Hoşgeldiniz!

yapısı

Genel Aile Yapısı 10:43
Genel Aile Yapısı 4.676 izlenme - 1 yıl önce Valla boş bırakamadığımız için yazıyorum sadece bu açıklamayı, benim yerime video içini dökmüş zaten. Klasik Efe Aydal göndermeleri. Alkışlıyorum.
 Oyun Hamuru Kıvamında Toprak Yapısı 00:59
Oyun Hamuru Kıvamında Toprak Yapısı 5.722 izlenme - 3 yıl önce Üstünde zıplayınca toprak adeta dalgalanıyor. İnsanın kepçeyi alıp oynayası gelmiyor değil. 06.02.2014 günü nefer26medya kanalına yüklediğim ' Oyun Hamuru Kıvamında Toprak Yapısı' başlıklı videoyu izleyin. Kanalımıza ait diğer videolara ulaşmak ve güncel içerikleri takip etmek için www.izlesene.com/nefer26medya kanalımıza göz atabilir ve abone olabilirsiniz. Keyifli seyirler...
İbrahim Tatlıses - Merinos Reklamı (2000) 00:25
İbrahim Tatlıses - Merinos Reklamı (2000) 1.434 izlenme - 2 yıl önce İbrahim "Survivor" Tatlıses'in, Merinos özelleşiverdikten hemen sonra başrolünde oynadığı, müziklerini yaptığı ve muhtemelen yönettiği bu eserde, özellikle İbo'nun halıya yaptığı pati geçirme hareketiyle sanatçının esasında kedi gibi bir insan olduğunu anlıyor, kendisini o dönem Shakira muadili zannetmekte olan Asena'ya'da diazem öneriyoruz. Yan rollerdeki beşibiryerdeli teyzemizin ve tüccar abimizin ödüllük performansları da izlemeye değer.
10 Dk'da Sözcük Yapısı - Tonguc Akademi, Talha Dogan 11:18
10 Dk'da Sözcük Yapısı - Tonguc Akademi, Talha Dogan 1.004 izlenme - 2 yıl önce Hızlı bir şekilde sozcuk yapisi konusunu 10dknın içinde anlayacaksınız. Tonguc akademi olarak en hızlı en onemli orneklerle bir anlatım yaptık. Eğer size bu ...
Küt Saç Kesimi Nasıl Yapılır? 03:41
Küt Saç Kesimi Nasıl Yapılır? 1.396 izlenme - 1 yıl önce Küt kesime başlamadan önce saç yıkanır ve kesime hazırlanıcak şekilde ayrılıp, taranır. Saç kafa yapısına göre kesilir. Kafadaki çökük ve çıkıklar saça hacim verecek şekilde dikkate alınarak bir model belirlenir. Saç modelin orantısızlık olmaması için kesim esnasında düzgünce ayrılması gerekir. "Kanalımıza ait diğer videolara ulaşmak ve güncel içerikleri takip etmek için >www.izlesene.com/mplay< kanalımıza göz atabilir ve abone olabilirsiniz. Keyifli seyirler..."
atom modelİ-2 00:13
atom modelİ-2 4.408 izlenme - 8 yıl önce atom modeli
Müzik Dersi Someone Like You Adele Kareoke Md Altyapısı Sözleri 04:46
Müzik Dersi Someone Like You Adele Kareoke Md Altyapısı Sözleri 2.177 izlenme - 4 yıl önce Hem Öğren Hem Çocuğuna Öğret Aykut İlter Aykut Öğretmen A A/Ab F#m D Verse 1 ======= A A/Ab I heard that you're settled down F#m That you found a girl D And you're married now A A/Ab I heard that your dreams came true F#m Guess she gave you things D I didn't give to you A A/Ab Old friend why are you so shy F#m It ain't like you to hold back D Or hide from life Bridge 1 ======== E F#m D I hate to turn up out of the blue uninvited but I couldn't stay away I couldn't fight it E I'd hoped you'd see my face F#m D Dmaj7 D And that you'd be reminded that for me it isn't over Chorus 1 ======== A E F#m D Never mind, I'll find someone like you A E F#m D I wish nothing but the best for you too A E F#m D Don't forget me I beg I re-member you said A E F#m D Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts in-stead A E F#m D Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts instead, yeah Verse 2 ======= A A/Ab You'd know how time flies F#m Only yesterday D was the time of our lives A We were born and raised A/Ab In a summer haze F#m D Bound by the surprise of our glory days Bridge 2 ======== E F#m D I hate to turn up out of the blue uninvited but D I couldn't stay away I couldn't fight it E I'd hoped you'd see my face F#m D Dmaj7 D And that you'd be reminded that for me it isn't over Chorus 2 ======== A E F#m D Never mind, I'll find someone like you A E F#m D I wish nothing but the best for you too A E F#m D Don't forget me I beg I re-member you said A E F#m D Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts in-stead, yeah Break ===== E Nothing compares no worries or cares F#m Regrets and mistakes their memories make D Who would have known how Bm C#m D Bitter-sweet this would taste Chorus 3 ======== A E F#m D Never mind I’ll find someone like you A E F#m D I wish nothing but the best for you too A E F#m D Don't forget me I beg I re-member you said A E F#m D Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts in-stead Chorus 4 / Outro ================ A E F#m D Never mind I’ll find someone like you A E F#m D I wish nothing but the best for you too A E F#m D Don't forget me I beg I re-member you said A E F#m D Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts in-stead A E F#m D Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts in-stead A E F#m D Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts instead Yeah Yeah Adele Sameone Like you Ders Müzik Md Kareoke Playback altyapısı DERS Someone Like You Adele Kareoke Md Altyapısı Şarkı Sözü Akor
Fb Alt Yapısı İçin 12  Cocuk Doğuracaksın 05:25
Fb Alt Yapısı İçin 12 Cocuk Doğuracaksın 3.252 izlenme - 8 yıl önce fb alt yapısı için 12 cocuk doğuracaksın
Ders 1299 Osmanlı Kultur Ve Uygarlıgı 2 Ordu Toprak Devlet Kurumları 40:56
Ders 1299 Osmanlı Kultur Ve Uygarlıgı 2 Ordu Toprak Devlet Kurumları 1.519 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen OSMANLI KÜLTÜR - MEDENİYETİ A. OSMANLILARDA DEVLET ANLAYIŞI Osmanlı devlet yönetiminde, Orta Asya Türk geleneğinin ve sonraki Türk - islâm devletlerinin etkileri olmuştur. Osmanlı Dev­leti, Türk gelenekleri ve islâm dininin kurallarına göre yönetilmiş­tir. Padişahlık Kurumu Osmanlı Devleti'nin başında "padişah" bulunuyordu. Padişah­lar yönetim, ordu, maliye ve hukuk konularında geniş yetkilere sahiplerdi. Devletin mutlak hakimi durumundaydılar. Padişah Osmanlı hanedanına mensuptu. Osman Gazi'nin soyundan ge­len ailenin erkek bireyleri, saltanat makamına geçiyorlardı. Sal­tanatın Osmanlı ailesine ait olduğu anlayışı, devletin yıkılışına kadar devam etmiştir. OSMANLI TOPLUM YAPISI Osmanlı toplum yapısı çeşitli açılardan tabakalaşma göstermekte olup insanların yerleşim mekanı, toplum hayatında oyna­dıkları rol, toplum yapısını sembolize eden piramitte işgal edilen yer ve statü gibi deği­şik kriterler, tabakalaşmada etkili olmakta­dır. Yerleşim mekanı açısından Osmanlı toplumuna bakıldığında, kırsal kesimde köy ve obalarda yerleşik hayatı yaşayanlar­la konar-göçer bir hayat içinde bulunan Yö­rük toplulukların, şehir ve kasabada yaşa­yıp sanat, ticaret ve yönelim faaliyetleriyle ilgilenenlerden daha çok olduğu görülür. Ticaret ve yönetim merkezleri olan şehir ve kasabalar dışında yaşayan kitlelerin büyük çoğunluğu mirî arazi veya vakıf araziler üzerinde yaşayıp iktisadî meşguliyet itiba­riyle toprakla ve hayvancılıkla ilgilenen toplumsal kesimi oluşturmuşlardır. En­düstrileşme öncesi toplumların yapısal ve işlevsel özelliklerini ortaya koyan Osmanlı toplumu çok uluslu, çok dilli, çok dinli, çok renkli kompleks bir toplum olarak karşımı­za çıkmakta ve kelimenin tam anlamıyla "pleiralist" yapı özelliklerini ortaya koy­maktadır. Siyaset, yönetim, dil, din, hukuk, örf, kültür, eğitim ve benzeri her türlü top­lumsal alanlarda ne "monist" bir yapı, ne de tek bir "form"a irca edilmesi yönünde bir gayret vardır. Bu bakımdan Osmanlı top­lum yapısı, farklı renk ve tonlardaki birçok mozayiğin oluşturduğu bir bütünü ifade et­mektedir. Kuşkusuz Osmanlı toplumunun plüra­list yapı özellikleriyle, çağdaş toplumların "monist" yapı içerisindeki plüralist özellik­leri oldukça farklıdır. Osmanlı toplum yapı­sının, daha çok geleneksel toplum yapıları­nın "yerellik" ve "çok renklilik" gibi ayırıcı özellikleri bünyesinde barındırmakla oldu­ğu söylenebilir. Osmanlı toplumunu merkezden kenara doğru genişliyen daireler şeklinde tabaka-laştınrsak bu çizimin en iç kısmındaki dai­rede Osmanlı padişahı ile saray kurumu yer alır. 1. Osmanlı Padişahı ve Saray Altıyüz yıllık bir tarihi dönemi içeren, dil, din, ırk, gelenek ve kültürleri farklı mil­letlerin aynı siyasal organizasyon içinde teşkilaüanmalanyla oluşan Osmanlı toplu­munun merkezi yerinde Osmanlı padişahı ve Saray kurumunun yer aldığı görülür. Her türlü otoriteyi elinde bulunduran, iktidarı kullanan Padişah ve onun hayatının geçtiği Saray, aynı zamanda Osmanlı siyasal-yö-netsel sisteminin de özünü teşkil etmekte­dir. Osmanlı Dcvlcti'ni kuran aileden olan Padişah, değişik ırk, din, dil, kültür ve gele­nek dünyalarından gelen milletlerin oluş­turduğu Osmanlı toplumunun zirvesinde si­yasal, dinsel, yönetsel ve diğer alanlarda ik­tidarı elinde tutan birinci derecede otorite sahibi; hem yönetenlerin hem de yönetilen­lerin kendisine bağlılık duydukları tek kişi­dir. "Bey", "Gazi", "Sultan", "Han", "Hüda-vendigar", "Emir", "Hünkar", "Padişah" gi­bi çeşitli unvanlar kullanmış olan Osmanlı padişahları, bu unvanların dışında "Halife-lik"in Osmanlı yönetimine geçmesinden sonra "Hadimü'l-Haremeyn eş-Şerifeyn", "Halife-i Ruy-i Zemin" ve "Halifetü'1-Müs-limin" gibi dinsel-siyasal unvanlar da kul­lanmışlardır. Osmanlı toplumunun siyasal bakımdan teşkilatlanmasında tslam teorisi ile Eski Türk geleneklerini, şahsında birleş­tirmiş olmakla birlikte XV. yüzyıldan itiba­ren Bizans ve XVIII. yüzyıldan itibaren de Batı geleneklerinin etkisi altında kaldıkları görülür. Osmanlı Padişahlarının tahta ge­çişleri konusunda yerleşik bir yasal düzen­lemenin olmaması sebebiyle çeşitli toplum­sal çatışmalar yaşanmış ve bu cümleden olarak "evlat katli" gibi kurumlar yerleş­miştir. Eski Türk siyasal geleneğindeki "Ülüş sistemi"nin etkisinin izlendiği XVI. yüzyılın sonlarına kadar şehzadeler arasın­da cereyan eden laht kavgaları, toplumu bö­lerek siyasal birliğin sağlanmasını güçleşti­rirken İslam m siyasal iktidarın bölünmezli­ği prensibinin yerleşmesi sonunda, padi­şahlar güç ve egemenliklerini toplumun her kaüna daha kolay yayma imkanı bulmuş­lardır. Klasik Osmanlı yönetimini zirveye taşıyan Kanunî Süleyman (öl. 1556) zama­nında başlayan toplumsal, siyasal ve eko­nomik bozulmanın, XVII. yüzyılın başla­rından itibaren Padişahlık kurumuna dayansıdığı görülür. Toplumdaki çalkalanma ve bozulma karşısında padişahların göster­dikleri "yeni düzen" oluşturma ve "ıslahat" girişimleri olumlu sonuç vermemiş, top­lum sal-siyasal dönüşümler sonunda, devlet yönetimine egemen olan yeni asker-sivil bürokrasinin düzenlemeleri ve toplumsal yapıda ortaya çıkan yeni sınıfların talepleri karşısında güçsüzleşen Osmanlı padişahı, bazı dönemlerde güçlenmek istemişse de, iç ve dış çıkar çevrelerine ve muhalefete ye­nilmekten kurtulamamıştır. Osmanlı toplumunun zirvesinde bir ba­ba olarak yer alan Padişah, aile efradı ve kullarıyfa birlikte "Saray"da yaşıyordu. Sa­ray, Osmanlı toplumunda çok yönlü fonksi­yon hırı olan bir toplumsal-yönetsel merke­zi temsil etmektedir. Osmanlı saraylarının en tipik örneğini temsil eden Topkapı Sara­yı, fonksiyonları farklı Harem, Enderun ve Birun denilen üç ayn kurumun oluşturduğu bir kompleksi ifade etmektedir. Padişah'ın özel hayatının geçtiği, kendisinin ve ailesi­nin yaşadığı Harem ve Padişah'ın günlük hayatının geçtiği, içoğlanlann eğitildiği özel kurumların bulunduğu Enderun, ka­muya kapalı mekanlardı. Saray'ın dış kıs­mını oluşturan Birun, merkezi yönetim ör­gütlerini, merkezi bürokrasinin bulunduğu kısım olup DWan-ı Hümayun, Divan-ı Hü­mayun kalemleri ve diğer merkezi yönetim örgütleri burada bulunuyordu. XIX. yüzyıl­da Osmanlı padişahları Topkapı Sarayı'nın dışında Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı, Çırağan Sarayı, Beylerbeyi Sarayı gibi» Ba­tı formunda yeni saraylar inşa ettirip burala­ra taşınınca Osmanlı toplumundaki "Saray" kurumu da, diğer toplumsal-siyasal kurum­lar gibi dönüşümler geçirdi ve giderek öne­mini yitirdi. Yeni saraylardaki hayat, eski saraylara nisbetle oldukça farklı olup bura­lar ve asker-sivil bürokratların yaşadıkları "konak"lar, batı etkisinin iyice hissedildiği yerlerdi. Osmanlı toplumunun süreç içeri­sindeki değişim ile birlikte saray ve yaşa­nan mekan anlayışı, siyaset ve dünya görü-şündeki değişme ile birlikte yeni biçimler almış ve giderek toplumun tabanından uzaklaşmıştır. 2. Yönetici Sınıf (Askerîler) Osmanlı toplum yapısında Padişah ve Saray kurumundan sonra en etkin toplum­sal kesim, özgün adı ile "Askeri Sınıftır. Padişah tarafından bir "berat'Ia kamu bü­rokrasisinin herhangi bir merciine atanan, kamu hizmetlerini padişah adına yerine ge­tiren, çeşitli imtiyazlara sahip olan, toplum yapısında statü ve iktisadi imkan açısından iyi durumda bulunan görevlilerden müte­şekkil bir "imtiyazlı sınıf olarak karşımıza çıkmakta olan Askerî Sınıf, kendi içerisin­de homojen bir yapıya sahip değildir. Esas itibariyle Kapıkulu ve Din bürokrasisinden oluşan Askerî Sınıf, siyasal-yönetsel siste­min merkezinde ve eyalet örgütlerinde gö­revli sipahileri, ordu ve bürokrasi mensup­larını, kapıkulları, medreselerde görevli öğ­retim kadrolarını, adalet hizmetinde görevli kadıları ve naipleri, bilgi danışma ve müşa­virlik hizmeti sunun müftileri, bir kısım ta­rikat ehlini, kilise ve diğer dinsel kurumlar­da görevli olanları içine alan oldukça geniş bir toplumsal kütleyi kapsamaktaydı. Ka­mu bürokrasisinin çeşitli kademelerinde görevli olanlara "askerî" denmesi, onların fiilen askerlik hizmeti ile uğraşmaları anla­mına gelmemektedir. Muhtemelen fetih ve gaza ülküsü üzerinde yükselen ve idare teş- kilatının en önemli işlevinin bu fetih ve ga­zaları organize etmek olan Osmanlı Devle-ti'nin İlk örgütlenme yıllarında siyasi-idari yapıda görevli olanlara bu sıfat verilmiş ve bu gelenek devam etmiştir. Askerîleri esas itibariyle iki sınıfa ayırmak yerinde olur: İc­racı Askerîler (Yönetsel-Askerî Sınıf) ve Ulema (Dinsel-Yönetsel sınıf)- İcracı askeriler, kamu bürokrasisinin merkezî ve taşra örgütlerinde görevli olan genellikle kapıkulu kökenli kişiler olup ço­ğu tımar sahibi kişilerdir. Osmanlı Devle-ti'nin kuruluş yıllarında henüz "devşirme" kurumu gelişmemişken yöneticiler, genel­likle Türk aristokrat ailelerine mensup idi­ler. Ayrıca Anadolu dışındaki diğer İslam ülkelerinden de geliyorlardı. Devşirme ku­rumunun yerleşmesinden sonra, bilhassa II. Mehmed'ten itibaren siyasal-yönetsel oto­riteye iyice bağımlı bir kamu bürokrasisi oluşturulmaya çalışılmış ve bu cümleden olarak Kapıkulu yaratılmıştır. Toplumsal bir kitleye dayanmayan Kapıkulu, devlet hizmetindeki emeğinin karşılığı olarak kendisine tahsis edilen mirî arazi gelirlerin­den istifade edebiliyordu. Tımar sistemi ile oluşturulan Sipahi kitlesi de yönetici sınıf içerisinde yer almıştır. Padişah'ın vekil-i mutlak'ı olan vezir-i azamhk makamına ka­dar yükselebilen Kapıkulu mensuptan, din ve adalet hizmetleri dışında yönetimin bü­tün kademelerine gelebiliyorlardı. Padişa­hın kulları sayılan icracı askerîlerin iktidar karşısındaki durumları oldukça güvensiz bir noktada bulunmaktaydı. Padişah iradesi karşısında "mallarının ve canlarının" hiçbir teminatı bulunmadığını ve siyaseten kati ve müsadere gibi uygulamalardan en çok bun­ların etkilendiklerini görüyoruz. Padişahlar çeşitli sebeplerle yargılamadan, ya da yargılayarak kullarım bir sözle ölüme göndere­bilmişler, mallarını müsadere edip kamu geliri olarak hazineye aktarabilm işlerdir. Osmanlı toplumunda, kuşkusuz, en güven­siz sınıfı İcracı Askerîler teşkil etmiştir. Ka­mu bürokrasisinde yeni "asker-sivil bürok­rasisinin güçlenerek Padişah karşısına bir­takım isteklerle çıkması ile "icracı askeri­lerin klasik dönemdeki statüleri değişmiş, siyasal-yönetsel sisteme ve hatta padişahla­ra bile hükmedebilecek noktaya gelmişler­dir. Osmanlı kamu bürokrasisinin özünü oluşturan bu kesimin, toplumsal-siyasal de­ğişme ile birlikte toplum yöneliminde ve toplumun gidişine yön vermede etkileri ve işlevleri giderek artmış, Tanzimat sonrasın­da "bürokratik yönetim geleneği"nin yer­leşmesinde önemli rol oynamıştır. Padişah­lık ve Saray kurumunun çeşitli iç ve dış et­kenlerle güçsüzleşmesi karşısında, özellik­le "Asker-Sivil Bürokrasi" siyasal-yönetsel sisteme egemen olarak iktidara gelecekleri belirleme, örgütleri oluşturma, yasal ve anayasal düzenlemeler yapma, toplum nor­mu ve değerler sistemi dikte etme gibi te­mel toplumsal işlevleri görmüşlerdir. Tan­zimat döneminin icracı askerileri olan as­ker-sivil bürokratlar, yönetsel işlevlerden çok, siyasal işlevler görmüş, gerileyen Din Bürokrasisi karşısında güçlenerek yukarı­dan aşağıya toplumu kurma ve şekillendir­me misyonu yüklenmiştir. Bu yapı, Cum­huriyet yönetiminde de uzun yıllar devam edecek ve toplumu yukarıdan aşağıya kur­ma ve düzenleme geleneği demokrasiye rağmen sürüp gidecektir. Osmanlı toplumunda Yönetici Sınıfın ikinci kategorisi Ulema sınıfına mensup görevliler tarafından oluşturulmuştur. Ule­ma, Yönetici Sınıf içerisinde prestij, medenî haklardan yararlanma ve gelecek gü­vencesi bakımından İcracı Askerilere nis-betle oldukça iyi durumda bulunan bir kate­goriyi temsil etmiştir. Kanunları yorumla­ma, adalet dağıtma, kamuoyu oluşturma ve eğitim ve öğretimi düzenleme gibi temel toplumsal-yönetsel faaliyetlerle görevli olan Ulema sınıfı, hem toplum yapısında, hem de siyasal-yönetsel sist&mde oldukça önemli bir noktada bulunmuştur. Devletin din, yargı ve eğitim hizmetlerini yöneten Ulema, kamu bürokrasisinin "Din Bürokra­sisi" Örgütünü oluşturmuştur. Osmanlı top­lumsal yapısı, dinsel ve siyasal güçlerin ay­nı siyasal organizasyon içerisinde uyumlu bir biçimde örgüüendirilmesiyle oluşmuş bir sistem olduğundan, siyasal-yönetsel sis­tem de buna uygun bir biçimde yapılaşmış­tır. Toplumun bütün otorite alanları, ne sa­dece siyasal güçlerin, ne de sadece dinsel güçlerin eline verilmiştir. Siyasal güçlerle dinsel-yönctsel güçler uyumlu bir biçimde örgütlendiğinden, Osmanlı Devleti'nde di­ni güçleri temsil eden Ulema'nın önemli iş­levleri ve yeri olmuştur. Osmanlı toplu­munda gayet iyi durumda bulunan Ulema sınıfını toplumsal yapıda saygın noktaya getiren temel unsur, gördüğü işlevler oldu­ğu gibi Padişah iradesinin ulema karşısında adeta sınırlandırılmış olmasından da ileri gelmesiydi. Kul kökenli olmayan ulema mensuplarına siyaseten kati cezası pek en­der ve olağanüstü hallerde uygulanmıştır. Ulema sınıfı, kuşkusuz, kendi içerisinde za­man içinde farklılaşmıştır. Kuruluş döne­minde» bilhassa heterodoks din ulularının ve tasavvufi tslam temsilcilerinin hakimi­yeti ağır basarken, ilerleyen yıllarda medre-seli-sünni din seçkinlerinin etkisi artmıştır. Yine ilk yıllarda İran ve arap kökenliler ço-ğunlukta olmakla birlikte, daha sonra Türk kökenli olanlar bu sınıfa egemen olmuşlar­dır. XV. XVI. yüzyıllarda güçlü liderler yo­lu İle siyasal-yönetsel sistemdeki etkisi iyi­ce artmış olan Ulema sınıfının siyasal-yö­netsel işlevleri özellikle Tanzimat'tan sonra gerilemeye başlamış ve toplum yapısında gelişme gösteren yeni sınıflar karşısında et­kileri azalmıştır. Toplumun siyasal-yönet­sel yönetimini eline geçiren Asker-Sivil Bürokrasi, toplumun düzenlemesini Batı örneğinde ve Batı ölçüleri ile yapmaya çalı­şarak Din Bürokrasisinin etkisini azaltmak istemiştir. Kamu bürokrasisi içerisinde ör­gütlü olan "din"in etkisi Cumhuriyet döne­minde gittikçe azaltılmış ve sadece ibadet­lerin yönetimi görevi kendisine verilmiştir. Osmanlı toplum yapısında ulema sınıfının ve dolayısı ile dinin toplum sal-sıyasal etki­sinin giderek gerilediği ve bugünkü nokta­sına geldiği söylenilebilir. 3. Yönetilen Sınıf (Reaya) Osmanlı toplum yapısında en önemli ke­simi, özgün adıyla "reaya" teşkil etmiştir, iktisadi hayatın tarım ve ziraate dayalı ol­duğu Osmanlı toplumunda üretim faaliyeti­ni elinde tutan, siyasal-yönetsel sisteme çe­şitli adlar altında vergi ve resim gibi gelir aktaran, devletin hemen hemen bütün kamu hizmetlerini, savaş giderlerini, imar ve ba­yındırlık faaliyetlerini, Yönetici Sınıfın üc­retlerini finanse eden, buna karşılık yöneti­cilerin imtiyazlarına sahip olmayan ve hü­kümdara bir "Tann emaneti" olarak verildi­ği kabul edilen bir sınıf olarak karşımıza çı­kan "reaya", sistemin ve toplumun hayati­yetini sürdürebilmesi için "adalet" ve "sükûnet" üzerinde bulunması gereken bir sınıf olarak görülüyor. Sosyo-politik siste­min başında bulunan ve her türlü otorite sa­hibi olan Padişah'ın reaya üzerindeki tasar­rufu, kapıkulları üzerindeki tasarrufuna nis-betle daha geri planda seyrettiği gözlen­mektedir, özellikle siyaseten kati ve müsa­dere uygulamaları, özel durumlarda ve belli Ölçülerde gerçekleşmiştir. Reaya, yekne­sak olmayan bir kitle olup yönetici sınıfın dışında kalan kamu bürokrasisinde özel bir görevi bulunmayan bütün köylü, şehirli, es­naf, zanaatkar, yörük ve diğer toplulukları içermektedir. Reaya sınıfı içerisinde müta­laa edilen her dini-sosyal grubun siyasal-yönetsel sisteme karşı sorumluluğu ve hak­lan değişik yasalarda düzenlenmiştir. Ge­nelde rcaya'nın birtakım hizmetleri yapmak veya yerine "Raiyeüik Rüsumu" denilen bir vergi ve resimler topluluğunu Devlct'e Öde­mek zorunluluğu bulunuyordu. Osmanlı toplumunda bütün yönetilenler "reaya" adı altında ifade edilmişse de, aslın­da reaya kitlesi kendi içerisinde farklı top luluklan barındırmaktaydı. Reaya içerisin­de daha çok hür olanların göçebe Türkmen­ler ve Yörükler olduğu, Ortakçı Kulların Batıdaki sertlere benzer niteliklere sahip bulundukları, bazı kitlelerin raiyeüik rüsu­mu denilen vergilerden affedildikleri için "muaf ve müsellem reaya" dendiği ve dola­yısıyla bunların durumlarının farklılık gös­terdiği bilinmektedir, Osmanlı toplumunda yönetilenlerin hepsi aynı niteliklere sahip bulunmadığından çeşitli kriterlere göre sı­nıflandırılmıştır. II. Mehmed'in reaya hakkındaki kanun­namesinde reaya; müslim reaya, gayr-i müslim reaya ve yürükler şeklinde üç kate­goriye ayrılmıştır. XV yy. a kadar genelde Osmanlı toplum yapısında reayanın üç kategori halinde Örgütlenmiş olduğu ve reaya ile iktidarı temsil eden timarlı sipahi arasın­daki ilişkilerin buna göre düzenlenmiş ol­duğu anlaşılıyorsa da bu yapının XVI yy. ortalarından itibaren bozulduğu ve Osman-lıu yapısının yeni ve farklı bir toplumsal ya­pıya kavuşmağa başladığı görülmektedir. Bu dönemde toplumsal yapının muhtelif sı­nıflan ve kurumlan arasındaki ilişkiler, nü­fus artışı, köyden şehre göç, işsizlik, fetih-lerdeki başarısızlık, paranın kıymetindeki düşüş gibi çeşitli sebeplerle bozulmuş ve Celali İsyanları, Büyük kaçgun, Suhte ayaklanmaları gibi bir dizi toplumsal hare­ket Osmanlı toplumsal yapısının sarsılma­sına ve yeni ilişkilerin kurulmasına sebep olmuştur. Reayanın çeşitli kriterlere göre tasnifi mümkündür: Yaşanan yer açısından askerilerin dışın­daki halkın kentliler, köylüler ve göçebe kitleler şeklinde sınıflandırılabilmesi im­kanı varsa da, genellikle reaya, Osmanlı toplumunda dini inanışlara göre sınıflandı­rılmıştır. Buna göre müslim reaya ve gayri müslim reaya şeklinde ikiye ayrılması, bu ayrıma göre kitlelerin devletle olan ilişkile­rinin ve sorumluluklarının düzenlenmesi yaygın bir yöntemdir. Osmanlı toplumunda vakıf, mülk ve mirî arazi üzerinde oturan, tarım ve ziraatla meşgul olan köylülerin ya­nı sıra, şehirlerde ticaret ve zanaatla ilgile­nen kentlileri de içine alan müslim reaya kitlesinin siyasal-yönetsel sistemle olan ilişkileri şer! ve örfi yasalara göre düzen­lenmiştir. Osmanlı yönetiminde reayanın başla gelen görevi, lasarruf ettiği mirî arazi­yi işlemek ve kanunnamelerde yazılı vergi­leri ilgili timar sahibine vermek olmuştur. Müslim reayanın Devlete ödediği vergilerin başında öşür (aşar) ve "çift resmi" gel­mekteydi. Ayrıca "Tekalif-i Şakka" adı al­tında olağanüstü bir verginin daha olduğu biliniyor. Şer'i vergilerin dışındaki "çift res­mi" adı verilen örfi vergilerin siyasal otorite tarafından konulduğunu, bu ad altında top­lanan bir dizi vergiyi reayanın timar sahibi­ne ödemek zorunda olduğunu, vergilerin reayaya zulmeden yöneticileri darvanışla-rından menetmek için çeşitli olağanüstü tedbirler almasına rağmen zulmün devam ettiğini, artan vergiler dolayısı ile zor du­rumda kalan köylünün çiftini bırakarak kentlere akın ettiğini, bu olayların çeşitli toplumsal çalkantılara sebep olduğunu be­lirtmek yerinde olur. Osmanlı toplumunda müslümanların dışında kalan ve farklı din­sel gruplara mensup yönetilenler "gayri müslim reaya" adı altında toplanmış olup bunların sorumlulukları ve haklan kanun­namelerde farklı şekillerde düzenlenmiştir. Gayri müslim reayanın da Devlet'e ödemek zorunda olduğu şer! ve örfi vergiler bulun­maktaydı. Cizye ve haraç şer! vergiler sını­fında, "ispençe" de örfî vergiler sınıfında yer almıştır. İspençe, gayri müslim reaya­nın "raiyetlik rüsumu" olup XV. yüzyılın başlarından itibaren yılda yirmibeş akça olarak tahsil olunmuştur. Ayrıca bu kitle­den ispençe dışında "bive resmi" adı alünda bir başka vergi daha tahsil olunmuştur. Osmanlı toplum yapısının tarihi süreç içerisinde önemli değişmelere uğramış ol­duğu bir gerçektir. Toplum yapısına özel­likle XVII. yüzyılın sonlarından itibaren yeni sınıflar ve zümrelerin girdiği görülür. XVI. yüzyılın sonlarında ve bunu izleyen yüzyılın başlarında yayımlanan çeşitli res­mi belgelerde ve padişahlara sunulan layi­halarda, yönetimdeki bozulmayı ve toplum içinde reayanın sosyoekonomik durumu­nu izlememiz mümkündür. Padişaha bir "Tann emaneti" olarak verilmiş olduğu ka­bul edilen reaya, XVI. yüzyılın ikinci yan­sından itibaren yönetim sınıfındaki kul ve din bürokrasisine mensup görevlilerin key­fî ve kanunsuz icraatları sonunda perişan olmuş ve neticede tarihe "büyük kaçgun" diye geçen toplumsal olayla binlerce köylü evini yurdunu terkederek şehir merkezine akın etmiştir. Şehirlerde aşırı nüfus artışı yeni toplumsal sorunların ve yeni kitlelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Klasik Osmanlı toplum yapısı XVI. yüz­yılın sonlarına doğru siyasal-yönetsel sis­temle birlikte bozulmaya başlamış ve yeni formlara bürünmüştür. Bu çağda Anado­lu'da Osmanlı toplumunu ve yönetimini önemli Ölçüde uğraştıran Celali İsyanları ve Suhte ayaklanmaları toplum yapısını sars­mış ve yeni yapılanmalara imkan vermiştir. Köylerdeki çiftlerini, vergilerin yüksekliği ve verimsizlik gibi çeşitli sebeplerle terke­derek kentlere doluşan ve buralara idareci­lerin kapısında görevli olmak için gelen le­ventler, neticede soygun ve yağma olayları­na karışmışlar ve uzun yıllar toplum yapısı­nı ve Devlet yönetimini sarsmışlardır, işsiz­lik, geçim sıkıntısı ve ahlak bunalımı gibi sebeplerin yaratmış olduğu Suhte İsyanları­nın öncülerinin ezilen zümre arasında geniş kabul görmüş ve bunların desteğini kazan­mış olmaları dikkat çekicidir. XVII. yüzyıldan itibaren oluşmaya baş­layan yeni Osmanlı toplum yapısında siya­sal-yönetsel sisteme hakim bir elit grubu­nun altında, klasik toplumsal yapıdaki rea­yanın yerine teşekkül eden bir orta sınıfın oluştuğunu görmek mümkündür. Bu orta sınıf içerisinde ayan ve eşraf, küçük üreticiler, cemaatlerin dinsel liderleri ve ulema, özellikle gayri müslimlerle tüccarlar, küçük sanayi mensupları, cemaat liderleri (koca­başı, çorbacı, voyvoda) ve fikir adamlarının yer aldıkları görülür. Ayrıca şehirlerdeki küçük işletmelerde ve atölyelerde çalışan işçilerin (amele) oluşturdukları çalışanlar grubu İle yerleşik bir hayatı bulunmayan göçmen kitlelerin toplum yapısının en alt sıralarında bulundukları belirtilmelidir. Ayan, Osmanlı toplum yapısında XVII. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan ve yöneti­lenler sınıfında görülmesine rağmen, aslın­da taşra halkının tabii lideri durumundaki etkin ve güçlü şahsiyetlerin ve aristokraük nitelikli aile mensuplarının oluşturdukları bir kitle olması sebebiyle, resmi ve gayri resmi yollarla siyasal-yönetsel sistemde yönetici olarak görev alan ve bu yolla güç­lenerek sisteme ve topluma egemen olmaya çalışan bir sınıf olarak değerlendirilmelidir. Ayanın teşekkülünde temel etken, bozul­maya başlayan Osmanlı maliye sisteminde geliştirilen iltizam usulü olmuştur. Devlete ait bir gelir kaynağının açık arttırma yoluy la bir kısmını peşin almak şartı İle bir mülte­zime bırakılmasını ifade eden iltizam usu­lünde genellikle gayri müslimler görev al­mış ve Devlete ödediklerinin birkaç katini vatandaşlardan zorla tahsil ederek kısa za­manda varlıklı bir sınıf haline gelmişlerdir. Bunlara serbest pazar ekonomisi haline ge­len Osmanlı ekonomisinin Batı ekonomile­ri karşısında tutunamayarak Batı mamulle­rinin istilasına uğraması sonucu zenginle­şen azınlık tüccarları da eklenince, Ayan, Osmanlı toplumunda sisteme egemen bir sınıf halini almıştır. İltizam usulünün "malî malikane" sistemine dönüşmesiyle Devle­tin gelir kaynaklan bazı kişilere hayat boyu verilmiş ve bu yolla Ayan'ın ortaya çıkması adeta teşvik edilmiştir. Önceleri toplum grupları ile yönetim arasında ilişkiyi sağla­yan bir kitle olan Ayan, XVIII. yüzyılda toplumun gidişine yön veren, siyasal ve yö­netsel kararların alınmasına etki eden var­lıklı bir sınıf halini almıştır. Vergilerin toplanmasını üstlenen ve hayat boyu bu işi üzerine alan Ayan'ın, kısa zamanda iktisadi bakımdan güçlenip mer­kezin zayıflamasıyla ortaya çıkan otorite boşluğundan yararlanarak yerel yönetimde görev alması toplum yapısındaki gücünü ve etkinliğini artırmıştır. Önceden kadılar ta­rafından yürütülen bazı işlerin Ayana inti­kal etmiş olması, bir yandan din bürokrasi­sinin gerilemesini, diğer yandan Ayan'ın sivrilerek Öne çıkmasını ifade etmiştir. Özellikle mahallin güvenliğini sağlamak, vergilerin tahsili, askerin eğitim ve savaşa gönderilmesi gibi kamusal işleri Ayan ve eşrafın üzerine aldığı gözlenmektedir. XIX. yüzyıl, Osmanlı toplum yapısında çok hızlı dönüşümlerin yaşandığı bir çağı ifade etmektedir. Toplum yapısına bir yan­dan yeni gruplar katılırken, diğer yandan si­yasal, dinsel, ekonomik, sanatsal ve edebi­yat alanlarında olduğu gibi, aile yapısı ala­nında da dünya görüşü ve yaşama biçimi değişime uğramış ve Batı etkisinde, farklı bir dünya görüşü egemen olmaya başlamış­tır. Özellikle gayri müslim kesimde ticaret ve iltizam yoluyla zenginleşen lövantenler sınıfı sivrilerek öne geçmiştir. Türk ticaret ve sanayi sınıfı ancak bu yüzyılın sonlarına doğru toplum yapısında görü leb i I m iştir. Bir yandan siyasal-yönetsel sistemde radikal değişmeler olurken, diğer yandan toplum yapısı da yeniden yapılaşmıştır. Klasik Ka pıkulu bürokrasisinin yerine, Batı yanlısı mekteplerden mezun, Baü değerleri ile mü­cehhez bürokratların oluşturduğu yeni As-ker-Sivil Bürokrasi toplumsal sisteme ege­men olurken adalet, eğitim ve dinsel bilgi danışma ve yönetim işlerinde egemen Din Bürokrasisi iyice gerilemiştir. XX. yüzyılın başlarındaki Osmanlı toplum yapısı, ufak tefek bazı değişikliklerle Cumhuriyet yöne­timine intikal etmiştir. Davut DURSUN Bk. Osmanlılarda Sosyo-Ekonomik Yapı XVII. yüzyıla kadar, devletin başına kimin geçeceği konusunda bir düzenleme yoktu. Eski Türk geleneklerinden kaynaklanan "Ailenin bütün erkek bireyleri, taht üzerinde hak sahibidir." anlayışı geçerliydi.___ ____ ___ Osmanlı egemenlik anlayışında başlangıçta "Ülke, hanedan üyelerinin ortak malıdır." anlayışı geçerliydi, l. Murattan iti­baren "Ülke, hükümdar ve oğullarının malıdır." anlayışı ge­çerlilik kazandı. Osmanlılar birçok Türk devletinden ayrı ola-j rak "ülkenin ve hakimiyetin bölünmezliği ilkesi"ni bastan itibaren benimsediler. XVII. yüzyıl başlarında I. Ahmet yaptığı düzenlemeyle, tahta Osmanlı ailesinin en yaşlı ve olgun olanının geçmesi yöntemi­ni getirdi (Ekber ve Erşed sistemi). Osmanlı Devleti kurulduğunda küçük bir beylik olduğundan dev­letin başında "bey" ya da "gazi" denilen bir hükümdar vardı. "Sultan" unvanı ilk defa l. Murat tarafından kullanıldı. Bundan başka "han", "hakan", "hünkâr" gibi unvanlar da kullanılıyor­du. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nda da ilk defa "halife" unvanı kullanıldı. II. Murat'tan itibaren hükümdarlara "padişah" denildi. Devlet yönetiminde padişahların çok geniş yetkileri vardı. Dev­let adamlarının görüşlerine başvurulsa bile, son karar padişaha aitti. Padişahın emirleri kanun sayılırdı. Ordulara komuta etmek, büyük devlet adamlarını tayin etmek ve gerekli durumlarda diva­na başkanlık yapmak padişahın görevleri arasında yer alıyordu. Padişah islâm dininin koyduğu hukuk kurallarıyla çelişmeyecek şekilde, kural koyma yetkisine sahipti. Padişahın bu yetkisi ve koyduğu kurallar örfe dayanmaktaydı. Padişahın koyduğu kural­lar, "ferman" denilen belgelerle ilgililere gönderilirdi. Örf kavra-mı, yasama ve yürütmeyi içine alıyordu.__________ XIX. yüzyılda Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyetle padişahların yetkileri yeniden düzenlendi. Fakat padişahlar, mutlak ege­menlik hakkını kullanmayı sürdürdüler Şehzadeler Padişahların erkek çocuklarına "şehzade" deniliyordu. Şehza­deler küçük yaşlarda sancaklara gönderilir, askerlik ve yönetim alanlarında yetiştirilirlerdi. Şehzadelerin yanında "Lala" adı ve­rilen tecrübeli bir devlet adamı görev yapardı. XVI. yüzyılın son­larında şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulamasına son verildi. Şehzadeler sarayda yetiştirilmeye çalışıldı. Bu yeni uygulama, şehzadelerin devlet yönetimiyle bağlantılarının kesil­mesine ve tecrübesiz bir şekilde tahta çıkmalarına yol açtı. B. MERKEZ TEŞKiLATI Osmanlı merkez teşkilatı, padişahın mutlak egemenliğini ger­çekleştirmeye yönelik olarak kuruldu. Hükümet, eyaletlerin yö­netimi ve ordu doğrudan padişahın şahsına bağlı olarak teşkilat­landırılmıştı. Osmanlı yönetim teşkilatının merkezinde padişah ve saray teşkilatı vardı. 1. istanbul'un Yönetimi Başkent olmasından dolayı istanbul'un yönetimi ayrıca düzen­lenmişti. Şehrin genel düzen ve güvenliği doğrudan sadrazamın sorumluluğundaydı. Sadrazam, sefere çıktığında istanbul'la ilgi­lenmek üzere bir Sadaret Kaymakamı bırakırdı. Şehrin güven­liği, yeniçeri ağası, subaşı ve asesbaşı tarafından sağlanırdı. Belediye hizmetlerinden şehremini, adalet işlerinden taht kadı­sı sorumluydu. Sivil kuralları çiğneyen yeniçeriler ve diğer as­kerler arasında düzeni Muhzır Ağa sağlardı, istanbul'daki her türlü ticaret faaliyetlerinin denetlenmesi "muhtesib" in göreviy­di. 2. Divan-ı Hümayun Merkez teşkilatının temeli Divan-ı Hümayun'du. Osmanlılarda ilk Divan, Türkiye Selçukluları örnek alınarak Orhan Bey zamanın­da oluşturuldu. O dönemde hükümdar, vezir ve Bursa kadısı Di­van toplantılarına katılıyordu. Fatih'e kadar, Divan toplantılarına padişah başkanlık etti. Fatih'ten itibaren Vezir-/ azamlar bu gö­revi üstlendiler. Padişahlar, Divan toplantılarını "kasr-ı adi" de­nilen pencereden izlediler. Divan'da siyasi, idari, askeri, örfi, şer'i, adli ve mali konular ile şikayet ve davalar görüşülerek karara varılırdı. Alınan kararlar sadrazam tarafından padişahın onayına sunulurdu. Divan'da, padişahın yetkilerini kullanmak üzere görevlendirilmiş olan üç kolun temsilcileri yer alıyordu. Bunlar; seytiye, ilmiye ve ka-lemiyedir. Divan Üyeleri ve Görevleri Vezir-i Azam (Sadrazam): Padişahtan sonra en yetkili kişidir. Padişahın mutlak vekili sayı­lır ve padişahın mührünü taşırdı. Orhan Bey zamanında ilk defa vezir tayin edildi. Zamanla sayıları artınca, birinci vezire "Vezir-i azam" adı verildi. Vezir-i azam, büyük devlet memurlarının tayi­ni ve görevden azlinden sorumluydu. Padişah sefere çıkmazsa "Serdar-ı ekrem" unvanıyla ordunun başında bulunurdu. Vezir-i azamlar önce Paşakapısı, daha sonra Babıali'de oturdular. Vezirler: Çeşitli devlet işlerinde yetişmiş kişilerdi. Devlet işlerinde görüş­lerine başvurulur ve vezir-i azamın verdiği işleri yaparlardı. XVI. yüzyıl sonlarında sayıları yediye çıkmıştı. Kazaskerler: 1362'de /. Murat, ilk defa kazasker tayin etti. Sayıları Fatih za­manında ikiye çıktı. Divan'da büyük davalara bakmak, kadı ve müderrislerin tayinlerini yapmak ve görevden almak kazaskerle­rin göreviydi. Defterdarlar: Osmanlı Devleti'nde maliyenin başında bulunan, gider ve gelir­lere bakan görevlidir. Başlangıçta bir tane iken, sınırların geniş­lemesiyle sayıları üçe çıktı. Bunlar başdefterdar, Anadolu def­terdarı ve şıkk-ı sanidir. Nişancı: Padişah fermanlarına tuğra çekmekle ve devletin arazi kayıtları­nı tutmakla görevliydi. Reisülküttap: Nişancıya bağlı olarak bürokrasiyi düzenlerdi. Divan üyesi olma- masına rağmen, tecrübesinden dolayı önemi büyüktü. Divanda verilen kararları tamamlamak, fermana uygun emirleri yazmak, padişah ve vezir-i azama gelen mektupları tercüme ettirerek ce­vaplar hazırlamak görevleri arasındaydı. Bütün bu işleri, kendi­sine bağlı kalemlerle yapardı. Bu kalemler beylikçi kalemi, tahvil kalemi, ruus kalemi ve amedi kalemiydi. XVIII. Reisülküttap yüz­yıldan itibaren dışişlerinin sorumlusuydu. Yeniçeri Ağası: Yeniçeri Ocağı'nın en büyük komutanıydı. Vezir rütbesinde ise Divan'daki görüşmelere katılırdı. Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikten sorumluydu. XVI. yüzyılda divan üye­si durumuna gelmiştir. Müftü (Şeyhülislam): Divan'da alınan kararların islâmiyet'e uygunluğuyla ilgili "fetva" verirdi. Müftü, XVIII. yüzyıldan itibaren Şeyhülislam adını almış­tır. Divan-* Hümayun'da alınan kararların yürürlüğe girmesi, padişahın onayına bağlıydı. Merkez Teşkilatında Değişiklikler XVI. yüzyılın sonlarına doğru Divan-ı Hümayun'un önemi azal­maya başladı. XVIII. yüzyılda devlet işleri tamamen sadrazama bırakıldı. Sadrazamların güçlenmesiyle Divan-ı Hümayun, Babı­ali'de toplanmaya başladı. Babıali artık Osmanlı Hükümeti anla­mına kullanılmaya başladı. Devletlerarası ilişkilerin artmasıyla reisülküttablık, dış ilişkileri yürüten bir makam durumuna geldi. XIX. yüzyılda merkez teşkilatında önemli gelişmeler oldu. II. Mahmut, Divan-ı Hümayun'u kaldırarak yerine Heyet-i Vüke-lâ'yı oluşturdu. Bugünkü anlamda bakanlıklar oluşturuldu. Yeni meclisler ve komisyonlar kuruldu. Tanzimat Dönemi'nde düzenlemeler devam etti. Meclis-i Vâlâ-i Ahkâm-ı Adliye yeniden düzenlendi. Yenilikler bu mecliste planlandı. 1854'te Meclis-i Âli-i Tanzimat, 1868'de Şura-i Devlet (Danıştay) kuruldu. Tanzimat döneminde kara kuvvet­leri komutanlığı durumunda olan "Seraskerlik" oluşturuldu. l. Meşrutiyetle birlikte Meclis-i Ayan ve Meclis-i Mebusan oluş­turuldu. Yürütme gücüne sahip olan padişah, sadrazam ve ba­kanları seçerdi. Hükümet de padişaha karşı sorumluydu. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla, yeniden Meclis açıldı. Kanun-u Esasi'nin meclis - hükümet ilişkilerine yeni düzenlemeler getirildi. 1912'den sonra siyasi partiler faaliyete geçti ve parti hükümetleri kuruldu. C. TAŞRA TEŞKiLAT! 1. Osmanlı Kuruluş Devri'nde Taşra Teşkilatı Osmanlı Devleti kuruluşunun ilk dönemlerinde tek merkezden yönetiliyordu. Temel idare birimi de "Sancak"tı. Sancakların başında sancakbeyi bulunuyordu. Sivil yönetici olarak kadılar görev yapıyordu. Sınırların genişlemesi sonucunda yönetim yö­nünden eyaletler oluşturuldu, l. Murat döneminde (1362 -1389) Rumeli Beylerbeyliği, Yıldırım Bayezid döneminde (1389 -1402) Anadolu Beylerbeyliği oluşturuldu. Eyaletlerin başında "beylerbeyi" denilen yöneticiler vardı. 2. XVI. Yüzyıldan itibaren Taşra Teşkilatı a. Askeri ve idari Teşkilat: XVI. yüzyılda Osmanlı Devletinin sınırları çok genişledi. Yeni eyaletlerin de oluşturulmasıyla eyaletler, yönetim bakımından üçe ayrıldı. I. Merkeze Bağlı Eyaletler: "imar sisteminin uygulandığı eyaletlerdi. Bu eyaletlere salyane->iz (yıllıksız) eyaletler deniyordu. Bu eyaletlerin gelirleri dirlikle-e ayrılarak görevlilere verilirdi. II. Özel Yönetimi Olan Eyaletler: 3unlar. tımar sisteminin uygulanmadığı, vergilerin iltizam yönte- -niyle yıllık olarak toplandığı eyaletlerdi. Bu yıllık olarak alınan sergiye, "saliyane" denirdi. III. imtiyazlı Eyaletler: iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı Devleti'ne bağlı olan hükümetlerdi. Bunlar: Kırım Hanlığı, Eflâk Beyliği, Boğdan Bey­liği. Erdel Beyliği, Hicaz Emirliği, Raguza ve Sakız Cumhuriyet­leriydi. Bunların yöneticileri kendi soyluları arasından padişah tarafından tayin edilirdi. Bu hükümetler savaş zamanlarında kuvvetleriyle Osmanlı ordusuna katılır ve her yıl düzenli bir şe­kilde vergi öderlerdi (Hicaz ve Kırım hariç). b. Kazai - idari Teşkilat: Sancaklar "kaza" denilen idari birimlere ayrılmıştı. Kazaların başında yönetici olarak kadı bulunurdu. Kadı her türlü idari işle­mi yargı denetiminde tutuyordu, kadılar: ->V Merkezden gönderilen emirlerin halka ulaşmasını sağlarlardı. -Y Mahkemeye intikal eden davaları sonuçlandırırlar, nikah, şir­ket kurulması gibi işlemleri onaylarlardı ,Y Reayanın istek ve şikayetlerini Divana ulaştırırlardı, -Y Her türlü belgeyi onaylarlardı (noterlik). -Y Vergilerin adaletli bir şekilde toplanmasını, toplanan vergile­rin merkeze gönderilmesini sağlarlardı. c. Diğer Görevliler: Taşra teşkilatında beylerbeyi, sancakbeyi ve kadılar dışında, bunlara bağlı olarak görev yapan Muhtesip. Kapan Emini. Beytülmal Emini, Gümrük ve Bac Emini gibi gö­revliler vardı. Bu görevliler, hazineden ücret almazlardı. Reaya­ya gördükleri hizmetler karşılığında, kanunlarda belirtilen vergi, resim ve harçları alıyorlardı. d. Mahalli Teşkilat Mahalle Teşkilatı: Şehirleri meydana getiren mahalleler, genellikle dini kurumların veya pazarların etrafında oluşmuştu. Mahallede mahalle imamı, hükümetin temsilcisi olarak görev yapar, padişah emirlerini hal­ka duyururdu. Köy Teşkilatı: Osmanlı Devleti nde en küçük yerleşim ve yönetim birimi köydü. Köy, köy ihtiyar heyeti ve bu heyetin başında bulunan köy ket­hüdası tarafından yönetilirdi Köylerde bazen kadının temsilcisi, naip bulunurdu. Esnaf Teşkilatı: Osmanlı toplumunda esnaf, lonca denilen bir teşkilata üyeydiler Her esnaf kendi mesleğiyle ilgili bir loncaya üye olur, loncanın denetimine girer, imkânlarından yararlanırdı. XIII. ve XIV. yüzyıl-lardakı Ahi hareketlerinin devamı olan loncalar yönetim örgütü içinde önemli bir birim olarak yer aldı. Başlangıçta bütün din mensupları aynı loncada yer alırken, daha sonra XVI. yüzyılda loncalar ayrıldı. Loncaların Görevleri: •Ct Üye sayısını, malların kalitesini ve fiyatını belirlemek •& Esnaf ile hükümetin ilişkilerini düzenlemek "fi Üyelerinin zararlarını karşılamak ve kredi vermek •& Çalışamayacak durumdaki üyelerini korumak •& Esnaflar arasındaki haksız rekabeti önlemek Cemaat idareleri: Osmanlı Devleti'nde "cemaat" kavramı, Türk ve Müslümanlar dı­şında kalan Hristiyan ve Museviler için kullanılmış Ermeni, Rum ve Yahudi cemaati şeklinde isimler verilmiştir. Devlet bunları zımmi olarak değerlendirmiş ve can. mal güvenliklerini garanti altına almıştır. Zımmilerin kendi iç düzenleri ve geleneklerini de­vam ettirmelerine imkân sağlanmıştır. Cemaatlerin başkanı kendi din adamlarıydı. Rum Patriği, Erme­ni Patriği ve Yahudi Hahambaşısı gibi din adamları, kendi cema­atlerinin devlete karşı temsilcisi durumundaydılar. 3. Taşra Teşkilatındaki Değişmeler XVIII, yüzyıldan itibaren taşra teşkilatı bozulmaya başladı. Eya­let ve sancaklar arpalık olarak yüksek görevlilere verilmeye başladı. Bu yolla göreve gelen beylerbeyi ve sancakbeyleri gö­rev yerlerine gitmeyip vekil gönderdiler. Önceleri "müsellim" sonradan "mütesellim" denilen bu vekiller, başlangıçta beyler­beyi ve sancakbeylerinin maiyetindeki kişilerdi. Daha sonradan "ayan" ve "eşraf" tan kişiler bu görevlere getirildi. Ayanlar gi­derek güçlendiler ve yönetimle çatışmaya başladılar. Tımar sisteminin bozulmasıyla, vergiler yetersiz kaldı. Bu durum yeni vergilerin konulmasında ve eski vergilerin artırılmasında et­kili oldu. Tanzimat döneminde (1839 - 1876) 1842'de idare teşkilatı de­ğiştirildi, iltizam kaldırıldı. Kaza birimleri oluşturularak başına kaza müdürlerinin atanması kabul edildi. Kaza müdürlerinin atanmasında, halkın isteğinin de dikkate alınması kararlaştırıldı. Eyaletlerde eyalet yöneticilerinin katılımıyla "Büyük Meclis" denilen meclis kuruldu. Sonradan bu meclise "Eyalet Meclisi" denildi. Sancakların yönetimi kaymakamlara verildi. Güvenlik için zaptiye teşkilatları kuruldu. 1864 yılında Vilayet Nizamnamesi ile taşra yönetim birimleri vi­layet, liva (sancak), kaza, köy şeklinde birimlere ayrıldı. 1871'de köy ile kaza arasında nahiyeler oluşturuldu. Sancaklarda mutasarrıflar, kazalarda kaymakamlar yönetici oldular. Nahiyelerin başına seçimle belirlenen nahiye müdürle­ri getirilmesi kararlaştırıldı. OSMANLI DEVLETİ'NDE HUKUK Osmanlı Devleti'nde hukuk; Şer'i ve Örfi hukuk olmak üzere iki temele dayanıyordu. Şer'i hukukun kaynağını: Kuran, hadisler, sünnet, icma ve kıyas oluşturuyordu. Örfi hukukun kaynağını ise. anlaşmazlıklara karşı çıkarılan padişah fermanları oluşturu­yordu. Örfi hukukun Şer'i hukuk kurallarına ters düşmemesine özen gösterilmiştir. OSMANLI ASKERi TEŞKiLAT! 1. Kuruluş Devri'nde Osmanlı Asker; Teşkilatı Osmanlı askeri teşkilatında Türkiye Selçukluları, ilhanlılar ve Memlüklerin etkisi görülmektedir. Osmanlı Devleti nin ilk zaman­larında fetihler, aşiret kuvvetleri, gönüllüler, Alperenler ve akın­cılar tarafından yapılıyordu. Fakat bu kuvvetler kale kuşatmala­rında yetersiz kalıyor ve kuşatmalar çok uzuyordu. Özellikle Bursa kuşatmasının çok uzun sürmesi üzerine, düzenli orduya geçilmesi ihtiyacı doğdu. Orhan Bey zamanında ilk düzenli birlikler olarak "yaya" ve "müsellem" orduları kuruldu. Yayalar piyade, müsellemler de atlı birliklerdi Osmanlıların Rumeli'ye geçişiyle birlikte bu kuvvetler de yeterli olmadı. Bunun üzerine I. Murat döneminde "Yeniçeri Ocağı" kuruldu. 2. Yükselme Devri'nde Osmanlı Askeri Teşkilatı Osmanlı askeri teşkilatı, kara ve deniz kuvvetleri olarak iki bö­lümden oluşuyordu. Kara Ordusu Osmanlı Devleti'nin kara ordusu üç bölümden meydana geliyordu. I. Kapıkulu Askerleri Osmanlı Devleti'nde Rumeli'deki fetihlerle birlikte daha çok as­kere ihtiyaç duyulunca savaş esirlerinin alınmasıyla Yeniçeri Ocağı oluşturuldu. Savaş esirleri daha sonraki dönemlerde ihti­yacı karşılamayınca II. Murat döneminde "devşirme" yöntemi uygulanmaya başladı. Kapıkulu Ocakları zamanla hem ordu­nun, hem de yönetimin önemli bir kolu oldu. Devşirilen Hristiyan çocuklar, önce Müslüman bir ailenin yanında eğitilir, daha son­ra Acemi Oğlanlar Ocağı nda yetiştirilirdi. Devşirmeler, hem sarayda, hem de askeri birliklerde görev yapıyorlardı. Kapıkulu askerleri, istanbul'da veya sınır boylarındaki kalelerde otururlar, görevleri karşılığı devletten üç ayda bir ulufe denilen maaş alır­lardı. Kapıkulu askerleri piyade ve süvari şeklinde iki bölümden oluşuyordu: a. Kapıkulu Piyadeleri Acemi Oğlanlar Ocağı: Kapıkulu Ocaklarına asker yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. Devşirme yoluyla toplanan Hıristiyan ço­cuklar. Türk ailelerinin yanında yetiştikten sonra Acemi Oğlanlar Ocağı'na alınırlardı Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu askerleri içinde en çok bilinen ve en itibarlı ocaktı. Yeniçeriler, savaş olmadığı zamanlarda Divan muhafızlığı yaparlar, istanbul'da güvenliği sağlarlar ve sınır boy­larındaki kalelerde üç yıl koruyucu olarak kalırlardı Padişah, ilk defa tahta çıktığında yeniçerilere "cülus bahşişi" dağıtırdı. Ye­niçeriler, emekli olmadan evlenmezler ve askerlikten başka bir işle uğraşmazlardı Cebeci Ocağı: Yeniçerilerin, silahlarının yapımı ve onarımıyla görevliydi. Topçu Ocağı: Top dökmek ve topçuluğa gerekli malzemeleri hazırlamak görevini yerine getiriyordu Top Arabacıları: Top arabalarını yapar ve topları taşırlardı Humbaracılar: Havan denilen topları ve humbara adı verilen e! bombalarını yapar ve kullanırlardı Lağımcılar: Kale kuşatmalarında fitil döşeyerek kaleyi yıkma işini yaparlardı. b. Kapıkulu Süvarileri Kapıkulu askerlerinin atlı sınıfını oluştururlardı Yeniçeriler ara­sından seçilirler ve ulufe alırlardı Fakat derece ve ulufe yönün­den yeniçerilerden üstün idiler. Altı bölükten meydana gelen sü­varilerden sipahi ve silahtarlar, savaşta padişahın çadırını, sağ ve sol ulufeciler saltanat sancaklarını, sağ ve sol garipler de or­dunun ağırlıklarıyla hazineyi korurlardı II. Eyalet Askerleri (Tımarlı Sipahiler) Eyalet askerleri, tımarlı sipahilerden oluşuyordu. Dirlik sistemine göre, sipahiler topladıkları vergilere karşılık devlete asker yetiş­tiriyorlardı. Tımarlı sipahiler, Osmanlı ordusunun en büyük, en güçlü ve hareketli birlikleriydi. Dirlik sahiplerinin yetiştirmek zo­runda olduğu, atı ve silahı olan. savaşa hazır durumda bulunan askerlere cebelü denirdi. Tımarlı sipahiler tamamen Türklerden meydana geliyordu. Diğer zamanlarda kendi işleriyle uğraşan tı­marlı sipahiler, sefer emri geldiğinde savaşa giderlerdi. Kanuni döneminde 12 bin yeniçeriye karşılık, 100-150 bin ka­dar tımarlı sipahi vardı. III. Bağlı Beylik Ve Ülkelerin Kuvvetleri Savaş zamanlarında Kırım. Eflak ve Boğdan askerleri de Os­manlı ordusunda görev yaparlardı. Bunlar içinde en önemlisi Kı­rım kuvvetleriydi. Zamanla akıncı birliklerin yerini de alan Kırım kuvvetleri, vurucu güç olarak görev yapıyorlardı, Osmanlı Donanması Orhan Bey devrinde Karamürsel'de tersane kuruldu (1327). Osmanlı Devleti. Karesioğullarmın topraklarını aldıktan sonra bir donanmaya sahip oldu. 1350'lerde de Edincik deniz üssü kurul­du, l, Bayezid döneminde de Gelibolu tersanesi yapıldı Os­manlı denizciliği Fatih'in 400 parçalık bir donanma oluşturma-sıyla daha da güçlendi. Kanuni devrinde Barbaros Hayrettin Paşa'nın Osmanlı hizmeti­ne girmesiyle Osmanlılar. Akdeniz'de en üstün güç oldular. Os­manlı gemileri istanbul. Süveyş, Gelibolu. Basra Rusçuk, Sinop ve izmit tersanelerinde yapılıyordu VAKIF SiSTEMi Osmanlı Devleti'nde. toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin kurdukları vakıflara bırakılmıştır Kişilerin sahip ol­dukları mallarının tamamını veya bir kısmını halkın yararına sunmasına vakıf denir. Tarihin seyri içinde vakıflar, sosyal, ekonomik, eğitim, sağlık,\ sanat, mimari, ulaşım ve bayındırlık alanında önemli rol oy namışlardır. OSMANLI TOPLUMU Toplum Yapısı Osmanlı Devleti, çok uluslu ve çok dinli bir yapıya sahipti. Ancak Türkler, devletin kurucusu olarak esas unsuru meydana getiri­yordu. Fakat yine de bütün Müslümanlar hakim unsur durumun­daydılar. Osmanlı Devleti'nde toplum, yönetenler (asken) ve yönetilenler (reaya) olarak ikiye ayrılıyordu a. Askeriler (Yönetenler) Askeri sınıf yani yönetenler, padişahın kendilerine dini adli askeri ya da idari yetki tanıdığı devlet görevlilerinden oluşmak­taydı Bunlar, saray halkı, seyfiye. ilmiye ve kalemiye grupla­rından oluşuyordu. Askeri sınıfın en önemli özelliği vergi yükümlülüğü dışında bırakılmalarıdır. Saray halkı: Osmanlı Devleti nde hem padişahların oturaukla-rı yer, hem de en yüksek devlet görevlilerinden bazılarının çalış­tığı merkez saraydı Seyfiye: Osmanlı toplumunda, yönetim görevi de bulunan askeri grup 'seyfiye" olarak adlandırılmıştır.Seyfiye. ehl-ı örf veya ümera olarak da isimlendirilmiştir. Seyfıye kapıkulu ve tımar sistemleri içinde yetişen ve görev yapan kişilerden meydana geliyordu. Vezirler, beylerbeyi, sancakbeyleri. kapıkulu askerleri tımarlı si­pahiler seyfiye sınıfına dahildi. Seyfiye sınıfı yaptıkları görev karşılığında devletten ulufe veya dirlik alırlardı. Kapıkulları, en-derun görevlileri, kale muhafızları, subaşılar ve asesler maaşla­rını hazineden nakit olarak alırlardı. Tımarlı sipahiler, sancak beyleri, beylerbeyleri ve vezirler ise hizmet karşılığında dirlik (tı­mar) alırlardı. ilmiye: ilmiye, yargıçlık, noterlik ve mahalli yönetim işlerini yürüten ka­dılardan, tıp ve müneccimlik yani astroloji alanındaki uzmanlar ile her seviyedeki eğitim ve öğretim elemanlarından meydana geliyordu. Ayrıca imam, müezzin gibi din görevlileri, tarikat şeyhleri ve Hz. Peygamber'in soyundan gelen seyyid ve şerifler de ilmiyeye dahildi. ilmiye mensuplarının büyük çoğunluğu Türk asıllıdır. Eği­timle ilgili ilmiye mensupları ücretlerini, hazineden veya vakıftan nakit olarak alırlardı. Kadılar devletten maaş almazlar, gördükle­ri dava ve yaptıkları işlemlerden aldıkları harçlarla geçimlerini sağlarlardı. ilmiyenin bir diğer üyesi de kazaskerlerdi. Divan'da büyük davalara bakarlar, kadı ve müderrisleri tayin ederlerdi. ilmiye teşkilatının başı Şeyhülislâm'dır. Din işleri, vakıflar, eğtim ve kültür müesseseleri, mahkemeler Şeyhülislâm'ın kont­rol ve denetimindedir. Şeyhülislâm'ın en önemli görevi fetva ver­mekti. ilmiye sınıfının başlıca görevleri fetva (ifta), eğitim (tedrisat) ve adaletti (kaza). Kalemiye: Osmanlı idari ve mali bürokrasisinin mensuplarından oluşuyor­du. Divan'daki temsilcileri Nişancı ve Defterdarlardı. Nişancı, tı­mar sistemini uygulayan organizasyonun başında bulunuyordu. Ayrıca Divan yazışmaları başta olmak üzere devlet merkezinde­ki bütün resmi işlemleri emrindeki katiplerle yürütüyordu. Defter­darlar da maliye ile ilgili olarak aynı işleri yapıyorlardı. Küttab sı­nıfı bu fonksiyonlarıyla örf alanındaki kuralları uygulayan gruptu. Bunlar hem kural koyarlar, hem de uygularlardı. Bu açıdan dev­letin işleyişinde önemli bir rol üstlenmişlerdi. b. Reaya (Yönetilenler) Osmanlı Devleti'nde yönetilenlere "reaya" denirdi. XIX. yüzyıl­dan sonra reaya, daha çok Müslüman olmayanlar için kullanılır­dı. Reaya ile askeri sınıfın farkı, reayanın vergi ödemesi, asker­lerin ise vergi vermemesiydi. Yönetilenler dini yönden de üçe ayrılmıştı: Müslümanlar: Müslümanlar yönetici olurlar, askerlik yaparlar ve öşür verirlerdi. Müslümanlar genellikle, tarım ve sanatla uğraşırlardı. Hristiyanlar ve Museviler: Hristiyan ve Museviler askerlik yap­mazlar, buna karşılık "Cizye" denilen vergiyi verirlerdi. Cizye ye­tişkin ve sağlıklı erkeklerden alınırdı. Genellikle ticaret ve tarım­la uğraşıyorlardı. Islahat Fermanı ile devlet memuru olma hak­kını elde ettiler. OSMANLI TOPLUMUNDA SOSYAL HAREKETLİLİK 1. Yatay Hareketlilik Ülke sınırları içinde insanların bir bölgeden başka bir bölgeye, köyden şehre göç ederek yerleşmesi olayına yatay hareketlilik denir. Bu hareketlerden bir kısmı kendiliğinden gerçekleştiği gi­bi bir kısmı da devletin imar ve iskan politikasının uygulanması sonunda gerçekleşmiştir. 2. Dikey Hareketlilik Dikey hareketlilik, bir kişinin, yönetenlerden yönetilenlere ya da yönetilenlerden yönetenler sınıfına geçiş yapabilmesidir. Yöne­tilen statüsünden yöneten statüsüne geçmenin üç şartı vardı: Müslüman olmak, üzerine aldığı vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek ve padişaha tam bir sadakatla bağlı olmak. •& Yönetenler sınıfına geçebilmenin yollarından biri devşirme sistemiydi. Bu sistemle toplananlar •& Acemi Oğlanlar Ocağı'nda ve Enderun'da eğitim görerek as­keri sınıfa girebilirlerdi. •& Askeri sınıfa geçmenin diğer bir yolu da medrese eğitimi gör­mekti, iyi bir medrese eğitimi görmüş bir kişi adalet, eğitim, din teşkilatları ile sivil bürokraside en üst makamlara gelebilirdi. •& Seferlerde başarı göstererek tımar sahibi olmak ya da kale- miye sınıfına katip olarak girmekte yönetenler sınıfına geçmenin yolları arasındaydı. OSMANLI EKONOMiSi A Osmanlı iktisat Anlayışı Osmanlı ekonomisi, büyük ölçüde tarıma dayalıydı. Bu nedenle Osmanlı iktisat anlayışı da, toprağın iyi değerlendirilmesi, boş bırakılmaması, iyi bir vergilendirme sistemine dayanıyordu. Sı-~ nırların genişlemesi sonucu, ticaret faaliyetleri de Osmanlı ikti-u: sat anlayışına yeni bir değişiklik getirdi. Ticari faaliyetler Osman­lı fetihlerini de yönlendirdi. Amasra, Trabzon ve Kırım'ın fethiyle ipek Yolu, Mısır'ın fethiyle Baharat Yolu Osmanlı kontrolüne geçti. Coğrafi Keşifler sonunda ticaret yollarının değişmesi, kapitülasyonların etkisi ve dış ticaretin yabancıların eline geçmesi gide­rek Osmanlı ekonomisini olumsuz yönde etkiledi. Bu olumsuz gelişmeler karşısında devlet, bazı alanlarda himayeye ve müdahaleye gerek duydu. III. Selim'den itibaren yerli malı kullanılma­sı, paranın dışarıya çıkmaması, güçlü bir para oluşturulması. Türk tüccarların korunması, Osmanlı iktisat anlayışına hakim olmaya başladı B. Osmanlı Ekonomisinin Tabii Kaynakları a. insan : Osmanlı Devleti'nde, üretici kitlelere genel olarak re-© aya deniyordu. Bu nedenle Osmanlı ekonomisinin temel insan kaynağı reaya idi. ilk nüfus sayımı 1831 'de yapıldı. Ancak, daha m önceki dönemler için Osmanlı ülkesindeki nüfus durumunu be-o_ lirten önemli belgeler vardır. Bu belgeler tahrir defterleridir. Os­manlı Devleti, bir bölgeyi ilk fethettiğinde, ya da belirli zaman-w larda bir sayıma tabi tutardı. Tahrir defterleri vergi yükümlüsü er-K kek nüfusu ve ödenmesi gereken vergileri belirlemek amacıyla tutulurdu. -j b. Toprak : Osmanlı Devleti, toprağın büyük bir kısmını miri toprak olarak 2 kendi mülkiyetinde tutuyordu. Devlet toprakların işlenmesini re­ayaya bırakmış ve ekonomik hayatı düzenlerken, her köylü aile­sinin geçimini sağlayacak toprağa sahip olmasına dikkat etmiş­tir. Tımar sistemi içinde bu topraklar çift diye isimlendirilmiştir. Osmanlı Devleti'nde ülke toprakları mülkiyet hakkı bakımından Mülk, Miri ve Vakıf olmak üzere üçe ayrılmıştır. 1. Mülk Arazi: Halkın elinde bulunan, tamamıyla halka ait olan topraklardı. Bu tür topraklar kendi aralarında iki kısma ayrılıyordu: Öşriyye : Müslümanlara ait olan topraklar Haraciyye : Gayri müslimlerin sahip olduğu topraklar 2. Vakıf Arazi: Gelirleri cami. medrese, hastane gibi topluma hizmet veren ku­ruluşların masrafları için ayrılmış olan arazilerdir. Vakıf arazileri­nin alınıp satılması kesinlikle yasak olup devlet tarafından da vergiden muaf tutulmuştur. 3. Miri Arazi: Devlet mülkiyetine geçirilen topraklardır. Mülkiyeti devlete ait olan topraklar ekilip biçilmesi ve işlenmesi amacıyla çeşitli kişile­ re bırakılmıştı. Miri arazi çeşitli bölümlerden meydana gelmiştir. ŞEKİL GİRECEK Osmanlı Devleti dirlik sistemini uygulamakla birçok kazanç elde etmiştir. Dirlik arazisini ekip biçenler (reaya) devlete vermeleri gereken vergiyi devletin göstereceği askerlere, memurlara veya sosyal kurumlara ödemekteydi. Böylece devlet memurlaıı ve as­kerlerin maaşları halk tarafından ödenen vergilerle karşılanıyor­du. Çok düzenli olarak işleyen bu sistem, sürekli kontrol edil­mekteydi. Dirlikleri alıp satma imkanı yoktu. Dirlik sisteminin uygulanmasıyla; & Devlet, üretimi denetimi altına almış ve sürekliliğini sağla­mıştır. "A Eyalet askerleri bu sistem sayesinde yetiştirilmiş, devamlı savaşa hazır bir ordu bulundurulmuştur. •& Ülkenin bayındır hale gelmesi, araziden daha iyi faydalanıl­ması, askeri masrafların azaltılması, böylece gelirlerin artırılma­sı sağlanmıştır. "& Tımar sistemiyle devlet vergi toplama külfetinden kurtulmuş­tur. •& iç ve dış güvenlik sorunu çözülmüştür. Bu sistemle ülkenin her tarafına yayılan askerler sayesinde köylerde bile güvenlik sağlanmıştır. Has ve zeametler, ilgili kişilere görevde kaldığı süre içinde tah­sis edilir, görevlerinin bitiminde dirliği geri alınırdı. Tımarlar ise kanunlara aykırı bir hareketi olmadığı taktirde, sipahilere ömür boyu verilirdi. Sipahinin ölümü üzerine bazı şartlarla mirasçıları­na kalırdı. Topraklar devletin malıydı. Dirlik sahipleri ve sipahi­ler, bölgenin yönetiminden sorumluydu. Dirlik sahibi, dirliğin en önemli temsilcisidir ve kadı denetiminde burayı yönetir, çağrıldı­ğında savaşa giderdi. Dirlik sistemiyle, askerin ihtiyaçlarının bir kısmının karşılan­ması, tarımda yüksek verimlilik, toprağın vergilendirilmesi, toprağın boş bırakılmaması sağlanıyordu. XVI. yüzyılın son­larından itibaren tımar sistemi belirli kişilerin elinde toplanma­ya başladı. 1858 Arazi Kanunnamesi'yle, uzun süre toprağı elinde bulunduran ve işleyenler, onun sahibi oldular. iltizam sistemi: Osmanlı Devleti'nde tımar sistemi içine yerleştirilemeyen faali­yetlerin gerektirdiği parayı sağlayabilmek için tımar sistemi ya­nında birde iltizam usulü uygulanıyordu. XVI. yüzyılda bazı eya­letlerin vergilerinin açık artırma yoluyla belirli bir bedel karşılığı peşin olarak mültezim adı verilen kişilere bırakılmasına iltizam denirdi. Bu sistem ilk defa Kanuni zamanında, Sadrazam Rüstem Paşa tarafından uygulandı. Devlet, uzak bölgelerin vergi gelirlerini açık artırmayla nakit olarak satmış, eyaletlerdeki askerler ve yö­neticilerin maaşlarını ödemiştir. C. Üretim a. Tarım Osmanlı ekonomisinin en önemli kolu tarımdır. Osmanlı toplu­mu genelde bir köylü toplumuydu. Tarım politikasını belirleyen en önemli uygulama, tımar sistemiydi. Bu sistemde toprağın mülkiyeti devlete, işleme hakkı köylüye, vergisi sipahiye aitti. Köylü, toprağı sürekli işleme, miras bırakma hakkını devam etti rebilmek için bazı yükümlülükleri yerine getirmek zorundaydı: 1. Sebepsiz olarak toprağını terk edemezdi. 2. Toprağını sebepsiz olarak üç yıl üst üste boş bırakamazdı. Eğer bırakırsa, toprak kendisinden alınırdı. 3. Öşür ve diğer vergileri sipahiye ödemek zorundaydı. Bu yükümlülüklere karşı devlet de halkın güvenliğini korumak ve düzeni sağlamakla görevliydi. Vergiyi toplamakla görevli olan sipahinin de reayaya karşı yükümlülükleri vardı: 1. Köylünün güvenliğini sağlamak, 2. Üretim araçlarını temin etmek, 3. Tohum ve gübre ihtiyaçlarının karşılanmasında köylüye yar­dımcı olmak, 4. Köylünün vergisini en kolay şekilde ödemesini sağlamaktı. b. Hayvancılık Hayvancılık tarım ekonomisinin ve genel ekonominin önemli unsurlarından biridir. Osmanlı döneminin teknolojik seviyesi içinde hayvan, ulaşım ve üretimin en önemli güç kaynağıdır. Hayvancılık, daha çok Doğu, Orta ve Batı Anadolu'daki göçebe­ler tarafından yapılmaktaydı. Adet-i Ağnam adıyla önemli bir miktar teşkil eden hayvanlar için vergi alınıyordu. c. Sanayi 1. Esnaf Teşkilâtı: Esnaf ve zanaatkarların, çalışma ve pazar sorunlarını çözmek, mesleğe yeni eleman yetiştirmek amacıyla Lonca Teşkilâtı ku­rulmuştur. Loncaların dışında, esnaflık ve zanaatkârlık yapmak mümkün değildi. Loncalar, devletçe belirlenen kurallara uymak zorundaydı. 2. Üretim Dalları: En gelişmiş sanayi dalı dokumacılık ve deri işlemeciliğiydi. Bu­na paralel olarak sanayide boyacılık gelişmişti. Avrupa sarayla­rından bile kumaşlarını boyatmak için Osmanlı ülkesine gönde­renler oluyordu. D. Ticaret a. Osmanlılarda Ticaret ve Tüccar ipek ve Baharat yollarıyla gelen mallar, Türk tüccarları tarafın­dan Avrupa'ya nakledilirdi. Karadan yapılan ticaret, kervanlarla gerçekleştiriliyordu. Ticaret, devlet tarafından teşvik edilir ve ti­caret eşyasından alınan vergiler son derece düşük tutulurdu. b. Ticaret Yolları Osmanlı toprakları, ipek ve Baharat yolları üzerinde bulunuyor­du, istanbul - Halep, istanbul - Diyarbakır ve istanbul - Erzin­can - Erzurum - Kars arasındaki yollar en önemli ticaret yollarıy­dı. Bu yollar üzerinde, kervansaraylar ve hanlar bulunuyor, bu­ralarda güvenlik derbentçiler tarafından sağlanıyordu. Ticaret merkezleri arasındaki posta ve haberleşme, menzil teşkilâtı ta­rafından yapılıyordu. Ticaret yolları üzerindeki köy ve kasabalar­da, haberleşmede hız sağlamak için dinlenmiş binek hayvanla­rı bulunuyordu. Bu görevlerine karşılık, o köy ve kasabalar bazı vergilerden muaf tutuluyordu. Ticaret yollarının geçtiği yerlerde, taşımacılığı meslek edinmiş mekkari taifesi bulunuyordu. Bun­lar üzerine aldıkları görevi yerine getiremediğinde cezalandırılı­yordu. Ticari hayatın canlı olduğu yerlerde kapan hanları bulu­nuyordu. Buralarda temel ihtiyaç maddeleri toptan satılırdı. Ka­panda satılan mal sadece un ise, ''un kapanı" adını alırdı. c. Ticari Emtia Üretim yapılıp pazarda belli bir değer karşılığı satılan eşyaya mal veya çoğulu olan emtia denir. Osmanlı Devleti. XVI. yüzyı­lın sonlarına kadar ekonomik yönden kendine yeterliydi. Bu ne­denle dışarıya mal satma veya dışarıdan mal alma ihtiyacı duy­mamıştı. Bazı yıllarda fiyatların yükselmesini engellemek için dı­şarıya mal satmak yasaklanıyordu, ihraç edilen başlıca mallar: Buğday, pamuk, yün, deri, balmumu, tuz, çeşitli madenler, ke­reste, ipekli ve pamuklu kumaşlardı. E. Kamu Ekonomisi (Osmanlılarda Bütçe) Osmanlı Devleti'nde ilk mali teşkilât, I. Murat zamanında kurul­muştu. Bu durum, Osmanlıların ilk yıllarından itibaren bütçe dü­zenlemesine önem verdiklerini gösterir. a. Şer'i vergiler: Dini kaynaklı vergilerdir. 1. Öşür: Müslüman üreticilerden. 1/10 oranında alınan arazi ve ürün vergisidir. 2. Haraç: Gayr-i müslimlerden alınan arazi ve ürün vergisidir. 3. Cizye: Baş vergisi de denilen bu vergi sadece askerlik yapa­cak durumda olan Gayr-i müslim erkeklerden alınan sosyal gü­venlik ve himaye vergisidir. Kadın, çocuk, ihtiyar ve düşkünler­den alınmazdı. b. Örfi vergiler: Padişahın iradesiyle toplanan vergilerdir. Ra-iyyet Rüsumu da denilen bu vergiler üreticinin konumuna göre toplanırdı. 1. Resm-i Çift: Çiftçinin elinde bulunan toprakların karşılığında alınan bir vergidir. Vergi miktarı arazinin büyüklüğü ve çiftçinin evli - bekâr oluşuna göre belirlenirdi. 2. Çift Bozan: Toprağını mazeretsiz olarak terkeden ya da üç yıl üst üste boş bırakan köylüden alınan vergidir. 3. Adet-i Ağnam: Hayvan vergisidir. Sipahiler tarafından topla­nan bu verginin miktarı, hayvan sayısı ile orantılı olarak belirle­nirdi. 4. Bâc-i Bâzari: Pazar yerlerinden alınan bir vergidir. 5. Resm-i Mücerret: Bekârlardan alınan vergidir. 6. Resm-i Bennak: Evlilerden alınan bir vergidir. 7. Resm-i Ispençe: Gayr-ı müslim halkın erişkin erkeklerinden alınan bir vergidir. Müslümanlardan alınan Resm-i çift karşılığı­dır. 8. Resm-i Arus: Sipahiler tarafından, tımar arazilerinde yaşa­yan kadınların evlenmeleri esnasında kocalarından alınan ver­gilerdir. 9. Niyabet Rüsumu: Yöneticilerin halktan aldığı bir vergi çeşi­didir. Suçlulardan alınan Cerimeler de bu vergiye dahil edilen vergidir. Bu vergilere Bâd-ı Hava vergileri de denilmiştir. Bu ve benzeri vergilerin dışında bir de olağanüstü durumlarda toplanan Avarız vergisi vardır. Fiyat artışlarının nedenleri : 1. Savaşların uzun sürmesi, 2. Köylülerin topraklarını terketmesi, ' . 3. Tımar sisteminin bozulması ve bunların sonucunda üretimin tüketimi karşılayamamasıdır. Böylece paranın satın alma gücü azaldı ve enflasyon ortaya çık­ tı. Fiyatların artmasının bir başka nedeni de, devletin yasakla­ masına rağmen kaçak yollardan Avrupa ülkelerine mal satmak olmuştur. __ Fiyat artışlarını engellemek için devletin aldığı önlemler: 1. Ham gümüşün kullanımı sınırlandırıldı ve dışarı çıkışı ya­saklandı. 2. Yeni paraların piyasaya çıkması üzerine eski paralar ve gümüşler toplandı. 3. Sahte para basımı engellenmeye çalışıldı. 4. Sarraflara işleyebilecekleri kadar gümüş verildi. Ancak bu tedbirler sonucunda da istenilen sonuçlar alınamadı. Osmanlı parası 1580'lerden itibaren büyük bir değer kaybına uğradı ve ilk para düzeltmesi yapıldı. XVIII. yüzyılda Osmanlı para birimi olan akçe, değer kaybından dolayı piyasada görülmez hale geldi. XIX. yüzyılda Osmanlı para sisteminde bazı değişiklikler yapıla­rak, ilk kez 1839'da "Kaime-i nakdiyye-i mutebere" adıyla kâğıt para basıldı. Bu kâğıt paranın karşılığı olmayıp, bono gibi kul­lanılması düşünülmüştü. 1844'te Devlet Darphanesi para bas­ma konusunda tek yetkili kılındı. Bu düzenlemelerden sonra te­mel para birimi Mecidiye ve Guruş oldu. OSMANLILARDA KÜLTÜR VE SANAT Klasik Osmanlı Türk toplumu ve kültürünün temelini; •& 1071 Malazgirt Zaferi'nden bu yana Türkleşen Anadolu, •£ Ahiler, gaziler, esnaf ve sanatkârlar, •& islâm dini, & Padişahların izledikleri temel kültür politikası, •& Türk örfü ve geleneği meydana getirmektedir. Osmanlı Devleti; askeri, adli, sivil ve idari teşkilatının en önemli unsurlarını Selçuklulardan almıştır. Osmanlı müesseselerinde kısmen ilhanlılar ve Memlüklerin de etkisi olmuştur. Osmanlı dö­nemi Türk kültürü, genel itibariyle coğrafyaya hakim, dış kültür değerlerini kendi bünyesinde birleştiren ve onları geliştirerek ye­ni bir mana kazandıran özellik taşır. Osmanlı hazinesinde toplanan bu gelirler jr Devlet adamları, askerler ve bilim adamlarının maaşları­nı ödemede, "ur Bayındırlık hizmetleri ve askeri harcamalarda kullanılıyordu ilk resmi Osmanlı bütçesini hazırlayan Tarhuncu Ahmet Paşa kısmen başarılı olmuşsa da bu durum uzun sürmemiştir. F. Osmanlılarda Para ve Fiyat Hareketleri Osmanlı tarihinde ilk para Osman Bey zamanında ilk gümüş ak­çe Orhan Bey, ilk altın para Fatih Sultan Mehmet tarafından bastırıldı. Bu arada Osmanlı parasının yanı sıra yabancı altın ve gümüş paralar da kullanılıyordu. Bunun nedeni ise, Osmanlı ülkesinde altın ve gümüş madenlerinin az bjlunmasıydı. Coğ­rafi Keşiflerin sonunda Avrupa'dan gelen çok miktardaki altın ve gümüşün Osmanlı topraklarına girmesi XVI. yüzyıl sonlarında Osmanlı parasının değer kaybetmesine neden oldu. Fiyat artış­larının iç ve dış nedenleri vardır. OSMANLILARDA EĞiTiM VE ÖĞRETiM Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde, temel bilim kurumu med­reseydi. Burada hem akli, hem de nakli ilimler okutuluyordu. Nakli ilimler, islâm dinine ilişkin bilgilerdir. Bunlar; Kur'an, Tef­sir, Hadis, Fıkıh ve Kelam'dı. Akli ilimler ise; bir yönüyle Allah'ın varlığını ve yüceliğinin delillerinden, diğer yönüyle dünya düze­nini açıklayan bilimlerdir. Bunlar; Felsefe, Matematik, Astrono­mi, Fizik, Kimya, Biyoloji, Coğrafya gibi ilimlerdir. Medreselerin dışında, tekke, dergah, cami. lonca, sıbyan mektepleri, saray okulları ve konaklarda da eğitim yapılırdı. OSMANLILARDA EĞiTiM VE ÖĞRETiM KURUMLARI a. Enderun Devlet memuru, idareci, komutan ve sanatkâr yetiştirmek ama­cıyla kurulan bu saray okulu ilk olarak II.Murat döneminde Edir­ne Sarayfnda açılmıştı, istanbul'un fethinden sonra Topkapı Sarayı'nda faaliyetlerine devam etti. 1833'te yeni düzenlemeler yapılan okul 1910'da kapatıldı. Devşirme sistemiyle toplanan çocuklar, burada iyi bir Müslü­man, güvenilir ve nitelikli bir devlet adamı veya usta sanatkâr olarak yetiştirilirdi. Osmanlılara tâbi olan ülkelerin rehine olarak gönderdiği çocuklar da Enderun'da eğitilirdi. Daha sonraları En­derun'a Müslüman çocukları da alındı. b. Medrese Osmanlı Devleti'nin dayandığı sistemlerin temel düşüncesini ve­ren eğitim ve öğretim sisteminin temel kurumu medresedir. Eği­timin ilk basamağı Sıbyan Mektebi (mahalle mektebi) idi. He­men hemen her mahallede ve cami yanında Sıbyan Mektebi vardı. Burada öğrencilere Kur'an okutulur, islâm dininin ilk bilgi­leri verilirdi. Yeteneklilere okuma-yazma öğretilirdi. Medreseler, XVI. yüzyılın sonlarına doğru bozulmaya başladı. Bozulmanın nedenleri şunlardır: 1% Müsbet bilimlerin giderek okutulmaması & Kanunlara aykırı olarak medreselere müdahale edilmesi "A Medrese ile ilgisi olmayanlara müderrislik verilmesi ve ule­ma çocuklarına daha beşikte iken müderrislik payesi verilmesi­dir. c. Askeri Eğitim Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde askeri kuvvetler aşiret as­kerlerinden oluşuyordu. Kapıkulu ordusuna, önceleri savaşlarda esirlerin gençleri ve askerliğe elverişli olanları alınıyordu. Anka­ra Savaşı'ndan sonra Pencik oğlanı bulma zorlukları ortaya çık­tı ve Osmanlı topraklarında yaşayan Hristiyan ailelerden alına­rak "devşirme usulü" uygulanmaya başladı. Kapıkulu Ocağı'na alınacak kişiler, Türk ailelerin yanında Türk-lslâm kültürüne gö­re yetiştirilirdi. Bu gelişmelerden sonra Acemi Oğlanlar Oca-ğı'nda eğitilen devşirmeler, Kapıkulu ocaklarına ve Enderun'a gönderilirdi. XVII. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı Devleti'nde başlıca tophane, kılıçhane, cambazhane ve kumbarahane gibi kurumlarda askeri eğitim ve öğretim veriliyordu. EĞiTiM VE ÖĞRETİMDE GELiŞMELER YENİLİKLER Eğitim ve öğretim XIX. yüzyılda Osmanlı eğitim kurumlarını dört bölümde inceleyebiliriz: /. Eskiden beri devam eden medreseler. Buralarda programlar dünyadaki ilmi ve teknolojik gelişmelerden habersiz bir şekilde devam ediyordu. 2. XVIII. y
Ders: 375 Hunlar Kavimler Göçü (ortaçağ Roma İmparatorluğu) 40:59
Ders: 375 Hunlar Kavimler Göçü (ortaçağ Roma İmparatorluğu) 2.107 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen Kavimler Göçü, 400-800 yılları arasında Avrupa'ya yapılan şiddetli insan göçüdür.[1]. Bu dönem Roma İmparatorluğu ve Barbarlar arasında yoğun sınır değişikliklerini kapsar. İlk gelen göçmenler Hunlar, Slavlar, Ön Bulgarlar, Alanlar tarafından Batı'ya doğru sürülen Gotlar, Anglo-Saksonlar, Vandallar ve Franklar gibi Cermen kabileleriydi.[2] Daha sonraki göçler de (Arap fetihleri, Türk, Macar, Viking göçleri ve Moğol istilaları) Kuzey Afrika, Anadolu ve Avrupa'da derin değişimlere sebep olmuştur. Göçler ve İstilalar[değiştir] Göçün ilk yıllarında Cermen kabileleri Batı Roma İmparatorluğu'nun bir çok bölgesini ele geçirmişti. 376'da Hunlarla savaşan Got kabilesi Tervingiler, Roma topraklarına girdi. Ertesi yıl, Marcianopolis'te Tervingilerin lideri Fritigern, Romalı asker Lupicinus ile buluşmasında öldürüldü.[3]. Tervingiler ayaklandı ve Got kabilesi olan Vizigotlar 410'da İtalya'yı istila etti. Büyük Teoderik komutasındakı Ostrogotlar tarafından İtalya'nın içlerine kadar takip edildiler. Galya'da Franklar ağır ağır Roma topraklarına girdiler. Allemanni'deki savaşları kazanan Vizigotlar geleceğin Fransa ve Almanya'sı olacak Frenk Krallığı'nı kurdular. Britanya'ya gelen Anglo-Saksonlar ise Roma'nın Britanya'daki sonunu getirdi.[4] 567 yılında Türk boyu Avarlar ve Kuzey İtalya'daki Cermen kabilesi Lombardlar, Gepid Krallığı'nın büyük kısmını yok ettiler. Ön Bulgarlar yedinci yüzyılda Bizans'ın doğu Balkanlar'daki topraklarını ele geçirdiler. Bizans-Arap savaşları sırasında Arap orduları 7. yy'ın sonunda 8. yy'ın başında, Anadolu üzerinden Balkanları ele geçirmeye çalıştılar ancak 718'de Ön Bulgar ve Bizans Orduları, Arapları Konstaninopolis Kuşatması sırasında yenilgiye uğrattılar. Hazar-Arap savaşlarında da Hazarlar Arapları Kafkaslar'da durdurdular. Aynı zamanlarda Emeviler, 732'de Franklar tarafından Puvatya Muharebesi'nde durdurulana dek Avrupa'yı Cebelitarık üzerinden istilaya başladılar. Göçlerin Sonuçları[değiştir] Kavimlerin göçü, Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye bölünmesine sonra da 476'da Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılışına ve Avrupa'da yeni milletlerin ortaya çıkışına sebep olmuştur. Barbar kavimler ve Romalılar kaynaşmış ve Barbarlar arasında Hıristiyanlık yayılmıştır. Göçler sonunda bugünkü İspanya'ya Vizigotlar, Kuzey Afrika'ya Vandallar, İtalya'ya Ostrogotlar, bugünkü Fransa'ya ise Franklar yerleşti. Kaynakça[değiştir] ^ John Hines, Karen Høilund Nielsen, Frank Siegmund, [1] ^ Bury, J. B., The Invasion of Europe by the Barbarians, Norton Library, 1967 ^ Wolfram, Herwig (2001), Die Goten . Von den Anfängen bis zur Mitte des sechsten Jahrhunderts ., München: C.H.Beck ^ Dumville, David (1990), Histories and pseudo-histories of the insular Middle Ages, Aldershot, Hampshire: Variorum Kavimler Göçü Tarihi Ve Sonuçları nedir Kavimler Göçü nedir Ve Sonuçları Hunların Avrupa içlerine doğru ilerleyişi karşısında, barbar kavimlerden olan Vızigotlar, Ostrogotlar, Vandallar, Burgondlar ve Germenler, batıya doğru, birbirlerini iterek yer değiştirdiler. Barbar kavimlerin bu yer değiştirme olayına “Kavimler Göçü” denir . M.Ö. 36 yılında Çinlilerin saldırıları sonucu dağılan Batı Hunları, Kırgız bozkırlarına gelip yerleşmişlerdi. Kuzey Hun Devleti’nin yıkılmasından sonra batıya hareket eden Hunlar da Kırgız bozkırlarına geldiler. Daha önce gelmiş olan Hun boylarıyla birleştiler ve güçlendiler. Avrupa Hunlarının ataları olan bu topluluklar, M.S.350 yılında batı yönünde harekete geçtiler. Aral gölü ile Hazar denizinin kuzeyindeki Alan ülkesini ele geçirdiler. Batıya doğru ilerlemeyi sürdüren Hunlar, M.S.375 yılında İtil (Volga) nehrine ulaştılar. Bu tarihlerde Hunların başında, Balamir adında bir hakan bulunuyordu. Kavimler Göçü’nün Sonuçları Hunların neden olduğu Kavimler Göçü, gerek Türk tarihi ve gerekse Avrupa tarihi yönünden önemli sonuçlar meydana getirmiştir. 1)Avrupa yüzyıla yakın bir süre karışıklık içinde yaşadı. 2)Avrupa’daki krallıkların sürekli savaş ve yağmaların etkisiyle gücünü kaybetmesi , feodalite rejiminin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. 3)Barbar kavimlerin, topraklarına girmesini önleyemeyen Roma İmparatorluğu, 395 yılında Batı ve Doğu Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrıldı. 4)476 yılında Batı Roma İmparatorluğu sona erdi.Batı Roma toprakları üzerinde bir çok devlet kuruldu bunların en güçlüsü Frank Devletidir. 5)Göç eden kavimler bugünkü İtalya, İspanya, Fransa ve Britanya adalarına yerleşmişlerdir. 6)Avrupa’daki kavimlerin birbirleriyle karışıp kaynaşması sonucu yeni milletler ortaya çıktı (İspanyollar, İngilizler). 7)Günümüz Avrupa devletlerinin birçoğunun temelleri bu dönemde atıldı(İngiltere, Fransa). 8)Kavimler Göçü’nün başladığı tarih olan 375 yılı, bazı tarihçiler tarafından İlk Çağ’ın sonu, Orta Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edildi. 9)Germenler, Hıristiyanlığı kabul ederek Ortaçağ Avrupasına damgalarını vurdular. Barbar kavimler arasında Hıristiyanlık hızla yayıldı. 10)Kilise,papalık ve skolastik düşünce güç kazanmıştır. 11)Şövalyelik ruhu ortaya çıkmış ve ,ortaçağ boyunca devam etmiştir. 12)Hunların temsil ettiği Bozkır sanatı Avrupa’da etkili olmuştur. 13)Avrupa’da yerleşen Türkler , burada devletler kurdular. HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen Kavimler Göçü, 400-800 yılları arasında Avrupa'ya yapılan şiddetli insan göçüdür.[1]. Bu dönem Roma İmparatorluğu ve Barbarlar arasında yoğun sınır değişikliklerini kapsar. İlk gelen göçmenler Hunlar, Slavlar, Ön Bulgarlar, Alanlar tarafından Batı'ya doğru sürülen Gotlar, Anglo-Saksonlar, Vandallar ve Franklar gibi Cermen kabileleriydi.[2] Daha sonraki göçler de (Arap fetihleri, Türk, Macar, Viking göçleri ve Moğol istilaları) Kuzey Afrika, Anadolu ve Avrupa'da derin değişimlere sebep olmuştur. Göçler ve İstilalar Göçün ilk yıllarında Cermen kabileleri Batı Roma İmparatorluğu'nun bir çok bölgesini ele geçirmişti. 376'da Hunlarla savaşan Got kabilesi Tervingiler, Roma topraklarına girdi. Ertesi yıl, Marcianopolis'te Tervingilerin lideri Fritigern, Romalı asker Lupicinus ile buluşmasında öldürüldü.[3]. Tervingiler ayaklandı ve Got kabilesi olan Vizigotlar 410'da İtalya'yı istila etti. Büyük Teoderik komutasındakı Ostrogotlar tarafından İtalya'nın içlerine kadar takip edildiler. Galya'da Franklar ağır ağır Roma topraklarına girdiler. Allemanni'deki savaşları kazanan Vizigotlar geleceğin Fransa ve Almanya'sı olacak Frenk Krallığı'nı kurdular. Britanya'ya gelen Anglo-Saksonlar ise Roma'nın Britanya'daki sonunu getirdi.[4] 567 yılında Türk boyu Avarlar ve Kuzey İtalya'daki Cermen kabilesi Lombardlar, Gepid Krallığı'nın büyük kısmını yok ettiler. Ön Bulgarlar yedinci yüzyılda Bizans'ın doğu Balkanlar'daki topraklarını ele geçirdiler. Bizans-Arap savaşları sırasında Arap orduları 7. yy'ın sonunda 8. yy'ın başında, Anadolu üzerinden Balkanları ele geçirmeye çalıştılar ancak 718'de Ön Bulgar ve Bizans Orduları, Arapları Konstaninopolis Kuşatması sırasında yenilgiye uğrattılar. Hazar-Arap savaşlarında da Hazarlar Arapları Kafkaslar'da durdurdular. Aynı zamanlarda Emeviler, 732'de Franklar tarafından Puvatya Muharebesi'nde durdurulana dek Avrupa'yı Cebelitarık üzerinden istilaya başladılar. Göçlerin Sonuçları[değiştir] Kavimlerin göçü, Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye bölünmesine sonra da 476'da Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılışına ve Avrupa'da yeni milletlerin ortaya çıkışına sebep olmuştur. Barbar kavimler ve Romalılar kaynaşmış ve Barbarlar arasında Hıristiyanlık yayılmıştır. Göçler sonunda bugünkü İspanya'ya Vizigotlar, Kuzey Afrika'ya Vandallar, İtalya'ya Ostrogotlar, bugünkü Fransa'ya ise Franklar yerleşti. Kaynakça[değiştir] ^ John Hines, Karen Høilund Nielsen, Frank Siegmund, [1] ^ Bury, J. B., The Invasion of Europe by the Barbarians, Norton Library, 1967 ^ Wolfram, Herwig (2001), Die Goten . Von den Anfängen bis zur Mitte des sechsten Jahrhunderts ., München: C.H.Beck ^ Dumville, David (1990), Histories and pseudo-histories of the insular Middle Ages, Aldershot, Hampshire: Variorum Kavimler göçü nedir? 4. yüzyıl ile 6. yüzyıl arasında Hunların Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki bölgeden Avrupa'ya giderken karşılarına çıkan barbar kavimler olan ostrogot, vizigot, süev, sakson, angıl, frank ve vandal kavimlerini yerlerinden etmesiyle sonuçlanan olaya kavimler göçü denilmektedirkavimler göçü Kavimler göçünün nedenleri nelerdir? 1- Büyük Hun Devleti'nin dağılmasından sonra Asya'nın batısında (Hazar ve Aral Gölü arası) Hunlara katılımların olması, burada çoğalan nüfus ve kabileler arasındaki rekabet ve mücadelelerle daha batıya doğru kaymaya başlamaları. 2- İdil (Volga) ırmağının batısına gelen Hunlar önlerine gelen kavimleri yurtlarından çıkartmaya başlamaları. 3- Hunların baskısıyla Kavimler Göçü bütün Avrupa'yı etkileyerek, değişik zamanlarda yüzyıllarca devam etmiştir. Yukarıdaki nedenlere bağlı olarak Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Ostrogotlar ve Vizigotlar, Vandallar, Geomenler, Suevler, Gepitler Avrupa'ya doğru dalgalar halinde ilerleyerek, kendilerine yeni yaşam alanları bulmak istediler. Bu sırada Avrupa'da Roma İmparatorluğu en büyük devletti Ostrogotlar İtalya'ya, Vizigotlar İspanya 'ya, Vandallar Kuzey Afrika'ya, Franklar Fransa'ya, Germenler Kuzey Avrupa'ya ilerlediler Böylece Avrupa'da hızlı bir sosyal, kültürel, siyasal ve dini değişme yaşandı. Kavimler göçü sonucunda kurulan krallıklar hangileridir? 1- İspanya’da İspanya (Vizigotlar) 2- Kuzey Afrika (Vandallar) 3- İtalya (Ostrogotlar) 4- Areman Krallığı (Aslasloren) 5- Langobadlar 6- Franklar Kavimler göçü'nün sonuçları nelerdir? 1- Avrupa yüzyıla yakın bir süre karışıklık içinde yaşadı. 2- Avrupa’nın bugünkü siyasi ve sosyal yapısı ortaya çıkmıştır. 3- Göç eden kavimler bugünkü İtalya, İspanya, Fransa ve Britanya adalarına yerleşmişlerdir. 4- Kavimlerin birleşmesi ile yeni milletler ortaya çıkmıştır. 5- Germenler, Hıristiyanlığı kabul ederek Ortaçağ Avrupasına damgalarını vurdular. Barbar kavimler arasında Hıristiyanlık hızla yayıldı. 6- Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır. 7- Kilise,papalık ve skolastik düşünce güç kazanmıştır. 8- Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476'da yıkılmıştır. 9- Şövalyelik ruhu ortaya çıkmış ve ortaçağ boyunca devam etmiştir. 10- Avrupa’da derebeylik (feodalite) rejimi ortaya çıkmıştır. 11- İlk çağ sona ermiş, Orta Çağ başlamıştır. 12- Hunların temsil ettiği Bozkır sanatı Avrupa’da etkili olmuştur. 13- Avrupa Hun Devleti kurulmuştur. 14- Avrupa’da günümüzde yaşayan milletler oluşmuştur. 15- Avrupa’da kurulan Türk imparatorlukları ve devletleri sayesinde Avrupa nüfusu çoğalmış ve Türk kültürüde bununla beraber bölgede diğer kültürlerle birleşerek yayılmıştır. M.Ö. 3. yüzyıl ile 4. yüzyıl arasında Avrupa'yı istila eden, Akdeniz dünyasına yabancı kavimlerin akımı. Milad'ın ilk yüzyıllarında, Roma imparatorluğu döneminde, Ren nehri ve Tuna nehri ötesinde Cermen ( Germen) yani, Burgondlar, Franklar, Alamanlar, Vizigotlar, Ostrogotlar yaşıyordu. Cermen kavmi'nin çok iyi savaşçı olmalarından dolayı kimse savaşmayı göze alamazdı. Kabileler halinde toplanmışlardı ve kaynakları yetersiz, yoksul topraklardan geçimlerini sağlamağa uğraşıyorlardı. Açlığın dürtüsüyle, yeni yeni otlaklar aramağa çıktılar ve II. yüzyıldan itibaren, zenginlikleri karşı konulmaz biçimde onları çeken Roma İmparatorluğu topraklarına zorla girmeğe başladılar. Kavimler Göçü ve Sebepleri Roma İmparatorluğuna yapılan göçleri (saldırılar) gösteren Kavimler Göçü haritası Resmi büyült Roma İmparatorluğuna yapılan göçleri (saldırılar) gösteren Kavimler Göçü haritası Gerek Çin ve Avarların baskısı, gerekse iklim şartlarının kötüye gitmesi yüzünden, Batı Hunları 374 yılında, başlarındaki Balamir’in sevk ve idaresinde Avrupa içlerine ilerlediler (Balamir, Mete’nin 15. ve ÇiÇi Yabgu’nun 9. kuşaktan torunudur). Bu sırada Kuban ve Terek nehirleri arasında yaşamakta olan Alanlar, Hunlara karşı koymak istedilerse de yenilerek bozguna uğradılar. Hunlar, onları takip ederken, Don (Ten) ve Dinyester (Turla) nehirleri arasında yaşamakta olan Ostrogotlan da mağlup ettiler. Ostrogotlann bir kısmı Hun egemenliğini kabul etti. Bir kısmı daha da batıya giderek Vizigot ülkesine girdi. Ostrogotları takip eden Hunlar, karşılarına çıkan Vizigotları da yenerek dağıttılar. İşte bu “Hun” baskısına dayanamayan Alanlar, Ostrogotlar, Vizigotlar batıya doğru göç ettiler. Bunlar önlerine çıkan diğer Cermen kavimlerini yerlerinden ettiler. 375 yılında başlayan ve Hunlann diğer kavimleri batıya doğru iterek sebep oldukları bu harekete Kavimler Göçü denir. Orta Asya'daki Çin Devleti'nin egemenliğinden kurtulmak için 350 yıllarında batıya hareket eden Hun grubu, Volga-Don nehirleri arasında yaşayan Hunların daha batıya göçmelerine neden oldu. O tarihlerde Karadeniz'in kuzeyindeki düzlüklerde Cermen kavimlerinden olan Gotlar yaşamaktaydı. 375 yılında Hunlar, Gotlar'ın yaşadıkları bu bölgeye girdi. Hunlar'ın bu bölgede yerleşmesiyle daha fazla buralarda yaşayamayan çoğunluğu Cermen olan Vizigotlar, Ostrogotlar, Gepitler ve Vandallar batıya doğru göç etmeye başladılar. Romalıların barbar olarak adlandırdığı bu kavimler önlerine çıkan diğer kavimleri yurtlarından atarak İspanya'ya hatta Kuzey Afrika'ya kadar ilerlediler. Yıllarca süren bu döneme Kavimler Göçü (Alm. Völkerwanderung), Göç Dönemi (İng. Migration Period) veya Barbar İstilaları ( Fransızca; Invasions barbares; İspanyolca; Invasiones bárbaras; İtalyanca; Invasioni barbariche) denir. Kavimler Göçü, günümüz Avrupa devletlerinin temellerini atan çok önemli bir olaydır. Sınırlarda ve İmparatorlukta Miladın ilk yüzyıllarında Avrupa'ya korku salan ve kendilerine batılılarca barbarlar da denen ( Yunanca; yabancı Yunanlı olmayan anlamına, barbaros sözcüğünden) bu kavimlerin yıkıcı akınlarını önlemek için, Roma imparatorları sınırları tahkim ettiler. IV. yüzyıl.a kadar, Germenleri püskürtmeyi başardılar ve aralarından birçoğunu tutsak aldılar. Bu tutsakları, ya ekilmemiş topraklarda köle olarak ya da orduyu güçlendirmek için asker olarak kullandılar. Böylece, bu yağmacıların bazıları köylü oldu; bazıları da, batı orduları başkomutanlığına kadar yükselen Vandal Stilicho (360-408) gibi. Roma subaylığı rütbesine çıktılar. Büyük İstilalar IV. yüzyıl sonlarında, Ren ve Tuna nehirleri boyunca, büyük bir barbar baskısı kendini göstermeğe başladı. Bu baskı, kralları Atilla'nın yönetiminde, Asya'dan gelen Hunların etkisiyle oluşmuştu. Hunlardan kaçıp kurtulmak için Vizigotlar 376 yılında Tuna Nehri'ni aştılar. «Got zehiri» artık, imparatorluğa girmiş oluyordu: 200,000 savaşçı, Roma eyaletlerini yağma etti ve 410 yılında Roma'yı ele geçirdi. Bu tarihten kısa bir süre önce, çeşitli kavimler, 406 yıllarından itibaren, Ren Nehri'ni aşmış, Galya'ya girmiş, sonra İspanya ve Kuzey Afrika'ya geçmişlerdi. Bir yüzyıl sonra. Batı Roma İmparatorluğu ortadan kalktı, toprakları istilacıların eline geçti. Barbar krallar artık duruma egemen olmuşlardı. 496 yılında Hıristiyanlığı benimseyen Clovis, Frank monarşisini kurarak Galya'da hüküm sürdü. Barbarlar yeni bir dünya düzenlediler ve böylece Ortaçağ başladı. Kavimler Göçü'nün sonuçları Avrupa'nın bugünkü siyasi ve sosyal yapısı ortaya çıkmıştır. Kavimlerin birleşmesi ile yeni milletler ortaya çıkmıştır. Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır. Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476'da yıkılmıştır. Avrupa'da derebeylik (feodalite) rejimi ortaya çıkmıştır. İlk çağ sona ermiş, Orta Çağ başlamıştır. Avrupa Hun Devleti kurulmuştur. Avrupa'da günümüzde yaşayan milletler oluşmuştur. Avrupa'da kurulan Türk imparatorlukları ve devletleri sayesinde Avrupa nüfusu çoğalmış ve Türk kültürüde bununla beraber bölgede diğer kültürlerle birleşerek yayılmıştır. M.Ö. III. yüzyıl ile IV. yüzyıl arasında Avrupa'yı istila eden, Akdeniz dünyasına yabancı kavimlerin akımı. Milad'ın ilk yüzyıllarında, Roma imparatorluğu döneminde, Ren nehri ve Tuna nehri ötesinde Cermen (Germen) yani, Burgondlar, Franklar, Alamanlar, Vizigotlar, Ostrogotlar yaşıyordu. Cermen kavmi'nin çok iyi savaşçı olmalarından dolayı kimse savaşmayı göze alamazdı. Kabileler halinde toplanmışlardı ve kaynakları yetersiz, yoksul topraklardan geçimlerini sağlamağa uğraşıyorlardı. Açlığın dürtüsüyle, yeni yeni otlaklar aramağa çıktılar ve II. yüzyıldan itibaren, zenginlikleri karşı konulmaz biçimde onları çeken Roma İmparatorluğu topraklarına zorla girmeğe başladılar. Kavimler Göçü ve Sebepleri Gerek Çin ve Avarların baskısı, gerekse iklim şartlarının kötüye gitmesi yüzünden, Batı Hunları 374 yılında, başlarındaki Balamir’in sevk ve idaresinde Avrupa içlerine ilerlediler (Balamir, Mete’nin 15. ve ÇiÇi Yabgu’nun 9. kuşaktan torunudur). Bu sırada Kuban ve Terek nehirleri arasında yaşamakta olan Alanlar, Hunlara karşı koymak istedilerse de yenilerek bozguna uğradılar. Hunlar, onları takip ederken, Don (Ten) ve Dinyester (Turla) nehirleri arasında yaşamakta olan Ostrogotlan da mağlup ettiler. Ostrogotlann bir kısmı Hun egemenliğini kabul etti. Bir kısmı daha da batıya giderek Vizigot ülkesine girdi. Ostrogotları takip eden Hunlar, karşılarına çıkan Vizigotları da yenerek dağıttılar. İşte bu “Hun” baskısına dayanamayan Alanlar, Ostrogotlar, Vizigotlar batıya doğru göç ettiler. Bunlar önlerine çıkan diğer Cermen kavimlerini yerlerinden ettiler. 375 yılında başlayan ve Hunlann diğer kavimleri batıya doğru iterek sebep oldukları bu harekete Kavimler Göçü denir. Orta Asya'daki Çin Devleti'nin egemenliğinden kurtulmak için 350 yıllarında batıya hareket eden Hun grubu, Volga-Don nehirleri arasında yaşayan Hunların daha batıya göçmelerine neden oldu. O tarihlerde Karadeniz'in kuzeyindeki düzlüklerde Cermen kavimlerinden olan Gotlar yaşamaktaydı. 375 yılında Hunlar, Gotlar'ın yaşadıkları bu bölgeye girdi. Hunlar'ın bu bölgede yerleşmesiyle daha fazla buralarda yaşayamayan çoğunluğu Cermen olan Vizigotlar, Ostrogotlar, Gepitler ve Vandallar batıya doğru göç etmeye başladılar. Romalıların barbar olarak adlandırdığı bu kavimler önlerine çıkan diğer kavimleri yurtlarından atarak İspanya'ya hatta Kuzey Afrika'ya kadar ilerlediler. Yıllarca süren bu döneme Kavimler Göçü (Alm. Völkerwanderung), Göç Dönemi (İng. Migration Period) veya Barbar İstilaları ( Fransızca; Invasions barbares; İspanyolca; Invasiones bárbaras; İtalyanca; Invasioni barbariche) denir. Kavimler Göçü, günümüz Avrupa devletlerinin temellerini atan çok önemli bir olaydır. Sınırlarda ve İmparatorlukta Miladın ilk yüzyıllarında Avrupa'ya korku salan ve kendilerine batılılarca barbarlar da denen (Yunanca; yabancı Yunanlı olmayan anlamına, barbaros sözcüğünden) bu kavimlerin yıkıcı akınlarını önlemek için, Roma imparatorları sınırları tahkim ettiler. IV. yüzyıl.a kadar, Germenleri püskürtmeyi başardılar ve aralarından birçoğunu tutsak aldılar. Bu tutsakları, ya ekilmemiş topraklarda köle olarak ya da orduyu güçlendirmek için asker olarak kullandılar. Böylece, bu yağmacıların bazıları köylü oldu; bazıları da, batı orduları başkomutanlığına kadar yükselen Vandal Stilicho (360-408) gibi. Roma subaylığı rütbesine çıktılar. Büyük İstilalar IV. yüzyıl sonlarında, Ren ve Tuna nehirleri boyunca, büyük bir barbar baskısı kendini göstermeğe başladı. Bu baskı, kralları Atilla'nın yönetiminde, Asya'dan gelen Hunların etkisiyle oluşmuştu. Hunlardan kaçıp kurtulmak için Vizigotlar 376 yılında Tuna Nehri'ni aştılar. «Got zehiri» artık, imparatorluğa girmiş oluyordu: 200,000 savaşçı, Roma eyaletlerini yağma etti ve 410 yılında Roma'yı ele geçirdi. Bu tarihten kısa bir süre önce, çeşitli kavimler, 406 yıllarından itibaren, Ren Nehri'ni aşmış, Galya'ya girmiş, sonra İspanya ve Kuzey Afrika'ya geçmişlerdi. Bir yüzyıl sonra. Batı Roma İmparatorluğu ortadan kalktı, toprakları istilacıların eline geçti. Barbar krallar artık duruma egemen olmuşlardı. 496 yılında Hıristiyanlığı benimseyen Clovis, Frank monarşisini kurarak Galya'da hüküm sürdü. Barbarlar yeni bir dünya düzenlediler ve böylece Ortaçağ başladı. Kavimler Göçü'nün sonuçları Avrupa'nın bugünkü siyasi ve sosyal yapısı ortaya çıkmıştır. Kavimlerin birleşmesi ile yeni milletler ortaya çıkmıştır. Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır. Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476'da yıkılmıştır. Avrupa'da derebeylik (feodalite) rejimi ortaya çıkmıştır. İlk çağ sona ermiş, Orta Çağ başlamıştır. Avrupa Hun Devleti kurulmuştur. Avrupa'da günümüzde yaşayan milletler oluşmuştur. Avrupa'da kurulan Türk imparatorlukları ve devletleri sayesinde Avrupa nüfusu çoğalmış ve Türk kültürüde bununla beraber bölgede diğer kültürlerle birleşerek yayılmıştır. Referans: Kavimler Göçü Nedir ? Kavimler Göçlerinin Nedenleri Sebebleri ve Sonuçları Etkileri Nelerdir ? Etiketler: Kavimler Göçü Nedir | Kavimler Göçü Nedir ? Kavimler Göçü Ne Demek, Kavimler Göçü Tanımı, Kavimler Göçü Örnekleri, Kavimler Göçü Türleri, Kavimler Göçü Nelerdir, Kavimler Göçü Hakkında Bilgi, Kavimler Göçü Tarihi, Kavimler Göçü Nerede, Kavimler Göçü Ödevi. Kavimler Göçü | Ekleyen: Zeus | Tarih: 26-Dec-2010 14:33. | Bu yazı 23099 kez okundu.. Kavimler Göçü ile ilgili diğer yazılar.. İlgili Yazilar Kavimler Göçünün Sebepleri ve Sonuçları Devamini Oku Kavimler göçü milattan sonra 375 senesinde Hunların karadenizin kuzey bölümünden Avrupaya giderken karşılarına çıkan barbar kavimler olan ostrogot, vizigot, süev, sakson, angıl, frank ve vandal kavimlerini yerlerinden etmesiyle sonuçlanan bir olaydır. Kavimler Göçünün Sebepleri: a) Büyük Hun Devleti'nin dağılmasından sonra As­ya'nın batısında (Hazar ve Aral Gölü arası) Hunlara katılımların olması, burada çoğalan nüfus ve kabileler arasındaki rekabet ve mücadelelerle daha batıya doğru kaymaya başlamaları b) İdil (Volga) ırmağının batısına... Kavimler Göçü Devamini Oku M.Ö. III. yüzyıl ile IV. yüzyıl arasında Avrupa'yı istila eden, Akdeniz dünyasına yabancı kavimlerin akımı. Milad'ın ilk yüzyıllarında, Roma imparatorluğu döneminde, Ren nehri ve Tuna nehri ötesinde Cermen (Germen) yani, Burgondlar, Franklar, Alamanlar, Vizigotlar, Ostrogotlar yaşıyordu. Cermen kavmi'nin çok iyi savaşçı olmalarından dolayı kimse savaşmayı göze alamazdı. Kabileler halinde toplanmışlardı ve kaynakları yetersiz, yoksul topraklardan geçimlerini sağlamağa uğraşıyorlardı. Açlığın dürtüsüyle, yeni yeni otlaklar aramağa çıktılar ve II.... Kavimler Göçünün Sonuçları Devamini Oku 1)Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı. (395) Batı Roma 476 yılında Germen kavimleri tarafından yıkıldı. 2)Avrupa’nın etnik yapısı değişti, Germenlerin Avrupa’ya karışması yerli milletler ortaya çıkardı. 3)Türkler Avrupa’da Avrupa Hun Devleti’ni kurdu. 4)İngiltere, Fransa gibi Avrupa Devletlerinin temelleri atıldı. 5)Avrupa’da feodalite (derebeylik) rejimi ortaya çıktı. 6)Şövalyecilik ortaya çıktı. 7)Avrupa’da edebi destanlar ve efsaneler meydana çıktı. 8)Avrupa’da Milliyetçilik y... Beyin Göçünün Sonuçları Devamini Oku Eğitilmiş insan sermayesinin fakir ülkelerden akışı/kaçışı batı dünyasının bilim ve ekonomisini artırırken, göç veren ülkelerin gelişmelerini yavaşlatmakta/engellemektedir. Buda beyin göçünün az gelişmişlikle özdeşleşmesi anlamına gelmektedir. Beyin göçünü engellemek/kontrol etmek sadece gelişmekte olan ülkenin elinde değildir. Gelişmiş ülkelerdeki iş ve fırsat olanakları olduğu ve daha iyi bir gelecek sunulduğu sürece beyin göçü kaçınılmaz olarak devam edecektir. Yapılacak en iyi iş bunu minimuma indirmektir. Ülkemiz insanlarının refah düzeyin... Beyin Göçünün Nedenleri Devamini Oku BEYİN GÖÇÜNÜN NEDENLERİ Beyin göçünün nedenleri 6 grupta toplanabilir I)Ekonomik Nedenler ·Düşük üçret politikası varlığı, ·Vergi oranlarının yüksek olması, ·Ekonomik istikrarsızlık varlığı, ·Gelecek endişesi olması. II)Politik/Siyasal ·Etnik köken farklılığı/ayrılığı oluşumu, ·Siyasal istikrarsızlık oluşumu, ·Siyasetin iş hayatına girip, onu kontrol etmesi. III)Bilim ve Teknoloji Politikalarındaki Yanlışlıklar ·Ar-Ge’ye önem vermeme, ·Bilim ve teknolojiye değer vermeme, ·Fikir üretiminin ve buluşun para etm... Beyin Göçü Devamini Oku "Yüksek öğrenim görmüş ya da mesleğinde ilerlemiş, yaratma ve araştırma gücü fazla elemanların iktisaden kalkınmış ülkelere çalışmak ya da yerleşmek üzere göç etmelerine beyin göçü denilmektedir". Başka bir tanıma göre, "Yüksek meslekî niteliğe sahip erkek ve kadın işgücünün kendi anavatanında başka ülkelere orada çalışmak amacıyla gidişidir". Yüksek nitelikteki meslekî insangücünden ise genellikle, teknisyenler (mühendisler), bilim adamları (Fizikçiler, kimyagerler, jeologlar, Matematisyenler, ekonomistler, psikologlar vb. ile doktorlar ve diş... Göçüşme Devamini Oku Yer Değiştirme (Göçüşme / Metatez) Nedir ? Tanım 1 : Kelimedeki iki ünsüzün yer değiştirmesi şeklinde ortaya çıkan ve ağızlarda çok görülen bir ses olayıdır: gibi-bigi, cereyan-ceyran, çömlek-çölmek, ekşi-eşki, gömlek-gölmek, ileri-ireli, kibrit-kirbit, kirpi-kipri, kirpik-kiprik, köprü-körpü, lânet-nalet, memleket-melmeket, Meryem-Meyrem, ödünç-öndüç, öğrenmek-örğenmek, sarımsak-samırsak, toprak-torpak, yalvarmak-yavralmak, yüksek-yüsgek. Bu örneklerde birinci şekiller doğru, ikinciler yanlıştır. Tanım 2 : Fansızca métathèse db. "Bir k... ruh göçü Devamini Oku ruh göçü (reenkarnasyon) : öldükten sonra başka bir bedende tekrar dünyaya gelmeye reenkarnasyon denir. reenkarnasyonun gerçekleşip gerçekleşmediği bilimsel olarak kanıtlanabilir durumda değildir. bu inanç ilahi dinler tarafından kabul edilmez. ... Kavimler Göçünün Romaya Etkisi Devamini Oku Roma siyasi kısaca bahsedersek; Roma M.Ö. 773 yılında Tibet Nehri üzerinde savunmaya elverişli bir tepede kurulan ve kısa zamanda gelişme kaydederek ilk çağın en büyük imparatorluğu haline gelmiştir. Kazandığı büyük zaferlerle Akdeniz’i ele geçirmiştir. Böylece gücünü artırmıştır. Roma İmparatorluğu’nun gücü dini mücadeleler ve iç savaşlarla sarsılırken Doğu’da İran’ın baskısı da gitgide artmaktaydı. Bu arada da Kavimler Göçü’nün başlaması daha büyük darbe oldu. Bu arada kuzeyden ve doğudan hiç aralıksız savaştı...
Türkçem - Kapalı E (é) 04:21
Türkçem - Kapalı E (é) 642 izlenme - 2 yıl önce Kapalı e deyince aklıma direk marula,maaaarul diyen komşu geliyor.Genelde a harfini uzatıyor,fakat oraya e harfinide koysan uzatır o.Kapalı e tabi böyle bişey değilmiş.Benim anladığım şey,doğudan batıya doğru dil değişmiş.Son olarak İstanbul büyük şehir olması ve genelde godamanların burada yaşamasından dolayı, türkçeyi istanbul ağzıyla konuşmak makbul sayılır hale gelmiş.Allahtan Edirne'de bitmemiş bu batıya doğru akan dil yapısı.Yoksa nabıyon bea kapçık,diye konuşurduk heralde.
Melike Tokdemir 16:14
Melike Tokdemir 483 izlenme - 3 yıl önce Maddenin Yapısı Ve Özellikleri
Fatih Yağcı - Neden Her İnsanın Yüzü Farklı ? 17:25
Fatih Yağcı - Neden Her İnsanın Yüzü Farklı ? 646 izlenme - 2 yıl önce Konu: Hz. Adem(a.s) dan beri yaşamış tüm insanların yüzlerinde ki farklılığın sebebi. Neden her insanın yüzü birbirinden farklı. İnsanlar birbirini nasıl ayırt eder. 33. Söz 2. Pencere Dersi. Sözlerden 33 söz ve 33 pencere. İmanı olmayanı imana getirir. İmanı olanın imanını kuvvetleştirir tahkiki imana yükseltir. Şekilsiz bir su damlası nasıl insan haline geliyor. Fatih Yağcı Sohbetleri İçin: http://www.youtube.com/watch?v=1gAJc8... Yeni çıkan video ve kısa filmlerden anında haberdar olmak için Sözler Köşkü Youtube kanalına da ABONE olabilirsiniz . Videolarımızdan Anında Haberdar olmak için Tıklayın : http://bit.ly/abonesozlerkosku Sözler Köşkü Web Sitesi: http://www.sozlerkosku.com Sözler Köşkü Facebook: https://www.facebook.com/SozlerKoskuIzmir Sözler Köşkü Youtube: https://www.youtube.com/user/sozlerkosku Sözler Köşkü Twitter : https://twitter.com/sozler_kosku
Kimya - Lewis Yapısı Konu Anlatımı ve Örnekleri 15:12
Kimya - Lewis Yapısı Konu Anlatımı ve Örnekleri 340 izlenme - 2 yıl önce Örneklerle Lewis gösterimi konu anlatımı videosu. Karbondioksit, amonyak, asetilen gibi bileşiklerin lewis yapısını gösteriyoruz. ...
Domino Taşları-313 00:04
Domino Taşları-313 1.219 izlenme - 7 yıl önce atomun yapısının açıklanması
Beton Kumaş 02:39
Beton Kumaş 162 izlenme - 1 yıl önce Beton kumaş sulandıktan sonra, Beton Kumaş 2 saat esnekliğini korur ve sonrasında 24 saat içerisinde € sertliğe ulaşır. Yanmaz, su geçirmez, esnek ve kuvvetlidir.
C Programlamada Switch Case Yapısı Örneği 03:00
C Programlamada Switch Case Yapısı Örneği 323 izlenme - 4 yıl önce Konu açıklaması: Switch case yapısını kullanarak C programlama dilinde klavyeden not girdiren program Bilgius & Bilgi Tanrısı
Bu Adamı Görünce Gerçekliğine İnanamayacaksınız 02:14
Bu Adamı Görünce Gerçekliğine İnanamayacaksınız 118 izlenme - 2 yıl önce ABD'de özürlü bir adam, vücut yapısıyla görenleri şaşkına çeviriyor. Bacakları ve kollarında özürü bulunan adamın dansı da bir o kadar ilginç..
Senin O Gözlerin Varya La Majör Hicaz Chord Karaoke 05:20
Senin O Gözlerin Varya La Majör Hicaz Chord Karaoke 192 izlenme - 2 yıl önce E F Beni biraz anlasaydın ne olurdu E F Gecelerim gündüzlerim kayboldu Am E Oysa düşlerim vardı içimde yarım kaldı ) F Benliğimi benden aldı ) E Yaşanacak çok şey vardı ) 2 kere F Aşkına esir kaldı ) Dm F E Artık sana dönememki ) Am Senin o gözlerin var ya ) E Herşeyi bitirdi ) F Yazık etti geçen günleri ) E nakarat(2 kere) Hani o veriğin sözler ) F Yalan mıydı birer birer ) Dm F E Artık seni sevememki )
Atom Ve Yapısı 1 15:26
Atom Ve Yapısı 1 164 izlenme - 2 yıl önce Bilgisayar dersleri ve eğitici videolar için kanalımızı ve videolarımızı takip edin: www.izlesene.com/kanal/gorselegitim2014
Pitbull Köpeklerinin Yapısı Ve Saldırılarından Kurtulma Yolu 03:18
Pitbull Köpeklerinin Yapısı Ve Saldırılarından Kurtulma Yolu 22 izlenme - 4 ay önce Pitbull Köpeklerinin Yapısı ve Saldırılarından Kurtulma Yolu
Dna Structure 01:20
Dna Structure 138 izlenme - 3 yıl önce Dna Animasyonu
Türklerde Devlet Yapısı 05:19
Türklerde Devlet Yapısı 105 izlenme - 3 yıl önce 1. Türk Adının Anlamı Türk adının anlamı konusunda çeşitli görüşler ortaya atıl­mıştır. Bunlarda ikisi ilmi olarak daha çok kabul görmüştür. Bun­lardan birincisi; Türk doğan, türeyen ve çoğalan İkincisi; Türk güçlü, kuvvetli, olgun anlamlarını ifade et­mektedir. Bu anlamdaki Türk kelimesi ilk defa siyasi bir amaç doğ­rul­tusunda bir isim olarak Göktürk Devleti tarafından kullanıl­mış­tır. Daha sonra Türk soyuna ait bütün kitleleri temsilen milli bir ad olmuştur. Coğrafi bir ad olarak Türkhia=Türkiye şeklinde ilk defa Bi­zans kaynaklarında Orta Asya için kullanılmıştır. Batı kaynaklarında Anadolu için Türkiye ifadesi Anadolu Selçuklu Sultanı l. Mesud döneminde kullanılmaya başlanmıştır. 2. Türklerin ilk Anayurdu Bu konuda yapılan son araştırmalar diğerlerine göre daha kesin ve doğru bilgiler içermektedir. Buna göre Anayurt'un sınır­ları; Altay - Sayan Dağlarının kuzeybatısı Tanrı Dağları'nın kuzeyi Hazar Denizi'nin doğusu ve Aral Gölü'nün çevresi olarak çizilmiştir. 3. Türklerin Tarih Boyunca Yayıldıkları Bölgeler, Genel Özellikleri ve Göçler 1. Anayurtta Ortaya Çıkan İlk Kültürler a. Anav Kültürü Türkistan'ın merkezi Aşkabat'la ortaya çıkarılan mezar anıtlarda çeşitli ev araç gereçleri ortaya çıkarılmıştır. Tür­klerde yerleşik hayatın yaşandığını gösteren ilk kültürdür. b. Afanesyova Kültürü Abakan bölgesinde ortaya çıkmıştır. c. Andranova Kültürü Tanrı Dağları ve Balkaş Gölü çevresinde yaşanmıştır. d. Kalteminar Kültürü e. Karasuk Kültürü Yenisey Irmağı çevresinde yaşanmıştır. En belirgin özeliği madenin kullanılmasıdır. f. Tagar Kültürü Abakan bölgesinde Taştık kültürü adıyla devam etmiştir. Resim sanatı ön plana çıkmıştır. UYARI: At'ın evcilleştirilmesi ve atlı arabaların kullanılması göçlerin sebeplerinden biri değil, göçleri kolaylaştıran faktördür. Türklerin kendi merkezlerinden çok uzak bölge­lere ulaşmalarını sağlayan araçtır. UYARI: Türk kültürü göçler sonu­cunda çok geniş bir bölgede yayılma ve tanınma olanağı bul­muştur. UYARI: Türklerin sürekli yer de­ğiştirmesi yaşa­dıkları çoğ­raf­yanın sınırlarının kesin ola­rak çizilmesini zorlaştırmıştır. YORUM: Bu durum da Türk Tarihinin bir bütün olarak incelenmesini güçleştirmiştir. YORUM: Tabiatıyla göç olayı sonucu yeni bir bölgeye yerleşen kül­tür, ya mevcut ortama uyum sağlayacak ya da mevcut or­tama ege­men olacaktır. Bu geliş­mede etkili olabilecek iki temel faktör vardır: Bunlar nufüs yo­ğun­luğu ve kültürel düzeydir. Nüfus yoğunluğu çok olan ve kültü­rel gücü elde eden yapı kendi hakimiye­tini kabul ettirir. 2. Göçler Göç: Bir sosyal veya siyasal oluşumun bir çok nedenlerden dolayı yer değiştirmesi olayıdır. Göç olayında kesin bir mekan kavramı vardır. Dolayısıyla topluluğu bu harekete zorlayan temel etmenler mevcuttur. Göçlerin Sebepleri a. Coğrafi etmenler (iklim - kuraklık) b. Dış baskılar ve iç çekişmeler c. Hayvan hastalıkları d. Otlakların daralması e. Türklerdeki hakimiyet anlayışı f. Hızlı nüfus artışı Göç Yolları Hunlar: Afganistan'a ve Kuzey Hindistan'a Kuzey Hunlar: Avrupa'ya Ogurlar: Güneybatı Sibirya ve Güney Rusya'ya Avarlar: Orta Avrupa'ya Macarlar: Orta Avrupa'ya Uygurlar: İç Asya'ya Peçenekler: Doğu Avrupa'ya ve Balkanlara göç etmişlerdir. 4. İskitler (SAKALAR) Tarihte önemli rol oynayan Türk topluluklarından ilki İskit­lerdir. Sakalar, Hazar Denizi ile Tanrı Dağları arasındaki geniş topraklarda yaşamışlardır. (M.Ö. VII. - VIII. yüzyıllarda) İskitler, Kafkas dağlarını aşıp Hindistan sınırlarına kadar bütün İran'ı istila ettiler.
Manhattan Timelapse 04:57
Manhattan Timelapse 53 izlenme - 1 yıl önce Şehir yapılanmasının en guzel örneklerinden biri Manhattan video daki insanlari gordukce 'Cem Yılmaz'ın egitim sart sozleri aklima geliverdi.
Visual Studio Select Case Dersi 01:58
Visual Studio Select Case Dersi 439 izlenme - 8 yıl önce visual studio select case dersi
7dk'da ATOMUN YAPISI 07:22
7dk'da ATOMUN YAPISI 29 izlenme - 1 yıl önce 7dk'da ATOMUN YAPISI konusunu püf noktalarıyla öğrenmek istemez misin? Çıkabilecek soruların özellikle altını çizdiğimiz bu videoyu sakın kaçırma! Tonguç bile yapıyorsa sen daha iyisini yapabilirsin! KPSS, LYS, YGS, TEOG'da muhakkak en az 1 soruyla karşına çıkan bu konuyu hemen izle! Okul müfredatına uygun, Meb'e uyumlu fen&kimya videolarımızı Tonguçlamalısın! Çünkü Tonguç'layarak öğrenmek artık daha kolay! Bu arada unutma, paylaşmak güzeldir! Facebook'unda, twitter'ında videomuzu paylaş! Eğer hala abone değilsen, hemen abone ol! http://tongucakademi.com/ Sosyal Medya Hesaplarımız: Google + : http://goo.gl/qVOqi9 Instagram: http://goo.gl/pyQPwE Facebook: http://goo.gl/OH4VsC Twitter: http://goo.gl/V03f2t atomun yapısı
Online YGS Coğrafya Dünyanın İç Yapısı 03:53
Online YGS Coğrafya Dünyanın İç Yapısı 70 izlenme - 1 yıl önce
DERS M.Ö 1000 ISLAM ONCESI TURK TARIHI DEVLET YAPISI YONETIM ORFI HUKUK TORE 37:20
DERS M.Ö 1000 ISLAM ONCESI TURK TARIHI DEVLET YAPISI YONETIM ORFI HUKUK TORE 106 izlenme - 3 yıl önce DERS M.Ö 1000 ISLAM ONCESI TURK TARIHI DEVLET YAPISI YONETIM ORFI HUKUK TORE
Balı Arının Yapmadığını Biliyor muydunuz? 16:25
Balı Arının Yapmadığını Biliyor muydunuz? 128 izlenme - 2 yıl önce Kainat nasıl yaratılmıştır? Arı balı nasıl yapar? Müsebbep ve sebep ilişkisi nasıldır. Sebepler birer perdedirler. İnsanın hafıza nasıl çalıştırılır. Beynin yapısı nasıldır. İnsan hafızası nasıl çalışıyor. Yağmur nasıl yağıyor. Konuşmacı: Fatih Yağcı Konu: Sözler / 33. söz / 27. Pencere. Fatih Yağcı Sohbetleri İçin: http://www.youtube.com/watch?v=1gAJc8... İletişim: https://www.sozlerkosku.com Daha Fazlası İçin: Sözler Köşkü'nün Resmi Sayfası http://www.facebook.com/SozlerKoskuizmir Sözler Köşkü Web Sitesi: http://www.sozlerkosku.com Sözler Köşkü Facebook: https://www.facebook.com/SozlerKoskuIzmir Sözler Köşkü Youtube: https://www.youtube.com/user/sozlerkosku Sözler Köşkü Twitter : https://twitter.com/sozler_kosku
Word Uygulaması 22 01:15
Word Uygulaması 22 123 izlenme - 3 yıl önce Belgeye Gazete Sütunu Görüntüsü Vermek