumunda Meydana Gelen Olaylar - 2 Bir önceki yazıda Ebû Gudde merhumun, es-Süyûtî'nin el-Hasâisu'l-Kübrâ'sından yaptığı bir nakli, Efendimiz (s.a.v)'in dünyayı teşrif ettiği gece meydana gelen olağanüstü hadiseleri anlatan rivayete güvenilemeyeceği davasına bir anlamda delil olarak serd ettiğini söylemiştim. Ebû Gudde merhumun bu nakli, okuyucuda, es-Süyûtî'nin o ifadelerinin bilhassa söz konusu hadiseleri anlatan rivayete yönelik olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Oysa bu doğru değildir. es-Süyûtî'nin "münker" dediği rivayetlerle bahsimizin konusunu teşkil eden rivayet arasında hiçbir münasebet yoktur. es-Süyûtî, sadedinde bulunduğumuz rivayeti naklettikten sonra bu rivayetin taz'ifine dönük herhangi bir şey söylemez. Söylediği şudur: "İbn Asâkir şöyle demiştir: "Bu, garib/ferd bir hadistir. Onun, Mahzûm'un babasından nakli dışında başka bir senedini bilmiyoruz. Bu senedin naklinde Ebû Eyyûb el-Becelî tek kalmıştır. " "İbn Asâkir, Târîh'inde (ravi) Satîh'in biyografisini verdiği yerde böyle demiştir. Bu rivayeti yine bu senedle Abdülmesîh'in biyografisini verdiği yerde de zikretmiş ve şöyle demiştir: "Bunu Ma'rûf b. Harbûz da Bişr b. Teym el-Mekkî'den, "Resulullah (s.a.v)'in doğduğu gece gelince…" diyerek nakletmiştir. "Ben derim ki: Bu rivayeti Abdân da Kitâbu's-Sahâbe'de aynı senedle rivayet etmiştir ki, İbn Hacer el-İsâbe'de bu rivayet hakkında "Mürseldir" demiştir." Görüldüğü gibi İmam es-Süyûtî'nin bu rivayetle ilgili –İbn Hacer'in "mürsel" olduğunu söylediğini nakletmesi dışında– en küçük bir olumsuz değerlendirmesi yoktur. Ebû Gudde merhumun "uydurma" tesbiti ile buradaki "mürsel" tesbiti arasında ise –ehlinin malumu olduğu üzere– dağlar kadar fark vardır… Yine Ebû Gudde merhum, es-Süyûtî'den yaptığı naklin ardından İbn Hacer'in Fethu'l-Bârî'sine bir gönderme yapar ve şunları söyler: "Hâfız İbn Hacer Fethu'l-Bârî'de Efendimiz (s.a.v)'in iki omuzu arasında bulunan Nübüvvet mührü ile ilgili "Hatmu'n-Nübüvve Babı"nda (VI, 410), müelliflerin Siret-i Nebi konusunda sahih olmayan haberlere yer verdiklerinden bahsederken, söz konusu müelliflerin bu rivayetleri, sıhhat-zaaf durumlarını belirtmeden zikretmelerini kınamıştır." Daha sonra Ebû Gudde merhum şunları söyler: "İbn Hacer'in sözünü hafız ez-Zürkanî, Şerhu'l-Mevâhibi'l-Ledünniyye­9;de (I, 156-7) nakletmiştir. ez-Zürkanî, söz konusu haberleri zikrettikten sonra şöyle demiştir: "Ancak şeyhülislam hafız İbn Hacer, Fethu'l-Bârî'de şöyle demiştir: "Bunlardan hiç birisi sabit değildir. Aksine bu haberlerin bir kısmı batıl, bir kısmı zayıftır. Bu sebeple, bu haberleri, durumlarını belirtmeden zikretmenin bir anlamı yoktur. Hâfız Kutbuddîn, Şerhu's-Sîre'de bu haberlere genişçe yer vermiş, hafız Moğoltay da ez-Zehru'l-Bâsim'de ona tabi olmuştur. Ancak ikisi de bu rivayetlerin durumuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmamışlardır. Hak, benim zikrettiğimdir. Sahîhu İbn Hibbân'da bu kabil rivayetlerin yer almış olmasına aldanma! Zira o, bunları bu eserinde zikretmekle sahih olduğuna hükmetme gafletine düşmüştür ." Daha sonra Ebû Gudde merhum, hafız el-Irâkî'nin Elfiye'sinde, siyer kitaplarında sahih rivayetler bulunduğu gibi gayri sahih rivayetlerin de yer aldığını anlatan bir beytine yer verir. Ebû Gudde merhumun buraya kadar zikrettiğim ifadeleri arasında münhasıran söz konusu rivayetin durumu hakkında Hadis imamları ve şarihler tarafından verilmiş herhangi bir olumsuz hüküm bulunmamaktadır. Zikrettikleri, genel olarak siyer kaynaklarında yer alan rivayetlerin durumuyla ilgilidir. Sadece İbn Hacer'den ve ez-Zürkanî'den naklettikleri bu söylediğimi nakzeder niteliktedir. Haftaya devam edelim. Seslendiren:Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Ebû Hanîfe ve Allah Tealanın Cihet ve Mekândan Tenzihi-1 05:02
Ebubekir Sifil - Ebû Hanîfe ve Allah Tealanın Cihet ve Mekândan Tenzihi-1 10 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hocanın 24 Ocak Cumartesi Vahdet Gazetesi Köşe Yazısıdır. Soru: İmam-ı A'zam'ın Allah'ın gökte olduğunu söylediği, Allah gökte değildir diyenleri tekfir ettiği naklediliyor, doğru mu? Doğruysa Allah mekândan münezzehtir sözü Ehl-i Sünnet'e ait bir inancı yansıtmıyor demektir. Ya da İmam-ı A'zam'ın Ehl-i Sünnet olmadığını söylememiz gerekir. Doğrusu nedir? Devamı için tıklayınız: ebubekirsifil.com/imam-ebu-hanife-…vahde­t-gazetesi/ Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Sevgi Katilleriyle Mücadelenin Yolu Seral Köprülü 02:29
Sevgi Katilleriyle Mücadelenin Yolu Seral Köprülü 7 izlenme - 2 yıl önce Sevgi katilleriyle mücadelenin yolu - Seral Köprülü
Mazluma Kimlik Sorulmaz 04:15
Mazluma Kimlik Sorulmaz 6 izlenme - 2 yıl önce Mazluma kimlik sorulma-zSerap Akıncıoğlu
Didem Ürer köşe yazısıPKK'nın nihai hedefi Komünist Kürdistan'ı kurmaktır 02:47
Didem Ürer köşe yazısıPKK'nın nihai hedefi Komünist Kürdistan'ı kurmaktır 1 izlenme - 1 yıl önce Didem Ürer köşe yazısı-PKK'nın nihai hedefi Komünist Kürdistan'ı kurmaktır