Hoşgeldiniz!

padişahları

Ders: 1470 1520 1. Yavuz Sultan Selim Kimdir? 04:44
Ders: 1470 1520 1. Yavuz Sultan Selim Kimdir? 18.998 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen I. Selim, Yavuz Sultan Selim, Hâdim'ul-Harameyn'iş-Şerifeyn (Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı) (Osmanlı Türkçesi: ) (d. 10 Ekim 1470 – ö. 21/22 Eylül 1520[1][2]), 9. Osmanlı padişahı, 74. İslam halifesi ve ilk Osmanlı halifesidir. Babası II. Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır.[3] Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Abbasilerden Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta babası II. Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır. Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşında iken vefat etmiştir.[4][5] Konu başlıkları [gizle] 1 Padişahlık öncesi 1.1 Trabzon valiliği 1.2 II. Bayezid'ın son seneleri ve şehzadeler meselesi 2 Tahta çıkışı 2.1 Baba-oğul mücadelesi 2.2 Yeniçerilerin ayaklanması ve Sultan Selim'in cülusü 2.3 Şehzadelerin bertaraf edilmesi ve taht kavgasının sonlandırılması 3 İran Seferi 3.1 Çaldıran Savaşı 3.2 Doğu ve güney sınırlarındaki önemli kale ve şehirlerin fethi 4 Mısır Seferi 4.1 Mercidabık Savaşı 4.2 Ridaniye Savaşı 4.3 Şah İsmail'in elçi göndermesi 4.4 Kızılbaş Celal Ayaklanması 5 Batı Seferi hazırlığı 6 Ölümü ve tarihe bıraktıkları 7 Halifelik 8 Islahat çalışmaları 8.1 Askeri alanda ıslahatlar 8.2 Donanma faaliyetleri 9 İmar faaliyetleri 10 Edebi eserleri 11 Şah İsmail ile ilginç diyalogları 12 Alevi katliamı iddiası 13 Ailesi 13.1 Eşleri 13.2 Erkek çocukları 13.3 Kız çocukları 14 Selimnameler 14.1 Yayınlanmış 14.2 Yayınlanmamış tezler 14.3 İsmi bilinen diğer Selimnameler 15 Kaynaklar 16 Dış bağlantılar Padişahlık öncesi[değiştir] I. Selim Sert mizacından dolayı Yavuz ve şehzâdeliğinden beri Selim Şah olarak anılan Sultan Selim, hicri 875/rumi 10 Eylül 1470 tarihinde babası Şehzade Bayezid'ın sancakbeyliği görevi nedeniyle Amasya'da dünyaya geldi. Babası II. Bayezid, annesi ise kimi kaynaklara göre Dulkadiroğulları Beyi Alaüddeyle Bozkurt Bey'in kızı Gülbahar Hatun[6], bazılarına göre Dulkadiroğulları Beyi Alaüddeyle Bozkurt Bey'in kızı Ayşe Hatun[7], bazı kaynaklara göre ise Zulkadiroğlu Alâüddevle'nin kızı Ayşe Hâtun'dur[8]. Osmanlı'nın, daha küçük yaşlarda devlet tecrübesi kazanması için şehzadeleri sancaklara gönderme gereği Şehzade Selim de Trabzon'a vali olarak atandı[6]. Trabzon valiliği[değiştir] Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağında, büyük oğlu Şehzade Bayezid (sonradan II. Bayezid) Sancakbeyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağında da Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah, Sancakbeyi olarak bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında Sancakbeyi Abdullah’ın 875/1470 tarihli bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon Sancakbeyi olarak 886/1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır[9]. Trabzon'da Şehzâde Abdullah'tan sonra, Trabzon Sancakbeyi olan ikinci ve son şehzâde Yavuz Sultan Selim'dir. Fatih Sultan Mehmed’in vefâtı ile II. Bâyezid Han (1481-1512), Osmanlı Devleti tahtına pâdişâh olarak cülûs ettiği zaman, oğlu Şehzâde Selim’i 886/1481 yılında Trabzon Sancakbeyi olarak tayin etmişti. Şehzâde Selim, gemi ile Kefe’ye oğlu Süleyman'ın yanına gidişine kadar, 886-915/1481-1510 yılları arasında yaklaşık olarak 29 yıl, Trabzon’da valilik yapmıştır[10]. Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve alim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir[6]. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini farketmiştir[11]. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır (1508)[12][6]. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt-ül mal'a katması gerekirken onu da mücahid Türkmenlere bırakmıştır[13]. II. Bayezid'ın son seneleri ve şehzadeler meselesi[değiştir] II. Bayezid'ın 8 oğlu olmuştu; oğulları yaş sırası ile Abdullah, Şehenşah, Alemşah, Ahmed, Korkud, Selim, Mehmed, Mahmud'dur. Ahmed, Korkud ve Selim dışındakiler babalarının sağlığında ölmüşlerdi. Selim Trabzon, Korkud Saruhan, Ahmed Amasya illerinde vali olarak görev yapıyordu. Selim'in oğlu Süleyman Kefe; Ahmed'in oğlu Bolu sancakbeyi olarak görev yapıyordu. Karaman valisi Şehzade Şehenşah'ın ölümü üzerine, Beyşehri'nde bulunan oğlu Mehmed Konya'ya tayin edildi; Şehzade Alemşah'ın oğlu Osman ise Çankırı sancakbeyi olarak görevdeydi. Şehzade Mahmud'un oğlu Orhan babasının Manisa'ya nakli ile Kastamonu beyliğine atanmış, Mahmud'un diğer oğlu Musa ise Sinop Beyi olmuştu. Şehzade Mahmud'un en küçük oğlu Emirhan ise, çok küçük olduğundan henüz ataması yapılmamıştı[14]. Şehzade Selim, Trabzon valiliği sırasında Türkmenlerin ve askeri başarıları münasebetiyle de yeniçerilerin desteğini arkasına almıştı. Ancak Osmanlı bürokrasisi, Şehzade Ahmet'in tahta çıkmasını desteklemekte idi[11]. Manisa sancağındaki Şehzade Korkut'un erkek çocuğu olmadığından tahta çıkma şansı az olarak görülmekteydi. Konya'daki Şehzade Şehenşah 2 Temmuz 1511'de -babasından 6 ay evvel- vefat ettiğinden taht kavgasına dahil olamamıştı[15]. Şehzade Selim, uzun zamandır kötü giden devlet işlerinden ötürü artık saltanatı terk edeceğini haber almıştı. Fatih Kanunnamesi'ne göre hükümdar olan şehzade diğer kardeşlerini öldürecekti; bunun için kardeşleri Korkud ve Ahmed'in hareketlerini yakından takip ediyordu. Selim saltanatı ele geçirmek için kardeşleri gibi o da hazırlık yapmış, kendi askerlerine ek olarak Kırım Hanı kuvvetlerinden de istifade etmiştir. Rumeli'ye geçtiğinde yanında Kırım Hanı'nın küçük oğlunun komutasında 350 kadar asker de vardı. Ayrıca taraftarları sayesinde Yeniçeri Ocağı'nın desteğini de elde etmişti. Şehzade Selim'in oğlu Süleyman evvela Şarkı Karahisar'a tayin edilmiş, ancak Şehzade Ahmet'in kendisine yakınlığı sebebiyle itiraz ettiğinden Bolu'ya naklolunmuş, Şehzade Ahmed bu sefer de kendisi ile İstanbul arasında rakibi Selim'in oğlunun bulunmasını istemediğinden buna da itiraz etmiş ve bu itirazı da kabul edilmiştir. Bu defa da Şehzade Selim, oğlu Süleyman'a kendi sancağı olan Trabzon'a uzak yerlerden sancak gösterildiğinden bu yerlere karşı çıkmış ve oğlunun kendi yakınında olmasını ısrarla talep etmiş, Şarkı Karahisar yahut Kefe sancaklarından birinin verilmesini istemiştir. Tüm bunların sonucunda Süleyman Kefe sancağına atanmıştı. Dönemin Kırım Hanı Mengli Giray Kendisi İstanbul'a uzak olduğundan çabuk ve muntazam haber alamıyordu. Bu nedenle devlet merkezine yakın bir yere nakledilmek istiyordu. Bu maksada uygun olarak Rumeli'de bir sancak istedi ve hemen Kefe'den, Kırım'dan Tuna'ya doğru yürüdü; kendisine Trabzon'a ilaveten Kefe verildi ise de bunu kabul etmedi. Şehzade Selim'e nasihat vermesi amacıyla ulemadan kişiler yollansa da Selim bunları geri çevirdi; Anadolu'da nereyi istersen verelim önerisi gelse de istediği gibi bir cevap alamayınca derhal Kırım Hanı'ndan aldığı kuvvetle Silistre yoluyla Rumeli'ye (Balkanlar'a) geldi. Ulemalar tekrar yollansa da, Selim buna da kesin olarak red cevabı vermiştir. Ayrıca Şehzade Selim bu hareketinden önce, Şehzade Korkud da babasından izin almaksızın Antalya'dan kalkıp Manisa'ya gitmişti. Bu hareketleri doğru bulmayan Şehzade Ahmed; babası II. Bayezid'dan Korkud ve Selim'i öldürtmek için izin istemiş ise de Bayezid bunu kabul etmemiştir.
OSMANLI PADİŞAHLARI OSMANLI DEVLETİ KAFİRDİR TÜRBEPEREST TASAVVUFÇU SARHOŞDİNSİZ İMANSIZ KATİLLERDİR 05:48
OSMANLI PADİŞAHLARI OSMANLI DEVLETİ KAFİRDİR TÜRBEPEREST TASAVVUFÇU SARHOŞDİNSİZ İMANSIZ KATİLLERDİR 1.115 izlenme - 5 ay önce 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ OLAN HERKESİ VE “BU ZAMANDA YAŞAYAN 8 MİLYAR İNSANIN HEPSİNİ HEM MUAYYEN HEM UMUM HEM SİLSİLE OLARAK TEKFİR EDİYORUM”ASL-İ KAFİR DİYORUM. 1333 SENE İÇİNDE OLAN: TÜM DEVLET’LERE. VE BU ZAMANDAKİ: ( 215’E YAKIN ) DEVLETLERE: “KAFİR DEVLETLER- KÜFÜR HÜKÜMETLER” DİYORUM. VE TÜM HALKINI; “HEM TEK-TEK MUAYYEN OLARAK, HEM UMUM, HEMDE SİLSİLE OLARAK, TAMAMINI TEKFİR EDİYORUM”HEPSİDE: ASL-İ KAFİRDİR. MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİR. HEPSİ: KENDİNİ MÜSLÜMAN ( SANAN ) CEHENNEMLİK İMANSIZLARDIR! 1-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ALİM’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 2-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ŞEYH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 3-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: İMAM’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 4-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜCTEHİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 5-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ŞEYHUL İSLAMLARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 6-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜFESSİR’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 7-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: CUMHUR ULEMA’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 8-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MUHADDİS’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 9-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: FAKİH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 10-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜCEDDİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 11-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: TÜM CEMAAT’LERE TÜM GRUP’LARA TÜM TAİFE’LERE TÜM CİHAD CEPHE’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1-EBU HANİFE: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 2-MALİKİ: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 3-AHMED BİN HANBEL: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 4-ŞAFİİ: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE SÜNNİ İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü SİTTE '6 HADİS KİTABI' KÜTÜB-Ü TİS-A '9 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN: 1-BUHARİ: ASL-İ KAFİRDİR! 2-MUSLİM: ASL-İ KAFİRDİR! 3-TİRMİZİ: ASL-İ KAFİRDİR! 4-EBU DAVUD: ASL-İ KAFİRDİR! 5-NESA-İ: ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ MACE: ASL-İ KAFİRDİR! 7-MUVATTA: İMAM MALİK ASL-İ KAFİRDİR! 8-MÜSNED: AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR! 9-DARİMİ: ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE Şİ-A İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü ERBE-A '4 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN : 1-EL-KAFİ: CAFER MUHAMMED EL-KULEYNİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MEN LA YEHZURUHUL FAKİH: ŞEYH SADIK ASL-İ KAFİRDİR! 3-TEHZİBUL AHKAM: EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EL-İSTİBSARU FİMA UHTİLİFE FİHİ MİNEL EHBAR: EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! NECDİ’LERİN HEPSİ ASL-İ KAFİRDİR. VE BU ZAMANDAKİ "BİZ NECDİ’YİZ BİZ SELEFİ’YİZ BİZ EHLİ SÜNNETİZ" DİYENLERİN HEPSİDE: ASL-İ KAFİRDİR! 1-MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB: ASL-İ KAFİRDİR! 2-OĞULLARIDA> TORUNLARIDA> TALEBELERİDE> BABASIDA> DEDESİDE: ASL-İ KAFİRDİR! 3-İBNİ TEYMİYYE: ASL-İ KAFİRDİR! 4-İBNİ KAYYİM EL-CEVZİYYE: ASL-İ KAFİRDİR! 5-ZEHEBİ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ KESİR ASL-İ KAFİRDİR! 7-TABERİ: ASL-İ KAFİRDİR! EN BÜYÜK: HÜCCET-BEYYİNE-DELİL-HİKMET-VAHİY-NAS'DA: 1-KUR-AN'I KERİM'DİR- AYETLERDİR. 2-KUR-AN'I KERİME UYAN SAHİH HADİSLERDİR- SAHİH SÜNNETLERDİR. 3-İCMA-İ ÜMMETİ, 4-KIYAS'I FUKEHA'YI, RED-İNKAR”EDEN: TAM BİR 'MUVAHHİD' MÜSLÜMANDIR
Ders: 1612-1640 Sultan Dördüncü Murad Kimdir? 01:21
Ders: 1612-1640 Sultan Dördüncü Murad Kimdir? 2.428 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen IV. Murat (Osmanlı Türkçesi: Murd-i rbi‘) (d. 27 Temmuz 1612, İstanbul - ö. 8 Şubat 1640, İstanbul), 17. Osmanlı padişahı ve 96. İslam halifesi. 1623 ile 1640 yılları arasında hüküm sürdü. Revan (Erivan) ve Bağdat fatihidir. IV. Murat İstanbul'da, Sultan I. Ahmet'in ve asıl ismi Anastasya olan Rum asıllı devşirme Kösem Sultan'ın oğlu olarak dünyaya geldi. Ağabeyi Genç Osman'ın Yedikule zindanlarında bir grup cuntacı Yeniçeri tarafından öldürülmesi üzerine amcası I. Mustafa tahta geçmişti. I. Mustafa akli dengesinin padişahlık yapmaya uygun olmadığı iddia edilerek çeşitli entrikalarla tahttan indirildi ve yerine yeğeni olan IV. Murat 11 yaşındayken padişah yapıldı.[1][2][3] Konu başlıkları [gizle] 1 Yaşamı 1.1 Saltanatının ilk yılları 1.1.1 Kösem Sultan iktidarı 1.2 Mutlak saltanat yılları 1.2.1 İdareyi Ele Alışı 1.2.2 Alkol yasağı 1.2.3 Bilim ve sanat 1.3 Fiziksel kuvveti 1.4 Askerî başarıları 1.5 Ölümü 2 Eşi 3 Çocukları 4 Ayrıca bakınız 5 Popüler Kültürde IV. Murat 6 Kaynakça 7 Dış kaynaklar Yaşamı[değiştir] Saltanatının ilk yılları[değiştir] Osmanlı tarihinin ilk reformcusu sayılan Genç Osman, 1618 yılında babası Sultan I. Ahmet'in vefatı üzerine ve amcası I. Mustafa'nın üç aylık saltanatından sonra tahta geçmişti. Saltanatının 3. yılında kendini kamuoyuna ispatlamak ve güçlü bir padişah imajı verebilmek için Lehistan üzerine 1621 yılında Hotin Seferine çıkmıştı. Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi olan 1566 Zigetvar Seferi'nin üzerinden 55 yıl geçmiş ve bir padişah ordunun başına ikinci kez geçiyor ve sefere çıkıyordu. Seferde zayıf görülen Lehistan'ın ağır bir yenilgiye uğratılamaması padişahı rahatsız etmiş, başarısızlığın sorumluluğu ocağa yüklenmişti. Genç Osman seferde ocağı yakından tanıma fırsatı bulmuş ve Yeniçeri Ocağının köklü bir reforma tabi tutulması gerektiğine hatta kaldırılmasına karar vermişti. Ocağı revize etmek için padişah özetle şu planı yapmıştı: bir şekilde İstanbul'un dışına çıkacak, Anadolu'da yeni bir ordu toplayacak ve bu orduyla merkez garnizonu İstanbul'da bulunan Yeniçeri Ocağını savaşarak ortadan kaldıracaktı. İstanbul'dan orduyu arkasında bırakarak uzaklaşmanın yolu ise Hacca gitmekti. Hac bahanesiyle şehirden uzaklaşmak isterken padişah engellenmiş, isyan çıkmış, geri döndürülmüştü. Topkapı Sarayı'nda kendini güvende hissetmeyen Genç Osman Yeniçeri Ağası'na sığınacaktır. Burada soğukkanlılığa davet edilen ve yatıştırılan padişah çok geçmeden ve temayüllere aykırı bir şekilde yakalanmış, devamında da halka teşhir edilerek ve hakaretamiz muamelelerle Yedikule zindanlarına götürülmüştür. Statükonun değişmesini istemeyen ve varlıkları sürdürmek isteyen cuntacı grup padişahın tutuklu da olsa sağ olmasından rahatsız olacaktır. Kendi istikballeri için bu genç ve reformcu padişahın infaz edilmesine karar verilmiş ve tutuklu bulunduğu koğuşta boğdurulmuştur. Bu olay Osmanlı tarihinin en büyük darbelerinden birisi olarak tarihe geçmiştir. Devamında tahta ikinci kez çıkarılan I. Mustafa'nın padişahlık yapamayacağı bir kez daha anlaşılmış ve nihayet Kemankeş Ali Paşa'nın önderliğinde tahta henüz 11 - 12 yaşında olan Sultan IV. Murat geçirilmiştir. Sultan Murat, tahta böylesi bir kaos ortamında geçecek ve o güne kadar tahta çıkan en küçük padişah olacaktır. Padişahlığına kadar geçen dönemde kendisi kafeste bekletilmiştir. Eski Saray'da bulunan annesi Kösem Sultan Topkapı Sarayı'na getirilerek oğlunu cülus törenine hazırlamıştır. Ertesi gün, 10 Eylül 1623'te Eyüp Sultan'da Aziz Mahmut Hüdai hazretlerinin elinden kılıç kuşanmış ve 4 gün sonra da sünnet ettirilmiştir. Sultan IV. Murat tahta geçmesiyle sonuçlanan süreç ön görülemediğinden padişahlığa hazır değildi, eğitimi kafeste sağlanamamıştı. Sultan Murat, ağabeyi Genç Osman'ın öldürülmesine ve amcası Sultan I. Mustafa'nın yetersiz bulunarak tahttan indirilmesine şâhit olmuştu. Ülke büyük bir kaosun içindeydi. Konumunu kanlı bir şekilde güçlendiren ve menfaatlerine dokunulduğunda padişah bile infaz edebileceğini gösteren Yeniçerilerin devam eden İsyanları ve uzlaşmaz tavırları, Safevîlerin doğuda Bağdat'ı ele geçirmeleri, Avrupa'daki gelişmeler ve 30 yıl savaşları, Avusturya tehtidi, Celali İsyanları, Anadolu'da bozulan asayiş ve eşkiya terörü ve nihayet ekonomik şartlar çocuk yaştaki padişahı zor durumda bırakıyordu. Tüm bu nedenlerden dolayı IV. Murat'ın tahta kendisinden önceki padişahlara göre çok olumsuz bir ortamda geçtiği bir gerçektir.[4] Kösem Sultan iktidarı[değiştir] IV. Murat tahta geçtikten sonra hızlı bir eğitime tabi tutuldu. Genç padişah ise kendisine eğitime olumlu tepkiler verecek ve ileride sahip olduğu entellektüel bir birikimle kendinden söz ettirecektir. Bu süre içerisinde padişah adına annesi Kösem Sultan "saltanat naibesi" adıyla devleti yönetmek zorunda kaldı. Padişah adına devleti annesinin yönetecek olması Osmanlı tarihinde bir ilktir. Bu süre içinde imparatorluk anarşiye ve büyük iç karışıklıklara sürüklendi. Safeviler, Irak'ı ele geçirdi, Bağdat başta olmak üzere birçok yerde Sunniler kılıçtan geçirildi. Safevi orduları Mardin'e kadar ilerledi. Ortadoğu'daki Sunni - Şii dengesi bozuldu. Kırım, Yemen, Lübnan ve Mısır'da ciddi isyanlar çıktı. Abaza Mehmet Paşa, Doğu Anadolu'da iki kez isyan çıkardı. Askerlere verilen maaşlar arttırılırken, vergi sistemi bozulduğundan gelirlerde azalma görüldü. Kuzey Anadolu'da işlevsizleşen Tımar Sistemi ve buna bağlı artan yolsuzlukları öne süren halk isyan başlattı. Safevilere karşı yürüttüğü seferde başarısız olan Sadrazam Hüsrev Paşa'nın azli üzerine 1632 yılında Yeniçeriler sarayı basarak sadrazam ile 17 devlet yöneticisinin kellesini istedi. Yeni Sadrazam Hafız Paşa yeniçerilerce öldürdü, birçok devlet adamının evi yağmalandı. İkinci bir isyana kalkışarak padişaha güvenmediklerini söyleyen yeniçeriler, ileride padişah olacak şehzadelerin hayatlarından şüphe ettiklerini, sağ olduklarının bir ispatı olarak şehzadelerin kendilerine gösterilmesini hatta bazı şehzadelerin Yeniçeri Ocağında kendi himayelerinde kalması gerektiğini söylemişlerdir. Padişah, şeyhülislam ve veziriazamın kefil olması ile yeniçerileri bu isteklerinden vaz geçirmiştir. Asilerin ayak divanına çıkartıp yaptıkları pazarlıklarla genç padişahı zor durumda bırakması, acizliği, yaşı itibariyle sürekli küçümsenmesi ve annesinin himayesinde kaldığı düşüncesi onun ilerde sert bir mizaca bürünmesine neden olmuştur.[4] Kösem Sultan Anadolu'daki isyanları bastırmak için birçok girişimde bulunmuş ve en dikkat çekici olan Abaza Mehmet Paşa isyanı son bulmuştur. Kendisi anarşi döneminde ülkeyi toparlama konusunda yoğun bir çaba sarf etti. Kösem Sultan, yaklaşık 10 yıllık saltanatı boyunca 8 veziriazam, 9 defterdar değiştirmiştir. Bunun yanında muhtaçlar için aşevleri açtı, hayır kurumları yaptırdı, borçları yüzünden hapishaneye düşmüş olan mahkumların borçlarını ödeyerek onları hapisten kurtardı ve fakir kızların çeyizlerini düzerek onları evlendirdi. Bu icraatleri ilk döneminde toplum ve bürokrasi çevrelerinde takdir görmüştür.[4] Mutlak saltanat yılları[değiştir] İdareyi Ele Alışı[değiştir] IV. Murat kendini yeterince güçlü ve idareyi ele alacak kabiliyet ve tecrübede hissedince Yeniçeriler'i merasim için Sultan Ahmet Meydanı'nda topladığı, beklemekten canı sıkılan bir yeniçeri subayının disiplinsiz bir şekilde, padişah geçerken yaşı ile alaya varan sözler sarfetmesi üzerine kılıcı ile tek hamlede hem yeniçeriyi hem de atını ikiye böldüğü anlatılır. Bu olaydan sonra hemen Yeniçeri Ocağı'nda düzenlemeye gitmiş ve ocak içerisindeki kimi subayları halletmiş, kimine de boyun eğdirmiştir. Gerekli hazırlıkları yapar yapmaz da Bağdat üzerine yürümüştür.[5] Alkol yasağı[değiştir] IV. Murat ilk olarak, yaygınlaşmış olan rüşvet ve iltiması azalttı. İstanbul'da alkol, tütün ve kahveyi yasakladı.[6] Yasağın sebebinin 1631'deki büyük İstanbul yangını olduğu ve padişahın yaptırtığı bir soruşturma sonucuna göre bu yangının tütün içen sarhoş yeniçeriler tarafından çıkarıldığı iddia edilir.[kaynak belirtilmeli] Ayrıca meyhane ve kahvelerin Yeniçeri ve isyancıların toplanma mekanı haline gelmesi padişahı düşündürmüştü. Yasak, kaybolan devlet otoritesini
Osmanlı Padişahları 02:55
Osmanlı Padişahları 2.504 izlenme - 7 yıl önce osmanlı padişahları osman gazi(osman bey)orhan gazi(orhan bey)muradi(murad hüdavendigar)........
Ders: 1643-1695 Sultan İkinci Ahmed Kimdir? 01:08
Ders: 1643-1695 Sultan İkinci Ahmed Kimdir? 1.581 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen II. Ahmet (25 Şubat 1643 – 6 Şubat 1695), 21. Osmanlı padişahı ve 100. İslam halifesidir. Konu başlıkları [gizle] 1 İlk Yılları 2 Saltanatı 3 Kişiliği 4 Ailesi 4.1 Eşleri 4.2 Erkek Çocukları 4.3 Kız Çocukları 5 Dış Kaynaklar İlk Yılları[değiştir] Sultan İbrahim Han'ın üçüncü oğludur. Annesi Hatice Muazzez Sultan'dır. 1643'te Edirne'de dünyaya geldi. İyi bir tahsil gördü. Arapça ve Farsça'yı mükemmel bir şekilde öğrendi. Kardeşi II. Süleyman'ın dört yıllık saltanatı sırasında sarayda kafes hayatı yaşadı. 21 Haziran 1691'de tahta çıktığı zaman 48 yaşındaydı. Ahmet Han'ın cülusu sırasında Osmanlı Devleti, İkinci Viyana Kuşatmasını takip eden harplerle meşguldü. Saltanatı[değiştir] Sultan II. Ahmed Han, tahta çıktıktan sonra ilk olarak; Avusturya üzerine giden Sadrazam Fazıl Mustafa Paşa'ya bir ferman göndererek sadaretinin ve seferin devamını diledi. Fazıl Mustafa Paşa, 20 Temmuz'da Belgrad'a ulaşan Osmanlı ordusunu, Kırım kuvvetlerinin gelmesini beklemeden ve harp meclisinin kararına aykırı olarak Petervaradin önlerinde bulunan Avusturya ordusu üzerine sürdü. Tisa Suyunun Tuna'ya karıştığı Salankamen mevkiinde, şiddetli geçen harbin ilk anlarında Osmanlı ordusu üstün durumda iken serdarın vurularak şehit düşmesi üzerine, vaziyet Osmanlılar aleyhine döndü. Böylece Salankamen savaşı kaybedildi. Bu savaşta tarihçilerin; âlim, dindar, alicenap, vakur ve adil bir kimse olarak vasıflandırdıkları, iyi bir devlet adamı ve komutan olan Fazıl Mustafa Paşa'nın şehit düşmesi, Osmanlılar için en büyük kayıp olmuştur. Salankamen hezimetinden sonra, Lipva ve Varat kaleleri Avusturyalılar tarafından işgal olundu. Durumu müsait gören Leh kuvvetleri Kamaniçe Kalesini muhasara edip, İsakçı Kalesi civarına kadar geldiler. Ancak Kamaniçe serdarı Kahraman Paşa tarafından bozguna uğratıldılar. Venedikli vali Morosunu Girit'e asker çıkarıp, Hanya kalesini muhasara etti ise de İsmail Paşa'nın kahramanca müdafaası sayesinde adadan ayrılmak zorunda kaldı. 1693 yılında Avusturyalılar, Erdel üzerinden Eflak ve Boğdan'a tekrar taarruza başladılar. Yanova'yı işgal eden düşman kuvvetleri, Belgrad'ı muhasara ettiler. Ancak Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa süratle gelerek Yanova'yı geri aldı ve Belgrad'ı muhasaradan kurtardı. Osmanlı Ordusunun kısmi başarılarına rağmen Avusturyalıların taarruzları bitmek bilmiyordu. Osmanlıların toparlanmasına fırsat vermek istemeyen Venedikliler de devamlı saldırı halinde idiler. Nitekim serdar-ı ekremin Varadin muhasarasında olduğu bir sırada Malta, Floransa ve Papalık filolarından müteşekkil bir Venedik donanması Sakız Adası'nı işgal etti. Bu haber Sultan II. Ahmet Han'ı çok müteessir etti. Padişah, bu üzüntüsünü vezir-i azam Sürmeli Ali Paşa'ya gönderdiği hatt-ı hümayunda "Madem ki Sakız düşman elindedir, bütün Engürüs (Macaristan) memleketini fethetsen makbulüm değildir." diyerek bildirdi. Ayrıca sadrazam Edirne'ye gelince; "Eğer bu kış Sakız geri alınmazsa, bütün reisleri katlederim." diyerek emrini bildirdi. Bu emir üzerine 1695 yılı ilk günlerinde İstanbul'dan hareket eden Osmanlı donanması kalyonlar kaptanı Mezomorto Hüseyin Paşa'nın büyük kahramanlığı sayesinde Sakız boğazındaki Koyun adaları mevkiinde Venedik donanmasına büyük zayiat verdirdi. Venedikli amiral, gemisiyle birlikte sulara gömüldü. Koyun adaları zaferinden sonra, Türk donanması Sakız'a asker çıkarıp adayı kolayca ele geçirdi. Ancak Sultan II. Ahmet Han Sakız'ın fetih haberini alamadan elli iki yaşında Edirne'de hayata gözlerini yumdu (6 Şubat 1695). Kişiliği[değiştir] Çok merhametli ve vatanperver olan II. Ahmet Han, hasta olduğu zamanlarda bile, devlet işlerinden asla el çekmezdi. Zaman zaman kıyafetini değiştirerek halk arasında dolaşır, insanların dertlerini sabırla dinler, çare bulunması için gerekli yerlere emirler verirdi. İslamiyet'e hizmet hususunda derin bir mesuliyet hissi içinde hareket ederdi. Tahta çıktığı zaman söylediği; "Ben saltanata talip değildim. Allah-ü Teala fazl-ı kereminden bu aciz kuluna nasip eyledi. Bu nimetin şükrünü eda edemem." şeklinde sözleri onun nasıl manevi bir mesuliyetle devlet reisliğini kabul ettiğini anlatmakta ve milletine hizmet duygusunun derinliğini göstermektedir. Sultan II. Ahmet Han, bir mesele hakkında uzun uzun düşündükten ve bilenlerle istişare ettikten sonra karar verirdi. Sanatkârları korur, onlara değer verir, daha iyiye ve daha güzele yönelmeleri için çalışırdı. Hattat olup hattı güzeldi. Kur'an-ı Kerimlerin yanında başka kitapları da yazarak çoğaltırdı. Aynı zamanda şâir olan Sultan II. Ahmet Han'ın kabri Kanuni Sultan Süleyman türbesinin içerisindedir. Ailesi[değiştir] Eşleri[değiştir] Ayşe Haseki Sultan: Ukrayna asıllıdır. Rabi'a Haseki Sultan: Haseki Sultan diye anılırdı. Şayeste Hanım Erkek Çocukları[değiştir] Şehzade İbrahim (d.1692 - ö.1703) Şehzade Selim (d.1692 - ö.1693) Şehzade Ahmet (d.1692 - Ö.1706) Kız Çocukları[değiştir] Atike Sultan Hatice Sultan Asiye Sultan Dış Kaynaklar[değiştir] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (2003). Osmanlı Tarihi III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 975-16-0013-8. Sakaoğlu, Necdet (1999). Bu Mülkün Sultanları. İstanbul: Oğlak Yayınları. ISBN 875-329-299-6. say.200-209 Kinross, Lord (1977). The Ottoman Centuries. İstanbul: Sander Kitabevi. ISBN 0-224-01379-8.(İngilizce) II. Ahmed Osmanlı Hanedanı Doğumu: 25 Şubat 1643 Ölümü: 6 Şubat 1695 Resmî olarak sahip olunan unvanlar Önce gelen II. Süleyman Osmanlı Sultanı 22 Haziran 1691 - 6 Şubat 1695 Sonra gelen II. Mustafa Sünni İslam unvanları Önce gelen II. Süleyman İslam Halifesi 22 Haziran 1691 - 6 Şubat 1695 Sonra gelen II. Mustafa Stub icon Bir Osmanlının biyografisi ile ilgili bu madde bir taslaktır. Madde içeriğini genişleterek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. Stub icon Soyluluk ile ilgili bu madde bir taslaktır. Madde içeriğini genişleterek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. [göster] g t d Osmanlı padişahları [göster] g t d İslam Halifeleri SULTAN II. AHMED HAN Sultan 2. Ahmed Ve Tahta Çıkışı Salankamen Savaşı Salankamen Meydan Muharebesi Vuruşarak Çekilme Sakız Ada'sının Elden Çıkışı 2. Süleyman Ve 2. Ahmed Dönemi Deniz Harekâtları Köyün Adaları Muharebesi 2. Ahmed'in Şahsiyeti 2. Ahmed'in Hanımları Ve Çocukları 2. Ahmed'in Sadrıazamları 2. Ahmed'in Şeyhülislâmları SULTAN II. AHMED HAN Babası: Sultan İbrahim Han Annesi: Hatice Muazzez Sultan Doğum Tarihi: 1643 Vefat Tarihi: 1695 Saltanat Müd.: 1691-1695 Türbesi: İstanbul Süleymaniye Sultan 2. Ahmed Ve Tahta Çıkışı l/şevval/l 102-22/Haziran/1691 Cuma günü; 2. Süley­man hân'ın, vukubulan vefatı üzerine, yine Sultan İbrahim'in, 3. şehzadesi bulunan şehzade Ahmed, 2. Ahmed unvanıyla, 21. Osmanlı padişahı ve 13. Osmanlı halifesi olarak Osmanlı tahtına çıkmıştır. Kardeşi 2. Süleyman'ın döneminde; biraz daha rahat yaşama, şansı bulan yeni padişah, ağabeyi gibi o da şimşirlik denilen ve kafes diye tâbir edilen yerde, yarım asır yaşamış ve nihayetinde ülkemize padişah olmuştur. An­cak; kardeşleri gibi yumuşak huylu ve sakin bir çizgi takip etmiyecek, yaradılışa sahip olduğu müşahede edilmiştir. Tahta çıktığı şehir Edirne olmuştur. Kendisine yapılan her türlü tezvir ve iftiraları kaale almayarak, başda sadrıazam, Köprülüzâde Fazı! Mustafa paşa olmak üzere, devlet hizmet­lilerinin herbirini, bulundukları görevde ibka etmek suretiyle, cidden pek değişik bir usûl sergilediğini belirtmeden geçe­meyeceğiz. Salankamen Savaşı Viyana önlerinden yüz geri etmemizden sonra, Avusturya ile Venedik arasındaki işbirliği neticesi, üzerimize yaptıkları hamleler, bir çok kalemizin ve beldemizin, ellerine düşmesi­ne sebeb teşkil etmişti. Vaziyeti gözlemleyen devlet yetkilile­ri, buldukları çârelerin sayesinde gerileme durdurulmuş, da­ha sonra da, yapılan mukabeleler gerileme sırasını onlara yüklemişti. 2. Süleyman hân'dan müdevver veziriazam Köp­rülüzâde razıl Mustafa paşa'da adetâ son hamleye başvur­muş, Avusturya kuvvetlerini tepeleye tepeleye Tuna Nehrinin öbür kıyısına atmaya muvaffak olmuştu. Ancak bu harekâtı daha ileri merkezlere taşımak için yaptığı hazırlıklardan biri pek önem taşımaktaydı. Sava Nehri üzerine köprü kurma çalışmalarını çok kısa zatnanda tamamlayarak, ordunun lo­jistik desteğini garantiye alabilmiş olmasaydı. Nitekim lâzım gelenlerin en önemlisi sayılan mühimmatı bu köprüden Zemlin cahiline geçirmeyi başarmıştı. Varadin istikametinden gelmekte olan düşman ordusuna Salankamen mevkiinde te­sadüf olunmuştur. Burada yapılan pek kanlı muharebe esnasında düşman perişan edilmişti. Avusturyalılar vermiş bulundukları zayiat­tan yıldıkları bir sırada, zaferin yüzünü bfzden yana gösterdi­ği esnada sadrazam elinde piştovu olduğu halde bir muharip gibi savaşırken, düşman tarafından atılan bir mermi, yiğit veziriazamın tertemiz alnına isabet ederek şehidler zümresi­ne iltihak etmesine vesile olurken, cesedi pâkini hemen bul­mak da mümkün olmamıştı. Bu arada Köprülüzâde'nin şe-hadetini, askerin duyması halindeyse meydana gelecek menfi tesirin önlenmesi gayesiyle, kumandanlarımız arasın­da bulunan; Koca Halil Paşa; hemen serdar olarak seçilmiş ve bu zâtın komutasında, savaşın temadisinin sağlanması yönüne gayret sarfedilmiştir. Ne var ki; şehid sadrazamında çok sevgili kethüdası, vezi­riazamın şehadetini öğrendiğinde, kopardığı vaveyla, asakir-i Osmani'nin durumu öğrenmesini intaç etmiştir. Bu duyum­dan sonra askerin kırılmış bulunan kuvve-i mâneviyesi, sa­vaşın devamına imkân bırakmamıştı. Vaziyeti kavrama hu­susundaki başarısına, Koca Halil paşa, birliklerimizi maha­retle geri çekmeyi, eklemeye muvaffak olmuştur. Belgrad üzerinde toplaşan birliklerimiz, ne hikmete mebni ise, düş­man tarafından J;âkib edilmemiştir. Hâttâ bu bölgede iki sene kadar süren hçîrbsiz bir döneme girildi. Bu sırada şehid olan sadrazamın yerine, Ohrili Ali paşa sadarete getirildi. Aü paşa sadarete gelir gelmez, padişahın yapmadığı, tâyin ve azil fır­tınasını başlattı. Azilleri bazı idam vakaları takip etti. İş ne zaman Kızlara-ğasına dayandı hemen devreye Valide Sultan girdi. Böylece Kızlarağası kelleyi kurtarırken, sadrazam makamından oldu ve Rodos onun sürgün yeri oldu. Yeni sadrazam Halep valisi Hacı Ali paşa oldu. İstanbul bu sırada avrupa devletlerinin sefirlerinin doluştuğu yer oldu. İngiltere, Fransa, Felemenk (Hollanda) ve Avusturya sefirleri adeta avrupanın suih tekli-finide Babıâli'ye sundular. Musalahanın şartları şöyleydi: a-Avusturya'nın işgal ettiği yerlerin elin de kalması, b-Kudüs'deki Kamame klişesinin Fransisken papasiarına teslimi bir de, Osmanlı devletinin daha kuruiuş yılların da, avrupa devletleri arasında kendilerini ilk tanıyanda, anlaşma yapanda yine ilk defa vergi vermeye başlayan Raküza cum­huriyetinin, artık vergiden muaf tutulması, imzalanacak ant-laşmanında aynı zamanda, Rus Çan içinde geçerli olması ve otuz seneyi kapsaması ileri sürülüyordu. Bunlara inzimamen. Venedik ve Lehistanı alakadar eden maddeier, pek çok daha ağır hükümler tanıdığından, Osmanlı devleti tabiatıyla bu tekliflerin reddine, Sancak-ı Şerifi veziriazamın eiine verip Macaristan ovalarına doğru sefere çıkarmaktan başka çare bulamadı. Beri yandan topluca teklifleri reddedilen avrupalı elçiler, artık münferid olarak Boğazı ziyaret etmeyi başladı­lar. Ohrili Ali Paşa Sadareti Valide Sultan; Kizlarağa'sını, zor kurtardığı sadrıazamın elinden devletide kurtarmayı uygun bulmuştu. Çünkü sadrazam, Şam'da ve Basra'da zuhur eden isyanları bastıracağım bahanesiyle balkan hududundaki or­dunun çekip çevrilmesini Koca Halil paşa'ya bırakmıştı. Öte yandan Şam ve Basra üzerine gitmek yerine Dersaadet'te kalarak, eskiden kimlere garaz bağlamışsa onları bertaraf et­mekle vakit geçirmekte idi. Köprülüzâde Fazı! Mustafa paşa, vezirleri ve defterdarı ve-de sadrıazamı bayramlarda padişaha hediye vermekten men etmişi- Ohrili bu bırakılmış işi yeniden başlattı. Ancak sad­razam Ohrili Ali paşa bir gün ava gitmek üzereyken avlandı. Sadrıazam, azil ve sürgünde pek seri davranan biriydi. Gü­nün birinde Darüssaade Ağasını saraydan hemen çıkarmak istemiş, padişaha arza bile lüzum görmemişti. Saraya da bir araba göndererek Ağanın bindirilerek saraydan çıkarılmasını emretmişti. Bu hâl padişaha bildirildi. Ağayı almak için sad­razamın gönderdiği arabaya, padişahın emriyle sadrazam bindirilerek sahile indirildi, oradan da sürgün yeri olan Ro­dos'a gitmek üzere gemiye irkâb olundu. Bu zatın diğer bir lakabı da Arabacı Ali paşa idi. Arabacı Ali paşa 8/re-cep/1 103-27/mart/1692 tarihinde azledildi. Sadarete Merzi-fonlu Çalık Hacı Ali paşa tâyin olundu. Hemşerisi Kara Mus­tafa paşa tarafından vakti zamanında himaye olunma şansı­na ermişti. Ülkenin bozulan mâli durumunu takviye etmeyi düşünerek, sarayında bulunan gümüş eşyayı eritip, sikke kesmek, yâni para basmak üzere seleflerinden, Fâzıl Mustafa paşa gibi gönderme yoluna gitmiştir. Hacı Ali paşa aynı za­manda serdar-ı ekrem sıfatıyla, Sancak-ı Şerifi hâmil olarak, Edimeden Belgrad'a geldi. Bu sırada tarihler 1692'nin hazi­ran ayının sonuydu. Bütün serhad boyu haziran sonundan, aralık ayının ortalarına kadar beş aydan fazla süren teftiş ge-Çjndi. Aü paşa, padişahın azlettiği defterdarı savunmuş adetâ Padişaha karşı gelmişti. Fakat; padişahın ısrarını görünce: , erbab-ı ırz sözüne inanmıyorsunuz, ben size hizmet e-ernem" diyerek, mührü hümayunu çıkarıp vermiştir. Çok Urüst ve kibar bir kimse olduğu herkesin ortak fikridir. Salankamen Meydan Muharebesi Aslında yukarıda bahse konu savaşı, bir nebze olsun an-latmışsakda, neticesi itibarıyla Osmanlı devletinin önemli bir kavşağını teşkil etmesi, bu savaşın daha geniş bir izah içinde kaleme alınmasını zaruri kılmıştır. Yılmaz Öztuna bey'in cid­den büyük bir eser olan, "Büyük Türkiye Tarihi" adlı çalış­masının altıncı cildinden özet alıntılarla, sayfalarımızı süsle-yelim. Bu savaş; 19/zilhicce/l 102-19/ağustos/169V pazar günü vukua gelmiştir. Osmanlı ordusunda Karaman ve Rumeli Beylerbeyleri, Kral Tökeli birinci safda yer tutmuştu. Hemen arkalarında Maraş Beylerbeyi Yumak Mehmed paşa, Şam Beylerbeyi Ko­ca Mustafa paşa vardı Sadaret kethüdası Kör Mustafa paşa sadrazamı çabuk bir taarruza teşvik etmekteydi. Düşman; başında başarılı avrupalı komutanların ileri gelenlerinden olan Prens Ludvig olduğu halde endişe içinde Değirmenlik mevkiinde Türklerin taarruzunu beklemekteydi. Savaş bura­da kazanılmazsa, bunu telafi etmek için yıllarca, Macaristan toprakları üzerinde dolaşmak icab edeceğini düşünen Fâzıl Mustafa paşa, Kırım ordusu gelsin birlikte hareketetmek iste­mekteydi. Ancak bu yardımcı, güçten bir ses ve soluk hâttâ geleceğine dâir en küçük bir emare dahi görünmedi. Tatarla­rın yetişmesini beklememek büyük hata olarak yorumianır-sada bunların gelmemesi üzerinde, kafa yormak icab eder diye düşünmek gerekiyor. Ordumuzun Akıncı askeri, düş­man ulaştırma birliklerine ulaşmış ve yediyüz civarında ara­bayı yağmalamış, bin kişiden de fazla esir almıştı. Öğleden sonraya ikindiye yakın dakikalarda iki tarafda toplarını ateş-liyerek savaşın başladığını ilân ettiler. Prens Ludvig 100 bin kişiyi aşan birliklerini yerinde sabit tutmayı başardı. Alman­lar bu arada epeyi zayiat vermekteydiler. Fâzıl Mustafa Paşa, düşman hatlarını parçalamanın gerektiği şuurunda, sipahi askerini yâni süvari birliklerimizi elde kılıç olduğu halde, Ludvig'in birlikleri üstüne taarruz ettirdi. Orduya hümayun kadısı, İbrahim paşa ve Yeniçeri Ağası saldın esnasında şe-hadet şerbetini içtiler. Asker kaybımız, kısa zamanda dörtyüz kişiyi buldu. Çelebi İsmail paşa öne sürüldü. Paşa Karaman Beylerbeyi idi. Bu kumandanın en önde bulunması düşmanı bozguna uğratma noktasına getirdi. Cephede görülen manzara, Almanların sa­vaşı kaybettiği istikametindeydi. Sadrıazam Fâzıl Mustafa Paşa, kesin neticeyi almak arzusuyla kılıcı elinde öne çıktı. Mücahidleri teşvik ediyordu. Bir mermi savaşın da, tarihimi­zin de yönünü değiştiren bir işlev gördü. Mel'un mermi, ser-dar'ın alnından girerek, şehidler zümresine iltihak etmesine yol açarken, olan biteni saklayamayan maiyet askeride, şe-hadetin duyulmasını engelleyemedi. Saflar bu acı kayıb yü­zünden sarsıntıya maruz kalıyor, kendinFüzüntüden yere atanların meydana getirdiği boşlukların, bir fevkaladeliğe bağlı olduğunu düşünen Marki Ludvig, askerlerini yeniden harb nizamına sokmağa muvaffak oldu. Saldırı emrinide ve­ren Prens Ludvig, büyük telefat vermesine rağmen hücuma devam etmekteydi. Osmanlı mücahidleri üzerlerine gelmekte olan düşman as­kerine, canını dişine takıp karşı koymak yerine, insiyaki bir davranışla geri çekilmeyi, tercihe şayan buluyor. Meydan ya­vaş yavaş düşman askerinin kontrolüne geçiyordu. Osmanlı birlikleri; çekiliyor ve Belgrad'a varmaya çalışmakltaydı. Sa-vaşdan iki gün sonra, Belgrad'a; Kırım süvarileriyle birlikte gelen Kırım Hân'ı, bozulmuş bir şekilde, Belgrad şehrine da­hil olan Osmanlı alaylarının hâline göz yaşlarını akıtarak sey­rettiğini buraya dercedelim. Bu gözyaşları savaş alanına yeti-şememenin verdiği üzüntüyümü, yoksa bu birliklerinde geç toparlanmasına sebeb olan otorite yoksunluğumuydu? Yılmaz Öztuna bey'in mezkur eserinde, bir zamanlar Tür­kiye Ordularının Kara Kuvvetleri Kumandanlığı vekâleti gö­revi ifa etmiş bulunan ve ne sebebe binaen, kabrinin Üskü­dar Bülbülderesi (Dönmeler Mezarlığı) kabristanında olan merhum orgeneral Necati Tacan, "1690-1696 Kuşatma ve Meydan Muharebeleri" adlı kitabdan şu malumatı ahzetmis. Biz de önem taşıyan bu mütalaayı zikri uygun buluyoruz. Necati Paşa, bu esere bu mütalaayı Yarbaylığı esnasında ver­miş: "Viyana bozgununu telâfi edebilecek olan, nasıl onu kay­beden adamsa, Salankamen felâketinide sarabilecek yegâ­ne adam da Fâzıl Mustafa Paşa idi. Kara Mustafa Paşayı, kendi milletinden olan, şahsi düşmanlarının kin ve hırsı öl­dürttü Fâzıl Mustafa Paşanın ölümü ise; şerefle olmuş, bir düşman kurşunuyla şehid düşmüştü. İmparatorluğun asıl kaybı bu idi." Vuruşarak Çekilme Salankamen bozgunundan sonra avrupa topraklarımız üzerinde yeni emeller beslenmeye başlanılması, düşmanlar namı hesabına gayet tabiidir. Neden bize vuruyorlar diye bir düşünceye vücud veremeyiz. Yapılacak olan, her santim top­rağı müdafaa etmeden terke mecbur kalmamaktı. Serhad boylarının pişmiş mücahidleri işi bu yönde sürdürmektelerdi. Hâttâ Polonya'nın ünlü kumandanı Sobieski, bu mücahidler karşısında feci bir mağlubiyete uğramış, Kamaniçe muhasa­rasını kaldırdığı gibi, Osmanlı kumandanı Kahraman Pa-şa'nın önünden zor kaçabildi. Bu olaylar, 1103/1691 sonbaharında cereyan etmekteydi. 1103/ramazan-1692/haziranı Varat'ın Almanların eline geç­tiği tarih oldu. Bu kayıpla Transilvanya ile Macaristan arasın­daki pek önemli bir kale elden çıkmış oluyordu. Aradan birv qeçti geçmedi, Venedik donanması Girit'e askeri çıkartma /apalak, Hanya'yı kuşatma altına aldı. Kalenin kumandani Ispanakçı İsmail paşa idi. Düşman başkumandanı amiral Mocen idi. İsmail paşanın elinde bulunan asker sayısı bin-beşyüz kişi idi. Çivi çiviyi söker hesabı Kandiye düşman ta­arruzuna düştü, haberini alan serdar Koca Halil paşa Korent qeçidini kullandı ve oradan Mora'ya giriş yaptı. Mora'nın Osmanlı kuvvetlerinin hedefi olduğunu gören düşman Hanya'da işi çabuk bitirmek durumunda kaldığını anlamıştı. Ispanakçı İsmail Paşaya teslim olmasını bildiren bir mektubu elçiyle yolladılar. Paşa; bu mektubun zarfını aç­madan elçiye geri verdi. Bir daha teslim talebiyle geldiğin takdirde kellenin uçurulacağını bilmelisin tenbihini yapmak­tan kendini alamadı. Venedikliler iki taarruzu arka arkaya icra ettiler. Nevarki başarılı olmaları mümkün değildi. Hatta Malta'h amiral Porzi bu saldırıların birinde ikiyüz askeriyle beraber yokluk âlemi nin sakinleri oldular. Bu sırada Sakız'a gelen Derya kaptanı Vezir Dâmad Yusuf paşa, Kandiye'ye bir filo gemi gönderdi. Kandiye komutanı Fındık Mehmed paşa, sekizbin askerle Hanya'ya geldi. Vene­dik artık bütün ümidini kaybetmiş oldu. Ağustos sonuna ya­kın Venedik güçlerini donanmalarına binerken, kendilerini durmadan telef etmekte olan Fındık Mehmed Paşa, saldırıla­rından da korunmaktan başka düşünceleri kalmamıştı. Saldırgan avrupalı, Osmanlı savunmacıları karşısında, uğradığı mağlubiyetleri, sayamaz hâle gelmişti. Bu arada; 29Aebiülahir/1104-6/ocak/1693 salı günü, 4. Mehmed hân vefat etti. Vefat Edirne'de vukubulmuştu. Yaşı ellibir idi.ant tan indirildikten sonra 5 yıl 2 ay menkup olarak yaşa'Ştı istanbul'a getirilen naşı Yenicamiin Mısır Çarşısına baan tarafında bulunan ve annesi Hatice Turhan Sultan tarafından yaptırılmış ve bir adı da Havatin Türbesi olan makbe-re defnedildi Bu sırada sadrazam Hacı Çalık Ali paşanın, pa­dişahla, defterdarın azli hususunda vukubulan müzakerede istifası gerçekleşti. Yukarılarda naklettiğiniz hususa da devrin önemli tarihçi­lerinden bulunan Fındıkhlı Mehmed Ağa, padişahla veziri arasındaki diyalogu aynen eserine kaydetmiş, meâlen bizde alıyoruz: "-2. Ahmed: -Sadrıazam: -Padişah: Bütün memleketime ettiği zülumlardan, Edirne şehri şikâyetçilerle doldu > -Sadrıazam: Bu sözleri söyleyen sadrazam elini koynuna sokarak, mührühümayunu çıkardı padişahın hemen yanma koydu. Bu davranış ve sözier Sultan 2. Ahmed'i gazaba ge­tirdi ve: Çalık Ali paşanın sadaretten istifası sonrasında sadrazam olan Bozoklu Mustafa Paşa'nın diğer bir künyesi de, Bıyıklı Mustafa Paşa idi. Sadaret makamına ek olarak ordunun başında sefere çıktığından, serdar-ı ekrem unvanımda kullanmaya hak kazanmıştı. Temmuz ayının son günlerinde Rusçuk'a geldi. Kırım Hân'ı Selim Giray, sadrıazamın yanına erişti. Bu se­fer esnasında daha önce ölmüş bulunan Buğdan(Moldav-ya)voyvodası, Kostantin Kantemir'in yerinin doldurulması gerektiği ortaya çıktı. Taliplerin birisi Orta Macar'ın eski kralı Erdel prensi TÖkeli İmre, ölen voyvodanın oğlu Dimitrius Kantemir idi. Bu Kantemir meşhur bir tarihçi ve notası adıyla anılan müzisyen Kantemir'den başkası değildi. Fakat sadra­zam bu voyvodalığı Prens Kostantin Duka adlı birisine verdi. Oradan Transilvanya'nın (Erdel) istirdadı manasına gelen sefer Tuna aşılarak başlatılmış oldu. Ancak Avusturya imparatorluk ordusu hakkında bilgiler gelince, istikamet Belgrad üzerine rota değiştirildi. Bir kaç palanga ve kale askerimizin eline geçti. Belgrad artık uzakta değildi. Ağustos boyunca Kori Dükü tarafından muhasara alıtnda tutulan Belgradın sıkıntılı günler geçirdiği esnada, Osmanlı serdarının başındaki ordunun Belgrad'a yakınlaş­ması, bu Dük'ün muhasarayı kaldırmaktan başka yapacağı işi olmadığını hatırlatmış oluyordu. Muhasara sırasında Belg­rad Muhafızı Cafer Paşa azim kahramanlıklar göstermiş, düş­mana onbinden az olmayan kayıp verdirmiş, çatışmaların neticesi olarak dörtbinbeşyüz mücahid de şehadetin ağuşu-na girmişti. Mustafa Paşa; muhasarayı kaldırmış düşmanı başıboş bı­rakmamış, Petervaradin'e kadar takip etmek akıllılığını gös­termişti. Selim Giray ise, Erdel'i bir harmanlamış, 20 bin esir ve külliyetli miktarda ganimet elde etmiştir. Düşmanın çekil­mesiyle rahatlıyan Belgrad, sadrazamın askerlerini Eylül ortalannda kucaklama imkânı bulabilmişti. Sadrazam ve Kırım hân'ı Edirne'ye döndüklerinde, Bıyıklı Mustafa paşa Edir­ne'den ayrılah beşinci ay dolmak üzereydi. Şubat ayına ka­dar Edirne'de ikamet eden Selim Giray padişahın iznini ala­rak Kırım'a avdet etti. Seferden sonra Mustafa paşa büyük bir dikkatle içişlerin üstesinden gelmek niyyetiyle tedbirler sıralamağa başladı. Yapmış olduğu defterli yoklamada, nice tımar sahiplerinin çoktan ölüp gittiğini, dolaysıyla katılmaları beklenen savaş­larda görünmemelerinin esbabı mucibesi ortaya çıkmış oldu. Bir çok kişi bunlar adına ulufe almaya devam ediyorlardı. Defterlerin düzeltilmesi şart oldu. Böylece devletin giderinde büyük bir eksilme gözlendi. Hazineye yük tahmil eden bazı delikler tıkandı ve bundan dolayı da Bıyıklı Mustafa Paşa'nın düşman sayısında büyük bir artış başgösterdi. Düşman sayı­sındaki artış, nihayet sadaretin 1105/şaban-1694/mart orta­larında elden gitmesini temin etti. Dimetokalı Sürmeli Ali Paşa, vezaretiuzma makamına ge­tirildi. Sürmeli Paşa bu sırada Trablusşam'da beylerbeyi idi. Bu dönemde de yeni veziriazam devlet adamları arasında tâ­yin ve terfi gibi hususlarla uğraşıyor, tabiatıyla kendi adam­larını işbaşına getiriyor ithamına da maruz kalıyordu. Halbuki yapılacak iş bunlar değil, Osmanlıyla sulh görüşmeleri yap­mak isteyen hristiyan dünyasına karşı güçlü görünmeyi te­min için iççekişmelere sebeb olacak bu işlemlerden uzak kalmak gerekirdi İngilizlerin Osmanlı ülkesindeki, büyükelçi­leri Lord Paget, batı dünyası ile doğu âlemini barışkan yap­mak isteyen niyetiyle sulh müzakerelerini başlatmak tezgâh­ları dokumaktaydı. İngilizler, Fransızlar ve Almanlar arasında sıkıntıda, eğer Almanya Osmanlı devletiyle sulh yaptığı tak­dirde, Fransızlar Almanya'nın meşguliyet alanına girecek, böylece İngiltere île fazla meşgul olmaya başlıyan Fransa, meşguliyetinin bir kısmını artık Almanya üstüne çevirmeye mecbur kalacaktı. Böylece biraz daha rahat nefes alacaktı. Tam bu sırada İngiliz tüccarlar, belki de İngiltere ile Osmanlı devleti arasında, bir müzakere mevzuu açabilmek gayesiyle, Osmanlı ülkesinde müslümanların giydiği kıyafeti lâbis ola­rak dolaşmaya başladılar. Tabii hemen müdehale edilerek, müslüman olmadan müs-lümanlar gibi Osmanlı topraklarınnda giyinmeye hakları ol­madığı söylendi. Yasağa uymaları da böylece hatırlatıldı. Şimdi aradan geçen üçyüzbeş sene sonra ülkemizde dini bük­tün erkek ve hanım kimseler, kıyafetleri münasebetiyle kendi seçtikleri yöneticileri tarafından dini çağırıştıran kıyafet giy­mekten men ediliyorlar. Bu hususta, tahsillerini yapmaları engelleniyor, bir meslek sahibi iseler, mesleklerinin icrasına müsaade olunmuyor, daha kötüsü bazı fanatikler, hasta kim­seler bu kıyafete bürünmüş iseler, kendilerine-sağlık hizmeti vermekten imtina etmektedirler. Bir zamanlar ecnebinin ül­kemizde giyeceği veya giymeyeceği kıyafeti kararlaştırmayı selahiyetleri arasında gören ve bunu tatbik eden anlayıştan, milletimizin mensubu olduğu ve bu mensubiyetinden, müfte-hir olduğu İslâm dini emirlerine, uygun kıyafet giyenlere ye giymek isteyenlere yapılan maddi ve mânevi eziyyetlerin dile getirilmesi çalışmamızın bu sayfaları karartan, kirleten satir-lan olarak nitelendiriyorum, fakat tarihin bu döneminde ya­şadığımızı vede bunları milletimize reva görenleri geleceği­mize şikâyet etmek üzere satırlara dökmekten kendimi ala-mıyorum. İstikbali bilemiyorum! Her ne kadar ümid var isem de, bu satırları okuduğunuz tarihte, siz mi bize acıyacaksınız? Allah saklasın biz şimdiden, size acıyalımmı? Fakat günümüzde yapılan zulümdür. Allah (c.c) dalalete müsaade ederim, zul­me müsaade etmem vaadinin gereği, sizler bu satırları okuyana kadar, mukarribülklub olan mevlâmızın kalbleri çevirip, zulme son vermesi bir lâhza'ya bile hacet gerektirmez. Yeter-ki O' "ol" desin. Bu 1694 tarihinde İngiltere kralı ve Hollanda hükümdarlı­ğını elinde müştereken tutan Vilyam Orang'ın Hollanda elçisi Kolyeer'de Edirne'ye gelerek, Lord Paget'in teşebbüslerine güç verme çalışmalarını sürdürdü. Lord Paget ve Koyeer'in koltuğunda, Osmanlı devleti ile müzakere masasına oturma şansı bulan Lehistan, Almanya, Venedik temsilcileri umarım ki antlaşmayı engellemek için Osmanlı'dan öyle aşın "talep­lerde bulundularki, konferanstan netice alınmayı imkânsız hâle koydular. Müzakerelerin kesilmesinin hemen akabinde Narenta Kalemiz Venediklilerin eline geçiverdi. Pek staretejik bir mevki olan kaleyi istirdad için iki hücum yapıldı. Ne var-ki; başarı sağlamak mümkün olmadı. Sürmeli Ali Paşa'nın altı aya yakın bir müddet süren Varadin Seferi yapıldı. Bu se­fer esnasında Petervarad kalesi denen yer Osmanlı ordusu tarafından muhasaraya alındı. Kuşatma kuvvetleri olan Os­manlı ordusu yüzbin kişiye pek yakındı. Kırım hân'ı Gazi Gi-ray'da bu kuşatmada hazır bulunuyordu. Kaleyi savunanların mevcudu 33'bin civarında iken, bir ara 14 bin kişilik takviye aldılar. Yekünleri 47 bine baliğ oldu. havalar pek yağmurluca gittiğinden kuşatma her an başarısızlığa meyil gösteriyordu. Kale muhafızı Caprara, savunmasını pek güzel sürdürüyor­du. Yağmur mevsimi ekim ayının girmesiyle daha da kesafet kazanmıştı buna bağlı olarak muhasaranın kaldırılması mun­tazam bir çekilme tarzı tertiplenerek, bir iğne zayiine dahi müsaade olunmadı Sava nehri üzerinde bulunan Sava köp­rüsü geçilerek Belgrad'ın içine yerleşildi. Halep beylerbeyi Cafer paşa Belgrad muhafızı nasb edildi. Sadrazam; 1106/rebiülahir/21-8/arahk/1694 tarihinde Edir­ne'ye avdet etti. Sakız Ada'sının Elden Çıkışı Bu kara gün'ün tarihi; 1106/sefer/l. -21/eylül/1694 sa-h'dır. Venedik donanmasını takviye eden Papalık, Malta ve Floransa filoları bir baskın plânla 7/ey!ül'de Çeşme'nin karşı­sında bulunan Sakız limanına geldi. Bu sefere Françesko Morosini kumanda etmek arzusu taşımışsa da, 1694/ocak ayında Mora sularında seyrederken ölüm onu sinesine almış­tı. Venedik Doç'u bu zat idi. Yerine kumandan olarak Anton-yo Zeno nasb olundu. 115 parça gemiden oluşan bu muaz­zam donanma saldırıya geçtiğinde Sakız'da yer yerinden oy­nadı. Düşmanın savurduğu bitmez tükenmez gülleler sivil yerleşim bölgelerinde nice evlerin berhava olmasına sebeb oluyordu. Ada da ikamet eden rumlar bumbardımandan haylice etkilendiklerinden kalenin teslim edilmesi babında nümayişler tertiplediler. Hâttâ Ada'daki müslümanlardan ele geçirdiklerini Vene­diklilere teslim ettiler. Bu kimselerin kısmı âzamini kadın ve çocuklar teşkil ediyordu. Kale'nin savunmasını üzerine almış bulunan Hasan Paşa, 2. meşihatından'da mazul bulunan Ho­ca Saadeddinzâde Feyzullah efendi, Sakız'da sürgündeydi. Feyzullah efendi ile istişarede bulunan Hasan Paşa "vire" ta­biriyle anılan bir usûlle teslim olmada anlaşma yapıldı. Müs­lümanların gemilerle taşıyabildikleri kadar eşyalarıyla birlikte Çeşme'ye nakli gerçekleşti. Ancak bu kadar toprağımıza ya­kın adanın düşman eline geçmesi pek mahzurlu idi. Bunun sıkıntısını da kafes arkasında büyümüş padişah 2. Ahmed bile anladığına bakarsak, ne önemli olduğu görülür. Ege de­nizindeki Meis adasının, Çanakkale'ye bağlı Gökçeada'nın hemen karşısında çıplak göz ile rahatça seçilen Midilli Adası­nın yakınlığına müşahid olanlar, bunun önemini bilir. Savaş hâlinin; başka bir cephesi olan Belgrad'da bulunan serdar-ı ekremine şöyle bir hatt-ı hümayun yolladı: "Sakız mademki düşman elindedir, bütün Macarjstan'ı fethetsen makbulüm değildir." Gibi düşündürücü bir seslenişti. Daha sonra ser-dar'ın eline Edirne'de geçen bir hatt-ı hümayunda: "Sakız ahvali, içimi yaktı kavurdu. Kurtarılması murâdımdır. İcâbım yerine getirecekler ile görüşüp ne yapmak lazımsa, bildire-sin. Bu kış Sakız kurtarılmazsa, bilesinki bütün reisleri kat­lederim!" Bu hatt-ı hümayunun büyük tesiri kısa zamanda kendini gösterdi. Evvelâ, Sakız'ın teslim olmasında taksiri olanlar çeşitli cezalara uğratıldılar. Bunların başiında mazûl ve sürgün şeyhülislâm Hocazâde Feyzullah efendinin Mısır Sudan bölgesinde Nil nehri üzerinde bulunan İbrim adasına sürgünü geldi. Ricali devlet sürgünler, tâyinler, hapisler karşı­sında her birini muhatap alan fermanlar görüldü. Padişah 2. Ahmed, istirdad işini görmesi için serdar yaptı­ğı Misırlıoğlu, padişaha vedaa geldiğinde padişahın, hem ilti­fat hem de, tehdit mânası taşıyan ifadesine muhatap oldu: "Sadrazam senin iyi hâlini bana nakletti, vükelâ heyetide bunu makul ve makbul buldular. Senden ümmidlendim. Sa­kız'ı fethe tâyin eyledim. Eğer hata edersen başını kese­rim!." Batı cephesinde bunlar husule gelirken, Arab yarım adasındada bazı pürüzler zuhura geldi. Mekke'nin emniyetini sağlamak amacıyla eski sadrazamlardan Bıyıklı Mustafa pa­şa, Şam beylerbeyi İsmail paşa tarafından muhafız olarak bı­rakıldı. İsmail Paşada hemen Şam vilâyetine avdet etti. 2. Süleyman Ve 2. Ahmed Dönemi Deniz Harekâtları Sultan 4. Mehmed'in yerine padişah olan, bir küçük kar­deşi 2. Süleyman devlette devamlılığın gereği faaliyetlere ve başarı aramağa gayrete devam edilmekteydi. Osmanlı deniz gücü daha yukarıda bildirdiğimiz gibi denizcilikten yetişmiş­lerin idaresine teslim olunduğunda grafik başarı çizgisini gösteriyor kara savaşçılarına terk olunduğunda sıkıntılar başlıyordu. Takvimler 1688 yılını gösterdiğinde, Venedik Doç'u ölmüş ve bu devletin idaresini deruhde eden Senato, Amiral Françesko Morosiniyi sergilediği hizmet hasebiyle Doç olarak seçme kararıaldı. Ancak böyle değerli bir amira­lin doç göreviyle taltifini donanma bir kayıp olarak niteleye­ceğinden, vaziyeti göz önüne alan senato Morosini arzu ettiği takdirde, başkumandanlık selahiyetini vermişti. O da, he-mence Ağnboz (Eğriboz) Adasına gözünüdikmiş, ancak yaptığı saldırılar sonunda, ademî muvaffakiyete uğramıştı. İ/ekim/1688'de, Eğriboz önlerinden çekilmekte olan Moro­sini belki de ağlıyordu.. Bu sırada kara muharebelerindeki neticeler yüz güldür-mezken, donanma da savunma donanmasına dönüştüğün­den, olsa olsa müdafaadaki başarılar söz konusu olabiliyor­du. Bu bakımdan; deniz savaşlarının getirişi olan mâli gani­metlerin kesilmesi, devlet hazinesinin de artık zaafa uğra­mak gibi hâle düşmesinin sebeblerinden birini teşkil ediyor­du. Donanmamız; 1689'da biri Ege denizinde, diğeri Tuna nehrinin içinde oimak üzere iki cephede vazife görmekteydi. Kapdanıderya, altı tane kalyon, yirmi çektiri ve oniki firka­teynle Eğeye açılırken, Bıyıklı Ali Paşa da Tuna Nehrinde vu-kubulan savaşlara katılabilmek için Vidin Muhafızı Hüseyin Paşa ile birleşip Tuna Nehrindeki stratejik noktaları savun­maya çalışacaktı. Sultan 2. Süleyman; Bıyıklı Ali Paşayı görevden alıp, yeri­ne Mezamorta Hüseyin Paşa'yj kapdanıderya yaptı. Takvim­ler bu sırada 4/ocak/169Ü'ı ve Mezamorta Hüseyin Paşa, kapdanıderya'lığa Cezayir Beylerbeyi iken bu göreve getiril­mişti. Cezayir ahalisi Mezamorta'yı sevmeyip, ne Beylerbey­liği ne de kapdanıderyahğına taraftar değildiler. Onlar bu va­zifeyi, Tunus Beylerbeyi Hamamcı Mustafa Ağanın tâyini is­temekteydiler. Padişah otuzbeş gün sonra Mezamorta Hüse­yin Paşayı azletti, ancak MustafaAğayı kapdanıderya yap­mayıp, eski kapdanıderya İbrahim Paşayı yine aynı göreve nasb etti. Donanmanın Tuna filosunu da, Mezamorta Hüse­yin Paşaya teslim etdi. ibrahim Paşa ise, hemen on tane kal­yon yapılması için emir yayımladı. Bunların üçünü İstanbul, yedisini de Karadenizdeki tersaneler inşa edecekti. Takvimler 1690 yılını gösterirken, Fâzıl Mustafa Paşa; tanzim ettiği kara birliklerini sefere götürdüğünde çok daha fazlaca randıman elde etme şansı buldu. Bu kara askeri İle onsekiz günde Niş Şehrini ele geçirmiş, zamanı uzatmadan, Belgrad'ı istirdat et­miş olduğunu yukarıda yazmıştık. Belgrad'ın alınmasında, Mezamorta Hüseyin Paşa, emrindeki Tuna Filosuyla bu ar­mada da, dört kadırga, dört firkateynden müteşekkildi, hayli faydalı olmuştur. Şunu hemen söyleyelim ki; denizlerin kont­rolü kimin eline geçmişse, o millet bir adım öndedir. Bu bakımdan; ibrahim Paşa Akdenize açılmak mecburiye­tinde oluşu, ordu-yu hümayuna yardıma gelmek üzere Mı­sır'dan gemilerle yola çıkacak bölge askerinin yol emniyetini sağlamak için, düşman tasallutundan korumak münasebe­tiyle, bilhassa İskenderiye ile Rodos arasında Venedik saldırı­sına açık bölgeyi asker yüklü gemilerin selâmeti için güven­de tutmak mecburiyetine kilitlenmişti. Nitekim; İbrahim Paşa, pek büyük gemilerle nakledilen söz konusu askeri, Rodos'tan çok daha süratli giden kadır­galara almak suretiyle İstanbul'a götürmüş böylece hayli pratik bir işlem gerçekleşmişti. Fâzıl Mustafa Paşanın verdiği emir üzerine Mezamorta Hüseyin Paşa Ali Paşa ile birlik ol­muş Vidin, Orşuva ve Feth-i İslâm kalelerimde istirdat etmiş­lerdi. Deniz mevsiminin sona ermesi üzerine İstanbul'a gelen Mezamorta Hüseyin Paşa, padişahla görüşmüş ve bu görüş­mede açıkça padişaha, Venediklilerle uğraşmak böyle sekiz kalyon ile yürümez dedikten sonra çok daha fazla kalyon ya­pılması teklifini ileri sürmektende içtinab etmedi. Osmanlı deniz kuvvetlerinin gemi bakımından olsun, bahriyeli yetiştir­me hususundaki kısırlığı, açık deniz âleminde hükmümüz açısından pek önemsenir halde olmamamıza sebeb olmuştu Venedik; Osmanlı kıyı savunmasına dâir bilgiler için casusla­rını görevlendirdi. Bu casuslar; Avlonya'da pek az Osmanlı gücü bırakıldığını haber vermişlerdi. Bu bilgiye istinaden, Amiral Kornam Av-lonya'ya yaptığı ani bir gece baskınında, şehri ele geçirdiği görüldü. Draç üzerine hücuma geçen bu amiral, Draç'ın müthiş savunması karşısında şaşıp kalmıştır. Peşinden yap­tırdığı tahkikat sonunda Draç'ın düğüm noktalarının, güçlü bir yapı içinde olduğunu öğrenmiştir. Bilindiği gibi, 2. Süleyman 1691 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşmuş ve yerine kardeşi 2. Ahmed Osmanlı tahtına otur­muştu. Yukarıda bahsettiğimiz deniz ile ilgili safahatın, bu döneme aid olduğunu ayrıca belirtmeğe lüzum olmadığını düşünüyorum ve bu ifadeden sonra tafsilatına geçeceğimiz deniz hareketlerininde 2. Ahmed dönemine aid olduğunu te­barüz ettirmeye, ayrıca gerek görmüyorum. Tuna filosunun; Mezamorta Paşa komutasındaki mühim hizmetlerini yukarıda arz eylemiştik, bu filo iyi idare olunduğunda muhakkak faydası namütenahi olabilirdi. (Nitekim; Ali Paşa'nın komutan olmasından hemen sonra filoya Tetel Ka­lesinin istirdadı görevi verildi. Tuna filosu levendlerine, Meh-med Reis adlı hemdenizci hem de levendlikten yetişme idare kudretine hâiz bir komuta ediyordu. Bu filo Belgrad istika­metinde hareket ederek yukarı doğru seyir etmiş ve bahse kaleyi feth için Avusturya kuvvetlerine saldırmış ve sonunda onları mağlup etmiş kaleyi de istirdad etmişti. Deviet ricali­nin birbirini geçmek üzere, yarışma içinde olması, muhak­kak devletimizin lehine bir durumdur. Osmanlı İslâm devleti, bin yıldır kılıcı olduğu din-î islâmın mübeşşirinin, "hayırda yarışınız" tavsiye-i peygamberisine uydukları takdirde yarı­şın tabiiki ülke lehine neticeler vereceği şüphesizdir fakat bu yanşa; şer'l şerife mugayir, yalan, entrika ve iftira sokmaya çalışanlar hem ağır bir günahın akıbetine kendilerini hazırla­malılar hem de, bu haksız rekabetin kendilerine aetireceği başarısızlığa mahkûm olmalarını bilmeleri gerekirdi. Ne var-ki; rekabetin böylesine müsbet tarafını tutmak gerekirken, menfiyatı tercih yolunu seçenler, Tuna Filo komutanını padi­şaha askerin disiplinini bozuyor töhmetiyle fitlediler. Bunu ileri sürenler böyle bir suçlamanın ağırlığını düşünmüşler, an­cak Ali Paşa'nın böyle bir işlem içinde olmayacağını bildikle­ri bir vakıadır. Ne var ki maksat, Ali Paşa'nın yükselen tren­dini durdurmak olduğuna göre doğruyu bilmenin ne önemi olabilirdi? Padişah böyle bir suçlamayla itham olunan kimse­yi savunmak yerine görevi Mustafa Reis adlı birine ihale edi­verdi. Avusturya orduları kurmayları, Tuna nehrini bir ikmâl yoluna dönüştürmek için daha önceden kararlaştırdıkları 800 adet, nehir teknesi denen, altları düz olarak yapılmış bü­yükçe kayıkları malzeme doldurarak Salankamen mevkiine geldiler. Mustafa Reis; bizim askeri kuvvetlerimize yardım götürürken bu Avusturya teknelerini görmüş ve üstelik savaş malzemesiyle dolu idi. Mustafa Reis, gördüğü bu teknelerin üzerine çullanmak için dakika kaybetmedi. Yaptığı hücumda bîr haylisini batır­dı. Kimini âteşe düşürdü, bir çoğunu da esir aldı. Bu yüzden birliklerimizin eline geçen çeşitli ihtiyaçları karşılıyacak ik­mal malzemesi çokçok miktarda idi. 19/ağustos/1691 'de, yukarılarda anlatmaya çalıştığımız gibi Ordumuzun galibiyet ibresiyle buluştuğu esnada, Fâzıl Mustafa Paşanın o mübec-cel alnına isabet eden hâin kurşun, sadece veziriazamı değil, gülümsernekte olan zaferi de, elimizden alıp götürmüştü. Or­dumuz bozulmuştu; böylece Mustafa Reisin getirdiği takviye malzemesini verebileceği veya onu kullanabilecek, bir güç ortada görünmüyordu. Reis, gemilerden malzemenin tamamımda çıkaramaması-na rağmen ziyan olmasın diye bu malzemeyi Belgrad'a geıi götürmüştü. Bu geri götürme işi mi? Yoksa görevden aldığı Ali Paşa hakkında kanaatini değiştirecek bir dönemimi bul­du, bilemiyoruz amma Ali Paşayı yeniden Tuna Filosu riya­setine tâyin etmişti. Ali Paşa; kurulan siyasi entrika sonunda görevden olduğu gibi değeri daha sonra anlaşıldığından ye­niden vazifeye dönmesi doğrunun yardımcısının Allah (c.c) olduğunun bir misâlidir. Amma öyle fırıldıklar olur ki, fitneye hedef olan mazlum olarak ahirete bile intikal eder ki, bu da takdir-i hüdâyı ezelidir. İşte bu Ali Paşa, görevine avdet et­mesi sonucunda birliklerimize hem muharip olarak fiilen yar­dım edecek hem de ikmâl hususunda, Tuna'yı en istifadeli şekilde kullanmamız için aldığı vazifeleri icra edecekti. Bu arada Avusturyalıların, Erdel'e daha kestirme yoldan geçe­bilmek için bir köprü yaptıklarının haberini aldığında, hemen o tarafa koşup, burada biriken düşmanı saldırısıyla perişan eyledi ve peşinden, düşmanın yaptığı köprüyü yıkmak sure­tiyle, Avusturyanın emellerine büyük bir darbe vuruken, gö­revde liyakatini bir defa daha, ispata muvaffak oldu. Bunun sonucunda da deniz galibiyetlerinin dolaylı olarak, kara sa­vaşlarına büyük yardım sağladığını da belirtmeden geçeme­yeceğim. Ama yine de, Ali Paşanın Eğriboz muhafızlığına atandığını, Helvacı Yusuf Paşanın 16/ocak/ 1692'de kapdan-ı deryalığa getirildiğini görüyoruz. Bu saraydaki bardaklarda ve kurnalarda su görerek yetiş­miş, Helvacı Yusuf Paşa, Kaptan paşa'ya tahsis edilmiş eya­let vergilerinin toplanmasında, en başarılı tahsildar dense ye­ri olan, bir kimsedir. O, ne yeni gemiler yapımına ne de le-vendlerin eğitimlerine önem verdi, ha şu unutulmamalı ki, korsanların üzerine gitmeye önem verdi. Bu dönemde birbi­rinden ayrı olarak ağıza alınması kabil olmayan iki kelime vardı. Bunun ilki Çanakkaleboğazi, diğeri ise Venedik idi. Bu iki kelimeden biri anıldığında, derhal öbürü yanında yer alı­yordu. İşte Helvacı Yusuf Paşa Paşa donanmanın başında Çanak-kaleboğazına geldiğinde, küçük bir filoyu yolladı ve Venedik Donanmasının hangi sularda olduğunu keşfettirdi. Sonra da; ona hiç görünmeden, vergileri bu donanmadan da bahset­mek suretiyle, daha kolayca toplama yolunda kullanmaktan imtina etmedi. Böyle bir kapdanıderyanın başında olduğu donanmayı hümayun, ülkenin hangi denizinde, kâğıttan bile olsa sandal yüzdürmemizi sağlayabilir? Amma iş sadece kılıçda olmadığı, o kılıcın kabzasını tutan elin miyarının önemi olduğu insanlık âleminin tecrübeli fert­lerinin, kabul ettiği gerçeklerdendir. Vergi toplama tutkusuyla muttasıf, Yusuf Paşa, Rumeli kıyılarımızda âlîkıran başkesen olan, Çaylak Yorgi adını taşıyan bir korsanın, bilhassa Pira-veşte de ahaliye, büyük bir zülüm getiren hareket içindeydi ve bu Yorgi'nin beş fırkateyn'den kurulu korsan filosu, kor­sanlığını devam ettirmekteydi. Yusuf Paşa, üç firkateyn ile beş çektiriden, meydana gelen küçük bir deniz birliğinin başında İstanköylü Mehmed Bey'i vazifelendirdi. Mehmed Bey, Çaylak Yorgi'yi bulunca onunla sert bir savaş yaptı ve içlerinde Yorgi'de olduğu halde, dört gemisini esir alarak Yusuf Paşaya getirip teslim etdi. Morosini'nin; Venedik Doç'u olması sonrasında, kafasını ilk taktığı yer, Girid Adasını almak olmuştu. Bunda muvaffak olduğu takdirde, Ege ve Doğu akdeniz sularında Venedik dö­neminin eski şaşaasına dönmesini başarmış olacaktı. BÖyie bir kararı uygulamanın startıda, Girid'in, Hanya Kalesi önle­rinde Venedik ile Papa filolarının yanında, Floransa ve Malta filolarını bir araya getirmek suretiyle verilmiş oldu. Bu start sonunda ilk saldırı olarak 1692'de, Hanya kalesi yanındaki Top limanına asker çıkararak, burada karaya ayak basan as­kerleri, Hanya'ya doğru yürüyüşe geçirdiler. Buna karşılıkda, deryakaptanı'nın stratejik düşünceden mahrum yönetim an­layışı, istihbaratsızlıkla ve temkinli olma gibi, mühim unsur­lardan bihaberâne, tatbikatlı olunca Girid önünde bulunmayı akıl edemediği gibi, Venediklilerin Suda limanına sokulmala­rına müsaade etmemeside gerekirdi! Heyhatki heyhat! Hanya kalesinde bu sırada binbeşyüz ki­şilik bir savunma askeri bulunuyordu ve bunların başında da; Ispanakçı İsmail Paşa bulunmaktaydı. Kandiya kalesinin mu­hafızlığı da, Fındık Mehmed adlı bir zâtın elindeydi. En yakın yardım istenecek olan Fındık Mehmed'e haber uçuran, Ispa­nakçı İsmail Paşa, kapdanıderya'ya da haber göndermeyi ih­mal etmedi. Bu haber Helvacı Paşa'ya ulaştığında, yapması gereken derhal donanmayı hümayunun taarruza uğrayan yere, en ya­kın olan gemilerini göndermek olduğu gibi ana donanmayı da, lâzım gelen tertibatı da almak üzere tedbirlere tevessül olunması İcâb etmesine rağmen, onun yaptığıysa, vak'ayı padişaha bildirmek oldu. Allah'dan padişah hemen mesele­ye el koyup, Şaban Ağa komutasında ikibin yeniçeri, malze­me ve mühimmat göndermeyi emrederken, cebecilerden bin kişiyi topçulardanda beşyüz kişiyi, kapdanıderyanın gemiler­le Girid'e götürmesi hakkında emir verdi. Ayrıca Mezamorta Hüseyin Paşayada, İskenderiye lima­nından, bin kişilik savaşçı asker alıp Girid Adasına gitmesini de bildirmesi büyük bir isabetdi. Bununda dışında Venedikli­lerin eteğini tutuşturmak içinde bunların Mora Yarımadasın­daki topraklarına, bir kara savaşı açarak çelme hareketi "baş­lattı. Mora'daki; Venedik toprakları üzerine açılan, kara sava­şını padişah, Mora seraskeri Halil Paşa ile Eğriboz ve Yanya Sancak beyleri Ali Paşa'ya verdi. Halil Paşa'nın buradaki sa­vaşları bir seri halinde devam ederken, başarılı neticeler ver­di. Ancak; deniz tarihi ile ilgili kaynaklarımızdan olan mer­hum Büyüktuğruî'un, buradaki savaşların, Girid'deki muha­rebelere bir faydası olmadı, nazariyesi hakkında da bir çift laf söylemeden geçemeyeceğiz. Merhum amiral; demekteki; ".. Giridadasındaki; Hanya kalesi muhafızları, düşmanlarının üstün bir teknik kullanarak oradan buradan kale duvarlarını delmelerine rağmen cedlerine yakışır tarzda cesaretle dÖ-ğüştüler. Venedik kuvvetlerini yenilgiye uğrattılar." Biz de deriz ki; eğer padişah; Mora'daki Venedik topraklarına karşı bir savaş açtırmasaydı, Venedikliler bütün güçleriyle Ada üzerine çullanabilirdi. Bunu önleyen de, Venediklilerin üzeri­ne, Mora topraklarının üzerine açılmış seferdir. Bu seferin açılması, Venedikle ortak hareket eden diğer ortaklarda da, bize de bir savaş açılabilir düşüncesi saptamıştır. Böylece de Girid'deki saldırılan birnev'i taciz hareketi olarak kalmıştır. Hiç değilse bu safhada böyle kalmıştı. Girid Adasındaki Os­manlının, saldırıları önleme başarısı Mora yarımadasındaki Venedik topraklarının, beldelerinin, Halil Paşanın saldırıları sayesinde, Girid üzerindeki Hanya Kalesi cihetine yapılan saldırıların, arkasının gelmemesini temin ettiği gibi Venedik senatosu Osmanlının Mora üzerindeki harekâtının, kendi üzerinde tevlid ettiği üzüntüyü yeni doçları amiral Françesko Morosiniye, donanmanın başına geçip de her iki cephedeki durumu düzeltmesini istemişlerken, 1692 yılında Tuna neh­rindeki Tuna filomuz, Avusturya cephemize, ikmal yapmaya devam etti. Avusturyalıların; bu sırada nehir üzerinde faaliyet göstermemesi, koskoca mevsimi savaşsız geçirmemize böy-lecede bize yaradığını söyleyebiliriz. Öte tarafdan filomuz, kara cephemize bol miktarda asker, cephane ve malzeme taşımakla vakti değerlendirdi. 1693 ve 1694 senelerine dâir deniz harekatını Venedik Doç'u Fran­çesko Morosinİ 25/mayıs/1693'de donanmasının başına geçti ve ilk kararı da Osmanlı tarafının Girid Adasına ve Mo-raya malzeme göndermek hususunda denizlerden istifade et­mesini menetmeye çalışmak şeklinde verdi. Böyle bir görevi Çanakkaleboğazının girişini tutmak ve Cezayir beylerbeyliği­ne bağlı kalyonların Osmanlı donanmasını takviye etmesine mâni olmak, şeklinde düşündü ne zaman, garb ocakları da denen, Cezayir beylerbeyliği kalyon filoları, donanmay-ı hü­mayuna iştirak etmişse Venedik donanması Osmanlılar kar­şısında mağlub olmaktan kurtulamamışlardı. Bu hususu; Osmanlı devlet adamları bir türlü anlayama­mışken, Venedik Doç'u Françesko Morosinİ İse, hiç hatırın­dan çıkarmamaktaydı. Morosinİ; Çanakkaleboğazı önüne gelirken, Mora yarımadasındaki Halil Paşa ise, Venedik'e aid kaleleri hemen hemen ele geçirmekteydi ki bu yakın tehlike idi. Savaşlarda yakın tehlike; önlenmesi ilk husus sayıldığın­dan, Amiral Morosinİ kurmaylarından gelen Çanakkaleye değil, Mora'ya varıp orayı kurtaralım teklifini uygulanır buldu hemence, Nidra ve Psara Adalarını elimizden aldı ve peşinden de Korent Körfezine daldı. Allahdan; Françesko Morosi-ni, 1693 yılı son aylarında eceliyle ölmesi üzerine Venedikli­ler, aynı değerde bir komutan bulamadıklarından savaş dü­zenlerinde, değişiklik yapmak mecburiyetinde kaldılar ve ye­ni seçilen Doç, Sakız Adasını almak sureti ile İzmir'e doğru giden deniz yollarını da kontrol etmek gibi başka bir stratejiyi benimsemişti. Ayrıca Sakız; Girid Adasına sevkedecekleri takviye birlikleri için Osmanlılar tarafından, bir çeşit iskele olması, Sakız'ın, savaş stratejisi içinde Venediklilerce görül­mesi yanlış bîr seçim sayılmazdı. İşin başkacabir yönünü de, târihi hakikat bakımından ortaya koymakta ne derece doğ­rudur tahkike muhtaçsa da, merhum amiral Büyüktuğrul, İs-tanköy, Midilli ve Bozcaada ahalisinin Osmanlı devletinin bu adalara gönderdiği muhafız birliklerinin yönetiminden, hiç de hoşnut olmamışlardı. Sakız halkı, öteki adalarda ki ahalinin de başında geliyordu. Sakız ahalisi; evvelâ padişaha, temsilciler yollamış ve ye­niçerilerin ahaliyi rahat bırakmadıklarını evlerini yağma et-tiklerini ve de, ailelerine saldırdıklarından şikâyet etmişlerdi. Bu şikayetin sonunda da, Osmanlı devletine sadık kalacak­larını bildirmek suretiyle, Sakız Adasının kendileri tarafından yâni, Sakız ahalisinin idaresine, bırakılmasını rica etmişlerdi. Osmanlı devletine de asla ihanet etmyeceklerine, namusları üzerine yemin ederek teminat vermişlerdi. Padişah Sultan 2. Ahmed, bu sözlere inanmış ve yeniçeri­leri yavaş yavaş Sakız Adasından çekmeye başlamıştı. As­lında da Osmanlı muhafız kuvvetlerinin Ada halkına hiçbir zulüm ve saldırı hareketleri olmamıştı. Ada halkı bu büyük iftirayı, adadaki savunmayı zayıflatmak için yapmışlardı nite­kim savunma zayıfladığında adanın Venedikle bağlantıları kuvvetlenmişti. Sonunda da Ada, Osmanlı Devletinden ko­parılıp, Venedik'e bağlanması hususunda senatoda kara alınmaya kadar gitmişti. Venedik donanmasıda 115 parça kal­yon ve çektiriyle, 8/eylül/1694 günü Sakız Ada'sının önüne-geldi. Gemilerde 20 bin kişiye varan, bir çıkarma birliği bulun­maktaydı. Ada muhafızı Hasan Paşa; bu büyük kuvvete karşı savunmayı kale de bulunan sadece, 1170 askerle başarmak zorundaydı. Bu kuvvetlere; kapdanıderyanın 2 bin kişilik le-vend kuvvetleride eklenmiş bulunuyordu. Venedikliler çıkar­ma işlemini 9/eylül günü başlattı. Askerler karaya çıkarken aemilerin topları kaleyi çok sıkı bir ateş salvosuna tutmuşlar­dı. Hasan Paşa sadece 350 askerle yaptığı karşı saldırı ile Venediklileri; zor duruma düşürmüştü. Bu cesur saldın karşı­sında Venedikliler belkide askerlerini gemilere bindirip, Sakız Ada'sından uzaklaşacaklardı. Ancak Adanın hristiyan ahalisi, silaha sarılıp Osmanlılara ihanet etmeleri, Hasan Paşanın başarıyı tamamlamasına en­gel oldu. Hristiyan ahali silaha sarılıp vede çeteler kurmuş Hasan Paşanın kuvvetlerini arkadan tehdit etmeye başlamış­tı. Osmanlı ailelerini yakalayıp götürmeleri, evlerini yakma­ları, kadınlara saldırmaları, askerimizin kuvvei mâneviyesini hayli bozmuştu. Venedikliler; ertesi günde karaya onbeş ka­dar top çıkardılar içkaleyi çok yakın mesafeden tehdit etme­ye başladılar. Hristiyan halk, bu arada da yakaladıkları müs-lümanlan, Venediklilere teslim etmişlerdi. Yıllarca komşuluk yaptıklarını hiç düşünmeden ölüme atı vermişlerdi. Venediklilerin; Sakız Adasını muhasarası sekiz gün sürdü. Kale içindeki binalar yıkılıp yakıldığı gibi, kale duvariarında-da insan kitlelerininde kolayca girip çıkabilecekleri büyük delikler açılmıştı. Böyle ağır bir durumda bin kadar Osmanlı askeri 20 bin Venedik askeri vede topçusuna karşı durmak zorunda kalmıştı. Venedikli komutan; bu ağır durumu bildiği içinde son saldırıdan evvel bizimkilere, kaleyi teslim etmelerini teklifetdi. Ada'da sürgün olarak yaşayan eski şeyhülis­lâm da, teslim olmanın yerinde bir hareket olacağına dâir fetva verdi. Böylece; Hasan Paşa kale'yi, Venediklilere teslim etti. Venedikliler teslim şartları içindeki madde icabı, ada'da-ki Osmanlı askerini İzmir'e götürürlerken, Sakız Adaşımda tamamen işgale muvaffak oldular. Bütün bu olup bitenler ce­reyan etmekteyken, Helvacı Yusuf Paşa komutasındaki do-nanmay-ı hümayun, Çanakkale şehri önünde demirli oiarak yatmaktaydı. Sakız Ada'sınmda, işgaiedilmek üzere olduğu haberini alan, Mezamorta Hüseyin Paşa'nın kapdaniderya'ya yaptığı teklif, donanmanın hemen harekâta geçmesi şeklinde olmuştu. Ancak; Helvacı Yusuf Paşa, cephane noksanlığı, müretebat eksikliği ve îevendlerin yetersizliğini önesürerek, savaşmanın doğru olmayacağını bu bakımdan Çanakkalede kalınmasını emretti. Barış zamanların da bile, tam tekmil ve hazır olarak beklemesi gereken domamay-i hümayunun biz­zat kapdan-ıderyası tarafından ileri sürülen eksiklikler, bun­ları ifade eden zâtın bizzat kendi suçu olduğunu iddia ve ifa­de etmemize herhalde kimsenin itirazı yoktur. Allah'dan Kalyon filosu komutanı Mezamorta teklifinde ıs­rar etmiş ve kapdan-ı deryaya yaptığı baskı sonunda donan­manın harekete geçmesini temin edebilmiş idi. Osmanlı do­nanmasının Sakız adası üzerine yelken açtığını haber alan düşman 38 kalyon, 4 mavna, 20 kadar da çektiri Üe donan­mamıza karşı Sakız adasından yola çıktılar. Helvacı Yusuf Paşa düşman donanmasının kendisine doğru harekâta geçti­ğini haber aldığında kendisini Midilli adasına dar atarken, Kalyon filosunuda İzmir'e sevk etdi. Venedik donanması; Midilli adasına sığınmış olan Yusuf Paşayı ıska geçerek kendini, Mezamorta Hüseyin Paşa'nın kalyon filosuna saldırmak bakımından hedef seçmişti. İz­mir'deki, İngiliz, Hollanda ve Fransız konsolosları, İzmir önlerinde gördükleri Venedik donanmasının niyetinden ürktüler. Çünkü bu donanmanın açacağı ateş ve saldın, bütün dev-jetlerin mallarını da yok edebileceğini düşündürmekte idi. Bu korkunun etkisi altında, konsoloslar biraraya gelip, Venedik donanma komutanından, İzmir'e askeri harekât yapmaması hususunda ricada bulundular. Zaten; Venediklilerin böyle bir hareket yapma niyetleri olmadığı ileri sürülebilir. Osmanlı kalyon filosunun îzmirden hareket edeceğini haber alan düş­man, demir almış ve İzmir körfezinden uzaklaşmıştı. İzmirde-ki Osmanlı kalyon filosu, İzmirden hareket etdi ve kendisin­den çok üstün kuvvette olan düşmanlarla karşılaşmamak için, yaptığı manevra ile Çanakkale'ye ricat etdi. Venediklile­rin Sakız Adasını almaları padişah 2. Ahmed'in derin üzüntü­lere düşmesine yol açtığı gibi, Sakız Muhafızı Hasan Paşay; izmirden yanına celbetti. Olanı biteni, onun ağzından dinledi, nihayetinde Hasan Paşa'yı müdafayı iyi yapamadığı için haps ettirdi. Bu hususda, amiral merhum Büyüktuğrul şu mütalaayı serdediyor; Bizde, bu mütehassıs denizcinin mütalaasını sahifemize alarak nakletmeyi uygun bulduk. Halbuki ada'nın düşmanın eline geçmesi, elli yıldan beri ihmal edilen deniz meseleleri­nin tabii ve çok acı bir sonucuydu. Asıl sorumlular donan­malarını savaşa hazırlamayı ve savaşta da idareyi bilemiyen saray çıkışlı vezirlerden seçilen deryakapdanları idi. Bu so­rumluluğun nedenini, padişah vede vezirleri övmeyi meslek edinmiş târih otoritelerimizin, belirtmemesinde aramak lâ­zımdır. Osmanlı târihi araştırması yapan ve eserlerini, belge­lere göre yazan yabancı otoritelerin, hem vezir hem de derya kapdanlarının hem de dış politikayı yöneten vezirlerin nasıl rüşvetle çalıştıklarını açık seçik ortaya dökmüşlerdir. Helvacı Yusuf Paşada bunlardan bir tanesiydi. Demekte. Bu mütalaa hakkında da bir teşehüd miktarı itirazımız ola­caktır. Çünkü, prensip olarak ecnebi yazar çizer ve müverrih, yâni tarihçilerin, tertib yapmayacaklarına merhum amirali­mizin nereden emin olduğuna kendim cevap bulamıyorum. Fakat şunu da söylemekten kendimi alamıyorum: Günümüz­de bu kadar geniş imkânlarla mücehhez olan rüşvet tesbit mekanizmaları, bir rüşveti ispata kâfi gelmezken, Helvacı Yusuf Paşa da dahil olmak üzere nasıl bir mekanizma ile al­dıkları rüşvetin delillerini küffara verebilmişler. Meçhul! Bu hususda merhum amiralimiz; adı geçen eserinin 2. cildinin, sahife 196. da 144. 'dip notunda şunlara istinad ettiğinide kelimesi kelimesine nakledelim de, merhum amiralin bu rnü-talaasındaki rüşvetle ilgili beyanlarına medar olan iddiayı siz­lere de okuma imkânı sağlayalım: "Özellikle Fransız deniz tarihçisi Amiral Charriare 1848'yıhnda, Pâris'de yayımladığı (Fransa'nın Do­ğuda Yaptığı Müzakereler) adlı kitabında Osmanlı vezirlerine ve Kapdan-ıderyalarına verdiği hediyelerin günlük listelerini yayımlamıştır. İtalyan Profesör CamiIIo Manfronİ de yayım­ladığı; adlı kitabında Kral François ile oğlu Kral 2. Pied'in Osmanlı vezirlerini rüşvete nasıl alıştırdığını iddia eder." Görüldüğü gibi merhum amiralde, dip notun sonunu iddia eder lafzıyla bitirdiğine göre bunun bir iddia olduğunu, teslim etmiş oluyor. Hele amiral Charrer'in ise hediye lafzını kullan­ması gönül isterdi ki, bizim padişah ve sadrıazamlarımızin ve de vüzeramızin ecnebilere verdikleri hediyelerin, güniük lis­telerini tutsalardı. Fakat; hediye de olarak alınsa birinden bir isteği karşısında adil olmak zordur. Ancak hiyanet-i vataniye ve din-i mübine mugayir davranışların başında geldiğinden rüşvet iddiasını ciddiye almamak gerekir diye düşünüyorum. Sultan 2. Ahmed denizcilikten yetişmiş bir kapdan-ıderyanin donanmayı tanzim edeceğine, kıyılarımızı sağlamlaştmp savunabileceğine inanç taşıyordu. Mısırlıoğlu ibrahim Paşa-n,n 13/arahk/1694 târihinde, Sakız Adası harekâtına ku­mandan olarak tâyin edilmesi vaziyetin düzelmesine vesile oldu. Zira donanmayı tanzime çalışılırken öte tarfadan da, Sakız Adasını geri alma hazırlıkları başlatıldı. Tunus, Cezayir vede Trablusgarp Beylerbeyliklerine yâni qarb ocaklarına, bütün kalyonlarını donanmay-ı hümuyunu güçlendirmek için İstanbul'a gönderilmesini padişah emretti. Mısırlıoğlu İbrahim Paşa; Kapdan-ıderya makamında dur­makta olan Helvacı Yusuf Paşanın bu makamdan alınmasını padişahdan açıkça tâleb etti. Sultan 2. Ahmed; kapdan-ıder-yanın kusurlarını bildiğinden, bu talebi kabul etti. Helvacı Yu~ suf Paşayı Midilliye sürerken, suistimallerden dolayı kabar­mış servetini de, müsadere yoluyla haziney-i devlete mâl et-di. Köyün Adaları Muharebesi Sultan 2. Süleyman ve 2. Ahmed dönemi, deniz harekât­ları, hakkındaki böiüme geçmeden evvel 2. Ahmed devri içinde, Sakız Adasının elimizden nasıl çıktığını anlatmaya çalışmıştık. Bu çalışmamızın diğer târih kitaplarından biraz farklı olarak, gözetilen hususu denizcilikle ilgili vakaları, mümkün mertebe tafsilatlı vermeye çalışmaya gayretimizdir. Denizlerin; milletler hayatındaki ehemmiyeti hâla yeteri ka­dar biz de idrak olunamamasıdırki, bizim şu anda aziz vata­nımızın üç tarafının denizle çevrili olmasını nazarı dikkate al­mamız gerekmektedir. 1695 yılı deniz harekâtı bu hususda şans Osmanlı tarafindaydı. Donanmada artık denizcilikten yetişmiş bir deryakapdan-i yönetimi götürmekteydi. Mısırlı-oğlu İbrahim Paşa bütün komutanları toplamış, Osmanlı do­nanmasının mevcud durumuna ilave edilmesi gerekenleri, bütün komutanların fikrini almak suretiyle tesbit etmeye ça­lışmıştı. Toplantıya iştirak eden Doğramacı Mehmed'le Ağa-oğlu Salih Paşa ve Mezamorta Hüseyin Paşa, pek önemli kimseler oldukları gibi hayli mühim ifadeler kulandılar. Bu toplantıda oy birliğiyle alınan ilk karar, en kısa zaman­da düşman donanmasıyla bir muharebe yapılması olmuştu. Eğer, düşman donanmasının mağlubiyeti sağlanmadıkça, Çeşme limanında toplanan, Osmanlı kara ordusu savaşçıla­rı da yola çıkarılamazdı. Kararların içinde düşmanın çektiri-lerine karşı, bizim çektiriler, düşman'ın kalyon ve mavnaları­na karşı bizimkileri, yâni vasıtaların biribirine denk düşenler kullanılacaktı. Harekâtın merkezi olarak İzmir ana üs tesbit edildi. Foça yakınlarındaki Durak limanı da İleri üs olarak kullanılmasına karar alındı. Donanmayı hümayun, Durak li­manına intikal ettiğinde Venedikliler vaziyetin haberdarı ol­muş, 20 kalyon, 6 mavna, 24 çektiriden müteşekkil donanmalarını Sakız Adası istikametine hareket ettirdiler. Koyuna-daları civarına gelip demir atan düşman donanması burada akıbeti beklemeğe başladı. Deniz rüzgârsız olduğundan do­nanmalar hemen bir savaş yapma imkânı bulamadılar. 18 gün birbirleriyle tutuşma imkânı bulamadılar. 10/şubat/l 695'de Osmanlı donanması Durak limanından kalkıp Karaburun'a geldi. Ancak, rüzgar yine kesildiğinden, gemiler Karaburun'da demirlemek ihtiyacını hissetti. Savaş 1 l/şubat/1695 günü oldu. Sabahtan akşama kadar sürdü. Venedikliler yılmıştı. Osmanlı donanmasında tek bir çektîri-nin sakatlanması karşısında, Venedik donanmasınmsa üç kalyonu ve üç çektirisi yanmış neticeten savaş dışı kalmıştı. Venedik donanması karanlık bastığında savaşı bırakmış, Ko­yun Adalarında küçük bir limana sığınmışlardı. Osmanlı do-nanmasıda gerekli tamirlerini yapabilmek için Eğri limanına gitme mecburiyetini hissetmişti. Târihler bu deniz savaşını Koyun Adaları Muharebesi olarak anacaktı. Aradan onbir gün geçtince sonra yâni 22/şubat/1695'de Sakız savaşı adı­nı alan bir savaş yapıldıki Sakız Adası yeniden Osmanlı san­cağına kavuşmuş oldu. 2. Ahmed'in Şahsiyeti Padişah 2. Ahmed Sakız'ın istirdadını dünya gözüyle te­maşa etmeden ahirete intikal etti. Tarih, 1106/cemaziyela-hir/20-6/şubat/1695 pazar gününü göstermekteydi. Yılmaz Öztuna bey, 2. Ahmed'in saltanatının merhum ağabeyi 2. Süleyman ile günü gününe aynı süreyi tamamladığını beyan etmektedir, bu sürenin, 3 sene, 7 ay ve 14 gün demektedir. Enterasandır. Vefat ettiklerinde 52 yaşma pek az bir gün kalmıştı. İsmail Hakkı (Jzunçarşılı; 2. Ahmed için şu tanımlamayı yapmakta: Kültürlü bir kimse olup, 4. Mehmed, 2. Süleyman hânlara bakarak pek ileri seviyedeydi. Türkçe, Farisice şiirlere düş­kün olup, Arabçadan da anlardı. Bir kaç tane Kuran yazdığı, şehzadeliğinde tuttuğu günlük, Uzunçarşıh tarafından, bende diye duyurulmuştur. 2. Ahmed yanlışında İsrar etmeyen nâdir kimselerdendir. Hâttâ fırsatını eide eder etmez, bunu tashihe ehemmiyet ve­ren bir kimsedir. Kıymetli devlet adamları bulmakla birlikte dış tesirlerle bunları görevlerinden çabuk azlederdi. Divan toplantılarını asla aksatmaz, haftada dört gün çalışılmasını tekrar meriyete sokan bu zattır. Büyük amiral Mezamorta (yarı öiü) Hüseyin paşa, meşhur Selim Giray hân önemli devlet adamı olarak, Şeyh Osman Dede, Mustafa Itri efendi, Çömlekcİzâde Recep efendiler mu­sikişinaslar olarak, şâir olarak da Nâbi tarihçi Müneccimbas; Ahmed Dede, hattat olarak da meşhur Hafız Osman'ı devrin güzide insanları olarak görüyoruz. 2. Ahmed'in Hanımları Ve Çocukları Muazzez Sultan'ın oğlu oian 2. Ahmed hân'ın karısı, Râbia Sultandır. Rabia Sultan 1692 senesinde Selim ve İbrahim adı verilecek olan ikizleri dünya'ya getirerek, padişah kocasını pek sevindirmiş, olmadık zenginlikte hediyelerle, 2. Ahmed tarafından taltif olunmuştur. Daha sonra Rabia Sultan, Asiye Sultanı dünyaya getirmiştir. Bu sultan hanım, çocuk yaşta vefat etmiştir. Alderson, 2. Ahmed'in eşlerinden Şayeste hanımdan bah-sedersede, kısa dönem süren padişahlığı bu hususta pek ve­sika bırakmaya imkân bulamamış olacak ki meşkûk kalmış oluyor. 2. Ahmed'in Sadrıazamları 2. Ahmed hân'ın ilk sadrazamı Salankamen meydan mu­harebesinin, muhterem şehidi Köprülüzâde Fâzıl Mustafa pa­sadır. Onun şehadetinden sonra Arabacı Ali paşa 6 ay, 29 gün süren sadaretten sonra infisal etmiştir. Metinde bu sadrı-azamdan bahs edilmiştir, üçüncü sadrazam Merzifonlu Hacı Ali paşa olmuştur. 1 sene, 1 gün vazifede kalabilmiştir. 4. sadrazam ise Bıyıklı Mustafa paşadır. 1 seneyi tamam­lamaya 12 gün kala azledilmiştir. 5. ve son sadrazam Sür­meli Ali paşa oldu. 14/mart/l 694de geldiği sadaretten, 2/mayıs/1695'de, 2. Mustafa'nın ilk sadrazamı olarak istifa etmiştir. 2. Ahmed'in Şeyhülislâmları 2. Ahmed hân Osmanlı tahtına çıktığında, Hocazâde Fey-zullah Fevzi efendi makam-ı meşihatte bir seneden fazladır bulunmaktaydı. 1 O/mart/l 692'de az! ve sürgüne giden Fey-zullah Feyzi yerine lO/mart/1692'de Çatalcalı Ali efendi, 19/nisan/1692'ye kadar vazifede kaldı makamını vefatı ile boşalttı. Feyzullah Fevzi efendi yeniden makam-ı meşihate nasb olundu. 2 sene 2 ay 3 gün süren vazifeden sonra yerine Sadreddinzâde Mehmed Sâdık efendi 22/haziran/1694'de geldiği makamı meşihatte 2. Ahmed'in son şeyhülislâmı ol­du. 6/şubat/l695de vefat eden 2. Ahmed'den sonra Osman­lı tahtına geçen 2. Mustafa'ya 1 ay kadar şeyhülislâmlık yap­tı. Sultan 2. Ahmed; büyük ceddi Kaanuni Sultan Süley­man'ın türbesinde medfundur. Ağabeyi 2. Süleyman'da aynı yerdedir. Sultan 2. Ahmed devrinin; ecnebi devletlerdeki muasırları şunlardı: Almanya'da 1. Leopold, İngiltere'de kral 3. Giiyom, Papa makamında 12. İnnosan, Rusya'da 1. Petro, Fransa'da 14. Lui.
Ders: 1616-1648 Sultan İbrahim Kimdir? 00:59
Ders: 1616-1648 Sultan İbrahim Kimdir? 1.264 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUN ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen İbrahim (d. 5 Kasım 1615, İstanbul – ö. 18 Ağustos 1648, İstanbul), 18. Osmanlı padişahı ve 97. İslam halifesidir. İbrahim, 8 Şubat 1640'ta kardeşi IV. Murat’ın ölümü üzerine 25 yaşında ve 18. padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Şehzadeliğinde çok sıkı bir saray hayatı yaşamış, kardeşleri öldürüldüğünden korku içinde büyümüştü. Sultan İbrahim tahta geçtiğinin ilk senesinde Mirgünoğlu olayı yaşandı. IV. Murat’ın İran Seferi sırasında Revan Kalesi kumandanı olan Emir Mirgünoğlu, kalenin fethinden sonra affedilerek Emirgan’da oturmasına izin verilmişti.[1] Mirgünoğlu, IV. Murat’ın ölümünü fırsat bilerek bölücü ve yıkıcı propaganda yaptı. Bu faaliyetleri üzerine İbrahim, onu idam ettirdi. Ancak bundan dolayı İbrahim bazı çevrelerden düşmanlar kazandı. Diğer taraftan, Malta Şövalyelerinin fırsat buldukça Türk ticaret gemilerine saldırmaları yüzünden, Sultan İbrahim, onların en büyük sığınağı olan Girit Adasının fethini emretti. 20 Haziran 1645’te Sakız Adasından denize açılan Osmanlı donanması, 17 Temmuz’da Girit’in Hanya limanını fethetti. Hanya’nın Osmanlılar tarafından fethi, Avrupa’da büyük akisler uyandırdı. Almanya ve İtalya bölgelerinde ülkeler asker göndererek Venedik’e yardım kararı aldılar. Bu sırada Hanya muhâfazasına getirilen Deli Hüseyin Paşa, harekâta devâmla Resmo Kalesini ele geçirdi. Bu sırada Hezarpare Ahmed Paşa aleyhine olarak başlayan isyân, I. İbrahim'in de tahttan indirilmesiyle sonuçlandı. Tahta, oğlu IV. Mehmet çıkarıldı. İsyancılar ve bunların önderi olan Sofu Mehmed Paşa, I. İbrahim'i idam ettirdiler (18 Ağustos 1648). Ayasofya Selatin haziresinde Caminin Roma döneminde Vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir (I. Mustafa ve I. İbrahim Türbesi). Sultan İbrahim döneminde devletin iç huzurunun sağlanması, malî durumunun düzeltilmesi için önemli çalışmalar yapılmış, para basılmadan para ayarının düşürülerek ve vergilerin adil bir şekilde toplanarak hazinenin güçlendirilmesine çalışılmıştı. Mimari Gelişmeler[değiştir] Sultan İbrahim döneminde yapılan mimari eserlerden en önemlileri; Topkapı sarayının içine yapılan Sünnet Odası, Yine Topkapı sarayında, Sünnet Odası ile Bağdat Köşkü arasına inşa edilen Kameriye (İftar yeri) ve Sarayın alt tarafında, deniz kıyısına yapılan yazlık Sepetçiler Köşkü'dür. Ailesi[değiştir] Eşleri[değiştir] Turhan Hatice Sultan Valide Sultan Saliha Dil-aşub Valide Sultan Hatice Muazzez Sultan Hüma Şah Haseki Sultan Ayşe Sultan Mah-i Enver Sultan Şivekar Sultan Erkek çocukları[değiştir] IV. Mehmed II. Süleyman II. Ahmed Şehzade Orhan Şehzade Bayezid Şehzade Cihangir Şehzade Selim Şehzade Murad Kız çocukları[değiştir] Ümmü Gülsüm Sultan Peykân Sultan Atike Sultan Ayşe Sultan Gevherhan Sultan Popüler Kültürde Sultan İbrahim[değiştir] Zülfü Livaneli'nin Engereğin Gözündeki Kamaşma romanının Sultan İbrahim dönemini anlattığı varsayılabilir. Zeki Alasya ve Metin Akpınar tarafından sahneye konan Deliler isimli güldürüde I. İbrahim ile ilgili bir skeç yer almaktadır.[2] Turan Oflazoğlu'nun birçok kez sahnelenen Deli İbrahim adlı tiyatro oyunu, Sultan İbrahim'in saltanatını ve kişisel dramını konu edinir. Ayrıca bakınız[değiştir] Giorgi Saakadze Dipnotlar[değiştir] ^ Günümüzdeki Emirgan semtinin adı bu kişinin isminden dolayıdır ^ http://tr.wikisource.org/wiki/Boncuklu_Deli_Ä°brahim Dış kaynaklar[değiştir] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (2003). Osmanlı Tarihi III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 975-16-0013-8. Sakaoğlu, Necdet (1999). Bu Mülkün Sultanları. İstanbul: Oğlak Yayınları. ISBN 875-329-299-6. say.255-269 Kinross, Lord (1977). The Ottoman Centuries. İstanbul: Sander Kitabevi. ISBN 0-224-01379-8.(İngilizce) İbrahim (padişah) Osmanlı Hanedanı Doğumu: 5 Kasım 1615 Ölümü: 12 Ağustos 1648 Resmî olarak sahip olunan unvanlar Önce gelen IV. Murad Osmanlı Sultanı 9 Şubat 1640 - 12 Ağustos 1648 Sonra gelen IV. Mehmed Sünni İslam unvanları Önce gelen IV. Murad İslam Halifesi 9 Şubat 1640 - 12 Ağustos 1648 Sonra gelen IV. Mehmed Sultân I. Ahmed’in Mahpeyker Kösem Sultân’dan 1615 yılında dünyaya gelen çocuğu olan I. İbrahim, 24 yaşında 1640 yılında ağabeyi IV. Murad’ın vefatından sonra tek Osmanoğlu olarak tahta oturdu. Kendisinden başka Osmanoğlu mevcud değil idi. Maalesef, kendisi diğer Osmanlı Padişahları derecesinde tahsil ve terbiyesini tamamlamamıştı. Zira hayatını zindan gibi olan kendi dairesinde geçirmiş; dört ağabeyinin idamını bizzat yaşadığı gibi, II. Osman ve IV. Murad zamanlarında olan acı olayları da bizzat yaşamıştı. Bütün bunlar, vücudunda bazı arızalara ve hatta tarihçilerin nakline göre şiddetli bir migrene yol açmıştı. Kendisini tahta davet eden ulemâ, devlet ricali ve Vâlide Sultân’a mütereddit bir sima ile bakan ve saltanatta aslâ niyeti olmadığını ifade eden Sultân İbrahim, tahta oturduktan sonra da, “Elhamdülillah, Ey Rabbım! Benim gibi zayıf bir kulunu bu makama layık gördün. Saltanat günlerimde milletimi hoş hal eyle ve birbirimizden hoşnûd eyle” diye dua etmiştir. Sultân İbrahim, lehinde ve aleyhinde olmak üzere iki durumla karşı karşıyaydı. Lehinde olan durum, dürüst ve ciddi bir devlet adamı olan Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın veziriazam olmasıydı. Şeyhülislâm Yahya Efendi’nin de yardımlarıyla, aleyhlerindeki bütün tahriklere rağmen, I. İbrahim’in ilk yıllarında devlet idaresini epeyce rayına koymuştur. Hazinenin gelir-gider muvâzenesini muhafazaya çalışmış; sikke yani paranın değer ayarlamasını düzene sokmuş ve devlete ciddiyet getirmeye çalışmıştır. Maalesef, başta Vâlide Sultân olmak üzere, bir kısım ehliyetsiz devlet adamlarının tahriklerine kapılan Sultân, Kemankeş Kara Mustafa Paşa’yı 1644 yılında idam ettirmiştir. Bir ay sonra Şeyhülislâm Yahya Efendi’nin de ölümü, devletin kadınların, ağaların ve ehliyetsiz kişilerin eline geçmesine sebep olmuştur. Bunun en acı misâllerinden birisi, zaten yetişmemiş olan Padişah’a kanunları çiğneyerek bedava makamlar elde eden Safranbolu’lu Hüseyin Efendi’nin Hace-i Sultânî olarak tayin edilmesidir. Cinci Hoca da denmektedir. 1644 yılında Anadolu Kazaskerliğine kadar yükselmiştir. Buna rikâbdarlıktan II. Vezirliğe yükselen Yusuf Ağa ve sonradan Paşa’yı da ekleyebilirsiniz. Yusuf Paşa’nın rüşvet ve hediye düşkünü bir devlet adamı olduğu yönünde ithamlar vardır. Aleyhinde olan durum, annesi ve Vâlide Sultân olan Kösem Sultân’ın varlığıdır. Biraz önce saydığımız olumsuzlukların başında da, maalesef bu kadın bulunmaktadır. Önceleri, annesinin ihtirasını bildiği için, Topkapı’dan Eski Saray’a göndererek bu dertten kurtulmak istemiştir. Ancak muvaffak olduğunu söylemek mümkün değildir. Maalesef, Kara Mustafa Paşa’dan sonra vezir-i azam olan Semin Mehmed Paşa da, bu aleyhteki durumu daha da kötüleştiriyordu. Bütün bunlara rağmen, Katoliklerin zulmünden bıkan yerli Ortodoks Rumların Venediklilerden rahatsızlığından da istifade edilerek, 1645’de Malta üzerine sefere karar verildi. Serdârlık Kaptan-ı Derya Yusuf Paşa’ya verildi. 1645 Ağustosunda 45 gün süren Hanya muhasarası zaferle sonuçlandı. Ancak acele davranıldı ve Osmanlı ordusu Girit’ten çekildi. 1646 yılında Deli Hüseyin Paşa serdârlığında 2. Sefer yapıldı, ancak Kandiye fethedilemedi. Ada ikiye bölünmüştü (1648). Sultân İbrahim zamanında, Vâlide Sultân kısmen devre dışı bırakılmış ise de, devlet işlerine kadınların müdahalesi önlenememiştir. Padişahın aile hayatına düşkünlüğü, onu kadınların avucuna ister istemez itmiştir. Hakkındaki sefihlik iddiaları doğru değildir. Zira IV. Murad gibi otoriter; I. Mustafa gibi biçare ve III. Murad gibi fazla kadına düşkün değildir. Gençliğinde buhranlı bir hayat yaşaması, diğer sultânlar gibi kendini fazla yetiştirememesi, Osmanlı neslinin devamı için devamlı kadınlar tarafından özel hayata teşvik edilmesi, Şeker-pare denilen musâhibeler gibi onu eğlenceye teşvik eden câriyelerinin fazla oluşu, kadınların bu yakınlıklarını devletin imkânlarını çarçur etmekte kullanmaları, I. İbrahim’in cidden eksik olan yönleridir. Hele Telli Haseki başta olmak üzere, kendi hanımlarına aile fertlerinden daha fazla önem verir hale gelmesi, işi çığırından çıkarmıştır. Bunların tahriki ile Sultân İbrahim’de başlayan lüzumsuz samur merakı, bu olumsuzluklardan sadece biridir. Önemle ifade edelim ki, bütün bu anlatılanlardan Sultân İbrahim’in gayr-i meşru bir hayat yaşadığı anlaşılmamalıdır. Zira özel hayata düşkünlük ile, gayr-i meşru hayat tamamen farklı şeylerdir. Bütün bu olaylar, devlet idaresinde sıkıntılara yol açmış; israf ve bunun karşılığında gelirlerin azalması devleti sarsmaya başladı. Bunlardan biri de, Sivas Valisi Varvar Paşa’nın isyanıdır (1647). Ocak ağaları yeniden cuntalaşıp devleti soymaya başlayınca, Padişah bunların haklarından gelmek istedi ise de, olay duyuldu ve ihtilal çıktı. 1648 Ağustosunda asilerin isteği üzerine Sadrazam Hezar-pâre Ahmed Paşa azl edildi ve sonra asilerce öldürüldü. Ağaların adamı olan Sofu Koca Mehmed Paşa, sadrazamlığa getirildi. İhtilâlin arkasında nâibe-i saltanat olmak isteyen Kösem Sultân vardır. Şeyhülislâm Abdurrahim Efendi’yi de yanına alan sadrazam tarafından, Ağustos 1648 tarihinde hal’ edildi ve bir odaya haps olundu. 7 Ağustos 1648’de henüz 7 yaşındaki IV. Mehmed’e, hem şer’-i şerife ve hem de kanuna aykırı olarak bî’at edildi. Sonra Şeyhülislâmın, “İki halife bulunduğu zaman, fitneyi önlemek için birini katlediniz” şeklindeki fetvâsına dayanılarak I. İbrahim hal’inden 11 gün sonra boğularak şehid edildi. Zamanındaki sadrazamlar arasında Kemankeş Kara Mustafa Paşa, Semin Mehmed Paşa ve Hezâr-pâre Ahmed Paşa’yı; Şeyhülislâmlar arasında Zekeriya-zâde Yahya Efendi ve Abdurrahim Efendi’yi ve diğer devlet adamları arasında Kaptan-ı Derya Deli Hüseyin Paşa, Kaptan-ı Derya Damad Fâzıl Paşa ve Nişancı Ahmed Paşa’yı zikr edebiliriz. ZEVCELERİ: 1- Hatice Turhan (Tarhân) Vâlide Sultân; Rus asıllı bir câriyedir ve uzun yıllar nâibe-i saltanatlık yapmıştır. IV. Mehmed’in annesi. 2- Sâliha Dil-aşûb Vâlide Sultân; II. Süleyman’ın annesi ve câriye. III. Haseki olduğu sanılıyor. 3- Hatice Muazzez Sultân; II. Haseki’dir ve II. Ahmed’in annesidir. 4- Hüma Şah Haseki Sultân (Telli Haseki); Sultân İbrahim’in en çok sevdiği Haseki’si. Nikâh ile kadınlığa alındı. 5- Ayşe Sultân; 4. Haseki. 6- Mâh-i Enver Sultân; 5. Haseki. 7-Şivekâr Sultân; 6. veya 7. Haseki. ÇOCUKLARI: 1-Şehzâde Mehmed IV. 2-Şehzâde Süleyman II. 3-Şehzâde Murad. 4-Şehzâde Selim Hân. 5-Şehzâde Osman. 6-Şehzâde Ahmed II. 7-Şehzâde Süleyman. 8-Şehzâde Bâyezid. 9- Fatma Sultân. 10- Ümmü Gülsüm Sultân. 11- Ayşe Sultân. 12- Gevher Hân Sultân. 13- Kaya Sultân. 14- Beyhan Sultân. 15- Atîka Sultân . 1615'de İstanbul'da doğan I. İbrahim, I. Ahmet'in Kösem Sultan'dan olan ikinci oğludur. Şehzadeliği kafeste geçtiği için kardeşlerinin sırayla öldürülmesini görmüştü. 8 Şubat 1640'de kardeşi IV. Murat'ın ölümü üzerine 9 Şubat 1640'da Osmanlı tahtına geçti. Ağabeyinin ölümünden sonra tek Osmanlı Hanedanı'nda tek veliaht kalmıştı. Tahta geçtiğinde 24 yaşında idi. IV. Murat'ın Revan Seferi sırasında Revan Kalesi Komutanı olan Emir Mirgünoğlu, sultanın ölümünden sonra bölücü faaliyetlere girmişti. I. İbrahim tahta geçtiğinde ilk işi Mirgünoğlu'nun idam kararı oldu. Ancak bu kararından dolayı Hurûfiler I. İbrahim'e düşman oldular. Kemankeş Kara Mustafa Paşa'nın ve Şeyhülislam Yahya Efendi'nin de yardımlarıyla, aleyhlerindeki bütün tahriklere rağmen, I. İbrahim’in ilk yıllarında devlet idaresini düzene soktu. Hazinenin gelir ve giderlerini düzenleterek sikkenin değer kaybetmesini engelledi. Kösem Sultan olmak üzere, bir kısım ehliyetsiz I. İbrahim'in aleyhindeki devlet adamlarının tahriklerine kapılarak Kemankeş Kara Mustafa Paşa'yı 1644 yılında idam ettirdi. Kısa bir süre sonra Şeyhülislam Yahya Efendi'nin de ölümü üzerine yeterli nitelikte devlet adamı kalmamıştı. I. İbrahim annesini saraydan uzaklaştırmak için Topkapı'dan Eski Saray'a gönderdi. Dış sorunlar ile ilgilenmeye başlayan I. İbrahim, 1637 yılında Ruslar tarafından işgal edilen Azak Kalesi üzerine yürüdü. Kırım kuvvetlerinin de yardımıyla Azak Kalesi teslim alındı. Ardından 1641 yılında Avusturya'ya düzenlenen akınlar ile Kuzey Bavyera'ya kadar ilerlendi. Avusturya İmparatoru Ferdinand, Osmanlıların bu ilerlermesine karşı koyamadığı için 1606 yılında imzalanan Zitvatorok Antlaşması yenilendi. Akdeniz'de ise Saint-Jean Şövalyeleri Osmanlı'ya ait ticaret gemilerine saldırmakta idi. 20 Haziran 1645'te Sakız Adası üzerinden harekete geçen Osmanlı donamansı Girit'i ele geçirmek için sefere çıktı. 17 Temmuz'da Girit'in Hanya Limanı'nın ele geçirilmesi üzerine Almanya ve İtalya asker göndererek Venedik'e yardım kararı aldı. Deli Hüseyin Paşa'nın Resmı Kalesi'ni ele geçirmesi ve Osmanlı donanmasının üstün duruma gelmesine rağmen Kandiye fethedilememişti. Osmanlı Devleti'nde sarayda kadınların iktidar mücadesi yüzünden çıkan karışıklıkların had safhada olduğu bu dönemde Anadolu'da israf ve giderlerin artması sonucu birçok isyan başgöstermiştir. Bunlardan biri de Sivas Valisi Varvar Paşa'nın 1647 yılındaki isyanıdır. Ocak ağaları güçlenince isyan kısa sürede büyüdü. 1648 yılında Sadrazam Hezarpare Ahmet Paşa'nın asilerce azledilerek öldürülmesi üzerine Sofu Koca Mehmet Paşa sadrazamlığa getirildi. Kösem Sultan'nın I. İbrahim üzerinde tesiri kalmayınca Şeyhülislam Abdurrahim Efendi ile sadrazam güçlerini birleştirerek I. İbrahim'i tahttan indirdiler. 7 Ağustos 1648'de henüz 7 yaşında olan IV. Mehmet tahta geçirildi. Tahtan indirilmesinden 11 gün sonra 18 Ağustos 1648'de I. İbrahim boğdurularak öldürüldü. Cenazesi Ayasofya Cammi karşısında bulunan türbeye defnedildi. I. İbrahim döneminde mali durumunun düzeltilmesi için çalışmalar yapılarak para basılmadan para ayarının düşürülerek ve vergilerin adil bir şekilde toplanarak hazinenin güçlendirilmesine çalışılmıştı. Mimari Gelişmeler[değiştir] Sultan İbrahim döneminde yapılan mimari eserlerden en önemlileri; Topkapı sarayının içine yapılan Sünnet Odası, Yine Topkapı sarayında, Sünnet Odası ile Bağdat Köşkü arasına inşa edilen Kameriye (İftar yeri) ve Sarayın alt tarafında, deniz kıyısına yapılan yazlık Sepetçiler Köşkü'dür. Ailesi[değiştir] Eşleri[değiştir] Turhan Hatice Sultan Valide Sultan Saliha Dil-aşub Valide Sultan Hatice Muazzez Sultan Hüma Şah Haseki Sultan Ayşe Sultan Mah-i Enver Sultan Şivekar Sultan Erkek çocukları[değiştir] IV. Mehmed II. Süleyman II. Ahmed Şehzade Orhan Şehzade Bayezid Şehzade Cihangir Şehzade Selim Şehzade Murad Kız çocukları[değiştir] Ümmü Gülsüm Sultan Peykân Sultan Atike Sultan Ayşe Sultan Gevherhan Sultan Popüler Kültürde Sultan İbrahim[değiştir] Zülfü Livaneli'nin Engereğin Gözündeki Kamaşma romanının Sultan İbrahim dönemini anlattığı varsayılabilir. Zeki Alasya ve Metin Akpınar tarafından sahneye konan Deliler isimli güldürüde I. İbrahim ile ilgili bir skeç yer almaktadır.[2] Turan Oflazoğlu'nun birçok kez sahnelenen Deli İbrahim adlı tiyatro oyunu, Sultan İbrahim'in saltanatını ve kişisel dramını konu edinir. Ayrıca bakınız[değiştir] Giorgi Saakadze Dipnotlar[değiştir] ^ Günümüzdeki Emirgan semtinin adı bu kişinin isminden dolayıdır ^ http://tr.wikisource.org/wiki/Boncuklu_Deli_Ä°brahim Dış kaynaklar[değiştir] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (2003). Osmanlı Tarihi III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 975-16-0013-8. Sakaoğlu, Necdet (1999). Bu Mülkün Sultanları. İstanbul: Oğlak Yayınları. ISBN 875-329-299-6. say.255-269 Kinross, Lord (1977). The Ottoman Centuries. İstanbul: Sander Kitabevi. ISBN 0-224-01379-8.(İngilizce) İbrahim (padişah) Osmanlı Hanedanı Doğumu: 5 Kasım 1615 Ölümü: 12 Ağustos 1648 Resmî olarak sahip olunan unvanlar Önce gelen IV. Murad Osmanlı Sultanı 9 Şubat 1640 - 12 Ağustos 1648 Sonra gelen IV. Mehmed Sünni İslam unvanları Önce gelen IV. Murad İslam Halifesi 9 Şubat 1640 - 12 Ağustos 1648 Sonra gelen IV. Mehmed İBRAHİM I. (1615-1648) Osmanoğulları’ndan 18. padişahı ve 10. İslâm halifesidir. Sultan Ahmet’ le Kösem Mahpeyker Sultan‘ın ,küçük oğludur, 5 kasım 1615te İstanbul’da Tersane Saray-ı Hümayunu’nda Sultan doğdu. Ana – baba öz kardeşi IV. Sultan Murat‘ın 17 şubat 1638 tarihinden beri veliahdı’ oldu. 8 şubat 1640 ta IV. Murat‘ın beklenmeyen ölümü üzerine, daha 24 yaşındayken, dünyanın en büyük devletinin başına geçti. Sultan
TEKBİR ITRİ Nota: Osmanlı Halifesi Abdülmecid Habertürk Gazetesi Murat Bardakçı Akustik Duvar Piyano 01:55
TEKBİR ITRİ Nota: Osmanlı Halifesi Abdülmecid Habertürk Gazetesi Murat Bardakçı Akustik Duvar Piyano 753 izlenme - 1 yıl önce Son Halife’nin ‘Tekbir’i Dururken Niye Şopen? Tarihi ve Kendisini Çok Sevdiğimden Habertürk Gazetesine Okurken Gazetede İlk Baktığım Yer Murat Bardakçı Köşesi olur. Yazısına Okuduğumda Konu Her Zaman ki Gibi Yine Çok İlgimi Çekti. Daha da Öte Çok Beni Müthiş Heyacanlandırdı. Araştırmacı Murat Bardakçı Bence Bu Sefer Hedefi yine 12’ den Vurmuştu. Konu Benimde Çok İlgilendiğim , Yaşadığım Bir Konu İdi. Hem Osmanlı hem de Müzikle ilgili. Tarihçi Murat Bardakçı, Cenazelerde Osmanlı Marşı Dururken Şopen'in Çalınmasını Eleştirmesine Tamamen Katıldım. Bende Bu araştırmasını farklı yönden yorumladım . kendisinin Bende İtri Tekbir Esrerini 3 Farklı Şekilde Yorumladım. 1- İlk Video Çekimi; Piyano Nota Düzenlemesi Son Halife Abdülmecid Efendi’nin Kaleme Aldığı Şekilde Itri Tekbir Eserini Akustik Piyano İle (Komasız Ve Aynen) Çalınması. Bu Orijinal Nota Araştırmacı Murat Bardakçı Arşivindedir. Bence Fakat Çok Sert Armoniler İçermekte Ve Buhurizade Mustafa ITRI’nin Melodisinden Sert Ve Farklı Tınlamaktadır. Bunun Bence 2 Nedeni Var . Segah Eserin Komasız Akustik Piyanoda, Makamın Verilememesi ve Son Halife Abdulmecit Efendi’nin Sert Eşlik Yazımı. Murat Bardakçı’ nın çok iyi tanbur çaldığını ve Türk musikini çok iyi bildiğini, hatta bilgisi karşısında bazılarının secde ettiğini de benim gibi herkes biliyor. ben çok genç ve öğrenci olduğum için, bu konudaki icra ve yorumlarımda hata var ise af edeceğini ümit ediyorum Abdülmecid (Son halife) Kimdir. Halife Abdülmecid Efendi (1922-1924) Sultan Abdülaziz ve Hayranıdil Kadınefendi'nin oğlu olarak Dolmabahçe Sarayı'nda doğan Abdülmecid Efendi (1 Haziran 1868-23 Ağustos 1944), küçük yaşta askeriyenin topçu sınıfına kaydolmuş ve bu esnada Halil, Hüseyin ve Said Paşaların nezaretinde eğitim görmüştür. Binicilik, avcılık, güreş ve eskrim sporları ile resim ve müzikle ilgilenmiş, sanatçı kişiliğini ressam olarak olgunlaştırmıştır. İyi seviyede Arapça, Farsça ve Fransızca bilen Abdülmecid Efendi, yayınları takip edebilecek derecede Almanca ve İngilizce öğrenmiştir. Sanat ve edebiyat çevresiyle yakın ilişki içinde olan Abdülmecid Efendi, şehzadelik döneminde kışları Fer‘iye Sarayı, yazları ise Bağlarbaşı Köşkü’nde bulunan atölyelerinde çalışmıştır. Veliahtlık makamına geldiğinde Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi'nde, Halife olarak Dolmabahçe Sarayı'na yerleştiği dönemde de buradaki atölyesinde çalışmalarını sürdürmüştür. Abdülmecid Efendi, 1909 yılında kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin fahrî başkanlığını yapmış ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi'nin yayınlanması için maddi destekte bulunmuştur. 1914 kuşağının ilki 1916 yılında Galatasaray Yurdu'nda açılan Galatasaray sergilerine destek olmakla kalmayıp, resimleriyle bu etkinliğin içinde bizzat yer almıştır. Abdülmecid Efendi'nin resim sanatıyla ilgili etkinlik ve faaliyetlere yönelik ilgi ve desteği bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Şişli Atölyesi olarak isimlendirilen etkinlik bunlardan bir diğeridir. Şişli Atölyesi'nde üretilen eserler, Türk ressamları tarafından Avrupa'da açılan ilk sergi olan 1918 Viyana Sergisi'nde yer almıştır. Abdülmecid Efendi, 1918 Viyana Sergisi'ne "Otoportre", "Harem'de Goethe", "Harem'de Beethoven" ve " I. Sultan Selim" adlı tablolarıyla katılmıştır. 1 Kasım 1922 tarihinde saltanat ve hilafetin birbirinden ayrılması ve halife unvanını taşıyan Vahideddin'in 17 Kasım 1922'de İstanbul'u terk etmesi üzerine, Abdülmecid Efendi TBMM tarafından halife seçilmiştir. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen kanunla halifelik kaldırılmış ve Osmanlı hanedanı yurtdışına çıkartılmıştır. Abdülmecid Efendi önce İsviçre’ye gitmiş daha sonra Fransa'nın Nice şehrine, ardından da Paris'e yerleşmiştir. 1944 yılında burada vefat eden Abdülmecid Efendi’nin naşı Medine’de Cennetül-Bâki kabristanına defnedilmiştir. TEKBİR ITRİ Nota: Osmanlı Halifesi Abdülmecid Habertürk Gazetesi Murat Bardakçı Akustik Duvar Piyano TEKBİR, Osmanlı musikisi, Murat Bardakçı, Akustik Piyano, tasavvuf müziği,Stand Dik Halifesi Abdülmecid Habertürk Gazetesi ITRİ Halife Abdülmecit Efendi yeşil bayrak padişahları Araştrma Murat Bardakçı Akustik Piyano Arşivi Komasız Din İslam Halife Nota Tonu Düzenleme Tasavvuf İlahi Muziği Musiki MP3 Tekbir Enstrümantal (Allahu Ekber Buhurizade Mustafa İtri Dini Muzik İlahi İlahiler Hatim İnanç İnan Kul Hak İslam İlahisi Bestesi Notaları İlk Çekim Hakkında Bu Kadar Detaylı Bilgi Daha Önce İşte Eğitici Çok Güzel İslami Video Arşivleri Araştırma İslami Bilgi İslami Video Dua Tv Program Tarihi Gerçek Padişahı Sultanı Ton
Osmanli Padişahlari Ve Mehter 04:27
Osmanli Padişahlari Ve Mehter 1.710 izlenme - 8 yıl önce
Ders: 1673-1736 Sultan Üçüncü Ahmed Kimdir? 01:23
Ders: 1673-1736 Sultan Üçüncü Ahmed Kimdir? 1.308 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen III. Ahmet (30 Aralık 1673, Hacıoğlu Pazarcık – 1 Temmuz 1736, İstanbul), 23. Osmanlı padişahı 102. İslam halifesidir. Babası Sultan IV. Mehmet, annesi Meh-Pâre Emetullah (Ümmetullah) Râbi'a Gül-Nûş Sultân'dır. Annesi Giritlidir. Sultan II. Mustafa'nın öz kardeşi olan Sultan III. Ahmet, iyi bir tahsil ve terbiye görmüş, ünlü hocalardan dersler almıştı. Sultan III. Ahmet, ağabeyi Sultan II. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde 30 yaşında iken Edirne'de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan III. Ahmet, hâttat ve şâirdi. "Necib" mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca Musiki ile de yakından ilgileniyordu. Divan şairlerinden Urfalı Nâbi Efendi'nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi. Gençliği diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, rahat bir hayat sürdü. İstediği her şeyle ilgilendiği için bilgisi de, görgüsü de arttı. Avrupa'daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu ve matbaanın Osmanlı Devletine gelmesi için çok çaba sarfetti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan Sultan III. Ahmet, çıkan Patrona Halil İsyanı sonucunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekildi. Sultan III. Ahmet'in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak kendisini padişah yapan yeniçerilere karşı etkili olamadı. Sultan III. Ahmet'in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ona idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu ve Sultan III. Ahmet'e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu. Sultan III. Ahmet zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Bunun sebebi Rusya'nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, balkanlardaki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık ve sıcak denizlere inmek istemesiydi. III. Ahmet ve I. Mahmut döneminde ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir. Konu başlıkları [gizle] 1 Saltanatı dönemindeki önemli olaylar 1.1 Prut Savaşı 1.2 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı ve Pasarofça Antlaşması 1.3 Lâle Devri 1.4 1723-1727 Osmanlı-İran Savaşı 1.5 Patrona Halil İsyanı 2 Mimari çalışmalar 3 Ailesi 3.1 Eşleri 3.2 Erkek çocukları 3.3 Kız çocukları 4 Ayrıca bakınız 5 Kaynakça 6 Dış bağlantılar Saltanatı dönemindeki önemli olaylar[değiştir] Prut Savaşı[değiştir] Ana madde: Prut Savaşı Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa yönetimindeki ordu Kırım Hanlığı ordusunun desteğiyle Rusları Prut nehri kıyısında kıstırdılar ve yendiler. Prut Savaşı denilen bu savaşı Osmanlıların kazanması üzerine "21 Temmuz 1711" tarihinde Prut Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın koşulları şunlardır: 1. Azak Kalesi Osmanlılara geri verilecek. (Karadeniz tekrar Osmanlı gölü haline geldi.) 2. Ruslar istanbul'da daimi elçi bulundurmayacaklar. 3. isveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi 4. Ruslar Lehistan'ın içişlerine karışmayacaklardı. Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltava Savaşı'nda (28 Haziran 1709),İsveç Kralı XII. Karl'ı ("Demirbaş Şarl") yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara sığınarak 1 şubat 1713'e kadar beş yıl süre ile Bender'de mülteci olarak kaldı. İsveç Kralını kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti Rusya'ya karşı savaş ilan etti (1711). III. Ahmed Fransız elçisini kabul ediyor, Jean-Baptiste van Mour, 17 Ekim 1724 Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmet Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna'yı geçerek Eflak'a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz'e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkânı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova'ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ve ümitsizliğini anlattı. Çariçe Birinci Katarina araya girerek Osmanlı Devleti'ne barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmet Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu. Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan ve Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmet Paşa barış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut Antlaşması ile Azak Kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul'da devamlı bir elçi bulundurmayacak ve İsveç Kralı Şarl'ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi. Osmanlı Devleti kazandığı bu başarıdan sonra, daha önce kaybedilen Mora yarımadasını da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları ve Mora halkının Osmanlı Devletinin yönetimi altına girmeyi istemesi Venediklilere savaş açılmasına neden oldu (8 Aralık 1714). Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron ve Navarin'i alarak Mora'yı fethetti (22 Ağustos 1715). 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı ve Pasarofça Antlaşması[değiştir] Ana madde: 1715-1718 Osmanlı-Avusturya-Venedik Savaşı Ana madde: Pasarofça Antlaşması III. Ahmet yeniçerilere altın para atarken Avusturya'nın Karlofça Antlaşması gereğince Mora'nın Venediklilere geri verilmesini istemesi üzerine, Avusturya'ya da savaş açıldı. Sadrazam Damat Silahtar Ali Paşa Osmanlı ordusu ile birlikte Macaristan'a girdi. Petrovaradin Muharebesi'nde Savoy Prensi Eugen komutasındaki Avusturya ordusu Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) ve Sadrazam Silahtar Ali Paşa şehit düştü. Bu bozgundan sonra 18 Ağustos 1717 tarihinde Belgrad düşman eline geçti. Silahtar Ali Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirilen Damat İbrahim Paşa barış teklif etti. Yapılan Pasarofça Antlaşmasına göre yukarı Sırbistan, Belgrad ve Banat yaylası Avusturya'ya, Dalmaçya, Bosna ve Arnavutluk kıyıları Venedik'e verildi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı (1 Temmuz 1718). 1724 yılında İran'da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanarak İran'ı ele geçirmek isteyen Rusya harekete geçti. İran'ın Rusya'nın eline geçmesini istemeyen Osmanlı Devleti İran'a sefer düzenledi. Ruslarla yapılan İstanbul Antlaşmasına göre Azerbaycan'da alınan yerler Osmanlılarda kalacak, Derbent, Bakü ve Dağıstan Ruslara bırakılacaktı. Lâle Devri[değiştir] Ana madde: Lâle Devri 1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşmasından sonra Osmanlı Devletinde yeni bir dönem başlamıştı. 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanına kadar, 12 yıl süren bu döneme Lale Devri denir. Sultan III. Ahmet ve Damat İbrahim Paşa barışçı bir siyasetten yanaydılar. Lale Devri de bu barışçı politikaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı. III. Ahmed'in oğullarının sünnetinin 14. gün şenliklerinde oynayan köçekler.(Surname-i Vehbi, 1720) Lale Devri'nde edebiyat, kültür ve sanat alanında gelişmeler olduğu gibi, teknik konularda da Avrupalı devletlerden etkilenilerek bazı yenilikler gerçekleştirildi. Bu dönemde Avrupa'ya ilk kez geçici elçiler gönderildi. 1727 yılı ortalarında Osmanlı Devletinde de matbaa kurulması için düzenlenen padişah fermanı üzerine, Paris Elçisi 28 Mehmet Çelebi'nin oğlu Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdular (16 Aralık 1727). Lale devrinde Yalova'da bir kâğıt fabrikası kuruldu. İstanbul'da sık sık çıkan yangınları daha hızlı kontrol altına almak için, yeniçeriler içinden bir itfaiye örgütü oluşturuldu. Yine İstanbul'da bir kumaş fabrikası ve bir çini imalathanesi açıldı. Her tarafta birçok köşk, saray ve lale bahçeleri yapıldı. Ayrıca Doğu kültürünün klasik eserleri ilk kez Türkçe'ye çevrildi. İstanbul'da halk yıllar süren savaşlardan sonra böyle bir dönem yaşamanın mutluluğu içerisinde idi. 1723-1727 Osmanlı-İran Savaşı[değiştir] Ana madde: 1723-1727 Osmanlı-İran Savaşı 1723 yılında Şirvan'da çıkan karışıklıklar üzerine Rusya ile anlaşan Osmanlı Devleti'nin Kafkasya ve İran'a üç cephede savaş açtığı; Hoy, Hemedan ve Revan'dan sonra Van Valisi Serasker Köprülüzade Abdullah Paşa'nın 1725 yılında Tebriz'e girdiği bilinmektedir. Ama ardından Andican'da Safevîlerin Afşar asıllı kumandanı Nadir karşısından alınan yenilgi üzerine İran Şahı II. Tahmasp ile Hemedan Barışı imzalanmıştır. Patrona Halil Patrona Halil İsyanı sırasında yaşananlar, ressam Jean-Baptiste van Mour'un tablosu. Patrona Halil İsyanı[değiştir] Ana madde: Patrona Halil İsyanı Damat İbrahim Paşa'nın açtığı zevk ve sefahat devrinden memnun olmayan bu yapılanları israf olarak gören bir kitle oluşmuştu. Bu topluluk İran seferinden olumsuz haberler gelmesi üzerine, harekete geçmiş camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti. On yedinci Ağa Bölüğü Yeniçerisi Patrona Halil ve yandaşları 25 Eylül 1730'da ayaklanmayı başlatmışlar ancak halkın onlara katılmaması endişesiyle bu girişimlerinden vazgeçmişlerdi. İsyancılar üç gün sonra Bayezit caminin Kaşıkçılar kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı resmen başlattılar. Esnafı da dükkânlarını kapatarak kendilerine katılmaya ikna eden isyancılar, hapishaneleri boşalttılar ve yeniçerilerden de yardım gördüler. Yeniçeri ağalarından Hasan Paşa onlara karşı harekete geçtiyse de başarılı olamadı. Bu gelişmeler üzerine Sultan III. Ahmet isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. İsyancılar, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Lale Devrinin önemli kişilerinden olan Damat İbrahim Paşa ve bazı devlet adamları idam edilerek isyancılara teslim edildi. İsyan sırasında şehir tahrip edildi. İsyancılar Sadabad Köşkü'nü yaktılar. Ayrıca dönemin ünlü Divan şairlerinden Nedim de isyan sırasında, isyancılardan kaçmak için damdan dama atlarken düşerek öldü. Patrona Halil ve diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan III. Ahmet'in tahtan indirilmesini istedi. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan III. Ahmet, 1 Ekim 1730'da Osmanlı tahtını Şehzade Mahmut'a bıraktı. Yeni Cami Turhan Valde türbesine defnedilmiştir. Mimari çalışmalar[değiştir] İnce ve hassas bir ruha sahip olan Sultan III. Ahmet, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lale Devri'nde sanata, edebiyata ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti. Sultan III. Ahmet, Topkapı Sarayı ile Yeni Camii'de birer Kütüphane, Ayasofya'da Bab-ı Humayun'un karşısında Türk sanat şaheserlerinden sayılan bir çeşme (Sultan III. Ahmet Çeşmesi) ve İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da Deryayi Sim adlı bir su bendi inşa ettirmiştir. Bunlardan başka Üsküdar'da Yeni Valide Camii, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, İbrahim Paşa Camii ve Külliyesi, İstanbul'da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis ve Sebil, Ortaköy Camii önündeki çeşme, Üsküdar Şemsi Paşa'da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme ve Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler yine bu dönemde yapılmıştır. Ailesi[değiştir] Eşleri[değiştir] Emetullah Sultan Rukiyye Sultan Emine Mihr-î-Şah Kadın Sultan Rabia Sermi Sultan Zeyneb Sultan Emine Musall Kadin Hanife Sultan Gülşen Kadin Ümmü Gülsüm Sultan Meyli Sultan Fatma Hüma Şah Sultan Nijad Sultan Nazife Sultan Nazife Sultan 2 Hafsa Sultan Fransa asıllıdır. Yenihan Şah Sultan Erkek çocukları[değiştir] III. Mustafa Şehzade Süleyman Şehzade Bayezid Şehzade Mehmed Şehzade İbrahim Şehzade Numan Şehzade Selim Şehzade Ali Şehzade İsa Şehzade Murad Şehzade Seyfeddin Şehzade Abdülmecid Şehzade Abdülmelik Kız çocukları[değiştir] Emine Sultan Rabia Sultan Habibe Sultan Zeyneb Sultan Zübeyde Sultan Esma sultan Hatice Sultan Rukiye Sultan Saliha Sultan Atike Sultan Reyhan Sultan Esime Sultan Ferdane Sultan Nazife Sultan Naile Sultan Ayşe Sultan Fatma Sultan Emetullah Sultan Ümmüselma Sultan Emine Sultan Rukiye Sultan Zeyneb Sultan Sabiha Sultan Ayrıca bakınız[değiştir] Lâle Devri Patrona Halil İsyanı Kaynakça[değiştir] Dış bağlantılar[değiştir] Wikimedia Commons'ta III. Ahmed ile ilgili çoklu ortam kategorisi bulunur. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (2056 (2007)). Osmanlı Tarihi IV. Cilt 1. Kısım:Karlofça Andlaşmasından XVIII . Yüzyıl Sonuna Kadar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 975-16-0015-4. Sakaoğlu, Necdet (1999). Bu Mülkün Sultanları. İstanbul: Oğlak Yayınları. ISBN 875-329-299-6. say.315-328 Kinross, Lord (1977). The Ottoman Centuries. İstanbul: Sander Kitabevi. ISBN 0-224-01379-8.(İngilizce) III. Ahmed Osmanlı Hanedanı Doğumu: 30 Aralık 1673 Ölümü: 1 Temmuz 1736 Resmî olarak sahip olunan unvanlar Önce gelen II. Mustafa Osmanlı Sultanı 28 Aralık 1703 - 20 Eylül 1730 Sonra gelen I. Mahmud Sünni İslam unvanları Önce gelen II. Mustafa İslam Halifesi 28 Aralık 1703 - 20 Eylül 1730 Sonra gelen I. Mahmud [göster] g t d Osmanlı padişahları [göster] g t d İslam Halifeleri SULTAN 3. AHMED Osmanlı Hanedanı Üzerine Görüşme Kararlı İstanbul'a Avdet Hasan Paşanın Sadareti 1slavların Şuurlanması Deli Petro Rusya'sı Avrupa Devletlerine Bir Bakış Karlofça Antlaşması İsveç-Rus Çekişmesi Prut Savaşı Ve Zaferi Demirbaş'ın Mağlubiyeti 3. Ahmed'in Alicenaplığı Deli Petro'nün Hamakatı Savaş'ın Safahatı Prut Sulhunun Esasları " Venediklerle Savaş Avusturya Seferi Ve Neticesi Pasarofça Antlaşması İran'daki Aksiliğin Dersaadet'e Te'siri Sultan Mahmüd'on Adı Telaffuz Ölünüyor! Patrona Halil Ve İsyanı İsyan Nasıl Başladı? Padişah Nerede? Padişah 3. Ahmed'in Feragati Sultan 3. Ahmed'in Şahsiyeti 3. Ahmed'in Hanımları 3. Ahmed'in Sadrazamları 1696-1736 Seneleri Deniz Harekâtları Pasarofçaya Doğru! SULTAN 3. AHMED Babası: IV. Mehmed Han Annesi: Râbia Gülnüş Sultan Doğum Tarihi: 1673 Vefat Tarihi: 1736 Saltanat Müd.: 1703-1730 Türbesi: İstanbul'da Yeni Camii Yanı Turhan Valide Sultan Türbesi. Sultan 3. Ahmed 23. padişah ve 15. halifedir, 4. Meh-med'in oğlu 3. Ahmed. Edirnede bulunan padişahın tahtan indirilmesiyle geçtiği padişahlık makamına kurulduğunda otuzbeş yaşındaydı. Nasıl bir vaziyet ülkede hüküm sürerken devletin başına geçmişti? Bunu dikkatle incelemek gerekir. Bir yazarımız yeniçerinin yoldan çıkış hâlinin tipik görüntü­sünü şu satırlarla tesbit ediyor. ".. Sultan Mustafa'yı hâl et­mek üzere Edirne'ye kadar gitmiş olan şımarık yeniçeriler yeni padişahın tahta çıkmasını nazar-ı dikkate bile almaksı­zın arsızlıklarında 'devamı, vüzerayı ve ricali, erkân-ı idam ediyorlardı. Hâttâ şeyhülislâmlıkdan -yine kendi arzu ve ta-lebleriyle- bilazl Erzurum'a nefyedilen Feyzuilah efendi'yi bi­le yoldan çevirerek, fecii bir surette kati ve İtlaf etmişlerdi, "dedikten sonra biraz daha izah lüzumunu hissetmiş olacak ki, sayfanın dibine bir ilave gereğini görmüş. Aynen alıyoruz: "Feyzuilah efendi, bagiler (yol kesenler) tarafından üçgün kadar hapsedildikden sonra burnu, kulakları, dudakları ke­silmiş, ondan sonra bir beygire ters olarak bindirilerek Edir­ne at pazarına götürülerek badel teşhir, kemâl-i cefa ile edildikten sonra ayağına ip bağlanarak sokaklarda hrısti-yanlara süründürülmüş ve önünde papaslara ayin-i ruhani icra ettirilmiş ve bade Tunca Nehri'ne atılmıştır. Vakıa Fey­zuilah efendiden evvel dahi yeniçeriler iki şeyhülislâmı kati etmişler idiysede hiçbirisi böyle facia tarihimizce mucib-i cehalet bir su-i akıbete duçar olmamışlardı. Şu ahval o za­manlar ahlâkı umumiyenin seviyesini bize göstermeğe kâfi­dir." Demekten kendini alamamıştır. Osmanlı Hanedanı Üzerine Görüşme Şunu hemen belirtmek gerekirki; bir çok tarihçi, sıkışıldı-ğında kıyamcıiarın kellesini istediklerinin neden verildiğini aydınlatmak babında işin derinliklerine nüfuz edilecek müta­laadan içtinap etmişlerdir. Böyle olunca da, altıyüzyirmiiki seneyi bulan Osmanlı hanedanının devlet-i âliye'yi temsili hususu pürüzsüz devam etmiştir anlayışı ahali arasında yay­gındır. Ancak; yukarıda cümle içinde kullandığımız "sikışıldı-ğında kıyamcıiarın kellesini istediklerinin neden verildiği.." hususu hanedan değişikliğini önlemeye matuf tedbirlerden olarak düşünmek lâzımdır. Buna bağlı olarak İsmail Hakkı Uzunçarşılı tarihinden arabaşlığımiza aid bîr pasajı naklede­lim: "Asi kuvvetler Silivri mevkiine geldikleri zaman orada bir kaç gün oturarak Sultan 2. Mustafa'nın yerine kimin ge­tirilmesi lâzım geleceğini görüştüler. Bunlar henüz İstan­bul'da iken kimi hükümdar yapacaklarına dâir bir kararlan yoktu. Fakat Avcı Sultan Mehmed'in oğullarını istememek­te müttefik idiler. Bâzısı Kırım hanzâdesini ve bazılarıda İb­rahim Hanzâdelerden birini hükümdar yapalım gibi sözlerle dedikodu yapıyorlardı. Buradaki İbrahim Hanzâdeferden ka­sıt, Sokollu Mehmed Paşanın, 2. Selim'in kerimesi İsmihan Sultan hanımla izdivacından doğmuş bulunan İbrahim'in to­runlarıdır. Ancak; Hünkâr İmamı Bursalı Mehmed efendi, sadrazamın çadırında yaptığı müdehalece konuşmayla, şeh­zade İbrahim'in daha onbir yaşında olduğunu ileri sürerek, 30 yaşın üzerinde olan ekber şehzadenin tahta çıkarılmasını mukni bir lisanla temine muvvaffak oldu. Böylece de şehza­de Ahmed, 3. Ahmed unvanı ile taht-ı Osmani'ye çıkabildi. 2. Mustafa'nın Hafsa'ya geldiğinde kardeşi Ahmed'in İstan-buldan gelmekte olanlar tarafından tahta çıkarıldığını anla­dığından, Hırka-i Şerifi arabaya yükletirken "bu layke nemen selametle saraya varıp şu emaneti sahibine (yeni hü­kümdara) teslim edebildik, Allah mübarek eyleye padişahlı­ğını" Dediği Nusretname adlı eserde yer almaktadır. 3. Ahmed Osmanlı tahtına 9/rebiülahirl 1 15-22/ağus-tos/1703 çarşamba günü kuud etmiştir. (Jzunçarşılı tahta geçtiğinde 31 yaşı içinde olduğunu beyan buyurmaktadır. Yılmaz Öztuna ise, Hacıoğlu pazarı Otağı hümayununda 31/12/1673'de dünya'ya geldiğini, tahttan indirilen Sultan 2. Mustafa ile ana ve baba bir kardeş olduklarını bildiriyor. Kararlı İstanbul'a Avdet 3. Ahmed, umumun isteği olan İstanbul'a dönüş yoiuculu-ğuna başladı. Beraberinde mahlû padişah 2. Mustafa ve onun üç oğlu, Mahmud Osman ve Hasan ile 2. Ahmed'in oğ­lu şehzade İbrahim'de olduğu halde İstanbul'a geldiler. Top-kapı Sarayına geçmeden Eyüb Sultan Camiine ve yüce sa-habiyi ziyaretle kılıç kuşanma merasimini yerine getirdi. Bu arada asilik yapanların yüreklerine kuşku düştü. Tecrübelerle sabittİrki ihanet erbabı, bir gün bana da ihanet eder veya ederler hükmü kaziyyesi içinde belâlara duçar edilmişlerdir. Bu ihtimal akıllarına geldiğinde, yüreklerini korkunun kırıntı­ları serpilmeye başladığı an, İstanbul'a dönmüş oldukları za­mandı. Çırpıcı Çayırında (bu gün ismi var kendi yok çayır) içtimaa ettiler. Şehre girmemeyi önerenlerle kaderciler mü­zakerelerde bulundular ve inceldiği yerden kopsun diyerek başşehre dahil olmaya karar aldılar. Yeniçeriağası Çalık Ahmed paşa, pek kısa zamanda çeşitli mevkilere gelmenin hazımsızlığı içinde şımarmış, makam-ı sadareti yüzsüzlük yapıp bizzat 3. Ahmed'in kendisinden ta­lep etmişti. Önlü Nusretnâme'den sadaret talebi ile alakalı bir paragrafı sayfalarımıza alalım: "Çalık Ahmed paşa:
Osmanlı Padişahları Ve Tuğraları 07:23
Osmanlı Padişahları Ve Tuğraları 1.080 izlenme - 6 yıl önce tüm osmanlı padişahları
Osmanlı Padişahları 02:13
Osmanlı Padişahları 2.267 izlenme - 8 yıl önce padişahlar geçidi www.doganhisar.tk
 HİCAZ SİRTO Oyun Havası Beste: Sultan Abdülaziz Bestekar Osmanlı Padişahları Enstrümantal Fon Müzik 04:06
HİCAZ SİRTO Oyun Havası Beste: Sultan Abdülaziz Bestekar Osmanlı Padişahları Enstrümantal Fon Müzik 708 izlenme - 1 yıl önce HİCAZ SİRTO Bestekarı: Sultan Abdulaziz Muhteşem Ezgi Bestekar Türk Osmanlı Hanedanları - Osmanlı Devleti Sarayı Müzikleri Genç Piyanist Güneş Yakartepe, "HİCAZ SİRTO Oyun Havası " Eserini Piyano ile Solo çaldı. Arka Perde Sinevizyon ile Abdülhamit han Eserlerinden Görüntüler Eşlik etti. Osmanlı Sarayı Müziği Besteleri Piyano Solo Serisi: 9 Genç Osmanlı Piyanist Beğeni, Destek ve Güzel Yorumlarınızı Bekler. HİCAZ SİRTO Oyun Havası ve Sultan Abdulaziz Eseri Hakkında Bilgi Hicaz Sirto - Beste: Sultan Abdülaziz Makam: Hicaz - Usûl: Sofyan İcra edenler: Kuyruklu piyano Solo 6 HİCAZ SİRTO Oyun Havası Beste: Sultan Abdülaziz Bestekar Osmanlı Padişahları Enstrümantal Fom Müzik Sultanları Aziz Padişah Usül Yürük Klasikler Bestekarlar Sultani Padişah Padişahı Piyano Kral Hanedan Soy Peşrev Saz Rum Semaisi Eseri Eserleri Osmanlı Müziği Musiki Devleti Yunan İmparatoru Sultanı Abdul Azizi Aziz Han Abdulaziz Abdül aziziye Azize Piyano Solo Osmanlılar Musikisi Müziği Saray Yıldız Sarayı Klasik Türk Marş Ana Büyük Askeri Bando Dolmabahçe TBMM Meclis Başkanı Topkapı Milli Saraylar Osmanlıca Ders Eğitim Sultanı Der Saadet Genç Piyanist Piano Zade Resital Sound Akustik Resital Music Resitali Solosu Sultan Halkımızın ortak duygu ve düşüncesini, heyecanını, hüznünü, coşkusunu, ezgilerle, oyunlarla ortaya koyan, kimliğini ve benliğini yansıtan, adeta medeniyetimizin aynası ve hafızası olan müziğimiz, kültürel aktarımın ve dönüşümün adeta bir sözcüsüdür. SİRTO Türk müziğinde genellikle neşeli ve hareketli nağmeler içeren bir tür oyun havasıdır. Ayağın yere sürtülerek veya yerde kaydırılarak oynanmasına dayalı, kadın erkek beraber oynanan bir tür halk oyunudur. Yunanistan’ın ulusal dansı ve müziği olarak bilinir. Sirto, tüm Yunanlılar tarafından farklı formlarda yapılır. Sirto kelimesi Yunanca’da sürüklemek, kaydırmak kelimesinden gelmektedir. Ait olduğu coğrafyada kadınlar ve erkeklerin toplu dansına eşlik etmek amacıyla icra edildiği bilinmektedir. Genel özellikleri orta tempoda, yalnızca ilk sekizlik vurgulu olacak şekilde sekiz zamanlı düyek usulü içerisinde sirto düzümünün kullanılmasıdır. Türk müziği anlayışı içinde tamamen saz eseri olarak bestelenip dans eşlik ezgisi olarak düşünülmediğinden, kimi besteciler tarafından formun dışına çıkılıp bazı bölümler değişik usullerde bestelenmiştir. Bu da bazı eserlerin tümünde veya yalnızca usûl geçkilerinin yapıldığı bölümlerde sirto türünün ortadan kalkmasına neden olmuş ve bu isim altında yeni bir saz eseri anlayışı ortaya çıkmıştır. "Kanalımıza ait diğer videolara ulaşmak ve güncel içerikleri takip etmek için Hanedanlık Türk Musikisine kattığı değerin yanı sıra; Allegro, Schottische, Polka, Polka-Mazurka, Waltz, Galop, Kadril ve marş formlarında bestelerle de Klasik Batı Müziğine de etki etmiştir. Bu anlamadaki en belirgin besteler Sultan V.Murad tarafından yapılmıştır. Sultan V.Murad’ın piyanosu başında bestelediği yüzlerce eser günümüzde de kulaklarda hoş bir tını bırakmakta. Kendisi gibi iyi bir bestekar olan kız kardeşi Refia Sultan’a yazdığı bir mektupta en büyük eğlencesinin tarih okumak, piyano çalmak ve nota yazmak olduğundan bahseden Sulltan V.Murad tahta geçmesinin ardından 93 gün sonra tahttan indirilir ve hapsedilir. Bugün büyük bir kısmı İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde sergilenen pek çok eserini de hapis hayatı sürdüğü sırada yapmıştır. Geçtiğimiz Mayıs ayında Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu ve dünya prömiyeri yapılan V. Murad balesi Türk müzik tarihinde bir ilk olarak yerini almış ve padişahın hayatı kendi bestelerinin de kullanıldığı bir partisyon olarak beğeni kazanmıştır. HİCAZ SİRTO Oyun Havası Beste: Sultan Abdülaziz Bestekar Osmanlı Padişahları Enstrümantal Fon Müzik HİCAZ SİRTO, Oyun Havası, Osmanlı Müziği, Enstrümantal müzik, Fon Müzikleri, Osmanlı Musiki Devleti Yunan İmparatoru Sultanı Abdul Azizi Aziz Han Abdulaziz Abdül Aziziye Azize Piyano Solo Osmanlılar Musikisi Müziği Saray Yıldız Sarayı Klasik Türk Marş Ana Büyük Askeri Bando Dolmabahçe TBMM Meclis Başkanı Topkapı Milli Saraylar Osmanlıca Ders Eğitim Sultanı Der Saadet Genç Piyanist Piano Zade Resital Sound Akustik Resital Music Resitali Solosu Sultan Hicaz Sirtosu Neşeli Kıvrak Nağme Sahip Rağmen Vakarı Mağrur İnsanı Çok Derin Etkiler Havaları Neşe Cıvıl Hareketli
Ders: 1696-1754 Sultan Birinci Mahmud Kimdir? 01:17
Ders: 1696-1754 Sultan Birinci Mahmud Kimdir? 1.067 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen I. Mahmud (2 Ağustos 1696 - 13 Aralık 1754), 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. 1696'da Edirne Sarayı'nda dünyaya geldi. II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmet'in yeğenidir. Konu başlıkları [gizle] 1 İlk yılları 2 Patrona Halil İsyanı'nın bastırılması 3 İran Savaşları 4 Rusya ve Avusturya ile Savaşlar 5 Kapitülasyonlar 6 İran ile yeniden savaş 7 Islahatlar 8 Mimari eserler 9 Ölümü 10 Kişiliği 11 Ailesi 11.1 Eşleri 12 Dış bağlantılar İlk yılları[değiştir] Okul çağına geldiği zaman babasının hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi'den dersler aldı. Şehzadeliğinde yüksek fen ve din ilimlerini öğrenerek yetişti. Babasının tahttan indirilmesinden sonra padişah olan amcası III. Ahmet de, şehzade Mahmut'un yetiştirilmesine itina gösterdi. Nihayet III. Ahmet'in Patrona Halil İsyanı'yla saltanattan indirilmesi üzerine, 30 Eylül 1730'da tahta çıktı. III. Ahmet saltanattan çekilirken yeğenine nasihatlar etti ve tavsiyelerde bulundu. Patrona Halil İsyanı'nın bastırılması[değiştir] Patrona Halil Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı. İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil de Sultan Birinci Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Bu müdahale öyle bir aşamaya geldi ki, Patrona Halil Sultan Birinci Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 15 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü. Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan Birinci Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde kısa sürede bastırılmasını sağladı. İran Savaşları[değiştir] Ana madde: 1730-1732 Osmanlı-İran Savaşı Ana madde: 1735-1736 Osmanlı-İran Savaşı Osmanlı kuvvetleri İran seraskeri Ahmet Paşa ile Erzurum valisi ve Revan seraskeri Hekimoğlu Ali Paşa kumandası altında iki koldan harekete geçti. 30 Temmuz 1731'de Kirmanşah alındı. 15 Eylül'de Kürican sahrasında İran kuvvetleri bozguna uğratıldı. Urmiye ve Tebriz ele geçirildi. İran şahının sulh istemesi üzerine Ocak 1732'de Ahmet Paşa Antlaşması imzalandı. Buna göre Aras nehri iki devlet arasında hudut kabul edilirken; Revan, Gence, Nahcivan, Bitlis, Şirvan ve Dağıstan Osmanlılara, Tebriz, Kirmanşah, Hemedan, Luristan ve Erdelan eyaletleri ise İran'a bırakıldı. Söz konusu antlaşma Osmanlı Devleti'nin memnun etmedi ve sadrazam azledildi. Dolayısıyla, kırılgan bir barış ortamı oluştu. İran da kaybettiği Kafkasya topraklarını geri almak için fırsat kollamaya başladı. 1733'te İran'da iktidarı ele geçiren Nadir Şah, Osmanlıların eline geçen bölgeleri almak için tekrar savaş açtı. 1735'te Arpaçay'da yapılan muharebeyi Osmanlılar kaybetti. Gence, Tiflis ve Revan İran'ın eline geçti. Rusya ve Avusturya ile Savaşlar[değiştir] Ana madde: 1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı 1739'da Osmanlı Devleti Osmanlı Devleti'nin doğuda İran ile mücadelesini fırsat bilen Avusturya ve Rusya da iki cepheden harekete geçmişti. Azak kalesini ele geçiren Ruslar, Osmanlı kuvvetlerinin toparlanmasına meydan vermeden Gözleve, Kılburun ve Urkapı'yı da işgal ettiler. 12 Temmuz 1737'de harekete geçen Avusturya ordusu ise, Bosna, Sırbistan ve Eflak'a girdi. Bu mağlubiyetler üzerine I. Mahmut sadarete getirdiği Muhsinzade Abdullah Paşa'yı Rusya üzerine, Hekimoğlu Ali Paşa'yı da Avusturya üzerine sefere memur etti. Muhsinzade süratli bir hareketle Özi ve Kılburun kalelerini ele geçirirken, Hekimoğlu Ali Paşa ise Banya Luka'yı kuşatan Avusturya kuvvetlerine büyük bir darbe indirdi. Yapılan savaşta Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi. Hekimoğlu Ali Paşa'nın bu zaferi İstanbul'da büyük bir sevince yol açtı. Avusturya ve Rusya barış istemek zorunda kaldı. Nihayet 18 Eylül 1739'de yapılan Belgrad Antlaşması'yla Avusturya ile Tuna ve Sava nehirleri sınır olarak belilendi ve 1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması ile kaybedilen Kuzey Bosna, Batı Eflak ve Belgrad dahil Kuzey Sırbistan geri alındı. Rusya ise Azak Kalesi'ni ele geçirmekle beraber Azak Denizi'nde donanma bulunduramayacaktı. Kapitülasyonlar[değiştir] Osmanlı Devleti Atlas Okyanusu ticareti karşısında gerileyen Akdeniz ticaretini canlı tutmak amacıyla Kanuni Sultan Süleyman devrinde 1536 yılında müttefiki Fransa'ya ticaret ve gümrük kolaylıkları sağlamıştı. Tek taraflı olarak verilen bu ayrıcalıklar süresi bittiğinde uzatılmak suretiyle sürdürülüyordu. Rusya ve Avusturya ile imzalanan Belgrad Anlaşmalarında arabuluculuk ve kolaylaştırıcı rol üstlenen Fransa'ya bu kapitülasyonlar 1740 yılında imzalanan bir anlaşmayla sürekli olarak verildi. XIX. Yüzyıldan itibaren birçok ülkeye teşmil edilen ve Osmanlı Devleti'nin ekonomisine zarar vermeye başlayan kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Anlaşması ile kaldırıldı. İran ile yeniden savaş[değiştir] Ana madde: 1742-1746 Osmanlı-İran Savaşı Avrupa devletleriyle anlaşmalar sağlayan I. Mahmud, yeniden İran üzerine döndü. Nadir Şah, bu vaziyet karşısında Osmanlılarla baş edemeyeceğini anlayınca, Kasr-ı Şirin Antlaşması maddeleri üzerinden anlaşma teklifinde bulundu ve bu istek kabul edildi (1746). Islahatlar[değiştir] John Young tarafından yapılmış bir portresi I. Mahmut, Lale Devri'nde (1718-1730) büyük bir hız kazanan Osmanlı reform hareketinin Patrona Halil İsyanı ile kesintiye uğradığı bir siyasi ortamda tahta geçti. Amcası III. Ahmed'in başlattığı reform politikasını daha çekingen bir üslupla da olsa sürdürmeye gayret etti. İsyandan sonra duraksayan matbaacılık hamlesinin yeniden canlandırılmasına izin verdi. Başta Ayasofya kütüphanesi olmak üzere kütüphaneler kurdu. Daha sonra Nuruosmaniye Camii adını alan camiin Avrupa mimarisi tarzında inşa edilmesi için Simon Kalfa adlı Ermeni mimarı görevlendirdi ise de, daha sonra gelen tepkiler üzerine bu projeden vazgeçti. 1729 yılında Osmanlı Devleti'nin hizmetine giren Humbaracı Ahmet Paşa'nın öncülüğünde Humbaracı Ocağı büyük bir gelişme sağladı ve gerek Avusturya'ya gerekse Rusya'ya karşı kazanılan başarılarda önemli pay sahibi oldu. Mimari eserler[değiştir] Birinci Mahmud döneminin en büyük eseri Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve Külliyesi oldu. Tophane'de inşa edilen Birinci Mahmud Çeşmesi, Halep'te yapılan Osman Paşa Külliyesi, Kahire'deki Habbaniye Sultan Birinci Mahmud Tekkesi ve Sebili, Erzurum'daki Vezir İbrahim Paşa Camii, Cağaloğlu'ndaki Hacı Beşir Ağa Külliyesi ve Şumnu'da inşa edilen Şerif Halil Paşa Camii dönemin diğer önemli mimari eserleridir. Ölümü[değiştir] Zor bir dönemde padişah olmasına rağmen ülke içinde ve dışında huzuru sağlayan, Osmanlı Devleti'nin gerileme sürecini bir süreliğine de olsa yavaşlatmayı başaran I. Mahmut, 13 Aralık 1754'te hastalığına rağmen çıktığı Cuma namazından dönerken, Demirkapı'da at sırtında vefat etti. Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesi'nde babası Sultan II. Mustafa'nın yanına gömüldü. Kişiliği[değiştir] Vikikaynak'ta I. Mahmud'un Konya'da bulunan Şeyh Bedrettin'in evlatları hakkındaki kanunnamesi ile ilgili metin bulabilirsiniz. Devrinin vakanüvislerince zeki, anlayışlı, hamiyetli, lütufkâr ve merhametli bir zat olarak tanıtılan I. Mahmud, hadiseleri sonuna kadar takip eder, devlet işlerinde istişarede bulunur, acele etmez ve telaş göstermezdi. Yeniliği sever ve memleketi bu yoldan yükseltmeye gayret ederdi. İlim, sanat, edebiyat meclislerindeki sohbetlere katılır ve Sebkatî mahlası ile şiirler yazardı. Devrinde ilim, kültür ve sanat sahalarında kıymetli eserler yazıldı. Beşiktaş'ta Arap İskelesi Camii, Rumeli Hisarı'nda İskele Camii ve Yıldıztepe mescitleri yaptırdığı bazı eserlerdir. Ailesi[değiştir] Eşleri[değiştir] Hace Ayşe Sultan Hace Verd-i Naz Sultan Hatice Rami Sultan Hatem Sultan Raziye Sultan Halim Sultan Dış bağlantılar[değiştir] Wikimedia Commons'ta I. Mahmud ile ilgili çoklu ortam kategorisi bulunur. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (2003). Osmanlı Tarihi III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 975-16-0013-8. Sakaoğlu, Necdet (1999). Bu Mülkün Sultanları. İstanbul: Oğlak Yayınları. ISBN 875-329-299-6. say.329-347 Kinross, Lord (1977). The Ottoman Centuries. İstanbul: Sander Kitabevi. ISBN 0-224-01379-8.(İngilizce) Shaw, Stanford (1976). History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. Vol.1 Empire of the Gazis: the Rise and Decline of the Ottoman Empire 1280-1808. Cambridge: Cambridge University Press. ISBN 0-521-29163-1. say.246-248 (İngilizce) I. Mahmud Osmanlı Hanedanı Doğumu: 2 Ağustos 1696 Ölümü: 13 Aralık 1754 Resmî olarak sahip olunan unvanlar Önce gelen III. Ahmed Osmanlı Sultanı 20 Eylül 1730 - 13 Aralık 1754 Sonra gelen III. Osman Sünni İslam unvanları Önce gelen III. Ahmed İslam Halifesi 20 Eylül 1730 - 13 Aralık 1754 Sonra gelen III. Osman [göster] g t d Osmanlı padişahları [göster] g t d İslam Halifeleri SULTAN 1. MAHMÜD İran Savaşı Bu Savaşlardan Geri Kalan Rusya Ve Avusturya Seferleri Rusya'ya Gelince Belgrad Antlaşması İranla Muharebe Sultan Mahmud'un Vefatı 1. Mahmüd'un Hanımları 1. Mahmud'un Sadrazamları 1. Mahmüd Devri Şeyhülislâmları 1. Mahmüd Devrinde Avrupa Devletleri Osmanlı Devletinde Silahlı Kuvvetlerin Durumu SULTAN 1. MAHMÜD Babası: Sultan II. Mustafa Han Annesi: Saliha Hatun Doğum Tarihi: 1696 Vefat Tarihi: 1754 Saltanat Müd.: 1730-1754 Türbesi: İstanbul Yeni Camii. Sultan 1. Mahmud, Osmanlı Padişahlarının 24. sü olup, 16. halifesi idi. Sultan 2. Mustafa'nın, Saliha Kadın adlı hanı­mından, 1108/1696 tarihinde dünya'ya gelmiştir. Osmanlı tahtına geçişi yukarıda anlattığımız veçhile vukubulmuştur. 1143/1730 tarihi aynı zamanda Sultan 1. Mahmud'un 35. yaşının tarihidir. Saltanatı yirmi beş sene sürmüştür. Tahta geçişinin altıncı yılından itibaren önce doğu taraflarında üç sene sonra da avrupa taraflarında bir sulh dönemine girildiği pek net olarak görülür. Saltanatının ilk günlerinde devlet ida­resi padişahın elinden ziyade, kıyamcılann başı Patrona Halil ile arkadaşlarının ellerindeydi. Hükümet bu şakilere söz geçi-remiyordu. Şakiler istedikleri gibi hüküm sürüyorlardı. Bu hu­susta aşağıdaki satırları ibretle okuyup, anlamak lâzımdır. Bilhassa tâyin hususlarını uygulama perişanliğin sergilenmesi idi. Misal olarak da, Patrona Halil ve arkadaşlarının, tensip ve ısrarıyla Ahmed Paşa isminde bir kişi Kapdan-ı Deryalık ma­kamına, Rüstem Paşa adlı biri de, İran Seferine serdar yapıl­dı. Pek değersiz bir kimseydi. Öte taraftan Damad Nevşehirli ibrahim Paşa döneminde sürgünü hakketmiş ve nefyedilmiş bulunan şerirler, bir aff-i umûmi ilânı ile serbest kalmışlar ve İstanbul'a doluşmuşlardı. Bunların geçmiş günlerden ders alıpda, akıllı uslu durmaları gerekirken tam tersine her şeye karışmaya başladıkları gibi, devlet adamları arasında hoşlan­madıkları kimler varsa birbir tutulup hapse konuyor, kimi sürgüne gönderilirken, kimisi idama maruz bırakılıyordu. Ar­dından bu gibi kimselerin evleri, konaklan yağmaya uğratılı­yordu. Bu haydut zümresinin tesir ve cüreti öyle çoğalmıştı ki; Kırım Hânını dahî değiştirmeye kadar vardırdılar. O dönem rezaletlerinin derece-i pürmelâlini idrak için, Ah­med Râsim bey'in tarihinden bir alıntıyla temasa lüzum gör­dük. "Zorbalar bir takım evbaşı, arnavut tellak, kaldırımcı, hamal, ırgad makulesi kimseler idi. Devlet adamlarını, Öte­kini berikini korkutarak memuriyete nasb ettirerek mal, pa­ra alıyorlardı. Patrona Halil kendisine veresiye at vermiş ve para yardımında bulunan Yanaki isminde bir kasap yazıcısı­nı Buğdan Voyvodası Kiğa'nın yerine tayin ettirdiği gibi, Şıkk-ı evvel defterdarı Alibey'i, evinden biz oturacağız ge­rekçesiyle çıkartması, arkadaşı Muslu Beşe'nin sakal bıra­kıp, kırk gün içinde kul kethüdası olması, İstanbul Kadısı olan Deli İbrahim'in Yeni Odalardan 79. cemaat odasını mahkeme olarak seçmesi devlet adamlarını kaçırttı. Devlet adamları bu aşair de denilen şahısların müdehale ve karıştı­rıcılıklarından vakit buİupda uzun zamandan beri devam et­mekte olan İran savaşını düşünememekte, bunların her de­diklerine boyun eğmekde idiler. Bir gün zorbalar akşam ka­ranlığı basınca Şehzâdebaşinda bulunan dükkanların kapıla­rını kırarak yağmaya girişleri, ahaliyi deliye döndürmüştü. Galeyana gelen ahaliyi durdurmak mümkünattan gözükmü­yordu. Hükümet bu durumdan faydalanma mülahazasıyla Sancak-ı Şerifi çıkartarak, asilerin yok edilmelerine başladı­lar. Evvelâ Patrona Halil ve diğerleri yakalanıp idam olundu. Haydut takımının diğer bir bölümü ile evbaşılar sürgüne sevkolundular, böylece de İstanbul'un asayişinde sükunet sağlandı." Kâmil Paşanın Tarih-i Siyasisinde verilen malu­mata bakılırsa, Patrona Halil'in hempası olan ve idam edilen­lerin sayısı 3 bin civarını buluyordu. Ayrıca teşvikçi kimseler sürgünleri boyladilar. Bu işlerin makule döndürülmesinde şeyhülislâm Paşmakçızâdenin büyük hizmeti görüldü. Kâmil Paşanın Tarihi Siyasisinde bundan önce makam-ı meşihatda bulunanlara müftü dendiği yazılıdır. İran Savaşı Dahili işlerimizde sağlamaya muvaffak olduğumuz, nizam ve intizamdan sonra İran savaşlarına dikkat sarfetme duru­muna geliverilmişti. Bağdad Valisi meşhur Ahmed Paşa, Şark Seraskeri tâyin olunarak, Iran üzerine gitmekle vazife­lendirilerek, kuzeydeki güç olarak Hekimoğlu Ali Paşada İran üzerine gitmek emrini aldı. Osmanlı Orduları; kısa zaman içinde Kirmanşah, Hemedan, ürmiye havalisi ile Azerbay­can'ın merkezi olan Tebriz'i elde etmesinin akabinde Şah Tahmasb sulh derdine düştü ve bu hususta müracaatta bu­lundu. Mutabık kalınan şartlar muvacehesinde sulh imzalan­dı. Yalnız fazla bir zaman geçmeden İranlılar hududu aşmak ve Bağdad'ı muhasara etmekten kendilerini alamadılar. Bun­ların üstüne eski sadnazamlardan Topal Osman Paşa ku­mandasında taze bir ordu bölgeye gönderildi. Meydana gelen Osmanlı/İran çatışması sonucunda İran, feci bir mağlubiyetle Osmanlı hududlarını terk etmek mecburiyetinde kaldı. Tarih­ler bu sırada, 1146/1733 senesini göstermekteydi. Ancak; Tahmasb'ın temsilcisi sıfatıyla Afganlı Nâdir Ali Şah İran ve kendi askerini birleştirerek Osmanlı Topraklarına saldırıya geçmişti. Bu toplama ordu hem kalabalık hemde güçlü bir yönetimle daha da kuvvetlice hâle ifrağ olunmuştu. Yapılan müteaddit sayıdaki çarpışmaların neticesinde önce Osman Paşa daha sonrada, Köprülüzâde Abdullah Paşa sa­vaş alanında şehadet şerbetini içdiler. Asakir-i Osmaniye ise, mağlup olduğundan daha önce ele geçirmiş olduğu toprakları Nâdir Ali Şah'ın ordusunun istila­sına terk etmeye mecbur kaldı. Bu Savaşlardan Geri Kalan Her iki tarafda sayısız çarpışmaların verdiği hasardan ve kayıptan yılmış müşterek olarak bir sulh zemini aramaya başladılar ve bulmaya da muvaffak oldular. Hatta sulhu de gerçekleştirdiler. Osmanlı padişahı; 1. Mahmud, bu savaşia-nn yapılışında Gazi unvanı aldı. Ali Nâdir Şah'ın önemli ta­lepleri şunlardı. Kendisinin de bağlısı olduğu mezheb-i şiâ'nın, daha doğrusu Caferiye'nin Osmanlı Devleti tarafın­dan tasdik edilmesi, Harem-i Şerifde dört mezhebin beşincisi olarak bir rükün tahsis olunmak İranlı hacılar için İran tara­fından bir emrü'l hac tâyin edilmesine müsaade verilmesi. Safevi Devleti dönemi hududlanna riayet edilerek sulhun ye-nilenmesiydi. Devlet-i Osmaniye ise, Caferi mezhebinin tas­diki ve İranlılar tarafından, emr'ül hac tâyini hususlarının, şer'an olsun, makülen olsun caiz olamayacağını ileri sürerek redde, diğer şartların ise kabulüyle antlaşma imzalandı ve te­ati olundu. Rusya Ve Avusturya Seferleri Sultan 1. Mahmud'un Osmanlı tahtına geçmesinden son­ra, Rusları sulh antlaşmasına mugayir hareketlerinde tatbik-çİsi olarak, Lehistan ve Kırım Hanlığına dâir işlere karıştığı gibi Kırım sakinlerine tecavüze başlamıştı. İran ile yaptığımız muharebelerde ise yardımımıza koşan Tatar kuvvetlerine mania teşkil ettiği olmuştu. Son dönemlerde de, Azak Kale­sini kuşatmaya teşebbüsünden sonra İran ile varılan antlaş­manın arkasından Rusya'ya harb ilân edilerek sadrazam Si-lahdar Mehmed Paşa kumandasıyla hudud boyuna b;iyük bir ordu sevk olundu. 1147/1734 Venedikle yaptığı savaşın mağlubu olan ve bundan dolayı izzet-i nefsi kırılmış ve her fırsatdan istifadeyi itiyad edinmiş oian Avusturyalılar, görü­nüşte bize dost kalmak, hakikat-ı halde ise, bâbıâli'yi iğfal ederek Ruslara zaman kazandırmak niyetiyle araya girerek savaş yapılmamasını ve kan dökülmeksizin, kendisinin iki tarafı birleştireceği vaadiyle sevkıyatı durdurabilmek ve cok kısa bir zaman sonra apansız Bosna tarafından hududu aşa­rak bize harb ilânında bulundu. Bakın, görün ki, Avusturya-nın becermek istediği tavassut harekâtı doğrudan sahteliği bariz bir hareketti. Avusturya Çarı 6. Şarl, Osmanlı devletini, tevile dönük haberleşme ile kandırmış, daha sonra birlikde harb ateşini körüklemek, kötülükleri gerçekleştirmek üzere, Çariçe ile resmen yemin ve yapacaklarını kararlaştırmış ol­duklarından, Avusturyalılar konuşma tarzlarını aniden değiş­tirip de Ruslar ile müttefik olarak Osmanlıya karşı, savaş ilâ­nını gerçekleştirdiler. Hâttâ elçi Talaman bile ilân-i harbi bil­diren, Avusturya Kabinetosunun gönderdiği emirnameyi, va­kit kazanmayı esas alarak bir ay kadar Osmanlı hükümetin­den gizleme tenezzülünde bulunmuştu. Sadrazam olan Silah-dar Mehmed Paşa politik açıdan acemi olup sadrıazamın te­siri altındaki kethüda-i sadr-ı âli yâni dahiliye nâzın olan Os­man Halis efendi, Avusturya sefirinin iğfalatına tamamen râm olmuşlardı. Böylece Özi ve Bender ile Vidin'in muhafızları tarafından asker ve mühimmat taleb edildikçe, işin sulhen bitmek üzere olduğunu boşu boşuna devlet malını telefe gerek yoktur ce-vablarını vermekteydiler. Gösterilen bu fevkalâde büyüklük­teki gaflet, tedariklerimiz bakımından bizi kısıtlı bırakmıştır. 1147/1735'de başlayıp, 1152/1740 tarihinde sona eren kuv­vetli bu iki devlet ile yapılan savaşlar, her tarafta Osmanlı askerinin zaferiyle sonuçlandı. Bu mağlubiyetlerin gerek Avusturyalıların gerekse Moskof'un burunlarının sürtülmesi-ni sağladığı dünya siyaset arenasında müşahede olundu. Avusturya elçisinin hilekârane davranışıyla meydana gelen hareketler, padişah Sultan 1. Mahmud'u üzerken, bâbıâli'yi de hayli müteesir etmişti. Sanki bu üzüntülerin yüzü suyu hürmetine, bu cephede Avusturya askerleri münhezim ol­muş, Bosna Valisi Hekimoğlu Ali Paşa gösterdiği liyakat ve gayretlerle düşmanı bulundukları Bosna topraklarının dışına tard edebilmişti. Hatta; Belgrad kalesini de muhasara altına almaya muvaffak olmuştu. Ayrıca öncü kuvvetlerimiz Tuna Nehrini geçerek Macaristan da bir çok bölgede nal izleri bı­rakmışlar ve adamakıllı yağmalar gerçekleştirmişlerdi. Avus­turya'nın bu hile-i âzimine, mehazlarımız arasında yer alan Ali Şeydi bey tarihinde şöyle bir mütaiaa ileri sürmekteki sayfamızı süslemeden edemedik: "Halbuki 1168/1754'de, Lehistan, Prusya ve Fransa devletleri tarafından meydana getirilmiş, hizip, Avusturya'ya ilân-ı harb etmişler ve tarihde olarak anılan badireye katılması hususunda Sultan 1. Mahmud'a yapılan, teşvik ve teklifleri nezaketle reddederek Osmanlı'nın zebunkeş, yâni düşene tekme vurmayan karakter taşıyan bir millet olduğu­nu göstermiş oldu. Hakikaten, Avusturya kendisi aleyhinde birleşmiş olan devletleri bu savaşlar neticesinde mağlup et­miş, doğrusu bunda muvaffak olması da, Osmanlı devleti­nin bu savaşa Avusturya aleyhine katılmamasından neşet ettiği kabul edilmelidir. Eğer Osmanlı askeri, bu muharebe­lerde Avusturya karşısında yer alsaydı, Avusturya'nın iz­mihlali mukadderdi. Buna rağmen Avusturya yapılan bu ka­dirşinaslığı idrak edememiş, ne zaman Ruslar bize karşı ha­rekâta gelmişlerse, onlar da derhal bize savaş ilânından ge­ri kalmamıştır." Bu beyanı aldıktan sonra biz de hatırlatmak isterizki; Osmanlıya karşı bir savaşa davet yapan Rus Ça-rı'na, Avusturya İmparatorİçesi Maria Tereza nezâketle red cevabı vermiştir. Ahmed Rasim bey'de eserinde bunu beyan etmektedir. Neyse biz, Avusturya'nın Vidin üzerine yürüyen bir kolordu­sunun bizim İvaz Paşa ile Köprülüzâdelerden Abdullah Paşa­nın cesaretleri ve işbilirliği karşısında hezimete duçar oldu­ğunu da kaydetmiş olalım. Rusya'ya Gelince Bize savaş ilânını yapmadan önce Ruslar, Azak ve Kubu­run kaleleriyle, Kırım Yarımadasını başdanbaşa yağmaya tâ­bi tuttuğu gibi Baserabya taraflarından da İlerlemeye koyul­muşlardı. Kırımın yeni Hânı Fethi Giray'ın celâdeti karşısın­da, Kırım'da bulunan Rusların horlanarak uzaklaştırıldığı gö­rüldü. Besarabya'ya saldıran diğer bir Rus kuvveti de, karşı­larında gördüğü Osmanlı Ordusu karşısında mağlup oldu­ğundan bozgun hâlinde ricata mecbur kalmıştı. Bu ricatta kendi hududları dahiline çekildikleri görüldü. Bu çekilişi gös­terirlerken eskiden yaptıkları gibi, yakınlarından geçtikleri her şehir ve kasabayı yaktıkları gibi, yiyecekleride bu yangı­na dahil etmeyi ihmal etmediler böylece kendilerini takip et­me tasavvurunda olan Osmanlı ordusunu yiyecek sıkıntısına düşme kaygısına duçar ederek, bu ordunun takibinden kur­tulmayı başardılar. Belgrad Antlaşması Asakir-i Osmani'yenin devamlı olarak her taraf da kazan­makta olduğu zaferler karşısında, Avusturyanın ve Rusların sulh talebinde bulundukları görüldü. Osmanlı padişahı ve hükümeti, taleb-i sulhun muterizi olmadılar. 1152/1739 se­nesinde Belgrad da bir kongrenin toplanması gerçekleşti. Uzun müzakereler yapıldı ve neticede sulh antlaşması imza olunup, karşılıklı olarak teati olundu. Yapılan ve adı tarihlerde, yapıldığı şehrin ismiyle anılan antlaşmanın gereğinden olarak, Avusturyalılar Belgrad'ı teslimle birlikte, Sava ile Tu­na nehirlerinin sağ tarafındaki Pasarofça antlaşmasıyla elde ettiği yerleri ayrıca Varşova topraklarını ve Eflâk Çasar'ı, Va-las Antrich tâbir olunan yerleri ki Aluta ırmağı ile Eflâk'ın es­ki hududu arasındaki batı topraklarının bulunduğu yerdir, di­ğer bir tâbirle de Küçük Eflâk'da denmektedir. İşte bütün bu yerler Pasarofça muahedesi icabından ola­rak Avusturya'ya terk edilmişti. Şimdi bu yerler Osmanlı devletine iade olunuyordu. Osmanlı'lar ise, Bançeh ve Yanat civarında ele geçirmiş olduğu yerleri iade etmeyi kabul edi­yordu. Antlaşmayı yirmi sene sürecek sulh niyetiyle imzala­dılar. Aradan bir kaç gün geçmiştiki Rusya murahhası çıktı geldi. Ve Azak Kalesini, yıkmak ve civar arazinin her iki ülke arasında riayet olunan hat olması ve Rusların Azak Denizin­de harp gemisi imâl etmesinin yasaklanma şartı getirildi. Ay­rıca eski hududun esas kabul edilmesi kararlaştırıldı. İranla Muharebe .ladır Ali Şah, Osmanlı devletiyle İmzalamış olduğu 1148/1735 tarihli antlaşmadan sonra, ordusuyla birlikte Af­ganistan vede Hindistan taraflarına gitti, oralarda bir haylide savaşlar yaptı. Geçen bu zaman zarfında şark hududumuzda sakin ve asude hayat sürdü. Hudud boylarında bulunan aha-Üninde keyfine diyecek yoktu. Ne varki; Nâdir Şah, iran'a avdet ettiğinde bu güzel günler son buldu. Çünkü huzur yeri­ni huzursuzluğa bırakmaya hazır hâle gelmişti. Çünkü acem; Osmanlı üzerine savlet etmeye başlamıştı. Irak yakınlarında bulunan bir kaç kalemizi zapt etti. Vaziyeti gözden geçiren bâbıâli derhal asker şevkine koyuldu ve meydana gelen çarpışmalar zaman zaman Osmanlılara, bazen de İran kuvvetlerine galibiyet şansı verdi. Bu seri savaş­ların üç sene sürdüğü görüldü. Ancak son galibiyet İran tara­fında kaldı buna bağlı olarak, 4. Murad Hân devrinde yapılan antlaşmanın esas tutulduğu şartlar, 1159/1746 tarihinde adetâ yenilendi. İranla yapılan savaşların sonuncusu olarak kabul edilen muharebenin temin ettiği hudud, ufak tefek de­ğişikliklerin üzerinde durulmadığı takdirde hemen hemen ay­nı olarak devam etmektedir. Sultan Mahmud'un Vefatı Talihinin yaver gitmesi, zaman ve zemin itibariyle uygun tarz saltanat süren 1. Mahmud, Osmanlı padişahlarının ara­sında bahtiyar olanlardan sayılsa sezadır. 1168/sefer-1754/kasım ayı içinde bir Cuma Namazı sonrası saraya dö­nüşü esnasında bindiği atın üzerinde fücceten irtihâl-i dâr-ı beka eylemiştir. Fücceten deyimi apansız mânasindadir. Bazı tarih yazarları Sultan 1. Mahmud'un bir hafta kadar yatağın­dan çıkamadığını, bu ağır duruma rağmen Cuma Namazını edaya büyük bir gayret göstererek gitmesini vücudunun sar­sılmasının sebebini teşkil ettiğini beyan ederler. Böylece ve­fat vukubuldu derler. Bu zâtın diri diri gömüldüğü iddiası vardır. Yirmi beş sene kadar süren devri saltanatında Sultan 1. Mahmud bu döne­min yirmi senesi kadarı İran, Rusya ve Avusturya ile savaşa­rak geçmiştir. Elhak bütün bu savaşlarda Osmanlı Ordusu sânı şerefini, celâdetini göstermeyi bütün mevcudiyetiyle is-bata muvaffak olmuştur. Yaptığı antlaşmada düşmanlara memleket kapdırmak şöyle dursun, Pasarofça antlaşmasıyla Avusturya'ya terkettiğimiz yerleri dahi kurtarmaya muvaffak olduğumuzdan, padişahımızın hatırı avrupa ülkeleri arasında saygıya lâyık bulunması gerçekleşmiştir. Yaptığı seçimlerde isabetli, işlerin akıbetini takip ve takdi­re önem vermesiyle şöhret bulmuştur. Ahlâki açıdan son de­recede mükemmel bir kimseydi. İlim ve fen, yeniliğin ve iler­lemenin anahtarıdır anlayışı içinde, ileriye bakışı tarafdar ol­maktan ziyade sevgiyle benimsemesinden kaynaklanıyordu. Aslında; yeni bir tarz askerlik sınıfını ihdas tasavvuru arasın­daydı. Bu Asakir-i Mansure-i Muhammediye gibi de, Nizâmı Cedid gibi de olabilirdi. Bu düşüncesini kimse ile paylaşma­yacak, bu hususta tasarımları kafasının içinde saklıyacak kadar etrafından haberdar bir kimseydi. Kuvveden fiile çikaramaması umumiyetle Avusturya, Rusya ve İran ile yapılmış, seri harpler sebiyle olduğunu Ali Şeydi bey tarihinde belirt­mektedir. Kızlar Ağalarının ikisininde ismi Beşir Ağa idi. Bunların sözlerine pek önem verirdi. Yine bunların bazı ifade­lerine uyarak yapmış olduğu bazı icraat kendisinin tarihçiler ve devrini idrak eden bazı zevatın, tenkitlerine hedef olmasını icab ettirmiştir. İlim yoluna yardımlarda bulunmuş, İstanbul-da dört kütüphane bina ettirip açtırmıştır. Ayrıca bu kütüp-"tıanelerin içinde genel dersaneler ihdas etmiş, İzmirde de, bazı binalar yaptırarak hayırlara vesile kılınmasını emretmiş­tir. Daha bir çok hayırlı teşebbüslerin müteşebbisidir. Nur-û Osmaniye Camiine epeyi emek vermesine rağmen, yapımın bitimine pekaz v£kit kala dâr-ı bekaya intikali, mez­kûr câmi'i tamamlama işini onun yerine Osmanlı tahtına ge­çen; 3. Osman'a nasip olduğu ve bu padişahın adını taşıması uygun görülmesi Mahmud-u Evvelin yâni 1. Mahmud'un şanssızlığıdır. Sultan 1. Mahmud; güzide padişahlar arasında bulunan zevattandır. Devri bir çok askeri zaferle süslenmiştir. Hususi­yetlerinden önemli bir davranışını, sarayda dolaşırken önüne kadın çıkması hiç hoşlanmadığı ahvalden olduğundan, aya-kabılarının altına kabaralar çaktırır, bunların yürürken çıkardığı sesler bayanların önüne çıkmamasını adetâ hatırlatan bir alarm sesi vazifesi görmekteydi. Devrini parlak başarılar­la tamamlamıştır. Sultan Mahmud; 2/ağustos/1696'da Edir­ne'de dünyaya geldi. 13/12/1754'de hayatını kaybettiğinde; 58 sene, 4 ay, 12 gün, ömür sürmüştü. Annesinin adı Sebka-ti olup, aynı zamanda Sultan 1. Mahmud'un şiir yazdığında kullandığı ism-i müstearıdır. Babası 2. Mustafa'nın ilk oğlu olup, vefatından sonra ba-basınında medfun olduğu Yenİcâmi türbesine defnolunmuş-tur. Güzel bir hattat olup, Yılmaz Öztuna bey'in belirttiğine göre, günümüze kadar gelmiş bulunan saz eserleri notalarıy-la mevcuddur. Osmanlı ordusu» Nâdir Şahı mağlup ettiğinde, bu orduyu teçhiz eyleyip, teşvik etmiş bulunan 1. Mahmud'a Gaazi unvanı verilmiştir. 1. Mahmud'un; çocuğu olmamıştır. 1. Mahmud'dan sonra kardeşi vede halefi olan 3. Osman'ın­da çocuğu olmadığından, Osmanlı Sarayı, 1730 ile 1757 arasında, yâni yirmiyedi sene doğacak çocuk beklemiştir. 1. Mahmud devrinde yaşıyan meşhur yabancıların bazıları şu zevattır: Almanyada imparator 6. Şarl, 7. Şar], Mariya Te-reza, 1. Fransuva, İngilterede, kral 2. Jorj, İran'da Şah Tah-masb, 3. Abbas, Ali Nâdir Şah, Mehmed Hüseyin Han Kaçar, Papalık da, 12. Koleman, 14. Piu, Prusyada Kral 1. Fredrik, 2. Fredrik, Rusyada imparatoriçe Anna, imparator 6. İvan, imparatoriçe Elizabet, Fransada da kral 15. Lui gibi hüküm­darlardır. 1. Mahmüd'un Hanımları Alicenâb Kadın (Hace) Sultan 1. Mahmud'un baş kadını­dır. 1775 yılı hac dönüşünde vefat etti. Zevci padişahdan sonra 21 sene daha muammer olmuştur. Yeni Cami haziresi-ne defnolundu. Fâtih Camii civarında mektep, çeşme ve se­bil yaptırmıştır. Verdinâz Kadın, Çağatay üluçay'a göre Sultan 1. Mah­mud'un 5. kadınıdır. Sicilli Osmani'de 4. gözüktüğünü beyan ediyor. 13/ramazan/1219-16/aralık/1804 pazar günü vefat etdi. Şehzâdebaşı Camii türbelerinde defnolundu. Murad Pa­şa yakınlarında bir mektebi ve sebili vardır. Kocasından son­ra elli yıl daha yaşadı. Rami Kadın, 1. Sultan Mahmud'un altıncı hanımıdır. Be­şiktaş Akaretlere giden yolda bir sebil yaptırdı. Padişahın ve­fatı sonrasında Mekke ve Medine müfettişlerinden İbrahim bey ile izdivacı vukubuldu. Yılmaz Öztuna ise, Ayşe Kadın vefatı 1746, yine Ayşe (Hace) vefatı 1746, Hadice kadın ile Râziye Kadından sonra, kocasının arkasından onbeş yıl daha payidar olan Hâtem vardır ki, 1769 yılında vefat etmiş, Üs­küdar daki Ayazma Camiine defnolundu. Tiryal hanım ise, 1789'da vefat etmiştir. Böylece dokuz hanımı olduğu belirlenmiş oluyor. İkballeri - Meyyase hanım, başikbâlidir. Fehmi hanım 2. ikbâlidir. Sırrı hanım ve Habba--hanımlardır. Sultan 1. Mahmud'un eş ve ikbâlleri sayısı' onue sayısını bulmaktadır. 1. Mahmud'un Sadrazamları Sultan 1. Mahmud'un devri, 119. sadrıazam Damad Silah-dar Mehmed Paşa ile başladı. 3 ay, 21 gün sürebildi. Karahi-sarlı Kabakulak İbrahim Paşa makam-ı sadarete getirildiğin­de 22/ocak/1731 idi. Sadaret müddeti 7 ay, 19 gün sürebil­di. 121. sadrıazam olan Konyalı Topa! Osman Paşa ise 6 ay, 2 gün mührü taşıyabildi. 122. sadrıazam Hekimoğlu Ali Paşa 1. sadaretine; 12/mart/1732 tarihinde geldi. 3 sene 4 ay, 1 gün sonra çekildi. 2. defa gelişi 21/4/1742'de başladı 1 se­ne, 5 ay, 2 gün sürerek 23/eylül/1743'de sona erdi. Son sa­dareti 15/şubat/1755'Ie, 18/mayıs/1755 arasında 3 ay, 1 gün devam etti. Toplam sadaret günleri, beş sene dört gün olmuştur. 123. sadrıazam Gürci Ağa İsmail Paşa, 5 ay, 28 gün yaptığı sadaret vazifesinden alındığında, tarihler 9/ocak/1736'yı, göstermekteydi. Yerine; Dâmad Silahdar Di-metokaiı Seyyid Mehmed Paşa 1 sene, 6 ay, 28 gün sürecek sadrıazamlığa getirildi. Muhsinzâde Abdullah Paşa 4 ay, 14 gün için makam-i sadarete getirildi. Antalyalı Yeğen Mehmed Paşa sadnazam oldu ve 1 sene, 3 ay, 4 gün mührü hümayu­nu taşıdı. Demek ki Suitan 1. Mahmud göreve alıştığından sadrazamlanylabir yıldan fazla beraber çalışmayı başarmaya başladı. Çünkü Hacı İvaz Mehmed paşanın sadareti de" 1 se­neyi, 3 ay, 2 gün aştı. Nişancı Foçali Hacı Ahmed Paşa 1 se­ne, 9 ay, 28 gün sadaret makamında hizmet verdi. Şark-İ Karahisarlı Seyyid Hasan Paşa ise 2 sene, 10 ay, 16 gün de­vam eden sadaretten sonra infisal etti. Tiryaki Hacı Mehmed Paşa 9/ağustos/1746'da geldiği sadaretten 1 sene, 16 gün sonra 24/ağustos/1747'de ayrılırken, yerine Kerküklü Boy-nueğri Seyyid Abdullah Paşa getirildi 3/ocak/1750'de 2 yıl, 4 ay, 10 gün vazife yapmış olarak ayrıldı. 132. sadrıazam Dİ-vitdar Mehmed Emin paşa idi ki bu zat da, 2 sene 5 ay, 29 gün mührü hümayunu taşıdı ve l/temmuz/1752'de, vazifesi­ni tamamladı. 133. sadrıazam Çorlulu Köse Bahir Mustafa Paşa, l/temmuz/1752'de geldiği sadarette, 1. Mahmud'un son sadrıazamı oldu. Böylece Sultan 1. Mahmud'un devrinin sadrıazam sayısı onbeş kişiyi buldu. Yalnız şunu önemle İşa­ret etmek isterizki; Sultan 1. Mahmud'un devrinde iki defa sadarete gelerek cem'an bu padişah devrinde 4 sene, 9 ay, 3 gün hizmet veren Hekimoğlu Ali Paşa esasında, 1. Mah­mud'un baba bir, ağabeyi idi. 9/15/temmuz/1999 tarihli Cu­ma dergisinde de yazdığım gibi, enteresan bir hikâyesi var­dır Hekimoğlu Ali Paşanın. Bu hazin hikâyeyi hulasaten say-faiarımıza alma lüzumunu hissetik. "Hekimoğlu Ali Paşa as­lında bir şehzadedir. Sultan 2. Mustafa'yı sebebi bilinmemekle birlikte kızdıran bir câriye, saray hayatından ihraç edilir. Aslen Venedikli olan ve katolik mezhebi yanlısı hristiyanlar-dan olan ve daha sonra ihtida ederek islâmiyeti benimsemiş bulunan, Hekimbaşı Nuh efendi İle ihraç edilen câriye evlen­dirilir. Nikâh akdinin hemen arkasından cariyenin padişah-dan bir çocuğa hâmile olduğu meydana çıkar. Nevarki yâni sarayda doğmadığından hanedana men­sup olmanın sağladığı bütün avantajların mahrumu kalır. Fa­kat doğumuna kadar takip altında tutulan câriye ve oğlu, do­ğum sonrasında saraydan ihtimam görmeye devam eder. Fevkalâde güzel şartların içinde yetiştirilmesine gayret sarfe-dilir. Bunda da elhak muvaffak olunur. Hekimoğlu Ali Paşa, Osmanlı padişahlarına hizmet veren sadnazamlar arasında, hatırı sayılır bir mevkie sahiptir. Çok kibar padişahlardan biri olarak anılan; 1. Mahmud, Hekimoğlu Ali Paşa'nın hayat hi­kâyesine vakıf olduğundan ve de kendisinden yaşça büyük olduğundan haberdar bulunduğundan sadrıazamlara göster-liği nezaketin ötesinde bir hürmet gösterirdi. Bu noktadan kaynaklanan davranış günün birinde, Sultan Mahmud'un hu­zuruna giren sadrıazam HekimoğSu Ali Paşaya: demek suretiyle karşıladığı görülmüştür. Buna mukabil 1. Mahmud'un vefatı sonrası padişah olan 3. Osman döneminin bir bölümünde, Hekimoğlu Ali Paşayı sa­darete getirir ancak bir mevzuda yüksek sesle cevap veren sadnazama, padişah
osman gazi'den vahdeddine 36 osmanlı padişahı 02:12
osman gazi'den vahdeddine 36 osmanlı padişahı 765 izlenme - 5 yıl önce osman gazi'den vahdettin'e 36 osmanlı padişahı
Ders: 1604-1622 Sultan İkinci Osman (Genç Osman) Kimdir? 01:41
Ders: 1604-1622 Sultan İkinci Osman (Genç Osman) Kimdir? 857 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen .II. Osman ya da Genç Osman divan edebiyatındaki mahlasıyla Farisî (d. 3 Kasım 1604, İstanbul - ö. 20 Mayıs 1622, İstanbul); 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. Babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Haseki Sultandır. Mahfiruz Haseki Sultan Rum'dur. Sultan Genç Osman 14 yaşında iken, amcası Sultan I. Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. Annesi onun yetişmesi için çok titiz davrandı. Sultan Genç Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini klâsiklerinden tercüme yapabilecek kadar güzel öğrendi. Genç Osman; zeki, enerjik, atılgan, cesur ve gözüpek bir padişahtı. Sultan Genç Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es'ad Efendinin ve Pertev Paşa'nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. Kendisine plânlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı. Tarihte eşine az rastlanır bir şekilde tahtan indirilerek, Yedikule zindanlarında boğularak öldürülen Sultan Genç Osman, babası Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii'nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan alan Sultan Genç Osman çok yenilikçi bir padişahtı. Konu başlıkları [gizle] 1 İran ilişkileri 2 Otuz Yıl Savaşları 3 İtalya ve Akdeniz seferi 4 Lehistan seferi 5 Yenilik hareketleri 6 Öldürülmesi 7 Kaynakça İran ilişkileri[değiştir] Sultan Genç Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste'de yenilmesine rağmen, İranlılar, mukaddes saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar'ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav sahrasında, daha önce iki devlet arasında imzalanan Nasuh Paşa Antlaşması baz alınarak imzalanan Serav Antlaşması'yla barış tekrar sağlandı. (26 Eylül 1618). Otuz Yıl Savaşları[değiştir] Ana madde: Otuz Yıl Savaşı Kanuni zamanında başlayan Katoliklere karşı Protestanları destek verme, Otuz Yıl Savaşları'nda devam etti. Özellikle Transilvanya'da çıkan Protestan isyanında, Osmanlı'nın büyük etkisi vardı.[1] İtalya ve Akdeniz seferi[değiştir] Halil Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1620 yazında Akdeniz seferine çıktı. İstanbul'dan ayrıldıktan sonra Navarin'e gelen donanma, buradan da kuzeye, Adriyatik'e doğru yöneldi. Dıraç'da iki İtalyan gemisini ele geçirdikten sonra İtalya'ya asker çıkardı ve İspanyollara ait olan liman şehri Manfredonia'yı işgal etti. Lehistan seferi[değiştir] Ana madde: 1620-1621 Osmanlı-Lehistan Savaşı Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı iki ülke arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleştiyse de barış bozulmamıştı. Fakat askeri birliklerin geçimini Lehistan'a yaptığı akınlarla sağlayan Kırım Hanı, barışa aykırı hareket ediyordu. Bunun yanı sıra Lehliler Boğdan işlerine müdahaleden geri kalmadıkları gibi, Boğdan'a ait Hotin kalesini işgal etmişlerdi (1617). Ayrıca Eflak ve Erdel'in içişlerine müdahale etmeye devam ediyorlardı. Bu olaylar üzerine Sultan Genç Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Purut kıyısında bulunan Yaş'ta, Lehlileri bozguna uğratmıştı (20 Eylül 1620). Sultan Genç Osman, 1621 yılının Nisan ayında Lehistan Seferine çıktı. Lehler yeni ve daha büyük bir ordu meydana getirme çabasındaydılar. Avusturya'dan yardım alarak ordularını takviye ettiler. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1620'de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve Hotin kalesi önlerinde yapılan meydan savaşında, düşman siperlerinin ele geçirilememesi, askerlerin şevk ve heyecanını oldukça yıprattı. Yeniçerilerin de kendilerini tam olarak savaşa vermemeleri, bu savaşın kesin bir netice ile sonuçlanmamasına yol açtı. Lehistan elçilerinin savaşa kendilerinin neden olduklarını bildirmesi üzerine Hotin Antlaşması yapılarak sefere son verildi (29 Eylül 1621). Antlaşmaya göre Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanına 40.000 düka altın verecekti. Yenilik hareketleri[değiştir] Sultan Genç Osman, Lehistan seferindeki başarısızlığının sebebi olarak askerin gayretsizliğini görüyordu. Askeri alanda bazı yenilikler yapma fikri böylece gelişti. İşe Kapıkulu Ocakları ile başladı. Yaptırdığı sayımda, asker sayısının maaş defterindeki kişi sayısından az olduğunu anlayınca fazladan para vermeyi kesti. Bu durum da, daha önce fazladan gelen paraları kendi ceplerine atan zabitlerin, Sultan Genç Osman'a düşman olmalarına yol açtı. Sultan Genç Osman; her şeyin farkındaydı, ancak tecrübesiz olması yüzünden istediği yenilikleri yapamıyordu. Anadolu, Mısır ve Suriye'den gelen askerlerden oluşacak yeni bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray, harem ve ilmiye teşkilatlarını yeniden kurmak, yeni kanunlar çıkarmak gibi yenilikçi düşünceleri de vardı. Kapıkulu Ocakları bu durumdan rahatsızdı ve bunu belli etmekten kaçınmıyorlardı. Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin başında bulunduğu ilmiye sınıfı ise fikir belirtmiyordu. Sultan Genç Osman'ın Halep, Erzurum, Şam ve Mısır Beylerbeylerine asker yazdırmak için gizli bir irade gönderdiğinin sarayda adamları olan yeniçeriler tarafından öğrenilmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Sultan Genç Osman asker toplamak için Anadolu'ya bizzat kendisi gitmek istiyordu. Bu arada İstanbul'a, Dürzi lider Maanoğlu Fahreddin'in Lübnan'da bir isyan çıkardığı haberi geldi. Sultan Genç Osman bunu bir fırsat bilerek, isyanı bastırmak için Anadolu'ya gideceğini söyledi. Ancak Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es'ad Efendi, koskoca padişahın küçük bir isyan için Anadolu'ya gitmesine gerek olmadığını söyleyerek, Sultan Genç Osman'ın Anadolu'ya geçmesini engellemeye çalıştılar. Başka bir çaresi kalmayan Sultan Genç Osman, hacca gideceğini ilan etti. Daha önce hiçbir padişah hacca gitmemişti. Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es'ad Efendi çok uğraştılarsa da Sultan Genç Osman fikrinde kararlıydı. Padişahın geçeceği güzergah üzerindeki vilayetlerin beylerbeyleri haberdar edildi ve hazırlık yapmaları istendi. Sultan Genç Osman'ın yanında 500 yeniçeri ve sipahi olacak, geri kalan asker İstanbul'un korunması için İstanbul'da kalacaktı. Sadrazam, defterdar, nişancı, rikab ümerası, gedikliler, 40 müteferrika ve 40 divan katibi hac kafilesinde yer alıyordu. Öldürülmesi[değiştir] Padişah otağının Üsküdar'a kurulacağı günden bir gün önce, yeniçeriler Süleymaniye'de toplandılar. Ayaklanan yeniçeriler saraya girip bazı devlet adamlarını öldürdüler. Yeniçeri ve sipahileri ikna etmek isteyen Sultan Genç Osman, yeniçeri ağalarını merhamete getirmeye çalıştı. Ancak bunda başarılı olamadı. Yerine amcası Sultan Birinci Mustafa ikinci kez tahta çıkarıldı. İsyancılar o an için Sultan Genç Osman'ı öldürülmesini düşünmüyorlardı. Ancak Sultan Genç Osman'ın ne kadar dirayetli bir padişah olduğunu bilen isyanın elebaşları padişahın Yedikule zindanlarına götürülüp orada öldürülmesini istediler. Sultan Genç Osman sekiz tane cellâda kahramanca karşı koymasına rağmen katledilmiştir.[2] Sultan Genç Osman'ın naaşı, ertesi gün Sultanahmet Camii'nde kılınan cenaze namazında sonra Sultan Ahmed Camii'nde babasının türbesine defnedildi. Sultan Genç Osman'ın öldürülmesi Anadolu'da bazı isyanların çıkmasına sebep oldu. Osmanlı halkı padişahın öldürülmesini hiçbir zaman hazmedemedi. Sultan Genç Osman, gençliğinin en güzel günlerinde tahta çıkmış ve hep milletinin iyiliği için çalışmış, azim ve irade sahibi bir padişahtı. Ancak gençliği ve tecrübesizliği kendisine bu hazin sonu hazırladı. Kaynakça[değiştir] ^ An economic and social history of the Ottoman Empire Halil İnalcık, Suraiya Faroqhi, Donald Quataert, Bruce McGowan, Sevket Pamuk, Cambridge University Press, 1997 ISBN 0-521-57455-2 p. 424–425 [1] ^ [2] Genç Osman'ın ölümü II. Osman Osmanlı Hanedanı Doğumu: 3 Kasım 1604 Ölümü: 20 Mayıs 1622 Resmî olarak sahip olunan unvanlar Önce gelen I. Mustafa Osmanlı Sultanı 26 Şubat 1618 - 20 Mayıs 1622 Sonra gelen I. Mustafa Sünni İslam unvanları Önce gelen I. Mustafa İslam Halifesi 26 Şubat 1618 - 20 Mayıs 1622 Sonra gelen I. Mustafa [göster] g t d Osmanlı padişahları [göster] g t d İslam Halifeleri Stub icon Bir Osmanlının biyografisi ile ilgili bu madde bir taslaktır. Madde içeriğini genişleterek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz. Kategoriler: Vikipedi şablon düzenleHalifelerOsmanlı kişi taslakları1604 doğumlular1622 yılında ölenlerOsmanlı padişahları17. yüzyılda OsmanlılarSuikast sonucu ölen hükümdarlarSuikast sonucu ölen Osmanlılarİstanbul doğumlularİstanbul'da ölenlerİstanbul'da defnedilenlerÖlmüş insanlarÇocuk hükümdarlar
Ders: 1591-1639 Birinci Sultan Mustafa Kimdir? 01:24
Ders: 1591-1639 Birinci Sultan Mustafa Kimdir? 809 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen I. Mustafa, (Arapça: ) (d. 1591, Manisa – ö. 20 Ocak 1639, Topkapı Sarayı, İstanbul) 15. Osmanlı padişahı ve 94. İslam halifesidir. Babası Sultan III. Mehmed'tir. I. Mustafa'nın annesinin ismi kesin olarak bilinmemekle beraber Fûldane Valide Sultan olduğu bazı tarihçilerce rivâyet edilmiştir. Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişah olması özelliğini taşır. İki ayrı defa padişahlık yapmıştır. Kösem Sultan'ın, eşi I. Ahmet'i etkileyerek kayınbiraderi I. Mustafa'nın hayatta kalmasını sağladığı söylenir. I. Ahmet öldüğünde en büyük oğlu (Mahfiruz Hadice Sultan'dan doğma) II. Osman Genç Osman 13 yaşında olduğu için, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından, I. Mustafa'nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Osmanlı Padişahları’nın on beşincisi olan I. Mustafa, her şehzade gibi iyi bir eğitim gördü. Sultan I. Mustafa ağabeyi Sultan I. Ahmed Han’ın vefatı üzerine 22 Kasım 1617'de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade ederek saltanatı kabul etmediyse de bu hal, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indirildi, yerine II. Osman geçti. Ancak yenilik taraftarı olmayanların tahrikleri neticesinde isyan eden yeniçerilerin 19 Mayıs 1622’de II. Osman’ı tahttan indirmeleri, Sultan Mustafa’nın yeniden ikinci defa tahta çıkmasına yol açtı. Bu sırada sultan II. Osman Han’ın veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa’yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul’daki karışıklıklar ve Anadolu’da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti’nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa’nın yerine IV. Murad’ın geçmesi konusunda karara vardı. I. Mustafa 1,5 yıl daha hüküm sürdükten sonra akıl sağlığı bozuk olduğu için 10 Eylül 1623 tarihinde şeyhülislam'ın fetvası ile tekrar tahttan indirildi. Sultan I. Mustafa'nın kendi erkek çocuğu yoktu; çünkü akıl sağlığı bozuk olduğu için hiçbir kadınla evlenememişti. Yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan'ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 16 yıl daha yaşadı. 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı'nda vefat etti. Ayasofya Camii'nde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir. Dış kaynaklar[değiştir] Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (2003). Osmanlı Tarihi III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 975-16-0013-8. Sakaoğlu, Necdet (1999). Bu Mülkün Sultanları. İstanbul: Oğlak Yayınları. ISBN 875-329-299-6. say.210-219 Kinross, Lord (1977). The Ottoman Centuries. İstanbul: Sander Kitabevi. ISBN 0-224-01379-8.(İngilizce) I. Mustafa Osmanlı Hanedanı Doğumu: 1591 Ölümü: 20 Ocak 1639 Resmî olarak sahip olunan unvanlar Önce gelen I. Ahmed Osmanlı Sultanı 22 Kasım 1617 - 26 Şubat 1618 Sonra gelen II. Osman Önce gelen II. Osman Osmanlı Sultanı 20 Mayıs 1622 - 10 Eylül 1623 Sonra gelen IV. Murad Sünni İslam unvanları Önce gelen I. Ahmed İslam Halifesi 22 Kasım 1617 - 26 Şubat 1618 Sonra gelen II. Osman Önce gelen II. Osman İslam Halifesi 20 Mayıs 1622 - 10 Eylül 1623 Sonra gelen IV. Murad [göster] g t d Osmanlı padişahları [göster] g t d İslam Halifeleri Kategoriler: Vikipedi şablon düzenleHalifeler1591 doğumlular1639 yılında ölenlerOsmanlı padişahlarıOsmanlı Devleti duraklama dönemi17. yüzyılda OsmanlılarManisa doğumlularİstanbul'da ölenlerİstanbul'da defnedilenlerÖlmüş insanlar Veliahd Şehzade Sultan Mustafa Han Nasıl Öldürüldü? Tüm kaynaklarda hemen hemen aynı şekilde bahsi geçen mevzu, Yılmaz Öztuna'nın Büyük Türkiye Tarihi adlı eserinin dördüncü cildi ve 184. sahifesinde şu şekilde ele alınır: "Rüstem Paşa,iktidarını devam ettirmek yolunu,Veliahd'i bertaraf etmekte görüyordu.Bu takdirde Hurrem Haseki-Sultan,zevcesi Mihrimah Sultan,açılacak veliahdlik makamına geçecek Şehzade Selim,kendisine minnettar olacaklardı.Bütün meseleyi,Kanuni'yi bu işe kandırmak teşkil ediyordu.Bu da,çok inceden inceye yürütülen bir siyasetle,yıllar boyu işlenen bir tema halinde,müsait psikolojik ortama getirildi.Şimdi artık daha cesur adımlar atmak,Veliahd'in vatan haini ve asi olduğunu göstermek icab ediyordu.Ordu,tamamen Veliahd'i tutuyordu.Ancak öyle bir oldu bitti yaratmalıydı ki,Ordu,işe müdahele edemesin.Böyle bir olup bittiden ,yani iş işten geçtikten sonra Ordu'nun Kanuni Sultan Süleyman gibi bir hükümdara baş kaldırmaktan çekineceği muhakkaktı.Ancak mes'ele vukuundan önce duyulursa,Ordu,işe karışır ve Rüstem Paşa'yı düşürerek Veliahd'in hayatını korurdu.Bizzat Veliahd'in de ,aleyhindeki suikasdden,ip boynuna geçirileceği ana kadar haber alamaması icab ediyordu,çünki Ordu'yu ayaklandırırdı.İşte bu mizansen,aynen tatbik edildi. Rüstem Paşa ve adamları gûyâ Veliahd-Şehzade ile Şah Tahmasb arasındaki gizli muhaberâtı yakalayıp Kanuni'ye gönderdiler.Bu düzme vesikalara göre Veliahd ,Şah'ın kızı ile evlenecek ve babasının tahtını elinden almak için Şah'ın desteğini görecekti.Kanuni,bu mektuplar kendisine sunulduğu zaman önce inanmamış: "Hâşâ ki,demiştir;Mustafâ Hân'ım bu küstahlığa cüret ede ve benim hayâtımda böyle bir vaz'ı nâ-mâ'kuul irtikâb ede.Bâ'zı müfsidler,kendileri mail olduğu şeh-zâdeye mülk münhasır olsun deyü büntân ederler.Zinhâr bu sözü bir dâhi lisâna getirmeyin ve bu makuule mesâviye vücud vermeyin!" Ancak bir kere zarlar ortaya atılmıştı.Rüstem Paşa ve partizanları iş bu hâle geldikten sonra Veliahd'i imha etmeye mecburdular,aksi takdirde kendileri yok olurlardı.Kanuni yukarıdaki ifadesinden anlaşılacağı üzere önce oğlunun isyân edeceğine inanmamıştır.Fakat Rüstem Paşa'nın ifsatlarının arkası gelmeyince hükümdar önce şüpheye düşmüş,sonra kanmış ve kaani olmuştur.Çünki Kanuni'yi kandıracak zahiri sebepler eksik değildir.Padişah yukarıdaki tarihi sözleri,İsfendiyaroğlu meşhur Prens Şemsi Paşa'ya söylemiştir. İşte Kanuni'yi 12.sefer-i hümayununa çıkmaya sevkeden durum budur.Bu sefer,bütün dünyaya karşı İran üzerine yapılıyordu.Gerçekte ilk hedef,Veliahd-Şehzade'nin yok edilmesiydi.Kanuni'yi oğlunun bozuk niyetleri olduğuna kandıracak tarihi misaller,sayılamayacak derecede çoktu.İşte en yakın birkaçı:Şah Tahmasb'ın kardeşleri,Şah İsmail'in öz oğulları,Sâm ve Elkas Mirzâlar,saltanat davası ile ağabeylerine baş kaldırmışlar,İran'ın en büyük düşmanı Osmanlı'ya sığınmışlar,ondan yardım alıp kendi öz yurtlarını yakıp yıkmışlardı,hatta bu prenslerden biri,Şii mezhebinden dönüp Sünni bile olmuştu.Bizzat Kanuni'nin babası Yavuz Sultan Selim,60 yaşını henüz geçmiş olan babası II.Beyazıd'e karşı karşı ayaklanmamış,babasının sefere çıkamayacak derecede ihtiyar olduğunu ileri sürmemiş,ortada ağabeyleri olduğu halde bütün Türk Ordusu'nu kendi tarafına çekip tahta oturmamış mıydı?Şehzade Mustafa,yüz hatları itibariyle babası Yavuz'a aynen benzemekle mâruftu ve Kanuni'nin canını sıktığı anlaşılan bu benzeyiş,hayatlarında bir kere Yavuz'u görmüş her Türk'ün Veliahd'in körü körüne taraftarı kesilmesine sebep oluyordu.Anadolu'da halk,Veliahd'in 38 yaşına geldiğini,büyükbabası Yavuz gibi 40 yaşına gelince tahta çıkacağını,dünyayı fethedeceğini söylüyordu.Kanuni'nin saltanatı uzadıkça uzamış,33 yıla ulaşmıştı.Bilindiği gibi halk,en mükemmel iktidarların bile uzaması karşısında bıkkınlık gösterir.Veliahd-Şehzade'nin,bu durumu körüklediği hakkında en küçük delile sahip değiliz.Fakat tabiatiyle kendisini sevenlere karşı bir tutum da takıyb edemezdi.Babasının çadırına körce denilecek bir güvenle girivermesi,vicdanen ne derece müsterih olduğunu gösterir." « Son Düzenleme: Ocak 29, 2011, 10:25:39 ÖÖ Gönderen: Lâle » Logged Lâle Site Yöneticisi VIP Üye ***** Offline Offline Cinsiyet: Bayan Mesaj Sayısı: 11363 Üyelik Bilgileri Ynt: Veliahd Şehzade Sultan Mustafa Han Nasıl Öldürüldü? « Yanıtla #1 : Oca
Osmanlı Padişahı Iıabdulhamit 04:56
Osmanlı Padişahı Iıabdulhamit 634 izlenme - 7 yıl önce ııabdulhamit hani korkanlar kızıl kurt diye hitap ettikleri ona laf atanların cevabıdır
osmanlı padişahları 00:05
osmanlı padişahları 446 izlenme - 5 yıl önce 36 padişah
Atam İzindeyiz - Allahu Ekber 05:08
Atam İzindeyiz - Allahu Ekber 400 izlenme - 4 yıl önce Atam İzindeyiz - Allahu Ekber
Osmanlı Padişahları İçki İçer Miydi? 08:51
Osmanlı Padişahları İçki İçer Miydi? 203 izlenme - 4 yıl önce Osmanlı Padişahları İçki İçer Miydi?
Kul Osman Osmanlı Padişahları 02:49
Kul Osman Osmanlı Padişahları 341 izlenme - 6 yıl önce osman akıllı
Ders: 1699-1757 Sultan Üçüncü Osman Kimdir? 00:58
Ders: 1699-1757 Sultan Üçüncü Osman Kimdir? 375 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen III. Osman (Osmanlıca: Osmân-ı Salis) (2 Ocak 1699 – 30 Ekim 1757), 25. Osmanlı padişahı ve 104. İslam halifesidir. II. Mustafa'nın (1664-1703) oğlu ve I. Mahmud'un (1730-1754) kardeşidir. Annesi bir Sırptır ve asıl adı Mari olan Şehsuvar Sultan'dır. Hükümdarlık dönemi 1754-1757 yılları arasıdır. Babası tahttan indirildiği sırada henüz dört yaşındaydı. Babasının ölümünden sonra Edirne'den İstanbul'a getirilen III. Osman, 17. yüzyıldan itibaren uygulanan şehzadelerin sancaklar yerine sarayda yetiştirilmesi gereği Topkapı Sarayı'nda Şehzadegan Dairesi'ne kapatıldı ve burada 51 yıl kapalı kaldı.[1] İyi bir eğitim almış, kendini yetiştirmişti. Yumuşak karakteri olmasına karşın, çabuk kızar ve sinirli hareket ederdi.[2] Şefkat ve merhamet sahibi, özellikle yalanı ve rüşveti sevmeyen bir insandı. Ağabeyi Sultan I. Mahmut'un aksine müziği sevmez ve kadınlara iltifat etmezdi.[3] Sultan Üçüncü Osman'ın musikiden nefret ettiği için bütün müzisyenleri saraydan uzaklaştırdı. Sarayda dolaşırken cariyelerle karşılaşmak istemediği için ayakkabılarına demir ökçeler taktırmıştı. Ökçelerden çıkan sesi duyan cariyeler padişahın geldiğini öğrenip yoldan çekiliyorlardı.[4] 2 yıl, 10 ay, 18 gün saltanat sürmüş ve bu süre içinde yedi tane veziri azam değiştirmiş, dönemi boyunca içte ve dışta barış ve huzur yaşanmıştır. 30 Ekim 1757 tarihinde şirpençeden[3] dolayı vefat etmiş ve Yeni Cami Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmiştir. [5] Konu başlıkları [gizle] 1 Döneminde yapılan bazı eserler 2 Ailesi 2.1 Eşleri 3 Kaynakça 4 Dış bağlantılar Döneminde yapılan bazı eserler[değiştir] III. Osman İstanbul'da mimari çalışmalara devam edilmiş, I. Mahmut döneminde yapılmaya başlanan Nuruosmaniye Camii tamamlanmıştır. Bunun dışında Üsküdar'da İhsaniye Camii ve İhsaniye Mescidi'ni yaptırdı. Caminin yanına medrese, kütüphane, imaret, sebil ve çeşme de yaptırıp tamiratı ve masraflarının karşılanması için vakıflar tesis ettirdi. Midilli Adası Sığrı Limanı'nda, Malta korsanlarına karşı bir kale inşa edilerek tahkim edildi. Babıâlî'nin inşası tamamlandı. Osmanlı Devleti'nin ilk deniz feneri olan Ahırkapı Feneri de III. Osman devrinde yapıldı. Ailesi[değiştir] Eşleri[değiştir] Leyla Sultan Zevki Sultan Ferhunde Emine Sultan Meryem Sultan - İsiminin Meryem olmasını istedikten 4 yıl sonra öldürüldü. Kaynakça[değiştir] ^ http://www.irfandonmez.com/content/view/70/3/ ^ http://www.kultur.gov.tr/TR/Genel/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFA79D6F5E6C1B43FF4E35FDD7960B0895 ^ a b http://www.osmanli.gen.tr/Anasayfa.html ^ John Freely (2000). Inside the Seraglio: private lives of the sultans in Istanbul. Penguin. ss. 210. "According to palace tradition, he wore hobnailed shoes so that the sound of his approach could be heard by the women" ^ http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=127 Dış bağlantılar[değiştir] Commons-logo.svg Wikimedia Commons'ta III. Osman ile ilgili çoklu ortam belgeleri bulunmaktadır. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı (2003). Osmanlı Tarihi III. Cilt 1. Kısım: II. Selim'in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 975-16-0013-8. Sakaoğlu, Necdet (1999). Bu Mülkün Sultanları. İstanbul: Oğlak Yayınları. ISBN 875-329-299-6. say.348-356 Kinross, Lord (1977). The Ottoman Centuries. İstanbul: Sander Kitabevi. ISBN 0-224-01379-8.(İngilizce) Shaw, Stanford (1976). History of the Ottoman Empire and Modern Turkey. Vol.1 Empire of the Gazis: the Rise and Decline of the Ottoman Empire 1280-1808. Cambridge: Cambridge University Press. ISBN 0-521-29163-1. say.240-246 (İngilizce) III. Osman Osmanlı Hanedanı Doğumu: 2 Ocak 1699 Ölümü: 30 Ekim 1757 Resmî olarak sahip olunan unvanlar Önce gelen I. Mahmud Osmanlı Sultanı 13 Aralık 1754 - 30 Ekim 1757 Sonra gelen III. Mustafa Sünni İslam unvanları Önce gelen I. Mahmud İslam Halifesi 13 Aralık 1754 - 30 Ekim 1757 Sonra gelen III. Mustafa [göster] g t d Osmanlı padişahları [göster] g t d İslam Halifeleri SULTAN III. OSMAN Müdehaleci Padişah Vehhabiliğin Doğüşu 3. Osman'ın Hanımları 3. Osman'ın Sadrıazamları 3. Osman'ın Şeyhülislâmları SULTAN III. OSMAN Babası: Sultan II. Mustafa Han Annesi: Şahsûvar Hatun Doğum Tarihi: 1699 Vefat Tarihi: 1757 Saltanat Müd.: 1754-1757 Türbesi: İstanbul Yeni Camii. Sultan 3. Osman, 2. Mustafa'nın 3/1/1699 tarihinde Edir­ne sarayında Şehsuvar sultandan doğan oğludur. Yılmaz Öz-tuna bey, "Devletler ve Hanedanlar"isimli eserinin 2. cildinde yukarıda yazdığımız 3/1/1699 şeklinde doğum tarihini be­yan ediyor. Ancak; üzunçarşılı Tarihinde, 1. Mahmud'un tah­ta geçişi 1143/1730 olarak kabul edilirken, Sultan 1. Mah­mud'un 35 yaşında olduğu beyan ediliyor. 1730'dan 35 yaşı eksilttiğimiz zaman karşımıza 1695 tarihi çıkar. 3. Osman'ın; 1. Mahmud'dan 2 yaş ufak olduğu beyanı göz önüne alınırsa, 1697'nin 3. Osuian'ın doğum tarihini teşkil ettiği görülür. Aynı şekilde; hicri tarih olan, 1. Mahmud'un, tahta çıkış yaşı olan 35 eksiltildiğinde 1108 kalır bu rakama, 3. Osman'ın ağabeyinden iki yaş küçük olduğunu gözönüne alarak, 1108 sayısına 2'yi ilâve edersek, 1110 tarihini bulmuş oluruz. Bu hesap; milâdi tarihle Yılmaz Öztuna bey'in bulduğu 3/1/1699 tarihine doğruluk getirir. Biz buna hangi gün oldu­ğunu da beyan ederek bir nokta koyalım. 3. Osman; 3/ocak/1699 cumartesi günü doğmuştur. Baba bir anne ay­rı Ağabeyi; 1. Mahmud'un vefatı üzerine taht'a 27/se-fer/1168-13/aralık/1754 cuma günü çıktı. Osmanlı padişah­larının 25. sidir. Tahta çıktığında 55 yaşındaydı. En büyük şansı veya devletin büyük büyük şansı, devrinde hiç bir mu­harebe yapmayışımızdır. Yine; bu padişahın döneminde çı­kan, iki büyük yangının, İstanbul'un üçte birini yakıp yok et­tiği müşahede olunmuştur. Nûr'uosmaniye Camiini tamarn-latmıştır. 1. Mahmud Camiyi yaptırmada pek büyük gayret sarfetmişse de açmak kendisine nasip olmamıştır. Tamamla-maksa kardeşi 3. Osman'a düşmüştü. Sultan 1. Mahmud, kendisi için yaptırdığı türbeye, 3. Osman'ın emri yüzünden gömülememişti. Yeni Camii türbesine gönderilmişti. Ne varki; kendisine plânladığı Nûr'uosmaniye Câmi'indeki türbeye de, kendisinin vefatı sonrasında padişah olan 3. Mustafa da, onun defnine müsaade etmediğinden bu Camie hiç bir padişah defn edilememiştir. "Serir-i Aray-ı Hilâfet-i İs-lâmiye ve Saltanat-ı Osmaniye" adlı eserde, Savaşsız ve ka­yıpsız geçen yıllar; memleketin mâli bakımdan, olsun, asayiş bakımından olsun, asude bir hayat geçirmesine imkân bul­duğu gözlenir. Aslında 3. Osman tahta geçtiğinde Osmanlı hazinesinin müzayakası mevcuttu. Buna rağmen cülus bah­şişinin ödenmesinde bir sıkışıklığa düşülmemiştir. 3. Osman pek sık sadnazam değiştirmiştir. Bunun en önemli sebeble-rinden birisi, şehzade katli yolunu açmak istemesidir. Buna razı olmayan veziriazamları, başka bahaneler bularak ya öl­dürmek, yahutda sürgüne yollamak suretiyle cezalandırma yoluna giderdi. Ağabeyi 1. Mahmud'un musiki ve şiirdeki yüksek zevkini 3. Osman'da aramak beyhudeydi. Aslında 1. Mahmud'a yakıştırılmış kadınların kaçması için ayakabıları-na ses yapıcı kabaralar koyan 3. Osman olduğu galip ihti­mâldir. Çok acele eden bir kimseydi. Kadın meselesi üzerin­de ençok duran padişahlardandır. Kadınların sokağa çıkmasını yasaklamak ve süslenmeleri­ni kısıtlama icraatındandır. Rüşvete sevdiğini öldürtecek ka­dar düşman idi. Silahdarlıktan sadrıazamlığa çıkardığı ve pek sevdiği Ali Paşayı rüşvet yüzünden azledip öldürttüğü bi­linir. Müdehaleci Padişah Sadrazamların en muvaffak olan kısmını yüksek selahi-yetle vazife yapanlar gösterebilmiştir. Bunlara bilhassa sıkın­tılı dönemlerde başvuranlar arasında bilindiği gibi, 4. Meh-med'in Köprülü Mehmed" Paşası örnek gösterilir. Daha önce-leride 2. Selimin Sokullu Mehmed Paşa merhumu, selahiyet-leri ile başbaşa bırakarak padişahlığı müddetince başarıları­na alkış tutması perde arkasında kalmasına medar olmuşsa da, devletin kazancı azimsanmayacak mertebede olduğu gö­rülür. Böyle yapan padişahlar, işbeceren vezirleri sayesinde daha az sıkıntıya duçar olmuşlardır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da, ondan önce Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa da ge­niş selahiyetlerie mücehhezdiler. Bunlardan ilki, Viyana önle­rinde uğradığı bozgun yüzünden, padişahı sarsarken, Fâzıl Ahmed Paşa uzun yıllar seferde kalmasına rağmen, padişa­hın rahatına halel gelmemiştir. Bunların; padişah 3. Osman tarafından bilinmediği iddia olunamaz. Ne kadar tehdit altın­da yaşarsa yaşasınlar mahrum olmadıkları derslerin başında dini bilgiler, Kur'an öğrenimi ve tarih dersi gelen şehzadeler, tahta da koşsalar, ahirete de yürüseler bu derslerden mah­rum edilmezlerdi. Hasbel kader, devletin başına geçtiklerinde, en muhtaç ol­dukları dersler bunların olduğunu her akıl sahibi takdir et­mektedir. 3. Osman'ın şüpheci bir tabiyatı olması, bildiklerini uygulama imkânını tanımamış olsa gerek. Meselâ; tebdili kı­yafet sokaklarda gezmek, bulduğu kimselerle mülakat en başvurduğu kontrol makanizması olmasına rağmen, yakınla­rı ve hademeler teftişlerinden haberdar olduğu padişahlarının önüne çeşitli kıyafet vede meslek erbabı imişçesine çıkarlar, huyunu bildikleri padişahlarının haz edeceği cevaplan vererek hem mükafatlara nâü olurlar, hem de bu teftişlerden çı­kacak hayırlı sonuçlan saboteye muvaffak olurlardı. Böylece de millete ve mülke zarar verirler idi. 3. Osman dönemi; bizim artık avrupa topraklarında sabit kalmaya ça­lıştığımız dönemi kapsar. Artık Osmanlı Ordusu şaşaalı za­ferlerin mümessili değildir. Bulunduğu kale, palanga vede ta­bii hududa sahip çıkmaya çalışan bir dönemin adıdır. Böyle bir dönemde, 3. Osman'ın reisül küttabı yâni bugünkü adıyla dışişleri bakanı Abdi efendi, ne dinimizin, ne durumumuzun ne de avrupa piyasası âleminin müsaade edip, kabulleneme­yeceği bir davranışın içindeydi. Bu davranışını; ülkemize ge­len elçileri huşunetle karşılaması, bazen de bunları bir güzel dövmesiydi. Ahmed Rasim Bey, tarafımızca hazırlanmış tarihinde di-yorki; ".bir defasında da İngiliz elçisi Porter'e fena halde ha­karet etmiştir. Mösyö Porter padişahın cülusunu tebrike geldiği sırada; Abdi efendi, elçiye teklif edeceği fermanı öp­mesini söylemiş, sefir kabul etmeyince iki hizmetkâr çağı­rarak kollarından sıkı sıkıya tutturduktan sonra, fermanı yü­züne sürmüştür." Vehhabiliğin Doğüşu Bu sıralarda Vehhabi mezhebi parlamaya başlamıştı. Veh-habilik Mekke'nin takriben onbeş merhale Basra tarafında bulunan "AYNİYYE" köyünde doğmuş bulunan Muhammed bin Abdulvahhab adlı birinin icat ettiği bâtıl bir mezheptir. Abdulvahhab Hanbeli mezhebindeyken, adetâ din terk eder gibi ayrılmış, Ayniyye'den çıkma yoluna gitmiş ve köy köy dolaşarak batıl mezhebini yaymaya çalışmış ve ikna edecek epeyide muhatap bulabilmiştir. Böylecede islâm âlemimimi-ze bir belâ daha düşmüştür. 3. Osman'ın devrinde bazı tabii afetlerde zuhur etmiştir. Bunların arasında önemli yeri olan Hoca Paşa yangını zikre değer, bu yangın zuhur ettiğinde, sadaret Bıyıklı Ali Paşanın dönemini yaşamaktaydı. Bâb-i âli bu yangından payını almış bulunduğu için personel Kadırga limanında bulunan, Esma Sultanın sarayına taşınmıştır. Bu yangından başka Cibali yangını diye ünlenen bir diğer frlâket husule gelmiş iki yangının verdiği hasar, İstanbul'un kısm: azamini yok ettiği devrin tarihçileri tarafından da bildi­rilmektedir. Halic'in o sene meydana gelen müthiş soğuklar münasebetiyle donduğu müşahede olunmuş. 3. Osman ha-tırnaz olup kendisinin üzerinde, Ebû Kof Ahmed Ağa isimli kızlarağasımn mühim tesiri var idi. Bu Ağa ile şu vakayı ya­zarak, bahse konu olan şahıs hakkında, bilgi sahibi olalım ve 3. Osman'ın sadnazamlannın sonuncusu olan Koca Ragıp Paşa, Ebû Kof Ahmed Ağa İle didişmekteydi. Padişahın o sı­rada hastalanarak yatağa düşmesi Ebû Kofa; Ragıp Paşayı azlettirme şansı getirmişti. Ebû Kof Ahmed Ağa, kafasında yer tutan Kül Ahmed Paşazade Ali Paşayı sadarete atamak için Ragıp Paşayı saraya çağırtmış, bunu temin içinde balta­cılar kethüdasını göndermişti. Ancak darü'ssade yazıcısı İb­rahim efendi de Koca Ragıp Paşaya bir tezkere göndermişti. Bu tezkerede hülaseten, padişahın sabaha çıkamayacak ka­dar ağır hastalığından söz ediliyordu. Padişah şirpençe has­talığının öldürücü safhasındaydı. Yazıcı, Ragıp Paşaya kendisini göstermemesini, gelenlere yok dedirtmesini tavsiye etmekteydi. Ragıp Paşa, bunu yeri­ne getirdi. Böylece gece yarısı eve dönen Koca Ragıp Paşa, padişahın vefat haberini aldı artık azilden kurtulmuş oldu. Osmanlı milleti de, Koca Ragıp Paşa gibi kıymetli bir sadrı-azam görmüş oldu ki Ragıp Paşanın belki hayatta en uzun günü, 16/safer/1171-30/ekim/1757 pazar günü yâni padişahin vefat ettiği gün olmuştur. 3. Osman'ın vefatı dolayısıyla; Osmanlı tahtına çıkan 3. Mustafa, Koca Ragıp Paşayı göre­vinde ipka edince, Ebû Kof için tehlike çanları çalmaya baş­ladı, çok geçmedi, Ragıp Paşa darü'ssaade ağasını azlettirip, önce Rodos'a sürgün etti. Arkasından ferman yetişti, hacıla­rın urban tarafından saldırıya uğramasına sebeb olması ha­sebiyle katline karar verilmesiydi. Böylece de Koca Ragıp Paşanın bütün zarafetine ve şâir ruhlu olmasına rağmen ha­yatına kasdeden adamı, kurduğu tuzağa düşürmekten içti-nab etmedi. İstanbul'un sembolleri arasında zaman zaman görünen Ahırkapı Feneri 3. Osman'ın hatırasıdır. Vefatında ağabeyi Sultan Mahmud'u gömdürmediği Nûr-u Osmaniye türbesine kendi de defnoiunmayarak, Yenicâmi türbesinde ağabeyinin yanına defn olundu. 3. Osman devri­nin diğer ülkelerdeki hükümdarlarına göz atarak bu devirle ilgili genel bilgileri tamamlayalım. Almanyada imparator 1 Fransuva, İngiltere de kra! 2. Jorj, İran'da Şah t Hüseyin Han Kaçar, Papalık da 14. Benuva, Prusya da kral 2. Fredrik, Rusya da imparatori-çe Elizabet, Fransa da kral 15. Lui gibi kimselerdir. Ülkedeki meşhur zevat, 3. Ahmed ve 1. Mahmud devirle­rinde yetişmiş kimselerden ibarettir. 3. Osman'ın Hanımları 3. Osman, ağabeyi 1. Mahmud gibi çocuk sahibi olmadan vefat etmiş bulunmaktadır. Leylâ hanım ilk hanımıdır. Bu ha­nım 3. Osman'dan sonra, 38 yıl daha ömür sürdü. 1757 se­nesi içinde Hacı Mehmed Emin bey adlı biriyle izdivaç yaptı. 28 yıl süren bu evliliğinden Feyzullah isimli bir çocuk sahibi oldu. 3. Osman'ın 2. hanımının adını tesbit edememiş bulu­nuyoruz. Kocasından sonra öldüğü bilinmekte, 1756 senesinde Fındıklıda yaptırdığı çeşmeden bildiğimiz Zevki kadın, 3. kadını oluyor 3. Osman'ın. 4. kadını ise 1791 tarihinde vefat eden Ferhunde Emine kadındır. 3. Osman'ın Sadrıazamları Çorlulu Köse Bahir Mustafa Paşa, Sultan 1. Mahmud'ün son, 3. Osman'ın ilk sadrazamı idi. İlk sadaretinin 1/7/1752'de başlamış olduğunu görüyoruz. Sona eriş tarihi 15/şubat/1755 olup, sebebi ise, 3. Osman'ın şehzade katli için tertibat alması emrini vermiş olduğu ve Bahir Paşa'nın rıza göstermediği rivayeti yayılmıştır. Bu istifadan sonra sa­darete Naili Abdullah Paşa gelmiş ve 3 ay, 7 günlük hizmeti tamamlandığında tarihler 24/ağustos/1755'i gösteriyordu. Nişancı Bıyıklı Ali Paşa 2 ay, 2 gün süren hizmetini bitirdiğin­de, takvim 25/ekim/1755 tarihini göstermekteydi. Yoksul bir ailenin çocuğu olup, sarayda baltacı sınıfından, müezzinliğe geçmiştir. Sadarete silahdarlıkdan gelmişse de rüşvetin müt­hiş düşmanı bulunan 3. Osman, kendisini epeyce sevmesine rağmen yaptırdığı tahkikat, rüşvetçiliğini tescil ettiğinde te­reddüt etmeden de idamını emretmiş ve îhfaz yaplımıştı yaşı ise kırkbeş civarındaydı. 136. sadrazam olarak Yirmisekiz Çelebizâde Mehmed Sâid Paşayı 3. Osman'ın 4. sadrazamı olarak görmüş oluyorsak da, bunun hizmetinin, 5 ay, 7 gün olduğunu görüyoruz. Bu zâtın arkasından da Bahir Mustafa Paşanın 2. sadareti başlar ki, 3. Osman'ın 5. sadnazamını temsil etmektedir. 9 ay, 10 gün süren bu sadaret nihayetinde 1757/1 l/ocağında, Dâmad Koca Ragıp Paşa 3. Osman'ın sonuncu, 3. Mustafa'nınsa ilk sadnazamı olarak göreve gelir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi 3. Osman, Ragıp Paşa bir oyunla alaşağı edileceği sırada hastaydı. Saraydan gelen da­vete icabet etmiyerek azli önlemiş idi. 3. Mustafa ise, tahta cülus ettiğinde bu fevkalâde kıymeti hâiz sadnazamı göre­vinde ipka etti. 8/nisan/1763 tarihinde vefatı münasebetiyle sadaretten ayrıldı. Ülkeyi uzun bir sulh devresi içine sokan politika takip etmiştir. Şairliği ve edibliği pek mârufdur. Üze­rinde çok tetkikat yapılması gereken nâdir hizmet sahiplerindendir. 3. Osman'ın Şeyhülislâmları Feyzullahzâde Murtaza Efendi, 3. Osman'ın şeyhülislâmlık makamında bulduğu zattı ve vazifesinden, 12/ocak/1755'de istifa etti. Yerine; Abdullah Vassaf efendi geçmiş ve makam-ı meşihattaki müddeti 4 ay, 27 gün devam edebildi. Onun ye­rine ifta makamına Damadzâde Feyzullah Efendi, 1 sene, 1 ay, 18 gün sürecek vazifesine başladı. Nöbeti bittiğinde, tak­vimler 26/temmuz/1756 tarihini haber vermekteydi. Ancak araya 6 ay, 23 günlük meşihatıyla Dürrizâde Mustafa Efendi girdi. Dürrizâdeyide Damadzâde Feyzullah Efendi takip etti, Damadzâde 96. Osmanlı şeyhülislâmı olmuş idi. Böylece 3. Osman 3'yılhk saltanatı esnasında beş tane şeyhülislâm ata­mış oldu. Bunlardan; Damadzâde Feyzullah efendi iki defa meşihata gelmiş oldu.
Osmanlı Cumhuriyeti - Padişah Ata Demirer Asudeyi Kurtarıyor 04:13
Osmanlı Cumhuriyeti - Padişah Ata Demirer Asudeyi Kurtarıyor 209 izlenme - 2 yıl önce Osmanlı Cumhuriyeti'nde 7.Osman ve yaverinin, Amerikan askerleri tarafından kaçırılan Asude'yi kurtardıkları çarpıcı sahne. Yeni filmlerimizden haberdar olun: http://bit.ly/avsarfilmler ''Ben de sana buranın Osmanlı toprağı olduğunu hatırlatırım. Hem de senin ataların Amerika'nın temellerini atarken, 500. kuruluş yılını kutlayan Osmanlı'nın toprağı. Şimdi, aklını başına al ve karşında bir padişah olduğunun farkına var. Ya Asude'nin benimle gelmesine izin verirsin. Veyahut da, başkanını ararsın, 'Amerika'yla Osmanlı arasında politik bir kriz başlattım. Ne diyorsunuz?' dersin.'' Yönetmenliğini Gani Müjde'nin yapdığı, başrolünde Ata Demirer'in rol aldığı komedi filmi Osmanlı Cumhuriyeti'nden eğlenceli bir sahne. Film hakkında bilgi: http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C...
Osmanlı Padişahları ( 36 Padişah) 07:07
Osmanlı Padişahları ( 36 Padişah) 58 izlenme - 10 ay önce Osmanlı Padişahları, 36 Osmanlı Padişahı -----¬----------------------------------­------¬---------- Genel Kültür Bilginize Yeni Bilgiler Ekleyip Ve Bilgilenirken de Eğlenmek Gülmek İstiyorsanız Kanalıma Abone Olun Ve Takipte Kalın Yeni Videolarımız için Komik Videolar İlginç Bilgiler -----¬----------------------------------­------¬---------- Kanalım: https://www.youtube.com/channel/UCIgU... Facebook: https://www.facebook.com/VideoEvi34/ Twitter: https://twitter.com/ Dailymotion: http://www.dailymotion.com/Video_Evi İzlesene: https://www.izlesene.com/panel/videol... Bloğum: http://boksorungunu.blogspot.com.tr/ Google + : https://plus.google.com/b/10626550704... Sitemiz: http://emrelif.tk/ -----¬----------------------------------­------¬---------- 1-)1.Osman 2-) 1.Orhan 3-)1.Murat 4-) 1.Bayezid 5-)1.Mehmet 6-) 2.Murad 7-) 2.Mehmed 8-) 2.Bayezid 9-) 1.Selim 10-) 1.Süleyman 11-) 2.Selim 12-) 3.Murad 13-) 3.Mehmed 14-) 1.Ahmed 15-) 1.Mustafa 16-) 2.Osman 17-) 4.Murad 18-) 1.İbrahim 19-)4.Mehmed 20-) 2.Süleyman 21-) 2.Ahmed 22-) 2.Mustafa 23-)3. Ahmed 24-) 1.Mahmud 25-) 3.Osman 26-)3.Mustafa 27-) 1.Abdulhamid 28-) 3.Selim 29-) 4.Mustafa 30-) 2.Mahmud 31-) Abdülmecid 32-) 1.Abdülaziz 33-) 5.Murad 34-) 2.Abdülhamid 35-) 5.Mehmed 36-) 6.Mehmed -----¬----------------------------------­------¬---------- İlginizi Çekebilecek Diğer Videolar Filmler Sebebiyle Yanlış Bilinen 9 Bilimsel Gerçek https://youtu.be/XoMSFxNcJX0 Seri Katillerin Çizdiği Birbirinden Garip Resimler https://youtu.be/7tTEf1Zqw-g Renkler Ve Anlamlar https://youtu.be/H5WHc2f-uGU -----¬----------------------------------­------¬---------- Osmanlı Padişahları ( 36 Padişah) Osmanlı Padişahları 36 Osmanlı Padişahı Osmanlı Devletinin Padişahları Osmanlı Devletine Hüküm Süren Padişahlar 36 Padişah Faydalı Bilgiler İlginç Bilgiler Sıradışı Bilgiler Merak Edilen Bilgiler En Çok Öğrenilmesi Gereken Bilgiler Dünyanın En Değişik Bilgileri Yok Artık Diyebileceğiniz Bilgiler Komik Bilgiler Olağanüstü Bilgiler Sınırları Zorlayan Bilgiler Dünyanın En ilginç Şeyleri Dünyanın En ilginç Bilgileri Dünyanın En Tuhaf Bilgileri En Tuhaf Bilgiler En Dikkat Çekici Bilgiler En Faydalı Bilgiler En Faydalı Bilgi Videolar -----¬----------------------------------­------¬----------
OSMANLI PADİŞAHLARI ESRAR ALKOL İÇERDİ OSMANLI DEVLETİ İSLAM DEVLETİ DEĞİLDİR OSMANLI KAFİRDEVLETTİR 00:59
OSMANLI PADİŞAHLARI ESRAR ALKOL İÇERDİ OSMANLI DEVLETİ İSLAM DEVLETİ DEĞİLDİR OSMANLI KAFİRDEVLETTİR 19 izlenme - 3 ay önce 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ OLAN HERKESİ VE “BU ZAMANDA YAŞAYAN 8 MİLYAR İNSANIN HEPSİNİ HEM MUAYYEN HEM UMUM HEM SİLSİLE OLARAK TEKFİR EDİYORUM”ASL-İ KAFİR DİYORUM. 1333 SENE İÇİNDE OLAN TÜM DEVLET’LERE. VE BU ZAMANDAKİ ( 215’E YAKIN ) DEVLETLERE “KAFİR DEVLETLER- KÜFÜR HÜKÜMETLER” DİYORUM. VE TÜM HALKINI; “HEM TEK-TEK MUAYYEN OLARAK, HEM UMUM, HEMDE SİLSİLE OLARAK, TAMAMINI TEKFİR EDİYORUM”HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR. MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİR. HEPSİ KENDİNİ MÜSLÜMAN ( SANAN ) CEHENNEMLİK İMANSIZLARDIR! 1-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ALİM’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 2-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 3-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ İMAM’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 4-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCTEHİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 5-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYHUL İSLAMLARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 6-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜFESSİR’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 7-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ CUMHUR ULEMA’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MUHADDİS’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 9-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ FAKİH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 10-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCEDDİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 11-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ TÜM CEMAAT’LERE TÜM GRUP’LARA TÜM TAİFE’LERE TÜM CİHAD CEPHE’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1-EBU HANİFE ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 2-MALİKİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 3-AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 4-ŞAFİİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE SÜNNİ İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü SİTTE '6 HADİS KİTABI' KÜTÜB-Ü TİS-A '9 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-BUHARİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MUSLİM ASL-İ KAFİRDİR! 3-TİRMİZİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EBU DAVUD ASL-İ KAFİRDİR! 5-NESA-İ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ MACE ASL-İ KAFİRDİR! 7-MUVATTA İMAM MALİK ASL-İ KAFİRDİR! 8-MÜSNED AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR! 9-DARİMİ ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE Şİ-A İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü ERBE-A '4 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-EL-KAFİ CAFER MUHAMMED EL-KULEYNİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MEN LA YEHZURUHUL FAKİH ŞEYH SADIK ASL-İ KAFİRDİR! 3-TEHZİBUL AHKAM EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EL-İSTİBSARU FİMA UHTİLİFE FİHİ MİNEL EHBAR EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! NECDİ’LERİN HEPSİ ASL-İ KAFİRDİR. VE BU ZAMANDAKİ BİZ NECDİ’YİZ BİZ SELEFİ’YİZ BİZ EHLİ SÜNNETİZ DİYENLERİN HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR! 1-MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB ASL-İ KAFİRDİR! 2-OĞULLARIDA TORUNLARIDA TALEBELERİDE BABASIDA DEDESİDE ASL-İ KAFİRDİR! 3-İBNİ TEYMİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 4-İBNİ KAYYİM EL-CEVZİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 5-ZEHEBİ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ KESİR ASL-İ KAFİRDİR! 7-TABERİ ASL-İ KAFİRDİR! EN BÜYÜK HÜCCET-BEYYİNE-DELİL-HİKMET-VAHİY-NAS'DA 1-KUR-AN'I KERİM'DİR- AYETLERDİR. 2-KUR-AN'I KERİME UYAN SAHİH HADİSLERDİR- SAHİH SÜNNETLERDİR. 3-İCMA-İ ÜMMETİ, 4-KIYAS'I FUKEHA'YI, RED-İNKAR”EDEN TAM BİR 'MUVAHHİD' MÜSLÜMANDIRA
Son 10 Osmanlı Padişahı ve Ölüm Nedenleri 05:11
Son 10 Osmanlı Padişahı ve Ölüm Nedenleri 128 izlenme - 1 yıl önce Hergün İlgi çekici, bilgilendirici, şaşırtıcı ve eğlenceli süper videolarla sizlerleyiz.Videoları sıcağı sıcağına takip etmek ve Abone olmak için Tıklayın http://www.youtube.com/user/AlfaninDunyasi?sub_confirmation=1 osmanlı padişahları ölüm ile ilgili aramalar osmanlı padişahları ölüm nedenleri osmanlı padişahları ölüm tarihleri osmanlı padişahlarının ölüm nedenleri osmanlı padişahlarının ölüm şekilleri osmanlı padişahları doğum ve ölüm tarihleri osmanlı padişahları ve eşleri osmanlı padişahları sırasıyla osmanlı padişahları hayatları osmanlı ile ilgili aramalar osmanlı padişahları osmanlı marşları osmanlı oyunları osmanlıca osmanlı inşaat osmanlı marşı osmanlı haritası osmanlı cumhuriyeti izle osmanlı devleti ile ilgili aramalar osmanlı padişahları osmanlı devleti zamanında yetişen bilim insanları osmanlı devleti yükselme dönemi osmanlı devleti kuruluş dönemi osmanlı tarihi osmanlı devleti video osmanlı devleti duraklama dönemi osmanlı devleti izle osmanlı padişahları ile ilgili aramalar osmanlı padişahları soy ağacı hürrem sultan osmanlı padişahları sırasıyla osmanlı padişahları ve eşleri osmanlı padişahları hayatları osmanlı padişahları resimleri osmanlı tarihi sırasıyla osmanlı padişahları isimleri I. ABDÜLHAMİD 27. Osmanlı padişahı Doğum: 20 Mart 1725 Ölüm: 7 Nisan 1789 Tahta çıktığı tarih: 1774 1787-1791 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Anapa Kalesi`nin Rusların eline geçtiği haberi üzerine beyin kanaması geçirdi ve bir süre sonra 7 Nisan 1789`da öldü. III. SELİM 28. Osmanlı padişahı Doğum: 24 Aralık 1761 Ölüm: 28 Temmuz 1808 Tahta çıktığı tarih: 7 Nisan 1789 Osmanlı tarihinde adı yeniliklerle anılan Sultan Üçüncü Selim, Kabakçı İsyanı`yla Mayıs 1807`de tahtan indirilip, yerine Dördüncü Mustafa geçirilmişti. Saray`da hapsedilen padişahı tekrar tahta çıkarmak için Nizam-ı Cedit taraftarları Rusçuk`ta örgütlendiler. Alemdar Mustafa Paşa, bir orduyla İstanbul`a gelerek, Sultan Selim`i tekrar tahta çıkarmaya teşebbüs etti. Ancak tedbirli davranmadığı için Dördüncü Mustafa taraftarları 28 Temmuz 1808`de Üçüncü Selim`i öldürdüler. IV. MUSTAFA 29. Osmanlı padişahı Doğum: 8 Eylül 1779 Ölüm: 17 Kasım 1808 Tahta çıktığı tarih: 29 Mayıs 1807 Üçüncü Selim`i öldürten Dördüncü Mustafa`da aynı akıbete uğradı. Askerlerin Dördüncü Mustafa`yı tekrar tahta çıkarmaya teşebbüs etmesi üzerine tahtını emniyete almak isteyen İkinci Mahmud onu 17 Kasım 1808`de boğdurttu… II. MAHMUD 30. Osmanlı padişahı Doğum: 20 Temmuz 1785 Ölüm: 2 Temmuz 1839 Tahta çıktığı tarih: 1808 II. Mahmut yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak, 1 Temmuz 1839 günü dinlenmek için gittiği kardeşi Esma Sultan`ın Çamlıca`daki köşkünde, 54 yaşında vefat etti. ABDÜLMECİD 31. Osmanlı padişahı Doğum: 25 Nisan 1823 Ölüm: 25 Haziran 1861 Tahta çıktığı tarih: 1839 Tanzimat Dönemini başlatan sultan 25 Haziran 1861`de babası İkinci Mahmud gibi veremden öldü. SULTAN ABDÜLAZİZ İntihar mı etti? Öldürüldü mü? 32. Osmanlı padişahı Doğum: 8 Şubat 1830 Ölüm: 4 Haziran 1876 Tahta çıktığı tarih: 1861 1861 ile 1876 yılları arasında Osmanlı tahtında bulunan Sultan Abdülaziz de Fatih`ten sonra ölümü en fazla tartışılan padişahtır. Tahttan indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876`da Feriye Sarayı`nda bilekleri kesilmiş bir halde bulunan padişahın tahttan indrilmenin üzüntüsü ile intihar ettiği söylenir. Ancak öldürülmüş olma ihtimali daha kuvvetlidir. V. MURAD 33. Osmanlı padişahı Doğum: 21 Eylül 1840 Ölüm: 29 Ağustos 1904 Tahta çıktığı tarih: 1876 Tahtta en kısa süre duran Osmanlı padişahıdır. Müzmin şeker hastası idi. Bu hastalığın vücudunda meydana getirdiği tahribatın neticesinde 29 Ağustos 1904`te öldü. II. ABDÜLHAMİD 34. Osmanlı padişahı Doğum: 21 Eylül 1842 Ölüm: 10 Şubat 1918 Tahta çıktığı: 1876 “Kızıl Sultan mı, Ulu Hakan mı” diye Osmanlı tarihinin en çok tartışılan padişahı olan İkinci Abdülhamid, 10 Şubat 1918`de Beylerbeyi Sarayı`nda 76 yaşındayken yakalandığı zatürrenin ilerlemesi sonucu veremden öldü. V. MEHMED REŞAD 35. Osmanlı padişahı Doğum: 2 Kasım 1844 Ölüm: 3 Temmuz 1918 Tahta çıktığı tarih: 1909 Müzmin şeker hastası idi şekerin vücudunda yaptığı tahribat sonucunda 3 Temmuz 1918`de öldü. VI. MEHMED VAHİDEDDİN 36. ve son Osmanlı padişahı Doğum: 2 Şubat 1861 Ölüm: 15 Mayıs 1926 Tahta çıktığı tarih: 1918 Son Osmanlı padişahı olan Vahdettin San-Remo`da 16 Mayıs 1926`da kalp krizinden öldü.
OSMANLI DEVLETİ SOFİ KAFİR TÜRBECİ KAFİR DEVLETTİR TÜM DİNLERE MÜSADE ETMİŞKAFİR OSMANLI PADİŞAHLARI 03:21
OSMANLI DEVLETİ SOFİ KAFİR TÜRBECİ KAFİR DEVLETTİR TÜM DİNLERE MÜSADE ETMİŞKAFİR OSMANLI PADİŞAHLARI 20 izlenme - 4 ay önce 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ OLAN HERKESİ VE “BU ZAMANDA YAŞAYAN 8 MİLYAR İNSANIN HEPSİNİ HEM MUAYYEN HEM UMUM HEM SİLSİLE OLARAK TEKFİR EDİYORUM”ASL-İ KAFİR DİYORUM. 1333 SENE İÇİNDE OLAN TÜM DEVLET’LERE. VE BU ZAMANDAKİ ( 215’E YAKIN ) DEVLETLERE “KAFİR DEVLETLER- KÜFÜR HÜKÜMETLER” DİYORUM. VE TÜM HALKINI; “HEM TEK-TEK MUAYYEN OLARAK, HEM UMUM, HEMDE SİLSİLE OLARAK, TAMAMINI TEKFİR EDİYORUM”HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR. MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİR. HEPSİ KENDİNİ MÜSLÜMAN ( SANAN ) CEHENNEMLİK İMANSIZLARDIR! 1-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ALİM’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 2-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 3-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ İMAM’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 4-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCTEHİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 5-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYHUL İSLAMLARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 6-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜFESSİR’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 7-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ CUMHUR ULEMA’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 8-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MUHADDİS’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 9-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ FAKİH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 10-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCEDDİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 11-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ TÜM CEMAAT’LERE TÜM GRUP’LARA TÜM TAİFE’LERE TÜM CİHAD CEPHE’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1-EBU HANİFE ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 2-MALİKİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 3-AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 4-ŞAFİİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE SÜNNİ İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü SİTTE '6 HADİS KİTABI' KÜTÜB-Ü TİS-A '9 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-BUHARİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MUSLİM ASL-İ KAFİRDİR! 3-TİRMİZİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EBU DAVUD ASL-İ KAFİRDİR! 5-NESA-İ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ MACE ASL-İ KAFİRDİR! 7-MUVATTA İMAM MALİK ASL-İ KAFİRDİR! 8-MÜSNED AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR! 9-DARİMİ ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE Şİ-A İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü ERBE-A '4 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-EL-KAFİ CAFER MUHAMMED EL-KULEYNİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MEN LA YEHZURUHUL FAKİH ŞEYH SADIK ASL-İ KAFİRDİR! 3-TEHZİBUL AHKAM EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EL-İSTİBSARU FİMA UHTİLİFE FİHİ MİNEL EHBAR EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! NECDİ’LERİN HEPSİ ASL-İ KAFİRDİR. VE BU ZAMANDAKİ BİZ NECDİ’YİZ BİZ SELEFİ’YİZ BİZ EHLİ SÜNNETİZ DİYENLERİN HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR! 1-MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB ASL-İ KAFİRDİR! 2-OĞULLARIDA TORUNLARIDA TALEBELERİDE BABASIDA DEDESİDE ASL-İ KAFİRDİR! 3-İBNİ TEYMİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 4-İBNİ KAYYİM EL-CEVZİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 5-ZEHEBİ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ KESİR ASL-İ KAFİRDİR! 7-TABERİ ASL-İ KAFİRDİR! EN BÜYÜK HÜCCET-BEYYİNE-DELİL-HİKMET-VAHİY-NAS'DA 1-KUR-AN'I KERİM'DİR- AYETLERDİR. 2-KUR-AN'I KERİME UYAN SAHİH HADİSLERDİR- SAHİH SÜNNETLERDİR. 3-İCMA-İ ÜMMETİ, 4-KIYAS'I FUKEHA'YI, RED-İNKAR”EDEN TAM BİR 'MUVAHHİD' MÜSLÜMANDIRA
OSMANLI DEVLETİ VE OSMANLI PADİŞAHLARI DÜNYAYA ŞİRKİ KÜFRÜ TASAVVUFU TARİKATI YAYDI HEPSİ KAFİRDİR 00:34
OSMANLI DEVLETİ VE OSMANLI PADİŞAHLARI DÜNYAYA ŞİRKİ KÜFRÜ TASAVVUFU TARİKATI YAYDI HEPSİ KAFİRDİR 13 izlenme - 4 ay önce 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ OLAN HERKESİ VE “BU ZAMANDA YAŞAYAN 8 MİLYAR İNSANIN HEPSİNİ HEM MUAYYEN HEM UMUM HEM SİLSİLE OLARAK TEKFİR EDİYORUM”ASL-İ KAFİR DİYORUM. 1333 SENE İÇİNDE OLAN TÜM DEVLET’LERE. VE BU ZAMANDAKİ ( 215’E YAKIN ) DEVLETLERE “KAFİR DEVLETLER- KÜFÜR HÜKÜMETLER” DİYORUM. VE TÜM HALKINI; “HEM TEK-TEK MUAYYEN OLARAK, HEM UMUM, HEMDE SİLSİLE OLARAK, TAMAMINI TEKFİR EDİYORUM”HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR. MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİR. HEPSİ KENDİNİ MÜSLÜMAN ( SANAN ) CEHENNEMLİK İMANSIZLARDIR! 1-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ALİM’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 2-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 3-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ İMAM’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 4-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCTEHİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 5-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ ŞEYHUL İSLAMLARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 6-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜFESSİR’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 7-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ CUMHUR ULEMA’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 8-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MUHADDİS’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 9-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ FAKİH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 10-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ MÜCEDDİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 11-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ TÜM CEMAAT’LERE TÜM GRUP’LARA TÜM TAİFE’LERE TÜM CİHAD CEPHE’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1-EBU HANİFE ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 2-MALİKİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 3-AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! 4-ŞAFİİ ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE SÜNNİ İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü SİTTE '6 HADİS KİTABI' KÜTÜB-Ü TİS-A '9 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-BUHARİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MUSLİM ASL-İ KAFİRDİR! 3-TİRMİZİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EBU DAVUD ASL-İ KAFİRDİR! 5-NESA-İ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ MACE ASL-İ KAFİRDİR! 7-MUVATTA İMAM MALİK ASL-İ KAFİRDİR! 8-MÜSNED AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR! 9-DARİMİ ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE Şİ-A İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü ERBE-A '4 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN 1-EL-KAFİ CAFER MUHAMMED EL-KULEYNİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MEN LA YEHZURUHUL FAKİH ŞEYH SADIK ASL-İ KAFİRDİR! 3-TEHZİBUL AHKAM EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EL-İSTİBSARU FİMA UHTİLİFE FİHİ MİNEL EHBAR EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! NECDİ’LERİN HEPSİ ASL-İ KAFİRDİR. VE BU ZAMANDAKİ BİZ NECDİ’YİZ BİZ SELEFİ’YİZ BİZ EHLİ SÜNNETİZ DİYENLERİN HEPSİDE ASL-İ KAFİRDİR! 1-MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB ASL-İ KAFİRDİR! 2-OĞULLARIDA TORUNLARIDA TALEBELERİDE BABASIDA DEDESİDE ASL-İ KAFİRDİR! 3-İBNİ TEYMİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 4-İBNİ KAYYİM EL-CEVZİYYE ASL-İ KAFİRDİR! 5-ZEHEBİ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ KESİR ASL-İ KAFİRDİR! 7-TABERİ ASL-İ KAFİRDİR! EN BÜYÜK HÜCCET-BEYYİNE-DELİL-HİKMET-VAHİY-NAS'DA 1-KUR-AN'I KERİM'DİR- AYETLERDİR. 2-KUR-AN'I KERİME UYAN SAHİH HADİSLERDİR- SAHİH SÜNNETLERDİR. 3-İCMA-İ ÜMMETİ, 4-KIYAS'I FUKEHA'YI, RED-İNKAR”EDEN TAM BİR 'MUVAHHİD' MÜSLÜMANDIRA
İşte Bizim Atalarımız 02:08
İşte Bizim Atalarımız 114 izlenme - 4 yıl önce İşte Bizim Atalarımız
OSMANLI DEVLETİ VE PADİŞAHLARI MÜSLÜMANMIDIR 100 YILLIK GÖRÜNTÜ KÜFÜR ŞİRK AY YILDIZLI BAYRAKLAR 02:20
OSMANLI DEVLETİ VE PADİŞAHLARI MÜSLÜMANMIDIR 100 YILLIK GÖRÜNTÜ KÜFÜR ŞİRK AY YILDIZLI BAYRAKLAR 14 izlenme - 5 ay önce 1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ OLAN HERKESİ VE “BU ZAMANDA YAŞAYAN 8 MİLYAR İNSANIN HEPSİNİ HEM MUAYYEN HEM UMUM HEM SİLSİLE OLARAK TEKFİR EDİYORUM”ASL-İ KAFİR DİYORUM. 1333 SENE İÇİNDE OLAN: TÜM DEVLET’LERE. VE BU ZAMANDAKİ: ( 215’E YAKIN ) DEVLETLERE: “KAFİR DEVLETLER- KÜFÜR HÜKÜMETLER” DİYORUM. VE TÜM HALKINI; “HEM TEK-TEK MUAYYEN OLARAK, HEM UMUM, HEMDE SİLSİLE OLARAK, TAMAMINI TEKFİR EDİYORUM”HEPSİDE: ASL-İ KAFİRDİR. MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİR. HEPSİ: KENDİNİ MÜSLÜMAN ( SANAN ) CEHENNEMLİK İMANSIZLARDIR! 1-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ALİM’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 2-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ŞEYH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 3-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: İMAM’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 4-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜCTEHİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 5-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: ŞEYHUL İSLAMLARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 6-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜFESSİR’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 7-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: CUMHUR ULEMA’LARA ASL-İ KAFİR DİYORUM! 8-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MUHADDİS’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 9-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: FAKİH’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 10-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: MÜCEDDİD’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 11-1333 SENE İÇİNDE YAŞAMIŞ: TÜM CEMAAT’LERE TÜM GRUP’LARA TÜM TAİFE’LERE TÜM CİHAD CEPHE’LERE ASL-İ KAFİR DİYORUM! 1-EBU HANİFE: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 2-MALİKİ: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 3-AHMED BİN HANBEL: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! 4-ŞAFİİ: ASL-İ KAFİRDİR. TAKLİD EDENLER: ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE SÜNNİ İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü SİTTE '6 HADİS KİTABI' KÜTÜB-Ü TİS-A '9 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN: 1-BUHARİ: ASL-İ KAFİRDİR! 2-MUSLİM: ASL-İ KAFİRDİR! 3-TİRMİZİ: ASL-İ KAFİRDİR! 4-EBU DAVUD: ASL-İ KAFİRDİR! 5-NESA-İ: ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ MACE: ASL-İ KAFİRDİR! 7-MUVATTA: İMAM MALİK ASL-İ KAFİRDİR! 8-MÜSNED: AHMED BİN HANBEL ASL-İ KAFİRDİR! 9-DARİMİ: ASL-İ KAFİRDİR! GÜNÜMÜZDE KENDİNE Şİ-A İSMİ VEREN KENDİNİ MÜSLÜMAN SANAN ASL-İ KAFİRLERİN KÜTÜB-Ü ERBE-A '4 HADİS KİTABI' YAZARLARI OLAN : 1-EL-KAFİ: CAFER MUHAMMED EL-KULEYNİ ASL-İ KAFİRDİR! 2-MEN LA YEHZURUHUL FAKİH: ŞEYH SADIK ASL-İ KAFİRDİR! 3-TEHZİBUL AHKAM: EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! 4-EL-İSTİBSARU FİMA UHTİLİFE FİHİ MİNEL EHBAR: EBU CAFER ET-TUSİ ASL-İ KAFİRDİR! NECDİ’LERİN HEPSİ ASL-İ KAFİRDİR. VE BU ZAMANDAKİ "BİZ NECDİ’YİZ BİZ SELEFİ’YİZ BİZ EHLİ SÜNNETİZ" DİYENLERİN HEPSİDE: ASL-İ KAFİRDİR! 1-MUHAMMED BİN ABDULVEHHAB: ASL-İ KAFİRDİR! 2-OĞULLARIDA> TORUNLARIDA> TALEBELERİDE> BABASIDA> DEDESİDE: ASL-İ KAFİRDİR! 3-İBNİ TEYMİYYE: ASL-İ KAFİRDİR! 4-İBNİ KAYYİM EL-CEVZİYYE: ASL-İ KAFİRDİR! 5-ZEHEBİ ASL-İ KAFİRDİR! 6-İBNİ KESİR ASL-İ KAFİRDİR! 7-TABERİ: ASL-İ KAFİRDİR! EN BÜYÜK: HÜCCET-BEYYİNE-DELİL-HİKMET-VAHİY-NAS'DA: 1-KUR-AN'I KERİM'DİR- AYETLERDİR. 2-KUR-AN'I KERİME UYAN SAHİH HADİSLERDİR- SAHİH SÜNNETLERDİR. 3-İCMA-İ ÜMMETİ, 4-KIYAS'I FUKEHA'YI, RED-İNKAR”EDEN: TAM BİR 'MUVAHHİD' MÜSLÜMANDIR