Hoşgeldiniz!

Kült Videoları İzle

Sinema tarihinin en unutulmaz 100 sahnesi 04:55
Sinema tarihinin en unutulmaz 100 sahnesi 73.065 izlenme - 3 yıl önce Cinefix ekibi,sinema tarihinin kült olmuş 100 sahnesini derlemiş. Bu sahneleri izlerken hala hatırlıyor olduklarınız sizi çok şaşırtacak.
Donni Darko'nun Kankalarının Şirinler Fantezisi 01:27
Donni Darko'nun Kankalarının Şirinler Fantezisi 2.420 izlenme - 3 ay önce Efsane filmi herkes bilir. Tabi bu onca sahneden sadece biri. 2001 yapımı olan film IMDB puanı 8.0 ile 225. sırada... Ülkemize Karanlık Yolculuk adıyla geçmiş film hala izlenilesi ve hala soru işaretleriyle akıllara durgunluk getirmiştir... Bir izleyen bir daha izlemek istiyor şahsen ben öyle oldum ama yapmadım... İyi seyirler efendim
Gerçek Dışkı Yiyen Kült Film Starı - Divine  (+18) 01:11
Gerçek Dışkı Yiyen Kült Film Starı - Divine (+18) 18.696 izlenme - 2 yıl önce Alternatif sinemanın alternatifsiz isimlerinden John Waters imzalı 1972 yapımı bu filmi "google" da aramaya kalkarsanız, bol miktarda +18,kült,favori kült,klasik gibi etiketlerle karşılaşabilirsiniz. Filmin en ilginç yanı doğaçlama gibi başlayıp durağan bir şekilde ilerlemesi ve meşhur bok yeme sahnesidir. Başrol oyuncu "Divine"nin daha gerçekçi olsun diye gerçek dışkı yediğinin deklare edildiği film ergenlere ve çocuklara tavsiye edilmez. Fragmanı sıkıcı olduğu için, dünyanın pek çok payesine boğulan bu kült filmden bir başka kare izleyelim dedim...
Kahpe Bizans (1999 - 97 dk - Sansürsüz) 01:37:44
Kahpe Bizans (1999 - 97 dk - Sansürsüz) 21.144 izlenme - 2 yıl önce 1999 yılında çekilmiş kült bir komedi filmidir. Tamamen hayal ürünü olmakla birlikte Bizans'ı Tİ'ye aldığını düşündüğüm filmdir. Konusu: Ana vatanları Avustralya olan Nacarlar büyük bir kuralık sonucu göç etmeye karar vermiştir. Öyle bir kuraklıktır ki, 60 yıl tek damla yağmur bile yağmamıştır. Anadolu'ya göç eden Nacarlar burayı yeni vatanı olarak bellemiştir. Anadolu o zamanlar Doğu Roma İmparatorluğu hakimiyetinde ve Roma'nın başında da Majesteleri İlletyus vardır. İlletyus çok enteresan bir rüya sebebi ile Nacar çocuklarını, yaşlılarını öldürmek ister yoksa bir gün bir Nacar çocuğu onu öldürecektir. Köylerine saldırı haberi alan Süper Gazi'de çocuklarını, eşini korumak amacıyla eşi Anaç Hatun'a çocukları almasını ve gitmesini söyler. Anaç Hatun'u askerler kovalarken nehir kıyısında 3 tane sepet görür ve o sepetlere çocukları koyar. Sonra çocuklar sepetlerle beraber başka yerlere doğru sürüklenir. ''Yıllar sonra çocuklar büyür. Biri Doğu Roma varisi olur, biri obada, diğeri nehirde yaşar.''
40 Metrekare Almanya (1986) - Canım Çekti Kız 01:30
40 Metrekare Almanya (1986) - Canım Çekti Kız 13.919 izlenme - 2 yıl önce Tevfik Başer'in yönettiği rahmetli Yaman Okay ve Özay Fecht in başrollerini paylaştığı Almanya'da çekilen 40 Metrekare Almanya nın meşhur sahnesi. Video süresi akıllara bir takım sorular getiriyor.
Salò ya da Sodomun 120 Günü (1975) - Fragman (+18) 03:27
Salò ya da Sodomun 120 Günü (1975) - Fragman (+18) 9.783 izlenme - 2 yıl önce Gösterime girmeden kısa bir süre önce yönetmeni Pier Paolo Pasolini'nin öldürüldüğü film, işkence ve istismar sahneleri ile anımsanmaktadır. Film Fransız aristokrat yazar Marquis de Sade'nin 1785 tarihli en sıra dışı eseri olan Les 120 journées de Sodome ou l'école du libertinage'nin 1940'lı yıllara uyarlanmış bir adaptayonudur. Kitabını severek yüzlerce kez okudum filmini de tavsiye ederim. Film, 1944 yılında Kuzey İtalya'da kurulmuş kukladan fake bir devlet olan Faşist Salo ülkesindeki olayları anlatır.
Türk İşi Psikopat Filmi - 1988 03:11
Türk İşi Psikopat Filmi - 1988 2.297 izlenme - 1 yıl önce - Peki bilinerek yapılan hataları hayvanlar mı yapar? Müthiş alt metinleri ve akıl dolu sorgulama teknikleriyle, bir psikopatın iç dünyasını gözler önüne seren kült türk filmi. İzliyoruz...
Psycho - Banyo Sahnesi 01:43
Psycho - Banyo Sahnesi 3.261 izlenme - 2 yıl önce Efsane yönetmen Alfred Hitchcock' un yönettiği 1960 yapımı Psycho filminin en akılda kalıcı sahnesi. Bu sahne çoğu korku filmlerine de ilham vermiştir. Duş perdesinin arkasında beliren sapığın insanı gerim gerim geren müzik eşliğinde Marion Crane(Janet Leigh)'i parçalayışı...
Clint Eastwood İle Psychedelic Party - Coogan's Bluff (+18) 04:04
Clint Eastwood İle Psychedelic Party - Coogan's Bluff (+18) 3.644 izlenme - 2 yıl önce Efsane yönetmen Don Siegel ile efsane isim Eastwood'u biraraya getiren 60ların bu kültünde hippi ve rock üzerine farklı mesajlar var. Yüzlerce party'ye gittim bu kadar çılgın, bu kadar aşmışını görmedim. Parti çılgınları sizleri seviyorum, öpüldünüz... Kara Film türünün en iyilerinden olan "Coogan's Bluff", sözünü esirgemeyen erotizmi ile de sınırları zorluyor.
Ders: M.Ö 2000 Şamanizm Nedir Eski Türk Dini Kült Şaman Tengri 14:39
Ders: M.Ö 2000 Şamanizm Nedir Eski Türk Dini Kült Şaman Tengri 5.251 izlenme - 4 yıl önce Şamanizm ya da Kamcılık (şamanlar tarafından "deneyim" olarak ifade edilir), varlığı tüm insanların tarihinde erken taş devrine ve daha da geriye kadar kanıtlanabilen, inisiyasyon içeren bir vecd ve trans tekniği. Günümüzde bazı batılıların ilgi duyup tekrar uygulamaya başladıkları şekline ise Neo-Şamanizm denir. Şamanizm'in başlangıçta Batılılar'ca çoktanrılı bir ana etken, Şamanizm hakkında yeterince bilgisi olmayan ilk Batılı gezginlerin Şamanizm hakkında Batı'ya aktardıkları yüzeysel bilgilerden kaynaklanmıştır. Her şeyden önce, Asya Şamanizmi'nde Şamanizmin tanımında bilim adamları aynı fikirde değildir, bu hem şamanizmin içinde barındırdığı farklı yön ve öğelerden hem de şamanizmin çok farklı coğrafyalarda, aynı temelde ama çok farklı şekillerde var olmasından kaynaklanmaktadır. Büyük çoğunluğu eski Sovyet bilim adamları olan bir kesim (Mikaylovskiy, Haruzin, Potapov, Alekseev gibi) Şamanlığı Türklerin orijinal dini kabul ederken, aralarında Mircea Elide, Jean Paul Roux, V. Jochelson, V. Bogoras, Hikmet Tanyu, Osman Turan, İbrahim Kafesoğlu'nun da bulunduğu bilim adamı ve yazarlar ise şamanlığı bir din değil Kuzey Asya topluluklarının dini duygularını içeren ve öteki alem varlıklarına hükmeden bir tür kült olarak görmektedirler. “Şaman, Anglosakson terminolojisinde anlatılmak istendiği gibi hekim-büyücü olmadığı gibi, şüphesiz tek şifa verici kişi de değildir. Kelimenin günlük anlamında bir büyücü değildir ve bu kelimeyle tanımlanması Şamanizme hiçbir zaman sahip olmadığı bir nitelik vermek pahasına onu bulunmaması gereken bir yere oturtmuştur…” (sy.63) [kaynak belirtilmeli] “Zaten Şaman, tamamen hayata dönük ve olumlu eylemler gerçekleştirmek isteyen kişiliğiyle hiçbir zaman kara büyüye alet olmaz ve hiçbir zaman kötülük yapmaz; sahip olduğu yetkilerini kendi kişisel hizmetinde ve kendi savunması amacıyla bile kullanmaz. Kabile reisi veya hükümdarlarla anlaşmazlığa düştüğünde kendi etkisinden yararlanabilir, ancak hiçbir şekilde görünmez gücüne başvurmaz; ona karşı koyacak herhangi bir gücü yokmuşcasına ve hayatını kaybetmek pahasına maddi gücün kendisini yenmesine seyirci kalır.” (sy.63) [kaynak belirtilmeli] “Şaman, gücünün kökeni ister kalıtım ister görünmeyenin armağanı olan bir yetenek veya uzun bir acemilik dönemi ya da ‘yetki sağlama isteği’ olsun, amacına, genellikle inzivada veya diğer büyük ustaların yanında gerçekleştirilen sabırlı bir yetişme dönemi geçirmeden ulaşmayı umamaz. Ne olursa olsun, güçten düşürücü şekilde gerçekleşen ve sonuçta kendisini bitkin halde yere düşürecek olan bir deneyim için bütün olanaklarını toplamaya çalışmalıdır. Evrenin yollarını katetmeye çağrılan şaman, yolunu kaybetmemek için bu yolları mümkün olan en iyi şekilde tanımalıdır; kendisini izleyen varlıklarla devamlı olarak karşı karşıya gelme olasılığı nedeniyle onların geleneklerini, dillerini ve âdetlerini öğrenmiş olması gerekir; belirli hedeflere yönelmesi nedeniyle bu hedeflere nasıl varacağını bilmelidir. Gerek geçtiği yollarda, gerek karşılaştığı varlıklarla elde etmek istediği sonuçlara erişebilmesi için şamanın kendisine yararlı olacak araçları tanımaya ihtiyacı vardır. Bunlar, yeryüzünün herhangi bir seyyahı için söz konusu olduğu gibi, gerçekleştirilecek işe, öngörülen zorluklara ve her kişinin kendine özgü olanaklarına bağlı olarak son derece çeşitli olabilirler.” (sy.64) [kaynak belirtilmeli] Tarih[değiştir] Eskiçağ ve Orta Çağ’daki çok yaygın olan sihirlerden farkı, onların kişisel olmalarına karşılık, şamanlığın başta Orta Asya ve Kuzey Asya halkları olmak üzere, Tunguzlar’da, Moğollar’da, Mançular’da, Laponlar’da, Eskimolar’da, Vogullar’da, Ontiyaklar’da, Samoyedler’de, Kafkaslar’da, Hindistan’da, Çin’de, Japonya’da, Endonezya’da, Malezya’da, Polinezya’da, Avustralya’da, Büyük Okyanus’un diğer adalarında, Alaska’da, Grönland ve İzlanda’da, Kuzey Amerika’da, Guyana’da, Amazon bölgesinde ve Afrika’nın birçok yerinde (ufak tefek ayrılıklar bir yana) temel ilkeler değişmemek koşuluyla az ya da çok kalabalık cemaat’ın bulunmasıdır. Şamanlığın ne zaman ortaya çıktığı, ne gibi değişiklikler geçirdiği kesin olarak bilinmemektedir. Şamanizm' in köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir, şaman sözcüğü için dört farklı görüş öne sürülmektedir ; Şaman kavramı, Hindistan’daki Pali dilinde ruhlardan esinlenen kişi anlamına gelen "samana" sözcüğünden türemiştir, Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçe’de budacı rahip anlamına gelen samana sözcüğüdür, Şaman kavramı, Mançu dilinde oynayan zıplayan, bir iş görürken sürekli olarak hareket eden anlamındaki saman kavramından gelir. Tunguz kökenlidir. Yuçen (veya Yutşen, Curşet, Vu-şe) dilinde "şan-man" büyücü demektir. Bölgesel Şamanlık Farkları[değiştir] Tunguz şamanı giysisi Son araştırmalar şamanlığın Türkler’e özgü olmayıp bütün Asya’ya yayıldığını (Samoyedler’den Endonezya adalarına kadar) göstermektedir ki, araştırmacılar, artık Amerika Kızılderilileri'ni de Şamanizm kapsamında ele almaktadırlar. Nitekim Mircea Eliade Şamanizm adlı kitabında Asya’nın şaman topluluklarında, Amerika Kızılderilileri'nde ve Okyanusya yerlilerinde sayısız unsurun ortak olduğunu ortaya koymuştur. Avrupa[değiştir] Şamanlık Avrupa'da ilk çağ devirlerinden beri yaygındı ve farklı Töton kabileleri ve Fin-Baltık halkları arasında Demir Çağı boyuncu uygulanmıştı. Hristiyanlığın doğuşuyla birlikte şamanlık yok olmaya yüz tutmuş, özellikle şehirlerde oldukça kaybolmuş ve fakat kırsal kesimlerde şamanlıktan kalma adetler Hristiyan olan halklar arasında yaşamaya devam etmiştir. Sibirya[değiştir] Sibirya klasik şamanizmin anavatanı kabul edilmektedir. Bölgedeki Ural, Altay, Paleosibiryalı halklar özellikle de avcı-toplayıcı gruplar modern dönemlere kadar şamanistik uygulamalarda bulunmaya devam etmişlerdir. Bak: Tengricilik Eskimo[değiştir] Ana madde: Eskimo-Aleut şamanizmi Doğu Sibirya'dan Kuzey Kanada'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan Eskimo gruplarının şamanist uygulama ve inançlara sahip oldukları kaydedilmiştir. Amazon Bölgesi[değiştir] Amazon Yağmur ormanlarında bazı yerli grupları şaman eylemlerinde bulunmaktadırlar. 20.yüzyılda Tukano şamanlığının zengin sembolizmi üzerine alan araştırmaları yapılmıştır... Amerika Kıtaları[değiştir] Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında yaşayan Yerlilerin tek bir evrensel Yerli Amerikan Dini veya manevi sisteminden bahsedilemeyecek denli çeşitli inançlara sahip oldukları bilinmektedir. Bununla birlikte yerel kültürlerin geleneksel şifacıları, mistikleri, otacıları (medicine people) bulunmakta ancak onlar halkları arasında şaman terimi yerine kendi yerel dillerindeki kelimelerle anılmaktadırlar. Sözkonusu ruhsal liderler tipik asya şamanlığında olduğu gibi kabilenin karşılaştığı önemli olaylar veya kişisel rahatsızlıklara çare bulmak için ruhlar alemine uçabilmekte, trans haline girebilmekte ve ateş ve tütünden yararlanabilmektedirler. Şamanizm’de İnisiyasyon[değiştir] Şamanist inisiyasyonda her şaman adayı rüyalar, trans, ruhların isim ve fonksiyonları, şaman teknikleri, ‘gizli dil’ gibi bazı konularda bir eğitimden geçirildikten sonra şaman olabilir. Asya Şamanist inisiyasyonlarında sırra (mister) erme denilen “inisiyatik ölüm” ya da “cehenneme iniş” deneyimi Sibirya ve Orta Asya’daki Şamanist Türkler’in (Yakutlar, Altaylılar vs.) geleneklerine göre, hami-rehber ruhlarca, yeraltı denilen öte-alemde veya spiritüel gök katlarında gerçekleştirilir. Bu deneyim, fiziksel olarak, genellikle, orman, kır, mağara gibi toplumdan uzak ve kutsal sayılan bir yerde gerçekleştirilir. Şaman (Kam) adayı önceden hazırlık eğitimini almış olsa da, sırra (mister) erme denilen bu deneyimi yaşamadan adayın şamanlığı resmîleşmez. Bu deneyimi ancak gereken hazırlık eğitimini almış şaman adayları geçirebilir. (Hazırlık eğitimi, ancak, dalgınlık, olup bitene ilgisizlik, birtakım nöbetlere tutulma gibi ön belirtiler gösteren adaylar arasından, bir iç çağrısı alma ve mağaralarda haberci rüyalar görüp hami-rehber varlıklarıyla irtibata geçme gibi ilâhî “seçilme” belirtileri göstermiş olana verilir.) Davulu transa girmeyi kolaylaştıracak bir şekilde kullanmayı öğrenmiş aday, birtakım acı verici sınavlara tâbi tutulduktan sonra, ölüm deneyimini yaşamak üzere, transa girer. Şaman adayı birkaç gün süren bu deneyim boyunca, ruh ve beden bağları gevşemiş halde yatar. İnisiyasyonlardaki cehenneme iniş ya da ikinci doğuş denilen bu olgular Şamanizm’de şaman adayının vücudunun sembolik olarak parçalanması suretiyle organlarına ayrılması ve sonra bu parçaların birleştirilmesi veya etlerinden sıyrılmış kemiklerinin etlenmesiyle vücuduna yeniden kavuşması olarak simgelenir. Sırra erme denilen bu süre zarfında, hami-rehber varlıkları şamanın ruhuna şamanlığı için gerekli her şeyi öğretirler. Öğrettikleri arasında meslek sırları, “gizli dil”, hastalıkların özellikleri, iyileştirilme yolları da bulunur. Bu işlemler bittiğinde ve hipnotik uykudan çıktığında, aday kendini birtakım güçlerle donanmış ve bir hayli değişmiş halde bulur. Artık yalnızca bedensel gözleriyle değil, ruhani gözüyle (kalp gözüyle) de görebilmektedir. Şamanın trans deneyimi ve psişik yetenekleri[değiştir] Şaman’ın davul ve dans unsurlarıyla gerçekleşen, uçuş denilen transında posesyon hali sözkonusu değildir. Yani trans halindeki şamanın hiçbir hal ve hareketi idrak ve iradesi dışında değildir. Şamanın transında, kendi başına yaptığı bir şuur deneyimi sözkonusudur. Bununla birlikte şaman, gerekirse bir ruh ile –posede olmadan– bağlantı kurabilir. Bu, kimilerine göre, şuur ve kişiliğin kaybolmadığı gözlemlenen bir medyumluktur. Şamanın ruhsal yolculuğu, teozofik terimlerle, astral seyahat, akaşik okumalar, ruhlar âleminin yüksek bölgelerine nüfuz etme ve diğer ruhlarla posede olmadan bağlantı kurma gibi çeşitli yönlerde gelişir. Usta şamanların Demir-Kazık yıldızına kadar yükselebildikleri söylenir. Şifacılık, geleceği bilme, obsesyona uğramış insanları obsedörü kovarak obsesyondan kurtarma, çift bedenlenme (dedublüman), fasinatörlük ve büyü (maji)yapabilme şamanlarda sıkça rastlanan yeteneklerdir. Şamanizm’de üç alem[değiştir] Asya Şamanizm’inde üç âlem sözkonusudur: Yer, yeraltı, Gök. Fakat bunlar sembolik ifadelerdir. Yeraltı terimi Asya’nın kimi Şamanist geleneklerinde öte-alem anlamında kullanılır, kimi Şamanist geleneklerinde ise ölüm olayının akabinde yaşanılan kargaşa ve vicdani hesaplaşma dönemini ifade etmek üzere kullanılır. Dolayısıyla, bazı Şamanist geleneklerde yeraltı denildiğinde, genellikle öte-alemin titreşim düzeyi kaba ve yoğun ortamları sözkonusudur. Yeraltı deyiminin bu anlamda kullanıldığı şamanist geleneklerde öte-alemin huzurlu ortamları ise “gölgeler diyarı” gibi başka ifadelerle belirtilmektedir. Yakut Türkleri, Çukçiler ve Yukagirler, insanın üç “can”ı olduğunu kabul ederler. Ölüm olayında biri mezarda kalır, biri “gölgeler diyarı”na iner, üçüncüsü ise Göğe çıkar. Ölüler, bir süre sonra, yeryüzünde tekrar doğabilirler. Uygurlar, inandıkları sürekli olarak tekrar doğma olgusuna “sansar” adını verirler. Asya Şamanizm’ine, özellikle Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerine göre, insanların yaşadığı Yer, ölülerin göçtüğü “yeraltı” (öte-âlem) ve spiritüel anlamdaki Kutsal Gök’ten oluşan üç ortam, merkezlerinden geçen, direk ya da kazık denilen bir eksenle birbirine bağlanırlar. Bu eksen “Göğün göbeği” ile “Yer’in göbeği” arasında yer alır. Bu kavram Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerinde şöyle açıklanır: İnsanların yaşadığı Yer, ölülerin göçtüğü “yeraltı” (öte-âlem) ve spiritüel anlamdaki Gök’ten oluşan üç alem ya da ortam, merkezlerinden geçen bir eksenle birbirine bağlıdır. “Yer’in göbeği” ile “Göğün göbeği” arasındaki bu eksenin geçtiği, bu ortamların ortasındaki delikler ya da açıklıklar bir tür geçittir. Şamanlar, “uçuş” (trans deneyimi) sırasında bir ortamdan diğerine geçerken bu irtibat geçitlerinden yararlanırlar. Aynı şekilde, ölenler de öte-âleme bu yolla göçerler. Öte-âleme giden şamanlar oraya “Yer’in deliği” geçidinden geçerek gider, yine bu delikten ya da kapıdan dönerler. “Yer’in ekseni” kavramı Altay, Yakut ve Uygur geleneklerinin yanı sıra, Başkurt, Kırgız, Kalmuk, Çukçi, Buryat, Samoyet, Koryak, Moğol, Tibet, Fin, Lapon ve Estonya geleneklerinde da bulunur. Altay, Yakut ve Uygur Türkleri’nin geleneklerine göre, şamanın “Yeraltı”na inebilmesi veya “gökler”e çıkabilmesi için önce “Yer’in Ekseni”ne çıkması gerekir. “Yeraltı”na inmesi gereken Altay şamanı “uçuş” yolculuğunda önce “demir dağ”a (Temir taikşa) tırmanır. Yer’in Ekseni”ne çıkması işte bu sembolik “dağ”ı aşıp “Yerin Göbeği” denilen delikten girmesiyle mümkün olur. Şaman gölgeler diyarı’na giderken öncelikle “Yerin göbeği”ndeki bu delikten “Yer’in Ekseni”ne ulaşmak, sonra da “Yeraltı”nın cehennemi kısmından geçmek zorundadır. Ölen kimseler de bu yolculuğu yaparlar ki, bu yolculukta ölünün geçemediği takdirde azap çekmesinin sözkonusu olduğu bir köprü’yle karşılaşılır. Kuzey ve Orta Asya Şamanizm’inde yeraltı âlemi 7 veya 9 katlıdır. Ölüm olayı ile beden terk edildikten sonra kimileri yeraltı katlarındaki ortamlara, kimileri ise Gök katlarındaki ortamlara giderler. Şaman da, trans deneyimi sırasında, yapacağı uygulamanın amacı ve türüne göre, ya yeraltı âlemine iner ya da Göğe çıkar. Örneğin, bir hastayı iyileştirmek için Göğe çıkması, fakat bir ölünün ruhuna eşlik etmek, hastanın ruhunu geri getirmek (ölmemesini sağlamak) veya yeryüzünü terk etmek istemeyen ölüleri ‘gölgeler diyarı’na götürmek için Yeraltı’na iner. Fakat herhangi bir nedenle Göğe çıkacak bir şamanın önce yeraltı denilen âleme inmesi gerekir. Yani hiç kimse “Yeraltı”na (öte-âlem) inmeden Göğe çıkamaz. Ayrıca bakınız[değiştir] Tengricilik Yaşam ağacı Şamanizmde Yer'in Ekseni Yeraltı Kaynaklar[değiştir] Çoban, Ramazan Volkan. Türk Mitolojisinde İyilik Tanrısı Ülgen’in İnanıştaki Yeri,Tasviri ve Kökeni Siteler[değiştir] İngilizce Wikipedia Şamanizm maddesi Engin Bellisan Şamanizm Şamanın Yolu Kitaplar[değiştir] Fuzuli Bayat, Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2006. Fuzuli Bayat, Türk Şaman Metinleri, Efsaneler ve Memoratlar, Piramit, Ankara, 2004. Şamanizm, Michel Perrin, İletişim Yayınları, 2001 Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Türk Tarih Kurumu, 2000. Türklerin ve Moğolların Eski Dini / Jean-Paul Roux Şamanizm, Mircea Eliade Semboller Ansiklopedisi Dış bağlantılar[değiştir] Shamanism Sacred Texts Black Elk's World Divan-ı Lügat-it-Türk'te Şamanizme Ait Kelimeler Şamanizm Eski Türk Dini Tengricilik ya da Göktanrı dini tüm Türk ve Moğol halklarının, şimdiki inanç sistemlerine katılmadan önceki inancıdır. Tengri'ye ibadet etmenin yanında Animizm, Şamanizm, Totemizm bu inancın ana hatlarını oluşturur. Tengri, bugünkü Türkçedeki Tanrı sözcüğünün eski söyleniş şeklidir.[1] Orhun Yazıtlarında ilk çözülen kelime olup yazılışı " Old Turkic letter I.svgOld Turkic letter R2.svgOld Turkic letter NG.svgOld Turkic letter T2.svg" şeklindedir. Bu inanca göre, Gök'ün yüce ruhu Tengri'ydi. Kişiler kendilerini gök baba Tengri, toprak ana Ötüken ve insanları koruyan atalarının ruhları arasında güven içinde hissedip, onlara ve diğer doğa ruhlarına dua ederlerdi. Büyük dağların, ağaçların ve bazı göllerin güçlü ruhları barındırdıklarına inanarak dualarını bazen bu cisimlere yöneltirlerdi. Fakat bu cisimler tanrı kabul edilmezdi. Sadece onun yeryüzündeki varlığının bir göstergesiydi. Göğün ve yeraltının 7 katı olduğuna, her katta çeşitli ruhların varolduğuna inanılırdı. İnsanlar doğaya, ruhlara ve diğer insanlara saygılı davranıp belli kurallara uyarak dünyalarını dengede tutmaları ile kişisel güçlerinin doruğuna varıp dışarıya yansıdığına inanırlardı. Eğer bu denge, kötü ruhların saldırısı veya bir felaketten dolayı bozulursa, bir şamanın yardımı ya da Tengri'ye verilen bir adak ile yeniden düzene sokulması gerektiğine inanılırdı.[2][3] Bu inancın kalıntılarını bugün Moğollarda (Lamaizmle birleşmiş şekilde) ve bazı hâlâ doğa'ya bağlı göçebe yaşam tarzı sürdüren Türk Halkları'nda, örneğin Altay-Türkleri ve Yakutlarda bulmak olasıdır; ama, Tengriciliği çoktan bırakmış halklarda da bu inancın birçok parçası; İslam, Hıristiyanlık, Budizm, Musevilik ya da Taoizm ile birlikte, geleneksel kültür olarak hâlâ sürmektedir. Örnek olarak, ağaca çaput bağlama gibi gelenekler ve Türkiye Türkçesindeki "Utançtan yedi kat yerin dibine girdim" deyimi gösterilebilir. Yine, ölen birisin ardından yapılan mevlid törenleri (haftası, kırkı, elli ikisi ve yılı diye de bilinir) Şamanist dönemden Tengri dinine ondan da Türklere geçmiş bir gelenektir. Yalnızca, Müslüman Türklerde mevlit okutulur. Genel olarak, dini ne olursa olsun tüm Türk ve Moğol uluslarda Şamanist ya da Tengri dönemi gelenekleri görmek olanaklıdır. Konu başlıkları [gizle] 1 Eski Türk inancının adı Şamanizm değil, Tengricilik 2 Tarih 2.1 Göktürkler 2.2 Moğollar 2.3 Avrupa'da Tengricilik 2.4 Diğer Türkler 3 Gökteki Kutsal Nesneler 4 Üç-Dünya kozmolojisi 4.1 Yeraltı âlemi ("Yerlik") 4.2 Gök âlemi 4.3 Bir Tengricinin dünyayı görüşü 5 İnsanların üç ruhu 5.1 Ruh türleri 5.2 Ruh adları 5.3 Kut, Tengrikut ve Iduk 6 Tengri'nin yanındaki diğer kutsal varlıklar 6.1 En tanınmış kutsal varlıklar 6.2 Sibirya Türklerinde 6.3 Doğa ruhları 6.4 Altaylıların bazı güçlü doğa-ruhları 7 Kutsal dağlar, göller ve ağaçlar 7.1 Bazı kutsal dağlar ve göller 8 Adak, kurban geleneği 8.1 Kanlı adaklar 8.2 Kansız adaklar 9 Eski Türklerde cenaze törenleri 10 Tengricilik'te din adamları: Kam ve Bakşi 10.1 Kamların ateşle arınması 10.2 Kamların doğaya verdikleri önem 10.3 Kamların uygulamaları 11 Rüzgâr tayı ve Buyanhışıg 12 Bilim 12.1 Tek-Tanrı kuramı 13 Günümüzdeki yeni Tengricilik 14 Tengricilik'in esasları 15 Tengricilik teriminin farklı şekilleri 16 Kitaplar 17 Ayrıca bakınız 18 Kaynaklar 19 Dış bağlantılar 19.1 Yabancı dillerdeki siteler 19.2 Videolar Eski Türk inancının adı Şamanizm değil, Tengricilik[değiştir] Eski Türklerin ve Moğolların, bugün Tengricilik adıyla bilinen geleneksel inancı, kısa zaman öncesine kadar Türk şamanizmi diye adlandırılıyordu. Ama Şamanizm terimi artık yalnızca Sibirya'daki inanç sistemi için değil, bütün dünyadaki ilkel inançlar için kullanıldığından, son 10-15 yıldan beri Türklerin ve Moğolların geleneksel inancı için batılı bilimciler arasında Tengrizm adı giderek yaygınlaşmaktadır. Julie Stewart "Moğol Şamanizmi" adlı makalesinde şunları belirtiyor:[3] Batılı bilim adamları bu inanç için gitgide daha sık Tengrizm adını kullanıyor. Bu ad bu inanç için çok daha isabetli, çünkü bu inanç tamamen Tengri'nin etrafına inşa edilmiştir ve insanların günlük ibadetleri için bir Şaman (Kam)'a gereksinimleri yoktur. Ayrıca bakınız: Tengricilik teriminin farklı şekilleri Tarih[değiştir] Hiung-nu'lardan kalma altın kemer kilidi. (M.Ö. 3. ila 2. yüzyıl) Orta Asya'da bulunan eski Türk yazıtlarından birisi Tengri-Kültü'nün en eski kanıtları 3000 yıllık Çin kaynaklarında Hiung-nu (Doğu Hunlar) ve Tue'kue halklarını anlatan yazılarda bulunmuştur (bkz. En eski kanıtlar).[4] Hun(Çince de Hiung-nu)hükümdarlarının kanlarının Tengri tarafından kutlandırılmış olduğuna inanırlardı. Destanlarında, Tengri'nin yolladığı bir dişi ya da erkek kurdun tanrısal kanının çiftleşme yoluyla hükümdarlarının sülalesine karışmış olduğuna inandıkları çeşitli yollarla belirtilmektedir. En eskisi ve en yaygın olanı kutsal dişi kurt Asena hakkındaki efsanenin farklı sürümleridir. Birçok eski Türk topluluğunda, Göktürklerde ve Orta Çağ'a kadar varolmuş Türk devletlerinde, kendi köklerinin kutsal Asena sülalesine dayandığını vurgulayan ve bu yüzden halkı tarafından yaşayan bir yarı tanrı olarak görülmüş olan Türk hükümdarlarına rastlayabiliriz. Bu hükümdarlar, Tengri'yi yeryüzünde temsil eden Tengri'nin oğulları olarak kabul edilmiştir. Tengri'nin bu hükümdarlara verdiği kudretli hükümdar ruhu olan kut'u elde etmiş olduklarına inanılarak adlarına Tengrikut ya da kutluğ gibi eklemeler yapılmıştır.[4] Göktürkler[değiştir] Göktürkler, Türk toplulukları arasında inançları, kültürleri ve politikaları hakkında değerli bilgiler içeren yazılı kanıtlar bırakan ilk ulus olmuştur. Orhun Yazıtları'nda Bilge Kağan eski Türk inancını yalnızca bir söz ile açıklamaktadır:[2] „üzä kök tänri asra yağız yer kılıntıkda, ekin ara kişi oğlı kılınmış.“ (Üstte mavi gök, aşağıda yağız yer kılındığında, ikisinin arasında insan oğlu kılınmış.) Göktürk hükümdarlarının unvanları sürekli Tengri ile olan bağlantılarına değinir; örneğin "kök tengri yaratmış" ya da „tänri täg tänri yaratmış türk bilge kağan“ [2] Göktürk İmparatorluğu'nda Tengricilik tek tanrıcı bir din olarak görünmektedir ve kesin olarak birçok başka inançları da barındırmış olan bu kültürde en büyük rolü oynamış ve hatta bu dönemde en parlak zamanlarından birini yaşamıştır. Göktürk hükümdarları halkları tarafından, yaşayan bir tanrı oğlu olarak kabul edilmiştir. Dört 'il'e ayrılmış olan devletin bu illerinin yönetimi dört il han'ca temsil edilmiş ve bu ilhanlar da halkları tarafından tanrısal davranış görmüşlerdir. Ölen bir Han ya da Kağan'ın ölümden sonra da tanrısal varlığını sürdürdüğüne inanılmış ve halkına destek olmaya devam etmesi için her sene ölüm gününde onun için bir kurban kesilmiştir.[5] Ancak bunların yanında Göktürklere Doğu Hunlardan miras kalmış olan Çin etkileri de bulmak mümkündür: Doğu Hun İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra son hükümdarların oğullarının birbirlerine düşman olmaları sağlanmış, güneyde kalan bölümü Han Çinleri ile birlik olmuş ve onların kültüründen etkilenmiştir. Bu dönemde ve sonraki yüzyıllarda, Tabgaçlar gibi birçok Türk topluluğunun Çinlerin arasında erimiş olduğu tahmin edilir. Bilge Kağan, atalarının yaptığı bu hataları yazılarında ayrıntılı olarak ele almış ve halkını Çinlilerden gelen tehlikeye karşı uyarmıştır. Bu yüzden Göktürklerde halkın bütünlüğünü korumak için etkili şekilde vurgulanan bir Türk ulusçuluğunda ve Tengriciliğe büyük önem verilmiştir. Buna rağmen 12 hayvanlı Çin takvimi ve göğün yönlerini hayvan isimleri ile tanımlamak gibi bazı etkiler kalmıştır. Böylece Göktürk İmparatorluğu topraklarının bölündüğü dört il, göğün hayvan isimleri ile adlandırılmasından dolayı Kartal ili, Domuz ili, Kaplan ili ve İt ili olarak adlandırılmıştır.[2][5] Göktürk yazıtlarında bulunan diğer bir cümle, Tengricilikteki mahşer günü hakkında bir fikir verir: Üze Tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun ilingin törüngün kim artatı udaçı erti? (Üstte gök yıkılmazsa, altta yer delinmezse (çökmezse), Türk milleti, senin ilini, senin töreni kim bozabilir?) Böylece Göktürklerde dünyanın sonunun 'gök'ün yıkılması ve yerin çökmesi ile gerçekleşeceğine inanıldığı söylenebilir.[5] Kalıntılardan birinde, Budizm'in Türklerin arasında yayılmaması için uyarıcı bir metin bulunmaktadır. Metinde Büyük Kağan'ın kardeşi, Budizmin, Türkleri umursamaz, tembel ve edilgin yaptığını ve bunun önlenmesi gerektiğini kaydetmektedir.[2] Tengriciliğin diğer inançlara karşı anlayışının ve hoşgörüsünün kanıtlarını bulmak mümkündür. Örneğin, Karadeniz'in kuzeyinde yapılan kazılarda, Tengrici oldukları bilinen Ön Bulgarlar'ın kalıntıları arasında, Musevi, Hıristiyan ve Budistlerin de olduğuna dair kanıtlar bulunmuştur.[6]. Moğollar[değiştir] Moğol İmparatorluğu önderi Cengiz Han konuşmalarına daima, Sonsuz "Kök Tengri'nin" dileğiyle.. sözü ile başlardı. Moğolların ve birçok Türk boylarının önderi olan Cengiz Han'ın da diğer inançlara karşı düşmanca bir tutumu yoktu. Savaş olmayan zamanlarda, hatta bazen savaşlardan sonra, Budist manastırlarında dinlenir, meditasyon ve oruç ile "ruhunu arıtırdı". Tengrist halkları birleştirip insanlık tarihinin en büyük devletini kurmuş olan hükümdar, konuşmalarına daima, Sonsuz "Kök Tengri'nin" (mavi Gök'ün) dileğiyle.. sözü ile başlardı. Cengiz Han'ın döneminde Tengricilik, Hunlardan ve Göktürklerden sonra, tekrar ve son kez, büyük bir ün kazanmıştı.[3] Kubilay Kağan, Çin'i fethettikten sonra oradaki yaygın dinlerle de ilgilenmeye başlamıştır. Örneğin; Tengricilik ile zaten akrabalığı olan Çinlilere ait "tek bir gök felsefesi" Tien Min'i taklit etmiştir. Ama özellikle Budist Uygur-Türk rahiplerinin bilgilerine ve eğitimlerine hayran kalmış ve onlardan bir heyeti, Buda'nın felsefesini Moğolların arasında da yaymak ve yeni bir Buda tapınağı kurmak görevi ile Karakurum'a göndermiştir. Bu rahipler sadece bugüne kadar Moğolistan'da var olan Lamaizmi değil, Uygurların kendi dillerine göre şekillendirdikleri sanskrit alfabesini de Moğolistan'a taşımışlardır.[2][7] Ama Budizm'e rağmen, Tengricilik Moğolistan'daki ağırlığını sürdürmüş, Budizm, Tengriciliğin içine ilave edilmiştir. Bugünkü Moğolların Budizmi, küçük bir Buda heykelini, boylarının Ongun'u ve ulu ataları Cengiz Han'ın resmi ile birlikte çadırın kutsal sayılan kuzey köşesine yerleştirmekten ibarettir.[3] Avrupa'da Tengricilik[değiştir] Süslü Ön Bulgar runları ile yazılı bir mezar taşı Tengricilik, Hunlar, Avarlar, Ön Bulgarlar, Kumanlar ve antik çağın bazı diğer savaşçı Türk ve Moğol toplulukları ve daha sonra da Cengiz Han'ın Altın Ordusu tarafından Avrupa'ya da taşınmıştır. Bu inanç göçebe yaşamına o kadar bağlıdır ki, Tengrici kavimlerin yerleşik bir yaşama geçişleri daima göçebe hayatı ile birlikte Tengriciliği de bırakmalarını ve diğer inançları kabul etmelerini beraberinde getirmiştir. Göçebeliği bırakmayan kavimler, Tengriciliği de bırakmamışlardır. Doğu ve Orta Avrupa'da, Orta Çağ'ın sonlarına kadar, Tengri'ye dua eden bazı ufak göçebe kavimlere rastlamak mümkün olmuştur.[8] "Tudomany" sözcüğü eski Macarcada "sihir" ya da "esrarengiz bilgi" anlamına gelirdi (günümüzde "bilim" demektir). "Taltos" denilen Macar Şamanları günlerce sürebilen bir baygınlıktan sonra "tudomany"yi elde ederlerdi. "Taltos" sözcüğü Eski Türkçe "tal-" ya da "talt-"'dan (günümüz Türkçesi: "dalmak") kaynaklanır ve "bayılmak" ya da "şuurunu kaybetmek" anlamına gelir. Şaman olma işlemi, şaman olacak kişinin kendinden geçmiş bir vaziyette "Gök'e kadar uzanan ağaca" (Macarca "Tetejetlen nagy fa") tırmanması ile gerçekleşirdi. Bu "Dünyalar Ağacı", bu halkların inancının bir parçasıydı.[9] Hun ordusu İtalya'ya girerken Ön Bulgarlar, Gök tanrısı Tengri'ye "Tangra" derlerdi [10] ve Tengricilik için tipik olan dağların kutsallığına inanma kapsamında Balkan'ın en yüksek dağına "Tangra" adını verdiler. Bu dağın adı Osmanlılar tarafından 15. yüzyılda "Maaşallah"'a çevrilene kadar böyle kalmıştır. Bugünkü Bulgarca'da bu dağın adı Maaşallah'tan türetilmiş şekilde "Musala"'dır.[11] Ayrıca şimdiye kadar bulunan 80 civarında eski Bulgar Run yazıtının neredeyse hepsinde "Tangra"nın adı geçmektedir. Bulgarlardan önce de Trakyalılar ve Yunanlar tarafından kutsal sayılmış olan ve eteklerinde eski Yunan tapınakları bulunan Perpenikon Dağı'nın en yüksek zirvesindeki dikili taşa, eski verimlilik tanrıçası olan Umay'ın resmi kazınmıştır.[12] Bulgarların Tengriciliği 864 yılında Han Boris (Mikail) I.'in Hristiyanlığı kabul etmesi ile sona ermiştir. Avrupa'ya göç etmiş olan göçebe Tengrici kavimler, yerli olmaları ile birlikte zamanla eski inançlarını unutmuş ve yerli Slav, Germen ve Roman halklarıyla karışmışlardır. Diğer Türkler[değiştir] 10. yüzyıl öncesinde Araplar ve Farslarla temasa girip İslam'ı kabul etmiş olan Türk boyları vardır. Ama İslam'ı toplu halde kabul etmiş olan ilk büyük Türk topluluğu, Saltuk Buğra Karahan emri altındaki Karahanlılar olmuşlardır (920)[2]. Bundan sonra İslam, Orta Asya'nın güneybatısındaki Türk kavimleri arasında hızla yayılmıştır. Bazı Türk kavimlerinin İslama katılmadan evvel Nestoryan Hristiyanları oldukları hakkında da kanıtlar bulmak mümkündür. 581 yılından kalma bir Farsça yazıda, bir savaştan sonra esir düşen Türk askerlerinin yüzlerinde Haç dövmeleri bulunduğundan söz edilir.[2] 762 yılında Bögü Kağan, Göktürk ülkesinin parçalanmasından doğmuş olan Uygur ülkesinde, Mani dinini ülkenin resmî inancı olarak ilan etmiştir. Ama Farslardan alınmış olan Mani dini, eski Türklerin Tengricilik ilkeleriyle kesinlikle bağdaşmadığından Uygur halkının tümüyle bu dini kabul ettiğine inanmak zordur.[2] Bundan yüz yıl kadar sonra, Uygurların çoğunluğu Budizmi kabul edip bu temelin üzerine ilk "yerleşik Türk kültürünü" geliştirmişlerdir. Hatta Budizmin öncüleri olup, dini diğer halkların arasında yaymaya başlamışlar, binlerce Çince ve Sanskritçe Budist yazısını özenle Türkçeye çevirmişlerdir. Budizmi kendi kültürlerine göre şekillendirmiş ve hatta ilk kez kadınlar için bir manastır inşa ederek "Budist rahibeler" geleneğini başlatmışlardır. Kırgızlar'ın saldırısından sonra bir süre göçebeliğe geri dönmek zorunda kalmışlardır. Bugünkü Uygurlar çoğunlukla Müslümandır. Uygurlar bazı gelenekleri Budizm'den İslam'a taşımışlardır. Örneğin, kendini ruhsallığa adamış, maddi varlığı olmayan, göçmen rahip geleneğini İslam'da da devam ettirerek, kapı kapı dolaşarak hayır duaları ile geçimini sağlayan ve bazen ermiş olarak görülen derviş geleneğini çıkarmışlardır. İslam'daki tüm derviş şekilleri buradan kaynaklanmışdır.[2] 16. yüzyıldan sonra, Sibirya'nın Türk kavimleri Ruslar tarafından gitgide Hristiyanlaştırılmış ve Slavlaştırılmıştır. Ama bu toplulukların Hristiyanlığında hâlâ Tengricilik kalıntılarını bulmak mümkündür. Örneğin hâlâ Şaman geleneği sürdürülmektedir ve köylerdeki Şamanlara olan güven, köyün papazına ya da doktoruna olan güvenden daha fazladır. Bugün Tengricilik artık sadece Moğollarda Lamaizm ile karışmış bir şekilde ve hâlâ doğaya bağlı ve göçebe yaşam sürdüren bazı Sibiryalı küçük Türk kavimlerinde görülmektedir. Tengriciliği bugüne kadar muhafaza etmiş olan kavimler daima göçebe olmuşlardır. Bazı Müslüman Türkmen ve Kırgız boyları hâlâ tamamen veya kısmen göçebe bir yaşam sürdürmektedirler. Bu boylarda, eski dini törelerini İslami dualar ile karışık şekilde uygulayan şamanlara rastlamak mümkündür.[2] Son yüzyıllarda birkaç defa Tengriciliği modernleştirme ve canlandırma denemeleri yapılmıştır. Bu çabalardan biri, Altay bölgesinde doğmuş olan ve Batılı bilimcilerin Burhanizm dedikleri Ak Yang dır (Ak Din). 1902 yılından 1930 yılına kadar süren Ak Din'in en önemli özelliği Şamanlara ve Ruslara karşı düşmanlığıdır. Onlara göre Şamanlar, yüzyıllar boyunca diğer dinlerin ritüellerini taklit etmiş ve saçma sapan şeyler yapmaya başlamışlardır. Ak Din, Şamanların Gök'ün (yani Tengri'nin) değil, yeraltının, yani kötülüğün temsilcileri olduklarını vurgulamış ve Şamanları yok etmeye çağırmıştır. Ak Din için vaaz verilen toplantılarda Şaman elbiseleri, Şaman davulları ve hatta Rusların şeytanlığı olarak görülen Rus kâğıt paraları bile yakılmıştır. Bu uygulamalara 1930 yılında Ruslar tarafından, şiddetli ve kanlı bir şekilde son verilmiştir.[1] Gökteki Kutsal Nesneler[değiştir] Güneş, ay, ateş ve su, Tengri'nin kudretinin sembolleridir. İnsanların Gök'e dua ederek elde ettiklerine inandıkları "Buyan" adlı enerji, güneşin göğün neresinde durduğuna bağlı olarak değişir. En fazla buyanın yeni ay ve dolunayda elde edilebildiğine inanılır. Senenin en uzun gününün yaşandığı ve gündüz ile gecenin eşit olduğu günler, en önemli bayramlardır.[3] Yılbaşı, 21 Aralık'tan sonra gelen ilk yeni ayda, "Kızıl Güneş Bayramı" 21 Haziran'dan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır.[3] Venüs gezegeninin Türklerdeki adı "Erklik," Moğollar'daki adı "Tsolman"dır. "Ateşli ok" denilen yıldız kaymalarını ve yeryüzüne düşen meteorları Erklik Han'ın gönderdiğine inanılır (Erlik Han ile karıştırılmamalı). Büyük ayı yıldızlarına Moğollar'da Doolon Obdog ("Yedi Yaş Damlalı Adam") derler. Gök'ün Ülker yıldızlarına bağlı olduğuna, ve Ülker'in etrafında döndüğüne inanılır.[3][4] Beyaz Ay bayramında 14 adet tütsü yakılır. Bunların ilk yedisi "Yedi Yaş Damlalı Adam" ve diğer yedisi Ülker içindir.[3] Üç-Dünya kozmolojisi[değiştir] Çoğu eski inançlardaki gibi Tengricilikte de gerçek âlemin yanında bir "gök âlemi," bir de "yeraltı âlemi" vardır. Bu âlemlerin arasındaki tek bağlantı, dünyanın merkezinde duran "Dünyalar Ağacı"dır. Gök âlemi ve yeraltı aleminin yedişer katları vardır (bazen yeraltı 9, gök de 17 kat olarak geçmektedir). Şamanlar bu âlemlere yolculuk yapmak için birçok girişler tanırlar. Bu âlemlerin katlarında, aynı yeryüzündeki insanlar gibi bir hayat sürdüren varlıklar vardır. Onların da kendi saygı gösterdikleri ruhları ve şamanları vardır. Bazen bu varlıklar yeryüzünü ziyaret ederler ama insanlara görünmezler. Sadece ateşin garip bir cızırtısında ya da bir tilkinin havlamasında kendilerini belli ederler ve şamana görünürler.[3][5] Yeraltı âlemi ("Yerlik")[değiştir] Yeraltı âleminin yeryüzü ile çok benzerlikleri vardır ama yeraltı halkının insanlarda olduğuna inanıldığı gibi 3 ruhu değil, sadece 2 ruhu vardır. Onlarda, vücut ısısını üreten ve nefes alınmasını sağlayan "ami ruhu" eksiktir. Bu yüzden çok beyaz tenlilerdir ve kanları çok koyu renklidir. Yeraltı âleminin güneşi ve ayı çok daha az ışık verir. Yeraltında da ormanlar, ırmaklar ve yerleşim yerleri vardır.[3] Yeraltı âleminin efendisi Erlik Han'dır (Moğolca: Erleg Han). Erlik, Tengri'nin bir oğludur. Yeraltında yeniden doğmayı bekleyen ruhları da Erlik Han kontrol eder. Eğer hasta bir insanın "süne ruhu" daha ölmeden yeraltı âlemine kayarsa bir şaman, Erlik Han ile pazarlık yaparak onu tekrar geri getirebilir. Eğer bunu başaramazsa hasta ölür.[3] Gök âlemi[değiştir] Gök âleminin de yeraltı alemi gibi yeryüzü ile benzerlikleri vardır ama bu âlemde insanların ruhları bulunmaz. Bu âlem yeryüzünden çok daha aydınlıktır. Bazı rivayetlere göre yedi tane güneşi vardır. Yeryüzündeki şamanlar bu âlemi ziyaret edebilirler. Burada sağlıklı, hiç dokunulmamış bir doğa vardır ve buranın yerlileri atalarının geleneklerinden hiçbir zaman sapmamışlardır. Bu âlem Tengri'nin diğer bir oğlu olan Ülgen'in himayesi altındadır. Bazı günlerde Gök âleminin kapısı aralanır ve ışığı bulutların arasından parlar. Bu anlar, şaman dualarının en tesirli olduğu anlardır. Bir şaman, kendisini gök âlemine götüren hayali yolculuğunu bir kuşun, geyiğin ya da atın sırtına binerek ya da bu hayvanların şekline girerek gerçekleştirir.[3] Bir Tengricinin dünyayı görüşü[değiştir] Bir tengriciye göre dünya sadece üç boyutlu bir ortam değil, aynı zamanda durmadan dönen bir çemberdir. Her şey bu çemberin içine bağlıdır ve çember durmadan eskir ve yenilenir. Dünyanın üç boyutu, güneşin hareketi, durmadan hareket halinde olan mevsimler ve bütün yaratıkların ölümden sonra tekrar doğan ruhlarından oluşur [3]. İnsanların üç ruhu[değiştir] Tengricilikte, insanların ve hayvanların birden çok ruha sahip olduklarına inanılır. Genelde her insanın üç ruha sahip olduğu kabul edilir ama ruhların isimleri, özellikleri ve sayıları bazı kavimlerde farklı olabilir: örneğin, Sibirya'nın kuzeyinde yaşayan ve bir Moğol halkı olan Samoyetler, kadınların dört, erkeklerin beş ruha sahip olduklarına inanmaktadırlar.[3][4] Ruh türleri[değiştir] Kuzey Amerika'da, Orta ve Kuzey Asya'da araştırmalarda bulunmuş olan Paulsen ve Hultkratz bu ruh inancının bütün halklarda aynı olan iki ruhunu şöyle açıklamışlardır: Nefes, hayat ya da beden ruhu Gölge ruhu/serbest ruh Bunların yanında kavimden kavime değişen "kısmet ruhu," "koruyucu ruh" ve bir de "çocuk ruhu" inancını tarif etmişlerdir. Yeni doğan bir çocuğun "Omi ruhu" olduğuna, ve bu çocuk bir yaşına girdiğinde bu ruhun "Ergen ruhu"na dönüştüğüne inanılır. Ayrıca aynı kavme ait olan insanların bir "kolektif ruh"a sahip olduklarına inandıkları tespit edilmiştir. Bu "kolektif ruh" inancı, aynı türe ait olan hayvanlara da yansıtılır. Yani, aynı türe ait olan hayvanların büyük bir toplu ruha bağlı olduklarına inanılır.[13] Ruh adları[değiştir] Türklerde ve Moğollarda insan ruhları için birçok farklı isimler bulunur ama bunların özellikleri ve anlamları henüz yeterince araştırılmış değildir. Türklerde: Özüt, Süne, Kut, Sür, Salkin, Tin, Körmös, Yula Moğollarda: Sünesün, Amin, Kut, Sülde[4] Jean Paul Roux, bu ruhların yanında, bir de Uygurlar'ın Budist dönemlerinden kalan yazılarda sözü edilen "Özkonuk" ruhuna dikkati çeker.[4] Moğolistan'a araştırmalar yapmak için gidip sonunda hayatını Tengriciliğe adamış ve "Sarangel Odigen" adlı Şamaniçe olarak Moğolistan'da vefat eden bilimci Julie Stewart, Tengricilik hakkında yazdığı makalelerinden birinde ruh inancını şöyle tarif etmiştir: Amin ruhu: Nefes almayı ve vücut ısısını sağlar. Amin ruhu tekrar canlandırır. (Bu ruhun Türklerdeki adı "Özüt" olsa gerek. Kaşgarlı Mahmud, yazdığı Divân-ı Lügat-it Türk adlı eserinde "Özüt ruhu"nu nefes ruhu olarak tarif etmiştir). Sünesün ruhu: Vücudun dışında, suya gider, suyun içinde hareket eder. Aynı doğadaki su çemberi gibi bir varlık sürdürür. İnsan ölünce yeraltı dünyasına iner. Tekrar dünyaya gelmesi gerektiğinde, bir kaynaktan çıkar ve bebeğin içine girer. (Türklerde "Süne ruhu"). Sülde ruhu: Bir insana kişiliğini veren ruh. Benlik ruhu. Diğer ruhlar insan vücudunu terk ederse sadece baygınlığa, benliğini yitirmeye ya da komaya yol açarlar, ama eğer bu ruh vücudu terk ederse insan ölür. İnsan ölünce doğada bir cisme girer ve Yer Su ruhu olur. Tekrar dünyaya gelmez.[3] Hayvanların iki ruhu vardır. Hayvan öldüğünde bunlardan birisi tekrar dünyaya gelir ve diğeri doğaya yerleşir. Hayvanlar yeniden dirilebilen bir ruha sahip oldukları için, onlara da saygılı davranmak ve eziyet etmemek gerekir. Kut, Tengrikut ve Iduk[değiştir] "Kut" Tengrinin sadece hükümdarlara verdiği güçlü bir ruhtur. Tengri bu ruhu bir kağana, uygun gördüğü zaman verir ve yine uygun gördüğü zaman geri alır. Bu ruha sahip olan bir kağanın unvanına "Tengrikut" eklenir. "Iduk" Umay'ın, Yer Su'ların ve bazı diğer dişi cinsiyetli kutsal varlıkların ismine katılan bir ektir ve henüz yeterince araştırılmamıştır. Jean Paul Roux'un fikrine göre, "Kut"un dişi varlıklara verilen uyarlamasıdır.[4][14] Tengri'nin yanındaki diğer kutsal varlıklar[değiştir] Tengricilikte ataların kutsal sayılması ve hatta bazı büyük hükümdarların ölümlerinden sonra tanrı olarak kabul edilmesinden dolayı, kabileden kabileye farklı tanrısal varlıklar bulunur. Bu yüzden Tengriciliğin bütün kutsal varlıklarını bir araya toplanması imkânsız gibidir. Örneğin, Altaylarda çok yüksek bir tanrı olarak görülen Kara Han'ın Oğuz Han'ın babası olduğu düşünülmektedir. Ayrıca Macar bilimcilere göre, Macarca'daki "tanrı" anlamına gelen "Isten" kelimesi İstemi Kağan'a ölümünden sonra tanrı olarak tapılmasından kaynaklanmaktadır.[5][15] Tengriciliğin bir tek-tanrı dini olup olmadığı hakkında farklı görüşler var olduğu için, bu kutsal varlıkların gerçekten "tanrı" olarak mı, yoksa sadece "güçlü ruhlar" olarak mı adlandırılması gerektiği kesin olarak söylenememektedir. Bu konu hakkında, bilimcilerin farklı görüşleri aşağıda Tek-Tanrı Kuramı başlığı altında ele alınmıştır. En tanınmış kutsal varlıklar[değiştir] Tengrinin yanında Tengriciliğin coğrafyasında en yaygın ve en tanınmış kutsal varlıklar şunlardır: Umay (Iduk Umay ya da Tenger Ninyan da denir): Bereket tanrıçası. Tengri'nin kızı. Ülgen (Altaylar'da Adakutay, Yakutlar'da Ak Toyun): Tengri'nin oğlu. Gök âleminin (cennetin) efendisi. Erlik Han (Yeraltı âlemi=Yerlik/Erlik): Tengri'nin oğlu. Yeraltı âleminin kağanı. Sibirya Türklerinde[değiştir] Günümüzdeki Yakutlar ve Altaylar yukarıda sayılan dört tanrısal varlığın yanında ayrıca şu kutsal varlıkları tanımaktadırlar:[5] Kayra Han: Altaylılarda yüksek derecede bir tanrı. Gök'ün en yüksek katında, altın bir sarayda, altın bir taht'da oturduğu anlatılır. Altayların yaratılış efsanesinde hatta insanların yaratıcısı olarak gösterilir. Ayzıt ya da Aykız: Aşk, güzellik ve Ay tanrıçası. Gök'ün 3. katında oturur. Kamlar alkışlarında (alkış= Dua) inanılmaz güzelliğini methederler. Gün Ana: Güneş tanrıçası. Güneş ile birlikte Gök'ün 7., yani en yüksek katında oturur. Ay ata ya da Ay dede: Ay tanrısı. Ay ile birlikte Gök'ün 6. katında oturur. Alasbatır: Ev hayvanlarının koruyucusu. Ancasın: Yıldırımların efendisi. Su İyesi: Suda yaşıyan güzel peri kızlarıdır.Kendilerini yılana ya da kuşa çevirebilme yetenekleri vardır. Taş Gaşıt: Kısmet tanrısı. Andarkan: Ateşin efendisi. Eski Kırgızlarda bir bitki tanrıçası aynı isimi taşıyordu. Satılay: Kötülük tanrıçası. İnsanların dengesini bozar, yoldan çıkarır ve ruh hastalıkları getirir. Çaresiz insanları intihar etmeye ikna eder. Kış Han: Kışın efendisi. Arah, Toyer, Tarila, Sabıray: Yeraltı âleminde, insanların ruhları hakkında kararlar veren hakim derecesindeki ruhlar. Gölpön Ata: Koyunların koruyucusu. Erdenay: Haberci. Tanrıların insanlara bildirmek istedikleri iyi kararları insanlara ileten ruh. Kambar Ata: Atların koruyucusu. Od Ana:Ateşin ve ocağın tanrıçası. Doğa ruhları[değiştir] Tengricilikte doğa ruhlarla doludur. Bu ruhlar bulundukları yerlere ve özelliklerine göre kategorilere ayrılırlar. Bunların isimleri Tengrici halkların farklı dilleri ve lehçelerine göre değişebilir. Ama bunlar genel olarak iki büyük gruba ayrılabilirler:[14] Gök ile bağlantısı olan ruhlar: Bunların adlarına çoğunlukla "kök-" (mavi) ya da "-tengri" (gök) kelimeleri eklenir. Yer ile bağlantısı olan ruhlar: Bunlar toplu olarak Türklerde "Yer su" ve Moğollarda "Gazriin ezen" olarak adlandırılırlar. Rafael Bezertinov yazdığı "Tengrianizm: Religion of Turks and Mongols" adlı kitabında[14], Türklerde 17 kutsal varlığın (Tengri, Umay, Erlik, Ülgen vs.), Moğollarda ise 99 "Gök ruhları"nın 77 "Yer ruhları" ile karşı karşıya durduklarını ortaya koymaktadır. Ayrıca, çoğunlukla Tengri ile bağlantılı olarak kullanılan "kök" (mavi) kelimesinin, bir "gök ruhu" taşıdığı inanılan yaratıklara da eklendiğine dikkati çeker; ‘Kuk’ lakabı ayrıca, at, koç, boğa, geyik, köpek ve kurt gibi, bazı hayvanlara da verilmektedir. Bu yakıştırma hayvanın rengine (alaca) değil, Gök'e ait olmasına dair verilirdi: Kuk – Tengre, yani kutsal öze sahip." Şamanlar birçok ruhu kontrol edebilir ama bazı gök ruhları o kadar güçlüdürler ki bir şaman onları etkileyemez. Bir ruh sadece, denge bozulduysa ve düzeltilmesi gerekliyse rahatsız edilebilir. Önemsiz meseleler veya sırf merak için rahatsız edilmemeleri gerekir.[3] Moğollarda Tengrinin yanındaki en güçlü kutsal varlıklar, Gök'ün ayrı yönlerinde bulunduklarına inanılan dört kudretli gök ruhlarıdır. Moğollar bunların adlarına da "-tenger" (gök) eklerler: Erleg Han (Erlik Han), yeraltının efendisi. Doğu-"tenger"i. Usan Han, su ruhlarının efendisi. Güney-tengeri. Tatay Tenger, kuzeyden çağrılır. Fırtınaların, yıldırımların ve hortumların efendisi. Moğolların bu gök ruhları çok güçlüdür ve etkilenemezler. Şamanlar onlardan sadece bir ayinde yardımcı olmalarını rica edebilir. Bu ruh gruplarının dışında bir de Çor (Moğolca: Çotgor), Ozor, Ongun, Körmöz ve Burhan ruhları vardır. Yer su (Moğolca: Gazriin Ezen, Yakutca: Ayy): Yer ile bağlantısı olan doğa ruhları. Bir dağın, gölün, ırmağın, kayanın, ağacın, köyün, binanın; hatta bütün bir ülkenin ruhu olabilirler. Çor (Moğolca: Çotgor): Dengeyi bozan, bedensel ve ruhsal hastalıklar getiren kötülük ruhları. Bazı Çor'lar ölmüş insanların, yeraltı aleminin yolunu bulamamış olan Süne-ruhlarıdır. Bu takdirde bir şamanın bu ruhu tekrar yola getirmesi gerekir. Diğer kötülük ruhları tekrar canlandırma çemberinin dışında dururlar ve sonsuza dek doğada dolaşırlar. Şamanlar bu ruhları etkileyip iyi bir yardımcı ruh haline getirebilirler. Ozor ruhları, Ongun ruhları ve Burhan ruhları çoğunlukla iyi ruhlardır, ama zamandan zamana sorun da yaratabilirler. Ozor ve Ongun ruhları bazı ataların bir süre boyunca doğada dolaşan Sülde ruhlarıdır. Bu ruhlar şamanların törenlerinde en önemli yardımcılarıdır. Körmöz (Moğolca: Utha): Ölmüş şamanların ruhlarıdırlar. Körmözler daima canlı şamanların yanında bulunur, onlara yol gösterip yardımcı olurlar. Körmözler birçok şaman kuşaklarının tecrübesine sahiplerdir. İyi ve kötü Körmözler vardır. Ayrıca Körmözler yeni ölen insanların ruhlarına yol gösterirler ve onları gitmeleri gereken yere götürürler. Burhan: Burhanlar çok güçlüdürler ve bir şaman onları etkileyemez. Eğer bir insanı hasta ettilerse, sadece hastayı rahat bırakmalarını rica edilebilirler. Sadece çok güçlü bir yardımcı ruhu olan bir şaman, Burhan ruhunu kontrol edebilir. Bu uygulamadan sonra o Burhan bir Ongun'un içinde tutulan Ongun ruhu olur.[3] Altaylıların bazı güçlü doğa-ruhları[değiştir] Altay Han: Altay dağlarının efendisi. Altay dağlarının zirvesinde oturduğuna inanılan çok güçlü bir ruh. Buncak Toyun: Buzul Toyun ile birlikte gök âleminin en yüksek katında büyük Kara Han'ın sarayına giden yolun bekçiliğini yapar. Demir Han: Güçlü bir dağ ruhu. Talay Han: Güçlü bir dağ ruhu. Okto Han: Yer Su kategorisinden, güçlü bir dağ ruhu.[5] Kutsal dağlar, göller ve ağaçlar[değiştir] Han Tengri dağının, günbatımındaki görünümü Tengrici bir insanın doğaya karşı büyük saygısı vardır, çünkü doğa ruhlarla doludur. Büyük bir dağın, görkemli yaşlı bir ağacın, bir gölün ya da bir vahşi hayvanın bir ruhu ve böylece bir kişiliği vardır. İnsan doğadan sadece kendine ve ailesine lazım olduğu kadarını alır, savurganlık Tengriyi ve Yer suları öfkelendirir. Eğer insan doğadan bir şey alabildiyse bu sırf doğa ruhlarının rızası ile olmuştur. Bu yüzden onlara minnettar olması gerekir.[3] Çin'in Tang döneminden kaldığı düşünülen Göç destanında, Türkler 40 kuşaktan beri kutsal saydıkları ve ondan güç aldıkları bir kayayı Çinlilere bırakırlar. Gök aniden garip sarımsı bir renge bürünür, kuş ötüşleri ve doğadaki diğer sesler kesilir, bozkırlar sararmaya solmaya başlar, Türklerin ve sürülerinin arasında salgın hastalıklar çıkar ve doğadan Yer suların sesleri duyulur "gööç gööç" diye. Yer su ruhları bu şekilde kendilerine ihanet eden Türkleri memleketlerinden kovar ve cezalandırır. Dağ ruhlarının çok güçlü olduklarına inanılır ve bereket için onlara dua edilir. Her Tengrici halk, yaşadığı bölgenin en yüksek dağına hitap eder. Böylece günümüze kadar tüm Avrasya'da bazı dağ isimleri, bu eski inancın kalıntıları olarak muhafaza edilmiştir. Bir Dağ ruhuna edilen dua, bir "Oba" ya yöneltilir. Bu oba dağın yakınında bulunan ve o dağı temsil eden, 2-3 metre yüksekliğinde dallardan oluşan bir yığıntıdır. Bu obanın yanından geçen kimse üç kez etrafında dolanır ve sonunda obanın tepesine bir taş koyar. Böylece yolculuğunun devamı için uğur ve kendisi için güç aldığına inanır.[3] Bazı kavimlerde dağa verilecek kurban dağda bulunan bir gölün içine atılır. Bazı kutsal dağlar ve göller[değiştir] Tashi Dor.jpg Han Tengri (Kazakistan) Kazakistan Altay dağları; zirvesinde Altay Han'ın oturduğuna inanılır. Issık Kul: Kırgızistan Kırgızların mitolojilerinde güçlü bir ruhu barındıran kutsal göl. Musala (Bulgaristan) Bulgaristan Bu dağ Balkanların en yüksek dağıdır ve 15. yüzyıla kadar bir Türk kavmi olarak yaşayan Ön Bulgarların verdiği Tangra (Tengri) isimi ile tanımlanmıştır. Daha sonra Osmanlılar bu dağa "Maaşallah" ismini vermiştir. Günümüzdeki Bulgarlar Maaşallahtan türetilmiş olarak "Musala" derler. Tien Shan: (Uygurca: Tengri Tav, (Tanrı dağı)) Adak, kurban geleneği[değiştir] Tengricilikte iki türlü adak vardır; kanlı adak ve kansız adaklar.[3][5] Kanlı adaklar[değiştir] En çok makbule geçtiğine inanılan adak hayvanları beyaz atlardır. Atların dışında koyun, keçi ve sığır da kurban edilir. Tengricilikte bir hayvanı kurban ederken dikkate alınması gereken birçok kural vardır. Bir hayvanın tekrar doğacak olan bir ruhu olduğu için, ona karşı saygı duyulur ve hayvana gereksiz acı vermemeye çalışılır. Kurban hayvanının başı kesilmez, çünkü ruhu kafasında, boynunda ve solunum yollarında bulunur, bu yüzden bölünmemesi gerekir. Ayrıca kanının akmaması, kemiklerinin kırılmaması ve hayvanın, postun karın kısmında bulunan bir yırtığın dışında tek parça kalması gerekir. Hayvanın karın kısmından bir kısım kesilir, buradan hayvanın içine el sokulup can damarı bölünür. Moğolistan'da hâlâ bu şekilde yapılmaktadır. Daha sonra hayvan ikiye bölünür ve iki ayrı ateşin üstüne asılır. Hangisinin dumanı dik bir şekilde göğe doğru çıkarsa o bölümü kül olana kadar ateşin üzerinde bırakılır çünkü o bölümün kokusunun Tengrinin hoşuna gittiğine inanılır. Günümüzün Müslüman Kırgızları, kurban bayramında da at kurban ederler. Kansız adaklar[değiştir] Kansız adak olarak özel seçilmiş çeşitli gıda malzemeleri, içki, tütün, silah, ev eşyaları ve at yarışları ile güreş gibi farklı şeyler kullanılır. Örneğin gök gürüldediğinde bir tas kımız, yoğurt ya da ayran ile üç kez çadırın etrafında dolanılır. Yıldırımın düştüğü noktada gençler Tengrinin hoşnutluğunu tekrar kazanmak için güreşler ederler. Ama her gün yapılan, en sık rastlanan adak, bir tas kımızdan Gök'ün dört yönüne doğru biraz sıçratarak o içkiyi böylece Tengriye, Ötükene, atalara adayıp gerisini bir dikişte içmektir. Bu gelenek günümüze kadar tüm Sibirya'da ve özellikle Moğolistan'da yaygındır. Bazen votka ile de yapılmaktadır.[3] Eski Türklerde cenaze törenleri[değiştir] Tengricilik'te bir insanın birden fazla ruha sahip olduğuna ve bu ruhların farklı özellikleri olduğuna inanılması, dönemsel ve bölgesel farklı cenaze merasimlerine yol açmıştır. Jean Paul Roux'a göre, eski Çin yazılarında Vu-Sun'ların cenazelerini erken dönemlerinde yaktıkları ve daha geç dönemlerde gömdükleri hakkında kanıtlar bulunmaktadır. Bazı diğer kaynaklara göre gömülecek cenazeler için mezarın konumu bir akarsunun yakınında seçilir, ve bu vücudun dışında akarsular yolu ile hareket eden süne ruhunun dikkate alındığına işaret eder. Diğer kaynaklarda mezarların konumu yüksek tepelerde seçildiğine kanıtlar bulunur, ve bu gök ile ilişkisi olan nefes ruhunun dikkate alındığına işaret eder. Kaşgarlı Mahmud da eski Türklerin cenaze gelenekleri hakkında çok faydalı bilgiler aktarmıştır. Yukarıda saydığımız geleneklerin yanı sıra ağaçların üstünde sergilenen cenazeler olduğunu yazmaktadır. Ayrıca cenaze merasimlerinde geride kalan yakınların kendilerine tırnakları ve bıçaklar ile zarar verdiklerini yazmaktadır. Cenaze merasiminde özellikle yüzlerini yaralayıp, kan gelmesini sağlamaya önem verilmiştir, çünkü göz yaşlarının kan ile karışıp akmasının derin bir anlamı vardır. Birçok dikkate alınan gelenekler vardır: Cenaze çıkan bir evden 40 gün boyunca hiçbirşey alınıp bu eve hiçbirşey de verilmez. Bazı kavimlerde 40 gün boyunca ölünün adı anılmaz, aksi takdirde ölünün ruhu o evi terk etmeyeceğine ve gitmesi gereken yola çıkmayacağına inanılır. Jean-Paul Roux'nun Türklerin ve Moğolların Eski Dini başlıklı çalışmasından:[16] “Ölümü izleyen dönemde bazen birdenbire ortaya çıkan, bazen önceden düzenlenen ağlayıp sızlamalar ile cenaze törenlerinde yer alan ritüele dayalı dövünmeleri birbirine karıştırmamak gerekir. Çinliler bu ayrımı gayet iyi yapmıştır, konuyla ilgili tanımlamaları klâsik niteliktedir: ‘Onlar, cenazenin içinde olduğu çadırın kapısı önüne gelir gelmez kanlarının gözyaşlarıyla birlikte aktığının görülmesi için yüzlerini bir bıçakla kesmektedirler.’ Jordanes bunun Hunlar tarafından da yapıldığını belirtmiştir. Diğer gözlemciler arasında İbn Faldan, ‘korkunç ve vahşi bir şekilde bağırıp ağlayan’ erkekler olduğunu açıklamaktadır. Aynı zamanda at yarışları düzenlenmekte, yani ölünün çevresinde düzensiz şekilde dönülmekte, ayrıca koyunlar ve atlar kurban edilerek ‘çadırın önüne serilmektedir’. Ölünün seyredilmesi için açıkta bırakıldığı süreyle ilgili olarak dikkat çeken yedi rakamına, çoğu kez değişik faaliyetler söz konusu olduğunda da rastlanmaktadır: yedi yara, yedi defa çevresinde dönüş... Gömülme tarihi geldiğinde ceset, Herodot tarafından belirtildiği ve Pazırık kazılarında da görüldüğü gibi, en azından İskitler'de ve ayrıca Moğollarda, mezarına kadar taşınmak için araba üzerine konmaktadır. Tukiuler'de, Vuhuanlar'da, Huan-Huanlar'da ve diğer Türk kabilelerinde bunlara bir cenaze alayı eşlik etmektedir. Cenaze törenleri bir araya gelmek için büyük nedenlerden birini oluşturduğu için eskiden olduğu gibi günümüzde de halk toplanmakta ve bunun için uzak yerlerden gelinmektedir. Yabancı heyetler davet edilmektedir.”[16] “Halen ölüme uçan ruhun shungkur, sungur şeklinde algılanmış olup olmadığını saptama olanağımız yok, ancak ‘öldü’ demek yerine shungkur boldi, ‘sungur hâline geldi’ deyiminin İslam dinini kabul ettikten sonra bile Batı Türklerinde kullanıldığı görülmektedir.” [16] Emel Esin'in Türklerde Maddi Kültürün Oluşumu adlı eserinden:[17] “Kök Türkler hakkındaki Çin rivayetlerinden anlaşıldığına göre ceset, kubbeli ve yuvarlak biçimli olan Türk çadırına yatırılıyordu. Takvimde uygun bir gün seçerek yuğ merasiminin iki safhası icra edilirdi. Kök Türk beylerinin mezar taşlarında yuğ tarihleri verildiğine göre, gün belirlenirken bazı astrolojik düşüncelerin varlığından da söz edilebilir. Esasen görüleceği gibi, mezar taşlarında astrolojik simgeler de bulunuyordu. Merasim için seçilen günde ceset, at üzerine bindirilip bazen çadır şeklinde bir köşk içinde, silahları ve madeni ayna gibi kıymetli eşyaları yakılıyor ve başka bir mevsimde küller gömülüyordu. Türk kağanlarının mezar abideleri dağ şeklindeydi. Daha sonra Kök Türklerde ve Oğuz Türklerinde olduğu gibi ceset yakılmadan gömülüyorsa giyimli ve zırhlı olarak, silahları ve elinde bir kadeh içki bulunan ceset, atıyla mezara yerleştiriliyordu. Mezar abidesi olarak ölenin bir portresi ve hayatı sırasında giriştiği savaşlardan sahneler tasvir ediliyordu. Ölen kimsenin hayattayken savaşta öldürdüğü kişilerin simgesi olan taşlar veya heykellere balbal deniyor ve bunlar da mezarın etrafına dikiliyordu. Balballar ve ölene kurban edilen hayvanlar, öbür dünyada hizmete tahsis edilmiş sayılıyordu. J. R. Hamilton ve E. Tryjarski tarafından yeni okunan geyikli bir Kök Türk mezar taşı yazısından anlaşıldığı üzere, kurban edilen hayvanların da tasviri yapılıyordu. Ölenin, onun maiyetinin ve balballar ile kurbanlık hayvanların tasvirleri dikili taşa oyulmuş bir heykel veya kabartma olmaktaydı. Ölenin hayat safhalarını temsil eden levhalar da taşa naklediliyor veya az kabartmalı şekilde oyuluyor ya da kırmızı boyayla çiziliyordu. Bu eserlerin üslubu ilkel, fakat çarpıcı bir ifade biçimiyle kendini gösteriyordu. İnsan tasvirlerinin hiçbiri diğerine benzememek ile, kaynaklarda ölenin portresinin yapıldığı hakkındaki bilgi teyit edilmiş bulunmaktadır. Sin adı verilen bu mezar abidelerinin bazısında Türk sanatkârlarının adları da okunmuştur.” [17] Jean Paul Roux'nun Altay Türklerinde Ölüm başlıklı araştırmasından:[18] “Aksine bir kanıt bulunmadığı sürece tarihsel çağdaki Altay toplumlarının cenaze töreni geleneklerinin, Orta Asya’nın tarih öncesi (Paleo-Asya, Altay veya Hint-Avrupa) geleneklerinin bir devamı olduğunu söyleyebiliriz.”[18] “Sonuç olarak, Altaylıların cenaze törenleri için kullandıkları değişik yöntemleri aşağıdaki şemayla özetlemek mümkündür. Ağaçlar üzerinde sergilenen ceset Hayvanlara terk edilen ceset Yakılan ceset Mumyalama uygulanan ceset Gömülen ceset Bu beş durumda 2. ve 3. sıradaki işlemlerden sonra, hemen hemen her zaman bir gömme işlemi gerçekleştirilmektedir.”[18] Yakma işlemini anlayabilmek için Ateş Kültü kavramını anlamamız gerekir. Ateş kültü, ateşe tapmak değil; ateş'i Tengri'ye erişmek için bir araç olarak kullanmaktır. Bu sebeble Tengrici törenleri incelediğimizde "Buğ'un bedeni yakılır, can'ı uçar ve Tengri'ye erişir." sonucuna ulaşabiliriz. Mumyalama işlemi, Qağan için yapılacak yuğ ayinine uzak ülkelerin davet edilmesi, davete yanıt alınması ve bu uzak ülke temsilcilerinin gelebilmeleri için cesedin birkaç yıl bekletilmesi zorunluluğundan kaynaklanmıştır. Mumyalama için gerekli malzemeler uçsuz bucaksız ormanlardan sağlanabiliyordu. “Çok sayıdaki metinden ölünün çadıra yerleştirildiğini öğrenmekteyiz. Kuşkusuz söz konusu olan çadır, ölenin hayattayken sahip olduğu çadır değildir. Bu çadır, genellikle cenaze törenleri için kullanılan ya da bu vesileyle kurulan özel bir yer, bir cenaze yeridir.” [18] “Türklerin eski tarihlerden beri kefen kullandıkları kanıtlanmıştır.”[18] “Genel olarak ölünün etlerle ve içeceklerle birlikte gömüldüğünü öne sürebilecek yeterli bilgimiz vardır.”[19] “Özetle, öteki dünyada ihtiyacı olan her türlü nesneyi gömmekteler.”[18] Tengricilik'te din adamları: Kam ve Bakşi[değiştir] Tengricilik'te Kam (Şaman) kutsal birisi değildir. Sadece ruhlar ile iletişim kurabildiği için toplum ona saygı gösterir. Bu yüzden diğer dinlerden tanılan din adamları ile karşılaştırılması doğru olmaz. Kam'ın en önemli görevleri bozulan dengeyi tekrar yerine getirmek ve hastaları iyileştirmektir. İnsanlar günlük ibadetleri için bir kam'a ihtiyaçları yoktur. Bazı kamlar daha güçlü ruhlar ile iletişim kurabilir ve diğer kamlardan daha güçlü olur. Ak- ve Kara kamlar vardır. Bunların görevleri ve hünerleri farklıdır. Ak kamlar gök'e bağlı ruhlar ile iletişim kurar, kara kamlar ise yere ve yeraltı alemine bağlı ruhlar ile. Kamların giysilerine Manyak denir. Kam'ın manyağına asılı bir sürü kendisine güç veren ya da kendisini kötü ruhlara karşı koruyan eşyalar vardır.[3]. Kamların ateşle arınması[değiştir] Tuvalı bir Şamaniçe ateşli bir ayin sırasında. Tuva halkında şamanizm hâlâ çok canlıdır. “Her şeyin ateşle arındırıldığına inanıyorlar. Dolayısıyla elçilerin veya prenslerin veya diğer herhangi bir yabancı kişinin gelmesi halinde, bu kişilerin ve getirdikleri hediyelerin tehlikeli olması, büyü yapmaları, zehir getirmeleri veya herhangi bir kötülük yapmaları olasılığına karşı arınmalarını sağlamak için ateş arasından geçmeleri gerekmektedir.” [16] Kamların doğaya verdikleri önem[değiştir] “Daha önce belirlediğimiz gibi hayvan türlerinin yitirilmesi kaygısı, yani doğaya saygı, çevreyi koruma, ihtiyaçtan fazlasını tüketmeme veya şaman dininde hâkim-sahipleri incitmeme endişesi, oldukça iyi bilinen birçok töre ve geleneğin kaynağını oluşturur. En iyi şekilde Moğol çağında saptadığımız bu gelenekler, herhalde o çağdan çok önce ortaya çıkmışlardı; ama bunlar ancak Cengiz Han döneminde yasak altında yasalaştırılmışlardır.” [16] Kamların uygulamaları[değiştir] Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta Asya Şamanizminin temelleri Göktanrı, Güneş, Yer Su, atalar ve ocak (ateş) kültleridir. Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ile beraberliği ve uyumu düşüncesi yer alır. “İbn-i Sina görünüşe göre Türkmenlerin, yani göçebe Türklerin bir kabilesinde gerçekleşen bir şaman seansına katılmıştır: ‘Bir kehanet elde edebilmek için başvurulduğunda kâhin her yönde koşmaya koyuluyor ve bayılıncaya dek nefes nefese kalıyor. Bu durumdayken hayalinin kendisine gösterdiği şeyleri dile getiriyor ve orada hazır bulunanlar, gereğini yapmak için sözlerini dikkatle dinliyorlar.’ Yine aynı 11. yüzyılda Kaşgarlı kam kelimesini dört kez kullanıyor. Bunu ‘kâhin’ şeklinde çeviriyor ve niteliğini üç örnekle açıklıyor: ‘Şamanlar anlaşılmayan çok sayıda kelime söylediler.’ ‘Şaman büyü yaptı.’ ‘Şaman bir kehanette bulundu.’” [16] “Belki de bir tür kutsal kabul işlemi veya bu aşamaya erişmeyi kutlayan herhangi bir tören sonucunda, gereği gibi hazırlanan ve gerekli aletleri kuşanan şaman, müzik eşliğinde kendi etrafında dönerek çıkardığı hayvan seslerinden, uçma taklitlerinden, hayvan gibi zıplama veya sürünmelerinden, kendi varlığının bilincini unutacak kadar sarhoş hale gelebilecektir. Bu durumda, deneyimini, öte dünyaya yolculuğunu, zorlu yükselişini veya tehlikeli düşüşünü, hayvan biçimli ruhlarla olan savaşlarını, bitkin olarak kuvvetten düşünceye kadar mimiklerle canlandıracaktır. ... Burada esas olarak amaç, tinlerin bildikleri sırlar hakkında sorguya çekmek, yani gelecek hakkında bilgi edinmek; hatta kişilerin ruhunu, görünmez veya serseri yaratıklar tarafından çalınan ve onlar tarafından kaçırılmakla tehdit edilen ruhları aramak, yani büyü aracılığıyla tedavi etmektir.”[16] Rüzgâr tayı ve Buyanhışıg[değiştir] Tengriciliğin günümüze kadar çok canlı kalmış olan Moğolistan'da, insanların kişisel gücü "Rüzgâr tayı" olarak tanımlanır. Rüzgâr tayının gücü, insanın dünyasını dengede tutması ile bağlantılıdır. Çok güçlü bir rüzgâr tayı, insanın sağlam bir mantığa sahip olmasını, kişisel gücünü dışarıya yansıtmasını ve daima doğru kararlar vermesini sağlar. Eğer bir insan gücünü kötü niyetleri için kullanırsa ve böylece dengeyi bozarsa, bu onun rüzgâr tayını zayıflatır. Böylece kötülük yapan insanların kendilerine de zarar verdiklerine inanılır (Karma felsefesinde olduğu gibi). İnanışa göre, rüzgâr tayı her gün yapılabilen ufak uygulamalar ile güçlendirilebilir. Örneğin kıymetlı bir içecekten göğün dört yönüne doğru sıçratılarak, gök'e (Tengri'ye), yere ve atalara adak verilir ve dua edilir. Buyanhışıg ya da kısaca Buyan da rüzgâr tayına benzeyen bir kavramdır. Bir insanın davranışları ile güçlenir ya da zayıflar. Tabulara dikkat edilmediğinde, atalara karşı saygısızlık yapıldığında ve gereksiz yere doğaya zarar verilip hayvanlar öldürüldüğünde, doğadaki ruhlar öfkelenir ve insanın Buyanı zayıflar. Rüzgar tayında farklı olarak Buyan daha çok toplumsal bir enerji kaynağı olarak görülür. Bir kavime ait olan tek bir kişinin yaptığı hata ile tüm kavimin Buyanı zayıflayabilir. Bu yüzden insanlar birbirlerine karşı da hata yapmamaları için dikkat ederler. Bir kavimin Buyanını güçlendirmek için bir şaman tarafından yönetilen törenler yapılır. Rüzgar tayı ve Buyan inanışları, insanların bazı kurallara uyarak birbirleri ve çevreleri ile geçinmelerini sağlar.[3]. Bilim[değiştir] Eski Türklerin daima hareket hâlinde olmuş olmaları, bu yüzden yeterince kazı yapılabilecek yerleşim yerleri bulunamaması, yazı kullanmaya çok geç başlamış olmaları (6. yüzyıl) ve sık sık yabancı kültürlerin etkisi altında kalmış olmaları, antik Türkleri araştırmayı çok zor bir mesele hâline getirir. Ancak 6. yüzyıldan itibaren kendi yazdıkları dikilitaşlar bulunmaktadır. Bu dikilitaşlar eski Türkler'in neye inandıklarını kanıtlamakta ise de yabancı halkların kalıntılarında Türkleri tarif eden çok daha eski yazılar bulunur. En mühim bilgiler Çin, Arap, Fars ve Bizans yazıtlarında bulunur. Ancak bu halklar Türkleri çoğunlukla düşman olarak görmüş oldukları için yazdıkları da neredeyse hiç olumlu değildir. Bu yüzden yabancı kaynaklarda Tengrici Türkler 'iki ayak üstünde yürüyen köpekler', 'insanlık dışı barbarlar', 'kurt ya da köpek kafalılar' vs. gibi adlandırılmışlardır. Buna rağmen bu kaynaklarda da faydalı bilgiler bulmak mümkündür.[2] Orta Çağ'ın Türk araştırmacısı Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılda tamamladığı Divân-ı Lügati't-Türk adlı sözlüğü, Tengriciliği araştırmak açısından en kıymetli kaynaktır. Kendisi Müslüman olan Kaşgarlı Mahmud kâfirler diye adlandırdığı Tengrici Türklerin yaptıklarını beğenmediğini her fırsatta belirtmiştir. Buna rağmen yazdığı eseri günümüze kadar, İslam öncesi Türkleri araştıran tüm bilimciler arasında en güvenilir kaynak olarak kabul edilir.[2] Günümüzde antik Türkleri ve onların inançlarını araştıran bilimcilerin sayıları artmıştır. Ancak birçok önemli noktalarda, tartışmaları hala devam eden farklı görüşler yaygındır. Tek-Tanrı kuramı[değiştir] Eski Türk inancının tektanrıcı mı yoksa çoktanrıcı mı olduğu hakkında farklı fikirler vardır. Bu noktada en mühim tartışma konusu Tengri kelimesinin hangi zamanda Gök, ve hangi zamanda Tanrı anlamında kullanılmış olduğudur. Her iki anlamı da her kaynakta mantıklı bir söylem oluşturur. Bu sorunun cevabını bulmak emin olabilmek için çok mühimdir. Viyana Üniversitesi'nin bir makalesinde, eski Türk inancı hakkında iki genel fikir olduğu şöyle açıklanmaktadır:[20] 1) Türklerde Şamanizm de Totemizm de yoktu. Türk dini tektanrıcı bir dindi: Bu fikir özellikle Türk bilimcileri tarafından temsil edilmektedir. 2) Türklerde hem Şamanizm hem Totemizm vardı: Eski dikilitaş yazılarında Şamanların sözü edilmese de daha geç yüzyıllarda var olduğu kanıtlanmıştır ve birçok kuzey Türk dillerinde kam kelimesi hâlâ bulunmaktadır. Türklerin Şamanist olduğu, örneğin bazı antik Çin yazıları ile de kanıtlanabilmektedir. Türklerdeki Totemizm hakkında pek fazla bilgi olmasa da, bazı kanıtlar buna işaret etmektedir. Scharlipp'e göre en mühim kanıt Türklerin türeyiş efsanesidir. Bu efsanede Türklerin kurtlardan türedikleri anlatılır. Ayrıca Türk orduları kurt kafası resmi olan bayraklarla savaşa gitmiş ve hatta ordunun yüksek düzeydeki önderlerine doğrudan Böri (Kurt) adını vermişlerdir. Jean Paul Roux bu konuya da diğerlerinden daha çok açıklık getirmektedir: Tektanrıcı bir din olan eski Türk dininin yanı sıra çoktanrıcı bir yüzü de vardır. Türklerin güçlü bir hükümdarın egemenliği altında büyük topluluklar oluşturup büyük imparatorluklar kurdukları dönemlerde tektanrıcılık ön plana çıkmış, ve çoktanrıcılık daha çok ayak takımını oluşturan halk arasında, veya ancak kavimler tekrar dağılıp anarşi içinde kaldıklarında yüzeye çıkmıştır. Göktanrısı Tengri yeryüzündeki oğlu olan hükümdar ile yakın bir bağı vardır. Hükümdar Tengrinin yeryüzündeki temsilcisidir. Tengri pantürkçü bir tanrı olsa da, aynı zamanda milli ve hükümdar özelliklerine sahiptir. Nasıl herkes yeryüzünde kağan'a kulluk ediyorsa, göğe, yani tüm kozmosun tanrısına da kulluk etmesi gerekiyor. Ancak bunlara rağmen, hatta Tüe'küe devletinin kalıntılarında bile Tengri'nin yanında başka tanrısal varlıklarla da karşılaşmaktayız. Bu varlıklar bazen Tanrının kendisi için kullanılan Tengri kelimesi ile ya da aziz kılınmış anlamına gelen İduk kelimesi ile tanımlanmaktadırlar. İduk, daha çok kağanın eşi olan Hatun ile bağlantılıdır.[4] Günümüzdeki yeni Tengricilik[değiştir]
Cannibal Ferox - Fragman (+18) 04:18
Cannibal Ferox - Fragman (+18) 1.917 izlenme - 2 yıl önce 31 ülkede yasaklanan filmin konusu tezi için yamyamlığın gerçek mi mit mi olduğunu araştıran antropoloji öğrencisi genç kız abisi ve hoppa kız arkadaşıyla birlikte Amazon'nun balta girmemiş ormanda yerlilerden kaçan 2 adama rastlarlar adamlar yamyamlar tarafından işkenceye uğradıklarını söylerler lakin olaylar tam tersidir ve avdan dönen kabile savaşçıları suçlu suçsuz diye ayırmadan intikamlarını alırlar
Kara Kentin Çocukları/Piçleri - Yeraltı Özgür TV (+18) 02:20
Kara Kentin Çocukları/Piçleri - Yeraltı Özgür TV (+18) 1.450 izlenme - 2 yıl önce Manyakların, gaylerin, sapıkların ve orospuların televizyonu Yeraltı Özgür TV. Orhan Oğuz'un 1999 yapımı pek fazla kimse tarafından bilinmeyen Kara Kentin Çocukları adlı yeraltı filminden küçük ama sapık bir bölüm izleyeceksiniz. Türk sineması için alışılmadık bir film ve hiç alışılmak sahneler olduğu tartışılmaz. Ancak böyle sahneler barındıran bir filmin sorun çıkabileceği düşünülerek ilk ismi olan Kara Kentin Piçleri'nin değiştirilip Kara Kentin Çocukları olarak yayınlanması da ilginç. Neyse sizleri Peker Açıkalın ile baş başa bırakırken filmin bir kritiğini okuyabileceğiniz şu linki de vereyim: http://www.otekisinema.com/kara-kentin-cocuklari-1999/
Dünyalılardan Tiskiniyorum (Tiskiniyorum) - G.O.R.A 01:20
Dünyalılardan Tiskiniyorum (Tiskiniyorum) - G.O.R.A 1.737 izlenme - 2 yıl önce Cem abimizin yakın sinema tarihimizde kült olmayı başarmış bir filmidir G.o.r.a. .Fransızların her şeyi bize borçlu olmasını bu gerçek kesitten öğrendim. Uzaylıda olsa insan insandır. 0:05'deki şafak abimizin hareketi de candır.
Korkusuz - Rampage (1986 - 73 dk) 01:13:01
Korkusuz - Rampage (1986 - 73 dk) 2.035 izlenme - 2 yıl önce Yönetmen: Çetin İnanç Senaryo Yazarı: Çetin İnanç Yapımcı: Mehmet Karahafız Görüntü Yönetmeni: Dinçer Önal Oyuncular: Osman Betin, Filiz Taçbaş, Hüseyin Peyda, Sümer Tilmaç, Sami Hazinses, Mehmet Samsa, Tuğrul Meteer, Serdar Kebabçılar, Yılmaz Kurt, Mehmet Uğur Konusu: Mafya tarafından esir alınan bir grup insanı kurtarmak için yola çıkan bir üsre esir kaldıktan sonra sevdiği kızı kaybedince acımasızca intikam alan bir komandonun macerası anlatılmaktadır. 1983 yapımı Vahşi Kan'la beraber Çetin İnanç'ın çektiği ikinci Rambo temalı türk filmidir. Komando rolünde vücut şampiyonu Serdar Kebabçılar rol almaktadır. Vahşi Kan İçin; http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/68160/vahsi-kan-cuneyt-arkin-1983-69-dk
25.Saat - Ayna Sahnesi - Türkçe Altyazı 05:21
25.Saat - Ayna Sahnesi - Türkçe Altyazı 1.351 izlenme - 2 yıl önce Ünlü Yönetmen Spike Lee'nin Yönetmenliğini yaptığı Kült Filmler arasında yer alan 25.Saat Filminde Edward Norton'un Ayna karşısında yaptığı konuşmayı ve lanet etiği şeylere bakacaz.. Film 2002 Çekildiği için 11 Eylül sonrasında Amerikan toplumunda yaşanan çekişmelerin bir görüntüsüdür aslında. Not: Sitede videonun Türkçe Dublajı Mevcuttur Bu video ise Altyazıdır. Yönetici arkadaşlar İnşallah kabul edersiniz... http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/106997/senin-de-icine-edeyim-25-saat-25th-hour-dublajli
katil domatesler - absürd komedi 03:15
katil domatesler - absürd komedi 4.070 izlenme - 8 yıl önce 1978 yapımı absürt komedi filmi attack of the killer tomatoes (katil domateslerin saldırısı) isimli filmin girişi. süper komik.
Gone With The Wind - Rüzgar Gibi Geçti (1939 - 233 dk) 03:53:14
Gone With The Wind - Rüzgar Gibi Geçti (1939 - 233 dk) 1.068 izlenme - 2 yıl önce Torrent arşivimin bu nadide eserini site arşivi için dönüştürdüm, küçülttüm ve altyazısını gömdüm efem.Bu süreçte video kalitesi oldukça düşürüldü elbette. Kültlerin kültü bu eseri arayıp da bulamayanların izlemesine vesile olursak ne mutlu bize. Film Türkçe altyazılıdır. Rüzgâr Gibi Geçti, orijinal adıyla Gone with the Wind, Margaret Mitchell'ın Pulitzer Ödüllü aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış 1939 ABD yapımı bir filmdir. Film 14 dalda Oscar'a aday olmuş ve 10 dalda bu ödülü kazanmıştır. Zamanında Türkiye sinemalarında da gösterime girmiş, defalarca televizyonlarda oynamıştır. Amerikan Film Enstitüsü'nün hazırlarıdğı tüm zamanların En İyi Filmleri listesinde (AFI's 100 Years... 100 Movies) dördüncü sıradadır. Zamanında tüm dünyada toplam 400,176,459 $ hasılat yapmış olup enflasyona göre düzenlenen tabloya göre film tüm zamanların en çok gişe hasılatı yapan filmidir. 1993 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir. IMDb Puanı: 8.2/10 Yönetmen: Victor Fleming Yapımcı: David O. Selznick Senarist Roman: Margaret Mitchell Uyarlama: Sidney Howard Oyuncular: Clark Gable, Vivien Leigh, Leslie Howard, Olivia de Havilland, Hattie McDaniel Müzik : Max Steiner Konu: Güneyli güzel Scarlett O'Hara üç evliliği, iç savaş ve Güneyin yeniden inşaa edilmesi sürecinde zenginlikten fakirliğe düşüşünü, sonra yeniden zenginliğe kavuşması hikayesinin ana hatlarını oluşturur.
Kader Diyelim - Türk İşi Sapık (Fragman - 1995) 06:13
Kader Diyelim - Türk İşi Sapık (Fragman - 1995) 691 izlenme - 2 yıl önce Sapık filminin türk versiyonu olan bu film oteline gelen kadınları öldüren adamın hikayesi ele alınıyor yalnız ismi gerilim filmi biraz garip gelebilir
Şeytan Kızlar - Tüm Erkekleri Öldürmek 04:09
Şeytan Kızlar - Tüm Erkekleri Öldürmek 1.138 izlenme - 2 yıl önce Türk sinemasının fantastik filmleri konusunda uzman http://www.otekisinema.com/ sayesinde ulaştığımız bu film artık alkışlarlayaşıyorum üyelerinin kullanımına da açılmıştır. Ne mutlu bize, tekrardan teşekkürler, öteki sinema.... http://www.otekisinema.com/seytan-kizlar-198/ 4 dakika biraz uzun olsa da sonuna kadar izlemenizi öneririm.
Ben Sizin Babanızım 02:33
Ben Sizin Babanızım 784 izlenme - 2 yıl önce Bir zamanlar tüm ülkede olaylar yaratmış Barbaros Hayrettin' in kült şarkısı. Klibini her yerde bulursunuz ama bu mp3 ü sıkıldıkça dinlersiniz. Hali vakti yerinde olan ipod nanosu ile bilem dinler.
En İyi 10 Kült Film - Top 10 04:03
En İyi 10 Kült Film - Top 10 546 izlenme - 3 yıl önce En İyi 10 Kült Film (Top10) Unutulmaz Kült Filmler Film dünyası insana çok geniş bir yelpazeden bakılmasına olanak sağlıyor. günümüzde yaygınlaşmış internet ortamında film tutkunları bir hayli artmıştır. Günümüzde sinema sektörü büyük bir ticaret kapısı haline gelmiş bulunmakta. Etrafta izlemeye değmeyecek binlerce film dolanıyor ve tabii ki değersiz ve size bir şey sunamayacak bir film için iki saatinizi harcamak gerçekten can sıkıcı. İşte bu noktada Film Mecrası olarak devreye biz giriyoruz. Özellikle gruplar bir araya geldiğinde film izleyererek vakitlerini değerlendirmek konusunda oldukça isteklilerdir. bir bilgisayarın bir de internetin olması onlar için yeterlidir. gruptan biri internete film izle, film izle full, film izle türkçe dublaj, film izle hd, 720p film izle, direk film izle, film seyret, full film izle, türkçe dublaj filmler, yabancı filmler, hd film izle, yabancı film izle, full hd film izle, gibi kelime öbekleri yazarak aktiviteyi eyleme dönüştürmek için ilk adımı atar. Sırf izleyici çekebilmek için eski yapımların remake halleri yayınlanıyor, eski filmler 3D filmler, üç boyutlu filmler gibi kalıplarla piyasaya sürülerek kazanç adına iddia ettiğinin yanından geçemeyecek yapıtlar ortaya konuyor. Film Mecrası olarak öncelikli amacımız her kategoride, hatta yeri geldiğinde bize özgü kategoriler yaratarak çöp filmlerden uzak tutulmuş listeler ortaya koymak. günümüzde filmlere ulaşmanın en yaygın yolu interneti kullanmaktır. günlük dille alakası olmayan bir takım kelimeler ve kelime grupları internet sayesinde hafızamız da önemli yeredinmiştir.bunlara örnek vermek gerekirse film izle, full film izle, film izle türkçe, en yeni filmler, yerli filmler, hd filmler, komik filmler, film izle komedi, komedi filmleri, komedi filmleri izle, korku filmleri, korku filmi izle, vizyondaki filmler, aksiyon filmleri, macera filmleri, romantik komedi filmleri, bilim kurgu filmleri, gerilim filmleri, yerli komedi filmleri, animasyon filmleri, animasyon film izle gibi kelimeler... Film analizleri, detaylı film incelemeleri hazırlayarak en iyi filmler, en çok izlenen filmler, en beğenilen filmler, mutlaka izlenmesi gereken filmler ve bunların dışında daha özele bakarsak en iyi komedi filmleri, en komik 10 film, en komik filmler gibi daha detaya inerek de etkin sinema seyircisine hitap etmeye çabalıyoruz. Filme bakış açısı elbette kişiden kişiye değişmekte. 3d filmler, yada daha doğrusu 3d film izlemek deyince filmin üç boyut niteliği mi öne çıkmalı, yoksa filmin genel niteliği mi? Yani bu filmi üç boyutlu/3d film kategorisine mi almalıyız yoksa; dram filmleri, animasyon filmleri, yerli yabancı komedi filmleri, animasyon filmleri, gayet tabii korku filmleri ve gerilim filmleri gibi kategorilerle mi değerlendirmeliyiz? Neden ikisini birden yapamayalım? en iyi 3d korku filmleri, en iyi 3d animasyon filmleri, hatta belki de 3d komedi filmleri gibi özel kategorilendirmeler yaratmamamız için geçerlli sebebimiz var mı? Günümüzde neredeyse tüm yapıtların hd hallerine internetten ulaşmak mümkün. Bunun için film ismiyle beraber şu tarz eklemeleri kullanmak kafii. film izle hd, hd filmler, 720p film izle, full hd film, hd, hd film izle, full hd film izle ve hatta 1080p film izle gibi üç dört kelimelik kombinasyonlarla doğrudan aradığınıza ulaşmanız mümkün. Bazılarımız yerli film, bazılarımızsa yabancı film sever. Yerli filmler, yabancı filmler gibi geniş yelpazede kategorilendirme zaten alışık olduğumuz bir şey. Yerli film mi, yoksa yabancı film mi? Yine aynı şekilde türkçe dublaj filmler, altyazılı filmler, türkçe film izle seçenekleri de gayet klasik. Ama bunun yerine artık neden dile ve ülkeye göre film seçmeyelim? Örneğin benim ispanyolca filmler, kore filmler, fransız filmleri gibi türlere karşı özel bir sempatim olduğunu eklemek istiyorum. Bilim kurgu filmleri, gerilim filmleri, romantik filmler, dram filmleri, komedi filmleri, korku filmleri, aksiyon filmleri, mecara filmleri, animasyon filmleri daha özele inmek gerekirse korku-gerilim filmleri, psikolojik filmlerden dalarsak psikolojik gerilim filmleri, psikolojik dramlar; biz bunları özele indirgedikçe film keyfimize uygun filmlere erişimimiz kolaylaşacaktır. Fight Club / Dövüş Kulübü Eleven Monkeys / 12 Monkeys / 12 Maymun Donnie Darko Pulp Fiction / Ucuz Roman A Clockwork Orange / Otomatik Portakal Reservoir Dogs / Rezervuar Köpekleri Scarface / Yaralı Yüz The Elephant Man / Fil Adam The Big Lebowski / Büyük Lebowski Kill Bill Yararlandığımız Kaynaklar www.wikipedia.org www.imdb.com
Harold and Maude Fragman 02:56
Harold and Maude Fragman 912 izlenme - 3 yıl önce Genç Harold.hayatla yıldızı bir türlü barışamamış, hep ölmeyi düşünen ve türlü intihar numaralarıyla bu amaca ulaşmaya çalışan, kaybedenler kulübünün en genç üyelerinden birisi o...Harold ölüme öyle takmıştır ki, bunun için her yolu dener..İşte bu yüzden gerçekten isteyerek katıldığı tek sosyal etkinlik cenaze törenleri, kullandığı otomobil de bir cenaze arabasıdır... Ve seksenine merdiven dayamış Maude...Hayatı dolu dolu yaşamış, iyi-kötü herşeyi görmüş, küçük şeyde bile bir mutluluk payı bulabilen ve hala ilk günkü gibi yaşam sevincini kaybetmemiş küçük tatlı birisidir. Harold ve Maude’ un yolları bir gün Harold’ un sevdiği tek sosyal etkinlik olan bir cenaze töreninde, bir mezarlıkta kesişir. Hiç olmayacak sanılan şey olur ve önce muzip ve masum bir arkadaşlık olarak başlayan dört günlük kısacık bir şey, Harold’ un ve keza Maude’ un da hayatının aşkına dönüşüverir...Çok güzel bir rüyadır bu, bitmesi ikisini de korkutan çok ama çok güzel bir rüyadır.
Battleship Potemkin - Potemkin Zırhlısı(1925 - 72 Dakika) 01:12:50
Battleship Potemkin - Potemkin Zırhlısı(1925 - 72 Dakika) 568 izlenme - 2 yıl önce Dünyanın en iyi filmleri arasında gösterilen ve demokrasinin beşiği sayılan ülkelerde sansüre uğrayan bir baş yapıt daha. Hollywood dayatmalarından uzak bir şekilde farklı ülkelerin filmlerini tanımaya devam ediyoruz... Film, çarlık rejiminin baskıcı yönlerini, sistem eleştirisini ve gayrı hukuki zorbalık hakkını konu alıyor... Bazı sinema eleştirmenleri tarafından dünyanın en iyi filmi olarak gösterilen yapıtın ne denli başarılı olduğu konusunda tam bir görüş birliği olmasa da yapıldığı dönem itibarı ile sınırları zorladığı bir gerçek... Yine siyah beyaz ve yine sessiz sinema. O yeah...
Dünyayı Kurtaran Adam (90 Dakika) 01:30:14
Dünyayı Kurtaran Adam (90 Dakika) 666 izlenme - 2 yıl önce Artık alkışlarlayaşıyorum.com'da yüklediğiniz videoların süre sınırı yok! Eğer ekleyeceğiniz video 1 gb boyutundan büyük değilse sorun da yok. Yıllardır süre ve boyut limitine takıldığımız için ekleyemediğimiz bir sürü efsane kaydı artık siteye ekleyebileceğiz. İşte ben de bunun üzerine ve hatta şerefine açılışı sitenin ruhunu tam anlamıyla yakalamış bir film olduğu için ''dünyayı kurtaran adam'' filmiyle bunu bir test etmek istedim. not: bu boyutta video yükleyebilmek demek, bir filmi tamamen ekleyebilmek demek. ama telif haklarını da unutmamak lazım. amacımız kesinlikle emek sömürmek değildir. alkışlarlayaşıyorum'da her zaman amaç hatırlatmaktır, efsaneleri yeni nesillerin de bilmesini ve kimsenin unutmamasını sağlamaktır. filmlerde telif hakkı bildiğim kadarıyla 70 senedir. bu sebeple şimdilik lütfen telif hakkı olan filmleri yüklemeyin çünkü saatlerce bekleyip yüklediğiniz bir içeriği silmek zorunda kalabiliriz. bu konuda ne yapabiliriz bir süre araştıracağız ve sizleri de gelişmelerden haberdar edeceğiz. ama çok sağlam bir nostaljik türk filmi arşivi yapabilsek tadından yenmezdi. söz vermiyorum ama bu konuda çalışacağım. şimdilik charlie chaplin'in filmlerini altyazılı bulup ekleyebilsek bile kardır. haydi hayırlı traşlar. not2: bu içeriği de test amaçlı ve çok sevdiğimiz için sembolik olarak ekledik. eğer telif sahibi firma bundan rahatsızlık duyuyorsa üzülerek de olsa hemen kaldıracağız.
Eaten Alive - Fragman 03:02
Eaten Alive - Fragman 528 izlenme - 2 yıl önce Cannibal Ferox yönetmeninden bir yamyam filmi daha kayıp kızkardeşini arayan genç kadın Vietnam firarisiyle beraber ararlar lakin iki büyük sorun vardır. Kadının kız kardeşinin müridi olduğu tarikat ve tarikatın psikopatik lideri ve ormanın içinde yaşayan insan yiyen vahşi yamyamlardır.
Pulp Fiction - Uma Thurman'ın Uyuşturucu Komasına Girdiği Sahne 03:27
Pulp Fiction - Uma Thurman'ın Uyuşturucu Komasına Girdiği Sahne 544 izlenme - 2 yıl önce Kim ne derse desin bana göre soundtrackları ile hikayesi ile ve tekniği ile Pulp Fiction önümüzdeki 500 yılın en kült filmi olmaya devam edecek. Uma Thurman'ın "Girl, You'll Be A Woman" eşliğinde dansını yaptıktan sonra uyuşturucu komasına girdiği bu sahne ise efsanedir. Alkışlarla yaşatıyoruz !
Katil Prezervatif  -  Fragman 01:35
Katil Prezervatif - Fragman 601 izlenme - 2 yıl önce 1996 yılında gösterime girdiğinde anında bir trash kült film olarak nitelendirilen Katil Prezervatif, aynı isimdeki bir Alman çizgiromandan esinleniyor. Canlı, hareket edebilen ve en kötüsü ısırabilen bir prezervatif New York’u tehdit etmektedir. Cesetler birikmeye başlayınca olayları çözmek üzere tecrübeli gay dedektif Luigi Mackeroni (Udo Samel) görevlendirilir. Ancak kimse cinsel organ yiyen prezervatif teorisine inanmaz. Mackeroni üstüne üstlük bir de bu canavara toshacklarından birini kaptırınca olay kişisel bir hırs halini alır. Araştırmaları O'nu New York’taki cinsel sapkınları, ürettikleri katil prezervatiflerle yok etmeye çalışan bir yeraltı örgütüne götürür.
Angelopoulos'un Ardından - Ağlayan Çayır Film Müziği 03:45
Angelopoulos'un Ardından - Ağlayan Çayır Film Müziği 496 izlenme - 2 yıl önce "Arıcı", "Ulis'in Bakışı", "Leyleğin Geciken Adımı", "Sonsuzluk ve Bir Gün", "Ağlayan Çayır", "Zamanın Tozu" gibi unutulmaz filmlerin yönetmeni, çağdaş Yunan sinemasının öncülerinden Theodoros Angelopoulos, geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını kaybetti. Üçleme tamamlanamadı... Üzüldüm, türlü sahneler belirdi kafamda. En çok da "Sonsuzluk ve Bir Gün"den ve "Ağlayan Çayır"dan... Videoda da 2004 yapımı "Ağlayan Çayır"ın o sahnelerinden bazıları var zaten. Fonda da, Angelopoulos filmlerini eşsiz müzikleriyle besleyen Eleni Karaindrou'nun filmle aynı adı taşıyan, iç burkan film müziği... Film de, müzik de şimdiden kült; lakin mizahi bir yanı yok, henüz nostaljik de sayılmaz. Ama bir nevi saygı duruşu işte.
Nostaljik Dizi Müzikleri 02:48
Nostaljik Dizi Müzikleri 562 izlenme - 2 yıl önce Bir döneme damga vurmuş, aradan geçen onca yılın ardından hala ve hala kendilerinden bahsediliyorsa ve özlemle aranılıyorsa bilinki efsane dizi müziklerinden bahsediyoruz demektir. Başta 90'lar olmak üzere yakın geçmiş dediğimiz 2000'li yılların başlarında adeta hayatımızın birer parçaları olan dizi müziklerini siz sevgili site sakinlerinin ve özellikle nostalji seven tüm dostlara armağanımızdır. İyi dinlemeler efendim. Çılgın Bediş Kaygısızlar Baskül Ailesi Süper Baba Bizimkiler Sıdıka Yılan Hikayesi 7 Numara Çiçek Taksi Böylemi Olacaktı
Ölmeyen Aşk - Kartal Tibet (1966 - 85 dk) 01:25:09
Ölmeyen Aşk - Kartal Tibet (1966 - 85 dk) 734 izlenme - 2 yıl önce ‘Uğultulu Tepeler’deki (1847) Catherine ve ‘Ölmeyen Aşk’taki (1966) Yıldız’ın birbirini tamamlayan konuşmaları.. Catherine ; “Onu (Heathcliff), güzel olduğu için değil, benden de fazla ben olduğu için seviyorum. İkimizin ruhları, her ne ise, aynı şeyden oluşmuş.. Ben Heathcliff’im. [Gustave Flaubert de, “Madame Bovary (1856) benim” diyecektir.] Dünyadaki her şey yok olup bir tek o kalsaydı, ben yine var olmaya devam ederdim. Bir tek onun yokluğu, beni tüm evrene yabancılaştırırdı.” Yıldız ; “En büyük aşklar bile, bazen, çok küçük engelleri aşamıyor. Tükenmez sevgilerin önünde bile geçilmez uçurumlar var.” O gün toprağa verilen Muharrem Solmaz’ın ağaçlar içindeki köşkü.. Yadigâr Bacı’nın bir zamanlar 20 kişilik sofralar hazırladığı bu eve şimdi üç kişi (Ethem, kız kardeşi Yıldız ve köşke evlatlık olarak alınmış Ali) fazla geliyor. Evin içkici oğlu Ethem, babasının ölümünü fırsat bilerek, Ali’ye yıllardır biriktirdiği kinini kusuyor ; “Senin artık bu masada yerin yok. Babamın sağlığında bu çanakları çok yaladın. Bu sofra benim artık. Yıllarca seni karşımda görmekten bıktım.. Babam çok yüz verdi sana. Sen de, kendini gerçekten bizim kardeşimiz sandın. Ama ben bir an bile senin yanaşma Hamza’nın oğlu olduğunu unutmadım. Sen efendi sınıfından değilsin. Senin ait olduğun yığına ayak takımı derler.. Çık git buradan, kendi kulübene, babanın senelerce atlarımızın pisliğini temizlediği ahıra git. Bizim sınırsız topraklarımız içindeki, yanaşma babandan sana kalmış, o bir avuç toprak, her Allah’ın günü sana kendi kişiliğini hatırlatacaktır.” Bey kızı Yıldız ve ‘köşke evlatlık olarak alınmış bir yanaşma çocuğu’ Ali.. Birbirlerini o kadar çok seviyorlar ki, beraberlikleri ve mutlulukları önündeki en büyük engel yine sevgilerinin büyüklüğü oluyor. Bir sahnede, Köşkün kâhyası Yusuf Dayı delikanlıya “Sen sevdiğin kızı iyi tanımamışsın. O da, en aşağı senin kadar inatçı. Elimde büyüdünüz. Ben sizi tanımaz mıyım? Resim gibi birbirinize benzersiniz. Bu inatlaşmanın sonu fena olacak” demişti. Ufacık bir hatanın ardından 7 yıl ayrı kalır ve bambaşka yerlere sürüklenirler. Ethem’in küçük düşürücü sözlerinden sonra, Ali köşkü terk edip ‘kulübesine’ gelir. Denize taş attığı sahnede, Yıldız’a abisi ile ilgili olarak şunları söylüyor ; “Yerimi gösterdi bana. Gözümdeki bir perdeyi çekti kaldırdı.” Köşkle kulübe arasında bir seçim yapmasını istediği Yıldız karar vermekte duraksayınca öfkesine kin de karışır. Zedelenen gururu ve inadı ona şunları söyletiyor “Doğru, sen kulübeye gelmezsin. Düşünemedim bunu. Orada koskocaman ev dururken ne diye burada yaşayasın. Burası benim yerim. Büyük evde de sen oturursun. Nasıl anlayamadım bu değişmez kanunu.” Solmazların köşklerine yakın bir yerde, en az onlar kadar varsıl olan (Yıldız ve Ali’ye tutkun) Lütfü Ersoy’la kız kardeşi Mine yaşıyor. Onların sevgileri fırtınalı değil, aksine sakin, çok sakin bir deniz gibi. İçinde kin yok, aşırı gurur yok. Mine, başka bir konu konuşulurken Ali’ye olan duygularını yansıtan şu sözleri söylüyor ; “Ben beklemesini bilirim.” Lütfü.. “Güzel elbiseli, mis kokulu bey.” Yıldız’la evlenmek istemesi Ali’yi çılgına çevirir. Ethem’in aşağılaması ve sevdiği kızın ‘kulübeye gelmemesi’ ile zaten incinmişken bir de bu.. Genç kıza, o kızgınlıkla, Lütfü ile evlenmesi için bağırıp çağırır. Yusuf Dayı’nın Ali’ye (“..İkinize de yazık olacak.. Nerdeyse nikâh masasına oturacaklar. Yapma gözüm, yapma yiğidim. Kır inadını, git getir şu kızı buraya”), Yadigâr Bacı’nın Yıldız’a (“Bekleme onu, sen git. Vazgeç şu yenilmez inadından. Sonra kıyamete kadar yanarız”) yalvarmaları bir işe yaramaz. Fausto Papetti’den ‘Un Premier Amour’ (1962) (Vice / Roland) melodisini dinlediğimiz sahnede Yıldız, nikâh memurunun sorusunu “Evet” diye yanıtlar. Sonrasında, çılgın gibi bağırarak uzaklaşan Ali’yi görürüz ; “Tekrar geleceğim, tekrar geleceğim, tekrar geleceğim.” 7 yıl sonra.. “Kürekle harcasan tükenmez” bir servetin sahibi olarak geri döner. (Romandaki Heathcliff’in aynı ölçüde varsıl olması için 3 yıl yetmişti. Demek oralarda bu işler daha kolay.) Ersoy ve Solmaz ailelerine yapmadığını bırakmaz. Sırf Yıldız’ı üzmek için Mine ile evlenir. “Seni Seviyorum.”.. Bunları, Yıldız’a, hiç olmazsa ölümünden sonra olsun bir kerecik söyleyebilseydi. Filmin sonuna doğru, Yıldız’ın yanında, çocukça bir gülümsemeyle denize taş attığı sahne ne kadar güzel. Yıldız ; “Küçükken bu kulübeyi ne çok severdim.. İkimize de yazık oldu.. Ben, senin gelip, beni gelin elbisemle alıp buraya getirmeni bekledim. ‘Kulübeye gelmem’ sözü aramızda aşılmaz bir engel oldu. Sen yanımda oldukça değil böyle bir kulübede, bir harabede bile mutlu olurdum..” Ali ; “Bütün kötülüklere kulübe ile köşk arasındaki ayrılıklar sebep oldu. Bu kulübeyi ne kadar çok seviyorsam, köşkten de o kadar çok nefret ediyorum.” (Yazan : Murat Çelenligil) Yönetmen : Metin Erksan Senaryo Yazarı : Sadık Şendil, ... Tür : Dram , Duygusal Ülke : Türkiye Yönetmen : Metin Erksan Senaryo Yazarı : Sadık Şendil, Metin Erksan, Ertem Eğilmez Yapımcı : Ertem Eğilmez Görüntü Yönetmeni: Mengü Yeğin, Kriton İlyadis Oyuncular: Kartal Tibet, Nilüfer Koçyiğit, Tanju Gürsu, Pervin Par, Önder Somer, Nevin Nuray, Danyal Topatan