Hoşgeldiniz!

oratoryo

Oratoryo 07:11
Oratoryo 9.580 izlenme - 5 yıl önce oratoryo
Oratoryo 23 Nisan 07:11
Oratoryo 23 Nisan 3.369 izlenme - 5 yıl önce 23 Nisan oratoryo
Oratoryo - Bir Ömrün Hikayesi 06:10
Oratoryo - Bir Ömrün Hikayesi 2.810 izlenme - 3 yıl önce Oratoryo, Bir Ömrün Hikayesi
Çanakkale Zaferi Şiirler Ve Oratoryo 04:38
Çanakkale Zaferi Şiirler Ve Oratoryo 1.283 izlenme - 5 yıl önce Türkeli Atatürk İlköğretim Okulu Çanakkake Zaferi Şiirler
1o Kasım Oratoryosu 02:17
1o Kasım Oratoryosu 1.049 izlenme - 6 yıl önce anma töreni
Kilisede Ezan Okumak 02:21
Kilisede Ezan Okumak 497 izlenme - 2 yıl önce Komponist Karl Jenkins, dinler arası hoşgörü ve diyalogu pekiştirmek amacıyla 2000 yılında kolları sıvayarak, İslam, Hristiyanlık, Musevilik ve Budizm dinlerini bir arada anlatan bir oratoryo hazırlamış. "Silahlı Adam - Barış Ayini" isimli oratoryada bir müezzin de ezan okuyormuş. Bir kilisede ezan okumak ya da bir cami de kilise ayini yapılması dünyanın sonu değildir tam aksine hoşgörüdür. Değil mi?
Haydn Sonat 2. Bölüm Piyano Sonatları Sonate İn Es Hoboken Xvı Piyanist Güneş Akustik Grand Kuyruklu 07:47
Haydn Sonat 2. Bölüm Piyano Sonatları Sonate İn Es Hoboken Xvı Piyanist Güneş Akustik Grand Kuyruklu 1.175 izlenme - 3 yıl önce GÜNEŞ YAKARTEPE Piyano Sonat Sonate in Es, Hoboken XVI: J. Haydn ESERİNİ Akustik kuyruklu Piyano ile ÇALDI,( 2. bölüm )FRANZ JOSEPH HAYDN Babası tekerlek yapımcısı, annesi evlenmeden önce köy beylerinin evinde aşçı olan ailenin oğlu Joseph 1732 yılında Rohrau’da dünyaya geldi. Daha küçük yaşta müzik öğretmeni M.Frank’dan müzik dersleri almaya başladı.Altı yaşında Hainburg’daki ilkokula yazıldı ve orada çocuk korosuna katıldı. 1740 yılında St. Stephen Katedrali Haydn’i Viyana’nın en önemli korolarından birine korist olarak aldı.Daha sonra bu koroya çok yetenekli kardeşi Michael Haydn de katıldı. Sanatçı ilk şan derslerini kemancı Gegenbauer ve Saray Kilisesinde tenor olan Finzterbusch’dan aldı. 1745 yılında Joseph’in sesi yavaş yavaş bozulmaya başladı.Bir süre gezici müzikçilik yapmak zorunda kaldı.Zengin ailelere dans parçaları besteleyerek satıyordu. Yeni bestelediği bir operası 1752 yılında Viyana’da oynadı ve büyük ilgi gördü.Bir rastlantı sonucu İtalyan Operacı Niccolo Porpora ile tanıştı.Onun sayesinde de Viyana’nın ileri gelen müzikçileriyle görüştü ve ünlü Gluck’la tanışma fırsatı buldu. J. Von Fürnberg için “Yaylılar Kuvarteti” ve “Topal Şeytan” adlı bir komik opera yazdı. Şimdi Haydn’ın evindeki huzursuzluğu bir kenara bırakıp Esterhazy’nin sarayına dönelim. Haydn buraya geldiği zaman kendini tamamen Prensin emirlerine adamayı kabul etmişti. Sarayda oturacak, Prensin istediği eserleri besteleyecek, o ne zaman emrederse konser verecek, yemeklerini de diğer uşak ve hizmetçilerin yanında yiyecekti. Bütün bu fedakarlıklara karşılık olarak da Haydn sessiz, sakin bir çalışma odasına kavuşmuştu. FRANZ JOSEPH HAYDN Besteci, Esterhazy ailesinin yanında tam otuz yıl kaldı, hayatının en parlak, en verimli devresini burada geçirdi. Hayd, Esterhazy’lerin sarayına yerleştikten bir yıl sonra Prens ölmüş, yerine kardeşi Şahane Nicolas geçmişti. Genç Prens, Haydn’ı kendi sarayına aldı, ücretini artırdı, orkestrasını geliştirmesini sağladı. Orkestra üyeleri daima yanında bulunduğu için Haydn yeni bestelediği eserlerin denemesini hemen yapabiliyordu. Hangi sazların hangi notaları çalmasının uygun olacağını bulması da kolay oluyordu. Bu şekilde çalışmak, Haydn’ın pek hoşuna gitmişti. Kısa zamanda her bakımdan kusursuz eserler meydana getirebilmesini de orkestra üyelerinin hep beraber olmasına borçluydu. Sosyal durumunun kötülüğünü ise evliliği gibi boyun bükerek kabullenmiş “kaderin bir cilvesi” olarak benimsemişti. “Bir başkasının kölesi olmak gerçekten çok acı ama” diyordu, “Tanrının isteğine de karşı gelemem.” Zaten Esterhazy ailesinin fertleri müzikle uğraşan kölelerine daima çok iyi davranımlarıyla şöhret yapmışlardı. Nicolas Esterhazy, Hayd’na durmadan eser bestelemesini emrediyordu. “Zamanın bacaklarını kırmalısın” diye de nasihatte bulunuyordu. Prens Nicholas da “bariton” adı verilen bir telli sazı çalmakta ustaydı. Bu saz madeni ve bağırsak tellerin birbirleriyle titreşim yapmalarından meydana gelen tatlı sesler çıkaran bir sazdı. Haydn bu saz için iki yüze yakın eser bestelemişti. Estarhazy, Haydn’ın ücretini artırdıktan başka onun sarayında özel dersler vermesine de ses çıkarmıyordu. (Öğrencilerinden bir de genç Beethoven’di.) Haydn, müziği seviyordu, durumundan memnundu, hepsinden önemlisi o bütün insanları seviyordu. Orkestrasında çalışanlara bir baba gibi davranıyordu. Onlar da besteciye “Baba Haydn” demeyi adet edinmişlerdi. Hayd, basit bir hayat sürüyordu. Boş zamanlarında balık tutuyor, yürüyüş yapıyor, ara sıra da ava çıkıyordu. Akrabalarına, dostlarına sık sık para gönderiyor, karısının kaprislerine gülümseyerek boyun eğiyordu. Bu arada eser bestelemekten geri kalmıyordu. Canlılığına, oynaklığına rağmen Haydn’ın bestelediği eserlerde insanın kalbini acıyla burkan kederli bir hava vardı. Altın kafeste şarkı söyleyen bir bülbülün yalvarışlarını andırıyordu onun besteleri... Haydn, seyahat etmeyi pek sevdiği halde patronu onun Viyana’ya kadar gitmesine bile izin vermiyordu. Bir keresinde Haydn, Prens’ten Viyana’ya gitmek için izin istemiş, patronu isteğini geri çevirmişti. Haydn bu üzüntüyle eline kağıdı kalemi alıp ünlü “veda senfonisi” ni besteledi. Kış mevsimi gelmek üzereydi. Orkestra üyelerinin hepsi evlerini ailelerini özlemişlerdi. Fakat prens inadından vazgeçmiyor, onları sayfiye sarayında bir süre daha hapsetmeye kararlı görünüyordu. Bir akşam da dostlarını konsere davet etti. Konserin son parçası, Haydn’ın yeni bestelediği “Veda Senfonisi” ydi. Dinleyiciler, senfoninin o güne kadar dinledikleri eserlere hiç benzemediğini farkederek şaşırmışlardı. Ama onları eserin sonunda daha büyük bir sürpriz bekliyordu. Eserin birinci bölümü kederli bir hava için sürüp gitti. Nefesli sazlardan çıkan sesler dertli bir insanın acı iç çekişlerini andırıyordu. Üçüncü bölümde ise sazlar birden coşup öfkeli bir kimsenin çevresindekilere isyan edişini hatırlatan ilgi çekici bir melodiyi çalmaya başlamışlardı. Sonra birden ire sazların hepsi susuverdi ve yine ağır bir parçaya başladılar. Bu son parçada işleri biten müzikçiler, sazlarının başındaki mumu söndürüp yavaşça salondan çıkıyorlardı. Sonunda salonda iki kemancıyla Haydn kaldı. Kemancılar da gidince Haydn başını nota sehpasına dayanıp sessizce oturdu, beklemeye koyuldu. Prensin bu jesti nasıl karşılayacağını pek merak ediyordu. Biraz sonra da Prens, senfoninin manasını anladığını, ertesi gün tatile başlayabileceklerini söyledi. Haydn’ın Viyana’ya yaptığı ziyaretler, cenneti ziyaret etmekten farksız oluyordu. Güzel yiyecekler, güzel müzik ve iyi dostlar arasında geçen günler ona bir rüya gibi geliyordu. Bazen sarayda yalnızlıktan, kimsesizlikten de bunaldığı olmuyor değildi. Viyana dönüşlerinde sarayın havasını yadırgıyor, bu hayata daha fazla dayanamayacağını sanıyordu, fakat bu da geçiciydi tabii... Kısa bir süre içinde Haydn, sarayın sessizliğine de kendini alıştırmaktan güçlük çekmedi. Yeni eserler bestelemek Haydn’ın sıkıntılarını unutmasına yetiyordu. Şakalarını bile müziğin yardımıyla yapmaya kendini alıştırmıştı. İşte mesela konserlerinde dinleyicilerin çoğu zaman uyukladıklarını farketmiş, onları uykudan uyandırabilmek amacıyla “sürpriz senfonisi” ni bestelemişti. Başından sonuna kadar ağır, uyku verici bir tempoda devam eden senfoninin son kısmında sazlar müthiş bir gümbürtüyle yeni bir bölüme geçiyorlardı. Bu kısımda en derin uykuya dalmış bir kimsenin bile yerinden sıçramaması imkansızdı. Bazı çevrelerde Haydn için “senfoninin babasıdır” derler. Bu pek de doğru sayılmaz. 1744 yılında, Haydn daha oniki yaşında bir çocukken Paris’de senfoni besteleyen müzikçiler vardı. Ertesi yıl da Alman bestecileri bu yeni müzik çeşidini benimseyivermişlerdi. O devirde senfoni üç bölümden meydana geliyordu. Birkaç yıl sonra ise senfoniye dördüncü bir bölümün eklenmesi uygun görüldü. Haydn olgunluk çağına eriştiği zaman Avrupanın büyük şehirlerindeki besteciler yüzlerce senfoni bestelemişlerdi. Haydn ise bu yeni müzik çeşidini geliştirmek, daha sevilir bir şekle sokmak için çalışmış ve bunu başarmıştır. Ama Haydn’ın binbir itinayla bestelediği senfoniler bile Mozart, Beethoven gibi bestecilerin senfonilerinin yanında sönük kalır. Belki Haydn, senfoninin babası değildi ama Mozart’ın müziğinin isim babası sayılırdı. Mozart da çocukluk yıllarında “Baba Haydn” ın müziğine hayran olmuş, onun izinden yürümek istemişti. Daha sonra Estarhazy’nin sarayındaki konserlerde o da piyano çalmış, ilk bestelerinden bir kısmını Haydn’a ithaf etmiştir. Haydn’a gelince, o da bu genç hayranını bir evlat gibi seviyor, onu desteklemek istiyordu. Mozart’ın genç yaşta ve en verimli çağında hayata gözlerini kapayıp fakirler mezarlığına gömülmesine de pek üzülmüştü. Başlangıçta Mozart, Haydn’ın bestelerinin etkisi altında kaldığı halde sonradan Haydn Mozart’ın eserlerinden ilham alarak yeni eserler meydana getirmiştir. Haydn, her sabah, işe başlamadan önce Tanrı’ya o gün kendisine kabiliyet bağışlaması için dua ederdi. Çalışmaları iyi giderse Tanrının o günkü duayı kabul ettiğine, kötü giderse, Tanrının o günkü duayı kabul etmediğine inanırdı. Tanrının onu işlemiş olduğu günahlardan ötürü cezalandırdığını düşünürdü. Ömrünü Tanrıya ve Prens Estarhazy’ye hizmet ederek geçirmeyi çok istiyordu. Fakat 28 Eylül 1790 tarihinde Prens Estarhazy’nin ölümü üzerine Haydn da saraydaki görevini kaybetti. Bereket ki, prens ona yılda beş yüz dolar tutarında bir para ödenmesini vaziyet etmişti. Haydn, iki kere Londra’ya gitti. Oxford Üniversitesinden fahri doktorluk ünvanını aldı. Gençlik yıllarında olsa bu başarı onu herhalde çok sevindirirdi ama Haydn’ın artık böyle şeylerden zevk alacağı yaşı geçmişti. Besteci, altmış altı yaşındayken ünlü ingiliz şaiiri Milton’un “Kaybolan Cennet” isimli şiirinden ilham alarak “Yaratılış” oratoryosunu besteledi. Dünyanın, güneşin, yıldızların oluşunu anlatan bu dev eser Haydn’ın son oratoryosuydu. Hayd’ın yetmiş altıncı yaş gününde dostları besteciye güzel bir kutlama töreni hazırlamışlardı. Artık yürüyemeyecek halde olan besteciyi tekerlekli sandalyesine oturtup “Yaratılış” oratoryosunun özel temsiline götürdüler. Dinleyiciler arasında Haydn’ın öğrencilerinden Beethoven de vardı. Haydn salona girerken dinleyicilerin hepsi birden ayağa kalktılar, besteciyi çılgınca alkışladılar. Konserin sonunda gene tekerlekli sandalyesiyle dışarı çıkarken Beethoven Haydn’ın elini öptü. Bestecinin uzun, sükün dolu hayatı artık sona ermek üzereydi. Fakat kader, onu sessiz sedasız ölmesine imkan bırakmayacaktı. “Sürpriz Senfonisi” nin bestecisine sürprizli bir ölüm yakışacaktı mutlaka. 10 Mayıs 1809’da Napolyon’un orduları Viyana kapılarına gelmişti. Şehir bombalanırken biri Haydn’ın evinin yakınına düştü. Bombardımandan sonra Haydn da yatağa düştü. Üç hafta sonra her şey bitmişti. Besteci, ölüm döşeğinde : “Şu berbat savaş benim de sonumu getirdi” diyerek söyleniyordu... Klasik müzik,piyano çalmak,piyano solo,piyanist resitali,akustik piyano,Piano Pianist piano konser piano KLASİK Debussi debusi sonat piyanist duvar haydın sonatin koncerto koncertino etüd PİYANİST piano HAYDN SONAT Tüm 2. Bölüm PİYANO SONATLARI Sonate in Es Hoboken XVI Piyanist Güneş Akustik Grand Kuyruklu Piyano çaldı Klasik Batı Müzikleri Piyanist Çocuk Dinleti Sunu Andante sonata Joseph HAYDIN Sonate Piyanosu piyanoları duvar konsol piyano piano piona Bethoven sonatin konçerto oratoryo senfoni konçertino mazurka polonez müzik scherzo ballad rondo stil asil icra etti bethoven Piyano Ünlü Avusturyalı Besteci Klasik dönem Mozart veBeethoven’ı Etki eden Bestekar Baba Haydn En Güzel
Burdur Belediyesi Türk Halk Müziği Topluluğu Tarafından Oynanan Oratoryo 02:52
Burdur Belediyesi Türk Halk Müziği Topluluğu Tarafından Oynanan Oratoryo 555 izlenme - 5 yıl önce Hasan tahsinin ilk kurşun oratoryosunun hasan korkmaz tarafından canlandırılışı
Tokat Oratoryosu - Mondo Cane 2 02:46
Tokat Oratoryosu - Mondo Cane 2 170 izlenme - 2 yıl önce 1963'de çekilmiş İtalyan yapımı Mondo Cane 2 filminin finalindeki tokat sahnesi izleyeceğiz. Tokat Oratoryosu...