Hoşgeldiniz!

mustafa kemal atatürk

Müzeyyen Senar - Haber Gelmez Gönül Virane Kaldı 01:51
Müzeyyen Senar - Haber Gelmez Gönül Virane Kaldı 339.719 izlenme - 1 yıl önce Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ve Türkiye'nin çok sevdiği saygıdeğer Sanatçı Müzeyyen Senar...Başımız Sağolsun. Şarkı Sözleri; Haber gelmez gönül virane kaldı Ne sabra mecal var ne takat kaldı!.. Yadımda teselli bahane kaldı, Üç beş gün ömür var daha ne kaldı
Kurtuluş Savaşından Görüntüler 06:39
Kurtuluş Savaşından Görüntüler 1.968 izlenme - 5 gün önce 00:00-00:18- Mustafa Kemal Atatürk ve Efelerimiz. 00:18-00:40- 7'den 70'e Cepheye mühimmat hazırlayan halkımız. 00:40-00:56- Atlı birliklerimiz 00:56-01:04- Kurtuluşun vefakar Kahramanları Annelerimiz 01:04-01:30- Savaş Görüntüleri 01:30-02:08- Kıtlık Ve yokluk içerisindeki Halkımız(iskele de Yunan bayrağı aslılı) 02:08-02:21- Teşkilatlanan Halk direnişe geçiyor 02:21-03:07- Sanırım İzmir'i ateşe vererek teknelerle kaçan Yunan'lı pezevenkler 03:07-03:34- Baş Komutan silah arkadaşları ve Eşi Latife Hanım ile 03:34-03:50- Vahdettin değil mi o? 03:50-04:13- Şanlı Ordumuz 04:13-04:38- Baş Komutan ,İsmet Paşa,Fevzi Paşa ve Diğer Komutanlar 04:38-05:38- Görüntüler 05:38-05:52- Atam konuşmaya hazırlanıyor(kameraya dikkat) 05:56-06:04- Bir gün yine cephedeyiz.Nasıl vuruyorum ama,öyle böyle değil. 06:06:06:14- Asaletin yeter 06:16:06:25- Devrimler Hepsinin önünde saygı ile eğiliyorum,mekanları cennet olsun Saygılar
Ankara'nın 1924 Yılına Ait Görüntüleri 01:31
Ankara'nın 1924 Yılına Ait Görüntüleri 1.067 izlenme - 2 gün önce Bilinen tarihi en az 10 bin yıl öncesine dayanan Ankara Türkiye'nin Mezopotamya bölgesinden sonraki en eski yerleşim yeridir. Ankara için ilk kırılma noktası M.Ö 3000 yıllarında ilk insan topluluklarının yerleşmesiyle başladı. M.Ö 2000 yıllarına gelindiğinde ilk ciddi medeniyet uygarlığı olarak Hititler Ankara ve çevresine yerleştiler. Daha sonra Frigler döneminde Ankara Gordion olmak üzere ilk defa başkent oldu. Daha sonra Ankara Lidyalılar, Persler, Galatlar, Antik Roma, Selçuklular gibi medeniyetleri barındırmıştır. Yıllar 1908'e geldiğinde Osmanlı'nın son dönemlerinde modern bir orduya geçiş adına getirilen ve daha sonra Mareşal unvanına erişen Alman Colmar von der Goltz Başkentin İstanbul'un olmaması gerektiğini İstanbul'un başkent olması için yeterli olmadığını savunarak başkentin Anadolu'da olması gerektiği fikrini ilk olarak ortaya atmıştır. Milli Mücadele döneminde sık sık Ankara'ya gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ankara halkının ve seymenlerin Milli Mücadeleye olan inançlarını görünce çok etkilendi. 1919 yılında Atatürk Ankara'yı Anadolu'daki direnişin merkezi seçti. Atatürk 1920 yılında 1. TBMM'yi Ankara Ulus'ta kurdu ve resmi olmasa da fiili olarak Ankara'yı ülkenin başkenti yaptı. 1923 yılına gelindiğinde Kurtuluş Savaşı'ndan yüzünün akıyla çıkılmıştır. Artık yeni bir ülke ve yeni bir başkent ihtiyacı doğmuştur. Atatürk Ankara'nın tarihsel önemi ve birçok medeniyeti bünyesinde barındırmasını göz önünde alarak Ankara'nın stratejik konumu Milli Mücadele döneminde halkının desteği ve Atatürk'ün Ankara'ya olan güvenci inancı ve sevgisiyle 13 ekim 1923 yılında Ankara başkent ilan etti. Ankara başkent olduktan sonra ülkenin en hızlı gelişen modernleşen şehri oldu. İlk Avrupai modern anlamda yollar, caddeler, parklar, tiyatrolar, mimari ve sanatsal yapılar ve ilk gökdelen (Emek İş Hanı) Ankara'ya yapıldı. 1950'li yıllarına gelindiğinde Ankara Avrupa'nın başkentleriye yarışır hale gelmiştir. 1952 yılına ait Amerikan yapımı orjinal adı 5 Fingers olan film dünyada ''Ankara Casusu'' adıyla gösterime girdi. Filmde Ankara gayet modern yapılı bir şehir olarak gösterilirken İstanbul köhnemiş eski bir şehir olarak gösterilmiştir. Bu da o dönemde dünyanın Türkiye'nin değişen yapısı ve şehirlerin durumuna bakışını göstermektedir.
24 Kasım Öğretmenler Günü Anma Klipleri 02:00
24 Kasım Öğretmenler Günü Anma Klipleri 79.284 izlenme - 2 yıl önce 24 Kasım Öğretmenler Günü Anma Klipleri
Halkımız Atatürk Hakkında Neler Biliyor ? - Sosyal Deney 03:09
Halkımız Atatürk Hakkında Neler Biliyor ? - Sosyal Deney 4.840 izlenme - 3 ay önce 29 Ekim Cumhuriyet Bayramının coşkusunu yaşadığımız şu günlerde halkımıza Atatürk hakkındaki bilgileri sorulmuş.
Atatürk'ün Kütüphanecisi - Nuri Ulusu 17:23
Atatürk'ün Kütüphanecisi - Nuri Ulusu 1.385 izlenme - 1 ay önce Atatürk'ün yanıbaşında Çankaya Köşkü'nün Kütüphanecisi Nuri Ulusu'nun Atatürk'le yaşadığı 12 yılın anıları,oğlu M.Kemal Ulusu tarafından kitaplaştırılmış.
Rabia Kazan'ın İran'dan Dönüşü 06:29
Rabia Kazan'ın İran'dan Dönüşü 3.103 izlenme - 3 ay önce İrana giden cumhuriyet ve aAatürk düsmani bu bayan 10 günlük iran ziyaretinden sonra cumhuriyet ve Atatürk sevdalisi oldu
  Başbakan Erdoğan 03:17
Başbakan Erdoğan 35.832 izlenme - 2 yıl önce Başbakan Erdoğan, 'Bize ne diyorlar ’bölücü' Peki Mustafa Kemal de mi bölücüydü? -Kürt damadımız var- diyen merhum Alpaslan Türkeş de mi bölücüydü?' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Diyarbakır'da Türkiye'nin tamamı bölgenin tamamı için tarihi bir an yaşanırken, Türkiye'nin her yerinden sevinç gözyaşları dökülürken birilerinin bu sevinç ve umudu paylaşamadıklarını gördük. 4 gündür başta MHP olmak üzere siyasetçilerin Türkiye'ye egemen olan huzur ve kardeşlik iklimini hissedemediklerini gördük. Bizim tarihimiz MHP yöneticilerinin zannettikleri gibi 12 Eylül 1980'de başlamış bu kadar kısır ve köksüz bir tarih değildir" dedi.Başbakan Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Bugün itibarıyla hükümette 11. yılımızı geride bırakmış, 12. yıldan gün almaya başlamış bulunuyoruz. İnşallah daha nice yıllar azimle, aşkla, şevkle, milletimize hizmet üretmeye ve Türkiye'yi büyütmeye devam edeceğiz. Hükümetimize ilişkin bu sürelerin, bu rekorların bizim nezdimizde hiçbir kıymeti arbiyesi yok. Biz adeta bugün sabah görevi devralmış gibi heyecan ve şevkle hareket etmeyi sürdüreceğiz. Çok iş yaptık, eser ürettik ama yetmez. Milletimizin de desteği ve hayır duasıyla Türkiye, milletimiz ve insanlık için çok daha fazlasını yapacak, uzun ince bu yolda gece gündüz gidecek ve koşacağız. Bu vesileyle 58. hükümetimizin Başbakanı, Cumhurbaşkanımız değerli kardeşim Abdullah Gül'den bu güne kadar kabinede görev alan tüm teşkilatımızı tebrik ediyorum. Herkese şükranlarımı ifade ediyorum" dedi. ERDOĞAN: “GENEL AF KESİNLİKLE GÜNDEMİMİZDE YOK” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Grup toplantısının ardından çıkışta gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Başbakan Erdoğan, “Dağdakiler inecek cezaevleri boşalacak” sözlerinin hatırlatılması üzerine, “Kaç kez söyledim. Ben hayallerimi söylüyorum. Genel af kesinlikle gündemimizde yok” cevabını verdi. Başbakan Erdoğan, dershanelerin özel okullara dönüştürülmesine ilişkin soru üzerine ise yarın katılacağı bir televizyon programında buna cevap vereceğini söyledi. Dün tiyatro sanatçısı Nejat Uygur'un vefat ettiğini hatırlatan Erdoğan, "Hayatı boyunca özellikle halkımızı güldürmek, mutlu etmek için çaba harcayan Nejat Uygur'un vefatı hepimizi derinden üzüntülendirdi. Ünlü sanatçımıza Allah'tan rahmet, ailesine ve sanat camiasına başsağlığı diliyorum" diye konuştu. Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da uçak kazasının meydana geldiğini anımsatan Erdoğan, "50 kişi hayatını kaybetti. Rusya Federasyonu ve Tataristan Cumhuriyeti'ne, Tatar kardeşlerimize başsağlığı mesajlarımızı iletiyorum. Özellikle kazada oğlunu kaybeden Cumhurbaşkanı Sayın Rüstem Minnihanov'a Allah'tan sabır diliyor, Türkiye'nin başsağlığı mesajlarını ifade ediyorum" şeklinde konuştu. Erdoğan, "Düşünce adamı Aytunç Altındal da ebediyete intikal etti. Yine kendisine Allah'tan rahmet, tüm kalanlara başsağlığı temennisinde bulunuyorum" dedi. Diyarbakır ziyaretine ilişkin değerlendirmede bulunan Başbakan Erdoğan, "Cumartesi ve pazar günleri Diyarbakır'da tarihi günler ve anlar yaşadık. Diyarbakır'da Büyükşehir Belediyesi’ni, valiliği ziyaret ettik. Ardından Diyarbakırlı kardeşlerimizin toplandığı meydana geçerek toplu açılış törenini gerçekleştirdik. Diyarbakır'a kazandırdığımız 17 ayrı eserin, 740 trilyon liralık eser ve hizmetin resmi açılışını yaptık. Açılış töreninde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim Başkanı Sayın Mesut Barzani, 38 yıldır ülkesinden uzak yaşayan Şivan Perver, değerli sanatçımız İbrahim Tatlıses de bizimle bu heyecanı paylaştılar. Açılış töreninin ardından misafirlerimizle birlikte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın tertip ettiği nikah merasimine geçtik ve orada 400 çiftin nikah törenine şahitlik yaptık. Bu nikah törenlerinde Şivan Perver ve İbrahim Tatlıses'in unutulmaz düetlerine de kulak verdik. Tarihi bir ana da orada şahitlik ettik" diye konuştu. Dicle Üniversitesi kampüsü içinde inşa edilen İlahiyat Fakültesi camiinin açılışının yapıldığını da anlatan Erdoğan, "Ardından Sayın Mesut Barzani ve heyetiyle görüşme yaparak bölgeye ilişkin güncel konuları ele aldık. Cumartesi günü son olarak valilik tarafından düzenlenen Diyarbakırlı kardeşlerimizin katıldığı yemeğe iştirak ettik. Diyarbakır'ın en büyük meydanında on binlerce Diyarbakırlı kardeşimizle bu coşkuyu yaşamak çok çok anlamlıydı. AK Parti iktidarı olarak bugüne kadar neler yaptık ve bundan sonraki süreci nasıl değerlendiriyoruz, nasıl bakıyoruz bunların çok net mesajlarını orada verdik. Ret, inkar ve asimilasyon politikalarını birilerine rağmen değil, biz kendi iktidarımız, kendi kararlılığımızın, programımızın gereği olarak ifade ettik. 2005'ten sonra burada bunu ifade etme fırsatını bulduk" dedi. Diyarbakır'daki pazar günkü programın yoğun olduğunu söyleyen Erdoğan, "Orada da yaklaşık 15 bin kişiye hitap ettik. 83 trilyon liralık eser ve hizmetin resmi açılışını yaptık. Ardından Ergani'ye geçtik. Orada da muhteşem katılım vardı. Emniyetin rakamlarına göre 20 bin civarında insan orada bizi bekliyordu. Orada da 57 trilyon liralık eser ve hizmeti resmi olarak açtık. Diyarbakır'da iki günde toplamda 880 trilyon liralık eser ve hizmeti resmi olarak açmış olduk" ifadelerini kullandı. Erdoğan, "2009 yılında milli birlik ve kardeşlik programımızı başlatırken, bir temennimizi ileterek 'anneler artık ağlamasın' dedik. Son bir yıl içinde bu temennimiz karşılık bulmaya, akan kan durmaya ve gözyaşları dinmeye başladı. Biz 'anneler ve babalar ağlamasın' dedik ama cumartesi günü Diyarbakır'da, Diyarbakır'la birlikte 81 vilayetimizde bunun bir istisnasını yaşadık. Cumartesi günü hem Diyarbakır'da hem Türkiye genelinde evlerde, sokaklarda, televizyonlarının başında annelerin, babaların, gençlerin, hatta çocukların gözyaşı döktüğüne şahit olduk. Bu gözyaşları bu sefer farklıydı, bu gözyaşları sevinç, umudun, vuslatın, kavuşmanın gözyaşlarıydı. Bismil'de bir genç önümüzü kesti, yanımıza geldi ve bizi kucakladı. Gözyaşlarıyla yüreğinden gelen bir sesle 'Başbakanım barış istiyoruz ölmek istemiyoruz' diye feryadını dile getirdi. Arkadaşlarımız gazeteci arkadaşlarımıza aktardılar. Diyarbakır'da o meydanda Diyarbakır'ın sokaklarında, evlerde kadınlar erkekler sevinçle ağlarken, 70-90 yaşındaki dedeler, nineler de ellerini semaya açarak hayır duaları ettiler. O gün mutluluktan ağlayan sadece Diyarbakır değildi, o gün mutluluktan gözyaşları döken Edirne, İzmir, Konya, Mersin, Trabzon'du. O gün mutluluktan, sevinçten, umuttan gözyaşı dökenler sadece sadece Türkler, Kürtler değil, bu ülkenin milletin huzura susamış her bir ferdi gözyaşlarını döküyordu" diye konuştu. Başbakan Erdoğan, "Diyarbakır'da Türkiye'nin tamamı bölgenin tamamı için tarihi bir an yaşanırken, Türkiye'nin her yerinden sevinç gözyaşları dökülürken birilerinin bu sevinç ve umudu paylaşamadıklarını gördük. 4 gündür başta MHP olmak üzere siyasetçilerin Türkiye'ye egemen olan huzur ve kardeşlik iklimini hissedemediklerini gördük. Bizim tarihimiz MHP yöneticilerinin zannettikleri gibi 12 Eylül 1980'de başlamış bu kadar kısır ve köksüz bir tarih değildir. Bizim tarihimiz bundan yüzyıl önce, iki yüzyıl önce başlamış bir tarih de değildir. Bizim için tarih Hz. Adem'in yeryüzüne indirilmesiyle başlamıştır. 1960'ta, 1980'de değiştirilen yer isimlerini sanki bin yıllık bir uygulama gibi millete sunuyorlar. Şurada sadece 80 yıllık ömrü olan And'ı adeta milletin bin yıllık ahdı gibi lansediyorlar. Tek parti dönemlerinde yapılan zulümleri, ret, inkar ve asimilasyon politikalarını sanki milletin ezeli ve ebedi kızıl elması gibi son derece yanlış ve yaratıcı biçimde savunuyorlar. Bu milletin tarihi 12 Eylül 1980'de başlamadı. Bu milletin tarihi 27 Mayıs 1960'ta başlamadı. Bu toprakların tarihi bundan yüzyıl, iki yüzyıl önce başlamadı. Bu milletin tarihi kalıplara sığmayacak kadar uzun, zengin, renkli ve kucaklayıcı bir tarihtir. Bu milletin tarihini 27 Mayıs'ın, 12 Eylül'ün darbecileri değil Alparslan'dan Fatih'e, Kanuni'den Yavuz Sultan Selim'e, Abdülhamit'ten Mustafa Kemal'e kadar yüzlerce, binlerce milyonlarca kahraman yazmıştır" dedi. "Bu millet köksüz, reddi miras yapacak, ecdadını unutacak, sırt çevirecek bir millet değildir" diyen Erdoğan, "90 yıl, 100 yıl öncesine gidin CHP'nin, MHP'nin yöneticileri ilk Meclis zabıtlarını, gizli celse zabıtlarını okusunlar. Milletvekilidirler, okuma hakları var. Bugün MHP ve CHP neye karşı çıkıyorsa ilk Meclis zabıtlarında o karşı çıktıkları şeyleri görecekler. Hem de en başta Gazi Mustafa Kemal'in nutuklarında görecekler. Kürt kelimesini o Meclis'te görecekler. Gürcü, Laz, Arap, Boşnak kelimelerini o zabıtlarda görecekler. Kürdistan kelimesini o Meclis zabıtlarında görecekler. Anasır'ı İslam kavramını o zabıtlarda görecekler. Kendi tarihini bilmeyen, okumayan, cehalet ve karanlıktan başka hiçbir şey söylemez. Osmanlı’ya gittikleri zaman Doğu ve Güneydoğu'nun Kürdistan eyaleti olduğunu görecekler. Bunlar bizim tarihimizin bize devrettiği mirastır, bunları görmemezlikten gelemezsiniz" şeklinde konuştu. Gazi Mustafa Kemal'in dönemin tüm büyük devletlerine karşı savaştığını belirten Erdoğan, "Bizim Misak-ı Milli adını verdiğimiz toprakları işgal edenler uzaydan gelmemişti. İşgalciler dönemin en güçlü devletleriydi. Gaziantep'te, Kilis'te, Şanlıurfa'da, Trabzon'da, İzmir'de düşman askerleri vardı. İstanbul işgal altındaydı. Dönemin büyük devletleri tarafından bu millete çok ağır işkenceler, katliamlar yapıldı. O devletleri en iyi tanıyan Mustafa Kemal'di. O zulmü iliklerine kadar yaşayan Mustafa Kemal'di. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti ilan ettikten sonra aynı Mustafa Kemal tüm bu devletlerle barışa dayalı işbirliğine dayalı bir süreci başlattı. İngilizler İstanbul'u işgal etti diye İngiltere'ye, Fransızlar Antep'i, Maraş'ı işgal etti diye Fransızlara küsmedi. Onlara kin tutmadı, varsa da gizledi. İntikam hissiyle yaklaşmadı. O zabıtları okuduğunuzda Gazi Mustafa Kemal'in bu noktada neler yaptığını çok daha yakından göreceksiniz. Devletlerin ilişkileri intikam, öfke nefret hırsıyla yürümez" ifadelerini kullandı. Gazi Mustafa Kemal'in TBMM'de gizli oturumda yaptığı konuşmayı anlatan Erdoğan, "MHP ve CHP yönetimi bunu iyi dinlesin. Tarihimizi, Gazi Mustafa Kemal'i öğrensinler. Diyor ki Gazi, 'Bizce kati olarak belirli olan bir şey olan varsa o da milli hudutlarımız içinde bütün bu İslami unsurlar çıkar birliği içindedirler. Beraber çalışmaya karar vermişlerdir. Yoksa vicdani arzularıyla, kardeşçe ve dindarca bir vahdet vardır. Hiç şüphe etmeyiniz ki Kürt, Laz reyi sorulduğu zaman bu reyi vereceklerdir. Biz bugün aynı sözleri dile getirdiğimizde buna itiraz ediyor, hop oturup hop kalkıyorlar. Bunların tarihleri 30-40 yıllık tarih. Bunlar daha eskiye gidemiyor, milletin ruh köküyle temas edemiyorlar. Bir başka gizli oturumunda, hem de Meclis’in açılmasının hemen ertesi günü Meclis zabıtlarından konuşuyorum, gazete kupürlerinden değil. Gazi şunları söylüyor, milli sınırlarımız içinde bulunan insan kaynaklarını sınırlarımız dışında israf etmek istemeyiz. Birlik kuvvet teşkil edeceğinden bütün İslam aleminin ittifak etmesini büyük bir memnuniyetle karşılarız. Gerek Iraklıların, gerek Suriyelilerin bu iki mıntıkadaki dindaşlarımızın kalpleri bizimle beraber. Bundan sonra da şartlar oluşursa, bunlardan azami ölçüde istifade etmek mümkündür diyor. O günün Esad'ını ifade etmiyor, Suriye halkını ifade ediyor. Daha işin başında Gazi Mustafa Kemal 'Irak bize ihanet etti, Suriye bizi arkamızdan vurdu' demiyor. Oradakiler kardeşlerimiz diyor. Onlarla dayanışma içinde olmamız lazım diyor" diye konuştu. Türkiye'nin yakın tarihinin MHP ve CHP'nin çizdiği gibi bir tarih olmadığını söyleyen Erdoğan, "Türkiye'nin yakın tarihi MHP ve CHP'nin çizdiği tablo gibi kısır, derinliksiz ve içe kapanık bir tablo değildir. Bize ne diyorlar, bölücü. Peki Mustafa Kemal'de mi bölücüydü? Kürdistan kelimesini kullanan o zamanın bütün Meclis mebusları da mı bölücüydü. Kürt damadımız var diyen merhum Alparslan Türkeş de mi bölücüydü? Deve kuşu kafasını kuma gömer dünya karanlıktır. Deve kuşu kafasını kuma gömer dünya küçük der. Kimse kusura bakmasın, bizim tarihimiz de dünyamızda hiç küçük değil" dedi.
İzindeyiz Yüce Atam 03:06
İzindeyiz Yüce Atam 17.326 izlenme - 2 yıl önce İzindeyiz Yüce Atam
Atatürk, Apo, Türk ve PKK Bayrağı Yanyana HDP Kutlaması 00:57
Atatürk, Apo, Türk ve PKK Bayrağı Yanyana HDP Kutlaması 9.801 izlenme - 8 ay önce Bakırköy’de bir araya gelen HDP’liler, 7 Haziran genel seçimi sonuçlarını kutladı. Barajı aşmanın sevincini yaşayan partililer halaylar eşliğinde kutlama yaparken, bir vatandaşın Abdullah Öcalan’ın posteri ile Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafının olduğu Türk bayrağını bir arada sallaması dikkat çekti. (İHA)
atatürk'ün hiç duymadığınız gerçek sesi 01:46
atatürk'ün hiç duymadığınız gerçek sesi 38.860 izlenme - 5 yıl önce mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi sinema ve televizyon merkezi mustafa kemal atatürk'ün hiç yayınlanmamış ses kaydını yayınladı.
Mustafa Kemal Atatürk Belgeseli (Yeni) 54:13
Mustafa Kemal Atatürk Belgeseli (Yeni) 9.588 izlenme - 1 yıl önce Mustafa Kemal Ataturk (d. 19 Mayis[1] 1881, Selânik – o. 10 Kasim 1938, Istanbul), Turk siyasetci, asker ve devlet adami. Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasina onderlik yapmis ve TBMM tarafindan Turkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaskani secilmistir. Osmanli mirlivasi ve Turkiye'nin iki maresalinden biridir. 1919 yilinda baslattigi Kurtulus Savasi'nin onderligini yapmis; daha sonra, modern Turkiye'yi olusturan devrim ve reformlari gerceklestirmistir.[2] Mustafa Kemal Ataturk Osmanli ordusunda subay olarak gorev yapmis; Turk Ordulari Baskomutani olarak Sakarya Meydan Muharebesi'ndeki basarisindan dolayi 19 Eylul 1921 tarihinde, "Gazi" unvanini almis ve maresallige yukselmistir.[2] Cumhuriyet Halk Partisi'ni kurmus ve ilk genel baskani olmustur.[3] 1938 yilindaki vefatina kadar arka arkaya 4 kez cumhurbaskani secilen Ataturk, bu gorevi en uzun sure yuruten cumhurbaskani olmustur.[2] Cocukluk ve genclik (1881-1904) Kiz kardesi Makbule Hanim, annesi Zubeyde Hanim ve Ataturk Harp Okulu'nda arkadaslari ile birlikte, 1901 1839'da Kocacik'ta dogdugu sanilan[4] babasi Ali Riza Efendi, aslen Manastir'a bagli Debre-i Bâlâ'dandir.[5] Babasinin ailesi Arnavutlardan[6][7][8][9] ya da 14-15. yuzyilda Anadolu'dan bolgeye goc etmis olan Yoruklerdendir.[4][5][10][11][12] Ailesi ile Selanik'e goc eden Ali Riza Bey,[13] burada gumruk memurlugu ve kereste ticareti yapti.[14] Ali Riza Bey, 93 Harbi (1877-78) esnasinda yerel birliklerde tegmenlik yapmisti. Bu durum, Ataturk'un ailesinin kismen de olsa Osmanli'daki egemen elitlerden oldugunu gosterir.[15] Ali Riza Bey, 1871 yilinda, 1857 yilinda Selanik'in batisindaki Langaza'da ciftci bir ailede dogan[15][16] Zubeyde Hanim'la evlenmisti.[17] Mustafa Kemal Ataturk, bu ciftin cocugu olarak Rumî 1296 (miladî 1881) yilinda Selanik'te dogmustur. Samsun'a ciktigi 19 Mayis tarihini dogum gunu kabul etmistir.[18] Fatma, Omer, Ahmet, Naciye ve Makbule adli bes kardesinin ilk dordu kucuk yasta hayatini kaybetmistir.[19][20] Ogrenim cagina gelen Mustafa'nin hangi okula gidecegi konusunda annesi ile babasi arasinda anlasmazlik cikmisti. Annesi Mustafa'nin Hafiz Mehmet Efendi'nin mahalle mektebine gitmesini istiyor, babasi ise o donemki yeni yontemlerle egitim yapan sekuler[15] Mektebi Semsi Ibtidai'nde (Semsi Efendi Mektebi) okumasini istiyordu. En sonunda once mahalle mektebine baslayan Mustafa, birkac gun sonra Semsi Efendi Mektebi'ne gecti.[21] Ataturk, okul secimindeki bu karari icin hayati boyunca babasina minnettarlik duymustur.[15] 1888 yilinda babasini kaybetti.[22] Bir sure Rapla Ciftligi'nde annesinin uvey kardesi[15] Huseyin'in yaninda kalip hafif ciftlik isleriyle ugrastiktan sonra -egitimsiz kalacagindan endise eden annesinin istegiyle-[15] Selanik'e donup okulunu bitirdi.[23] Bu arada Zubeyde Hanim, Selanik'te gumruk memuru olan Ragip Bey ile evlendi.[24] Simdi muze olan Koca Kasim Pasa Mahallesi, Islahhane Caddesi'ndeki ev 1870'te Rodoslu muderris Haci Mehmed Vakfi tarafindan yaptirilmis ve 1878'de yeni evlenen Ali Riza Bey tarafindan kiralanmistir ancak o oldukten sonra Mustafa ve ailesi bu evden yanindaki 2 katli, 3 odali ve mutfakli daha kucuk eve tasinmislardir.[25] Mustafa, sekuler bir okul olan ve burokrat yetistiren[15] Selânik Mulkiye Rustiyesi'ne kaydoldu. Ancak muhitindeki askerî ogrencilerin uniformalarindan da etkilenerek[15] -annesinin karsi cikmasina ragmen-[15] 1893 yilinda Selânik Askerî Rustiyesi'ne girdi. Bu okulda matematik ogretmeni Yuzbasi U;skuplu Mustafa Sabri Bey, ona anlami mukemmellik, olgunluk olan "Kemal" adini verdi.[26] Fransizca ogretmeni Yuzbasi Nakiyuddin Bey (Yucekok), ozgurluk dusuncesiyle genc Mustafa Kemal'in dusunce yapisini etkiledi. Mustafa Kemal Kuleli Askerî Idadisi'ne girmeyi dusunduyse de ona agabeylik yapan Selânikli subay Hasan Bey'in tavsiyesine uyarak Manastir Askerî Idadisi'ne kaydoldu. 1896-1899 yillarinda okudugu Manastir Askerî Idadisi'nde tarih ogretmeni Kolagasi Mehmet Tevfik Bey (Bilge), Mustafa Kemal'in tarihe olan merakini guclendirdi.[27] Bu tarihte baslayan 1897 Osmanli-Yunan Savasi'na gonullu olarak katilmak istediyse de hem idadi ogrencisi oldugu icin hem de 16 yasinda oldugundan dolayi cepheye gidememistir. Bu okulu ikincilikle bitirdi.[28] 13 Mart 1899'da[29] [30] Istanbul'da Mekteb-i Harbiye-i Sahane'ye girdi. Birinci sinifi 27., ikinci sinifi 11., ucuncu sinifi 1902'de mulazim bugunku ismiyle Tegmen rutbesiyle 549 kisi arasindan piyade sinif sekizincisi (1317 - P.8) olarak bitirdi.[28] Akabinde Erkan-i Harbiye Mektebi'ne (Harp Akademisi) devam ederek 11 Ocak 1905'te ''kurmay yuzbasi'' rutbesiyle mezun oldu.[31] Askerlik (1905-1918) Erken donem Kidemli Yuzbasi Kurmay Yuzbasi Mustafa Kemal, mezuniyetinin ardindan merkezi Sam'da bulunan 5.Ordu'ya staj amaciyla gonderildi. Bu stajinda piyade, suvari ve topcu siniflarinda gorev aldi.1905-1907 yillari arasinda Sam'da Lutfi Mufit Bey (Ozdes) 5. Ordu emrinde gorev yapti. Ilk staji 5. Ordu'ya bagli 30'uncu Suvari Alayi'nda gerceklesti.[32] Bu donemde dusuk rutbeli stajyer bir kurmay subay olarak Suriye'nin cesitli bolgelerindeki isyanlarla ilgilenen Mustafa Kemal, "kucuk savas" (gerilla savasi) uzerine tecrube kazandi. Isyanlarla ugrastigi dort aydan sonra Sam'a dondu. 1906 Ekim ayinda Binbasi Lutfi Bey, Dr. Mahmut Bey, Lufti Mufit (Ozdes) Bey ve askerî tabip Mustafa Cantekin ile 'Vatan ve Hurriyet' adli bir cemiyeti kurduktan sonra ordudan izinsiz Selânik'e gitti. Selânik Merkez Komutan Muavini Yuzbasi Cemil Bey (Uybadin)'in yardimiyla karaya cikti ve orada cemiyetinin subesini acti. Bir sure sonra arandigini ogrendi ve ona agabeylik yapan Albay Hasan Bey, Yafa'ya donup oranin komutani Ahmet Bey'e Misir sinirinda Bîrussebi'ye gonderildigini bildirmesini onerdi. Ahmet Bey de Mustafa Kemal'i Bîrussebi'ye tayin etti ve bir sure sonra topcu staj icin tekrar Sam'a gonderildi.[33] 20 Haziran 1907'de Kolagasi (kidemli yuzbasi) oldu ve 13 Ekim 1907'de 3.Ordu'ya kurmay olarak atandi[31] ancak Selânik'e vardiginda 'Vatan ve Hurriyet'in subesinin Ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne ilhak edildigini ogrendi. Bu yuzden kendisi de 1908 Subat ayinda Ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne uye oldu (U;ye numarasi: 322)[34]. 22 Haziran 1908'de Rumeli Dogu Bolgesi Demiryollari Mufettisligine atandi.[31] 23 Temmuz 1908'de Mesrutiyet'in ilanindan sonra Aralik 1908 sonlarinda[35] Ittihat ve Terakki Cemiyeti tarafindan toplumsal ve siyasal sorunlari ve guvenlik problemlerini incelemek uzere bugunku Libya'nin bir parcasi olan Trablusgarp'a gonderildi. Burada 1908 Devrimi'nin fikirlerini Libyalilara yaymaya ve buradaki nufusun farkli kesimlerinden gelenleri Jon Turk politikasina kazanmaya calisti.[36] Bu siyasi gorevin yani sira bolge halkinin guvenligi ile de ilgilendi. Kentin disinda yapilan bir savas tatbikatinda Bingazi Garnizonu'na onderlik ederek askerlere modern taktikler ogretti. Bu tatbikat suresince isyana meyilli Seyh Mansur'un evini sararak bolgede sistem karsiti baska guclu kisilere ornek olmasi amaciyla onu kontrol altina aldi. Ayrica hem kentli insanlari hem de kirsal bolge insanlarini korumak icin bir yedek ordu planlamaya basladi.[35][37] 13 Ocak 1909'da 3. Ordu'ya bagli Selânik Redif Firkasi'nin Kurmay Baskani oldu ve 13 Nisan 1909'da Mesrutiyet'e karsi 3. Ordu'ya bagli Taskisla'da konuslanmis 2. ve 4. Avci Taburlari'nin isyaniyla baslayan, diger birliklerin katilimiyla genisleyen 31 Mart Ayaklanmasi'ni bastirmak uzere Selânik ve Edirne'den yola cikarak Mirliva Mahmut Sevket Pasa komutasinda 19 Nisan 1909'da Istanbul'a girecek olan Hareket Ordusu'na bagli birinci kademe birliklerinin kurmay baskani oldu. Daha sonra 3. Ordu Kurmayligi, 3. Ordu Subay Talimgâhi Komutanligi, 5. Kolordu Kurmayligi, 38. Piyade Alayi Komutanligi gorevlerinde bulundu.[31][35] Mustafa Kemal , 12 Eylul - 18 Eylul 1910'da Fransa'da duzenlenen Picardie Manevralari'na gonderildi. Burada ucaklarin deneme ucusuna davet edildiyse de yanindaki komutaninin uyarisiyla ucaga binmedi. Binecegi ucak yere cakildi ve ucagin icinde bulunanlar oldu. Bazi yazarlar, omru boyunca ucaga binmeyen Ataturk'un bu davranisini, Picardie Manevralari'nda yasadigi olayin ardindan temkinli davranmasina baglamislardir.[38][39] Mustafa Kemal, donusunun ardindan 27 Eylul 1911'de Istanbul'da Genelkurmay Karargâhi'nda gorev aldi.[40] Trablusgarp Savasi Ayrica bakiniz: Trablusgarp Savasi Trablusgarp Savasi'nda, Mustafa Kemal Italyanlar'in Trablusgarp'a saldirisiyla 19 Eylul 1911'de baslayan Trablusgarp Savasi'nda, 27 Kasim 1911'de Binbasi[31] olan Mustafa Kemal , Binbasi Enver Bey, Fuat (Bulca), Nuri (Conker) ve Binbasi Fethi (Okyar) gibi diger Ittihatci subaylarla birlikte 18 Aralik 1911'de hareket etti.[41] Mustafa Kemal ile grubu, Misir'da Kahire[42] ve Iskenderiye uzerinden Bingazi'ye gitti. 19 Ekimde Iskenderiye'den yola ciktiktan bir sure sonra bir hastalik gecirdi.[43] 22 Aralik'ta Tobruk yakininda zafer kazandi. Derne'deki 16 - 17 Ocak 1912 taarruzunda gozunden yaralanip bir ay hastanede tedavi gordu ve 6 Mart'ta Derne Komutanligi'na getirildi.[44] Ayni yilin eylulunde baslayan baris gorusmelerine ragmen catismalar surerken, Karadag'in 8 Ekim'de Osmanli Devleti'ne savas ilan etmesi ve Balkan Savaslari'nin baslamasi nedeniyle barisa razi olunmasiyla Mustafa Kemal ve diger subaylar Istanbul'a geri donduler. Balkan Savaslari Ayrica bakiniz: Balkan Savaslari Mustafa Kemal Balkan Savaslari'nin patlak vermesiyle 24 Ekim 1912'de Istanbul'a hareket etti ve 24 Kasim 1912'de karargâhi Bolayir'da bulunan Bahr-i Sefit Bogazi (Akdeniz Bogazi) Kuvayi Murettebesi Harekât Subesi Mudurlugu'ne atandi. Osmanli ordusu burada general Stilian Georgiev Kovachev komutasindaki Bulgar 4. Ordusuna yenildi. Haziran 1913'de baslayan Ikinci Balkan Savasi'nda komutasi altindaki birliklerle Dimetoka ve Edirne'ye girdi. Ataturk; Sofya Atasemiliteri iken, verilen kostumlu baloya yeniceri kiyafeti ile gitmis ve etrafinda derin bir hayranlik uyandirmistir. 27 Ekim 1913'te Sofya Askerî Ataseligi'ne atanarak yakin arkadasi Sofya Sefiri (Elcisi) Fethi Bey (Okyar)'in altinda calisti. Ek gorev olarak Belgrad ve Cetine Askerî Ataseligini de yuruttu. Bu gorevde iken 1 Mart 1914'te Kaymakam (Yarbay)liga yukseldi. Birinci Dunya Savasi Ayrica bakiniz: Canakkale Savasi, Kafkasya Cephesi ile Sina ve Filistin Cephesi Canakkale Savaslari sirasinda Sina ve Filistin Cephesinde Mustafa Kemal Pasa, Yildirim Ordular Grubu Komutanligi sirasinda (1918). U;zerindeki Padisahin Onursal Yaveri oldugunu simgeleyen serittir. Askerî Atase gorevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sirada 28 Temmuz 1914'de I. Dunya Savasi basladi, Osmanli Devleti de 29 Ekim 1914'te savasa girdi. 20 Ocak 1915'de Mustafa Kemal 3. Kolordu emrinde Tekfurdag'da kurulacak olan 19. Firka Komutanligina atandi.[31] 19. Firka, 23 Mart 1915'te Mustahkem Mevki Komutanligi emriyle Eceabat bolgesinde ihtiyata alindi. 25 Nisan 1915'te Gelibolu Yarimadasi'na Itilaf Devletleri'nin yaptigi cikartmalariyla Canakkale Savasi basladi. 3.Kolordu komutani Mehmet Esat Pasa'nin emrinde savasan Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal Ariburnu'na cikan ANZAC (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu) birliklerinin yarimada icine ilerlemesini Conkbayiri'nda durdurdu. Bu basari uzerine 5. Ordu komutani Maresal Otto Liman von Sanders'in takdirini kazandi ve 1 Haziran 1915'te Miralay (Albay)liga yukseldi.[31] Ingilizlerin Agustos ayinda Suvla Korfezi'ne yaptigi ikinci cikartmadan sonra, 8 Agustos aksami Otto Liman von Sanders Anafartalar mevkiinde bulunan birliklerinin komutasini verdi ve 9-10 Agustos'ta Anafartalar Zaferi'ni kazandi. Bu zaferi 17 Agustos'ta Kirectepe ve 21 Agustos'ta II. Anafartalar Zaferi takip etti. Miralay (Albay) Mustafa Kemal , Rusen Esref Bey (U;naydin) basta olmak uzere Istanbul basini tarafindan "Anafartalar Kahramani" olarak kamuoyuna tanitildi. 14 Ocak 1916'da Gelibolu'dan Edirne'ye sevk edilmis olan 16. Kolordu komutanligina atandi. Edirne'de bulundugu 2 ay kadar sure boyunca 16. Kolordu'nun ikmali, toparlanmasi ve egitimi ile ilgilendi. Dogu Cephesinde Rus birlikleri Osmanli 3. Ordusu'nu puskurtmus 16 Subatta Erzurum'u, 3 Martta Bitlis, Mus, Van ve Hakkâri'yi isgal etmisti. Albay Mustafa Kemal 15 Mart tarihinde 3. Orduyu desteklemesi icin emrindeki 16. Kolordu ile birlikte Diyarbakir'a gonderildi. Rutbesine gore kendisine agir bir sorumluluk verilen 16. Kolordu Komutani Mustafa Kemal 1 Nisan 1916'da Diyarbakir'da iken Tuggenerallige (Mirliva) yukseltildi ve Pasa unvanini aldi. Mustafa Kemal taktik bir geri cekilme emri verdi. Daha sonra beklenmedik bir saldiri ile Mus'u Ruslardan kurtararak Osmanli birliklerine stratejik bir ustunluk sagladi. Kafkas Cephesindeki bu basarisindan dolayi Altin Kilic madalyasi ile odullendirildi. Agustos ayinda Mus ve Bitlis tumuyle Rus isgalinden kurtarildi. 7 Mart 1917'de karargâhi Diyarbakir'da bulunan 2. Ordu Komutan Vekilligine atandiktan sonra Hicaz Kuvveyi Seferiyesi Komutanligina getirilmek istendi. Ancak bunu kabul etmeyerek 5 Temmuz 1917'de Yildirim Ordulari Grubu emrindeki 7. Ordu Komutanligina atandi.[31] Mustafa Kemal Diyarbakir'dayken, Ittihatci fedailerden Yakup Cemil bir hukûmet darbesi yapmaya karar vermistir. Savasin kaybedildigini dusunmektedir. Tek kurtulus yolunun Bab-i Âli'yi basip, hukûmeti devirerek Baskomutan vekili ve Harbiye Naziri'ni degistirmek olduguna inanmaktadir. Yeni Baskomutan vekili ve Harbiye Naziri olarak da Mustafa Kemal'i dusunmektedir. Anlastigi arkadaslarindan biri komployu Enver Pasa'ya haber vermistir. Bunun uzerine Yakup Cemil kursuna dizilerek oldurulmustur. Mustafa Kemal Falih Rifki Atay'a anlattigi hatiralarinda soyle demektedir: "O vakit tumenlerimden birine komuta eden Ali Fuad (Cebesoy)'a : Yakup Cemil asilmis. Sebebi de ben Baskomutan vekili ve Harbiye naziri olmadikca kurtulus yoktur demis. Dedigini yapmis bile olsaydi ben Istanbul'a gittigimde ilk is olarak Yakup Cemil'i cezalandirirdim. Eger ben, o ve onun gibiler tarafindan iktidara getirilecek bir adamsam, adam degilim!" demistir.[45] 15 Aralik 1917 ile 5 Ocak 1918 tarihleri arasinda Veliaht Vahdettin Efendi'nin maiyetinde Almanya'ya giderek Keiser II. Wilhelm, Genel Karargâhi ve Elsass bolgesini ziyaret etti. 1918 Haziran ayinda Viyana ve (bugunku adi Karlovy Vary olan) Karlsbad'a giderek tedavi gordu. Sultan Mehmed Resad'in vefati ve Vahdettin'in culusu uzerine 2 Agustos'ta Istanbul'a dondu. 15 Agustos'ta 7. Ordu Komutani olarak Filistin Cephesi'ne atandi ve ardindan Fahri Yaver Hazreti Sehriyari (Padisahin Onursal Yaveri) unvani verildi. Mustafa Kemal Pasa, 20 Eylul 1918 tarihinde Vahdettin'in basyaveri Naci (Eldeniz) Bey'e bir telgraf cekerek Yildirim Ordulari Grubu'nun savas gucunun kalmadigini bildirerek mutareke istemesini onerdi. Ayrica yeni hukûmette kendisinin Harbiye Naziri ve Baskumandan Vekili olarak gorevlendirilmesini istedi[46]. Ardindan 6 Ekim'de 7. Ordu komutanligindan istifa etti. 19 Eylul 1918'de Edmund Allenby komutasindaki Ingiliz kuvvetleri, genel taarruza gecerek uc ordudan olusan Yildirim Ordulari Grubu'nu agir bir hezimete ugratti. 1 Ekim'de Sam, 25 Ekim'de Halep dustu. Mustafa Kemal Pasa, Ingiliz ordularini, Halep'te durdurarak, savunma hatti kurmayi basardi. 30 Ekim 1918'de Mondros Mutarekesi imzalandi ve ertesi gun ogle vaktinde yururluge girdi. Mondros Mutarekenamesi 19. maddesi geregince, Yildirim Ordulari Grubu kumandani olan Otto Liman von Sanders Pasa'nin gorevden alinmasi uzerine Mustafa Kemal Pasa bu goreve getirildi. Ancak 7 Kasim'da Yildirim Ordulari Grubu ile 7. Ordu lagvedildi.[47] 10 Kasim 1918 tarihinde Yildirim Kit'alarinin komutasini 2. Ordu Komutani Nihat Pasa'ya birakarak Adana'dan Istanbul'a hareket etti ve 13 Kasim'da Istanbul'a Haydarpasa Gari'na ulasti. Haydarpasa'dan Istanbul'a gecerken bogaza demirli dusman savas gemilerini gordugunde unlu "Geldikleri gibi giderler" sozunu soyledi. Mutareke doneminde Fethi Bey (Okyar) ile birlikte Ahmet Izzet (Furgac) Pasa yanlisi ve Ahmet Tevfik Pasa (Okday) karsiti bir tavri koyan Minber gazetesini cikararak siyasi girisimlerde bulundu. Milli Mucadele (1919-1923) Ayrica bakiniz: Kurtulus Savasi (Turkiye) Orgutlenme Ayrica bakiniz: Mustafa Kemal'in Samsun'a cikisi, Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi ile Sivas Kongresi 9. Ordu Mufettisi Mustafa Kemal Pasa, 17 Nisan 1919 2 Subat 1919 tarihinde Mersinli Cemal Pasa Dogudaki Osmanli ordularini mutareke kosullarina gore duzenlemek icin mufettis olarak Anadolu'ya gonderilmisti. Ingiliz Yuksek Komiseri Amiral Calthorpe ve Fransiz Yuksek Komiseri Amiral Amet, 1918 yili Kasim ayinda Osmanli hukûmetine nota verdiler. Doguda Turklerin silahlanip Hristiyanlari oldurdugunu buna karsi onlem alinmasini talep ettiler. Mustafa Kemal Pasa, Padisah Vahdettin tarafindan isgal kuvvetlerinin Yuksek Komiserlerinin verdigi notalar geregince olaganustu yetkilerle donatilarak Vilayet-i Sitte (Alti Vilayet)'deki Hristiyan ahaliyi korumak ve isgal kuvvetlerine karsi yapilan ufak capli isyanlari bastirmak icin gorevlendirildi. Bazi cevrelerce, Samsun'a hareket etmeden once kendisini ziyarete gelen Mustafa Kemal Pasa'ya "Pasa Pasa, simdiye kadar devlete cok hizmet ettin, bunlarin hepsi artik bu kitaba girmistir, tarihe gecmistir. Bunlari unutun, asil simdi yapacagin hizmet hepsinden muhim olabilir. Pasa Pasa, devleti kurtarabilirsin!" dedigi iddia edilse de, ne Nutuk'ta ne de saray mabeyincilerinin kayitlarinda boyle yahut buna benzer bir gorusmeden bahsedilmemektedir.[48] Mustafa Kemal, 19 Mayis 1919'da Refet Bey (Bele), Kâzim Bey (Dirik), 'Ayici' Mehmet Arif Bey, Husrev Bey (Gerede)lerle beraber Samsun'a cikti.[49] Mondros Mutarekesi'nden sonra Anadolu'da milisler (Kuvayi Milliye) seklinde orgutlenen direnis hareketleri baslamisti. Kendisi son gorev yeri Adana'dan ayrilmadan Ulukisla'ya gelerek ilk orgutlenmeyi baslatmistir. 22 Haziran 1919'da Rauf Bey (Orbay), Kâzim Karabekir Pasa, Refet Bey (Bele) ve Ali Fuat Pasa (Cebesoy) ile birlikte Amasya'da yayimladigi genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararinin kurtaracagini" ilan etti. Kâzim Karabekir Pasa tarafindan Erzurum'da toplanan Dogu Illeri Mudafaa-i Hukuk Kongresine (Erzurum Kongresi) katildi.[50] Kongre uyelerinin israriyla Osmanli ordusundan istifa etti ve Kongre baskanligina secildi. 4 - 11 Eylul 1919 tarihleri arasinda toplanan Sivas Kongresi'nde alinan kararlari uygulamak amaciyla bir Temsil Heyeti olusturuldu ve baskanligina da Mustafa Kemal Pasa secildi.[51] 27 Aralik 1919'da Ankara'da heyecanla karsilandi. Osmanli Meclis-i Mebusan'in Mart 1920'de isgal guclerince basilmasi ve onde gelen vatanperver mebuslarin tutuklanmasi uzerine 23 Nisan 1920'de Ankara'da Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nin acilmasini sagladi. Erzurum mebusu sifatiyla Meclis ve Hukûmet Baskanligina secildi. TBMM bir kurucu meclis gibi calisarak Milli Mucadele'yi yurutecek olan Anadolu hukûmetinin altyapisini kurdu. Hâkimiyetin saglanmasi Ayrica bakiniz: Cerkez Ethem Ayaklanmasi, Inonu Savaslari, Kutahya-Eskisehir Muharebeleri, Sakarya Meydan Muharebesi ile Buyuk Taarruz 24 Mart 1923 tarihli Time dergisinin kapagi Merkezi denetimden uzak bulunan Kuva-yi Milliye orgutleri dagitilarak duzenli bir ordu olusturuldu. Milli Mucadele'nin en kanli catismalari, duzenli orduya katilmayi kabul etmeyen Kuva-yi Milliye gruplarina karsi verildi. Ingiltere basbakani Lloyd George'a gore Yunanistan buyumeli ve Ingiltere ile menfaatleri birlestirilmeliydi. Yunanistan bogazlari Avrupa'ya acik tutmali, Akdeniz'de Ingiltere'nin cikarlarina uygun davranmaliydi. Eger boyle davranmazsa Ingiliz donanmasi onu uslandirmak icin yeterdi. Sevres Antlasmasi'nin kuvvet kullanilmadan uygulanamayacagi anlasilmisti. Itilaf Devletleri ise kuvvet kullanacak halde degildi. Itilaf Devletleri, Yunanlilari yalniz Turk illerini alip kendi vatanina katmak icin degil, kendi davalarini da yurutmek icin Anadolu'ya cikardi. Ancak Itilaf Devletleri de Turkiye'ye karsi uygulanacak politikalarda artik beraber degildir. Italya Yunanlilarin Anadolu'ya yerlesmesini kiskandi. Fransa ise Suriye'deki toprak kazanclarini yeterli gormektedir. Artik Yunanlilar kendi ordulariyla Anadolu'ya boyun egdirmek zorundadir. Mustafa Kemal de Yunan ordusunu yenerse, Turkiye'yi kurtarmis olacaktir.[52] 6 Ocak 1921 gunu Bursa’dan Eskisehir'e ve Usak’tan Afyon'a dogru iki kol hâlinde ileri harekâta baslayan Yunan Ordusu, 9 Ocak'ta Inonu mevzilerine kadar ilerledi. Ancak Turk Ordusu'nun savunmasi karsisinda ileri gidemeyeceklerini anlayarak, 11 Ocak 1921 sabahi Inonu mevzilerinden cekilmek zorunda kaldi. Birinci Inonu Muharebesi duzenli ordunun ilk zaferi oldugundan Kuva-yi Milliye'den duzenli orduya gecis hizlanmis, halkin yeni kurulan orduya guveni artmistir. Bu basari butun dunyanin dikkatini cekmis; Itilaf Devletleri, 26 Ocak 1921'de Osmanli Devleti’nin Londra’ya bir heyet gondermesini ve bu toplantida Ankara Hukûmetinden de temsilci bulundurulmasini istemislerdir.[53] Birinci Inonu zaferinden sonra Itilaf Devletleri Sevr Antlasmasi'nda Turklerin yararina bir degisiklik yapilmasini gorusmek icin Londra’da bir konferans toplanmasina karar vermislerdir. 21 Subat – 11 Mart 1921 tarihleri arasinda yapilan konferansta, Turkler yararina bir sonuc cikmamis, mucadele devam etmistir. Yunanistan, Londra Konferansi bitmeden, Anadolu’da yeni bir saldiri yapmak uzere hazirliklara baslamistir. 23 Mart 1921 gunu sabah erken saatlerde, 3. Yunan Kolordusunun Bati Cephesinden, 1. Yunan Kolordusunun da Guney Cephesinden ileri harekete gecmesiyle muharebeler baslamistir. 23 Mart – 1 Nisan 1921 arasinda meydana gelen Ikinci Inonu Muharebesi tekrar Turk Kuvvetlerinin zaferiyle sona ermistir. Bu zaferden sonra Fransizlar Zonguldak'tan, Italyanlar da Guney Anadolu'dan askerlerini cekmeye baslamistir.[54] Inonu Savaslari'nda savunma taktigi uygulayan Turk Ordusu, Aslihanlar-Dumlupinar carpismalarinda ise henuz saldiri gucune ulasamadigini gostermisti. Bu durumdan yararlanmaya karar veren Yunan Ordusu Inonu, Eskisehir, Afyon ve Kutahya arasindaki cizgide yer alan Turk mevzilerine yuklenerek buralari isgal etmek ve Ankara'ya kadar ilerlemek istiyordu. Takviye birliklerle iyice guclenen Yunan Ordusu 10 Temmuz 1921'den itibaren saldiriya gecti ve 20 Temmuz'a kadar yaptiklari saldirilarla Turk Ordusu'nu geri cekilmeye zorladi. Mustafa Kemal Pasa Turk Ordusunun Sakarya Irmagi'nin dogusuna kadar cekilmesini emretti. Boylece vakit kazanilacakti. Bu savaslar sonunda Eskisehir, Kutahya, Afyon gibi buyuk stratejik bolgeler elden cikti. TBMM'de moral bozuklugu yasandi ve sert tartismalar meydana geldi. Ancak Yunan Ordusu buyuk ates ve silah ustunlugune ragmen, Turk Ordusunu yok edememisti. Turk Ordusu, guvenli bir sekilde Sakarya'nin dogusuna cekilmisti.[55] Kutahya-Eskisehir Muharebeleri sonrasinda Buyuk Millet Meclisi icinde iktidara yani Mustafa Kemal Pasa'ya karsi tepkiler artmaya basladi. Bu muhalefeti yoneltenler ordunun basina gecmesi icin Mustafa Kemal Pasa'ya baski yapmaya basladi. Gercek niyetleri ise O'nu Ankara'dan uzaklastirmak ve Enver Pasa'nin iktidarini saglamakti. Mustafa Kemal Pasa, 4 Agustos 1921 gunu Buyuk Millet Meclisi'nde yaptigi konusmayla baskomutan olmayi kabul ettigini ancak baskomutanligin faydali olabilmesi icin Meclis'in ordu ile ilgili yetkilerini uc ay sureyle kendisinde toplayacak bir kanun cikartilmasi gerektigini acikladi. Pasa'nin baskomutanligini isteyenlerin bu sekilde hayalleri suya dusurulmus oldu. 5 Agustos 1921 gunu oy birligi ile cikartilan yasa ile Mustafa Kemal Pasa, TBMM Ordulari Baskomutanligi'na getirildi.[56] Baskomutan Maresal Gazi Mustafa Kemal Pasa (1922) Mustafa Kemal Pasa, Baskomutanliga gecmesinin hemen ardindan yayinladigi Tekâlif-i Milliye Emirleri ile halki ordunun donatilmasi icin seferberlige cagirdi. 12 Agustos'ta Polatli'da teftis yaparken attan dustu ve kaburga kemigi kirildi.[57] 23 Agustos-13 Eylul 1921 tarihlerinde yapilan Sakarya Meydan Muharebesi'nde Yunan Ordusu'nun hucum gucu tukendi.[58] Turk Ordusu ani bir taarruzla Yunan Ordusu'nu Sakarya Nehri'nin dogusundan cikarmayi basardi. Bu zaferden sonra 19 Eylul 1921'de Buyuk Millet Meclisi Baskomutan Mustafa Kemal Pasa'yi oybirligiyle Maresal rutbesine terfi ettirdi ve Gazi unvani verdi.[59] Sakarya Meydan Muharebesi sonunda Turk ordusunun zayiati; 5713 sehit, 18.480 yarali, 828 esir ve 14.268 kayip olmak uzere toplam 49.289'dur. Yunan ordusunun zarari; 3758 olu, 18.955 yarali, 354 kayip olmak uzere toplam 23.007'dir.[58] Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra, 13 Ekim 1921'de Ankara Hukumeti ile Guney Kafkas Cumhuriyetleri arasinda Kars Antlasmasi imzalandi. Boylece Turkiye'nin dogu siniri tamamen guvenlik altina alindi. Fransa ise TBMM Hukumeti ile 20 Ekim 1921’de Ankara Antlasmasi'ni imzaladi. Bu antlasma ile Fransa TBMM Hukumeti'ni tanimis ve Hatay-Iskenderun disinda, Turkiye'nin bugunku guney siniri cizildi. Antlasma sayesinde guney cephesi guvenli duruma geldiginden buradaki Turk birlikleri de Bati Cephesi'ne kaydirildi. Italyanlar ise, Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Guney Ege ve Akdeniz bolgelerinde tutunamayacaklarini anlayarak 1921 yili sonuna kadar isgal ettikleri yerlerden cekildi. Sakarya Meydan Muharebesi sonrasinda Ingiltere de Ankara'yi taniyarak TBMM ile, 23 Ekim 1921 tarihinde tutsaklarin serbest birakilmasi konusunda antlasma yapildi.[58] Tam 1 yil suren taarruz hazirliklari sonucunda, 26 Agustos 1922 sabahi buyuk bir dikkatle hazirlanan taarruz plani uygulamaya konuldu. 26-30 Agustos 1922’de yapilan Buyuk Taarruz, Kurtulus Savasi'nin son asamasidir. 30 Agustos gunu Baskomutanlik Meydan Muharebesi'nde bir gun icinde Yunan Ordusunun buyuk bir bolumu imha edildi. 31 Agustos'ta Mustafa Kemal Pasa komutanlarini Calkoy'deki karargâhinda toplayarak kacabilen Yunan kuvvetlerinin hizli bir sekilde takip edilmesini ve Izmir ile civarindaki kuvvetleriyle birlesmemesi icin uc koldan Ege'ye dogru ilerlenmesini emretti. 1 Eylul gunu Baskomutan Mustafa Kemal bir bildiri yayimlayarak ordulara su emrini verdi: “Butun arkadaslarimin Anadolu'da daha baska meydan muharebeleri verilecegini goz onune alarak ilerlemesini ve herkesin akil gucunu, yigitlik ve yurtseverlik kaynaklarini yarisircasina esirgemeden vermeye devam eylemesini isterim. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir. Ileri!”.[60] Turk Ordusu 2 Eylul’de Usak’i geri aldi. Burada Yunan Ordusu Baskomutani General Nikolaos Trikupis esir edildi. 9 Eylul'de Turk Suvarileri Izmir'e girdi. 18 Eylul 1922'ye kadar yapilan Takip Harekâtiyla tum Bati Anadolu’daki Yunan birlikleri sinir disina cikarildi. Turk ordusunun kazandigi bu basari, Mudanya Ateskes Antlasmasi’na giden sureci baslatti.[60] Karsiyaka'da Mustafa Kemal'in kalmasi icin yakinlari Yunanlilarin elinde esir olan bir baba-ogul evlerini hazirlamistir. Bu evde daha once Yunan Krali Konstantin de kalmis, eve merdivenlerde ayaklari altina serilen Turk Bayragi'ni cigneyerek girmistir. Bu kez baba-ogul merdivenlere Yunan Bayragi'ni sermistir. Mustafa Kemal Pasa eve girecekken "Lutfedin, bu karsilikla bu lekeyi silin!" denilmistir. Mustafa Kemal Pasa da "O, gecmisse hata etmis; bir milletin onuru olan bayrak cignenmez, ben onun hatasini tekrar etmem. Bayragi kaldirin yerden." diyerek bayragi kaldirtmistir.[61] Baris Baskomutan Maresal Gazi Mustafa Kemal Pasa Kocatepe'de. (26 Agustos 1922) Kurtulus Savasi, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlasmasi'yla sonuclandi.[62] Bu antlasma ile Sevr Antlasmasi yururlukten kalkmis, Turkiye Cumhuriyeti Lozan Antlasmasi temelleri uzerine kurulmustur. Milli Mucadele sonrasinda Turkiye'de iki basli bir yonetim ortaya cikmisti.[63] TBMM 1 Kasim 1922'de Osmanli saltanatini lagvedip Vahdettin'i tahttan indirerek Istanbul hukûmetinin hukuki varligina son verdi. 16 Ocak 1923'te Izmit Hunkâr Kasri'nda Istanbul'dan gelen gazetecilerle mulakat yapildiginda Vakit basyazari Ahmet Emin Bey (Yalman)'in Kurt meselesi hakkinda sorusuna karsi 'Basli basina bir Kurtluk tasavvur etmektense, bizim Teskilat-i Esasiye Kanunu geregince zaten bir tur mahalli muhtariyetler tesekkul edecektir' diyerek Kurtlere ozel statu tanimamak icin ihtiyatli davrandi[64]. 8 Nisan 1923'te, yayimlanan Dokuz Umde ile Gazi Mustafa Kemal yeni rejimin temelini olusturacak olan Halk Firkasi'nin temellerini atti.[65] Nisan ayinda yapilan Ikinci Meclis secimlerine sadece Halk Firkasi'nin katilmasina izin verildi. Mebus adaylari firkanin genel baskani sifatiyla Gazi Mustafa Kemal tarafindan belirlendi. 25 Ekim 1923 gunu ayni anda hem Basbakanlik hem de Icisleri Bakanligi gorevlerini yuruten Fethi Bey, Icisleri Bakanligini biraktigini acikladi. Ayni gun Meclis Ikinci Baskanligi gorevini yapan Ali Fuat Pasa'da ordu mufettisligine atandigi icin gorevinden ayrildi. Bu iki bos koltuk icin yapilan secimleri Gazi Mustafa Kemal'e muhalif olan milletvekilleri kazandi. Meclis Ikinci Baskanligina Rauf Bey, Icisleri Bakanligina Sabit Bey secildiler. Bu durumdan hosnut olmayan Gazi Mustafa Kemal, 26 Ekim 1923'te Basbakan Fethi Bey'den "Erkan-i Harbiye Umumiye Riyaseti Vekili" Fevzi Pasa'nin disinda hukûmetin istifa etmesini ve istifa edenlerin yeniden secilirlerse gorevi kabul etmemesini istedi. Boylece bir hukûmet krizi cikmis oldu. Yeni bakanlar kurulu uyelerinin 29 Ekim gunu secilecegi duyuruldu. Bu gelismeler uzerine "Cumhuriyet Ilani" ile isi kokunden cozmeye karar veren Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim 1923 gecesi Cankaya'da Ismet Pasa ve bazi kimseleri toplantiya cagirdi ve "Yarin Cumhuriyeti ilan edecegiz." diyerek kararini acikladi. Misafirlerin ayrilmasindan sonra Ismet Pasa'yi alikoydu ve birlikte, Teskilat-i Esasiye Kanunu'nda gerekli degisikligi saglayacak onergeyi hazirladilar. 29 Ekim 1923 Pazartesi gunu Halk Firkasi Meclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun olusturulmasi konusunda tartisildi. Sorun cozulemeyince, Gazi Mustafa Kemal'den dusuncelerini aciklamasi istendi. Gazi Mustafa Kemal, bunalimdan cikis yolunu Anayasanin degistirilmesi zorunlulugu ile acikladi. Cumhuriyetin ilanini hedefleyen tasariyi da grubun bilgisine sundu. Tasarinin parti grubunda kabulunden sonra ayni aksam saat 18.45'te TBMM Genel kurul toplantisi basladi. Anayasa Komisyonu'nun degisiklik ile ilgili rapor ve onergesi genel kurulun onayina sunuldu ve 29 Ekim 1923 Pazartesi aksami saat 20.30'da milletvekillerinin alkislari ve "Yasasin Cumhuriyet" sesleri ile Turkiye Cumhuriyeti ilan edildi.[66] Cumhurbaskanligi (1923-1938) Cumhuriyet Ilani ardindan gecilen cumhurbaskanligi seciminde oylamaya katilan 158 milletvekilinin tamaminin oylari ile Balâ, Ankara milletvekili[67][68] Gazi Mustafa Kemal, Turkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaskani secildi.[69] Ataturk kendi deyisiyle Turkiye'yi "muasir medeniyet seviyesine cikarmak" amaciyla bir dizi koklu degisime imza atti. 1924 Anayasasi geregince TBMM 29 Ekim 1923'teki cumhurbaskanligi seciminden sonra uc defa daha (1927, 1931, 1935 yillarinda) Gazi Mustafa Kemal'i tekrar cumhurbaskanligina secti.[70] Ataturk'un cumhurbaskanligi doneminde Ismet Inonu, Fethi Okyar ve Celâl Bayar basbakanlik yapmistir. Bu donem icerisinde en fazla sure gorevde kalan ve en fazla hukûmet kuran isim Ismet Inonu'dur. Ataturk'un cumhurbaskanligi suresince kurulan hukûmetler sirasi ile 1. T.C. Hukûmeti, 2. T.C. Hukûmeti, 3. T.C. Hukûmeti, 4. T.C. Hukûmeti, 5. T.C. Hukûmeti, 6. T.C. Hukûmeti, 7. T.C. Hukûmeti ve 8. T.C. Hukûmeti'dir. Ic politika 20 Eylul 1928 Basogretmen Gazi Mustafa Kemal Kayseri'de halka Latin alfabesini tanitirken Turkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaskani Mustafa Kemal Ataturk, yaninda Ismet Inonu, Fevzi Cakmak ve kadrosunun diger uyeleriyle birlikte TBMM'den cikiyor. (29 Ekim 1930) Tokat'ta bir yurttasin derdini dinleyen Cumhurbaskani Gazi Mustafa Kemal (21 Kasim 1930) Ayrica bakiniz: Ataturkculuk ile Ataturk Devrimleri Ataturk sik sik yurt gezilerine cikarak devlet calismalarini yerinde denetledi.[71] Devrimler Ataturk Kastamonu'da sapkayi tanitirken TBMM'de 3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilerek, medreseler kaldirilmis ve Turkiye Cumhuriyeti sinirlari icindeki butun okullar, Milli Egitim Bakanligi'na baglanmistir. Egitim kurumlarinin bir cati altinda toplanmasiyla egitim millî bir nitelik kazanmistir.[72] 3 Mart 1924'te TBMM'de kabul edilen bir kanunla halifelik kaldirilmistir.[73] 3 Mart 1924 tarihinde Osmanli hanedani uyeleri vatandasliktan cikarilarak yurt disina surulmustur.[74] 17 Subat 1925 tarihinde Asar Vergisi kaldirilmistir. Asarin getirdigi gelir devletin giderlerinin yuzde otuzuna yaklasmasina ragmen, koylunun rahatlatilmasi ve uretimin arttirilmasi amaciyla asar vergisi kaldirilmistir.[75] 25 Kasim 1925'te Sapka Kanunu kabul edildi. Bu kanunla TBMM uyelerine ve memurlarina sapka giyme mecburiyeti getirildi ve Turk halki da buna aykiri bir davranistan men edildi.[76] 30 Kasim 1925'te tekkelerin, zaviyelerin ve turbelerin kapatilmasi kanunu TBMM'de kabul edildi ve 13 Aralik 1925 tarihli Resmi Gazete’de yayinlanarak yururluge girdi.[77] Osmanli Devleti'nde kullanilan saat, takvim ve olculer, Avrupa'daki devletlerden degisik oldugundan, sosyal, ticari ve resmi iliskileri zorlastiriyordu. Osmanli Devleti'nin son donemlerinde farkliligi gidermek icin bazi calismalar yapilsa da yetersizdi. Cumhuriyet doneminde bu sikintilari gidermek icin calismalara baslandi. 26 Aralik 1925'te cikarilan bir kanunla Hicri ve Rumi takvimlerin yerine Miladi Takvim kabul edildi ve 1 Ocak 1926'dan bu yana kullanilmaya baslandi. Bunun yani sira gunesin batisina gore ayarlanan alaturka saat yerine, cagdas dunyanin kullandigi saat sistemi ornek alindi. Bir gun 24 saate bolunerek gunluk hayat duzenlendi.[78] 1928 yilinda milletlerarasi rakamlar kabul edildi. 1931 yilinda cikarilan bir kanunla onceden kullanilan arsin, endaze, okka gibi olcu birimleri kaldirilarak, bu olculerin yerine uzunluk olcusu olarak metre, agirlik olcusu olarak kilo kabul edildi. Yapilan degisikliklerle ulkede olcu birligi saglandi.[78] 1935 yilinda cikarilan bir kanunla, cuma gunu olan hafta tatili yerine cumartesi ogleden sonra ve pazar gunu hafta tatili olarak belirlenmistir.[78] 17 Subat 1926 tarihinde Isvicre Medeni Kanunu'ndan tercume edilip duzenlenerek olusturulan Medeni Kanun kabul edilmis ve 4 Ekim 1926'da yururluge girmistir. Bu kanunla Turk aile hayati yeniden duzenlenmis; tek kadinla evlilik, resmî nikâh esasi getirilmis, miras konusunda esitlik saglanmistir.[79] 1 Mart 1926 tarihinde 1889 Italyan Zanerdelli Kanunu ornek alinarak hazirlanan 765 sayili Turk Ceza Kanunu TBMM tarafindan kabul edilerek yururluge konuldu.[80] 1 Kasim 1928'de, Turkiye Buyuk Millet Meclisi yeni Turk harflerinin kabulune iliskin kanunu kabul etti. Kanunun kabulunden sonra halka okuma yazma ogretmek amaciyla Millet Mektepleri kuruldu. 24 Kasim 1928'de de Ataturk Millet Mektepleri Basogretmeni olarak ilan edildi.[81] Kadinlara 1930 yilinda yerel, 1934 yilinda ise genel secimlerde secme ve secilme hakki verilmistir.[82] 12 Temmuz 1932'de Ataturk'un talimatiyla Turk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmustur. 1934 yilinda yapilan kurultayda cemiyetin adi, Turk Dili Arastirma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Turk Dil Kurumu olarak degistirilmistir.[83] Ataturk’un talimatiyla kurulan kurumlardan bir digeri Turk Tarih Kurumu'dur. Turk tarih ve medeniyetini arastirmak amaciyla olusturulan Turk Tarihi Tedkik Heyeti 4 Haziran 1930 tarihinde ilk toplantisini yapmis ve yonetim kurulunu secmistir. 29 Mart 1931 tarihinde Turk Ocaklari’nin 7. Kurultayi’nda kapatilma karari alinmasindan sonra, 12 Nisan 1931’de Turk Tarihi Tedkik Cemiyeti ismiyle yeniden orgutlenmis ve calismalarina devam etmistir. Kurumun adi 1935 yilinda Turk Tarihi Arastirma Kurumu olarak daha sonra ise Turk Tarih Kurumu olarak degistirilmistir.[84] 21 Haziran 1934'te cikarilan Soyadi Kanunu'na gore her Turk, kendi adindan baska, ailesinin ortak olarak kullanacagi bir soyadina sahip olacakti. Bu soyadlari Turkce olacak, ahlâka aykiri ve gulunc adlar soyadi olarak alinamayacakti. Soyadi Kanunu'nun kabulunden sonra 24 Kasim 1934 tarihinde TBMM tarafindan, Mustafa Kemal'e "Ataturk" soyadi verilmistir.[85][86] 26 Kasim 1934 tarihinde cikarilan kanunla ise; Aga, Haci, Hafiz, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Pasa, Hanim, Hanimefendi ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldirilmistir.[87] 3 Aralik 1934'te cikarilan Bazi kisvelerin giyilemeyecegine dair kanun ile hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhanilerin mabet ve ayinler haricinde ruhani giysi tasimalari yasaklanmistir. Hukumet her din ve mezhepten uygun gorecegi tek bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde ruhani kiyafetini tasiyabilmek icin musaade verebilecektir.[88] Laiklik, Cumhuriyetcilik, Milliyetcilik, Halkcilik, Devletcilik, Inkilapcilik ilkeleri 10 Mayis 1931 tarihinde Cumhuriyet Halk Firkasi'nin programinda yer almis, 5 Subat 1937'de ise anayasaya girmistir.[89] Siyasi Olaylar Tek partili donemde milletvekillerinin Ataturk tarafindan secilmesini elestiren, 1920'lerin sonlarinda yayinlanmis bir karikatur. Ataturk'un kolunda eski yazi ile Halk Firkasi binada ise Millet Meclisi yazmaktadir. Cumhuriyetin ilanindan sonra, Milli Mucadeleyi baslatan bes kisilik kadronun Mustafa Kemal disindaki dort uyesi (Rauf Bey, Kazim Karabekir Pasa, Refet Pasa ve Ali Fuat Pasa) muhalefete gecerek Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi'ni kurdular. 1925 Mart'inda cikan Genc Hâdisesi (Seyh Sait Isyani, Dogu Isyani) uzerine sikiyonetim ilan edilerek Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi kapatildi. 1927'de kabul edilen Cumhuriyet Halk Firkasi Tuzugu ile Ataturk partinin "degismez genel baskani" ilan edildi ve milletvekili adaylarini secme yetkisi, kaydi, hayati boyunca kendisine tanindi. 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasinda Ankara'da toplanan CHF ikinci kurultayinda Kurtulus Savasi'ni ve Cumhuriyet'in kurulusunu anlatan Nutuk'u (Soylev) okudu.[90] Kurtulus Savasi'nin Gazi'nin bakis acisiyla anlatimini iceren Nutuk, Turkiye Cumhuriyeti'nin Milli Mucadeleye iliskin resmi gorusunun esasini olusturur ve Milli Mucadeleyi Mustafa Kemal Pasa ile birlikte baslatan ve yuruten askerî ve siyasi seflere karsi (Rauf, Karabekir, Refet Bele, Mersinli Cemal Pasa, Cafer Tayyar Egilmez, "Sakalli" Nurettin Pasa, Celalettin Arif Bey vb.) bir tartisma konusu niteligi de tasir.[91] 1927 yilinda askerlikten Maresal rutbesiyle emekli oldu. Turk Ordusu Baskomutani ve Cumhurbaskani Maresal Gazi Mustafa Kemal Pasa, Ferik Ali Sait Pasa ve Mirliva Mehmed Emin Pasa ile Inebolu'da (1925). 10 Nisan 1928 tarihinde yapilan anayasa degisikligiyle anayasadan devletin dininin Islam oldugu hukmu ve TBMM’nin gorev ve yetkilerinden soz eden 26. maddeden dini hukumlerin yerine getirilmesi ibaresi cikarilmistir. Ayrica, milletvekillerinin ve cumhurbaskaninin yeminlerinden “vallahi” sozcugu cikarilmistir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1931 yilindaki programinda, laiklik partinin ana unsurlarindan biri olarak belirtilmistir.[92] 12 Agustos 1930'da Ismet Pasa'nin hukûmetine alternatifleri sunmak amaciyla cok partili demokratik hayata kavusmak icin Gazi Mustafa Kemal Pasa'nin yakin arkadasi Fethi Bey (Okyar)'e Serbest Cumhuriyet Firkasi'ni kurdurarak kiz kardesi Makbule Hanim (Boysan, Atadan),[93] cocukluk ve okul arkadasi Nuri Bey (Conker)'leri de uye yaptirdi. Ancak 17 Kasim 1930'da gericilerin partiyi kullanmalari korkusu[94] ve partinin Mustafa Kemal'i hedef almasindan[95] dolayi partiyi fesih etti. Bu demokrasi denemesinden biraz once, ordunun siyasete mudahale etmesinin demokrasiye zarar verebilecegini dusunerek Askerî Ceza Kanunu (22 Mayis 1930 tarih ve 1632 Sayili Kanun)'nu meclisten gecirdi. Bu kanunun 148. maddesine Ordu mensubunun siyasi toplantilar ve gosterilere katilmasini siyasi partiye uyesi olmasini, siyasi maksatlarla sifahi telkinlerde bulunmasini, siyasi makale yazmasini ve siyasi nutuk soylemesini yasaklanan hukmu koydurdu. 29 Ekim 1933'te Ataturk Turkiye Cumhuriyeti'nin onuncu kurulus yildonumu nedeniyle yaptigi konusmada ulkenin kurulus temelini ve gelecek vizyonunu yalin bir dille tum dunyaya ve Turk Milleti'ne anlatmistir.[96] Ekonomi Ataturk, Cumhurbaskanligi doneminde, sadece burokratlarin degil tum vatandaslarin mulkiyet hakkini tanimis ve 1923-1938 doneminde Turkiye ekonomisi ortalama yillik %7,5 oraninda buyuyerek Turkiye'nin GSMH'si dunya toplaminin binde 3,62'sinden binde 6,52'sine yukselmistir.[97] Ataturk'un Doneminde Turkiye Cumhuriyeti dunyanin en hizli kalkinan ulkelerinden biri olmustur.[98] Dis politika U;rdun Krali I. Abdullah ile (1937) Turkiye'yi ziyaret eden Birlesik Krallik Krali VIII. Edward ile (4 Eylul 1936) Ataturk ve resmi ziyaret kapsaminda Ankara da bulunan Afganistan Krali, Emanullah Han,(1928). Ataturk'un cumhurbaskanligi donemindeki dis politika konularinin basliklarini Musul sorunu, Turkiye-Yunanistan Nufus Mubadelesi, Turkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girisi, Balkan Antanti, Montro Bogazlar Sozlesmesi, Sadabat Pakti ve Hatay Sorunu olusturmaktadir. Ataturk dis politikasinda gercekci davranmistir.[99] Ataturk dis iliskilerde dinamik ve gozu pektir; ama maceraci degildir.[99] Ataturk dis politikada kendisini hangi ilkenin yonettigine dair “Biz kendimizi bilen kimseleriz. Olmayacak isteklerimiz yoktur[100]” olarak tanimlamistir.[99] Ataturk Islamcilik, Turkculuk ve Turancilik akimlarinin zararli boyutlarina karsi Misâk-i Millî ile cizmis olan sinirlarda kalinmasini benimsemistir.[99] 24 Temmuz 1923 de imzalanan Lozan antlasmasini Ataturk dis politikada belirleyici bir unsur olarak tutmus bu antlasmada cizilen Turkiye Cumhuriyeti'nin sinirlari buyuk olcude (Hatay sorunu disinda) belirleyici olarak saptanmis, ekonomi acisindan Lozan'in kaldirdigi kapitulasyonlardan taviz verilmemistir.[99] Ataturk'un Lozan'i temel almasinin onemi gecen zaman icinde bakildiginda daha iyi anlasilmaktadir; cunku I. Dunya Savasi’nin magluplari arasinda yer alan bir ulusun cizdigi kavramlar o donemden bugune yururlukte olan tek antlasma olarak durmaktadir.[99] Ataturk’un saglam kisiliginin ve kararli mizacinin damgasini vurdugu ve tamamen millî bir karakter tasiyan dis politika uygulamalari gunumuz icin ornek alinacak pek cok temel nitelige sahiptir.[101] Orta ogretimden itibaren askeri terbiye goren ve savaslara katilan Ataturk'un askerlik sonrasi hayatinda barisin idamesine ugrasmistir. Ayrica bu yolda ornek tutum ve davranislar sergilemistir. Bunlari Ataturk’un; “ Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi guvenligin gelismesi icin ilk ve en muhim sart milletlerin hic olmazsa barisi koruma fikrinde samimi olarak birlesmesidir” sozunde acikca gorebiliyoruz.[102] Musul Sorunu Lozan Antlasmasi sirasinda Turkiye-Irak siniri cizilmemisti. Musul-Kerkuk bolgesinde zengin petrol yataklarinin bulunmasi Ingiltere basta olmak uzere bircok ulkenin dikkatini cekiyordu. Zengin petrol yataklarinin bulundugu bolge, Mondros Ateskes Antlasmasi'nin imzalanmasi sirasinda Ingiltere tarafindan isgal edilmisti. I. Dunya Savasi'nin bitmesinden sonra Irak'ta Ingilizlere bagli bir yonetim kurulmus, bu ulke Ingiliz mandasi altina alinmisti. Musul, nufusunun cogunun Turk olmasi sebebiyle Misak-i Milli dâhilindeydi. Ancak Ingilizler zengin petrol yataklarinin bulundugu bolgeyi birakmaya yanasmiyorlardi. Lozan Baris Antlasmasi sirasinda bu konuda bir sonuc alinamamis, sorunun daha sonra Turkiye ve Ingiltere arasinda cozulmesine karar verilmisti. 1924 yilinda gorusmelere baslanmis fakat sonuc alinamamistir. Daha sonra sorun Milletler Cemiyeti'ne goturulmustur. 1924 yilinin Ekim ayinda toplanan Milletler Cemiyeti de Turkiye-Irak sinirini cizmis ve Musul bolgesini Irak tarafinda birakmistir. 13 Subat 1925'te ise Seyh Sait Isyani cikmistir.15 Nisan'da tamamen bastirilan ayaklanma Ingilizlerin isine yaramistir. Kurtulus Savasi'ndan yeni cikan Turk ordusu hirpalanmis, Musul-Kerkuk uzerine askeri harekât yapma imkâni ortadan kalkmistir. Bu durumda Turkiye, 5 Haziran 1926 tarihinde Ingilizlerle imzalanan Ankara Antlasmasi geregince bazi maddi cikarlar karsiligi, Milletler Cemiyeti'nin ongordugu siniri kabul etmistir.[103] Turk-Yunan Iliskileri Turk Yunan yakinlasmasi icin 1930 yilinda Yunan basbakani Elefterios Venizelos'u Turkiye'ye davet ederek Milli Mucadele'nin dusmani Yunanistan'la barisin temellerini atti. Turkiye-Yunanistan Nufus Mubadelesi 1923 yilinda Lozan Antlasmasi'na ek protokol uyarinca Turkiye'deki Rumlarin Yunanistan'a, Yunanistan'daki Turklerin Turkiye'ye zorunlu gocune karar verilmistir. Turkiye'de sadece Istanbul kenti ile Gokceada ve Bozcaada'da, Yunanistan'da ise sadece Bati Trakya Turkleri mubadeleden muaf tutulmuslardir[104]. Degisimin cok buyuk bir bolumu 1923-1924 yillarinda gerceklesmis, ancak geriye kalan az sayida olayda 1930 Inonu-Venizelos sozlesmesine dek zorunlu goc uygulamasina devam edilmistir. 1934'de Venizelos tarafindan Nobel Baris Odulu'ne aday gosterildi. Ancak Nobel Odul Komitesi degerlendirmeye almadi. Milletler Cemiyeti Turkiye 13 Nisan 1932 tarihinde yapilan Cenevre Silahsizlanma Konferansi’nda Milletler Cemiyeti ile isbirligi yapmaya hazir oldugunu belirtmistir. Bunun uzerine Ispanya ve Yunanistan Turkiye’nin Milletler Cemiyeti'ne kabul edilmesini teklif etmistir. Turkiye’nin barisci siyasetini gozlemleyen Milletler Cemiyeti bu teklifi 6 Temmuz 1932'de genel kurulda oybirligi ile kabul etmistir. Turkiye 18 Temmuz 1932'de bu cemiyete uye olmustur. Milletler Cemiyeti'nin yerini 1945 yilindan itibaren Birlesmis Milletler almistir.[105] Balkan Antanti Ana madde: Balkan Antanti Balkan Antantini imzalayan devletler Balkan Anlasma Yasasi, 9 Subat 1934 tarihinde Atina'da Turkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasinda imzalanan anlasmadir.[106] 1933’te Almanya’da Nazi Partisi'nin iktidara gelmesi, Italya’nin Akdeniz’de ve Balkanlar'da genisleme cabasi ve Avrupa devletlerinin silahlanma yarisina girmesi dunya barisini tehdit etmeye basladi. Bu gelismeler sonucunda Balkan devletleri arasinda bir yakinlasma meydana geldi. 14 Eylul 1933 tarihinde Ankara'da Turkiye ile Yunanistan Arasinda Icten Anlasma Yasasi[107], 17 Ekim 1933 tarihinde Ankara'da Turkiye ile Romanya arasinda Dostluk, Saldirmazlik, Hakemlik ve Uzlastirma Antlasmasi[108], 27 Kasim 1933 tarihinde Belgrad'da Turkiye - Yugoslavya Dostluk, Saldirmazlik, Yargisal Cozum, Hakemlik ve Uzlastirma Antlasmasi imzalandi.[109] Montro Bogazlar Sozlesmesi Lozan Konferansi'nda Turkiye ve Itilaf Devletleri arasinda Bogazlar rejimiyle ilgili Bogazlar Sozlesmesi imzalanmisti. 1923 yilinda imzalanan anlasmanin taraflari Ingiltere, Fransa, Italya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya, Sovyetler Birligi ve Turkiye’dir. Bu sozlesme sayesinde savas ve baris zamaninda ticaret ve savas gemilerinin Bogazlardan gecisi serbest olacakti.[110] Ikinci Dunya Savasi’nin yaklasmasiyla birlikte Avrupa'da bircok siyasi degisiklik oldu. Bogazlarin herhangi bir saldiriya karsi korunmasini ustlenen devletlerden Italya, Habesistan'a saldirdi. Japonya ise kendi istegiyle Milletler Cemiyeti’nden ayrildi. Dunya barisinin korunmasi icin toplanan konferanslar neticesiz kalmis, tum devletler silahlanmaya baslamisti.[110] Siyasi ortamin bozuldugunu goren Ataturk, Bogazlar meselesini kesin olarak cozmeye karar verdi. Turk Hukumeti, Milletler Cemiyeti’ne basvurarak Lozan Antlasmasi'ndaki Bogazlara ait hukumlerin degistirilmesini talep etti. Bunun uzerine Isvicre'nin Montreux sehrinde bir konferans toplanmis ve 20 Temmuz 1936'da Turkiye, Ingiltere, Fransa, Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya, Yunanistan, Japonya ve Sovyetler Birligi arasinda Montreux Bogazlar Sozlesmesi imzalanmistir. Konferansa katilmamis olan Italya daha sonra 2 Mayis 1938'de Bogazlar Sozlesmesi'ne katilmistir. Montreux Bogazlar Sozlesmesi'nin ana maddeleri sunlardir:[110] Bogazlar kayitsiz sartsiz Turk hâkimiyetine birakilacak, tahkimat yapmak hakki taninacaktir.[110] Baris zamaninda her devletin ticaret gemileri serbestce gecebilecek, ancak savasta ve barista asker ve sivil hava kuvvetlerinin gecmesine izin verilmeyecektir.[110] Savas zamaninda eger Turkiye tarafsiz kalmissa ticaret gemileri gecebilecektir.[110] Baris zamaninda denizalti gemileri mustesna olmak sartiyla savas gemileri on bes gun evvel Turkiye Hukumeti'ne haber verecek, gidecekleri yer, isim, tip ve adetleri bildirilecek ve ucak kullanmamak sartiyla Bogazlardan gecebileceklerdir.[110] Eger Turkiye savasa girmisse yalniz tarafsiz devletlere mensup ticaret gemileri, dusmana hicbir surette yardimda bulunmamak sartiyla gunduzun serbestce gecebileceklerdir.[110] Montreux Sozlesmesi 20 yil yururlukte kalacakti. Ancak bu surenin dolmasindan 2 yil once antlasmanin taraflarindan hicbirisi sozlesmenin iptalini istemezse, sozlesme yururlukte kalmaya devam edecekti. Montreux Sozlesmesi'nin 1956'da suresi doldugu halde boyle bir iptal istegi hicbir ulke tarafindan yapilmadigi icin hâlen yururluktedir.[110] Sadabat Pakti Ana madde: Sadabat Pakti Italya'nin dogu ulkelerini hedef alan istila politikasi nedeniyle Turkiye, Iran, Irak ve Afganistan arasinda, 8 Temmuz 1937'de Tahran'da Sadabat Sarayi'nda imzalanmistir. Devletler antlasma ile dostluk iliskilerini surdureceklerini, Milletler Cemiyeti Pakti ve Briand-Kellog Pakti'na bagli kalacaklarini, birbirinin ic islerine karismayacaklarini, birbirlerine saldirmayacaklarini, ortak cikarlariyla ilgili konularda birbirlerine danisacaklarini ve sinirlarinin korunmasina saygi gostereceklerini belirtmislerdir.[111] Hatay Sorunu Mondros Ateskes Antlasmasi'ndan sonra Iskenderun Sancagi, Suriye’den Anadolu’ya ilerleyen Fransizlarca isgal edilmistir. Boylece, bircok yerde oldugu gibi, Hatay’da da bir Millî Mucadele cephesi olusmustur.[112] Yerel yasama meclisi Ataturk tarafindan onerilen Hatay Devleti Bayragi'ni kabul ettikten sonra Ataturk'un gonderdigi telgraf 20 Ekim 1921‘de, Fransa ile imzalanan, Ankara Antlasmasi’nin 7. maddesine gore Iskenderun, Suriye sinirlari icerisinde kalacak; burada ozel bir idare kurulup, Turk kulturunu gelistirmek icin her turlu kolayliktan yararlanilacaktir, resmi dil Turkce olacak ve Turk parasi gecerli olacaktir.[113] Lozan Antlasmasi’nda ise Suriye ile Turkiye arasinda cizilen sinira gore Hatay, Turk sinirlari disinda kalmistir.[114] 1936 yilinda Suriye’ye bagimsizlik veren ve Suriye ile Fransa arasinda ittifak kuran anlasmada Iskenderun Sancagi hakkinda hicbir hukum yer almiyordu. Fransa, Suriye’den cekilirken, sancak uzerindeki yetkilerini Suriye’ye terk etmekteydi. Turk Hukumeti durumu kabul etmedi. Cenevre’deki Milletler Cemiyeti toplantisinda Fransa ile yapilan gorusmeler netice vermeyince 9 Ekim 1936’da Fransa’ya resmî bir nota vererek, Suriye’ye yapildigi gibi Iskenderun Sancagi’na da bagimsizlik verilmesini istedi.[115] Ataturk, 1 Kasim 1936 tarihinde Turkiye Buyuk Millet Meclisi’ni acis konusmasinda: “... Bu sirada, milletimizi gece gunduz mesgul eden baslica buyuk bir mesele, hakiki sahibi oz Turk olan, Iskenderun — Antakya ve cevresinin mukadderatidir. Bunun uzerinde ciddiyet ve kesinlikle durmaya mecburuz. Daima kendisi ile dostluga cok ehemmiyet verdigimiz Fransa ile aramizda, tek ve buyuk mesele budur. Bu isin hakikatini bilenler ve hakki sevenler, alâkamizin siddetini ve samimiyetini iyi anlarlar ve tabii gorurler” diyordu.[116] Fransiz buyukelcisi ile olan bir konusmasinda ise: “Hatay benim sahsî davamdir. Sakaya gelmeyecegini bilmelisiniz” demistir.[117] 27 Ocak 1937’de Cenevre’de toplanan Milletler Cemiyeti, Hatay’in bagimsizligini kabul etmis ve bir secimle nufus cogunlugunun tespit edilmesine karar vermistir.[118] Ataturk’un Hatay’i silâh zoruyla alabilecegini dusunen Fransizlar askerî bir anlasma yapmayi istediler; bu anlasma yapildi. Anlasma ile Hatay’da tarafsiz bir secim kabul edilerek, bunun icin de bir kisim asker gucunun Hatay’a girmesine karar verildi. Kurmay Albay, Sukru Kanatli komutasindaki Turk birlikleri, Hatay’a girdi. 13 Agustos’ta secimler yapildi ve Meclis cogunlugunu Turkler kazandi. Boylece bagimsiz Hatay Cumhuriyeti 12 Eylul 1938’de kuruldu. Bu Cumhuriyet ise, 30 Haziran 1939’da Turkiye’ye katilma kararini aldi.[119] Askeriye Ana madde: Trakya Manevralari 1937 yilinda yapilan Trakya Manevralarini bizzat denetlemistir.[120] Ozel Hayati Dogum tarihi 1940 yilinda Turkiye Cumhuriyeti Posta Idaresi'nce bastirilan ve Ataturk'un dogum tarihinin 1880 olarak gozuktugu posta pulu. Ataturk'un kesin dogum tarihi bilinmemektedir. Kendisi de bilmiyordu. Gregoryen takvimi 26 Aralik 1925'ten sonra Turkiye'de kullanilmaya baslanmistir, dogum tarihi konusundaki karisiklik ise Osmanli doneminde kullanilan iki takvimden dogmustur. Bu donemde kullanilan Hicri takvim ve Rumi takvimin ortak noktalari, Ataturk'un kaydedilen dogum yili olan 1296'nin yaninda hicri veya rumi oldugunun belirtilmemesi, gregoryen takvimde ay ve yila bagli olarak 1880 veya 1881 yilindan hangisine denk geldiginin kesin olarak bulunmasini zor hale getirmistir.[121] Faik Resit U;nat arastirmalari sirasinda Zubeyde Hanim'in Selanik'teki komsularini ziyaret etmis ve bu konuda sorular sormustur. Aldigi cevaplar celismektedir, bazi komsular Ataturk'un bir ilkbahar gununde dogdugunu soylerken bazi komsular ise kis gunu (Ocak veya Subat) oldugunu iddia etmislerdir. Ataturk'un kendisi, annesinin ona bir bahar gununde dogdugunu soyledigini, kiz kardesi Makbule Atadan ise annesinin ona Mustafa Kemal'in firtinali bir gecede dogdugunu soyledigini ifade etmislerdir. Enver Behnan Sapolyo Zubeyde Hanim'in 23 Kânunievvel 1296'da dogdugunu soyledigini belirterek Ataturk'un 23 Aralik 1880'de dogdugunu one surmus, Sevket Sureyya Aydemir ise bu tarihin 4 Ocak 1881 oldugunu iddia etmistir. Sisli Ataturk Muzesi'nde gosterimde bulunan Ataturk'un son nufus cuzdaninin uzerinde dogum tarihi kisminda 1881 gorulebilir haldedir.[121] 1882 dogumlu olan Ali Fuat Cebesoy Sisli'deki evinde kendisinin "Rauf Bey'le ben senin agabeyin sayiliriz. Cunku ikimiz de senden birer yas buyuguz." diye konusmasini kaynak gostererek "1881 tevellutlu" oldugunu yazmistir.[122] Kurtulus Savasi'nin baslangici kabul edilen 19 Mayis tarihinin Ataturk'un dogum gunu olarak kabulu tarihci Resit Saffet Atabinen'in bir jestinin sonucudur. Atabinen'in ulusun dogusu uzerine yaptigi bir jest 19 Mayis'in onemini iyi sekilde yansittigi icin Ataturk'un takdirini kazanmistir. Izleyen gunlerde bir ogretmenin, planladiklari “Gazi” gunu icin Ataturk'un dogum gununu sormasi uzerine Ataturk tam tarihi bilmedigini soylemis ve Gazi Gunu icin 19 Mayis'i onermistir. Tevfik Rustu Aras, Ataturk ile yaptiklari gunler suren bir arastirmadan sonra dogum tarihi araligini 10 Mayis ve 20 Mayis arasina daralttiklarini soyler. Ataturk bu arastirmadan sonra “neden 19 Mayis olmasin” demistir. Bu tarih resmi olarak halka ve diplomatik kanallarca diger ulkelere bildirilmistir. Ancak bu tarih ilginc bir durum yaratmistir, 1881 yilinin 19 Mayis gunu, Rumi takvimde 1297 yilina denk gelmektedir, ancak kaydedilmis dogum tarihi Rumi 1296 yilidir. Rumi 1296 yili 13 Mart 1880 ile 12 Mart 1881 arasinda surmustur, bu sebeple alternatif olarak Ataturk'un dogum tarihi 19 Mayis 1880 olabilir. Bu sebeplerle ne tarih ne de yil genel kabul gormemistir. Mustafa Kemal Dernegi eski baskani Muhtar Kumral 13 Mart 1958'deki bir basin konferansinda Ataturk'un dogum tarihini Ataturk'un kiz kardesi Makbule Atadan'in sozlerine dayanarak 13 Mart 1881 olarak belirlediklerini soylemistir. Ancak Gregoryen 13 Mart 1881, Rumi 1 Mart 1297'ye denktir, Ataturk'un dogum yili ise 1296 olarak kayda gecmistir, bu sebeple gecerlilik iddiasi zan altindadir.[121] Ataturk'un Rumi 1296'da dogduguna iliskin kayit bulunsa da, Ataturk'un dogum gununu net olarak soyleyebilmek icin gerekli miktarda kayit bulunmamaktadir. Ataturk'un dogum gunu Gregoryen 1880 veya 1881'e denk geliyor olabilir. Ataturk'un dogum gunu, kendi onayiyla resmi olarak 19 Mayis olarak belirlenmistir. Bu gun Turk Kurtulus Savasi'nin baslangici olmasi sebebiyle onem verdigi bir gundur.[121] Nufus cuzdani 993.815-B seri ve 51 sira numarali aldigi ikinci Kimligi. Bir onceki kimliginden farkli olarak, ikinci Nufus Huviyet Cuzdani'nda Kamâl adi dikkat cekmektedir. 27 Mart 1923 tarihinde Ankara Nufus Mudurlugunce verilen nufus cuzdanina gore, Boy: Orta, Sac: Sari, Kas: Sari, Goz: Mavi, Burun: Adeta, Agiz: Adeta, Biyik: Sari, kesik, Sakal: Tiras, Cene: Uzunca, Cehre: Uzunca, Renk: Beyaz, Alamet-i farika-i tabiiye: Tam, Isim ve sohreti: Musir Gazi Mustafa Kemal Pasa Hazretleri, Tarih ve mahall-i veladeti: Selanik, 1296, Pederinin ismiyle mahall-i ikameti: Tuccardan muteveffa Ali Riza Efendi, Validesinin ismiyle mahall-i ikameti: Muteveffiye Zubeyde Hanimefendi, Sanat ve sifat ve hizmet ve intihab selahiyeti: TBMM Reisi ve Baskumandan, Muteehhil ve zevcesi muteaddid olup olmadigi: Bir zevcesi vardir, Derecat ve sunuf-i askeriyesi: Musir, Ikametgâh ise Haci Bayram Mahallesi 161/1 idi.[123] Yeni alfabenin kabulunden sonra yenilenmis nufus cuzdanlarindan "993.814-B seri ve 51 sira numarali" cuzdanda adi: Kemal, soyadi Ataturk, "993.815-B seri ve 51 sira numarali" cuzdanda adi Kamâl, soyadi Ataturk, Meslek ve Ictimai vaziyeti: Reisicumhur, Medeni hali: Evli degildir, nufus kutugune yazili oldugu yeri ise Ankara Vilâyeti Cankaya Mahallesi Hane No. 139, Cilt: No. 56 ve Sahile No. 49 olarak yazilmistir. Mustafa Kemal Ataturk olumunden 4 sene once adini degistirmis ve nufus cuzdanina "Mustafa" ismini eklememis, "Kemal" ismini de Kamâl' diye degistirmistir. Ayrica Ataturk'un nufus kaydi 27 Ocak 1933 tarihinde "Gaziantep Bey Mahallesi" olarak degistirilmistir.[124][kaynak guvenilir mi?] Dogum yeri "Ataturk'un evi" Apostolu Pavlu Cad. No: 71, Aya Dimitriya Mah., Selanik, Yunanistan[125] Koca Kasim Pasa Mahallesi, Islahhane Caddesi (Bugunku Apostolu Pavlu Caddesi No: 75, Aya Dimitriya Mahallesi, Selanik, Yunanistan)'nde bugun muze olan 3 katli ve 3 odali ve pembe boyali evde dogdu. Serafettin Turan'in kitabinda "Ahmet Subasi ya da Hatuniye Koca Kasimpasa semti" olarak gecmektedir.[126] Ancak Ataturk'un uvey kiz kardesi Ruhiye Hanim'in torunu Ferhat Babur'un aktardigina gore Ataturk'un dogdugu ev olarak bilinen yandaki resimde gosterilen evdeki Selanik Konsoloslugu binasi, Ataturk'un dogdugu ev degildir. O ev, Zubeyde Hanim'in ikinci kocasi, yani Ataturk'un uvey babasi Ragip Bey'in evidir.[127] Ismi Mustafa'ya neden "Kemal" isminin verildigine yonelik cesitli iddialar vardir. Afet Inan, bu ismi ona matematik ogretmeni U;skuplu Mustafa Efendi'nin "Kemal" adinin anlaminda oldugu gibi onun "mukemmel ve olgun" oldugunu gostermek icin verdigini soylemistir.[128] Ali Fuat Cebesoy ise bu adi matematik ogretmeninin onu kendisinden ayirt etmek icin koydugunu belirtir.[129] Ataturk'un bir biyografisini yazmis olan yazar Andrew Mango ise Mustafa'nin bu adi Namik Kemal'in adinda "Kemal" bulundugu icin kendisi koydugunu iddia etmektedir.[130] 1922-1934 yillari arasinda Gazi Mustafa Kemal veya sadece Gazi unvaniyla anilan Mustafa Kemal'e Soyadi Kanunu ile birlikte TBMM tarafindan cikarilan 24 Kasim 1934 tarihli ve 2587 sayili kanun ile kendisine "Turklerin Atasi" anlamina gelen Ataturk ismi verilmistir.[131] Yine ayni kanuna gore "Ataturk" soyadi veya oz adi baska kimse tarafindan alinamaz, kullanilamaz.[132] Ataturk, "Kemal" ismini 1935'te "Kamâl" olarak degistirdi.[133] "Kamâl" adinin Osmanlicada "buyuk kale" anlamina geldigi iddia edilmektedir.[134] Dinî inanci Ataturk, 23 Nisan 1920'de TBMM'nin acilisinda dua ediyor. Ataturk'un dinî inanci hakkinda kendi sozlerine ve yasamindaki dusuncelerine dayandirilarak farkli gorusler ortaya atilmaktadir. Kimi arastirmacilar bu durumun donemsel oldugunu vurgulamakta ve Ataturk'un dinle ilgili olumlu goruslerinin 1920'lerin baslariyla kisitli oldugunu belirtmektedirler.[135] Bir sozunde dini "luzumlu bir muessese" olarak gordugunu ifade eden Ataturk, baska sozlerinde de Islam icin "bizim dinimiz" ve "buyuk dinimiz" gibi ifadeler kullanmistir.[136] Ayrica Kur'an icin "sani buyuk" ve "en eksiksiz kitap", Muhammed icin "peygamberimiz efendimiz hazretleri" ve "Allah'in birinci ve en buyuk kulu" demistir.[136] 1922 ve 1923'te yaptigi iki konusmada "Allah birdir, buyuktur." demistir.[137] 1923 yilinda kendisine armagan olarak Kur'an gonderilmesine "Bence kiymetini takdire imkân olmayan bu hediyeyi, en derin ve hurmetkâr din duygularimla muhafaza edecegim." sozuyle tesekkur etmistir.[136] Kur'an'in anlasilarak okunmasina verdigi onemden oturu Turkceye cevrilmesi emrini vermistir.[136][138] Ataturk'un manevi kizi U;lku Adatepe, Ataturk'un savasa giderken elini acip "Allah'im sen Turk milletini hicbir zaman esir etme." diye dua ettigini belirtmistir.[139] Ataturk, Turk milletinin dinî inanci ile ilgili bir sozunde su ifadeleri kullanmistir: "Turk milleti daha dindar olmalidir, yani butun sadeligi ile dindar olmalidir demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasil inaniyorsam, buna da oyle inaniyorum. Bilince aykiri, ilerlemeye mâni hicbir sey icermiyor. Halbuki Turkiye’ye bagimsizligini veren bu Asya milletinin icinde daha karisik, sun’i, bâtil itikatlardan ibaret bir din daha vardir. Fakat bu konuda yeterli bilgisi olmayanlar, bu âcizler sirasi gelince, aydinlanacaklardir. Onlar isiga yaklasamazlarsa, kendilerini yitirmis ve mahkûm etmisler demektir; onlari kurtaracagiz."[136] Ataturk'un, dini "luzumlu bir muessese" olarak gordugunu belirtigine dair sozune karsin "dini olanlarin fakir kalmaya mahkûm olduklari" ve bu nedenle "oncelikle din anlayisini kaldirmak" gerektigine inandigina dair gorusleri icin de kaynaklar mevcuttur. Kazim Karabekir'in belirttigine gore, Ataturk Karabekir'e din ile ilgili olarak "dini olanlarin kazanamayacagini" ve "fakir kalmaya mahkûm olduklarini" soyleyip netice olarak once din anlayisi kaldirmak gerektigini soylemistir.[140] Ayrica Islam dinine iliskin olumsuz sozleri de bulunmaktadir. Kazim Karabekir'in anlattigi uzere, Ataturk Balikesir'de hutbe okumasina karsin daha sonra Kur'an ve Islam Peygamberi ile ilgili agir sozler etmistir.[141][142] Farkli bir goruse gore, 1926-27 yillari arasinda Ataturk ile roportaj yapan Grace Ellison, 1928 yilinda yayimlanan Turkey Today adli kitabinin 24. sayfasinda Ataturk'un kendisine sunlari soyledigini yazmistir: "Benim bir dinim yok ve bazen butun dinlerin denizin dibini boylamasini istiyorum. Hukumetini ayakta tutmak icin dini kullanmaya gerek duyanlar zayif yoneticilerdir. Âdetâ halki bir kapana kistirirlar. Benim halkim demokrasi ilkelerini, gercegin emirlerini ve bilimin ogretilerini ogrenecektir. Batil inanclardan vazgecilmelidir. Isteyen istedigi gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdaninin sesini dinler. Ama bu davranis ne sagduyulu mantikla celismeli ne de baskalarinin ozgurlugune karsi cikmasina yol acmalidir."[143] Ataturk: Modern Turkiye'nin Kurucusu kitabinin yazari Andrew Mango, bu sozleri kitabina alarak Ataturk'un deist oldugu degerlendirmesini yapmistir.[144] Arastirmaci-yazar ve gazeteci Murat Bardakci, Ataturk'un dini meselelerdeki sahsi goruslerini anlamak icin "Medeni Bilgiler" adli eserin okunmasini isaret etmektedir.[145] Ataturk ortaokul ve liselerde ders kitabi olarak okutulmasi icin kendi el yazisiyla kaleme aldigi Medeni Bilgiler adli kitabin ilk ve en uzun bolumu olan Millet bolumunde sunlari yazmistir: "Turkler Araplarin dinini kabul etmeden evvel de buyuk bir millet idi. Araplarin dinini kabul ettikten sonra bu din Araplarin Turklerle birlesip bir millet teskil etmelerine hicbir tesir etmedi. Bilakis Turk milletinin milli rabitalarini gevsetti; milli hislerini, milli heyecanini uyusturdu." "Turk milleti bircok asirlar, bir kelimesinin manasini bilmedigi halde Kur'an'i ezberlemekten beyni sulanmis hafizlara dondu." "Turk milletini Allah icin, Peygamber icin topraklarini, menfaatlerini, benligini unutturacak, Allah'la mutevekkil kilacak derin bir gaflet ve yorgunluk besiginde uyuttular." "...din hissi, dunyanin acisi duyulan tokadiyla derhal Turk milletinin vicdanindaki cadirini yikti, davetlileri, Turk dusmanlari olan Arap collerine gitti. Artik Turk, cenneti degil, son Turk ellerinin mudafaa ve muhafazasini dusunuyordu. Iste dinin, din hissinin Turk milletinde biraktigi hatira..." Kitabin bu kisimlarini kose yazisinda degerlendiren Can Dundar, ilgili yerlerin 1969 ve 1988'de Turk Tarih Kurumu tarafindan sansurlendigi belirterek "Nasil oluyor da din konusundaki gorusleri bu kadar net olan bir lider hâlâ yanlis yorumlaniyor?" demistir.[146] Ote yandan 1937 yilinda yaptigi meclis konusmasinda su sozleri soylemistir. ''Bizim devlet idaresindeki ana programimiz Cumhuriyet Halk Partisi programidir. Bunun kapsadigi prensibler bizi idarede ve siyasette aydinlatici ana hatlardir. Fakat bu prensibleri gokten indigi sanilan kitaplarin dogmalari ile asla bir tutmamalidir.''[147] Tarih Profesoru olan Mete Tuncay, bu konuyla ilgili Inonu U;niversitesi'nde verdigi bir konferansta "Ataturk'un bir deist oldugunu dusunuyorum. Agnostik ya da ateist degildi." demistir.[148] Aksam gazetesine verdigi bir roportajda ise "Turkiye'de din, devletin denetimi altinda. Bu hic kimseyi memnun etmeyen bir durum. Mesela Imam Hatipler'de, simdi oyle mi bilmiyorum ama kitaplarinin basinda Ataturk'un portresi ve en buyuk Musluman Ataturk yaziliydi. Bu dogru degil tabii. Cunku bana 'deist' gibi geliyor. Diger yandan Prof. Sukru Hanioglu 'ateist' oldugunu dusunuyor. Tanriyi reddetmek yerine Ataturk'un 'herhâlde bir Yaradan var' inanci icinde oldugu kanisindayim." aciklamasinda bulunmustur.[149] Yine Ataturk'un dini inanci ile ilgili olarak bir diger arastirma Rifat Bali tarafindan yapilmis,[150] konuyla ilgili olarak Ruhat Mengi ile aralarinda bir polemik yasanmasina sebep olmustur.[151] Taha Akyol ise Ataturk'un dini i
00:34
52.537 izlenme - 6 yıl önce koç holding 10 kasım filmi
atatürk istiklal marşını okuyor 03:40
atatürk istiklal marşını okuyor 71.379 izlenme - 7 yıl önce atatürk istiklal marşını okuyor
Gazi Mustafa Kemal - Hacıanesti, Gel de Ordularını Kurtar! 01:22
Gazi Mustafa Kemal - Hacıanesti, Gel de Ordularını Kurtar! 4.935 izlenme - 8 ay önce Yeoryos Hacıanestis(Georgios Hatzianestis) Sakarya yenilgisinden sonra Anadolu'daki Yunan Ordularının başkomutanlığına getirilir.İzmir e geldiğinde savaşın durumunu soran gazetecilere açıklaması şu şekildedir:"Bütün cepheyi dolaştım, ama Mustafa Kemal adında bir komutana rastlamadım".Mustafa Kemal ise cevabını Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde Yunan Ordusu bozguna uğrayınca verir:"Hacıanesti,Gel de Ordularını Kurtar!".Hacıanesti,Yunanistan'a döndükten sonra vatan hainliği sebebiyle yargılanmış ve kurşuna dizilerek idam edilmiştir.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'na Özel Marş ve Türkülerimiz 46:40
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'na Özel Marş ve Türkülerimiz 3.543 izlenme - 3 ay önce Bugün 29 Ekim . Bugün Cumhuriyetimizin kuruluşunun 92.yıl dönümü . Bugün 29 Ekim,yeni bir devrin başladığı gün. Bugün Cumhuriyetimizin kuruluşunun başlangıcı olan büyük gün. Bugün 29 Ekim. Ben de bu büyük güne özel Cumhuriyet Bayramı'mız için 29 Ekim'e özel böyle bir içerik hazırladım. İçerik olarak Marşlarımız ve Türkülerimiz bulunmaktadır. İçerik listesi şöyledir : 1- Atatürk'ün Konuşması : "Ne Mutlu Türküm Diyene" 2- Saygı Duruşu 3- İstiklal Marşı 4- 10.Yıl Marşı 5- Ankara'nın Taşına Bak 6- İzmir Marşı 7- Gençlik Marşı 8- Hoş Gelişler Ola (Yaşa Mustafa Kemal Paşa) 9- Atatürk'ün TBMM Açılış Konuşması 10- Atam (Çelik) 11- Harbiye Marşı 12- Vatan Marşı 13- Okul Marşı (Atam Rahat Uyu) 14- Sakarya Marşı 15- Karadeniz Marşı 16- Cumhuriyet Marşı 17- Yavuz Geliyor Yavuz Marşı 18- TSK Marşı 19- İleri Marşı 20- Ne Mutlu Türküm Diyene Hepimizin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun. Atam İzindeyiz. İyi dinlemeler.
mustafa kemal atatürk son balo (vals & zeybek) 07:53
mustafa kemal atatürk son balo (vals & zeybek) 49.578 izlenme - 7 yıl önce mustafa kemal atatürk son balo (vals & zeybek)
Mustafa Kemal Atatürk'ün Otopsi Görüntüleri 01:32
Mustafa Kemal Atatürk'ün Otopsi Görüntüleri 8.151 izlenme - 2 yıl önce Atatürk'ün Hiç Yayınlanmamış Otopsi Görüntüleri
Onuncu Yıl Marşı 03:48
Onuncu Yıl Marşı 17.639 izlenme - 3 yıl önce Onuncu Yıl Marşı
10 Kasım 1939'da Çekilen Görüntüler 01:28
10 Kasım 1939'da Çekilen Görüntüler 1.414 izlenme - 3 ay önce Yarın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikalinin 77'inci yıldönümü. Genelkurmay Başkanlığı, Atatürk'ün birinci ölüm yıl dönümüne ait özel görüntüler paylaştı. Tarihi görüntülerde dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve binlerce kişi Etnografya Müzesi'ndeki geçici kabir önünden saygı geçişi yapıyor.
Atatürkün Hayatı 07:49
Atatürkün Hayatı 9.923 izlenme - 2 yıl önce Asil Ali ATAY tarafından düzenlenmiştir.
Atatürk Marşı 02:31
Atatürk Marşı 6.121 izlenme - 1 yıl önce MERT PKL
yıkın diktiğiniz heykellerimi 03:09
yıkın diktiğiniz heykellerimi 27.049 izlenme - 7 yıl önce mustafa kemal atatürk yıkın diktiğiniz heykellerimi!
23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı 02:32
23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı 15.840 izlenme - 3 yıl önce 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Kutlu olsun..
Cumhuriyet Marşı 01:32
Cumhuriyet Marşı 10.010 izlenme - 2 yıl önce Cumhuriyet Marşı
Mustafa Kemal Atatürk'ün Otopsi Görüntüleri 01:32
Mustafa Kemal Atatürk'ün Otopsi Görüntüleri 4.984 izlenme - 2 yıl önce Atatürk'ün Hiç Yayınlanmamış Otopsi Görüntüleri
Adımız Andımızdır...Mustafa Kemal ATATÜRK 01:15
Adımız Andımızdır...Mustafa Kemal ATATÜRK 4.344 izlenme - 1 yıl önce Devrimlerinin Bekçisiyiz... http://facebook.com/volkankonak http://twitter.com/volkankonak http://instagram.com/volkankonakofficial. Şarkı Sözleri: Adımız Andımızdır Marşı’nın sözleri Adımız Andımızdır Adımız andımızdır, yoluna can koyarız Türk olmayı en büyük şeref En büyük şeref ve şan sayarız. Türküz, Türküz dedikçe kalbimiz almakta hız Türk olmayı en büyük şeref En büyük şeref ve şan sayarız.
Mustafa Kemal Kimdir? - İlknur Güntürkün Kalıpçı (Konuşma) 54:46
Mustafa Kemal Kimdir? - İlknur Güntürkün Kalıpçı (Konuşma) 1.899 izlenme - 6 ay önce Atatürk konusunda araştıamlar yapan araştırmacı yazar İlknur Güntürkün Kalıpçı'nın askeri bir kurumda yapmış olduğu Atatürk konulu konuşmanın tümüdür.
Arşiv Odası - Celal Bayar (1982) 14:26
Arşiv Odası - Celal Bayar (1982) 650 izlenme - 2 ay önce Arşiv Odası'nın bu bölümünde Atatürk'ün son başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin 3'üncü cumhurbaşkanı Celal Bayar'la 1982 yılında yapılmış bir söyleşi var. Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinden Cumhuriyet'e, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nden Atatürk'ün en yakınına, oradan Çankaya Köşkü'ne, Yassıada duruşmalarından İmralı'ya uzanan 103 yıllık bir yaşam... 1982 yılındaki bu programda, 99 yaşındaki Celal Bayar uzun yaşamından kesitler anlatırken, onun gözünden Türkiye Cumhuriyeti tarihine de bir pencere açıyoruz...
Ankaranın Taşına Bak 03:08
Ankaranın Taşına Bak 8.611 izlenme - 3 yıl önce Atam Uyan Uyan