Hoşgeldiniz!

kurandan bilimsel mucizeler

Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 18: Yaratılıştaki Çiftler 05:42
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 18: Yaratılıştaki Çiftler 782 izlenme - 2 yıl önce "Yeryüzünün bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir!" (Yasin Suresi 36)
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 11: Bebeğin Rahimdeki Üç Karanlık Devresi 04:23
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 11: Bebeğin Rahimdeki Üç Karanlık Devresi 340 izlenme - 2 yıl önce "Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan başka bir yaratılışa geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?" (Zümer Suresi: 6)
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 24: Gökyüzündeki Kırmızı Gül 04:55
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 24: Gökyüzündeki Kırmızı Gül 198 izlenme - 2 yıl önce Rahman suresi 37. Ayeti kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. "Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman."(Rahman 37) Bu ayet-i kerimeyi izaha geçmeden önce ayette geçen bazı kelimeleri tahlil edelim. Öncelikle ayetin başında kelimesi vardır. Bu kelime gelecek zaman zarfı olup şart anlamı taşır. Ayrıca gizli bir fiil olan '' (ra eyte) sen gördün'' fiilinin mefulü (nesnesi) olur. Yani anlam "sen göreceğin zaman" anlamındadır. İkinci olarak (inşekkat) kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime lügatte ''yarılmak'' anlamında kullanılır. (eddihan) ise Arapçamızda iki anlamda kullanılır. Birincisi kızgın yağ, ikincisi ise tabaklanıp boyanmış deri (sahtiyan) anlamında kullanılır. Bu izahlardan sonra şimdi ayet-i kerimeyi yeniden tercüme edelim. Eğer gökyüzü yarılır ise sen gökyüzünü sahtiyan (tabaklanmış ve boyanmış deri) gibi veya kızgın yağa benzer bir gül olarak görürsün. Bu ayeti kerimeyi birçok müfessir kıyametin koptuğu andaki gökyüzünün durumu olarak tefsir etmişlerdir. Çünkü gökyüzünün yarılması onlara kıyameti hatırlatmıştır. Oysa biz şu anda gökyüzünün yarılmasını atmosferin delinerek uzaya gidilmesi olarak anlayabileceğimiz gibi, teleskoplarla da nazarımızın gökyüzünü yarıp öteleri izlemesi olarak ta anlayabiliriz. İşte bu cihette ayetin anlamı ''Eğer siz gökyüzünü delerek uzaya çıkmaya güç getirirseniz veya icad ettiğiniz aletlerle gökyüzünü yarıp ötesini izlemeye muvaffak olursanız gül renginde bir sahtiyan veya kızgın yağ göreceksiniz'' demektir. Peki "erimiş bir yağ gibi kıpkırmızı bir gül" ne demektir. Dilerseniz bu konuda bilim adamlarının ve uzay araştırmacılarının görüşlerine yer verelim. Nebula uzayda bulunan ve geniş alanlara yayılmış olan gazlar, toz, hidrojen, helyum ve diğer iyonize gazlardan oluşan bulutsu yapılara verilen isimdir. Bu gaz püskürmeleri oldukça büyük ve hızlıdır. Daha sonraları bu gazlar yakınlaşarak bir gaz bulutu oluştururlar. Bu gaz bulutunun sıcaklığı 15.000 °C den fazladır. Gerçekten de günümüzde yapılan uzay araştırmaları sonucunda bilim adamları tıpkı ayette ifade edildiği gibi erimiş bir yağ gibi kıpkırmızı bir gül renginde bir Nebula ile karşılaşmışlardır. Evet bu Nebula tıpkı bir güle benzediğinden dolayı bilim adamları tarafından Gül şeklini andıran gaz bulutu manasında "Rosette Nebula" olarak isimlendirilmiştir. Rosette Nebula geniş bir toz ve gaz kütlesidir ve Dünya'dan yaklaşık olarak 5,200 ışık yılı uzaklıkta ve çapı yaklaşık 130 ışık yılıdır. Ve görünümü ise tıpkı Kur'an'da belirtildiği gibi erimiş bir yağ gibi kıpkırmızı bir gül şeklindedir. Günümüzdeki teknolojik gözlem araçları ile ancak ortaya çıkarılabilen bu gerçeğin bilim ve tekniğin olmadığı bir asırda, okuma yazma dahi bilmeyen bir insan tarafından haber verilmesi sizce ne manaya gelmektedir. Evet madem o asırda yaşamış okuma yazma bilmeyen bir insanın böyle bir haber vermesi mümkün değildir. O halde Kur'an Allah'ın ezeli kelamı ve bu haberi bizlere getiren zat da (a.s.m) onun elçisidir. İnandık ve itaat ettik.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 22: Dağların Görevi 05:43
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 22: Dağların Görevi 113 izlenme - 2 yıl önce Kur'an'da dağların önemli bir jeolojik işlevine şöyle dikkat çekilmektedir: "Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık." (Enbiya Suresi: 31) Dikkat edilirse ayette, dağların yeryüzündeki sarsıntıları önleyici özelliğinin olduğu haber verilmektedir. Kur'an'ın indirildiği dönemde hiçbir insan tarafından bilinmeyen bu gerçek, günümüzde modern jeolojinin bulguları sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Eskiden dağların sadece yeryüzünün yüzeyinde kalan yükseltiler olduğu düşünülmekteydi. Ancak bilim adamları dağların sadece yüzey yükseltileri olmadıklarını, dağ kökü adı verilen kısımları ile kimi zaman kendi boylarının 10--15 katı kadar yerin altına doğru uzandıklarını fark ettiler. Bu özellikleriyle dağlar, tıpkı bir çivinin ya da kazığın çadırı sıkıca yere bağlamasına benzer bir role sahiptir. Örneğin zirvesi yeryüzünden yaklaşık 9 km yukarıda olan Everest Dağı'nın 125 km.den fazla kökü vardır. Ayrıca dağlar, yeryüzü kabuğunu oluşturan çok büyük tabakaların hareketleri ve çarpışmaları sonucunda meydana gelir. İki tabaka çarpıştığı zaman daha dayanıklı olanı ötekinin altına girer. Üstte kalan tabaka kıvrılarak yükselir ve dağları meydana getirir. Altta kalan tabaka ise yeraltında ilerleyerek aşağıya doğru derin bir uzantı meydana getirir. Dolayısıyla daha evvel de belirttiğimiz gibi dağların yeryüzünde gördüğümüz kütleleri kadar, yeraltına doğru ilerleyen derin bir uzantıları daha vardır. Dünyaca ünlü deniz altı jeologlarından biri olan Profesör Siaveda, dağların yeryüzüne kökler şeklinde saplı olduklarından bahsederken, şöyle bir yorumda bulunmuştur: Kıtalardaki dağlar ve okyanuslardaki dağlar arasındaki temel fark materyalindedir. Fakat her ikisinde de dağları destekleyen kökler vardır. Kıtalardaki dağlarda, hafif ve yoğunluğu az madde yerin içine doğru kök olarak uzanır. Okyanuslardaki dağlarda da, dağı kök gibi destekleyen hafif madde vardır. Köklerin fonksiyonu, Arşimed kanununa göre dağları desteklemek içindir. Dağların yerkabuğunun genel dengesini sağlamadaki etkisi izoztesi (isostasi) diye tanımlanır. Webster's New Twentieth Century Dictionary'de (Webster'ın Yeni 20. yüzyıl sözlüğü) bu terim şöyle açıklanır: "Jeoloji'de dağların Dünya yüzeyinin altında oluşturdukları yerçekimsel kuvvet sayesinde yerkabuğunun genel dengesinin sağlanması." Ayrıca Amerikan Bilim Akademisi eski Başkanı Frank Press'in, dünya çapında pek çok üniversitede ders kitabı olarak okutulan Earth (Dünya) adlı kitabında, dağların kazık şeklinde oldukları ve yeryüzüne derinlemesine gömülü oldukları ifade edilmektedir. Kur'an ayetlerinde ise, dağların bu işlevine, "kazık" benzetmesi yapılarak şöyle işaret edilir: "Biz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık? (Nebe Suresi: 6-7) " ... Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ..." (Lokman Suresi:10) Şimdi Kur'an güneşine gözlerini ve gönüllerini kapatıp hala Kur'an'a insan sözüdür diyenlere soruyoruz: Modern jeolojik ve sismik araştırmalar neticesinde ancak keşfedilebilen bilimsel bir gerçeğin bilim ve tekniğin olmadığı bir asırda Kur'an da açıkça ifade edilmesini ne ile izah edeceksiniz? Dağları dünya ya birer kazık yapan Allah'a iman edip, "bu kitap onun kitabıdır" diye iman mı edeceksiniz? Yoksa hala bu güneşe gözlerinizi kapatıp kendinizi karanlığa mahkum mu edeceksiniz?
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 15: Demirdeki sır 08:54
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 15: Demirdeki sır 108 izlenme - 2 yıl önce Hadid suresinin 25. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmuştur: "Biz demiri indirdik ki, onda çetin bir sertlik ve insanlar için faydalar vardır." (Hadid Suresi 25) Ayet-i kerimede, demirin oluşumu için kullanılan "enzelna" tabiri, "Biz indirdik" manasına gelmektedir. Hâlbuki bizim bildiğimiz şey, demirin yer altından çıkarılmasıdır. Yani bize göre, "Demiri indirdik." yerine "Demiri çıkarttık." denilmeliydi. Ancak durum hiç de öyle değildir. Ayet-i kerimedeki "indirdik" tabiriyle çok önemli bir bilimsel mucizeye dikkat çekilmiştir.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 6: Denizlerin Karışmaması 06:07
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 6: Denizlerin Karışmaması 110 izlenme - 2 yıl önce "İki denizi birbirlerine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar." (Rahman Suresi 19-20) Evet, ayetin ifadesi akıllara durgunluk verecek bir tarzdadır. Zira ayet-i kerime, onca fırtına ve dev dalgalara rağmen denizlerin birbirine karışmadığından haber vermektedir.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 17: Uykuda Kulakların Aktif Olması 03:40
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 17: Uykuda Kulakların Aktif Olması 96 izlenme - 2 yıl önce Bilim adamlarının keşiflerine göre, insan uyurken aktif olan tek duyu organı kulaktır. Uyanmak için saatin alarmına ihtiyaç duymamızın sebebi de budur. Diğer duyu organları uyku esnasında aktif değildir. Dolayısıyla Allah-u Teâlâ'nın Ashab-ı Kehf ile ilgili olarak kullandığı "kulaklarına vurduk" ifadesinin hikmeti, söz konusu gençlerin işitme duyularının kapatıldığına ve bu yüzden uzun yıllar uyanmadan uykuda kaldıklarına işarettir. Demek, "kulaklarına vurduk" tabirinin özellikle vurgulanmasıyla kulakların uykuda aktif olduğu bilimsel gerçeğine dikkat çekilmek istenmiştir.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 23: Kapıyı Çalan Yıldız 03:39
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 23: Kapıyı Çalan Yıldız 76 izlenme - 2 yıl önce İnsan kulağı alemdeki tüm sesleri duyamamaktadır. 250 Hz ve 3000 Hz arasındaki konuşma frekansı bölgesini duyar. Bunun altındaki infrasound denilen alçak frekanstaki sesleri ve üzerindeki Ultrasonic denilen çok yüksek frekanstaki sesleri duyamaz. Bunlar ancak bu yüksek frekansları algılayan cihazlar ile kaydedilebilir. Asrımızda bilim ve tekniğin gelişmesi ile alemde çok yüksek frekansta ses çıkaran, atmosferden tutun güneş sistemindeki bir çok gezegenin çıkardığı ultrasonik sesler kayıt altına alınmıştır. Bunların içlerinde en ilginç olanı Bilim adamlarının Pulsar diye isimlendirdikleri, ismi Kur'an da Tarık yıldızı olarak geçen ve kendisine yemin edilen bir yıldızdır. Evet ismi Tarık olan bu yıldız tıpkı kapıyı çalan bir kimsenin çıkardığı ses gibi ses çıkartmaktadır. İşin en ilginç yanı ise Arapçada Tarık kelimesinin kapıyı çalan manasında olmasıdır. TÂRIK, aslında "tark" kökünden ism-i fâildir. Tark, bir ses işitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmaktır. Buna göre "târık", esasen "tokmak vurur gibi şiddetle vuran ve kapıyı çalan" demektir. Bundan 1400 yıl önce bilim ve tekniğin olmadığı bir zamanda kapıyı çalan manasında Tarık olarak bildirilen bu yıldızın bu zamanda keşfedilen sesinin tıpkı kapı çalması şeklinde olması ne ile izah edilebilir? Eğer Kur'ana haşa beşer kelamı dersek o zaman Peygamber efendimiz (s.a.v.) in bundan 1400 sene önce bu ultrasonik sesleri, yüksek frekans algılayan cihazlar ile kaydedip sonra buna Tarık dediğini kabul etmek zorunda kalırız ki bu fikri kabul edebilecek yeryüzünde tek bir insan yoktur.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 4: Dişi Bal Arısı 08:00
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 4: Dişi Bal Arısı 88 izlenme - 2 yıl önce Kur'an, arıya vahyeden ve onun karnında balı pişiren zatın kitabıdır. Balı dişi arıya yaptırmış, ona vahyetmiş ve asırlar önce kitabında bunu bizlere haber vermiştir. Evet Kur'an Allah'ın kitabı ve onun ezeli hitabıdır. İnandık ve tasdik ettik.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 14: Dağların Sürüklenmesi 06:10
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 14: Dağların Sürüklenmesi 62 izlenme - 2 yıl önce "Sen dağları görürsün de onları sabit sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler."(Neml Suresi: 88) Kur'an-ı Kerim bu ayet-i kerimesiyle, dağların göründükleri gibi sabit olmadıklarını ve sürekli hareket halinde bulundukları bildirmektedir. Acaba dağların sabit olmaması ve bulutlar gibi sürüklenmesi ne anlama gelmektedir? Kur'an'ın 1.400 sene önce haber vermiş olduğu bu hakikat hakkında acaba bilim adamları ne demektedir. Şimdi bu konuda bilimin ne dediğine bakalım:
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 21:  Geri Döndüren Gök 04:12
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 21: Geri Döndüren Gök 57 izlenme - 2 yıl önce "Geri döndüren göğe yemin olsun..." (Tarık Suresi: 11) Tarık suresinin 11. ayet-i kerimesi böyle demektedir: "Geri döndüren göğe yemin olsun..." Cenab-ı Hak bu ayet-i kerimede gökyüzüne yemin etmiş ve onun "geri döndürme ve geri çevirme" özelliğine dikkat çekmiştir. Acaba gökyüzünün geri döndürme özelliği ne manaya gelmektedir. Dilerseniz bu ifadenin ne manaya geldiğini bilim adamlarının beyanlarından öğrenelim: Bilindiği gibi Dünya'yı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan oluşmaktadır. Her katmanın, canlıların yararına yönelik önemli pekçok görevleri vardır. Atmosfer incelendiğinde her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır. Burada atmosfer katmanlarının geri döndürme özelliğini birkaç örnekle inceleyelim. Örneğin 13 ile 15 km. yükseklikteki Troposfer tabakası, yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak yere geri dönmesini sağlar. 25 km. yükseklikteki Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer, uzaydan gelen radyasyon ve zararlı ültraviyole ışınlarını yansıtarak, yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar. İyonosfer tabakası yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden izlenebilmesini sağlar. Manyetosfer tabakası ise, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür. Şimdi şu soruyu soruyoruz: Gökyüzü tabakalarının henüz yakın bir geçmişte keşfedilen bu özelliklerinin 1400 sene önce nazil olan Kur'an'da belirtilmesi ne anlama gelmektedir? Bu, Kur'an'ın Allah'ın sözü olduğundan başka bir şey ile izah edilebilir mi? Öyle ya, gökyüzünün "geri çevirme" özelliği bu asırda daha yeni keşfedilmiştir. Bu bilgiye bundan 1.400 sene önce yaşamış bir beşerin, hem de okuma-yazma bilmeyen bir beşerin sahip olduğunu hiçbir akıl sahibi kabul etmez. Eğer Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğu kabul edilmezse, 1400 sene evvel yaşamış bir beşerin elektro teleskoplarla gökyüzünü incelediğini ve bu bilgilere kendi başıyla ulaştığını kabul etmemiz lazım gelir. Bunu kabul edene ise akıllı ve insan denilemez.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 20: Korunmuş Tavan 09:15
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 20: Korunmuş Tavan 54 izlenme - 2 yıl önce
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 1: Evren'in Genişlemesi 08:43
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 1: Evren'in Genişlemesi 61 izlenme - 2 yıl önce Kur'an-ı Kerim tam 1.400 sene önce evrenin genişlediğinden haber vermektedir. Zariyat suresinin 47. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmaktadır: "Biz göğü kudretimizle bina ettik ve şüphesiz biz onu genişletiyoruz." Türkçeye "Şüphesiz biz genişletiyoruz." Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre 20. yüzyılın başlarında, evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar. Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllarda yapılan gözlemlerle de kesinlik kazandı. Her şeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, "sürekli genişleyen" bir evren anlamına gelmektedir. Bu bilimsel gerçek, henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken ve insanlar Güneş'i bir elma büyüklüğünde zannederken, Kur'an asırlar önce bu hakikati bildirmiş ve evrenin genişlemekte olduğunu açıkça beyan etmiştir.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 12: Bir Çiğnemlik Et Parçası 05:41
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 12: Bir Çiğnemlik Et Parçası 52 izlenme - 2 yıl önce Mü'minun suresi 14. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: "Sonra o damlacığı, asılıp tutunana dönüştürdük. Sonra asılıp tutunanı bir çiğnemlik et haline getirdik." Kur'an bu ayetiyle, insanın anne karnındaki bazı evrelerine işaret etmektedir.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 7: Yeraltı Sularının Oluşumu 05:40
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 7: Yeraltı Sularının Oluşumu 67 izlenme - 2 yıl önce Halbuki Kur'an, yeraltı sularının yağmurlar sonucunda oluştuğunu asırlar öncesinde bilim ve tekniğin olmadığı bir asırda şöyle haber veriyordu. "Allah'ın gökten bir su indirdiğini ve onu topraktaki kaynaklara geçirdiğini görmüyor musun?" (Zümer suresi : 21.ayet)
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 16: Uykuda Hareket Etmenin Önemi 05:24
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 16: Uykuda Hareket Etmenin Önemi 49 izlenme - 2 yıl önce Kuranın Bilimsel Mucizeleri - 16: Uykuda Hareket Etmenin Önemi
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 5: Evrendeki Yörüngeler 07:36
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 5: Evrendeki Yörüngeler 51 izlenme - 2 yıl önce Acaba Kur'an'ın 1400 sene önce haber verdiği "Güneş'in ve yıldızların hareket ettiği" gerçeğinin bilim adamları tarafından tasdik edilmesi "Kur'an'ın, gökleri yaratan, onda yollar takdir eden ve Güneş'i ve yıldızları o yollarda gezdiren Allah'ın kelamı olmasından" başka bir manaya gelebilir mi?
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 19: Dünyanın Yuvarlak Olması 05:40
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 19: Dünyanın Yuvarlak Olması 43 izlenme - 2 yıl önce
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 10: Bitkilerde Erkeklik ve Dişilik 06:02
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 10: Bitkilerde Erkeklik ve Dişilik 53 izlenme - 2 yıl önce "Gökten bir su indirdi ve onunla çeşit çeşit bitkilerden eşler çıkardık." (Taha Suresi: 53) "Bütün meyvelerden ikişer eş yaratmıştır."(Rad Suresi: 3) Kur'an'ın bu ayetleri, bitkilerin eşler halinde yaratılmasından haber vermekte ve ancak asrımızda keşfedilebilen büyük bir hakikate işaret etmektedir.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 13: Bulutların Ağırlığı 05:22
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 13: Bulutların Ağırlığı 39 izlenme - 2 yıl önce "Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve ağır bulutları meydana getiren O'dur." (Rad Suresi 12) Gördüğünüz gibi, Kur'an tam 1.400 sene önce, bizim hafif zannettiğimiz bulutların hiç de öyle hafif olmadığını bildirmekte ve bulutlara "ağır bulutlar" demektedir. Acaba bu konuda bilim adamları ne demektedir? Bulutlar gerçekten de Kur'an'ın haber verdiği gibi ağır mıdır?
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 9: Örümceğin Evi 07:02
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 9: Örümceğin Evi 41 izlenme - 2 yıl önce "Allah'tan başka dostlar edinenlerin misali, kendisine ev edinen dişi örümceğin misaline benzer. Gerçek şu ki, evlerin en çürüğü örümceğin evidir. Keşke bilselerdi!"
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 3: Aşılayıcı Rüzgarlar 06:53
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 3: Aşılayıcı Rüzgarlar 26 izlenme - 2 yıl önce Bundan tam 1.400 sene önce, aşılamanın önemi ve ne demek olduğunun bilinmediği bir zamanda Kur'an bizlere Hicr suresinin 22. ayet-i kerimesiyle şu haberi vermektedir: "Biz rüzgârları aşılayıcılar olarak gönderdik." Evet, bu ayet-i kerime rüzgârların aşılayıcı bir özelliğe sahip olduğunu açıkça bildirmektedir. Acaba Kur'an'ın vermiş olduğu bu haber hakkında bilim adamları ne demektedir.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 8: Yeryüzünün Uçlarından Eksilmesi 07:30
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 8: Yeryüzünün Uçlarından Eksilmesi 29 izlenme - 2 yıl önce "Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten yeryüzüne yönelip onu uçlarından eksiltiyoruz. " (Rad 41) "Onlar görmüyorlar mı ki, biz yeryüzüne gelip uçlarından noksanlaştırıyoruz." (Enbiya 44). Bu iki ayet-i kerimede yeryüzünün uçlarından eksildiğinden ve noksanlaştığından bahsedilmektedir.
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 2: Yerlerin ve Göklerin Birbirinden Ayrılması 06:36
Kur'an'ın Bilimsel Mucizeleri - 2: Yerlerin ve Göklerin Birbirinden Ayrılması 34 izlenme - 2 yıl önce Enbiya Suresi 30. ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: "O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, göklerle yer birbiriyle bitişik iken biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?" buyrulmaktadır. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir maddede toplandığını görüyoruz. Diğer bir deyişle; her şey, hatta henüz yaratılmamış olan gökler ve yer bile bu maddenin içinde, birbiriyle iç içe ve ayrılmaz durumdadırlar. Yani ayette ifade edildiği gibi birbiriyle iç içe, "ratk" durumundaydılar. Ardından bu madde şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrıldı. Yani Kur'an'ın "fatk" kelimesiyle beyan ettiği ayrılma fiili meydana geldi. İşte Kur'an, bilim adamlarının asrımızda ancak keşfedebildiği Bing-Bang teorisini, bizlere tam 1400 sene önce haber veriyor.