Hoşgeldiniz!

Sesli Makale

Vladimir Vladimiroviç Nabokov - Kapı Zili ( Radyo Tiyatrosu) 32:05
Vladimir Vladimiroviç Nabokov - Kapı Zili ( Radyo Tiyatrosu) 408 izlenme - 7 ay önce Facebook Sayfamız: https://www.facebook.com/kultursanate... Vladimir Vladimiroviç Nabokov (Rusça: Владимир Владимирович Ğабоков;) ( d. 22 Nisan 1899 – ö. 2 Temmuz 1977 ) Rus asıllı ABD'li yazar. Ä°lk eserlerini Rusça yazdı, uluslararası ününü Ä°ngilizce yazdığı romanlarla kazandı. En tanınmış eseri Stanley Kubrick ve Adrian Lyne tarafından filme de çekilen Lolita adlı romanıdır. 1899'da St. Petersburg'da aristokrat bir ailenin çocuÄŸu olarak doÄŸdu. Özel eÄŸitim gördü ve küçük yaÅŸta Ä°ngilizce öğrendi. BolÅŸevikler iktidara geldiÄŸinde aile Rusya'dan ayrılarak önce Londra, sonra Berlin'e gitti. Öğrenimini Cambridge Ãœniversitesi, Trinity College'de tamamladı. 1923 ile 1940 arasında anadilinde romanlar, hikâyeler, oyunlar, ÅŸiirler yazdı ve kuÅŸağının seçkin Rus göçmen yazarlarından biri olarak ün kazandı. 1940 yılında karısı ve oÄŸluyla ABD'ye göç etti ve 1941'den 1948'e kadar Wellesley College'de dersler verdi. 1955'te yayımlanan Lolita'nın dünya çapındaki baÅŸarısından sonra, 1959'da Cornell Ãœniversitesi Rus edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak Ä°sviçre'ye yerleÅŸti. Ä°ngilizce ilk romanı olan The Real Life of Sebastian Knight'ı 1941'de yayımladı ve bu dili ÅŸaşırtıcı bir yaratıcılıkla kullanarak eserlerini Ä°ngilizce yazmaya devam etti. Nabokov, 1977'de Ä°sviçre'nin Montreux kentinde öldü. Yazarlığının yanı sıra, ünlü bir kelebek toplayıcısı ve satranç problemleri yaratıcısıdır.
Bir Komiser Geldi - J.b. Priestley [tek Part / Full] - Radyo Tiyatrosu 53:19
Bir Komiser Geldi - J.b. Priestley [tek Part / Full] - Radyo Tiyatrosu 97 izlenme - 8 ay önce Bir Komiser Geldi J.B. Priestley Radyo Tiyatrosu
Atatürk Olmasaydı Sesli Makale 02:25
Atatürk Olmasaydı Sesli Makale 40 izlenme - 6 ay önce Atatürk Olmasaydı Sesli Makale
Sesli Makale: Mahremiyet Ve Tesettür - Ebubekir Sifil 15:47
Sesli Makale: Mahremiyet Ve Tesettür - Ebubekir Sifil 184 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hocanın Semerkand Dergisi Kasım 2004 sayısında ele almış olduğu Mahremiyet ve Tesettür başlıklı makalesinin seslendirilmiş halidir. Seslendiren : Ömer Şerif Turan Makaleyi okumak için: http://bit.ly/Mahremiyet
Sesli Makale: Din Kimin Emrinde? - Ebubekir Sifil 12:32
Sesli Makale: Din Kimin Emrinde? - Ebubekir Sifil 99 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hocanın Ekim 2004'de yayınlanan Din Kimin Emrinde? başlıklı Semerkand Dergisi makalesidir. Seslendiren: Ömer Şerif Turan
Ebubekir Sifil - Nereden Çıktı Bu IŞİD? 05:05
Ebubekir Sifil - Nereden Çıktı Bu IŞİD? 63 izlenme - 2 yıl önce Bismillah. Ebubekir Sifil hocanın 22 Aralık Vahdet Gazetesi Köşe yazısıdır. Nereden Çıktı Bu IŞİD? Son zamanlarda özellikle yurt dışı konferanslarının hemen tamamını bu meseleye hasretmek durumunda kaldım. Daha doğrusu talepler hep bu istikamette geliyor. Özellikle bir kısım gençlerimizin kafası hayli karışık. Bir yanda bir “Hilafet Devleti” ve o eksende sürdürülen bir “cihad” var; öbür yanda neredeyse bütün Ümmet burada bir arıza bulunduğunu söylüyor.. Öncelikle şunu söyleyelim: Bu bir arıza, evet. Ve bu arızayı konuşurken fotoğrafın bütününü ortaya koyabilmek için meseleye iki açıdan bakmak gerekiyor: IŞİD’i ortaya çıkaran iç ve dış faktörler, IŞİD’in ideolojisi. İlkinden başlayalım: Ümmet’in bir daha belini doğrultamayacak şekilde çökertilmesi, dominant unsur olan Ehl-i Sünnet’in etkisizleştirilmesi ile mümkün ancak. Bunun farkında olan küresel güçler, bölgede Şiî yayılmacılığın önünü kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı bir şekilde açtı, açıyor. İran devriminden önce lokal bir varlığa sahip olan Şia, aradan 30 yıl geçtikten sonra stratejisini güçlendirmiş, Lübnan’dan Irak’a, Yemen’den Suriye’ye kadar etki alanını alabildiğine genişletmiş durumda. Ve Şiî yayılmacılığı devam ediyor. İslam Coğrafyasında, Orta Asya’da, hatta Avrupa’da son derece bilinçli ve planlı stratejilerle yayılıyorlar. ABD’nin Irak işgali ile birlikte bu süreç belli bir ivme kazanmış oldu. İşgale doğrudan yardım eden Şiîler, ABD’nin kendilerine teslim ettiği iktidar gücünü elbette tarihî düşmanlarına, yani Sünnîlere karşı kullanacaklardı. Güç onlara bunun için verilmişti zaten. Ve kullandılar. Irak’ta Sünnî kesimler yıllarca Şiî Malikî yönetiminin ağır baskısı altında, kör ve sağır dünyaya seslerini duyurmaya, maruz kaldıkları zulümleri anlatmaya çalıştılar. Ama ne onlar bunu başarabildi, ne de zulmü durdurmak için kimsenin kılı kıpırdadı. Bıçak kemiğe dayandı ve Sünnîler ayaklandı. Bölgede bir Elkaide etkisi zaten mevcuttu. Örgütün adem-i merkeziyetçi yapısı bölgedeki unsurların kontrolden çıkması ve farklı yönelişler içine girmesi için fazlasıyla elverişliydi. Medyayı çok iyi kullanmanın avantajıyla Sünnî direnişi kısa süre içinde manipüle ettiler. Yani bir yandan Şia’nın önünü açan küresel güçler, öbür yandan IŞİD’in önünü açarak Ümmet’i “kırk katır-kırk satır” cenderesine sokmuş oldu… İkinci açıya gelince; İslam tarihinde ilk defa Hz. Ali (r.a) döneminde ortaya çıkan Haricîlik arızası, sadece fikrî/ideolojik bir sapma değil, aynı zamanda bir terör hareketiydi. “Emr-i ma’ruf nehy-i münker” ilkesini manipüle ederek ideolojilerinin temeline yerleştiren Haricîler, Müslüman kanı akıtmayı hayatın biricik gayesi olarak belirlediler. Onlardan sonra hicrî üçüncü, dördüncü asırlara doru geldiğimizde yeni ve farklı bir söylemle karşılaştı Ümmet. Bilhassa Irak coğrafyasında ortaya çıkan teşbihçi/tecsimci akımlar, asırlar ötesinden Suud Vehhabîliğinin tekfirci ideolojisine kaynaklık edecek olan bir çizgiyi ortaya koydular. Ebû Bekr el-Hallâl , “Makam-ı Mahmud”un, Allah Teala’nın Efendimiz (s.a.v)’i, Arş’ın üzerinde –haşa– yanına oturtmak için ayırdığı yer olduğunu söylemeyenlerin zındık ve kâfir olduğunu ve boynunun vurulması gerektiğini söyleyecek, Ebû Muhammed el-Berbehârî, bu ideolojinin kitlelere kılıç zoruyla benimsetilmesi gerektiğini ve bu ideolojiye aykırı düşünen kimselerin Allah’ın diniyle hiçbir ilişkisinin bulunmadığını söyleyecek; Ebû Zerr el-Herevî, “Eş’arîler ne mü’min ne de Ehl-i Kitap’tır” görüşünü naklederek “irtidat ahkâmını” gündeme getirecek ve tekfir silahını alenen Ehl-i Sünnet’e yöneltecektir… Tarih içinde bir parlayıp bir sönen bu ideoloji, hicrî 8. asırda İbn Teymiyye ile sistemli hale gelecek ve 4 asır sonra Muhammed b. Abdilvehhâb, Suud hanedanıyla birlikte Osmanlı’dan koparacağı Hicaz bölgesinde şirkle suçladığı Ümmet’e karşı “Tevhid” akidesini savunma iddiasıyla seri katliamların altına imza atarken ayağını işte bu tarihî arkaplana basacaktır. Kısacası IŞİD yeni çıkmadı. O bu ümmetin tarihinde hep var oldu. Bugün gördüğümüzse, bu canavarın biraz daha azmanlaştırılmış halinden başka bir şey değil. Seslendiren: Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Fıtrat Yasası 05:08
Ebubekir Sifil - Fıtrat Yasası 37 izlenme - 2 yıl önce Bismillah. Ebubekir Sifil hocanın 18 Şubat 2015 Vahdet Gazetesi Köşe Yazısı. Fıtrat Yasası Evreni belli bir düzen/fıtrat içinde yaratan Yüce Allah, insanı da o evrenin bir parçası olarak yaratmıştır. Bu anlamda evrenin fıtratı ile insanın fıtratı arasında kopmaz bir ilişki vardır. "Fa-ta-ra" kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarına baktığımızda bu ilişkiyi çarpıcı biçimde müşahede ederiz. Kur'an-ı Kerim'de göklerin ve yerin yaratılışı bağlamında geçen bu kelime ("fatara") , aynı zamanda insanın yaratılışı bağlamında da geçmektedir. Bu anlatımlar, insan ile evren arasındaki ontolojik bağı dikkatimize sunmaktadır. Yazının devamı için: bit.ly/FıtratYasası Seslendiren: Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Keşke Dememek İçin 1 04:34
Ebubekir Sifil - Keşke Dememek İçin 1 47 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil Hocanın Vahdet Gazetesi köşe yazıdır. Keşke Dememek İçin 2000’li yılların başından itibaren yazmaya başladığım gazete yazılarına şöyle hızlıca göz gezdirdim. Dinlerarası Diyalog faaliyetleri bağlamında gerçekten çok fazla yazı yazmışım. Bu faaliyetlerin hem dinen hem de siyaseten ve stratejik olarak yanlış olduğunu ısrarla vurgulamış ve bu çalışmaları yürüten “cemaat”in geçirmekte olduğu zihniyet değişikliğinin altını çizmişim. “Cemaat”in her alanda güçlü bir çekim merkezi olduğu ve hatta Türkiye’de neredeyse her alanı “belirlediği” o dönemde küçük bir azınlık dışında o söylenenleri kale alan olmadı. Bediüzzaman merhumun inşa ettiği Nurculuk ile Gülen hareketi arasında neredeyse hiçbir alanda ortak nokta kalmadığını vurgulayarak bu hareketin farklı bir zihnî durumu yansıttığını ve dolayısıyla farklı bir istikamete gittiğini anlattığım yazılardan birinin (Mayıs 2007) başlığını “Çağdaş Nurculuk mu Bid’atkârâne Bir Hıyanet mi?” şeklinde atmış, (mezkûr yazıyı okumak buraya tıklayınız) altında şunları söylemişim: “Zaman’dan Ahmet Kurucan’ı izliyorum bir zamandır. Fethullah Gülen hocaefendi hareketi ile “Nurculuk” olarak ifade edilen, öyle tanınan/bilinen yapı arasındaki makasın gittikçe nasıl açılmakta olduğunun somut delillerini sunuyor bize. “Değişen dünya”dan, “Kur’an ve bağlayıcı sünneti ihtiva eden İslam’ın sabit; ama ondan anlaşılan manaların, yani Fıkh’ın değişken, çünkü beşerî” olduğundan, dolayısıyla “Evrensel olmadığı”ndan, “içtihadi hükümlere (Yani Fıkh’a) karşı korumacı ve kollamacı zihniyetten”, “bu zihniyetin ifşası”ndan, “bunun bir ideoloji haline getirilmesinin hepten zararlı ve tehlikeli” olduğundan, bunun da mensuplarını “çağın dışına iteceğinden”… bahsediyor. “Onun “yeni içtihad” çağrısı yapan, okurlarını zihnen buna hazırlayan ve bunun karşısında duranları kâh açık, kâh örtülü itham eden bu tavrı ister istemez Fethullah Gülen hocaefendinin Prof. Dr. Faruk Beşer hoca tarafından “radikal” olarak tavsif edilen ve böyle olduğu için “mahrem tutulduğu” belirtilen içtihadlarına zemin ittihazı olabilir mi? “Bu “yeni durum”un şu ana kadar ciddi bir tahlilinin yapılmadığı ortada. Bediüzzaman merhumun önünde “6 mani” bulunduğunu belirttiği “içtihad kapısı” sessiz-sedasız buharlaştırılırken kendisini “Nur talebesi” olarak ifade eden kitle ne düşünüyor bilemem ama, şu yazı çerçevesinde ve “içtihad” meselesi bağlamında yapılacak kısa bir mukayese bile şu hususu net bir şekilde ortaya koyacaktır sanırım: Fethullah Gülen hocaefendinin adıyla anılan hareket, “Nurculuk” diye bilinen oluşumun “çağdaşlaşmaya doğru evrim geçirmekte olan” bir versiyonudur…” Şu satırlar da aynı senenin Temmuz ayındaki bir yazıdan (mezkûr yazıyı okumak buraya tıklayınız) “… Kur’an ve Sünnet üzerinde yeni yorumlar yapılması gerektiğini söylemenin, Fıkh’ın beşerîliğini savunmanın, yeni içtihad çağrısı yapmanın, bunlara karşı çıkılmasını da “tehlikeli ideoloji”, “taassup”… gibi kelimelerle olumsuzlamaya çalışmanın ne anlama geldiğini, neyi hedeflediğini, hangi ihtiyaçlar doğrultusunda ve hangi ruh halinin neticesi olarak kotarılıp gündeme getirildiğini tartışmadan olup-biteni anlamlandırmaya çalışmak beyhudedir. “İçinden geldiği, kendisini var eden yapıyı kundaklamakta, bunu yaparken de içinden geldiği yapıyla hiçbir aidiyet ilişkisi bulunmayan bir jargonu sahiplenip kullanmakta sakınca görmeyen bu kayma, kırılma, evrilme, dönüşme halini, İslam dünyasının –ve tabii Türkiye’nin– içinden geçmekte olduğu “küreselleş-tiril-me süreci”nden bağımsız görmek ve göstermek mümkün değil. Devamı için: http://bit.ly/24122014 Vahdet Gazetesi – 24 Aralık 2014 Seslendiren: Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Çabuk Peygamberimizden Özür Dile-Adnan Zeki Bıyık Sesli Makale 04:23
Çabuk Peygamberimizden Özür Dile-Adnan Zeki Bıyık Sesli Makale 24 izlenme - 2 yıl önce Çabuk Peygamberimizden Özür Dile-Adnan Zeki Bıyık Sesli Makale
Ebubekir Sifil - Vahdet İçin 05:07
Ebubekir Sifil - Vahdet İçin 34 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hoca yeni çıkan Vahdet gazetesinde ilk köşe yazısını yazdı. Köşe yazısının başlığı Vahdet için. Yazının tamamı: (0:03) ‘Vahdet’ vurgusunu adını taşıyacak kadar önemseyen bir gazetedeki ilk yazının vahdet temalı olması son derece tabii. İtiraf edeyim, gazetenin adı Vahdet olmasaydı da yazacağım ilk yazının “vahdet” temalı olmasını önemserdim… (0:20) Vahdet söz konusu olunca Ümmet’in birliğini-bütünlüğünü vurgulayan nassları bir bir sıralarız da, vahdetin şartları, imkânları ve olmazsa olmazları üzerinde çok fazla imal-i fikr etmeyiz genellikle. Oysa meselenin asıl önemli ve hassas noktası burasıdır. Bu noktayı netleştiremediğimiz için de vahdet söylemleri hep havada kalır… (0:47) Öncelikle Kur’an ve Sünnet’in vahdet vurgusunun, ilk muhatapları nezdinde ne ifade ettiğine ve ilk muhatapları tarafından hayata nasıl intikal ettirildiğine bakmak durumundayız. Zira ilgili nasslar eğer tarih içinde hayata geçirildiyse, bu durum hiç şüphesiz bugün bizler için bulunmaz bir rehberlik ve örneklik ifade edecektir. Eğer bu bağlamdaki muradullah tarih içinde tahakkuk etmediyse, hiçbir zaman tahakkuk etmeyecek demektir. (1:24) Meseleye söz gelimi Şia nokta-i nazarından bakarsak, konuyla ilgili nassların tarih içinde hiçbir zaman hayata geçme imkânı bulamadığını söylemek durumundayız. Zira vahdet emrinin ilk muhatapları Sahabe’dir; onlar da – Şia’ya göre – Din’in tahrifinin ilk ve baş sorumlularıdır! Şia’nın Sahabe ile ilgili tenkitlerinin Efendimiz (s.a.v) sonrasına münhasır olmadığını hatırlarsak, “vahdetin Efendimiz (s.a.v) döneminde tahakkuk ettiği” söylenerek yukarıdaki tesbitime itiraz edilemeyeceği de anlaşılmış olur. (2:07) Esasen Efendimiz (s.a.v) döneminde ve tabii O’nun kontrol ve otoritesinde gerçekleşen vahdet, O’na muhalefet edilmesi söz konusu olamayacağı için bir anlamda “mecburen” gerçekleştirilmiş bir vahdettir. Dolayısıyla asıl önemli olan, Efendimiz (s.a.v) sonrası durumdur. (2:33) Sahabe-i kiramın (Allah hepsinden razı olsun) Efendimiz (s.a.v) sonrasındaki ahvali bahis konusu olduğunda aklımıza hemen Şia’nın ve Oryantalistlerin, “birbirlerine düştüler” temalı iddiaları üşüşür. İtiraf edelim ki bu “dezenformasyon” önemli ölçüde tutmuştur. (2:57) Oysa alettenezzül şunu söyleyebilmeliyiz: Sahabe arasında cereyan eden ihtilafların hiçbiri “esasa ilişkin” değildir. Ne Hz. Osman (r.a) döneminin ikinci yarısında başlayıp bu muazzez sahabînin şehadetiyle neticelenen olaylar, ne o olayların tetiklemesiyle birbiri peşi sıra sökün eden diğer ihtilaflar (Cemel, Sıffin vb.) Din’in aslına, özüne ilişkindir. Bütün o ihtilaflarda taraf olan sahabîlerin hiç birinde farklı bir itikadî kabul ve muhalifleriyle buna bağlı bir ayrışma mevcut değildir. Yani Din’in sabiteleri konusunda hemen bir sonraki asırda ortaya çıkıp Ümmet’in gündeminden bir daha da düşmeyecek olan ihtilaflar Sahabe asrında kesinlikle görülmez. (3:57) Kaldı ki, Sahabe söz konusu olduğunda yaklaşık 2,5 yıl süren Hz. Ebû Bekr (r.a) ve yine yaklaşık 10,5 yıl süren Hz. Ömer (r.a) dönemlerinde daha sonraki yıllarda görülecek olan ayrışmalara dahi tesadüf edilmezken niçin hep “problemli” bir Sahabe dönemi vardır algımızda? Dedim ya, dezenformasyon – kısmen de olsa – tutmuştur maalesef… (4:28) Dolayısıyla Ümmet’in tecrübesinde vahdet aranacaksa öncelikle Sahabe asrında aranmalıdır ve bilinmelidir ki, sahici ve kalıcı vahdetin biricik zemini, onları vahdet üzere tutan zemindir. İşte bu noktanın çok iyi analiz edilmesi gerekiyor. (4:50) İnşaallah ilerleyen süreçte bu temel meselemize farklı açılardan bakmaya devam edelim. “Vahdet için vahdet” diye yola çıkan Vahdet hayırlı olsun, hayra ve vahdete vesile olsun. Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Torpil Ehli Cehennemliktir Adnan Zeki Bıyık Sesli Makale 07:47
Torpil Ehli Cehennemliktir Adnan Zeki Bıyık Sesli Makale 32 izlenme - 2 yıl önce Torpil Ehli Cehennemliktir Adnan Zeki Bıyık Sesli Makale
Ebubekir Sifil - Fransadaki Olay Üzerine 06:04
Ebubekir Sifil - Fransadaki Olay Üzerine 31 izlenme - 2 yıl önce Bu ilk değil; son da olmayacak. Artık herkes biliyor ki bunlar spontan gelişen olaylar değil. Küresel etkiler oluşturacak bir eylem planlıyorsanız, muhtemel sonuçlarını öngörerek adım atmış olmalısınız. Sanmayın ki mahut dergide çıkan karikatür, dergide çalışan herhangi bir çizerin, tamamen kendi inisiyatifi ile masa başına oturup aklına geleni resmedivermesinden ibaret anlık bir kararın neticesi. Özellikle de daha önceki benzerlerinin yol açtığı sonuçlar ortadayken… İslam Dünyası üzerinde küresel etkiler oluşturacak planları olanlar, Müslümanların “keşf edilmiş zayıf noktaları”nı değerlendirerek hamleler yapıyor. Mukaddeslerine saldır, kışkırt, alay et, aşağıla; sonra da birileri öfkelerini tutamayıp mukabele ettiğinde dünyayı ayağa kaldır! Bunun adı en hafifinden “alçaklık”tır!.. Meseleyi birkaç farklı veçheden şöyle değerlendirebiliriz: Devamı için: http://bit.ly/FransadakiOlayÜzerine Vahdet Gazetesi – 14 Ocak 2015
Ebubekir Sifil - Nasıl Bir Gazete? 04:18
Ebubekir Sifil - Nasıl Bir Gazete? 25 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir sifil hocanın 29 Aralık 2014 Vahdet Gazetesi köşe yazısıdır. Vahdet, günlük yazı tecrübemin üçüncü durağı. İlk köşe yazısının üstünden yaklaşık 15 yıl geçmiş. Bu konuda hiç tevazu yapmayacağım. İletişim Fakültesi’nde aldığımız “teorik” eğitimin üstüne bu tecrübe de eklenince, “idealimdeki gazete”den söz etmek için yeterli arkaplana sahip olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Bugüne kadar yazdığım gazeteler “idealimdeki gazete” profiline yüzde yüz oturan gazeteler değildi. Hatta o profilden “epeyce” farklı olduklarını söyleyebilirim. Vahdet dışındakilerin herhangi bir yanına müdahale edebilecek durumda değildim açıkçası. Yazdığım her bir gazete, o an benim için en uygun seçenek olduğu için yazdım. Ancak bu, onları her bakımdan benimsediğim anlamına gelmiyor tabii. Ancak Vahdet için durum –en azından şimdiki hal itibariyle– biraz farklı. “Her hususta”ki tavsiye ve görüşlerimi dikkate alacağına dair Gazete yönetiminin bana verdiği “açık çek”e dayanarak bu yazıda idealimdeki gazeteyi ana hatlarıyla ve maddeler halinde aktarmaya çalışacağım. 1. Her şeyden önce “İslamî ölçüler”i yayın ilkelerinin başına koymuş bir gazete. Kur’an ve Sünnet’in tabii bir yansıması olarak teşekkül edip sistemleşmiş Ehl-i Sünnet itikadını her türlü endişenin önünde ve üstünde tutan bir yayın anlayışı. 2. “İslam ahlakı” diye bir meselesi olan ve bunu haberden yoruma, metinden görsele kadar her hücresine sindirmiş, nehy-i münker çerçevesinde ahlaksızlıktan bahsederken bile bunu ahlak ölçüleri içinde vermeyi başaran bir gazete. 3. “Doğru”yu şaşmaz ilke edinmiş; asparagasa, yalana, çarpıtmaya kesinlikle prim vermeyen; her ne pahasına olursa olsun “doğru”nun ve “haklı”nın yanında yer almakta tereddüt etmeyen bir gazete. 4. “Böyle daha çok satarız” ucuzculuğuna iltifat etmeyen; halkın peşinden sürüklenen değil, kamuoyu oluşturmayı ve hedef kitlesini ilimde, ahlakta, estetikte, düşüncede ve İslamî hassasiyette bir noktadan alıp bir noktaya taşımayı ilke edinmiş bir gazete. 5. Halktan, siyesi yönetimden, sermayeden ve her çeşit çıkar çevresinden müstağni hareket etmeyi, sadece Allah’a kul olmayı en baş meselesi yapmış bir gazete. 6. İnançtan kültüre, tarihten sanata aidiyet değerlerimizi koruyup kollamayı, yayıp kalıcılaştırmayı hedeflemiş, bu değerleri zedeleyenlerle mücadeleyi varlık sebebi olarak benimsemiş bir gazete. 7. Magazine asla iltifat etmeyen, mizahı dahi seviyesizliğe düşmeden yapmayı başarabilmiş bir gazete. İslamî değerlerin “kötü” takdimine hiçbir şekilde tahammülü olmayan, bu değerleri, büyüklükleriyle mütenasip bir seviye ve ciddiyet içinde takdim etmeyi bilen bir gazete. 9. Bilhassa işin görsel boyutunda yüksek bir estetik seviye yakalamış bir gazete. Her bir sayfanın muhtevası itibariyle kendine özgü bir karakteri olabilir; ama “ciddi/saygın gazete” imajıyla bağdaşmayacak sıradanlığa, basitliğe, seviyesizliğe müsamaha göstermeyen bir gazete. 10. Okuyucunun haklı taleplerine, milletin hassasiyetlerine kulak tıkayıp “bildiğini okuyan” değil, “geri beslenme”yi önemseyen bir gazete. 11. Ana kimlik unsurlarımız, dinî ve millî hassasiyetlerimiz söz konusu olduğunda safını belli etmede asla tereddüt etmeyen; hiçbir manipülasyona, hiçbir tehdide ve hiçbir vaade kulak asmadan ilkeli duruşundan taviz vermemeye azamî dikkat gösteren bir gazete. 12. Kâğıdından baskısına, haberinden yorumuna kadar kaliteyi birinci planda gözeten bir gazete; taklit eden değil, taklit edilen bir yayın çizgisi. Bu maddelerde yer alan hususların hiç birisinin Vahdet’in riayet etmediğini söylüyor değilim tabii. Ben genel çerçeveyi verdim. Herkes payına düşeni alsın. Vahdet Gazetesi 29 Aralık 2014 Seslendiren:Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Şeriat İstemezük 04:33
Ebubekir Sifil - Şeriat İstemezük 29 izlenme - 2 yıl önce Bismillah. Ebubekir Sifil hocanın 17 Şubat 2015 Vahdet Gazetesi Köşe Yazısı. Seslendiren: Mustafa Ünalan Şeriat İstemezük Özgecan ne ilk, ne de son olacak… Modernleştikçe suç oranlarının arttığı, okuma-yazma oranı yükseldikçe problemli insan sayısının arttığı bir ülkede yaşıyoruz. Boşanma oranlarının evlilik oranlarını geride bırakmasının adeta kural haline geldiği, hapishanelerindeki doluluk oranının % 100'ün üzerinde bulunduğu bir ülke.. Yazının Devamı İçin: bit.ly/Şeriatİstemezük Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Kimlik Krizi ve Tarihî Devamlılık 05:02
Ebubekir Sifil - Kimlik Krizi ve Tarihî Devamlılık 16 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hocanın 20 Aralık Vahdet gazetesi köşe yazısıdır. Kimlik Krizi ve Tarihî Devamlılık [0:03] Selmân el-Fârisî (r.a) şöyle demiş: “Sonra gelenler, ilmi önce geçenlerden öğrendiği sürece insanlar hayır üzeredir. Ne zaman ki sonra gelenler kendilerinden öğrenmeden önce geçenler göçüp gider, işte o zaman insanlar helak olur.”[1] [0:21] Bu hikmetli sözün bize anlattığı şudur: Bizi istikamet üzere tutacak olan ilim, (elbette burada söz konusu olan “naklî ilimler”dir), her bir neslin kesintisiz biçimde Efendimiz (s.a.v)’e dayanan silsilelerle öğrenip aktardığıdır. Burada iki unsun karşımıza çıkıyor: İlmin kaynağı ve kesintisiz silsilelerle öğrenilip aktarılması. [0:49] Bizi istikamet ve salah üzere tutacak olan bilginin Efendimiz (s.a.v)’e, dolayısıyla vahye dayanıyor olmasını kolaylıkla anlayabiliyoruz. Hidayetin kaynağının, aynı zamanda sahih bilginin de kaynağı olmasında elbette şaşılacak bir durum yok. Burada üzerinde durmamız gereken iki nokta var: Sahih bilginin, o kaynaktakine uygunluğu ve bizi o kaynağa bağlayan silsilenin kritik ve ikamesiz rolü. Birbiriyle son derece sıkı bir irtibatı bulunan bu iki noktayı sırasıyla açalım: [01:28] Birinci nokta, Efendimiz (s.a.v)’den nakledilen bilginin, Kur’an ve Sünnet’in yani, alternatifsizliğidir. İnsanoğlunun “hakikat”ten bahsedebileceği, hakikatten bahsederken kendisine atıf yapabileceği biricik alan burasıdır. Her türlü aklî faaliyeti, ancak bu alanla örtüştüğü ölçüde hakikate uygun addedebiliriz. Vahiy insanlara bir “örnek” olarak değil, “ölçü” olarak gönderilmiştir. [01:59] Bu “biricik” hidayet ölçüsü, Efendimiz (s.a.v)’in de, ümmetinin de ittiba etmekle yükümlü olduğu alternatifsiz ve ikamesiz tek kriterdir.[2] Ona alternatif üretmek de, tıpkı onu değiştirmeye kalkışmak kadar büyük bir cürümdür ve bizzat kendisi tarafından kesin biçimde reddedilmiş/yasaklanmıştır: “Onlara açık ayetlerimiz okunduğu zaman, Bize kavuşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmek benim için olacak şey değil. Ben ancak bana vahyolunana tâbi olurum, başkasına değil. Şüphe yok ki, ben Rabbime isyan eder olursam büyük bir günün azabından korkarım.” [3] [02:53] Mahalle baskısı, direnmesi zor bir baskıdır. Hele “küresel”i söz konusu olduğunda ona direnmek başlı başına bir “mesele”dir. Çağdaş dünyanın değer yargılarıyla çatışma teşkil eden vahyî hakikatlerin örselenmeden, zedelenmeden muhafaza ve müdafaasının ne kadar “ağır bir yük” olduğu, onu omuzundan atmayı tercih edenlerimizin sayısının gün geçtikçe artmasından belli değil mi? [03:21] Allahu a’lem, “(Akıllarınca) onlar sana vahy etdiğimzden başkasını uydurub bize (atf ve) iftira edesin diye seni bile hemen hemen fitneye düşürecekler, o takdirde seni (candan) dost edineceklerdi”[4] ayeti Efendimiz (s.a.v)’den çok bizi anlatıyor gibi… [03:42]İkinci nokta, bizi o kaynağa bağlayan sahih ve kesintisiz silsiledir. Doğru bilginin mevcudiyeti maksadın husulü için yetmez, ona sahih biçimde ulaşabiliyor olmak da şarttır. İşte medrese sisteminin ve “icazet” usulünün ne denli alternatifsiz olduğu tam bu noktada dikkatimizi çekiyor. Doğru bilgili elinde bulunduranlarla temasın kesildiği nokta, medreselerin kapatılıp, ulemanın itibarsızlaştığı sürece denk geliyor. Ve dikkat edin, yaşamakta olduğumuz “kafa karışıklığı” da tam bu noktada ortaya çıkıyor. [04:23] Selmân el-Fârisî (r.a)’ın bu hikmetli sözü, modern zamanlarda yaşadığımız kimlik krizinin savrulmanın sebebini de, çözümünü de son derece hikmetli bir tesbit olarak önümüze koyuyor. Gündemimize şöyle bir bakın: tartışmadığımız mesele yok. En cüz’î fıkhî meselelerden, en temel ve çetin itikadî meselelere kadar herşeyi büyük bir gözü karalılıkla tartışıyoruz. Bu “arayış”, yolunu kaybetmişlerin, yoldan da, yolculuktan da, hedeften de emin olmayanların arayışı. Vahdet Gazetesi – 20 Aralık 2014 Seslendiren: Mustafa Ünalan 1.Ahmed b. Hanbel, Kitâbu’z-Zühd, 189; ed-Dârimî, “Mukaddime”, 11 (No: 248, 310). 2.6/el-Enâm, 50; 5/el-Mâide, 16… 3.10/Yûnus, 15. 4.17/el-İsrâ, 73.
Ebubekir Sifil - Efendimiz(sav)’in Doğumda Meydana Gelen Olaylar-1 04:06
Ebubekir Sifil - Efendimiz(sav)’in Doğumda Meydana Gelen Olaylar-1 18 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir sifil hocanın 03 Ocak 2015 Vahdet Gazetesi köşe yazısıdır. Ardı arkası kesilmeyen sorulara gazetedeki köşemden cevap vererek faydayı umumîleştirme adetini burada da devam ettireceğim inşaallah. Bu düşünceyle Vahdet'te de haftanın bir gününü okuyucu sorularına tahsis etmiş olacağız. Soru Peygamber efendimizin doğumunda meydana geldiği söylenen bazı olaylar var. Kaynaklarda okuyoruz. Bazı kimseler bunların uydurma olduğunu söylüyor. Konunun aslın aydınlatabilir misiniz? Cevap Efendimiz (s.a.v)'in dünyayı teşrif ettiği gece birtakım olağanüstü hadiselerin meydana geldiği, birçok kaynakta zikredilen bur husus. İran Kisrasının sarayının duvarlarının çatladığı ve ondört balkonunun çöktüğü, Mecusîlerin 1000 yıldan beri hiç sönmeyen ateşinin söndüğü, Sâve Gölü'nün suyunun çekildiği.. bu cümleden olarak özellikle dikkat çekilen olaylar. Birçok Tefsir ve Tarih/Siyer kaynağı bu meseleyle ilgili nakillere yer vermiştir. et-Taberî , Ebû Nu'aym , el-Beyhakî , el-Kastallânî ve ez-Zürkanî , es-Süyûtî , Muhammed b. Yusuf es-Sâlihî bu cümleden olarak allame Abdülffettâh Ebû Gudde'nin zikrettiği kaynaklar. Ebû Gudde merhum, Ali el-Karî'nin el-Masnû’una yazdığı bir notta bu naklin sahih olmadığını söyler ve adını verdiğim bu eserleri zikrederek söz konusu rivayetlerin bu eserlerde zikredilmiş olmasına aldanılmaması gerektiği ikazında bulunur. "Zira" der, "adı geçen müellifler ve onlar gibi daha birçok kimse, eserlerinde hem sahih hem de gayri sahih rivayetlere yer verirler. Maksatları bu rivayetlerin sahih olduğunu ve doğru bir şeyi yansıttıklarını ifade etmek değildir. Onlar bu rivayetleri kayıt altına alınmış olsun, onlardan haberdar olunsun ve ehli tarafından ayıklansın diye eserlerine almışlardır." Daha sonra Ebû Gudde merhum, et-Taberî'nin, adı geçen tarihinin mukaddimesinde bu eserde yer verdiği her rivayeti güvenilir bulduğu için zikretmediğini, bunu bir emanet duygusu içinde kendisine kadar intikal etmiş bilgilerin kendisinden sonrasına aktarımı amacıyla yaptığını nakleder. Ardından şunları söyler: "İmam hâfız es-Süyûtî, el-Hasâisu'l-Kübrâ'da (I, 47-9) , E.û Nu’aym el-Isfehânî'nin Delâilu'n-Nübüvve isimli kitabından, Efendimiz (s.a.v)'in doğumu esnasında gerçekleştiği söylenen ve kıssacıların ve kasidecilerin Mevlid-i Nebî cümlesinden zikrettiği garip hadiselerle ilgili üç uzun rivayet zikrettikten sonra –ki bunların bizatihi yalan, uydurma ve münker şeyler olduğu olduğu açıktır– şöyle der: "derim ki: Bu ve bundan önceki iki rivayette şiddetli nekaret (muhtevasında gariplik/sahih rivayetlere aykırılık) vardır. Ben bu kitabımdan bunlardan daha münker bir rivayete yer vermedim. Bunlara burada yer vermekten dolayı kalbim mutmain değil. Ancak bu hususta hafız Ebû Nu’aym'a tabi oldum." Ebû Gudde merhumun bu nakilleri, bu eserlerde yer alan rivayetlere ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini telkin ettiği için doğrudur. Ancak özellikle konumuzu teşkil eden rivayetlerle ilgili hususi bir olumsuzluk ifade etmediğini söylemeemiz gerekir. Haftaya devam edelim. Seslendiren: Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Ebubekir Sifil - Efendimiz (Sav)'İn Doğumunda Meydana Gelen Olaylar - 2 04:37
Ebubekir Sifil - Efendimiz (Sav)'İn Doğumunda Meydana Gelen Olaylar - 2 11 izlenme - 2 yıl önce Ebubekir Sifil hocanın 10 Ocak Vahdet Gazetesi Köşe Yazısı. Okuyucu Soruları - I Efendimiz (sav)'in Doğumunda Meydana Gelen Olaylar - 2 Bir önceki yazıda Ebû Gudde merhumun, es-Süyûtî'nin el-Hasâisu'l-Kübrâ'sından yaptığı bir nakli, Efendimiz (s.a.v)'in dünyayı teşrif ettiği gece meydana gelen olağanüstü hadiseleri anlatan rivayete güvenilemeyeceği davasına bir anlamda delil olarak serd ettiğini söylemiştim. Ebû Gudde merhumun bu nakli, okuyucuda, es-Süyûtî'nin o ifadelerinin bilhassa söz konusu hadiseleri anlatan rivayete yönelik olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Oysa bu doğru değildir. es-Süyûtî'nin "münker" dediği rivayetlerle bahsimizin konusunu teşkil eden rivayet arasında hiçbir münasebet yoktur. es-Süyûtî, sadedinde bulunduğumuz rivayeti naklettikten sonra bu rivayetin taz'ifine dönük herhangi bir şey söylemez. Söylediği şudur: "İbn Asâkir şöyle demiştir: "Bu, garib/ferd bir hadistir. Onun, Mahzûm'un babasından nakli dışında başka bir senedini bilmiyoruz. Bu senedin naklinde Ebû Eyyûb el-Becelî tek kalmıştır. " "İbn Asâkir, Târîh'inde (ravi) Satîh'in biyografisini verdiği yerde böyle demiştir. Bu rivayeti yine bu senedle Abdülmesîh'in biyografisini verdiği yerde de zikretmiş ve şöyle demiştir: "Bunu Ma'rûf b. Harbûz da Bişr b. Teym el-Mekkî'den, "Resulullah (s.a.v)'in doğduğu gece gelince…" diyerek nakletmiştir. "Ben derim ki: Bu rivayeti Abdân da Kitâbu's-Sahâbe'de aynı senedle rivayet etmiştir ki, İbn Hacer el-İsâbe'de bu rivayet hakkında "Mürseldir" demiştir." Görüldüğü gibi İmam es-Süyûtî'nin bu rivayetle ilgili –İbn Hacer'in "mürsel" olduğunu söylediğini nakletmesi dışında– en küçük bir olumsuz değerlendirmesi yoktur. Ebû Gudde merhumun "uydurma" tesbiti ile buradaki "mürsel" tesbiti arasında ise –ehlinin malumu olduğu üzere– dağlar kadar fark vardır… Yine Ebû Gudde merhum, es-Süyûtî'den yaptığı naklin ardından İbn Hacer'in Fethu'l-Bârî'sine bir gönderme yapar ve şunları söyler: "Hâfız İbn Hacer Fethu'l-Bârî'de Efendimiz (s.a.v)'in iki omuzu arasında bulunan Nübüvvet mührü ile ilgili "Hatmu'n-Nübüvve Babı"nda (VI, 410), müelliflerin Siret-i Nebi konusunda sahih olmayan haberlere yer verdiklerinden bahsederken, söz konusu müelliflerin bu rivayetleri, sıhhat-zaaf durumlarını belirtmeden zikretmelerini kınamıştır." Daha sonra Ebû Gudde merhum şunları söyler: "İbn Hacer'in sözünü hafız ez-Zürkanî, Şerhu'l-Mevâhibi'l-Ledünniyye­9;de (I, 156-7) nakletmiştir. ez-Zürkanî, söz konusu haberleri zikrettikten sonra şöyle demiştir: "Ancak şeyhülislam hafız İbn Hacer, Fethu'l-Bârî'de şöyle demiştir: "Bunlardan hiç birisi sabit değildir. Aksine bu haberlerin bir kısmı batıl, bir kısmı zayıftır. Bu sebeple, bu haberleri, durumlarını belirtmeden zikretmenin bir anlamı yoktur. Hâfız Kutbuddîn, Şerhu's-Sîre'de bu haberlere genişçe yer vermiş, hafız Moğoltay da ez-Zehru'l-Bâsim'de ona tabi olmuştur. Ancak ikisi de bu rivayetlerin durumuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmamışlardır. Hak, benim zikrettiğimdir. Sahîhu İbn Hibbân'da bu kabil rivayetlerin yer almış olmasına aldanma! Zira o, bunları bu eserinde zikretmekle sahih olduğuna hükmetme gafletine düşmüştür ." Daha sonra Ebû Gudde merhum, hafız el-Irâkî'nin Elfiye'sinde, siyer kitaplarında sahih rivayetler bulunduğu gibi gayri sahih rivayetlerin de yer aldığını anlatan bir beytine yer verir. Ebû Gudde merhumun buraya kadar zikrettiğim ifadeleri arasında münhasıran söz konusu rivayetin durumu hakkında Hadis imamları ve şarihler tarafından verilmiş herhangi bir olumsuz hüküm bulunmamaktadır. Zikrettikleri, genel olarak siyer kaynaklarında yer alan rivayetlerin durumuyla ilgilidir. Sadece İbn Hacer'den ve ez-Zürkanî'den naklettikleri bu söylediğimi nakzeder niteliktedir. Haftaya devam edelim. Seslendiren:Mustafa Ünalan Sahn-ı Semân İslâmî İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi Tel: +90(212) 531 5030 Cep: +90(530) 782 7199 http://sahniseman.org
Pastay-I Kur'an Şerbeti Niran Adnan Zeki Bıyık (Sesli Makale) 10:05
Pastay-I Kur'an Şerbeti Niran Adnan Zeki Bıyık (Sesli Makale) 8 izlenme - 2 yıl önce PASTAYI KUR'AN ŞERBETİ NİRANADNAN ZEKİ BIYIK (SESLİ MAKALE)
Pastay-I Kur'an Şerbet-İ Niran-Adnan Zeki Bıyık (Sesli Makale) 10:05
Pastay-I Kur'an Şerbet-İ Niran-Adnan Zeki Bıyık (Sesli Makale) 5 izlenme - 2 yıl önce PASTAY-I KUR'AN ŞERBET-İ NİRAN-ADNAN ZEKİ BIYIK (SESLİ MAKALE)