Hoşgeldiniz!

Dinler Tarihi

Ders: 571-632 Hz. Muhammed'in Hayatı (S.A.V) 01:26:16
Ders: 571-632 Hz. Muhammed'in Hayatı (S.A.V) 20.653 izlenme - 3 yıl önce Peygamber efendimizin hayatını anlatan Richard Rich'in yönettiği 2002 ABD yapımı animasyon film Hz. Muhammed: Son Peygamber (Muhammad: The Last Prophet) filmini full ve Türkçe izleyin. Brian Nissen filmin senaryosunu yazdı. Peygamberimizin Hayatı Hz. Muhammet, Fil yılında Mekke'de doğdu. Bu tarih kesin olarak bilinmemekte ve geriye dönük yapılan hesaplamalar ile bazı kaynaklarda 570, bazı kaynaklarda da 571 yılı olarak geçmektedir. Hindistanlı Müslüman ilim adamı Muhammed Hamidullah, Hazreti Muhammed'in doğum tarihinin 12 Rebiulevvel (17 Haziran 569) Mısırlı astronomi âlimi Mahmut Paşa el-Felekî 9 Rebîülevvel (20 Nisan 571) olarak hesaplamışlardır. Daha sonra Beaumont Burnaby Sherrard, Mahmut Paşa el-Felekî'nin hesaplamalarındaki bazı yanlışları ortaya koymuştur. Lawrence I. Conrad (1987) ise kaba bir hesapla 570 yılı olarak vermektedir. İslâmi kaynaklarda ağırlıklı olarak; Muhammed'in, Milâddan sonra 571 yılında, "Fil vakası"nın olduğu yılda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi, yani Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası"'ndan 52 gün sonra doğduğu belirtilmektedir. Siyer ve İslâm Târihi yazarları, doğumun Rebiülevvel ayında bir pazartesi günü sabaha karşı olduğu konusunda genel olarak ittifak etmişlerse de, ayın kaçıncı günü olduğu konusunda görüş birliğine varamamışlardır. Bu konudaki itilâfların; görüş çeşitliliğinden kaynaklanmasının yanı sıra, ay takviminin , güneş takviminden farklı olması ve Araplardaki nesi uygulamasından da kaynaklandığı günümüzde ifade edilmektedir. Çocukluğu Babası Abdullah bin Abdulmuttalib, annesi Hazrec kabilesinden Nennaceler'den Vehb bin Abdulmenaf'ın kızı Amine 'dir. Muhammed daha doğmadan babası vefat etti. Yetiştirilmesini dedesi Abdülmuttalib üzerine aldı ve torununa "Muhammed" adını verdi. Muhammed o sıralarda Mekke'de bulunan Beni Sa'd kabilesinden Halime adlı bir kadına emanet edildi. Muhammed'i, ondan önce amcası Abduluzza'nın cariyesi Süveybe emzirdi. Muhammed, dört yaşına kadar annesi Amine'nin de gözetimiyle sütannesi Halime'nin yanında kaldı, daha sonra Mekke'ye, annesinin yanına döndü. Dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile birlikte kaldı, O'nun şefkat ve özeni ile yetişip büyüdü. Muhammed altı yaşında iken, annesi Âmine ve bakıcısı Ümm-ü Eymen'le birlikte babasının kabrini görmek için Medine'ye gitti. Medine'de, akrabaları Neccâroğullarında bir ay kaldıktan sonra Mekke'ye dönüş yolundaki Ebva'ya ulaştıklarında annesi vefat etti ve orada defnedildi. Cariyeleri Ümmü Eymen, Muhammed'i Mekke'ye getirip dedesi Abdulmuttalib'e teslim etti. Altı yaşından sekiz yaşına kadar, O'na dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib yaş itibariyle seksen yaşını aşmış bir ihtiyardı. Muhammed sekiz yaşında iken, dedesi de öldü. Dedesi ölmeden önce, O'nu yetiştirilmesi için, oğlu Ebû Tâlib'e bıraktı. Ebû Tâlib, Abdülmuttalib'in on oğlundan biriydi. Muhammed peygamberliğinden önce Nur Dağındaki Hira Mağarasına çekilerek Mekke'den uzaklaşırdı. Rivayetlere göre Muhammed dokuz yaşındayken amcası, ticaret yapmak için gittiği Suriye'ye onu da götürmüş, bu gezide Busra kasabasında Bahira isminde Hıristiyan bir rahip onun peygamber olacağını haber vermiştir. Muhammed on yedi yaşındayken de amcası Zübeyr bin Abdülmuttalib ile Yemen'e gitti. Bu gezilerin Muhammed'in bilgi, görgü ve zihinsel alt yapısının oluşumunda etkin rol oynadığına inanılmaktadır. Ayrıca gençliğinde amcaları ile birlikte Kureyş ve Kays kabileleri arasındaki Ficar Savaşı'na katıldı. Ticarete olan ilgisi daha sonra kendisi ile evlendiği Hatice ile tanışmasına neden oldu ve onun sermayesi ile ticarete başladı. Muhammed gençliğinde çevresinden gelen paganist görüş ve uygulamalarla ilgilenmedi. Kendisi, aynı dönemde herhangi bir puta tapmamakla birlikte, başkalarının tapınmalarına da açıkça karşı çıkmadı. Kur'an'daki "...oysa önce, kitap nedir, iman nedir sen bilmezdin" (Şura Suresi: 52) ve "Allah, seni şaşırmış bulup hidayete erdirmedi mi" (Duha Suresi: 7) ifadelerinin kendisinin İslam öncesi durumunu anlattığına inanılmaktadır. Henüz 20 yaşında iken hırsızlık, zulüm ve haksızlıklara karşı koymak için Mekkeliler’in oluşturduğu ‘Hılfulfudül’ adlı oluşma katılarak burada etkin bir görev üstlendi. 25 yaşına geldiğinde Hz. Hatice ile hayatını birleştiren Allah’ın elçisi, 40 yaşında olan Hz. Hatice ile evlenmeye karar verdiğinde “el-Emin: Güvenilir, dürüst” olarak tanınması önemli bir etken olmuştu. 35 yaşına geldiğinde ise Kâbe hakemliği yaptı. Kâbe’nin restorasyonu sırasında Haceru’l Esved’in yerine konulması sırasında ortaya çıkan anlaşmazlığı, taşı bir yaygı üzerine koyup tüm kabile liderlerine taşıtarak muhtemel bir kavgayı önlemiş oldu. Peygamberliği 40 yaşına yaklaşan Peygamber Efendimiz’de o sıralarda insanlardan uzaklaşarak kırsal alanda yaşamak ve böylelikle yaratılışın ve evrenin inceliklerini düşünmek arzusu uyandı. Bundan dolayı belli zamanlarda ‘Hira-Nur’ dağındaki mağarada kalmaya başladı. Kırk yaşına geldiğinde ise Ramazan ayında bir gün Cebrail Aleyhisselam’la tanışarak Allah’ın elçisi olma yolunda ilk adımı attı. İlk vahiy edilen ayet olan, “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” ile birlikte Allah (C.C.) O’nu Peygamberlikle görevlendirmiş oldu. İlk Müslümanlar Hz. Muhammed’in İslam davetine ‘evet’ diyerek ilk inanma şerefine Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Zeyd b Harise ve Hz. Ebu Bekir erişti. Bunları Hz. Osman, Abdurrahman b Avf, Sa’d b Ebi Vakkas, Talha ve Zübeyr Hazretleri takip etti. Peygamberliğin ilk altı yılı dolarken Hz. Hamza ve Hz. Ömer gibi yiğitlik ve cesaretleriyle tanınan zatlar da Müslüman olan isimler arasında yer aldı. On Peygamberlik yılında peş peşe Hz. Hatice ve Ebu Talib ölünce düşmanların eza ve cefaları bir kat daha arttı. Çünkü bunlar hatırlı insanlardı, çevreleriyle Peygamberimize destek veriyorlardı. Miraç Gecesi Daha sonra dış destek sağlamak amacıyla Taife giden Hz. Muhammed, Taifliler’in İslâm’ı kabul etmesini sağlayamadı. Taifliler, Hz. Peygamber’e destek vermedikleri gibi bir de O’nu taşlattılar, üstü başı kan içinde kaldı, Taif dışında bir bağa sığınarak kurtulabildi. Ardı arkası kesilmeyen bu sıkıntılar devam ederken aynı günlerde Sevgili Peygamberimiz Miraç gecesinde İlahi ikramların doruğuna eriştirildi, Yüce Allah’ın huzuruna yükseltildi ve İlahi buyrukları, aracı olmaksızın dinleme imkânına kavuştu. Hicret Bütün zorluklara rağmen Hz. Peygamber, İslam’ı yayma çabalarını sürdürüyordu. Birer yıl arayla 1’inci ve 2’nci Akabe Biatları yapıldı. Bunu takip eden zaman diliminde Yüce Allah’ın izni ve buna bağlı olarak Hz Peygamber’in müsaadesi üzerine Müslümanlar Mekke’den Medine’ye göç etti. İslam tarihinde bu olay “hicret” olarak anılmaktadır. Sevgili Peygamberimiz en sonunda ise Hz. Ebu Bekir ile birlikte Medine’ye göç etti. Savaşlar ve Mekke'nin Fethi Efendimiz (S.A.V.) Medineli Müslümanlar ile hicret edenler arasında kardeşlik kurdu. Putperestlerle Müslümanlar arasında Bedir, Uhud, Hendek, Müreysi gibi savaşlar gerçekleşti. Hz. Peygamber’in sağlığında İslam elçisi dokunulmazlığı olduğu halde öldüren ve Medine’ye saldırmayı tasarlayan Hıristiyanlar’a karşı da Mute ve Tebük seferleri düzenlendi. 630 yılında Mekke fethedildi. Hz. Peygamber, çıkmaya mecbur olduğu vatanına üstünlük sağlayarak ve genel af ilan ederek tekrar girdi. Veda Hutbesi Peygamber Efendimiz, 632 yılında Hac esnasında Arafat’ta 100 binden fazla Müslüman’a konuşma yaptı. İslam düşüncesinin bir özeti olan ve insan hakları bakımından en doğru prensipleri içeren bu sesleniş, İslam tarihinde “Veda Hutbesi” olarak anılıyor. İslamiyet’i sabırla, azimle ve cesaretle insanlara ulaştıran Sevgili Peygamberimiz, 8 Haziran 632 Pazartesi günü Hakk’ın rahmetine kavuştu. Cenaze namazı Hücre-i Saadet’te erkekler, kadınlar ve çocuklar olmak üzere sırayla kılındı. Allah’ın elçisi burada da toprağa verildi.
Lut Kavmi 1. Bölüm 05:45
Lut Kavmi 1. Bölüm 18.384 izlenme - 3 yıl önce Hz. Lut'un Hayatı filminin 1. Bölümü. Lut kavmi peygamberi Lut peygamber, İbrahim peygamberle aynı dönemde yaşamıştır. Hz. Lut, Hz. İbrahim'e komşu kavimlerden birine elçi olarak gönderilmişti. Bu kavim, Kuran'da belirtildiğine göre, o güne kadar dünya üzerinde görülmemiş bir sapıklığı, eşcinselliği uyguluyordu. Hz. Lut, onlara bu sapıklıktan vazgeçmelerini söylediğinde ve onlara Allah'ın ilahi tebliğini getirdiğinde onu yalanladılar, peygamberliğini inkar ettiler ve sapıklıklarına devam ettiler. Bunun sonucunda da kavim, korkunç bir felaketle helak edildi. Lut kavmi nerede? Hz. Lut'un yaşadığı bu şehrin, Eski Ahit'te geçen ismi Sodom'dur. Kızıldeniz'in kuzeyinde kurulmuş olan bu kavmin aynı Kuran'da yazılanlara uygun bir şekilde helak edildiği anlaşılmıştır. Yapılan arkeolojik çalışmalardan anlaşıldığına göre şehir, İsrail-Ürdün sınırı boyunca uzanan Tuz Gölü'nün (Ölü Deniz) yakınlarında bulunmaktadır. Lut Kavmi Sapıklıkları Bu helak olayının kalıntılarını incelemeden önce, Lut Kavmi'nin neden bu cezaya çarptırıldığına bakalım. Kuran'da, Hz. Lut'un kavmine yaptığı uyarı ve onların cevabı şöyle anlatılır: Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Lut: "Sakınmaz mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz." Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın." Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza öfke ile karşı olanlardanım." (Şuara Suresi, 160-168) Kendilerini doğru yola davetine karşılık kavminin Hz. Lut'a karşı cevabı onu tehdit etmek olmuştu. Lut Kavmi, kendilerine doğru yolu göstermesinden dolayı Hz. Lut'a karşı öfke duyuyor, onu ve onunla birlikte iman edenleri sürgün etmek istiyorlardı. Başka ayetlerde olay şöyle anlatılır: Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz." Kavminin cevabı: "Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı. (Araf Suresi, 80-82) Hz. Lut, kavmini apaçık bir doğruya çağırıyor ve anlaşılır bir şekilde uyarıyordu. Ancak kavim hiçbir uyarıyı dinlemiyor ve Hz. Lut'u inkar etmeye ve onun haber vermekte olduğu azabı yalanlamaya devam ediyordu: Lut da; hani kavmine demişti: "Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı 'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz. Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir" demek oldu. (Ankebut Suresi, 28-29) Kavminden bu cevabı alan Hz. Lut, Allah'tan yardım istedi: Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et." (Ankebut Suresi, 30) Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar. (Şuara Suresi, 169) Hz. Lut'un isteği üzerine Allah, erkek kılığına girmiş iki melek gönderdi. Bu melekler, Hz. Lut'a gelmeden önce Hz. İbrahim'e gitmişlerdi. Hz. İbrahim'e yaşlı karısının bir çocuk doğuracağı müjdesini veren elçiler asıl gönderiliş sebeplerini de açıkladılar: Azgın Lut Kavmi, helak edilecekti. (İbrahim) dedi ki: "Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir, ey elçiler?" "Doğrusu biz, suçlu-günahkar bir kavme gönderildik" dediler. "Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için. (Ki bu taşların her biri,) Rabbinin katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir." (Zariyat Suresi, 31-34) Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız. Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır. (Hicr Suresi, 59-60) Elçilikle görevlendirilmiş melekler Hz. İbrahim'in yanından çıktıktan sonra Hz. Lut'a geldiler. Elçileri tanımayan Hz. Lut önce endişeye kapıldı, ancak onlarla konuştuktan sonra yatıştı: Elçilerimiz Lut'a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve: "Bu, zorlu bir gün" dedi. (Hud Suresi, 77) (Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz." "Hayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik. Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz. Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin." Ve onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir." (Hicr Suresi, 62-66) Bu sırada kavim, Hz. Lut'un konuklarının geldiğini haber almıştı. Bu konuklara da sapıkça bir eğilimle yaklaşmaktan çekinmediler. Evin etrafını çevirdiler. Konuklarına mahçup olmaktan endişelenen Hz. Lut, kavme şöyle seslendi: (Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi. "Allah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin. (Hicr Suresi, 68-69) Kavminin cevabı ise, Hz. Lut'a çıkışmak oldu: "Dediler ki: 'Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık?" (Hicr Suresi, 70) Elindeki tüm imkanları kullanan Hz. Lut, misafirlerine ve kendisine bir kötülük yapılacağı endişesiyle şöyle dedi: "Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim." (Hud Suresi, 80) "Misafirleri" ise, Hz. Lut' a Allah'ın elçileri olduklarını hatırlatarak şöyle dediler: (Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?" (Hud Suresi, 81) Şehir halkının azgınlığının son noktaya varmasıyla beraber Allah, meleklerin yardımıyla Hz. Lut'u kurtardı. Sabah vakti de, kavmin üzerine Hz. Lut'un uyardığı azap gönderildi: Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın." Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp-bastırıverdi. (Kamer Suresi, 37-38) Lut kavmi nasıl helak oldu? Ayetlerde, kavmin helakı şöyle tarif ediliyor: Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır. (Hicr Suresi, 73-76) Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık; Rabbinin katında 'belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir. (Hud Suresi, 82-83) Sonra geride kalanları yerle bir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; uyarılıp-korkutulanların yağmuru ne kötü. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır esirgeyendir. (Şuara Suresi, 172-173) Kavim helak olurken içlerinden Hz. Lut ve sayıları ancak "bir ev halkı" kadar olan iman edenler kurtarıldı. Hz. Lut'un karısı iman etmemişti ve o da helak edildi: Bunun üzerine biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı) ise (helake uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı. Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları sona bir bak işte. (Araf Suresi, 83-84) Böylece Hz. Lut karısı dışındaki ailesiyle ve kendisine inananlarla beraber kurtarıldı. Sapık kavim ise, yerle bir oldu.
Ders: M.Ö 1600 Hz. Nuh Peygamber (Nuh Tufanı) 38:34
Ders: M.Ö 1600 Hz. Nuh Peygamber (Nuh Tufanı) 8.358 izlenme - 3 yıl önce Nuh (Arapça: , İbranice: veya ; Noah veya Noa), İbrahimi Dinler'de (Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam) kendisinden söz edilen Tufan peygamberidir. Tevrat'ta Nuh'un 950 yıl yaşadığı söylenir. Kuran’da da, elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadığı geçmektedir[1]. İnsanlığın ikinci babası sayılmaktadır. İnanışa göre tufandan önce tanrının emriyle büyük bir gemi inşa etmiş ve bu gemiye Nuh'un Gemisi denmiştir. ders, dinler tarihi, nuh, nuh tufanı, nuhun gemisi, peygamberler Konu başlıkları [gizle] 1 Nuh efsanesinin kökeni 2 Tevrat'ta Nuh'un Hikâyesi 3 Tevrata göre soyağacı 3.1 Oğulları ve temel ırklar 4 Kur'an'da Nuh 4.1 Diğer tufan efsaneleri 5 Ayrıca bakınız 6 Kaynakça Nuh efsanesinin kökeni[değiştir] Tevrat ve Kuran’daki Nuh’un yaşı ile ilgili ifadeler ve diğer anlatımlar Sümerin Gılgamış destanındaki anlatımlar ile büyük benzerlikler gösterir. Ayrıca olağan insan yaşamında görülmesi mümkün olmayan 950 yıllık ömür ilk Sümer takvimine göre mümkündür. Eski Sümer takviminde 1 yıl 1 aya eşittir. Mezopotamyada yaşanan bir sel felaketi üzerine üretilen böyle bir destanın, toplum hafızasına kazınan anlatımlarının İbranilerin babil sürgünü dönüşünde yazılan Tevrat nüshalarına aktarıldığı düşünülmektedir. Tevrat'ta Nuh'un Hikâyesi[değiştir] Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. RAB, "Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür" dedi, "İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak." İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi. RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. "Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım" dedi, "Çünkü onları yarattığıma pişman oldum." Tanrı'nın gözünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu. Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı. Tanrı Nuh'a, "İnsanlığa son vereceğim" dedi, "Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin. Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler. Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depolar. HZ. NUH (S.A.) 1.Hz. Nuh hakkinda genel bilgiler Nuh aleyhisselam, Idris aleyhisselam'dan sonra gelen peygamberdir. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine « Ülü'l-azm » (azm edilen) denilen alti peygamberden ikincisidir (Bu alti büyük peygamber sunlardir: Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. Ibrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.), M.K.) . Bunun nedeni kavminin Nuh tufani diye adlandirilan gazap ile cezalandirilmalarindandir. 2.Hz. Nuh'un hayati Hz. Nuh, Idris aleyhisselamin göge cikarildiktan sonra azan insanlara peygamber olarak gönderildi. Insanlar putlara tapmaya basladi. Cenab-i Hak bunun icin Nuh aleyhisselami peygamber olarak gönderdi. O zaman 50 yasinda idi. Yillarca insanlari dine davet etti, putlara tapinmaktan sakindirdi ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi. Ama Nuh aleyhisselama kendi oglu Yam yani Ken'an bile iman etmedi, hatta alaya alip iskence ettiler: « Andolsun ki Nuh'u elci olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanriniz yoktur. Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabindan korkuyorum » (A'raf, 59) . Nuh aleyhisselam insanlarin davetine icabet etmedikleri icin onlara beddua etti:« (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak saskinliklarini artir » (Nuh, 24) . Allahü Teala da bundan sonra Nuh aleyhisselam gemi yapmasini emretti: « Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarinca gemiyi yap ve zulmedenler hakkinda bana (bir sey) söyleme ! Onlar mutlaka bogulacaklardir ! » (Hud, 37) . Gemi bitince tufan oldu (denizler tasti ve her taraf su oldu). Nuh aleyhisselam sayisi 80 kisi kadar olan mü'minler ile 3 katli olan gemiye bindi. Nuh aleyhisselam gemiye her hayvandan birer cift aldi. Oglu Ken'an'i da gemiye almak istedi, ama o "Beni sudan koruyacak bir daga siginacagim" dedi, gemiye binmedi ve hemen bir dalga onu alip bogdu. Allah Teala da Nuh aleyhisselamin bu oglu hakkinda af dilemesine karsilik: « (...) Ey Nuh ! O asla senin ailenden degildir. Cünkü onun yaptigi kötü bir istir. O halde hakkinda bilgin olmayan bir seyi benden isteme.(...) » (Hud, 46) buyurdu. Sular daglari asti, insanlar ve hayvanlar telef oldu. 150 gün gectikten sonra Allahü Teala: « Yere suyunu cek; göge: ey gök sen de yagmurunu tut » buyurdu ve bunun üzerine yagmur durdu, sular cekildi. Gemi Irak'taki Cudi dagina oturdu. Hz. Nuh'a inanip kurtulan insanlar ac olduklari ve dagda yiyecek olmadigi icin Nuh aleyhisselamin emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birlestirdiler ve böylece ilk defa Asure yemegini yaptilar. Insanlar Nuh aleyhisselamin 3 oglu Sam, Ham ve Yafes'ten türedigi icin Hz. Nuh'a ikinci Adem de denir. Nuh aleyhisselamin 1000 yasinda vefat ettigi söyleniyor, ama Kur'an-i Kerim'de : « Andolsun ki biz Nuh'u kavmine gönderdik de o 1000 yildan 50 yil eksik bir süre yanlarinda kaldi.(...) » (El-Ankebut, 14) geciyor. . Hz. Nuh gemicilerin ve marangozlarin piri sayilir, cünki bu isleri Allah'in ihsaniyla ilk defa o yapmistir. 3. Nuh suresi Nuh suresi Mekke'de nazil olup 28 ayettir. Hatt-i Osman'a göre 71. suredir. Nuh aleyhisselamin kavmine gönderilisini ve Nuh tufanini anlattigi icin sureye bu ad verilmistir. Peygamberimiz (s.a.v)'de Hz. Nuh hakkinda: « Nuh (aleyhisselam) 'Bismillah' ve 'Elhamdülillah' demeden büyük olsun, kücük olsun herhangi bir is yapmazdi. Bu sebeple Allahü Teala onu 'Cok sükredici bir kul' olarak isimlendirdi » (Taberani; Ibn-i Cebir) buyurdu. Bediüzzaman Said Nursi de Nuh tufani hakkinda sunlari yazmistir: « Padisah-i bimisal, kavm-i Nuh'un mahvi icin semavat ve arza emir vermis. Vazifelerini yaptiktan sonra ferman ediyor: " Ey arz! Suyunu yut. Ey sema! Dur, isin bitti. Su cekildi. Dagin basinda me'mur-u Ilahinin cadir vazifesini gören gemisi kuruldu. Zalimler cezalarini buldular." Iste su uslubun ulviyetine bak. " Zemin ve gök iki muti' asker gibi emir dinler, itaat ederler " diyor. Iste su uslub isaret eder ki, insanin isyanindan kainat kiziyor. Semâvat ve arz hiddete geliyorlar. Ve su isaretle der ki: " Yer ve gök iki muti asker gibi emirlerine bakar bir Zata isyan edilmez, edilmemeli..." » 4.Hz. Nuh'un evladlarina vasiyeti « Bunlardan (ilk) ikisini birakmayiniz, ikisini de hazer ediniz (yapmayiniz) 1. La ilahe illallah 2. Subhanallah vebi hamdihiy'dir 3. Gavurluktan (sakinin) 4. Kibir ('den sizi nehyederim) » Oğulları ve temel ırklar[değiştir] Tekvin'e göre Nuh'un üç oğlu vardır ve üç oğlundan üç temel ırk meydana gelmiştir.[kaynak belirtilmeli] Sam, Sami ırkının atası. Oğulları: Elam, Asşur, Arfakşad, Lud, ve Aram. Ham, Hami ırkının atası. Oğulları: Cush, Mizraim, Fut ve Kenan. Yafes, Yafesi ırkın atası. Oğulları: Gomer, Mecüc, Maday, Yavan, Tubal, Meşeç, ve Tiras Kur'an'da Nuh[değiştir] İslam geleneğinde Nuh ile İbrahim arasında da 950 yıl olduğuna inanılır. Kur’anda Nuh Müminun Suresi, ve Nuh Suresi'nde benzer ifadelerle anlatılır: Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye peygamber olarak gönderdik. Nûh şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. ... Size ne oluyor da Allah için bir vakar ummuyorsunuz? Hâlbuki o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır. Görmediniz mi
Ders M.Ö 15 Hz. İsa Hz. Meryem Hristiyanlık Dini İsevilik Nasranilik Hristiyan Mesih Kutsanmış 46:01
Ders M.Ö 15 Hz. İsa Hz. Meryem Hristiyanlık Dini İsevilik Nasranilik Hristiyan Mesih Kutsanmış 2.971 izlenme - 3 yıl önce İsa (Aramice: , Arapça: Yesua', İbranice: yeshu', Yunanca Isos) (MÖ 8-1 - MS 24-36), Hıristiyanlıktaki temel figür,[2] İslam dinine göre kendisine İncil isimli ilahi kitab'ın indirildiği bir peygamberdir ve mesihtir. Konu başlıkları [gizle] 1 Etimoloji 2 Yaşamı ve soyu 3 Mûsevîlik'te İsa 4 Hıristiyanlık'ta İsa 5 İslam'da İsa 5.1 Çarmıha gerilmesi ve mesihliği 5.2 Muhammed'in gelişini bildirmesi 6 Ayrıca bakınız 7 Notlar 8 İlgili filmler 9 Kaynakça 10 Dipnotlar Etimoloji[değiştir] Ayrıca bakınız: Mesih Türkçede kullanılan İsa adı Arapça olup Kur'an kökenlidir (). Anadolu'da sözcüğün "Ese" ve "Esi" biçiminde kullanıldığı da görülür. Batılı dillerde kullanılan Christ, Christus, Cristo vb. isimleri, İbranice 'kutsal yağ ile ovulmuş, kutsanmış' anlamına gelen Mesih (Arapça: ) kelimesinin Yunanca karşılığı olan Hristos () kelimesinden türemiştir.[3] Hıristiyan kaynaklarında ve yer yer Kur'an'da ismi İsa Mesih olarak geçer.[4][5][6][7] Yaşamı ve soyu[değiştir] Bazı araştırmacılara göre İsa, Roma İmparatoru Augustus zamanında, o dönemde Roma İmparatorluğu'na bağlı olan Beytüllahim'de M.Ö.4'te dünyaya gelmiştir. Kendisinin, soyunun ve müritlerinin ilkel Arapça'nın Suriyede konuşulan bir lehçesi olan Aramice ve Yunanca konuştuğu, bunun yanında İbranice'yi de anladığı ifade edilir.[8] Bazı kaynaklara göre Beytüllahim yer adı değil, İsa'nın doğumu sırasında gökyüzünde görülen çok parlak yıldız gibi bir nesnedir. Bu iddiaya göre Beytüllahim tabiri İsa'nın nerede değil, ne zaman doğduğunu göstermektedir. Doğum ve ölüm tarihleri ile ilgili olarak kimi tarihçiler ve araştırmacılar farklı görüşler belirtirler. Memleketine atfen[Not 1] ve Nasıralı İsa olarak bilinir. Yahudi toplumu içinde doğup büyüyen İsa'nın yaşadığı dönemde Yahudilerin geleneksel olarak babalarının ismiyle anılması sebebi ile İsa yaşamı süresince Yusuf'un oğlu İsa olarak bilinmiştir.[9] İsa ve annesi Meryem tasviri Kitab-ı Mukaddes konusunda araştırma yapan Hırıstiyan tarihçi ve teorisyenlerin çoğu, İsa'nın Celileli bir öğretmen ve marangoz olduğu, şifa dağıttığı, Yahya peygamber tarafından vaftiz edildiği, "halkı isyana teşvik etmek" suçuyla, Yahudi din adamlarının tariklerine kanan Roma İmparatorluğu'nun Yahudiye eyaletinin valisi Pontius Pilatus'un emri ile Kudüs'te çarmıha gerildiği konusunda hemfikirdir. Buna rağmen bazı tarihçi ve araştırmacılar, İsa'nın gerçek bir şahsiyet olduğu konusunda şüphecidirler. Adının İncil kaynaklı dini metinlerde sıkça geçmesine rağmen tarihi belgelerde kendisinden bahsedilmemesi, kendisi hakkındaki bazı anlatıların daha önceki efsanelerde de aynen yer alması gibi sebeplerle O'nun mitolojik bir karakter olabileceğini düşünmektedirler. Teolojide kullanılan, İsa'nın yaşamına dair ana kaynaklar Yeni Ahit'teki dört kanonik İncil'dir. (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) Genel kabule göre bunlar İsanın ölümünden 60-70 yıl sonra, I. yüzyılda yazılmışlardır. İbrahim'in oğlu İshak'ın soyundan geldiğine inanılır. Tanrı tarafından babasız doğduğuna inanıldığı için soyu üvey babası Yusuf'a göre tayin edilir. Dini anlatılara göre annesi Meryem, Levioğulları soyundan geliyordu. Yeni Ahit, Meryem'in kocası ve İsa'nın kanuni babası olarak andığı marangoz Yusuf'un Davud'a kadar çıkan soyağacını verir. Hristiyanlıkta, Eski Ahit'te yer yer İsa'nın ima edildiği düşünülen (beklenen Mesih) inanışı vardır. Mûsevîlik'te İsa[değiştir] İsa musevi toplumunda doğup büyüyen bir kişi olmakla beraber, museviler tarafından kabul görmez ve sahte peygamber kabul edilir. Bununla beraber modern Yahudilerin bir kısmı İsa'nın aziz olabileceğini ancak kesinlikle bekledikleri kurtarıcı (mesih) olmadığını düşünürler. Hıristiyanlık'ta İsa[değiştir] Ana madde: Hıristiyanlık'ta İsa Atina'daki Defne Kilisesi'nin kubbesindeki İsa mozaiği (1090-1100) Hıristiyan inancında İsa tanrının oğlu ve bizzat tanrının kendisidir. Baba (Tanrı) ile insanlar arasında aracı, Beklenen mesih, kurtarıcı, rab, tanrı ile aynı "öz" den olan, güçlü tanrı, tek insan, dünyanın tek kralı, Kutsal Üçlü Birlik'teki kişilerden "oğul"dur. Hıristiyan kaynakları onu "İsa Mesih" olarak anarlar. İsa'nın tanrısal ve insani özellikleri farklı mezheplerce farklı yorumlanır. Hıristiyanlığın Monofizit görüşüne göre insani tabiatı ile tanrısal tabiatı, Tanrısal özü altında erimiş ve ayrılmaz, bölünmez tek bir tabiat meydana gelmiştir. Çarmıhta, İsa'nın insani tabiatı gibi ilahi tabiatı da acı çekmiştir. Meryem Theotokosdur, yani Tanrı anasıdır. Diofizit görüşe göre ise insani ve tanrısal olmak üzere birbirinden bağımsız iki tabiatı vardır. Çarmıha gerildiğinde ilahi tabiatı bedeninden ayrılmış, sadece insani tabiat acı çekmiştir. Meryem, insan olan İsa'nın annesidir dolayısıyla da ona Theotokos yani Tanrı anası denemez. Ortodoks, Katolik ve Protestanlara göre İnsânî ve Tanrısal iki tabiatı olup bunlar asla birleşmezler, karışmazlar ve ayrılmazlar. İslam'da İsa[değiştir] Kur'an'da İsa'dan, İsa'nın annesi ve Harunun kız kardeşi olarak Meryem'den, Meryem'in annesinden, Meryem'in babası olarak İmran'dan bahsedilir.(bkn. Meryem ve Miryam konuları) İslam da İsa'ya saygı duyulan bir peygamberdir. Kur'an'da İsa'nın Allah'ın emri ile mucize olarak biyolojik bir babası olmadan doğduğu belirtilir. "Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi. Kur'anda Meryem'in annesinin Meryem'i doğurması anlatılır. İsa'nın daha beşikte iken konuştuğu ve babasının olmadığı, İsa'nın yaratılmasının Adem'in yaratılması gibi yoktan olduğu, onu asanlara asılmış gibi gösterildiği, kendisinin Allah katına yükseltildiği yazılır.[10] İslam'a göre İsa Ulu'l azm olarak ifade dilen beş büyük peygamberden birisidir. Ayrıca müslümanlar İncil'in İsa'ya vahiy yoluyla indirilen ilahi bir kitap olduğuna inanırlar. İslamiyet, İsa'nın Tanrı veya Tanrı'nın oğlu olduğunu kabul etmez, bu tür bir fikre şiddetle karşı çıkar. Kur'an'da bu durum şöyle açıklanır: "Şüphesiz, 'Allah Meryem oğlu Mesîh'dir' diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır…." (Mâide Sûresi, 17) "De ki: Allah ahad'tir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur." (İhlas Suresi) Hıristiyan inancına benzer şekilde İslam'da da onun Allah'ın izniyle çeşitli mucizeler göstermiş olduğuna inanılır: "…Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik. Ve O'nu, Kutsal Ruh ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. Peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz. "Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa Mesîh'tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır. Çarmıha gerilmesi ve mesihliği[değiştir] İslam'da İsa'nın tarihsel kişiliği Hıristiyanlık ile benzerlik gösterse de çarmıha gerilmekten mucizevî bir şekilde kurtulduğu kabul edilir. Ve Allah'ın elçisi "Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük," demelerinden ötürü… Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar; fakat öyle yaptıklarını sandılar. Onların bu konuda bir bilgisi yok; sadece zanna uyuyorlar. Kesin olarak onu öldürmediler. (Kur'an 4:157) Bu sebeple İsa'nın çarmıhta ölüp ölmediği, göğe yükselişin bir mecaz mı, yoksa gerçek mi olduğu, ahir zamanda kurtarıcı mesih olarak dönüşü konusu islam din bilginlerince tartışılagelen bir konu olmuştur. Mesih kavramının İbranice'den gelmesi ve diğer İbrahimi dinlerde de yer alması nedeniyle, peygamberin ölümünden sonraki yıllarda bu kavram sık sık israiliyyata etkisinde gelişmiş İslamın sözel kültürü olan hadislere konu olmuştur. Mesih kavramı Kur'an'da kimi yerlerde İsa Mesih şeklinde kullanılır, ancak beklenen kurtarıcı anlamında kullanılmaz. Bazı hadis kaynaklarına ve islam yorumlarına göre O yükseltildiği gök yüzünden Kıyamet kopmadan önce gelecek (beklenen Mesih) ve mehdi ile birlikte İslamı hakim kılacak, deccalı öldürecektir. Muhammed'in gelişini bildirmesi[değiştir] Kur'an'da İsa'nın Muhammed'in geleceğini bildirdiği ifade edilir:[11]"Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: 'Ey İsrailoğulları! B
Ders: 571-632 Hz. Muhammed S.A.V. Son Peygamber 39:47
Ders: 571-632 Hz. Muhammed S.A.V. Son Peygamber 2.968 izlenme - 3 yıl önce Muhammed bin Abdullah (Arapça: )( 571 [1][2][3], Mekke - 8 Haziran 632, Medine ) [4] dini, politik, askeri lider.[5][6][7] Mekke'den başlayarak Arap Yarımadası'nı, İslam hakimiyetinde tek bir dini yönetim üzerinde birleştirmiştir. Müslümanlar ve Bahailer tarafından Allah'ın peygamberi ve resulü olduğuna inanılır. Müslümanlar, Muhammed'in insanlık için Allah tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu olduğuna inanır. Müslüman olmayanlar ise, Muhammed'i İslam'ın kurucusu olarak sayarlar.[8] Müslümanlar tarafından, Muhammed'in Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve diğer peygamberlerin tahrif edilmiş tektanrılı dinlerini onardığına ve tamamladığına inanılır.[9][10][11][12] Miladi takvime göre 570 yılı civarında Arap Yarımadası'nın Mekke şehrinde doğdu.[1][2] Küçük yaşta amcası Ebu Talib tarafından evlatlık edinildi. İlerleyen yıllarda, çoğunlukla tüccar olarak çalıştı. Bunun yanı sıra çobanlık da yaptı. İlk kez 25 yaşındayken evlendi.[13] Bazı geceler, dağlarla çevrili bir mağarada düzenli aralıklarla inzivaya çekilip, dua etme alışkanlığı vardı. Daha sonraları, 40 yaşında[1][14], oradayken kendisine Allah tarafından ilk vahiy'nin geldiğini bildirdi. Bundan 3 yıl sonra insanları İslam'a davet etmeye başladı. Allah'ın bir olduğunu, Allah tarafından kabul görmenin tek yolunun Allah'a teslim olmak olduğunu söyledi. Kendisinin Allah'ın peygamberi ve resulü olduğunu diğer İslam peygamberleri ile aynı kandan geldiğini anlattı.[15][16][17] İlk başta kendisine az takipçi bulan Muhammed Mekkede bazı aşiretlerin düşmanlığıyla karşılaştı. Bu dönemde tarafıtarlarının şiddet içeren muameleler görmesi sebebiyle 622 yılındaki Medine'ye göçten önce bazı takipçilerini Habeşistan'a gönderdi. Medine'ye Hicret olayı aynı zamanda Hicrî takvim olarak da bilinen İslami takvim'in başlangıcı kabul edilir. Muhammed, Medine'de Medine Sözleşmesi ile oradaki aşiretleri birleştirdi. Mekke kabileleri ile süren sekiz yıllık savaştan sonra, takipçilerinin sayısı 10.000'i bulmuştu. Mekkenin kuşatılması sonrasında yapılan antlaşma ile kansız bir şekilde Mekke'nin kontrolünü eline aldı [18] Şehirdeki putları yıktı[19] ve daha sonra takipçilerini Doğu Arabistan'da geriye kalan tüm putperest tapınakları yıkmaları için yolladı.[20][21] 632 yılında, Veda Haccı'nda sonra Medine'ye döndü. Bundan birkaç ay sonra hastalandı ve öldü. Ölüm vaktine kadar Arap Yarımadasının çoğu Müslüman olmuş, Arabistan'ı tek devlet altında birleştirmişti.[22][23] Muhammed'in ölümüne kadar bildirdiği vahiyler Kuran'da kitaplaştırılarak ayet şeklini aldı. Bunlara, Müslümanlar tarafından "Allah'ın kelamı" ve dinin temeli olarak itibar edilir. Kuran'ın yanı sıra, Muhammed'in hayatının (siyer) ve geleneklerinin (sünnet) şeriat hukukunun kaynakları olduğu savunulur. Müslümanlar tarafından Muhammed'den bahsedilirken ona saygı göstermek amacıyla isminden sonra "Allah'ın salat ve selamı O'nun üzerine olsun." manasına gelen salavat (s.a.v) getirilir.[24] Orta Çağ'da Hristiyan dünyasında ve modern dönem öncesi zamanlarda Muhammed algısı genelde olumsuzdur.[17][25] Konu başlıkları [gizle] 1 Kimliği 1.1 İsmi ve sıfatları 1.2 Soyu 2 Hayatı / Siyer 2.1 Doğum tarihi 2.2 Çocukluğu 2.3 Gençlik yılları 2.3.1 İslam Öncesi Arap Yarımadası 2.3.2 Kültürel birikimi ve okur-yazarlığı 2.4 Evlilikleri 2.4.1 Hatice 2.4.2 Diğer eşleri 2.4.3 Çocukları 3 İslam lideri olarak hayatı 3.1 İlk vahiy 3.2 İslam'a çağrı, ilk Müslümanlar, tepkiler 3.3 İsra ve Miraç 3.4 Akabe biatları 3.5 Medine'ye göç 3.6 Medine hayatı 3.6.1 Mekkelilerle savaşlar 3.6.2 Hudeybiye Antlaşması ve Mekke'nin Fethi 4 Son günleri ve ölümü 5 Bilgi kaynakları / Rasyonalite 5.1 Hadis 5.2 Siyer 5.2.1 Hilye 6 Eleştiriler 7 Ayrıca bakınız 8 Notlar 9 Kaynakça 9.1 Bibliyografi 9.2 Ansiklopediler 10 Dış bağlantılar Kimliği[değiştir] İsmi ve sıfatları[değiştir] Arapça tam adı: Türkçeye transkripsiyon ile Muhammed bin Abdullah bin Abdulmuttalib bin Haşimi bin Abdulmenaf El Kureyşi ya da daha kısa olan Muhammed bin Abdullah bin Abdulmuttalib El Haşimi olarak geçer. Bu isim Türkçeye, Kureyşli Abdulmenaf oğlu Haşim oğlu Abdulmuttalib oğlu Abdullah oğlu Muhammed olarak tercüme edilebilir. Muhammed Arapçada "övgü" kökü olan "hamd" fiilinden türetilmiştir. Mutad övgü alan, övülen manasına gelir. Ayrıca halk tarafından Mustafa, Mahmud veya Ahmed ismiyle de anılır. Ahmed Arapçada "daha çok övülen" anlamına gelir. Künyesi ise Ebu'l-Kasım' (yani Kasım'ın babası)dır. Künye Arap toplumlarında, kişinin ilk doğan erkek çocuğunun ismine nazaran verilir. İslam inancına göre Muhammed'in geleceği Tevrat'ta ve İncil'de bildirilmiştir.[26][27]. Bir hadise göre; peygamber kendisiyle ilgili olarak, “Benim ismim Kur'ân'da Muhammed, İncil'de Ahmed, Tevrat'ta Ahyed'dir.” demiştir.[28][29][30] Bununla birlikte Musevi ve Hristiyan kutsal kitaplarında Muhammed isminden bahsedilmez. Bazı İslam âlimleri İncil'de geçen Faraklit'in ayet ve hadislerde söz edilen İslam peygamberini işaret ettiğini ileri sürmüşlerdir.[31][32] İslam alimleri ve Hırıstiyan yorumcular arasında Yunanca İncil'de (Yuhanna 14, 16) geçen parakletos (Faraklit) kelimesinin Arapçaya tercümesinde ortaya çıkan ve Arapçanın özelliğinden kaynaklanan farklı okunuş şekilleriyle ilgili bir tartışma bulunmaktadır.[33] Soyu[değiştir] Ayrıca bakınız: Adnaniler ile Kureyş İsmail peygamber soyundan, Adnaniler kavminden, Kureyş kabilesinin Haşimoğulları sülalesinden gelir. Rivayet edilen soy silsilesi şöyledir : Muhammed, Abdullah, Abdulmuttalib (Şeybe), Hâşim, Abd-i Menaf(Muğire), Kusayy, Kilab, Mürre, Kâb, Lüeyy, Galib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Hüzeyme, Müdrike(Amir), İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan[34][35][36][37][38] Ayrıca Muhammed, kendi soyunun İbrahim'den geldiğini ifade eder: " Allah, İbrahimoğullarından İsmail'i, İsmailoğullarından Kinaneoğullarını, Kinaneoğullarından Kureyş'i, Kureyş'ten Beni Hâşim'i, Beni Hâşim'den de beni seçmiştir. "[39] Hayatı / Siyer[değiştir] Doğum tarihi[değiştir] Bir Osmanlı minyatüründe Muhammed'in doğumu Muhammed Fil yılı'ında Mekke'de doğdu.[40] Bu tarih kesin olarak bilinmemekte ve geriye dönük yapılan hesaplamalar ile bazı kaynaklarda 570,[1] bazı kaynaklarda da 571[41] yılı olarak geçmektedir. Hindistanlı Müslüman ilim adamı Muhammed Hamidullah Muhammed’in doğum tarihinin 12 Rebiulevvel (17 Haziran 569)[40] Mısırlı astronomi âlimi Mahmut Paşa el-Felekî 9 Rebîülevvel (20 Nisan 571)[42] olarak hesaplamışlardır. Daha sonra Beaumont Burnaby Sherrard, Mahmut Paşa el-Felekî'nin hesaplamalarındaki bazı yanlışları ortaya koymuştur.[43] Lawrence I. Conrad (1987) ise kaba bir hesapla 570 yılı olarak vermektedir.[44] İslâmi kaynaklarda ağırlıklı olarak ; Muhammed'in, Milâddan sonra 571 yılında, "Fil vakası"nın olduğu yılda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi, yani Arapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası"'ndan 52 gün sonra doğduğu belirtilmektedir.[41]Siyer ve İslâm Târihi yazarları, doğumun Rebiülevvel ayında bir pazartesi günü sabaha karşı olduğu konusunda genel olarak ittifak etmişlerse de, ayın kaçıncı günü olduğu konusunda görüş birliğine varamamışlardır.[41] Bu konudaki itilâfların; görüş çeşitliliğinden kaynaklanmasının yanı sıra, ay takviminin , güneş takviminden farklı olması ve Araplardaki nesi[45] uygulamasından da kaynaklandığı günümüzde ifade edilmektedir.[46] Çocukluğu[değiştir] Babası Abdullah bin Abdulmuttalib, annesi Hazrec kabilesinden Nennaceler'den Vehb bin Abdulmenaf'ın kızı Amine 'dir. Muhammed daha doğmadan babası vefat etti. Yetiştirilmesini dedesi Abdülmuttalib üzerine aldı ve torununa "Muhammed" adını verdi. Muhammed o sıralarda Mekke'de bulunan Beni Sa’d kabilesinden Halime adlı bir kadına emanet edildi.[47] Muhammed’i, ondan önce amcası Abduluzza’nın cariyesi Süveybe emzirdi.[48] [41] Muhammed, dört yaşına kadar annesi Amine’nin de gözetimiyle sütannesi Halime'nin yanında kaldı, daha sonra Mekke’ye, annesinin yanına döndü. Dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile birlikte kaldı, O'nun şefkat ve özeni ile yetişip büyüdü.[41] Muhammed altı yaşında iken, annesi Âmine ve bakıcısı Ümm-ü Eymen’le birlikte babasının kabrini görmek için Medin
Ders M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal Ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din 05:01
Ders M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal Ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din 2.431 izlenme - 3 yıl önce Hinduizm (( ; aynı zamanda Santana Dharma - , ve Vaidika-Dharma - diye de bilinir) çok kapsamlı ve geniş bir dindir. Özellikle Hindistan, Nepal ve Bangladeş'te yaygındır, günümüzde yaklaşık 900 milyon inananıyla (mensubuyla) Hıristiyanlık ve İslam'dan sonra en büyük üçüncü dindir. Kökeni, ismini de aldığı gibi, Hindistan’a dayanır. Bu dine mensup kişilere “Hindu” denir. Bu inançlı Hindular dinlerini bir yaşam tarzı olarak benimserler. Hinduizmin en eski ve kutsal kitapları (yazıları) “Kutsal Vedalar”dır. Hinduizm sonradan gelişen bir kavramdır. İlk zamanlarında Hindistan'ın farklı bölgelerinden, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist veya Jain olmayan kişilerin bir araya gelmesiyle oluşan bir grup olarak başladı; ancak zaman içinde hızla gelişti. 19. yüzyılın ilk yarısında İngilizce konuşulan ülkelerde bu kavram bir kimlik kazandı ve Hindutva’nın (Hindu köktenci hareketi) gelişimiyle bir ideoloji olarak anılmaya başlandı. Bunlardan farklı olarak Hint Anayasasında Hinduizm; Jainizm, Budizm ve Sihizm’i içeren bir tanım olarak belirtilir. Herkes, yaşam ve ölümün sürekli birbirini takip ettiğine, yani reenkarnasyona inanır. Din öğretmenleri “Guru”lar, onların inançlarında büyük önem taşırlar. Teolojileri ve felsefeleri tamamen farklılık gösterse de Hindular birlikte dua eder ve birlikte kutlama yaparlar. “Çeşitlilik içinde birlik” Modern Hinduizm’de sıklıkla kullanılan bir kavramdır. Hinduizm'de en önemli ilke dharmadır. Dharma, insanların sosyal ve dini konumlarının gereği davranış biçimlerinden dini uygulama tarzlarına kadar uzanan prensipler bütününe işaret eden bir kavramdır. En üstte bulunan Realite'ye tapar ve bütün insanların gerçeği fark edeceğini belirtir. Hinduizmin çoğu mezhebine ve inanışına göre ebedi bir cehennem ve lanetlenme diye bir şey yoktur. Yalnız, M.S. 1300 yıllarında Madhva'nın kurmuş olduğu Vaishnavism'in Dvaita inanışına göre ebedi lanetlenme olgusu vardır. Madhva ruhları 3'e bölmüştür: 1) Mokşa'ya ulaşabilecek ruhlar (Mukti-yogyas), 2) Sonsuza kadar doğum ölüm döngüsünde kalacak olan ruhlar (Nitya-samsarins), 3) Sonsuza kadar lanetlenecek acı çekecek ve sonsuz cehenneme gidecek olan ruhlar (Tamo-Yogyas). Hinduizm, tüm görünümleri biricik kaynağın açılımları kabul eden Monist perspektiften, ikililiğe düalizm, ortadoğu dinlerindeki gibi yüce bir Tanrı'ya dayalı deizmden, çok tanrıcılığa bütün ruhsal yolları kabul eder ve geçerli sayar. Her varlık kendi yolunu seçmekte özgürdür; bunu ister duayla, ister inzivayla, ister meditasyonla yapar, isterse fedakârca davranışlarla. Tapınaklarda tapınmaya, kutsal metinlere ve guru disiplini geleneğine önem verir. Dinsel bayramlar, haç, kutsal ilahiler ve evlerde tapınak uygulanan geleneklerdir. Hindu yolunu sevgi, şiddetten kaçınma, iyi davranışlar ve doğruluk yasası tanımlar. Bütün karmalar temizlenene, Tanrı fark edilene kadar her varlık yeniden bedenlenir. Muhteşem kutsal tapınakların, Hindu evindeki huzur dolu dindarlığın, metafizik ve yoga bilimin önemi büyüktür. Hinduizm mistik bir dindir. Bu dinde olan kişiyi iç varlığındaki Gerçeği kişisel olarak tecrübe etmeye, sonunda insan ile Tanrı'nın bir olduğu şuurun zirvesine ulaşmaya teşvik eder. Hinduizm, dünyanın en eski dinidir. Başlangıcı belli değildir ve kayıtlı tarihten öncesine kadar uzanır. (Hinduizm, MÖ 1500'lerde Veda'ların yazıya geçirilmesinden çok daha önce de mevcuttu MÖ 3000 yıllarında Pre-Harappa ve Harappa dönemlerinde İndus uygarlığının dini idi bu yıllardan kalma çeşitli Şiva kalıntıları bulunmuştur). Belli bir kurucusu yoktur. Hinduizm'de, ilk defa MÖ 800'lü yıllarda Brihadaranyaka Upanişad'ta detaylı bir şekilde açıklanan karma ve reenkarnasyon inançları bulunmaktadır. Kişinin hayatında yaptığı, düşündüğü, hissettiği bütün olgular ve mental nitelikler, kişinin gelecekteki hayatını ve bütün kişilik özelliklerini, kaderini biçimlendirir, başka bir deyişle Hinduizm'e göre kişi, farkında olarak veya olmayarak kendi kaderini yaratmaktadır, Tanrı bu kadere "kötü" bir etki bırakacak bir şekilde müdahele etmez yani kişinin hayatında başına gelen kötü olayların hiçbirinin arkasında "Tanrı" yoktur, ancak eğer kişi Tanrı'ya derin ve içten dua ederse Tanrı, kişinin karmasına iyi etki edebilir. Yüksek çakralarda bulunan akaşik hafıza, kişinin dünya hayatlarında, astral boyutlarda ve diğer var oluş biçimlerinde yaptıklarını, düşündüklerini, mental özelliklerini, ruh etkilemeleri biçiminde bir nevi "kayıt" etmektedir. Hinduizm'e göre insanın yaşamlarında başlarına gelen kötülükler ve felaketlerin Tanrı ile ilgisi yoktur, Tanrı asla hiçbir şekilde kötülüğe ve felakete neden olmaz.Tanrı, fizik yasalarını ve doğa kanunlarını yaratması gibi, karma yasasını da var etmiştir, böylece kişi, kaderini kendisi yazmaktadır ancak "Sevgi" olan Tanrı, eğer derin bir şekilde istenirse insanların karmalarına iyi etkiye neden olacak bir biçimde müdahele edebilir. Hinduizm'de Karma, 3 çeşittir: 1) Sanchita Karma 2) Prarabdha Karma 3) Kriyamana Karma Prarabdha Karma, karmanın değiştirilemez kısmıdır, dolayısıyla bir "sonuç"tur ve yaşanmak, katlanılmak zorundadır, ok atan bir kişinin attığı oka benzer, ok yaydan çıkmıştır ve okçunun, artık elden çıkan ve "kaderini yaşayacak" olan ok üzerinde yapabileceği bir şey yoktur tek yapacağı "kriyamana Karma" yı yani mevcut durumunu karmasını en iyi şekilde yaratıp yeni okunu en iyi şekilde kullanmaktır. Kişi bütün karmaları temizleninceye ve ruh evrimini tamamlayıncaya kadar doğum ölüm döngüsünde(samsara) kalır, artık öğrenilecek, geliştirilecek bir şey kalmayınca Mokşa adı verilen kurtuluşa ulaşılır ve artık yeniden doğum, samsara son bulur. Hinduizm'in kabul ettiği inançlar genel olarak şunlardır: Vedalar (Samhitalar, Brahmanalar, Aranyakalar ve Upanişadlar) Tanrı sözüdür, ileri seviye ruhsal varlıklar olan Rişi'lere vahiy yoluyla gelmiştir. Aşkın ve içkin olan her yerde var olan, hem yaratıcı hem de yaratılışın kendisi olan ve pek çok şekilde tezahür edebilen, farklı şekillerde adlandırılan, her şeyi, bütün canlıları ve evreni kapsayan, bütün canlıların kalbinde "üst ruh" olarak var olan tek Tanrı. Evrenin sürekli bir, oluşum, muhafaza ve yok ediliş devrelerinden geçtiği, sonsuz olduğu. Bütün canlıların yaptıkları, düşündükleri ve hissettikleriyle kendi kaderlerini yaratmaları, Karma/etki tepki yasası. Bütün canlıların, ruhsal evrimlerini tamamlayıp Mokşa'ya ulaşıncaya kadar yeniden bedenlendikleri/ reenkarnasyon inancı. Bütün hayatın ve canlıların kutsal olduğu; saygıyı, sevgiyi hak ettikleri, zararsızlık(ahimsa) ilkesi. Sadece, tek bir dinin geçerli olmadığı, bütün dinlerin Tanrı'ya ulaşmada çeşitli yollar olarak kabul edilmeleri gerektiği. Konu başlıkları [gizle] 1 Hinduizm’in yayılması 1.1 Vedik dönemi 1.2 Upanişad dönemi 1.3 Klasik dönem 1.4 İslamın etkileri 1.5 Neo Hinduizm 2 Kutsal metinleri 2.1 Kutsal yazılar 3 Mezhepler ve öğretiler 3.1 Karma ve Samsara 4 Ana akımları 4.1 Yeniden doğuş ve kurtuluş 4.2 Kutsal inek ve vejetaryen beslenme 4.3 Hinduizm’de Kast Sistemi 5 Tanrı’nın görüntüsü 6 Hinduizm türleri 6.1 Brahman Sanskrit Hinduizm'i 6.2 Hindu halk ve Kabile dinleri 6.3 Tarikat ve cemaatlerin dinleri 7 Hint Teolojisi 8 Hindu aile yapısı 8.1 Hinduizm’de kadının yeri ve önemi 8.2 Annelik 9 İlgili maddeler 10 Okumalar 11 Türkçe kaynaklar Hinduizm’in yayılması[değiştir] Hinduizm, günümüzde Hindistan, Nepal, Bangladeş, Sri Lanka, Bali ve hatta Mauritus, Güney Afrika, Fiji, Singapur, Malezya, Surinam, Trinidad ve Tobago’da ve ayrıca, özellikle İngiltere olmak üzere Avrupa'da yayılmaktadır. Bu yayılma, 19. ve 20. yüzyıllarda Hintli tüccar ve işçilerin büyük bölümünün göç etmesiyle gerçekleşti. Sonraki yayılma ise, son on yıllık sürede Hint yabancı işçilerin Basra Körfezi’ne göç etmesiyle gerçekleşti. Vedik dönemi[değiştir] Max Müller tarafından ortaya atılan bir teoriye göre, MÖ 2000 yılında, İndus Vadisi Uygarlığının sona ermesinden sonra Kuzey Hindistan’dan gelen Aryan Kabilesi o dönemden sonraki kültürleri önemli ölçüde etkiledi. Bazı Hint tarihçilerine göre Aryan’lar yerleşik kabile olsalardı günümüze kadar egemenliklerini sürdürürl
DERS Hz Adem Hz  İdris Hz Şit İlk İnsan İlk Peygamberler Hayatları ve Belgeseli 44:16
DERS Hz Adem Hz İdris Hz Şit İlk İnsan İlk Peygamberler Hayatları ve Belgeseli 1.354 izlenme - 3 yıl önce Âdem, (Arapça: , İbranice: ) İbrâhimî dinlere göre Tanrı tarafından yaratılan ilk insan. Her İbrâhimî dinde Âdem'e bakış açısı ve Âdem'in hikâyesi farklılık gösterse de özünde büyük oranda aynıdır. Sümer mitolojisinde yaratılmış ilk insan ve ilk kral olan Adapa diğer bazı unsurların yanında isimsel olarak ta Âdem inancının kökenini oluşturmuş gözüküyor. Âdemin çamurdan, kaburga kemiğinden eşinin yaratılması, cennetten kovuluş, yasak meyve, yılan,[1] Âdem'in bin yıla yakın yaşaması temaları Sümer efsaneleri ile örtüşen motiflerdir. Tevrat'ın Tekvin bölümüne Adem ile Nuh tufanı arasındaki geçen süre 1756 yıllık bir süreye karşılık gelmektedir. İslami anlayışın da ilgili hadislerin yol göstermesiyle aynı yönde geliştiğini söylemek mümkündür. Ibni Sad, Tabakat'ında Adem'le Musa arasında 3 bin yıllık bir zaman olduğunu kaydetmekterdir.(Tabakat, 1/22) [2] Yahudilikte Âdem[değiştir] Yahudi inancına göre Âdem (İbr. Adam), yaradılışın altıncı gününde topraktan yaratılmıştır. 1. bâbda erkek ve dişi olarak yaratıldıkları söylenirken 2. bâbda dişinin erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığından bahsedilmesi, birinci bölümdeki kadının Lilith, ikinci bölümdekinin ise Havva olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. 2. Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. 3. ... 4. ... RAB Tanrı göğü ve yeri yarattığında, 5. Yeryüzünde yabanıl bir fidan, bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insan da yoktu. 6. Yerden yükselen buhar bütün toprakları suluyordu. 7. RAB Tanrı Âdem'i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Âdem yaşayan varlık oldu. 8. RAB Tanrı doğuda, Aden'de bir bahçe dikti. Yarattığı Âdem'i oraya koydu. 9. Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacıyla iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı. 10. Aden'den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu. 11. İlk ırmağın adı Pişon'dur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar. 12. ... 13. İkinci ırmağın adı Gihon'dur, Kûş sınırları boyunca akar. 14. Üçüncü ırmağın adı Dicle'dir, Asur'un doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırat'tır. 15. RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Âdem'i oraya koydu. 16. Ona, "Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin" diye buyurdu, 17. "Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün." 18. Sonra, "Âdem'in yalnız kalması iyi değil" dedi, "Ona uygun bir yardımcı yaratacağım." 19. ... 20. ... 21. RAB Tanrı Âdem'e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. 22. Âdem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem'e getirdi. 23. Âdem, "İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir" dedi, "Ona 'Kadın' denilecek, çünkü o adamdan alındı."[3] "Adem soyunun öyküsü: Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara "İnsan" adını verdi. ... Adem toplam 930 yıl yaşadıktan sonra öldü."[4] Hristiyanlıkta Âdem[değiştir] Âdem kıssası Tevrat'tın Tekvin (Yaradılış) bölümünde anlatılır. Hıristiyanlık'ta Âdem'in Cennet'te işlediği o ilk günah, büyük bir öneme sâhiptir. Hırıstiyan inanışına göre Âdem'in günahı tüm insanlığa geçmiştir ve Îsâ, bu günahı kaldırmak için gelen 'Tanrı Kuzusu'dur, kendisini bu günâh için fedâ etmiştir. İslam'da Âdem[değiştir] Âdem ve Havva (1294/99 yılında İlhanlılar hakimiyeti altındaki Maragh'da basılmış Manafi el-Hayavan 'dan) Müslümanlar, Âdem'in yaratılmış ilk insan ve ilk peygamber olduğuna inanırlar. İnanışa göre Allah O'nu kendine benzer şekilde (Rahman suretinde) [5] [6] yaratmış ve O'na kendi ruhundan üflemiştir. Âdem'in 1000 veya 2000 yıl yaşadığı kabul edilir.[7] Âdem'den İslam dîninin kutsal kitabı Kuran'da sekiz sûrede bahsedilir. Kur'an dışı anlatımlarda kıssa, mitolojik bir hâle sokulmuştur. Buhari ve Müslim gibi güvenilen hadis kaynaklarına göre Âdem'in boyu 60 zira' (yaklaşık 35-48 metre) dir.[8][9] İslam'da Âdem'in topraktan yaratıldığına, Allah'ın ona diğer varlıklara öğretmediği isim koymayı, manalarını bulmayı öğrettiğine inanılır. Allah, meleklerin ona karşı secde etmesini istemiş, fakat İblis kibrinden ötürü ona secde etmemiştir. İblis bu yüzden Cennet'ten kovulur. Kur'an'da Kehf Suresi'nin 50. ayetinde İblis'in melek değil cin olduğu ifade edilir.
Ders: M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal Ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din 09:57
Ders: M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal Ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din 2.549 izlenme - 3 yıl önce Hinduizm (aynı zamanda Santana Dharma - , ve Vaidika-Dharma - diye de bilinir) çok kapsamlı ve geniş bir dindir. Özellikle Hindistan, Nepal ve Bangladeş'te yaygındır, günümüzde yaklaşık 900 milyon inananıyla (mensubuyla) Hıristiyanlık ve İslam'dan sonra en büyük üçüncü dindir. Kökeni, ismini de aldığı gibi, Hindistan’a dayanır. Bu dine mensup kişilere “Hindu” denir. Bu inançlı Hindular dinlerini bir yaşam tarzı olarak benimserler. Hinduizmin en eski ve kutsal kitapları (yazıları) “Kutsal Vedalar”dır. Hinduizm sonradan gelişen bir kavramdır. İlk zamanlarında Hindistan'ın farklı bölgelerinden, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist veya Jain olmayan kişilerin bir araya gelmesiyle oluşan bir grup olarak başladı; ancak zaman içinde hızla gelişti. 19. yüzyılın ilk yarısında İngilizce konuşulan ülkelerde bu kavram bir kimlik kazandı ve Hindutva’nın (Hindu köktenci hareketi) gelişimiyle bir ideoloji olarak anılmaya başlandı. Bunlardan farklı olarak Hint Anayasasında Hinduizm; Jainizm, Budizm ve Sihizm’i içeren bir tanım olarak belirtilir. Herkes, yaşam ve ölümün sürekli birbirini takip ettiğine, yani reenkarnasyona inanır. Din öğretmenleri “Guru”lar, onların inançlarında büyük önem taşırlar. Teolojileri ve felsefeleri tamamen farklılık gösterse de Hindular birlikte dua eder ve birlikte kutlama yaparlar. “Çeşitlilik içinde birlik” Modern Hinduizm’de sıklıkla kullanılan bir kavramdır. Hinduizm'de en önemli ilke dharmadır. Dharma, insanların sosyal ve dini konumlarının gereği davranış biçimlerinden dini uygulama tarzlarına kadar uzanan prensipler bütününe işaret eden bir kavramdır. En üstte bulunan Realite'ye tapar ve bütün insanların gerçeği fark edeceğini belirtir. Hinduizmin çoğu mezhebine ve inanışına göre ebedi bir cehennem ve lanetlenme diye bir şey yoktur. Yalnız, M.S. 1300 yıllarında Madhva'nın kurmuş olduğu Vaishnavism'in Dvaita inanışına göre ebedi lanetlenme olgusu vardır. Madhva ruhları 3'e bölmüştür: 1) Mokşa'ya ulaşabilecek ruhlar (Mukti-yogyas), 2) Sonsuza kadar doğum ölüm döngüsünde kalacak olan ruhlar (Nitya-samsarins), 3) Sonsuza kadar lanetlenecek acı çekecek ve sonsuz cehenneme gidecek olan ruhlar (Tamo-Yogyas). Hinduizm, tüm görünümleri biricik kaynağın açılımları kabul eden Monist perspektiften, ikililiğe düalizm, ortadoğu dinlerindeki gibi yüce bir Tanrı'ya dayalı deizmden, çok tanrıcılığa bütün ruhsal yolları kabul eder ve geçerli sayar. Her varlık kendi yolunu seçmekte özgürdür; bunu ister duayla, ister inzivayla, ister meditasyonla yapar, isterse fedakârca davranışlarla. Tapınaklarda tapınmaya, kutsal metinlere ve guru disiplini geleneğine önem verir. Dinsel bayramlar, haç, kutsal ilahiler ve evlerde tapınak uygulanan geleneklerdir. Hindu yolunu sevgi, şiddetten kaçınma, iyi davranışlar ve doğruluk yasası tanımlar. Bütün karmalar temizlenene, Tanrı fark edilene kadar her varlık yeniden bedenlenir. Muhteşem kutsal tapınakların, Hindu evindeki huzur dolu dindarlığın, metafizik ve yoga bilimin önemi büyüktür. Hinduizm mistik bir dindir. Bu dinde olan kişiyi iç varlığındaki Gerçeği kişisel olarak tecrübe etmeye, sonunda insan ile Tanrı'nın bir olduğu şuurun zirvesine ulaşmaya teşvik eder. Hinduizm, dünyanın en eski dinidir. Başlangıcı belli değildir ve kayıtlı tarihten öncesine kadar uzanır. (Hinduizm, MÖ 1500'lerde Veda'ların yazıya geçirilmesinden çok daha önce de mevcuttu MÖ 3000 yıllarında Pre-Harappa ve Harappa dönemlerinde İndus uygarlığının dini idi bu yıllardan kalma çeşitli Şiva kalıntıları bulunmuştur). Belli bir kurucusu yoktur. Hinduizm'de, ilk defa MÖ 800'lü yıllarda Brihadaranyaka Upanişad'ta detaylı bir şekilde açıklanan karma ve reenkarnasyon inançları bulunmaktadır. Kişinin hayatında yaptığı, düşündüğü, hissettiği bütün olgular ve mental nitelikler, kişinin gelecekteki hayatını ve bütün kişilik özelliklerini, kaderini biçimlendirir, başka bir deyişle Hinduizm'e göre kişi, farkında olarak veya olmayarak kendi kaderini yaratmaktadır, Tanrı bu kadere "kötü" bir etki bırakacak bir şekilde müdahele etmez yani kişinin hayatında başına gelen kötü olayların hiçbirinin arkasında "Tanrı" yoktur, ancak eğer kişi Tanrı'ya derin ve içten dua ederse Tanrı, kişinin karmasına iyi etki edebilir. Yüksek çakralarda bulunan akaşik hafıza, kişinin dünya hayatlarında, astral boyutlarda ve diğer var oluş biçimlerinde yaptıklarını, düşündüklerini, mental özelliklerini, ruh etkilemeleri biçiminde bir nevi "kayıt" etmektedir. Hinduizm'e göre insanın yaşamlarında başlarına gelen kötülükler ve felaketlerin Tanrı ile ilgisi yoktur, Tanrı asla hiçbir şekilde kötülüğe ve felakete neden olmaz.Tanrı, fizik yasalarını ve doğa kanunlarını yaratması gibi, karma yasasını da var etmiştir, böylece kişi, kaderini kendisi yazmaktadır ancak "Sevgi" olan Tanrı, eğer derin bir şekilde istenirse insanların karmalarına iyi etkiye neden olacak bir biçimde müdahele edebilir. Hinduizm'de Karma, 3 çeşittir: 1) Sanchita Karma 2) Prarabdha Karma 3) Kriyamana Karma Prarabdha Karma, karmanın değiştirilemez kısmıdır, dolayısıyla bir "sonuç"tur ve yaşanmak, katlanılmak zorundadır, ok atan bir kişinin attığı oka benzer, ok yaydan çıkmıştır ve okçunun, artık elden çıkan ve "kaderini yaşayacak" olan ok üzerinde yapabileceği bir şey yoktur tek yapacağı "kriyamana Karma" yı yani mevcut durumunu karmasını en iyi şekilde yaratıp yeni okunu en iyi şekilde kullanmaktır. Kişi bütün karmaları temizleninceye ve ruh evrimini tamamlayıncaya kadar doğum ölüm döngüsünde(samsara) kalır, artık öğrenilecek, geliştirilecek bir şey kalmayınca Mokşa adı verilen kurtuluşa ulaşılır ve artık yeniden doğum, samsara son bulur. Hinduizm'in kabul ettiği inançlar genel olarak şunlardır: Vedalar (Samhitalar, Brahmanalar, Aranyakalar ve Upanişadlar) Tanrı sözüdür, ileri seviye ruhsal varlıklar olan Rişi'lere vahiy yoluyla gelmiştir. Aşkın ve içkin olan her yerde var olan, hem yaratıcı hem de yaratılışın kendisi olan ve pek çok şekilde tezahür edebilen, farklı şekillerde adlandırılan, her şeyi, bütün canlıları ve evreni kapsayan, bütün canlıların kalbinde "üst ruh" olarak var olan tek Tanrı. Evrenin sürekli bir, oluşum, muhafaza ve yok ediliş devrelerinden geçtiği, sonsuz olduğu. Bütün canlıların yaptıkları, düşündükleri ve hissettikleriyle kendi kaderlerini yaratmaları, Karma/etki tepki yasası. Bütün canlıların, ruhsal evrimlerini tamamlayıp Mokşa'ya ulaşıncaya kadar yeniden bedenlendikleri/ reenkarnasyon inancı. Bütün hayatın ve canlıların kutsal olduğu; saygıyı, sevgiyi hak ettikleri, zararsızlık(ahimsa) ilkesi. Sadece, tek bir dinin geçerli olmadığı, bütün dinlerin Tanrı'ya ulaşmada çeşitli yollar olarak kabul edilmeleri gerektiği. Konu başlıkları [gizle] 1 Hinduizm’in yayılması 1.1 Vedik dönemi 1.2 Upanişad dönemi 1.3 Klasik dönem 1.4 İslamın etkileri 1.5 Neo Hinduizm 2 Kutsal metinleri 2.1 Kutsal yazılar 3 Mezhepler ve öğretiler 3.1 Karma ve Samsara 4 Ana akımları 4.1 Yeniden doğuş ve kurtuluş 4.2 Kutsal inek ve vejetaryen beslenme 4.3 Hinduizm’de Kast Sistemi 5 Tanrı’nın görüntüsü 6 Hinduizm türleri 6.1 Brahman Sanskrit Hinduizm'i 6.2 Hindu halk ve Kabile dinleri 6.3 Tarikat ve cemaatlerin dinleri 7 Hint Teolojisi 8 Hindu aile yapısı 8.1 Hinduizm’de kadının yeri ve önemi 8.2 Annelik 9 İlgili maddeler 10 Okumalar 11 Türkçe kaynaklar Hinduizm’in yayılması[değiştir] Hinduizm, günümüzde Hindistan, Nepal, Bangladeş, Sri Lanka, Bali ve hatta Mauritus, Güney Afrika, Fiji, Singapur, Malezya, Surinam, Trinidad ve Tobago’da ve ayrıca, özellikle İngiltere olmak üzere Avrupa'da yayılmaktadır. Bu yayılma, 19. ve 20. yüzyıllarda Hintli tüccar ve işçilerin büyük bölümünün göç etmesiyle gerçekleşti. Sonraki yayılma ise, son on yıllık sürede Hint yabancı işçilerin Basra Körfezi’ne göç etmesiyle gerçekleşti. Vedik dönemi[değiştir] Max Müller tarafından ortaya atılan bir teoriye göre, MÖ 2000 yılında, İndus Vadisi Uygarlığının sona ermesinden sonra Kuzey Hindistan’dan gelen Aryan Kabilesi o dönemden sonraki kültürleri önemli ölçüde etkiledi. Bazı Hint tarihçilerine göre Aryan’lar yerleşik kabile olsalardı günümüze kadar egemenliklerini sürdürürl
DERS: M.Ö 5000 Dinler Tarihi İlahi Ve Batıl Dİnler Tek Tanrılı Çok Tanrılı İnanışlar 01:49
DERS: M.Ö 5000 Dinler Tarihi İlahi Ve Batıl Dİnler Tek Tanrılı Çok Tanrılı İnanışlar 1.801 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET BİLGİ PAYLAŞTIKCA BÜYÜR Aykut İlter Aykut Öğretmen Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki öğeler taşıyan, çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar ve ibâdetler bütünü. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine kullanıldığı gibi, bazen de inanç sözcüğü din sözcüğünün yerinde kullanılır. Dinler tarihine bakıldığında, farklı kültür, topluluk ve bireylerde din kavramının farklı biçimlere sahip olduğu, dinlerin müntesipleri tarafından her çağda, coğrafya ve kültür değerlerine göre yeniden tasarlandığı görülür. Arapça kökenli bir sözcük olan din sözcüğü, köken itibariyle "yol, hüküm, mükafat" gibi anlamlara sahiptir. Din Lügat Anlamı Cezâ, mükâfat, ibâret, âdet, hâl vb. hüküm hesap, itâat boyun eğme şerîat kânun, yol mezhep, millet Din'in Târifi Dîn, kuralları Yüce Allah tarafından konulan, peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen akıl sâhibi insanları kendi istekleri ile hayırlı olan şeylere sevk ederek dünyâ ve âhirette mutluluğa ulaştıran ilâhî bir kânundur. Gerçek Dîn şu Özellikleri Taşır l.Allah tarafından ortaya konmuş olmak 2.Bir peygamber aracılığı ile bildirilmiş olmak 3.Akıl sâhibi insanların kendi hür irâdeleri ile seçilmek 4.İnsanları hayırlı işlere sevk etmek 5.İlâhî bir kânun olmak Dinler Tarihi dinleri yer ve zaman göstererek inceler. Dîn bilimi geçmişte de, günümüzde de dinsiz topluma rastlamamıştır Kutsal kitaplar dînin kaynağını ilk insana ve dolayısıyla onu yaratan Allah'a bağlamaktadır İlkel kabîlelerde dahi insanların ahlâkî âdâba uyup-uymadığını denetleyen ve gökte bulunan bir Tanrı kavramına inandıkları görülmüştür. Darvin insanın maymundan geldiğini açıkça söylememiş, akıllı hayvan olduğunu ileri sürmüştür Evrimin ana gâyesi bir yaratıcıya ihtiyaç duymaksızın kâinâtın varlığını açıklayabilmektir İslâm'a göre dînin kaynağı vahiy ve nübüvvettir Mâtürîdî'ye göre insan vahiy ve nübüvvet olmasa bile, insanların akıllarıyla Allah'ın varlığını bulabilir. İslâm'a göre ilk dîn Tevhîd Dîni"dir ve kurucusu Yüce Allah'dır İlkel Kanile Dinleri Özellikleri l.Bir kabîleye mahsûsdur 2.Bu dînler mahallî özellik taşırlar 3.Kutsal kitapları yoktur 4.Genellikle bir Yüce Tanrı inanışı göze çarpar 5.Büyü ve büyücüye çok ilgi gösterirler Milli Dinler Konfiçyüsçülük Konfüçyanizm Çin'deki üç dînden biridir. Bir Çin atasözü: "Her şeyin kökü göklerdedir İnsanın kökü ise atalarındadır" şeklindedir. M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşamış Konfiçyüs, kendini ilme vermiştir. Eski Çin kültürünü canlandırmaya çalışmıştır Dînî meseleler üzerinde fazla konuşmamıştır Onun ana gâyesi, ülkenin karışık olan siyâsî düzenini düzeltmekti Konfiçyanizmin Bâzı Temel Özellikleri l.Atalara hürmet erdemlerin en büyüğüdür 2.Tien adı verilen yüce varlık tabiat düzeninin idârecisidir 3.Kapalı yapılan günahların cezâsız kalmayacağı, âhiret inancı. 4.Tanrı huzûru sağlamak için öğretmenler göndermiştir Tanrı her şeyi görür ve bilir 5.Dünyâda beş şeyi her şeye uygulayabilmek yeteneğine Mükemmel erdem denir Bunlar Ağırbaşlılık cömertlik samîmiyet doğruluk ve nezâket dir 6.Üstün insanlar doğruluğu alçak insanlar ise menfaatlerini düşünürler Taoizm Bu dîn, "Tao" kavramı üzerinde durmuştur. Büyücüleri, râhipleri râhibeleri ve dînî şefleri vardır. İlkbahar bayramında ateş yakılır Taoist râhipler yarı çıplak durumda, ateşe Pirinç ve Tuz atıp koşarak üzerinden geçerler. Taoizmin kurucusu, Lao Tse'dir. M.Ö. 604 veyâ 570 yılları arası Taoizm'in Prensipleri Tao, âlemden önceki yaratıcı prensiptir. O görülemez işitilemez ve kavranamaz O ezelî ve ebedîdir Kendiliişinden vardır Her yerde hâzır ve nâzırdır. Bütün varlıkları Tao meydana getirir. Tao kendini yormaz ve aslâ heyecanlanmaz. Taoizm'deki esas; kötülüğe karış iyilikle mukâbele etmektir. Ölüm sonrası hayat hakkında açıklık yoktur. ders,din,dinler tarihi,ilahi,batıl,tek tanrılı,çok tanrılı,dinler,hinduizm,budizm,şamanizm,hristiyanlık,musevilik,islamiyet,adem,musa,isa,muhammed,ali,ömer,ebu bekir,osman,halife,peygamber,papa,pikopos,totem Genel Değerlendirme Dinin tanımı, kaynağı ve dinlerin tarihi anlatılıyor. İlkel kabile dinleri, milli dinler Konfiçyusizm, Taoizm, Şintoizm eski Türk inançları Hinduizm, Cayinizm Sihizm, Zerdüştlük Budizm İlahi dinler, Yahudilik ve bunların prensipleri hakkında detaylı bilgiler veriyor Din Lügat Anlamı Cezâ, mükâfat, ibâret, âdet, hâl vb. hüküm hesap, itâat boyun eğme şerîat kânun, yol mezhep, millet Din'in Târifi Dîn, kuralları Yüce Allah tarafından konulan, peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen akıl sâhibi insanları kendi istekleri ile hayırlı olan şeylere sevk ederek dünyâ ve âhirette mutluluğa ulaştıran ilâhî bir kânundur. Gerçek Dîn şu Özellikleri Taşır l.Allah tarafından ortaya konmuş olmak 2.Bir peygamber aracılığı ile bildirilmiş olmak 3.Akıl sâhibi insanların kendi hür irâdeleri ile seçilmek 4.İnsanları hayırlı işlere sevk etmek 5.İlâhî bir kânun olmak Dinler Tarihi dinleri yer ve zaman göstererek inceler. Dîn bilimi geçmişte de, günümüzde de dinsiz topluma rastlamamıştır Kutsal kitaplar dînin kaynağını ilk insana ve dolayısıyla onu yaratan Allah'a bağlamaktadır İlkel kabîlelerde dahi insanların ahlâkî âdâba uyup-uymadığını denetleyen ve gökte bulunan bir Tanrı kavramına inandıkları görülmüştür. Darvin insanın maymundan geldiğini açıkça söylememiş, akıllı hayvan olduğunu ileri sürmüştür Evrimin ana gâyesi bir yaratıcıya ihtiyaç duymaksızın kâinâtın varlığını açıklayabilmektir İslâm'a göre dînin kaynağı vahiy ve nübüvvettir Mâtürîdî'ye göre insan vahiy ve nübüvvet olmasa bile, insanların akıllarıyla Allah'ın varlığını bulabilir. İslâm'a göre ilk dîn Tevhîd Dîni"dir ve kurucusu Yüce Allah'dır İlkel Kanile Dinleri Özellikleri l.Bir kabîleye mahsûsdur 2.Bu dînler mahallî özellik taşırlar 3.Kutsal kitapları yoktur 4.Genellikle bir Yüce Tanrı inanışı göze çarpar 5.Büyü ve büyücüye çok ilgi gösterirler Milli Dinler Konfiçyüsçülük Konfüçyanizm Çin'deki üç dînden biridir. Bir Çin atasözü: "Her şeyin kökü göklerdedir İnsanın kökü ise atalarındadır" şeklindedir. M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşamış Konfiçyüs, kendini ilme vermiştir. Eski Çin kültürünü canlandırmaya çalışmıştır Dînî meseleler üzerinde fazla konuşmamıştır Onun ana gâyesi, ülkenin karışık olan siyâsî düzenini düzeltmekti Konfiçyanizmin Bâzı Temel Özellikleri l.Atalara hürmet erdemlerin en büyüğüdür 2.Tien adı verilen yüce varlık tabiat düzeninin idârecisidir 3.Kapalı yapılan günahların cezâsız kalmayacağı, âhiret inancı. 4.Tanrı huzûru sağlamak için öğretmenler göndermiştir Tanrı her şeyi görür ve bilir 5.Dünyâda beş şeyi her şeye uygulayabilmek yeteneğine Mükemmel erdem denir Bunlar Ağırbaşlılık cömertlik samîmiyet doğruluk ve nezâket dir 6.Üstün insanlar doğruluğu alçak insanlar ise menfaatlerini düşünürler Taoizm Bu dîn, "Tao" kavramı üzerinde durmuştur. Büyücüleri, râhipleri râhibeleri ve dînî şefleri vardır. İlkbahar bayramında ateş yakılır Taoist râhipler yarı çıplak durumda, ateşe Pirinç ve Tuz atıp koşarak üzerinden geçerler. Taoizmin kurucusu, Lao Tse'dir. M.Ö. 604 veyâ 570 yılları arası Taoizm'in Prensipleri Tao, âlemden önceki yaratıcı prensiptir. O görülemez işitilemez ve kavranamaz O ezelî ve ebedîdir Kendiliişinden vardır Her yerde hâzır ve nâzırdır. Bütün varlıkları Tao meydana getirir. Tao kendini yormaz ve aslâ heyecanlanmaz. Taoizm'deki esas; kötülüğe karış iyilikle mukâbele etmektir. Ölüm sonrası hayat hakkında açıklık yoktur. Şintoizm Şinto Tanrılar Yolu demektir. Japonya'da görülür. Şintoizm'de rûh ve tanrıyı kutsal acayip sırlı korkulan, güçlü gibi varlıkları ifâde için Rami kelimesi kullanılır. Rûhun ölümden sonra da yaşadığına inanılır. Ölen herkes Rami olur. Ancak her kami, Tanrı olmayabilir. 8 Milyon Tanrı olduğuna inanılır. En büyüğü Güneş tanrıçasıdır. Şintoizm, bilinen anlamda put kullanmaz. Tanrılara, tapınaklarda, sembollerden nesneler vâsıtasıyla tapılır. İbâdet, duâ ve kurbanlardan ibarettir. Kamilere tapınma, duâ okumak, pirinç ve pirinç şarabı sunmakla yapılır. eski türk İnançları Türkler, Budizm Hıristiyanlık, Yahûdîlik gibi dinlerin örf ve âdetlerine ters buldukları için devamlı olarak içlerine girmemişlerdir. Türklerin İslâmiyet'i kabûldeki en önemli noktası, onların daha önce tek tanrılı inanışı devâm ettirmesidir. Kaynaklarda Türk boylarının hemen hepsinde tek Tanrı (Gök Tanrı) inanışının olduğunu göstermektedir. Gök Tanrı, hayat veren, yaratan, cezâlandıran, yol gösteren millî bir tanrı kabûl edilmiştir Eski Türkler Öbür dünyâda ikinci bir hayâtın varlığına burada iyilik ve kötülüğün karşılığının verileceğine inanıyorlardı. Ahlâk anlayışı, özde-sözde ve davranışlarda doğruluktu. Yalan yere yemin etmek, başkalarını aldatmak, yermek hoş görülmezdi. Hinduizm Hint dinlerinin en yaygını Hinduizmdir. M.Ö. 1500'lü yıllarda ortaya çıktığı sanılmaktadır. Hinduizmin tanrı anlayışında çeşitlilik göze çarpar. Çok tanrıcılık; yaratıcı Brahma, koruyucu Vişnu ve yokedici Şiva'dan oluşan bir üçleme vardır. Hinduizmde hulûl (Tanrı'nın insan Şekline girmesi); tenâsüh (rûhun bir bedenden ötekine geçmesi) gibi inançlar bulunur. Hinduizmin en belirgin özelliği, insanlar arasında bir sınıf farkının gözetilmesidir. Din adamı ve bilginler en üst sınıfı oluştururlar. Hinduizmde İnek ve Gana Nehri, kutsal kabûl edilen varlıklardandır. İnek, yer, gök ve Hava âleminin anası kabûl edilir. İnekler yola yatarlarsa, yol ona göre düzenlenir. Onlar kesilmezler. 1981'de Müslümanlar Hindistan'da dört kutsal ineği kestikleri için büyük olaylar çıkmıştır. Müslüman Mahalleleri ateşe verilmiştir İbâdet sembolü Om'dur. İbâdet her yerde yapılabilir İbâdet ferdîdir. Hint'li , sabah Şafaktan önce kalkar evde veyâ nehir kıyısında yapabileceği sabah ibâdetine hazırlanır. Tanrı'sının adını zikreder ve yıkanır Hindistan'da bitkilerle beslenenlerin vejetaryenlerin) sayısı 1/4'dür. Domuz eti yemezler. Tapınaksız köy yoktur. Yüzyıl öncesine kadar kadın, ölen kocasıyla birlikte yakılırken, Şimdi bu âdet kaldırılmıştır. Cayinizm Hindistan'daki dinlerdendir. Kökü M.Ö. VIII. yüzyıla dayanır. Brahmanizm'deki şiddetli sınıf ayrılıklarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu dîne inananlar genellikle sebze ve meyve yerler. Öldürme, yalan, hırsızlık, Şehvete ve dünyâ nimetlerine düşkünlük kötülenir. Tanrı anlayışı yoktur. Sihizm Hindistan'daki bazı gelişmeler sonucu XVI. yüzyılda ortaya çıkmıştır. İslâm ve Hinduizm karışımı bir harekettir. Kurucusu Nanak'tır. Günümüzde 6-7 milyon civârında mensûbu vardır. Dünyânın çeşitli yerlerinde de mensupları vardır. Sihizm, Tanrı'nın birliği, ibâdette adının çokça tekrâr edilmesi, değişik kastlardaki (sınıflardaki) insanların eşitliği, putlara tapınmanın kötülüğü, kardeşçe sevginin önemi, ölenin rûhunun ameline göre yeni bir bedende dünyâya geleceği gibi bâzı prensiplere dayanır. Ölüleri yakma âdetleri vardır. Sih'ler sigara ve içki içmezler, eğitime önem verirler. çocuklarını, çocukluk çağından itibaren sıkıntılı, yorucu bir hayâta alıştırırlar. Zerdüşlük Zerdüştîlik, İran dinleri içerisinde tek tanrı inanışına yer vermesi bakımından en dikkat çekicisidir. Zerdüşt'ün ölümünden sonra insanlar onun karşı çıktığı Mitra ve Anahita gibi tanrılara tapınmaya başlamışlardır. Zerdüşt, eski İran'a tevhîd inancını getirmiştir. Zerdüşt, İslâm kaynaklarında Hürmüz olarak anılır. Ahlâkî prensipler üç Maddede özetlenebilir: l.İyi düşünce, 2.İyi söz, 3. İyi iş. Bugün Hindistan'da sayıları bir kaç yüz bin kadardır. Budizm Budizm'in kurucusu Budha (Buda), Gotama adında bir prenstir. Gotama, Nepal'in güneyinde, ufak bir kasabada mîlâttan önce 560 yılında dünyâya gelmiştir. Babası bir kasabanın prensiydi Budizm, varlığın sırlarını çözmeye çalışan, hayâtın acı ve zevklerinden el çekerek, kâmil ve olgun insan olmak yollarını araştıran bir ahlâk felsefesi güder Budizm, VII. yüzyılda, İslâmiyet'in etkisi ile Hindistan'da sâdece Himalaya Dağı'nın eteklerinde kalırken Sri Lanka, Siyam, Kamboçya, Çin Hindi ve Tibet'de varlığını sürdürdü. Dört temel gerçek, Buda'nın kurtuluş reçetesinin özünü oluşturmaktadır: l.İnsan varlığının mâhiyeti, acı, ızdırap, kötülük ve doyumsuzluklarla doludur. 2.Bu acı ve ızdırâbın sebebi, arzu ve ihtiraslardır. 3.Onların yok edilmesi insanlığın asıl amacı olmalıdır. 4.İnsan, kalbinde yaşamaya olan susamayı yok ederek vâr olmaktan, dolayısıyla acı çekmekten kurtulabilir Bencilliği ile berâber bireysel varlığı da kaybolur ve Nirvana'ya ulaşır Buna göre Nirvana bireysel varlığın yok oluşu ve bunun ayrılmaz parçası olan acı ve ızdırâbın dinmesidir Nirvana'ya götüren yol sekiz kola ayrılmaktadır İnanç, İrâde Söz, Fiil Geçim Vâsıtaları Çalışmak Hâfıza ve Düşünce'dir Budizm'de Yasaklananlar Öldürmek Çalmak Zinâ Yalan Sarhoşluk Veren şeyler Budizm'de Emredilenler l.Acılara tevekkülle katlanmak 2.Yaşayanların acılarını dindirmek 3.Hayır yapmak 4.Merhametli olmak Buda'nın Yaratıcı Tanrı" hakkında ne söylediği açık değildir. Âhiret konusunda kutsal metinlerin ortaya koyduğu net bir görüşü yoktur. Buda, dînini tamamlayamadığını ve kendisinden 1000 yıl kadar sonra gelecek olan Metteyya (Maitreya) ile tamamlayacağını ifâde etmiştir. İlahi Dinler İlahi Din Allah tarafından, peygamberler vâsıtasıyla insanlık âlemine gönderilen, vahiy mahsûlü olan dînlere denir. Yahudilik Yahûdîlik, yaşayan ilâhî kaynaklı dînlerden en eskisi, fakat mensûbu en az olanıdır. Bugün yeryüzünde 15-20 milyon civârında Yahûdî vardır. Bunların dört buçuk milyonu İsrâil'de, 6 milyonu ise Yahûdî nüfûsunun en yoğun oludğu, A.B.D.'de yaşamaktadır. Yahûdîlik, Bâbil Sürgünü'nden sonra millî bir dîn hâline getirilmiştir Aslında bugünkü Yahûdîlik'in bir dîn mi, yoksa bir millet mi olduğu pek açık değildir. Yahûdîliğin Kutsal Kitâbı Tevrât'ın Balam Hikâyesi'nde şöyle bir târif geçmektedir: İşte, ayrıca oturan bir kavimdir ve milletler arası sayılmayacaktır Yahûdîliğin sembolü, Yedi kollu şamdan ve Altı köşeli Yıldız'dır Yahûdî:İshâk oğlu Ya'kûb'un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veyâ Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izâfeten İsrâîloğulları'na Yahûdî denilmiştir. a-Tevrât'a Göre Yahûdîlik b-Kur'ân-ı Kerîm'e Göre Yahûdîlik Hz.Mûsâ ve On Emir l.Seni Mısır diyârından, esirlik evinden çıkaran Allah, Ben'im 2.Benden başka tanrın olmayacak 3.Allah'ın adını boş yere ağzına almayacaksın 4.Cumartesi'yi kutsal kılacaksın 5.Anne ve babana hürmet edeceksin 6.Öldürmeyeceksin 7.Zinâ yapmayacaksın 8.Çalmayacaksın 9.Yalan yere şâhidlik yapmayacaksın lO.Hiçkimsenin evine-barkına göz dikmeyeceksin Tevrât Yahûdîlerin kutsal kitap külliyâtı: Tanah ve Talmut şeklinde ikiye ayrılır. Tanah üç böyümden oluşur Tora, Neviim ve Retuvim Kur’ân-ı Kerîm’e göre Tevrât Tevrât kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de 18 yerde geçer. Fakat Yahûdî'lerin Tevrât'ın hükümlerini ve verdiği bilgileri gizlediklerini, değiştirdiklerini, bile bile hasîs menfaatleri uğruna bu yola gittiklerini bildirir. Bu yüzden Kur'ân-ı Kerîm, Tevrât'ın aslını (hiç bozulmamış şeklini) kabûl eder. Talmut Talmut, öğrenim mânâsına gelir. Yazılı olmayan ikinci Metine denir. Daha sonra yazılı hâle getirilmiştir. Talmut, Yahûdî'ler indinde Tevrât kadar önemlidir. Onun da ilhâm ve vahiy kaynağı olduğu kabûl edilir. Talmut iki bölüme ayrılır: Mişna ve Gemara. Mişna, ahlâkî kuralların açıklanmasıdır. Gemora da, Mişna'nın açıklanmasıdır. Yahûdî Kutsal Kitâbında Tahrîf Belirtileri En eski nüshalar M.S. VII ve X. yüzyıla âittir. Tevrât tek nüshaydı, ezberleme yeteneği yoktu, çoğaltılmamıştı. Bugün Yahûdî'lere âit İbrânîce Hristiyan'lara âit Yunanca ve Sâmirî'lere âit Sâmirî dilinde metinler birbirini tutmamaktadır. Misâl l.Hz.Mûsâ'ya nisbet edilen Tevrât'ın son bölümünde onun ölümü ve gömülmesi anlatılır 2.Hz.Lût'u kızlarının şarap içirerek sarhoş etmeleri ve onunla zinâ etmeleri yeralır Çağdaş Yahûdî Mezhepleri Yahûdî'ler, Yâhûdîliği değişen şartlara uydurmuşlardır a.Ortodoks Yahûdîlik Diğer mezheblerin ayrılmasıyla ortaya çıkmıştır Bu mezhep, Ferisilik'le başlayan ve Rabbânî Yahûdîlik'le gelişen ana akımın günümüzdeki yansımasıdır Ortodoks inançta, Yahûdî'lerin Tevrât'ın kânunlarına uymadıkları için sürgüne gönderildikleri yer alır b.Reformist Yahûdîlik XIX. yüzyılın başlarında Alman Yahûdî'leri arasında çıkmıştır Amerika Yahûdîleri arasında meşhurdur Bugün Reformist Yahûdîlik lâikleşmiş Yahûdîlik şeklini almış durumdadır c.Muhâfazakâr Yahûdîlik Reformist Yahûdîlik'e tepki olarak doğmuştur. Yapı itibârıyla Ortodoks Yahûdîlik'in Amerikan versiyonudur en belirgin özelliği, Siyonist olmasıdır d.Yeniden Yapılaşmacı Yahûdîlik.1983'de 102 yaşında ölen bir Amerikan Yahûdî'si olan Kaplan isimli bir şahıs kurmuştur Kaplan, Yahûdîliği Yahûdî halkının kültür değeri olarak görür Ölümden sonra dirilmeyi âhireti reddeder Mesîhçilik'i kabûl etmez. Yahûdîlikte İnanç Esasları Yahûdîliğin İnanç Esasları Tevrât'da iki yerde geçen On Emir'de, inanç konularından sâdece Allah'a îmân meselesi üzerinde durulur Diğer îman esasları açık değildir Yahûdîliğin İnanç Esasları Ayrıca Yahûdî'ler Tanrı'nın kendilerini seçtiğine ve Hz.Mûsâ'nın şahsında onlarla ahitleştiğine inanırlar Allah’ı Millî Tanrı olarak görürler Allah'a yorulmak ve dinlenmek gibi sıfatlar verirler Mûsevî'likde âhiret inancı kapalı olup melek ve kader inancı da çoğunlukla kabûl edilir Yahûdîlikte İbâdet şekilleri Yahûdî'ler ibâdetlerini Sinagog adı verilen mabetlerinde yaparlar Günde üç vakit ibâdet yapılır. En önemli ibâdetleri Tevrât levhalarını okumaktır Erkekler kipa ile başlarını örterler Cenâzeler yıkanıp kefene sarılır ve toprağa gömülür Erkek çocuklar doğumdan sekiz Gün sonra sünnet edilir İbâdet Günleri Cumartesi'dir Domuz, tek tırnaklı vahşî ve kanları akmamış hayvanları midye, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanlarını yemek yasaktır
Ders 599-661 Hz. Ali Dördüncü Halife Hayatı İle İlgili Belgesel 08:44
Ders 599-661 Hz. Ali Dördüncü Halife Hayatı İle İlgili Belgesel 1.059 izlenme - 3 yıl önce Ali bin Ebu Talib (Arapça: , 599 - 661[2]), İslam Devleti'ni 656-661 yılları arasında yönetmiş, 4. İslam halifesidir. İslam dininin peygamberi Muhammed'in yanında büyümüştür. Aynı zamanda Muhammed'in amcasının oğlu ve damadıdır. Ehl-i Beyt'ten kabul edilir. Ali, İslam dininin Alevilik mezhebinde tarihsel kişiliği yanında, kendisine mitolojik özellikler de atfedilerek yüceltilen bir kişidir.[3] Konu başlıkları [gizle] 1 Doğumu ve isim verilmesi 1.1 Annesi, babası 1.2 Çocukluğu 2 Gençlik yılları ve Müslüman oluşu 2.1 Hicret - Medine dönemi 2.2 İfk olayındaki tutumu 3 Evlilikleri ve çocukları 4 Kişisel özellikleri 4.1 İlmi 4.2 Hakkında söylenen hadisler 4.3 Savaşçılığı 4.3.1 Bedir savaşında 4.3.2 Hendek savaşında 4.3.3 Hayber savaşında 5 Muhammed'in ölümü, halifelik ve miras sorunları 6 Halifelik dönemi 6.1 Cemel Savaşı 6.2 Sıffin Savaşı 6.3 Nehrevan Savaşı 7 Alinin ölümü 8 Ayrıca bakınız 9 Kaynakça 10 Dipnotlar Doğumu ve isim verilmesi[değiştir] Muhammed (sağ) ve Ali (sol) ismi tek bir kelimede yazılmış. Ali Allah'ın Arslanı - (Esedullah) Rashidun Caliph Genel Bilgi[göster] Aile[göster] Hükümdarlık[göster] Görüşler[göster] Hayatı[göster] Miras[göster] Yaklaşımlar[göster] İlişkili Maddeler[göster] g t d Mekke'de, 30. Fil Yılı'nın 13. ya da Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kabe’nin içinde dünyaya geldi (M.S. 599). Annesi Fatıma Ali'yi doğurmak üzere iken Kâbe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır.[4] Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma'nın kucağında bir erkek çocuğu vardır. Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Muhammed herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve Ebu Talib'in evine kadar kucağında taşır (o sıralarda Muhammed eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte amcasının evinde kalmaktadır[5] ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır [6]). Ali'nin ismini kimin verdiği konusunda iki farklı görüş vardır; birincisi Ebu Talib'e bu ismin ilham olduğu[7], daha çok kabul gören ikincisi ise bebeğe bu ismi Muhammed'in verdiğidir.[8] Annesi, babası[değiştir] Ana madde: Fatıma bint Esed Ana madde: Ebu Talib bin Abdülmuttalib Ali'nin annesi, Muhammed'in dedesi olan Abdülmuttalib'in (Şeybe bin Haşim) kardeşi olan Esed bin Haşim'in kızıdır. Abdülmuttalib öldüğünde, Muhammed'e annelik eden onu koruyup kollayan ve İslam Peygamberi'nin ilk eşi Hatice bint Hüveylid'in ardından Müslüman olan ikinci kadındır. Ali'nin babası, Kureyş'in liderliğini babası Abdülmuttalib'den (Şeybe bin Haşim) devralan Ebu Talib idi. Ebu Talib, dedesinin ölümü sonrası kimsesiz kalan Muhammed'i himayesine aldı ve ölümüne dek (43 yıl boyunca) himayesini sürdürdü. Muhammed peygamberliğini ilan ettiğinde ise Kureyş, Ebu Talib'in ölümüne değin, kendisinden çekinmiş ve Muhammed'e zarar vermeye cesaret edememişlerdir.[9] Çocukluğu[değiştir] Ali'nin çocukluk dönemi, İslâm peygamberinin çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Fatıma bint Esed'e de anne diyorlardı. Bu ortamın, onun yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur. Ali’nin çocukluğunda bir kuraklık Mekke'yi sarmıştı. Muhammed, amcasının birer çocuğunu kendi yanlarına alarak onun ekonomik sıkıntısını hafifletmek istediğini bir diğer amcası Abbas'a bildirdi. Abbas Cafer'i, Muhammed'se Ali'yi büyütmek üzere yanlarına aldılar.[10] Ali, hutbelerinin, sözlerinin ve emirlerinin toplandığı kitabı olan Nechül Belağa'da o günleri şöyle anlatır: "Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi." [11] Yine dönemin bir başka kaydına göre, Muhammed, Ali'yi omzuna alır Mekke'nin dağlarında, vadilerinde ve sokaklarında dolaştırırmış.[12] Gençlik yılları ve Müslüman oluşu[değiştir] Şii ve Alevi inançlarına göre Ali, Müslümanlar arasında ilk iman getiren, 'Kâbe'de dünyaya gelen tek insan'dır. Sünni inancına göre ise, Muhammed'in eşi Hatice'den sonra iman etmiş olup, ikinci müslümandır. Hicret - Medine dönemi[değiştir] Mekke'lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok tefsircinin görüşüne göre Allah bu fedakârlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir: "İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar." (Bakara/207) Muhammed bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine'ye doğru yola koyulabilmiştir. İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, Muhammed'e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Muhammed'in kızı Fatma'yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine'ye doğru hareket etmiştir. Ali Medine'de devamlı Muhammed ile birlikteydi. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Muhammed Ali'yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma'yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi. İfk olayındaki tutumu[değiştir] Ana madde: İfk Olayı İfk Olayı, Aişe'nin 15 yaşında iken, bir sefer dönüşü esnasında kocası Muhammed'i genç bir Müslüman askerle aldattığı iddiasıdır. İddianın Müslümanlar arasında yayıldığında aldığı tutum nedeniyle Aişe'nin Ali'ye darıldığı, bu nedenle Ali'nin hilafetini desteklemediği düşünülür.[13] Evlilikleri ve çocukları[değiştir] Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı'nda hayatını kaybetmiştir.[14] Ali'nin ilk eşi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Muhsin. Muhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, vefat etmiştir. Ali Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü'l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abdullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş­tur. Temim Kabilesin­den Leyla bint-i Mes'ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş­tur: Abdullah ve Ebû Bekir. Has'amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir. İslam peygamberinin damadı Ebû'1-As b. Rebi'nin kızı Ümâme de, Ali'nin hanımlarından birisidir. Muhammedu'l-Evsat da (Hilal ibn Ali) bu hanım­dan olmuştur. Havlet bint Câ'fer isimli eşinden "İbn-i Hânifîyye" diye de bilinen Muhammed bin el-Hânifîyye isimli oğlu dünyaya gelmiştir. Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said. Ali'nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur. Kişisel özellikleri[değiştir] Muhammed, Medine'ye Hicret'i emrettiğinde, Ali'yi Mekke'lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak müşrikleri atlatması için Mekke'de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya layık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammed komutasındaki İslam Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. Üçüncü halife Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslam Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (İlk Fitne) patlak verdi. Kûfe'de bir mescitte ibadet ederken Hariciler'den Abdurrahman İbn-i Mülcem tarafından hançerli saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü.[15] Kûfe yakınlarında toprağa verildi.[15] İlk dönem İslam kaynaklarının birçoğunda, Ali Kâbe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir.[16] Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan[15] Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir, bununla birlikte Ali, Muhammed'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslamiyet'e davet etmeye başl
Ders M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal Ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din 06:30
Ders M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal Ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din 1.217 izlenme - 3 yıl önce Hinduizm (aynı zamanda Santana Dharma - , ve Vaidika-Dharma - diye de bilinir) çok kapsamlı ve geniş bir dindir. Özellikle Hindistan, Nepal ve Bangladeş'te yaygındır, günümüzde yaklaşık 900 milyon inananıyla (mensubuyla) Hıristiyanlık ve İslam'dan sonra en büyük üçüncü dindir. Kökeni, ismini de aldığı gibi, Hindistan’a dayanır. Bu dine mensup kişilere “Hindu” denir. Bu inançlı Hindular dinlerini bir yaşam tarzı olarak benimserler. Hinduizmin en eski ve kutsal kitapları (yazıları) “Kutsal Vedalar”dır. Hinduizm sonradan gelişen bir kavramdır. İlk zamanlarında Hindistan'ın farklı bölgelerinden, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist veya Jain olmayan kişilerin bir araya gelmesiyle oluşan bir grup olarak başladı; ancak zaman içinde hızla gelişti. 19. yüzyılın ilk yarısında İngilizce konuşulan ülkelerde bu kavram bir kimlik kazandı ve Hindutva’nın (Hindu köktenci hareketi) gelişimiyle bir ideoloji olarak anılmaya başlandı. Bunlardan farklı olarak Hint Anayasasında Hinduizm; Jainizm, Budizm ve Sihizm’i içeren bir tanım olarak belirtilir. Herkes, yaşam ve ölümün sürekli birbirini takip ettiğine, yani reenkarnasyona inanır. Din öğretmenleri “Guru”lar, onların inançlarında büyük önem taşırlar. Teolojileri ve felsefeleri tamamen farklılık gösterse de Hindular birlikte dua eder ve birlikte kutlama yaparlar. “Çeşitlilik içinde birlik” Modern Hinduizm’de sıklıkla kullanılan bir kavramdır. Hinduizm'de en önemli ilke dharmadır. Dharma, insanların sosyal ve dini konumlarının gereği davranış biçimlerinden dini uygulama tarzlarına kadar uzanan prensipler bütününe işaret eden bir kavramdır. En üstte bulunan Realite'ye tapar ve bütün insanların gerçeği fark edeceğini belirtir. Hinduizmin çoğu mezhebine ve inanışına göre ebedi bir cehennem ve lanetlenme diye bir şey yoktur. Yalnız, M.S. 1300 yıllarında Madhva'nın kurmuş olduğu Vaishnavism'in Dvaita inanışına göre ebedi lanetlenme olgusu vardır. Madhva ruhları 3'e bölmüştür: 1) Mokşa'ya ulaşabilecek ruhlar (Mukti-yogyas), 2) Sonsuza kadar doğum ölüm döngüsünde kalacak olan ruhlar (Nitya-samsarins), 3) Sonsuza kadar lanetlenecek acı çekecek ve sonsuz cehenneme gidecek olan ruhlar (Tamo-Yogyas). Hinduizm, tüm görünümleri biricik kaynağın açılımları kabul eden Monist perspektiften, ikililiğe düalizm, ortadoğu dinlerindeki gibi yüce bir Tanrı'ya dayalı deizmden, çok tanrıcılığa bütün ruhsal yolları kabul eder ve geçerli sayar. Her varlık kendi yolunu seçmekte özgürdür; bunu ister duayla, ister inzivayla, ister meditasyonla yapar, isterse fedakârca davranışlarla. Tapınaklarda tapınmaya, kutsal metinlere ve guru disiplini geleneğine önem verir. Dinsel bayramlar, haç, kutsal ilahiler ve evlerde tapınak uygulanan geleneklerdir. Hindu yolunu sevgi, şiddetten kaçınma, iyi davranışlar ve doğruluk yasası tanımlar. Bütün karmalar temizlenene, Tanrı fark edilene kadar her varlık yeniden bedenlenir. Muhteşem kutsal tapınakların, Hindu evindeki huzur dolu dindarlığın, metafizik ve yoga bilimin önemi büyüktür. Hinduizm mistik bir dindir. Bu dinde olan kişiyi iç varlığındaki Gerçeği kişisel olarak tecrübe etmeye, sonunda insan ile Tanrı'nın bir olduğu şuurun zirvesine ulaşmaya teşvik eder. Hinduizm, dünyanın en eski dinidir. Başlangıcı belli değildir ve kayıtlı tarihten öncesine kadar uzanır. (Hinduizm, MÖ 1500'lerde Veda'ların yazıya geçirilmesinden çok daha önce de mevcuttu MÖ 3000 yıllarında Pre-Harappa ve Harappa dönemlerinde İndus uygarlığının dini idi bu yıllardan kalma çeşitli Şiva kalıntıları bulunmuştur). Belli bir kurucusu yoktur. Hinduizm'de, ilk defa MÖ 800'lü yıllarda Brihadaranyaka Upanişad'ta detaylı bir şekilde açıklanan karma ve reenkarnasyon inançları bulunmaktadır. Kişinin hayatında yaptığı, düşündüğü, hissettiği bütün olgular ve mental nitelikler, kişinin gelecekteki hayatını ve bütün kişilik özelliklerini, kaderini biçimlendirir, başka bir deyişle Hinduizm'e göre kişi, farkında olarak veya olmayarak kendi kaderini yaratmaktadır, Tanrı bu kadere "kötü" bir etki bırakacak bir şekilde müdahele etmez yani kişinin hayatında başına gelen kötü olayların hiçbirinin arkasında "Tanrı" yoktur, ancak eğer kişi Tanrı'ya derin ve içten dua ederse Tanrı, kişinin karmasına iyi etki edebilir. Yüksek çakralarda bulunan akaşik hafıza, kişinin dünya hayatlarında, astral boyutlarda ve diğer var oluş biçimlerinde yaptıklarını, düşündüklerini, mental özelliklerini, ruh etkilemeleri biçiminde bir nevi "kayıt" etmektedir. Hinduizm'e göre insanın yaşamlarında başlarına gelen kötülükler ve felaketlerin Tanrı ile ilgisi yoktur, Tanrı asla hiçbir şekilde kötülüğe ve felakete neden olmaz.Tanrı, fizik yasalarını ve doğa kanunlarını yaratması gibi, karma yasasını da var etmiştir, böylece kişi, kaderini kendisi yazmaktadır ancak "Sevgi" olan Tanrı, eğer derin bir şekilde istenirse insanların karmalarına iyi etkiye neden olacak bir biçimde müdahele edebilir. Hinduizm'de Karma, 3 çeşittir: 1) Sanchita Karma 2) Prarabdha Karma 3) Kriyamana Karma Prarabdha Karma, karmanın değiştirilemez kısmıdır, dolayısıyla bir "sonuç"tur ve yaşanmak, katlanılmak zorundadır, ok atan bir kişinin attığı oka benzer, ok yaydan çıkmıştır ve okçunun, artık elden çıkan ve "kaderini yaşayacak" olan ok üzerinde yapabileceği bir şey yoktur tek yapacağı "kriyamana Karma" yı yani mevcut durumunu karmasını en iyi şekilde yaratıp yeni okunu en iyi şekilde kullanmaktır. Kişi bütün karmaları temizleninceye ve ruh evrimini tamamlayıncaya kadar doğum ölüm döngüsünde(samsara) kalır, artık öğrenilecek, geliştirilecek bir şey kalmayınca Mokşa adı verilen kurtuluşa ulaşılır ve artık yeniden doğum, samsara son bulur. Hinduizm'in kabul ettiği inançlar genel olarak şunlardır: Vedalar (Samhitalar, Brahmanalar, Aranyakalar ve Upanişadlar) Tanrı sözüdür, ileri seviye ruhsal varlıklar olan Rişi'lere vahiy yoluyla gelmiştir. Aşkın ve içkin olan her yerde var olan, hem yaratıcı hem de yaratılışın kendisi olan ve pek çok şekilde tezahür edebilen, farklı şekillerde adlandırılan, her şeyi, bütün canlıları ve evreni kapsayan, bütün canlıların kalbinde "üst ruh" olarak var olan tek Tanrı. Evrenin sürekli bir, oluşum, muhafaza ve yok ediliş devrelerinden geçtiği, sonsuz olduğu. Bütün canlıların yaptıkları, düşündükleri ve hissettikleriyle kendi kaderlerini yaratmaları, Karma/etki tepki yasası. Bütün canlıların, ruhsal evrimlerini tamamlayıp Mokşa'ya ulaşıncaya kadar yeniden bedenlendikleri/ reenkarnasyon inancı. Bütün hayatın ve canlıların kutsal olduğu; saygıyı, sevgiyi hak ettikleri, zararsızlık(ahimsa) ilkesi. Sadece, tek bir dinin geçerli olmadığı, bütün dinlerin Tanrı'ya ulaşmada çeşitli yollar olarak kabul edilmeleri gerektiği. Konu başlıkları [gizle] 1 Hinduizm’in yayılması 1.1 Vedik dönemi 1.2 Upanişad dönemi 1.3 Klasik dönem 1.4 İslamın etkileri 1.5 Neo Hinduizm 2 Kutsal metinleri 2.1 Kutsal yazılar 3 Mezhepler ve öğretiler 3.1 Karma ve Samsara 4 Ana akımları 4.1 Yeniden doğuş ve kurtuluş 4.2 Kutsal inek ve vejetaryen beslenme 4.3 Hinduizm’de Kast Sistemi 5 Tanrı’nın görüntüsü 6 Hinduizm türleri 6.1 Brahman Sanskrit Hinduizm'i 6.2 Hindu halk ve Kabile dinleri 6.3 Tarikat ve cemaatlerin dinleri 7 Hint Teolojisi 8 Hindu aile yapısı 8.1 Hinduizm’de kadının yeri ve önemi 8.2 Annelik 9 İlgili maddeler 10 Okumalar 11 Türkçe kaynaklar Hinduizm’in yayılması[değiştir] Hinduizm, günümüzde Hindistan, Nepal, Bangladeş, Sri Lanka, Bali ve hatta Mauritus, Güney Afrika, Fiji, Singapur, Malezya, Surinam, Trinidad ve Tobago’da ve ayrıca, özellikle İngiltere olmak üzere Avrupa'da yayılmaktadır. Bu yayılma, 19. ve 20. yüzyıllarda Hintli tüccar ve işçilerin büyük bölümünün göç etmesiyle gerçekleşti. Sonraki yayılma ise, son on yıllık sürede Hint yabancı işçilerin Basra Körfezi’ne göç etmesiyle gerçekleşti. Vedik dönemi[değiştir] Max Müller tarafından ortaya atılan bir teoriye göre, MÖ 2000 yılında, İndus Vadisi Uygarlığının sona ermesinden sonra Kuzey Hindistan’dan gelen Aryan Kabilesi o dönemden sonraki kültürleri önemli ölçüde etkiledi. Bazı Hint tarihçilerine göre Aryan’lar yerleşik kabile olsalardı günümüze kadar egemenliklerini sürdürürl
Ders: 581 644 Hz Ömer Ömer Bin Hattab Ebubekirden Sonraki İslam Başkanı Adaletle Anılır 37:45
Ders: 581 644 Hz Ömer Ömer Bin Hattab Ebubekirden Sonraki İslam Başkanı Adaletle Anılır 676 izlenme - 3 yıl önce Ömer bin Hattab, (581-644) (Arapça: ) İslam Devleti'nin Ebu Bekir'den sonraki hükümdarı (634-644). Sünni inancına göre dört Raşit Halife'nin (Hulefa-i Raşidin) ikincisidir. Şiâ halifeliğini tanımaz. Sahabe ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Zaman zaman Sünni Müslümanlar Ömer bin Hattab'ı "Ömer-el Faruk" ( ) diye anarlar. DERS 581 644 Hz Ömer Ömer Bin Hattab Ebubekirden sonraki İslam Başkanı Adaletle Anılır Konu başlıkları [gizle] 1 İlk yılları 2 Müslüman oluşu 3 Halife oluşu 4 Halifelik dönemi (634-644) 5 Öldürülmesi 6 Kaynaklar İlk yılları[değiştir] Ömer, Mekke'de Beni Adi kabilesinde doğdu. Babası Hattab bin Hufeyl, annesi Fatıma bin Haşam Beni Mahzum kabilesindendi. Ailesi orta sınıfa mensuptu. Babası tüccardı ve kabilesinde zekâsıyla meşhurdu, çok tanrıcıydı (putperest idi). Ömer çocukluğun itibaren deve çobanlığı yapmaya başladı. Ömer: "Babam çok acımasızdı. Develeri güderken dinlenmek için işi bıraktığımda beni döverdi." demiştir.[1] Ömer küçük yaşta okuma yazma öğrendi. İslam öncesi dönemde okur yazarlık nadiren vardı. Arap edebiyatı ve şiirle ilgilendi. Ömer ergenlik döneminde ata binme, dövüş sporları ve güreş öğrendi. Uzun boyu ve fiziksel üstünlüğü ile iyi bir güreşçiydi.[2] Ayrıca iyi bir hatip olduğundan babasının yanında kabileler arası anlaşmazlıklarda hakemlik yaptı. Tüccarlık yaparken Roma ve Pers şehirlerine gitti ve buradaki düşünürlerle tanışma imkanı bulmuş oldu. Müslüman oluşu[değiştir] Ömer bin Hattab'ın Arapça yazılışı Ömer Mekke müşriklerince Muhammed'i öldürmek üzere görevlendirilmiş, yolda bu niyetini anlayan bir sahabe tarafından, hedef saptırmak amacıyla, gizli bir Müslüman olan kız kardeşinin evine yönlendirilmiş, önce gidip onunla ilgilenmesi söylenmiştir. Kız kardeşinin evine geldiğinde evden gelen Kur'an sesini işiten Ömer "Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir..." diye başlayan Kur'an ayetlerinden (Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetleri) etkilenerek Müslüman olmuştur. Halife oluşu[değiştir] Ebubekir'in yaklaşık iki yıllık süren halifeliği hastalanıp vefat etmesiyle son bulmuştur. Son günlerinde yerine imam olarak Ömer'i atamış daha sonra çeşitli istişareler sonrası kendisinden sonra Ömer'i halife tayin eden ahitnameyi Osman'a yazdırmıştır. Halifelik dönemi (634-644)[değiştir] Ömer bin Hattab döneminde Bizans ile yapılan Yarmuk, Halep, Ecnadin, Demirköprü, Dathin, Firaz ve Qarteen muharebeleri ile Mısır, Suriye, Lübnan ve Filistin; Sasaniler ile yapılan Köprü, Nihavend, Kadisiye muharebeleri ile de Irak'ın tamamı ve İran'ın büyük bir kısmı feth edildi. Öldürülmesi[değiştir] 1 Kasım 644'te, kendisinden alınan verginin azaltılmasını isteyen, ancak talebi kabul edilmeyen Ebû Lü'lüe tarafından Medine'de sabah namazında hançerle saldırıya uğradı. Saldırgan intihar ederken Ömer bin Hattab 3 gün sonra vefat etti.[3] ders,tarih,din,tarihi,hz,ömer,bin,hattab,islam başkanı,halife,adalet,peygamber,peygamber soyundan Hz. ÖMER B. HATTAB (r.a) Ikinci Rasid Halife. Islâmi yeryüzüne yerlestirip, hakim kilmak için Resulullah (s.a.s)'in verdigi tevhidî mücadelede ona en yakin olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayindan on üç sene sonra Mekke'de dogmustur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savasindan dört yil sonra dünyaya gelmistir (Ibnül-Esîr, Üsdül-gâbe, Kahire 1970, IV,146). Babasi, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka'b'da Resulullah (s.a.s) ile birlesmektedir. Kureys'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardesi veya amcasinin kizi olan Hanteme'dir (bk. a.g.e., 145). Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)'in müslüman olmadan önceki hayati hakkinda fazlaca bir sey söylemezler. Ancak küçüklügünde, babasina ait sürülere çobanlik ettigi, sonra da ticarete basladigi bilinmektedir. O, Suriye taraflarina giden ticaret kervanlarina istirak etmekteydi (H. ibrahim Hasan, Tarihul-Islâm, Misir 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke esrafi arasinda yer almakta olup, Mekke sehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savas çikmasi durumunda karsi tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüsünde onun verdigi bilgi ve görüslere göre hareket edilirdi. Ayrica kabileler arasinda çikan anlasmazliklarin çözümünde etkin rol alir ve verdigi kararlar baglayicilik vasfi tasirdi (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-gâbe, IV, 146). Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olup, Islâma karsi asiri tepki gösterenlerin arasinda yer almaktaydi. Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapindiklari putlara hakaret ederek insanlari onlardan yüz çevirmege çagiran Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye karar vermisti. Kilicini kusanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmis, ancak olayin gelisim sekli onun müslümanlarin arasina katilmasi sonucunu dogurmustu. Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (r.a)'in müslüman olusu söyle gerçeklesmisti: Ömer, Resulullah (s.a.s)'i öldürmek için onun bulundugu yere dogru giderken, yolda Nuaym b. Abdullah ile karsilasti. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittigini sordugunda o, Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye gittigini söylemisti. Nuaym, Ömer'in ne yapmak istedigini ögrenince ona, kizkardesi ve enistesinin yeni dine girmis oldugunu söyledi ve önce kendi ailesi ile ugrasmasi gerektigini bildirdi. Bunu ögrenen Ömer (r.a), öfkeyle enistesinin evine yöneldi. Kapiya geldiginde içerde Kur'an okunmaktaydi. Kapiyi çalinca, içerdekiler okumayi kesip, Kur'an sayfalarini sakladilar. içeri giren Ömer (r.a), enistesini dövmeye baslamis, araya giren kizkardesinin aldigi darbeden dolayi burnu kanamisti. Kizkardesinin ona, ne yaparsa yapsin dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararliligini bildirmesi üzerine, ona karsi merhamet duygulari kabarmaya baslamis ve okuduklari seyleri görmek istedigini söylemisti. Kendisine verilen sahifelerden Kur'an ayetlerini okuyan Ömer (r.a), hemen orada imân etti ve Resulullah (s.a.s)'in nerede oldugunu sordu. O siralarda müslümanlar, Safa tepesinin yaninda bulunan Erkam (r.a)'in evinde gizlice toplanip ibadet ediyorlardi. Resulullah (s.a.s)'in Daru'l-Erkam'da oldugunu ögrenen Ömer (r.a), dogruca oraya gitti. Kapiyi çaldiginda gelenin Ömer oldugunu ögrenen sahabiler endiselenmeye basladilar. Zira Ömer silahlarini kusanmis oldugu halde kapinin önünde duruyordu. Hz. Hamza: "Bu Ömer'dir. iyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eger kötü bir düsüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydir" diyerek kapiyi açtirdi. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)'in iki yakasini tutarak; "Müslüman ol ya Ibn Hattab! Allahim ona hidayet ver!" dediginde, Ömer (r.a), hemen Kelime-i sehadet getirerek imân ettigini açikladi (Ibn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, II, 268-269; Üsdül-gâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd.). Rivayetlere göre Ömer (r.a)'in müslüman olusu, Resulullah (s.a.s)'in yapmis oldugu; Allahim! Islâmi Ömer b. el-Hattab veya Amr b. Hisam (Ebû Cehil) ile yücelt" seklinde bir duanin sonucu olarak gerçeklesmisti (Ibnul-Hacer el-Askalânî, el-isâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Bagdat t.y., II, 518; Ibn Sa'd, ayni yer; Suyûtî, a.g.e., 125). Ömer (r.a), risaletin altinci yilinda müslüman olmustur. O, iman edenlerin arasina katildigi zaman müslümanlarin sayisi yetmis seksen kisi kadardi (Ibn Sa'd, ayni yer). Mekkeli müsriklerin, gösterdigi zorbaca tepkiden dolayi müslümanlar, Beytullah'a gidip namaz kilamiyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardi. Ömer (r.a) müslüman olunca dogruca Beytullah'in yanina gitti ve müslüman oldugunu haykirdi. Orada bulunanlar siddetli tepki gösterdi. Ancak o, müsriklere karsi savasini sürdürerek onlarin, müslümanlara gösterdigi muhalefeti kirdi ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah'ta namaza durdu. Onun bu sekilde saflarina katilmasi müslümanlara büyük bir moral destegi saglamisti. Abdullah Ibn Mes'ud'un; "Ömer'in müslüman olusu bir fetihti" (Üsdül-gâbe, IV,151; Ibn Sa'd, a.g.e., III, 270) sözü bunu açikça ortaya koymaktadir. Taberî'nin Ibn Abbas'tan tahric ettigi bir hadise göre, müslümanligini ilk ilân eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmustur (Suyûtî, a.g.e.,129). Ömer (r.a) benligini kusatan imanin verdigi heyecanla, küfre karsi açik ve net bir sekilde, hiç bir tehdide aldiris etmeden mücadele ediyordu. Müsrikler, secaat
Ders: 571-632 Hz. Muhammed S.a.v. 01:23:10
Ders: 571-632 Hz. Muhammed S.a.v. 620 izlenme - 3 yıl önce İsmi ve sıfatları[değiştir] Arapça tam adı: Türkçeye transkripsiyon ile Muhammed bin Abdullah İslâm'ın son peygamberi (Hicretten önce 53-H.11/571-632). Doğumu, Çocukluğu ve Gençliği: İnsanlığı hakka ve hakikata sevkedip dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak üzere Allah Teâlâ tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Peygamber Efendimiz, genellikle kabul edildiğine göre 20 Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke'de doğdu. İslâm tarihi kaynakları, Hz. Peygamber'in nesebi ta Hz. Adem'e kadar sıralanan Şecere tabloları ile belirlemişlerdir. Bu kaynaklarda Hz. Peygamber'in yirminci göbekten atası olan Adnan'a kadar ittifak edilmiş, ancak Adnan'dan sonra verilen isimlerde bazı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Ama O'nun Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail soyundan olduğunda şüphe yoktur. Buna göre Adnan'a kadar Rasûlullah'ın şeceresi şöylece sıralanır: Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdümenâf b. Kusayy b. Kilâb b. Mürre b. Ka'b b. Lüeyy b. Gâlib b. Fihr b. Mâlik b. En-Nadr b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar b. Nizâr b. Me'add b. Adnan. Hz. Peygamber'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, ticarî bir seferden dönüşünde Yesrib (Medine)'de vefat etmişti. Annesi Amine, Kureyş Kabilesinin kollarından Benû Zühre'nin reisi Vehb b. Abdümenaf'ın kız idi. O sıralarda Mekke eşrafı, çocuklarını çölde bir süt anneye vererek emzirme âdetine sahip oldukları için Hz. Peygamber, kendi annesi Amine tarafından ancak bir kaç kez emzirilmiş, süt anneye verilinceye kadar da amcası Ebu Leheb'in cariyesi Süveybe, O'na süt annelik yapmıştı. Daha sonra Mekke'ye komşu çöllerde yaşayan Hevâzin kabilesinin kollarından Benû Sa'd'a mensup Halîme bint Ebî Züeyb, uzun süre Hz. Peygamber'e süt emzirmiştir. Mekke eşrafı tarafından Mekke'nin ağır ve sıcak havası çocukların gelişimine ve sağlıklarına zararlı görülüyor; ayrıca hac münasebetiyle her kesimden insanla temas halinde bulunan Mekke'de arap dili, yabancı tesirler altında kalabildiğinden, fesahat ve belâğata önem veren Mekkeliler çocuklarının dili öğrendikleri ilk yıllarının Arapçanın saf ve bozulmamış şekliyle ve olanca fesahat ve belâgatıyla arı duru konuşulduğu badiyelerde geçmesini gerekli görüyorlardı. Bu bakımdan Araplar arasında fasih Arapçaları ile ün yapmış Benû Sa'd kabilesi arasında yaklaşık ilk iki buçuk yılını geçiren Hz. Peygamber, ileride üstleneceği ilâhî risâlet görevi için hem bedenen, hem de ruhen burada hazırlanmış oluyordu. Hz. Peygamber'in kırk yaşından itibâren yürüttüğü İslâm'a davet vazifesi, kabul etmek gerekir ki, aslında meşakkatli, yorucu, bir takım sıkıntıları olan mukaddes bir vazifedir. İşte bu yorucu ve meşakkatli görevi lâyıkıyla yerine getirebilmek için sağlam ve sıhhatli bir bünyeye sahip olmak gerekiyordu. Hz. Peygamber, böylelikle çocukluğunun ilk yıllarında Mekke'nin boğucu sıcak ve sıtmalı havasından uzaklaşmış, suyu ve havası güzel bâdiyede sağlıklı bir şekilde gelişme imkânını bulmuş oluyordu. Diğer taraftan güzel konuşmanın kitleler üzerindeki etkisi malumdur. İleride muhtelif insan kitlelerine muhâtap olacak bir peygamberin şüphesiz iyi bir dil bilgisine sahip olması ve dili, davasının uğrunda en iyi şekilde kullanması gerekiyordu. İşte bu yönlerden Hz. Peygamber henüz çocukluğundan itibâren davet faâliyeti için hazırlanıyordu. Yalnız kendisi henüz o sıralarda ileride peygamber olacağı konusunda hiç bir bilgiye sahip olmadığından, bu hazırlanma O'nun bizzat iradesi ile ve bilerek olmayıp, Cenâb-ı Hakk'ın yönlendirmesi, kontrol ve murâkabe altında tutması şeklinde cereyan ediyordu. Peygamber Efendimizin süt annesi Halime'nin yanında iken vukû bulan "Göğsünün yarılması" (Şerhu's-Sadr veya Şakku's-Sadr) olayını da yine davete hazırlık olarak değerlendirmek gerekir. Bu olayda Hz. Peygamber'in göğsü, görevli iki melek tarafından yarılmış, kalbi çıkarılarak Şeytanın ve nefsin tasallut ve saptırmasından arındırılmış ve Zemzem'le yıkanarak tekrar yerine konulmuştur. Böylece Hz. Peygamber, rûhen davete hazırlanmış oluyordu. Şerhu's-sadr olayından sonra süt anne halime tarafından Mekke'ye getirilerek öz annesi Amine ve dedesi Abdülmuttalib'e teslim edilen Hz. Muhammed, altı yaşına kadar annesi Amine'nin yanında kaldı. Bu sıralarda Amine, Hz. Peygamber'i de yanına alarak Medine'deki akrabalarını ziyarete gitmişti. Bu vesile ile, altı yıl kadar önce Medine'de ölen eşinin kabrini de ziyaret etmiş olacaktı. Bir ay süren bir misafirlikten sonra Mekke'ye dönerken henüz Medine'den pek fazla uzaklaşmadan Ebvâ denilen köyde Âmine aniden rahatsızlandı ve vefat etti; oraya da defnedildi. Artık hem yetim, hem de öksüz kalan çocuğu bu yolculukta kendilerine refakat eden dadı Ümmü Eymen Mekke'ye getirip dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti. Yaşlı dede, kalben büyük bir muhabbet beslediği bu yavruyu sevgi ve rahmetle iki yıl bağrına bastı. Abdülmuttalib'in temsil ettiği Hâşimoğullarının Mekke'deki itibârı ile Abdülmuttalib'in şahsî özellik, kabiliyet ve ahlâki faziletleri ve özellikle bir zamanlar yeri kaybolan kutsal Zemzem suyunu olgunluk devrelerinden tekrar bulup çıkarmış olması, onun Mekke'de kendisine son derece saygı duyulan, sözüne itibâr ve itâat edilen bir reis hâline gelmesini sağlamıştı. Abdülmuttalib, Kâbe duvarına bitişik olarak sırf kendisine mahsus serilen minderde ve Mekke idare meclisi hüviyetini taşıyan Dâru'n-Nedve'de Mekke halkının çeşitli problemlerini dinler ve çözüm yolları arardı. Dedesi Abdülmuttalib'in yanından hiç ayrılmayan küçük Muhammed, Dâru'n-Nedve'de yapılan idareye ve çeşitli problemlere ait müzâkerelerde de dedesinin yanında bulunuyor ve daha o yaşlarından itibaren zulmün hâkim olduğu Mekke toplumunda ortaya çıkan problemleri, insanların dinî, idârî, iktisadî, ilmî, ictimâî yönlerden nasıl bir bataklığın içinde bulunduklarını yakından görüp idrâk ediyordu. Hz. Peygamber sekiz yaşına geldiği zaman Abdülmuttalib seksen iki yaşına erişmişti ve yaşlı bünye, uğradığı hastalıklara tahammül edemeyerek bu dünyadan ayrıldı. Abdülmuttalib vefatından önce sevgili torununu oğulları arasında, Hz. Muhammed'in babası Abdullah'la ana-baba bir kardeş olan Ebû Talib'e teslim etmişti. Artık Hz. Muhammed sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar amcası Ebu Talib'in yanında kalmıştır. Gelecekte peygamber olacağı hakkında ne kendisinin ne de çevresinin kesin bir bilgisi olmadığından, tâbiîdir ki Hz. Peygamber'in bu devrelerdeki hayatı hakkında fazla bilgimiz yoktur. Ancak sadece Hz. Peygamber'i değil, aynı zamanda diğer Mekkelileri de ilgilendiren bazı olaylarda Hz. Peygamber'in aldığı yer ve oynadığı rol, kaynaklarımızda tespit edilmiştir. Bu devreye ait mevcut bilgiler arasında şüphesiz önemli olanlarından birisi, Hz. Peygamber'in Râhib Bahîrâ ile karşılaşması meselesidir. Hz. Peygamber on iki yaşlarında iken amcası Ebû Tâlib ile birlikte Şam'a doğru yol alan ticarî bir kervana katılmış ve kafile Şam yakınlarında Busrâ adlı bir mevkide mola verdiği zaman buradaki manastırda bulunan Bahirâ adlı râhib, İslâm kaynaklarına göre Hz. Peygamber'deki özelliklere bakarak O'nun ileride çıkması beklenilen son peygamber olabileceği kanâatine varmıştı. Müsteşrikler bu olayı kendi yanlı bakış açıları ile ele alarak İslâm'ın doğuşunda Hristiyan rûhiyâtının etkileri olduğunu, Râhib Bahîrâ'nın dinî telkinlerinin tesirinde kalan Hz. Muhammed'in bu dinî şuuru geliştirerek ileride İslâm'ı ortaya attığını iddia ederlerse de, İslâmiyet'in temelini oluşturan tevhid akidesi ile Hristiyanlığın temeli olan teslis * inancının aslâ bağdaşamaz bir karakterde oluşu, İslâm'ın Hristiyanlık'da mevcut teslis düşüncesini şirk olarak kabul etmesi, bu iddiânın ne derece asılsız ve gülünç olduğunun en açık delillerindendir (geniş bilgi için bkz. Bahîrâ maddesi). Hz. Peygamber, bu ilk seferin ardından daha sonraki yıllarda diğer amcaları ile birlikte Mekke. dışına yapılan bazı ticari seferlere katılmış, muhtelif bölgelerde yaşayan insanların farklılık arzeden dinleri, örf ve âdetleri, hal ve vaziyetleri hakkında bilgi sahibi olmuştur. Peygamber Efendimizin daha sonraları İslâm'ı tebliğ ederken bu bilgilerinden istifade etmesi tabiî olduğuna göre cereyan ede
90 Saniyede 5000 yıllık dinler tarihi! Mutlaka izleyin! 01:49
90 Saniyede 5000 yıllık dinler tarihi! Mutlaka izleyin! 113 izlenme - 1 yıl önce 30 Saniyede bir çok şey öğrenmek isteyen herkesi bekleriz: https://www.facebook.com/30SaniyedeGenelKultur dinler tarihi
Tanrı Var mı? İslam veya Başka Bir Din Doğru Olabilir mi? Dinlerin Mantıksal Çelişkileri Nelerdir? 28:15
Tanrı Var mı? İslam veya Başka Bir Din Doğru Olabilir mi? Dinlerin Mantıksal Çelişkileri Nelerdir? 188 izlenme - 11 ay önce Bu, Efe Aydal'ın hazırlamış olduğu, «Kırmızı Hap Bölüm 1 - "Ateistleri Anlamak"» adlı videodur. Dinlerdeki inanç ögelerinin ve anlatıların mantıksızlıkları gayet anlaşılır bir dille ortaya konmuştur. Efe Aydal'ın kanalı: http://www.youtube.com/user/conmech
M.ö 5000 Dinler Tarihi İlahi Ve Batıl Dinler Tek Tanrılı Çok Tanrılı İnanışlar 01:49
M.ö 5000 Dinler Tarihi İlahi Ve Batıl Dinler Tek Tanrılı Çok Tanrılı İnanışlar 336 izlenme - 3 yıl önce DERS M.Ö 5000 Dinler Tarihi İlahi ve Batıl Dİnler Tek Tanrılı Çok Tanrılı İnanışlar
Ders: 573-634 Hz Ebubekir (Abdullah Bin Kuhafe Bin Kaab Et - Teym El - Kureyş Şii İlk İslam Halifesi 39:49
Ders: 573-634 Hz Ebubekir (Abdullah Bin Kuhafe Bin Kaab Et - Teym El - Kureyş Şii İlk İslam Halifesi 531 izlenme - 3 yıl önce DERS 573 634 Hz Ebubekir Abdullah bin Kuhafe bin Kaab et-Teym el-Kureyş Şii İlk İslam Halifesi Ebu Bekir (Arapça: ) (tam adı: Abdullah bin Kuhafe bin Kaab et-Teym el-Kureyş, Ebu Bekir es-sıddık) (d. 573 - ö. 23 Ağustos 634), Muhammed sonrası islam toplumunda liderlik ve yöneticilik yapması ve bu sebeple Muhammed'in halefi olması kendisine ilk halife ünvanını kazandırmıştır. Müslümanlıktan önceki ismi Abdülkâbe'dir.[kaynak belirtilmeli] Müslüman olduktan sonra Muhammed, Ebu Bekir'e Abdullah ismini vermiştir. Sünni inanışına göre Muhammed'in en iyi dostudur. En yaygın kullanılan lakaplarından olan es-Sıddîk (sadık, bağlı, doğrulayıcı) sebebiyle sık sık Ebu Bekir es-Sıddîk olarak anılır. Sıddîk lakabının Mirac rivayetiyle ilgili olarak kendisiyle tartışan Mekkelilere "Eğer olayı bildiren peygamberse doğru bildirmiştir." şeklinde cevap vermesinden sonra kendisine verildiğine inanılır.[1] Muhammed'in, Ebubekir'in kızı Aişe ile hicret öncesinde Mekke'de evlenmesinden dolayı kayınpederidir. Halifeliği sırasında Kuran'ı mushaf haline getirtmiştir. Sünni inanışına göre İslâm'a giren hür erkeklerin; Raşit Halifelerin (Dört Halife) (632-634) ve aşere-i mübeşşere'nin ilkidir. Şiî inanışına göre İslam'ı ilk kabul eden Ali'dir. Konu başlıkları [gizle] 1 Soyu 2 Müslüman oluşu 3 Halifeliği 3.1 Kur'anın Mushaf Haline Getirilişi 4 Çocukları 5 Lakapları 6 Kaynakça ve notlar Soyu[değiştir] Ebu Bekir, Benu Teym'lerin Kureyş kabilesindendir, Mekke'de doğmuştur. Babası Ebû Kuhafe, annesi Ümmü'l-Hayr Selma'dır. Müslüman oluşu[değiştir] Peygamber ilk vahyi kendisine haber verdiğinde Müslüman olmuştur. İlk Müslüman tarihçilere göre tüccardı. Kazancının büyük bir bölümünü İslam dini için harcadığı, yer alan Ebu Bekir ayrıca ilk Müslümanların İslama davet edilmesinde önemli rol almıştır. Muhammed 622 yılında Mekke'den Medine'ye giderken (Hicret) Ebu Bekir ona eşlik etmiştir. Bu konudan Kuran-ı Kerim'de Tevbe suresi 40. ayetde bahsedilmiştir: "Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkar edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle berâber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz bir takım ordularla onu desteklemiş, böylece inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe, 9/40) Fahreddin Razi, Leyl Suresi'nin "Temizlenmek üzere malını hayra veren takva sahibi, ondan (ateşten) uzak tutulur. Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka onun nezdinde şükranla karşılanacak bir nimet yoktur. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır." mealindeki 17-21. ayetlerinin, özel olarak Ebu Bekir'den bahsettiğini ve bunun Ebu Bekir'in müslümanların en üstünü olduğu fikrini desteklediğini ifade eder. Halifeliği[değiştir] Hicret sonrasında Medine'de Mescid-i Nebevî'nin inşasına katılmış, yardımcı olmuştur. Bundan sonra birçok gazveye katılmış, Bedir Savaşı'nda oğlu Abdurrahman'a karşı savaşmak zorunda kalmıştır. Muhammed'in 632'deki vefatı sonrası yapılan çeşitli müzakerelerde Ebu Bekir'e bey'at edilmiş, kendisi halife olarak seçilmiştir. Ebubekir döneminde Muhammed'in vefatı sonrası ortaya çıkan dinden dönme hareketlerine, zekât vermek istemeyen kabilelere ve kendisini peygamber ilan eden çeşitli şahıslara karşı savaşılmıştır.[kaynak belirtilmeli] Kur'anın Mushaf Haline Getirilişi[değiştir] Ebu Bekir, hafızların bir bir öldürülmesi üzerine tedbir olarak Kur'an'ı mushaf olarak toplatmıştır. Yaklaşık iki yıllık süren halifeliği hastalanıp vefat etmesiyle son bulmuştur. Son günlerinde yerine imam olarak Ömer'i atamış daha sonra çeşitli istişareler sonrası kendisinden sonra Ömer'i halife tayin eden ahitnameyi Osman'a yazdırmıştır. Çocukları[değiştir] Ebu Bekir'in Ümmi Rüman adlı bir kadından dört çocuğu olmuştur.[kaynak belirtilmeli] İsimleri Abdullah, Aişe, Esma ve Abdurrahman'dır. Lakapları[değiştir] Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinirdi. Ayrıca çok fazla teheccüde kalktığından dolayı"Vaktı Seherde Teheccüd Kılanların Babası" olarakta bilinir. Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634) Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Islâm'i teblige baslamasindan sonra ilk iman eden hür erkeklerin; rasit halifelerin, asere-i mübesserenin ilki. Câmiu'l Kur'an, es-Siddîk, el-Atik lakaplariyla bilinen büyük sahabi. Kur'ân-i Kerim'de hicret sirasinda Rasûlullah'la beraber olmasindan dolayi, "...magarada bulunan iki kisiden biri..." (et-Tevbe, 9/40) seklinde ondan bahsedilmektedir. Asil adi Abdülkâbe olup, Islâm'dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)'in ona Abdullah adini verdigi kaydedilir. Azaptan azad edilmis mânâsina "atik"; dürüst, sadik, emin ve iffetli oldugundan dolayi da "siddik" lâkabiyla anilmistir. "Deve yavrusunun babasi" manasina gelen Ebû Bekir adiyla meshur olmustur. Teym ogullari kabilesinden olan Ebû Bekir'in nesebi Mürre b. Kâ'b'da Rasûlullah'la birlesir. Anasinin adi Ümmü'l-Hayr Selma, babasinin ki Ebû Kuhafe Osman'dir. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir... b. Murra ...et-Teymî'dir. Bedir savasina kadar müsrik kalan oglu Abdurrahman disinda bütün ailesi müslüman olmustur. Babasi Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in halifeligini ve ölümünü görmüstür. Hz. Ebû Bekir'in Rasûlullah (s.a.s.)'den bir veya üç yas küçük oldugu zikredilmistir. Islâm'dan önce de saygin, dürüst, kisilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber'den hiç ayrilmamistir. Bütün servetini, kazancini Islâm için harcamis, kendisi sade bir sekilde yasamistir. Hz. Ebû Bekir, Fil yilindan iki sene birkaç ay sonra 571'de Mekke'de dünyaya gelmis, güzel hasletlerle taninmis ve iffetiyle söhret bulmustur. içki içmek câhiliye döneminde çok yaygin bir âdet oldugu halde o hiç içmemistir. O dönemde Mekke'nin ileri gelenlerinden olup Araplarin nesep ve ahbâr ilimlerinde meshur olmustur. Kumas ve elbise ticaretiyle mesgul olurdu; sermayesi kirk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kismini Islâm için harcamistir. Rasûlullah'a iman eden Ebû Bekir (r.a.) Islâm dâvetçiligine baslamis, Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Ebî Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi Islâm'in yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanlarin bir çogu Islâm'i onun dâvetiyle kabul etmislerdir. Hz. Ebû Bekir hayati boyunca Rasûlullah'in yanindan ayrilmamis, çocuklugundan itibaren aralarinda büyük bir dostluk kurulmustur. Rasûlullah birçok hususlarda onun görüsünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli islerde ashâbiyla müsavere eden Peygamber (s.a.s.) bazi hususlarda özellikle Ebû Bekir'e danisirdi. (Ibn Haldun, Mukaddime, 206). Araplar ona "Peygamber'in veziri" derlerdi. Teymogullari kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti. Ticaretle ugrasiyorlar, toplumsal temaslari ve genis kültürlülükleri ile taniniyorlardi. Hz. Ebû Bekir'in babasi Mekke esrafindandi. Hz. Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâki ile tâninan, sevilen bir kisi idi. Mekke'de "esnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi islerinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dostluklari vardi. Sik sik bulusur, Allah'in birligi, Mekke müsriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müsâvere ederlerdi. ikisi de câhiliye kültürüne karsiydilar, siir yazmaz ve siiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi. Islâm'i Benimsemesi Hz. Ebû Bekir, Hira dagindan dönen Hz. Muhammed ile karsilastiginda, Rasûlullah (s.a.s.) ona, "Allah'in elçisi" oldugunu söyleyip "Yaratan Rabbinin adiyla oku" (el-Alâk, 96/1) diye baslayan âyetleri bildirdigi zaman hemen ona: "Allah'in birligine ve senin O'nun rasûlü olduguna iman ettim" demistir. Hz. Hatice'den sonra Rasûlullah'a ilk iman eden odur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Islâm'i tebliginin ilk zamanlarinda kiminle konustuysa en azindan bir tereddüt görmüs, ancak Ebû Bekir seksiz ve tereddütsüz bir sekilde kabul etmistir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), "Bütün insanlarin imani bir kefeye, Ebû Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imani agir basardi " diye lâ
M.ö 5000 Dinler Tarihi İlahi Ve Batıl Dinler Tek Tanrılı Çok Tanrılı İnanışlar 01:49
M.ö 5000 Dinler Tarihi İlahi Ve Batıl Dinler Tek Tanrılı Çok Tanrılı İnanışlar 279 izlenme - 3 yıl önce M.Ö 5000 Dinler Tarihi İlahi ve Batıl Dİnler Tek Tanrılı Çok Tanrılı İnanışlar
Ders: 599-661 Hz. Ali Dördüncü Halife - Hayatı İle İlgili Belgesel 10:43
Ders: 599-661 Hz. Ali Dördüncü Halife - Hayatı İle İlgili Belgesel 389 izlenme - 3 yıl önce Ali bin Ebu Talib (Arapça: , 599 - 661[2]), İslam Devleti'ni 656-661 yılları arasında yönetmiş, 4. İslam halifesidir. İslam dininin peygamberi Muhammed'in yanında büyümüştür. Aynı zamanda Muhammed'in amcasının oğlu ve damadıdır. Ehl-i Beyt'ten kabul edilir. Ali, İslam dininin Alevilik mezhebinde tarihsel kişiliği yanında, kendisine mitolojik özellikler de atfedilerek yüceltilen bir kişidir.[3] Konu başlıkları [gizle] 1 Doğumu ve isim verilmesi 1.1 Annesi, babası 1.2 Çocukluğu 2 Gençlik yılları ve Müslüman oluşu 2.1 Hicret - Medine dönemi 2.2 İfk olayındaki tutumu 3 Evlilikleri ve çocukları 4 Kişisel özellikleri 4.1 İlmi 4.2 Hakkında söylenen hadisler 4.3 Savaşçılığı 4.3.1 Bedir savaşında 4.3.2 Hendek savaşında 4.3.3 Hayber savaşında 5 Muhammed'in ölümü, halifelik ve miras sorunları 6 Halifelik dönemi 6.1 Cemel Savaşı 6.2 Sıffin Savaşı 6.3 Nehrevan Savaşı 7 Alinin ölümü 8 Ayrıca bakınız 9 Kaynakça 10 Dipnotlar Doğumu ve isim verilmesi[değiştir] Muhammed (sağ) ve Ali (sol) ismi tek bir kelimede yazılmış. Ali Allah'ın Arslanı - (Esedullah) Rashidun Caliph Genel Bilgi[göster] Aile[göster] Hükümdarlık[göster] Görüşler[göster] Hayatı[göster] Miras[göster] Yaklaşımlar[göster] İlişkili Maddeler[göster] g t d Mekke'de, 30. Fil Yılı'nın 13. ya da Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kabe’nin içinde dünyaya geldi (M.S. 599). Annesi Fatıma Ali'yi doğurmak üzere iken Kâbe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır.[4] Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma'nın kucağında bir erkek çocuğu vardır. Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Muhammed herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve Ebu Talib'in evine kadar kucağında taşır (o sıralarda Muhammed eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte amcasının evinde kalmaktadır[5] ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır [6]). Ali'nin ismini kimin verdiği konusunda iki farklı görüş vardır; birincisi Ebu Talib'e bu ismin ilham olduğu[7], daha çok kabul gören ikincisi ise bebeğe bu ismi Muhammed'in verdiğidir.[8] Annesi, babası[değiştir] Ana madde: Fatıma bint Esed Ana madde: Ebu Talib bin Abdülmuttalib Ali'nin annesi, Muhammed'in dedesi olan Abdülmuttalib'in (Şeybe bin Haşim) kardeşi olan Esed bin Haşim'in kızıdır. Abdülmuttalib öldüğünde, Muhammed'e annelik eden onu koruyup kollayan ve İslam Peygamberi'nin ilk eşi Hatice bint Hüveylid'in ardından Müslüman olan ikinci kadındır. Ali'nin babası, Kureyş'in liderliğini babası Abdülmuttalib'den (Şeybe bin Haşim) devralan Ebu Talib idi. Ebu Talib, dedesinin ölümü sonrası kimsesiz kalan Muhammed'i himayesine aldı ve ölümüne dek (43 yıl boyunca) himayesini sürdürdü. Muhammed peygamberliğini ilan ettiğinde ise Kureyş, Ebu Talib'in ölümüne değin, kendisinden çekinmiş ve Muhammed'e zarar vermeye cesaret edememişlerdir.[9] Çocukluğu[değiştir] Ali'nin çocukluk dönemi, İslâm peygamberinin çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Fatıma bint Esed'e de anne diyorlardı. Bu ortamın, onun yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur. Ali’nin çocukluğunda bir kuraklık Mekke'yi sarmıştı. Muhammed, amcasının birer çocuğunu kendi yanlarına alarak onun ekonomik sıkıntısını hafifletmek istediğini bir diğer amcası Abbas'a bildirdi. Abbas Cafer'i, Muhammed'se Ali'yi büyütmek üzere yanlarına aldılar.[10] Ali, hutbelerinin, sözlerinin ve emirlerinin toplandığı kitabı olan Nechül Belağa'da o günleri şöyle anlatır: "Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi." [11] Yine dönemin bir başka kaydına göre, Muhammed, Ali'yi omzuna alır Mekke'nin dağlarında, vadilerinde ve sokaklarında dolaştırırmış.[12] Gençlik yılları ve Müslüman oluşu[değiştir] Şii ve Alevi inançlarına göre Ali, Müslümanlar arasında ilk iman getiren, 'Kâbe'de dünyaya gelen tek insan'dır. Sünni inancına göre ise, Muhammed'in eşi Hatice'den sonra iman etmiş olup, ikinci müslümandır. Hicret - Medine dönemi[değiştir] Mekke'lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok tefsircinin görüşüne göre Allah bu fedakârlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir: "İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar." (Bakara/207) Muhammed bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine'ye doğru yola koyulabilmiştir. İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, Muhammed'e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Muhammed'in kızı Fatma'yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine'ye doğru hareket etmiştir. Ali Medine'de devamlı Muhammed ile birlikteydi. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Muhammed Ali'yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma'yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi. İfk olayındaki tutumu[değiştir] Ana madde: İfk Olayı İfk Olayı, Aişe'nin 15 yaşında iken, bir sefer dönüşü esnasında kocası Muhammed'i genç bir Müslüman askerle aldattığı iddiasıdır. İddianın Müslümanlar arasında yayıldığında aldığı tutum nedeniyle Aişe'nin Ali'ye darıldığı, bu nedenle Ali'nin hilafetini desteklemediği düşünülür.[13] Evlilikleri ve çocukları[değiştir] Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı'nda hayatını kaybetmiştir.[14] Ali'nin ilk eşi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Muhsin. Muhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, vefat etmiştir. Ali Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü'l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abdullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş­tur. Temim Kabilesin­den Leyla bint-i Mes'ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş­tur: Abdullah ve Ebû Bekir. Has'amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir. İslam peygamberinin damadı Ebû'1-As b. Rebi'nin kızı Ümâme de, Ali'nin hanımlarından birisidir. Muhammedu'l-Evsat da (Hilal ibn Ali) bu hanım­dan olmuştur. Havlet bint Câ'fer isimli eşinden "İbn-i Hânifîyye" diye de bilinen Muhammed bin el-Hânifîyye isimli oğlu dünyaya gelmiştir. Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said. Ali'nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur. Kişisel özellikleri[değiştir] Muhammed, Medine'ye Hicret'i emrettiğinde, Ali'yi Mekke'lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak müşrikleri atlatması için Mekke'de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya layık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammed komutasındaki İslam Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. Üçüncü halife Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslam Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (İlk Fitne) patlak verdi. Kûfe'de bir mescitte ibadet ederken Hariciler'den Abdurrahman İbn-i Mülcem tarafından hançerli saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü.[15] Kûfe yakınlarında toprağa verildi.[15] İlk dönem İslam kaynaklarının birçoğunda, Ali Kâbe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir.[16] Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan[15] Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir, bununla birlikte Ali, Muhammed'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslamiyet'e davet etmeye başl
DERS M.Ö 15 HZ. iSA HZ. MERYEM Hristiyanlık Dini İsevilik Nasranilik Hristiyan Mesih Kutsanmış 01:43:55
DERS M.Ö 15 HZ. iSA HZ. MERYEM Hristiyanlık Dini İsevilik Nasranilik Hristiyan Mesih Kutsanmış 764 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET BİLGİ PAYLAŞTIKCA BÜYÜR Aykut İlter Aykut Öğretmen İsa (Aramice: , Arapça: Yesua', İbranice: yeshu', Yunanca Isos) (MÖ 8-1 - MS 24-36), Hıristiyanlıktaki temel figür,[2] İslam dinine göre kendisine İncil isimli ilahi kitab'ın indirildiği bir peygamberdir ve mesihtir. Konu başlıkları [gizle] 1 Etimoloji 2 Yaşamı ve soyu 3 Mûsevîlik'te İsa 4 Hıristiyanlık'ta İsa 5 İslam'da İsa 5.1 Çarmıha gerilmesi ve mesihliği 5.2 Muhammed'in gelişini bildirmesi 6 Ayrıca bakınız 7 Notlar 8 İlgili filmler 9 Kaynakça 10 Dipnotlar Etimoloji[değiştir] Ayrıca bakınız: Mesih Türkçede kullanılan İsa adı Arapça olup Kur'an kökenlidir (). Anadolu'da sözcüğün "Ese" ve "Esi" biçiminde kullanıldığı da görülür. Batılı dillerde kullanılan Christ, Christus, Cristo vb. isimleri, İbranice 'kutsal yağ ile ovulmuş, kutsanmış' anlamına gelen Mesih (Arapça: ) kelimesinin Yunanca karşılığı olan Hristos () kelimesinden türemiştir.[3] Hıristiyan kaynaklarında ve yer yer Kur'an'da ismi İsa Mesih olarak geçer.[4][5][6][7] Yaşamı ve soyu[değiştir] Bazı araştırmacılara göre İsa, Roma İmparatoru Augustus zamanında, o dönemde Roma İmparatorluğu'na bağlı olan Beytüllahim'de M.Ö.4'te dünyaya gelmiştir. Kendisinin, soyunun ve müritlerinin ilkel Arapça'nın Suriyede konuşulan bir lehçesi olan Aramice ve Yunanca konuştuğu, bunun yanında İbranice'yi de anladığı ifade edilir.[8] Bazı kaynaklara göre Beytüllahim yer adı değil, İsa'nın doğumu sırasında gökyüzünde görülen çok parlak yıldız gibi bir nesnedir. Bu iddiaya göre Beytüllahim tabiri İsa'nın nerede değil, ne zaman doğduğunu göstermektedir. Doğum ve ölüm tarihleri ile ilgili olarak kimi tarihçiler ve araştırmacılar farklı görüşler belirtirler. Memleketine atfen[Not 1] ve Nasıralı İsa olarak bilinir. Yahudi toplumu içinde doğup büyüyen İsa'nın yaşadığı dönemde Yahudilerin geleneksel olarak babalarının ismiyle anılması sebebi ile İsa yaşamı süresince Yusuf'un oğlu İsa olarak bilinmiştir.[9] İsa ve annesi Meryem tasviri Kitab-ı Mukaddes konusunda araştırma yapan Hırıstiyan tarihçi ve teorisyenlerin çoğu, İsa'nın Celileli bir öğretmen ve marangoz olduğu, şifa dağıttığı, Yahya peygamber tarafından vaftiz edildiği, "halkı isyana teşvik etmek" suçuyla, Yahudi din adamlarının tariklerine kanan Roma İmparatorluğu'nun Yahudiye eyaletinin valisi Pontius Pilatus'un emri ile Kudüs'te çarmıha gerildiği konusunda hemfikirdir. Buna rağmen bazı tarihçi ve araştırmacılar, İsa'nın gerçek bir şahsiyet olduğu konusunda şüphecidirler. Adının İncil kaynaklı dini metinlerde sıkça geçmesine rağmen tarihi belgelerde kendisinden bahsedilmemesi, kendisi hakkındaki bazı anlatıların daha önceki efsanelerde de aynen yer alması gibi sebeplerle O'nun mitolojik bir karakter olabileceğini düşünmektedirler. Teolojide kullanılan, İsa'nın yaşamına dair ana kaynaklar Yeni Ahit'teki dört kanonik İncil'dir. (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) Genel kabule göre bunlar İsanın ölümünden 60-70 yıl sonra, I. yüzyılda yazılmışlardır. İbrahim'in oğlu İshak'ın soyundan geldiğine inanılır. Tanrı tarafından babasız doğduğuna inanıldığı için soyu üvey babası Yusuf'a göre tayin edilir. Dini anlatılara göre annesi Meryem, Levioğulları soyundan geliyordu. Yeni Ahit, Meryem'in kocası ve İsa'nın kanuni babası olarak andığı marangoz Yusuf'un Davud'a kadar çıkan soyağacını verir. Hristiyanlıkta, Eski Ahit'te yer yer İsa'nın ima edildiği düşünülen (beklenen Mesih) inanışı vardır. Mûsevîlik'te İsa[değiştir] İsa musevi toplumunda doğup büyüyen bir kişi olmakla beraber, museviler tarafından kabul görmez ve sahte peygamber kabul edilir. Bununla beraber modern Yahudilerin bir kısmı İsa'nın aziz olabileceğini ancak kesinlikle bekledikleri kurtarıcı (mesih) olmadığını düşünürler. Hıristiyanlık'ta İsa[değiştir] Ana madde: Hıristiyanlık'ta İsa Atina'daki Defne Kilisesi'nin kubbesindeki İsa mozaiği (1090-1100) Hıristiyan inancında İsa tanrının oğlu ve bizzat tanrının kendisidir. Baba (Tanrı) ile insanlar arasında aracı, Beklenen mesih, kurtarıcı, rab, tanrı ile aynı "öz" den olan, güçlü tanrı, tek insan, dünyanın tek kralı, Kutsal Üçlü Birlik'teki kişilerden "oğul"dur. Hıristiyan kaynakları onu "İsa Mesih" olarak anarlar. İsa'nın tanrısal ve insani özellikleri farklı mezheplerce farklı yorumlanır. Hıristiyanlığın Monofizit görüşüne göre insani tabiatı ile tanrısal tabiatı, Tanrısal özü altında erimiş ve ayrılmaz, bölünmez tek bir tabiat meydana gelmiştir. Çarmıhta, İsa'nın insani tabiatı gibi ilahi tabiatı da acı çekmiştir. Meryem Theotokosdur, yani Tanrı anasıdır. Diofizit görüşe göre ise insani ve tanrısal olmak üzere birbirinden bağımsız iki tabiatı vardır. Çarmıha gerildiğinde ilahi tabiatı bedeninden ayrılmış, sadece insani tabiat acı çekmiştir. Meryem, insan olan İsa'nın annesidir dolayısıyla da ona Theotokos yani Tanrı anası denemez. Ortodoks, Katolik ve Protestanlara göre İnsânî ve Tanrısal iki tabiatı olup bunlar asla birleşmezler, karışmazlar ve ayrılmazlar. İslam'da İsa[değiştir] Kur'an'da İsa'dan, İsa'nın annesi ve Harunun kız kardeşi olarak Meryem'den, Meryem'in annesinden, Meryem'in babası olarak İmran'dan bahsedilir.(bkn. Meryem ve Miryam konuları) İslam da İsa'ya saygı duyulan bir peygamberdir. Kur'an'da İsa'nın Allah'ın emri ile mucize olarak biyolojik bir babası olmadan doğduğu belirtilir. "Allah nezdinde İsa'nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi. Kur'anda Meryem'in annesinin Meryem'i doğurması anlatılır. İsa'nın daha beşikte iken konuştuğu ve babasının olmadığı, İsa'nın yaratılmasının Adem'in yaratılması gibi yoktan olduğu, onu asanlara asılmış gibi gösterildiği, kendisinin Allah katına yükseltildiği yazılır.[10] İslam'a göre İsa Ulu'l azm olarak ifade dilen beş büyük peygamberden birisidir. Ayrıca müslümanlar İncil'in İsa'ya vahiy yoluyla indirilen ilahi bir kitap olduğuna inanırlar. İslamiyet, İsa'nın Tanrı veya Tanrı'nın oğlu olduğunu kabul etmez, bu tür bir fikre şiddetle karşı çıkar. Kur'an'da bu durum şöyle açıklanır: "Şüphesiz, 'Allah Meryem oğlu Mesîh'dir' diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır…." (Mâide Sûresi, 17) "De ki: Allah ahad'tir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur." (İhlas Suresi) Hıristiyan inancına benzer şekilde İslam'da da onun Allah'ın izniyle çeşitli mucizeler göstermiş olduğuna inanılır: "…Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik. Ve O'nu, Kutsal Ruh ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. Peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz. "Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa Mesîh'tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın kendisine yakın kıldıklarındandır. Çarmıha gerilmesi ve mesihliği[değiştir] İslam'da İsa'nın tarihsel kişiliği Hıristiyanlık ile benzerlik gösterse de çarmıha gerilmekten mucizevî bir şekilde kurtulduğu kabul edilir. Ve Allah'ın elçisi "Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük," demelerinden ötürü… Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar; fakat öyle yaptıklarını sandılar. Onların bu konuda bir bilgisi yok; sadece zanna uyuyorlar. Kesin olarak onu öldürmediler. (Kur'an 4:157) Bu sebeple İsa'nın çarmıhta ölüp ölmediği, göğe yükselişin bir mecaz mı, yoksa gerçek mi olduğu, ahir zamanda kurtarıcı mesih olarak dönüşü konusu islam din bilginlerince tartışılagelen bir konu olmuştur. Mesih kavramının İbranice'den gelmesi ve diğer İbrahimi dinlerde de yer alması nedeniyle, peygamberin ölümünden sonraki yıllarda bu kavram sık sık israiliyyata etkisinde gelişmiş İslamın sözel kültürü olan hadislere konu olmuştur. Mesih kavramı Kur'an'da kimi yerlerde İsa Mesih şeklinde kullanılır, ancak beklenen kurtarıcı anlamında kullanılmaz. Bazı hadis kaynaklarına ve islam yorumlarına göre O yükseltildiği gök yüzünden Kıyamet kopmadan önce gelecek (beklenen Mesih) ve mehdi ile birlikte İslamı hakim kılacak, deccalı öldürecektir. Muhammed'in gelişini bildirmesi[değiştir] Kur'an'da İsa'nın Muhammed'in geleceğini bildirdiği ifade edilir:[11]"Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: 'Ey İsrailoğulları! Be
Ders: 580-656 Hz. Osman İbn Affân 3. İslam Halifesi Şiada Halifeliği Kabul Edilmeyen Sahabe 36:53
Ders: 580-656 Hz. Osman İbn Affân 3. İslam Halifesi Şiada Halifeliği Kabul Edilmeyen Sahabe 470 izlenme - 3 yıl önce DERS 580 656 Hz. Osman ibn Affân 3. İslam Halifesi Şiada Halifeliği Kabul Edilmeyen Sahabe ders,tarih,islam,din,dinler tarihi,hazreti,osman,osman peygamber,peygamber,halife,sahabe Osman bin Affân veya Osman ibn Affân, (Arapça: ) (d. 580 - ö. 17 Temmuz 656) Dört Büyük Halife'den üçüncüsü olan sahabi ayrıca cennetle müjdelelen on sahabeden biridir. 644 yılından 656'daki öldürülmesine kadar, 12 yıl boyunca, halifelik yapmıştır; Dört Büyük Halife'den en uzun süre halifelik yapan odur.[1] Şiâ'da halifeliği kabul edilmeyen sahabedendir; zîrâ Şiî inancına göre hüküm sürmesi gereken ilk halife Ali'dir. Ümeyyeoğullarından olan Osman'ın künyesi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Rukiyye'den olan oğluna nispetle Ebû Abdullahtır. Bunun dışında Ebu Leyla olarak anıldığı da olurdu.[2] Aynı zamanda İslam peygamberi Muhammed'in de damadı olmuştur. Muhammed'in önce Rukiyye isimli kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Rukiyye'nin vefat etmesiyle Muhammed'in bir başka kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir. Ümmü Gülsüm de kendisinden önce vefat etmiştir. Peygamberin iki kez damadı olması, iki kızıyla evlenmiş olması hasebiyle Zi'n-Nureyn yani "iki nur sahibi" olarak da anılır. Ebu Bekir'in yakın arkadaşlarından olan Osman İslam'a inanan ilk kişilerdendir. Bedir dışındaki savaşlara katıldı. 644'de halife oldu. Sebe taraftarları evini kuşattı; oruçluyken, Kuran okurken öldürüldü (656). Cenazesini Zübeyr kaldırdı, Bâkî mezarlığına gömüldü. Osman zengindi, vahiy kâtibiydi. Kuran'ı çoğaltmıştır. Lâkabı Nâşîr-ûl Kuran'dı. 146 hadis rivâyet etmiştir. Konu başlıkları [gizle] 1 Müslüman Olmadan Önceki Yaşamı 2 Müslüman Oluşu ve Halife Olmadan Önceki Yaşamı 2.1 İslam’a Geçişi 2.2 Habeşistan’a Hicret 2.3 Medine’ye Hicret 2.4 Medine’deki Hayatı 3 Halifeliği 3.1 İlk altı yıl 3.2 İkinci Altı Yıl 3.2.1 Ali Taraftarlarının Osman'dan Hoşnut Olmayışının Sebepleri 3.2.2 Mervan'ın Mektubu 3.2.3 Osman'ın Öldürülmesi 3.2.4 Ali'nin Halife Oluşu 4 Ayrıca bakınız 5 Kaynakça 6 Dış bağlantılar Müslüman Olmadan Önceki Yaşamı[değiştir] Osman Ta’if’te doğdu, sıcak yaz aylarında Mekkeli zenginler havası daha serin olan Taif’e giderdi. Osman’ın aileside tahminen bu sıcak yaz aylarında Taif’e gelmişti. Osman Muhammed’den yedi yıl sonra doğmuştur. Kureyş’in zengin Ümeyyeoğulları ailesindendi. Osman’ın babası Affan genç yaşta ticaret seferinde öldü. Osman babasından kalan mirasla aynı işi yapmaya devam etti ve Kureyş’in en zenginlerinden biri oldu.[3] Müslüman Oluşu ve Halife Olmadan Önceki Yaşamı[değiştir] İslam’a Geçişi[değiştir] Osman İslam’ı kabul edişiyle birlikte tüm zenginliğini hayır işlerine harcadı. Suriye’den bir ticaret seferinden dönüyordu. Muhammed ona İslam’ı ve amacını açıkladıktan sonra arkadaşı Ebu Bekir ile yaptığı kısa bir konuşma sonrası Müslüman oldu. Osman; Ali bin Ebu Talib, Zeyd bin Harise ve Ebu Bekir’den sonra Müslüman olan dördüncü erkekti. Osman’ın Müslüman oluşu ailesi Ümeyyeoğulları tarafından olumsuz bir şekilde karşılandı.[4] Osman’ın bu kararını teyzesi Ümmü Gülsüm ve üvey kız kardeşi destekledi. Osman daha sonra Muhammed’in kızı Rukiyye ile evlendi. Habeşistan’a Hicret[değiştir] Osman ve eşi Rukiyye 615 yılında Habeşistan’a yapılan hicrete katıldılar. Osman ticari zekâsı ve çalışkanlığını Habeşistan’da da devam ettirdi. İki yıl sonra Kureyş'in İslam'ı kabul ettiği haberleri Habeşistan'daki Müslümanlar arasında yayıldı, bunun üzerine Osman ve Rukiyye Mekke'ye geri döndü. Fakat Mekke’ye geldiklerinde haberin asılsız olduğu ortaya çıktı, bazı Müslümanlar Habeşistan’a geri dönerken Osman kalma kararı verdi ve tüm işlerini geride bırakarak ticari faaliyetlerine sıfırdan başladı.[5] Medine’ye Hicret[değiştir] 622 yılında eşi Rukiyye ile birlikte Medine’ye göç etti. Medine’ye ulaşıldıktan sonra muhacirler ensarın (Medineliler) evlerine konuk oldular. Osman’da Neccaroğulları kabilesinden Ebu Talha bin Tabit’in yanında kaldı. Kısa süre sonra kendi evini aldı. Osman, Medine’de kaldığı süre boyunca Ensar’dan ekonomik yardım almadı tüm malını Mekke’den getirdi. Medine halkı çiftçilik yapıyordu ticari faaliyetler fazla değildi. Tüccarlık daha çok Yahudilerin elindeydi. Osman bu durumu avantaja çevirdi ve Medine’de Müslümanların yararlanabileceği ticaret ağı kurdu ekonomik olarak Müslümanların refahını arttırdı. Medine’deki Hayatı[değiştir] 624 yılında Medine’den dönen Kureyş kervanlarına bazı Müslümanlar saldırdı ve zapt etti. Osman’ın eşi Rukiyye sıtma ve çiçek hastalığından dolayı yatmaktaydı ve Osman onun yanında kalarak Bedir Savaşı’na katılmadı. Bedir Savaşı başladığı sıralarda Rukiyye öldü ve defnedildi. Bedir’den dönen Muhammed kızının cenazesine yetişemediği için üzüldü. Uhud Savaşı’ndan sonra Osman Muhammed’in diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendi. Bu evlilik ile beraber Muhammed’in iki kızı ile evlendiği için “zinnureyn” (iki kez nurlanmış) lâkabı verildi. Hendek Savaşında Medine’yi korumakla görevleydi muharebe sonrası Yahudi Kaynukaoğulları ile çıkan sorunu Osman tüm köleleri satın alarak çözdü ve hepsini azad etti. Bunun üzerine birçoğu İslam’ı kabul etti. Osman, Muhammed'in Veda Haccı sırasında onun yanında yer almıştır.[2] Muhammed'in vefatından sonra halife seçilen Ebu Bekir'e bey'at etmiştir. Ridde Savaşları sırasında Ebu Bekir'in danışmanı olarak Medine'de kalmıştır. Daha sonra Ebu Bekir'in Ömer'i bir sonraki halife olarak tayin eden belgesini kaleme alan da Osman'dır. Ömer'in hilafeti sırasında Ömer'e danışmanlık yapmış ve Medine'de kalmıştır.[6] Halifeliği[değiştir] Ömer kendisinden sonra aralarından bir sonraki halifenin seçileceği bir şura kurulmasını talep etmiştir. Ömer'den sonra kimin halife olacağı tartışmaları sırasında arabulucu Abdurrahman bin Avf'ın, başkalarının görüşlerini de alarak kendisini seçmesiyle halife olmuş, kendisiyle birlikte halifeliğe düşünülen Ali de kendisine bey'at etmiştir.[2] İlk altı yıl[değiştir] Osman’ın halife seçilmesine Muâviye’nin babası Ebu Süfyan, çok sevinmişti. Haşimoğulları ilk iki halifeye sürdürdükleri yumuşak tutumu halifeliğinin ilk 6 yılında Osman’a karşı da gösterdiler. Bu dönemde yapılan fetih hareketlerine katıldılar. Ebubekir zamanında oluşturulan Kur’an mushafının çoğaltılması ve bu nüsha dışındaki diğer nüshaların imha edilmesi konusunda Ali, Osman’ı destekledi.[7] Halife olduğu dönemde İslam devletinin sınırları genişlemiş ve ilk İslam donanması kurulmuş, birçok ekonomik reform gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ilk İslamî paralar da onun zamanında basılmıştır; bunlar üzerine Bismillah lâfzı basılmış İran dirhemleri idi. İlk İslam devleti dirhemi daha sonraları Emevîler döneminde basılmıştır. Ayrıca Kâbe ve Mescid-i Nebevi de onun zamanında genişletilmiştir. Osman bin Affan'ın halifeliğinin ilk altı ylında İran'ın fethi tamamlandı, Trablusgarp ve Tunus feth edildi. Kafkaslar'a giren İslam orduları Hazarlara yenilerek Kafkasların güneyine çekilmiştir. Şam'da ilk kez donanma kurulmuş, Kıbrıs bu donanmanın seferleri sonucunda vergiye bağlanmış, Rodos fethedilmiştir. Ayrıca Osman döneminde yapılan en büyük hizmetlerden biri Ebubekir döneminde toplanarak kitap haline getirilen Kur'an mus'haflarının çoğaltılarak önemli merkezlere gönderilmesidir. İkinci Altı Yıl[değiştir] Ama Osman'ın halifeliğinin ikinci altı yılı, ilk altı yılı kadar başarılı geçmedi. Müslümanlar arasındaki ilk ayrılıkların başlaması, Osman'ın ikinci altı yıllık halifeliğinde izlediği politikalar sebebiyle gerçekleşti. Ali Taraftarlarının Osman'dan Hoşnut Olmayışının Sebepleri[değiştir] Osman’ın halifeliğinin ikinci 6 yılında takip ettiği siyaset, valiliklere akrabalarını tayin ettiği ve onlara aşırı düşkün olduğu iddiaları, Ali taraftarlarının halifeye karşı tavır takınmasına sebep oldu. Bu dönemde Ali ile Osman arasında görüş ayrılıkları yaşandı. 656 yılında Mısır, Basra ve Kufe’den gelen ve Osman'ın halifeliğini kabul etmeyen isyancılar, Medine yakınında “Zi-Huşub” mevkiinde toplandılar. Şehre girip girmeme konusunda Medinelilerin fikrini almak üzere elçi gönderdiler. Medineliler isyancıların şehre girişine taraftardılar ancak Ali isyancıların şehre gelmemelerini söyledi. Mervan'ın Mektubu[değiştir] Osman, isyancılara arabulucu olarak Ali’yi gönderdi. Durumun düzeltileceğini ve fesadın
Saadettin Merdin - Eski Mısır Dinleri ve Günümüzdeki Yansımaları 05:28
Saadettin Merdin - Eski Mısır Dinleri ve Günümüzdeki Yansımaları 176 izlenme - 2 yıl önce Saadettin Merdin - Eski Mısır Dinleri ve Günümüzdeki Yansımaları
Ders M.Ö 2000 Şamanizm Nedir Eski Türk Dini Kült Şaman Tengri 14:39
Ders M.Ö 2000 Şamanizm Nedir Eski Türk Dini Kült Şaman Tengri 242 izlenme - 3 yıl önce Ders M.Ö 2000 Şamanizm Nedir Eski Türk Dini Kült Şaman Tengri
Dinler Tarihi Uzmanından Çarpıcı Yorum: Cemaat Vatikan'a Angaje Oldu 12:06
Dinler Tarihi Uzmanından Çarpıcı Yorum: Cemaat Vatikan'a Angaje Oldu 189 izlenme - 3 yıl önce Dinler Tarihi Uzmanından Çarpıcı Yorum: Cemaat Vatikan'a Angaje Oldu
Ders: 581-644 Hz. Ömer - Ömer Bin Hattab - Ebubekirden Sonraki İslam Başkanı 36:47
Ders: 581-644 Hz. Ömer - Ömer Bin Hattab - Ebubekirden Sonraki İslam Başkanı 361 izlenme - 3 yıl önce Ömer bin Hattab, (581-644) (Arapça: ) İslam Devleti'nin Ebu Bekir'den sonraki hükümdarı (634-644). Sünni inancına göre dört Raşit Halife'nin (Hulefa-i Raşidin) ikincisidir. Şiâ halifeliğini tanımaz. Sahabe ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Zaman zaman Sünni Müslümanlar Ömer bin Hattab'ı "Ömer-el Faruk" ( ) diye anarlar. DERS 581 644 Hz Ömer Ömer Bin Hattab Ebubekirden sonraki İslam Başkanı Adaletle Anılır Konu başlıkları [gizle] 1 İlk yılları 2 Müslüman oluşu 3 Halife oluşu 4 Halifelik dönemi (634-644) 5 Öldürülmesi 6 Kaynaklar İlk yılları[değiştir] Ömer, Mekke'de Beni Adi kabilesinde doğdu. Babası Hattab bin Hufeyl, annesi Fatıma bin Haşam Beni Mahzum kabilesindendi. Ailesi orta sınıfa mensuptu. Babası tüccardı ve kabilesinde zekâsıyla meşhurdu, çok tanrıcıydı (putperest idi). Ömer çocukluğun itibaren deve çobanlığı yapmaya başladı. Ömer: "Babam çok acımasızdı. Develeri güderken dinlenmek için işi bıraktığımda beni döverdi." demiştir.[1] Ömer küçük yaşta okuma yazma öğrendi. İslam öncesi dönemde okur yazarlık nadiren vardı. Arap edebiyatı ve şiirle ilgilendi. Ömer ergenlik döneminde ata binme, dövüş sporları ve güreş öğrendi. Uzun boyu ve fiziksel üstünlüğü ile iyi bir güreşçiydi.[2] Ayrıca iyi bir hatip olduğundan babasının yanında kabileler arası anlaşmazlıklarda hakemlik yaptı. Tüccarlık yaparken Roma ve Pers şehirlerine gitti ve buradaki düşünürlerle tanışma imkanı bulmuş oldu. Müslüman oluşu[değiştir] Ömer bin Hattab'ın Arapça yazılışı Ömer Mekke müşriklerince Muhammed'i öldürmek üzere görevlendirilmiş, yolda bu niyetini anlayan bir sahabe tarafından, hedef saptırmak amacıyla, gizli bir Müslüman olan kız kardeşinin evine yönlendirilmiş, önce gidip onunla ilgilenmesi söylenmiştir. Kız kardeşinin evine geldiğinde evden gelen Kur'an sesini işiten Ömer "Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir..." diye başlayan Kur'an ayetlerinden (Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetleri) etkilenerek Müslüman olmuştur. Halife oluşu[değiştir] Ebubekir'in yaklaşık iki yıllık süren halifeliği hastalanıp vefat etmesiyle son bulmuştur. Son günlerinde yerine imam olarak Ömer'i atamış daha sonra çeşitli istişareler sonrası kendisinden sonra Ömer'i halife tayin eden ahitnameyi Osman'a yazdırmıştır. Halifelik dönemi (634-644)[değiştir] Ömer bin Hattab döneminde Bizans ile yapılan Yarmuk, Halep, Ecnadin, Demirköprü, Dathin, Firaz ve Qarteen muharebeleri ile Mısır, Suriye, Lübnan ve Filistin; Sasaniler ile yapılan Köprü, Nihavend, Kadisiye muharebeleri ile de Irak'ın tamamı ve İran'ın büyük bir kısmı feth edildi. Öldürülmesi[değiştir] 1 Kasım 644'te, kendisinden alınan verginin azaltılmasını isteyen, ancak talebi kabul edilmeyen Ebû Lü'lüe tarafından Medine'de sabah namazında hançerle saldırıya uğradı. Saldırgan intihar ederken Ömer bin Hattab 3 gün sonra vefat etti.[3] ders,tarih,din,tarihi,hz,ömer,bin,hattab,islam başkanı,halife,adalet,peygamber,peygamber soyundan Hz. ÖMER B. HATTAB (r.a) Ikinci Rasid Halife. Islâmi yeryüzüne yerlestirip, hakim kilmak için Resulullah (s.a.s)'in verdigi tevhidî mücadelede ona en yakin olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayindan on üç sene sonra Mekke'de dogmustur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savasindan dört yil sonra dünyaya gelmistir (Ibnül-Esîr, Üsdül-gâbe, Kahire 1970, IV,146). Babasi, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka'b'da Resulullah (s.a.s) ile birlesmektedir. Kureys'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardesi veya amcasinin kizi olan Hanteme'dir (bk. a.g.e., 145). Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)'in müslüman olmadan önceki hayati hakkinda fazlaca bir sey söylemezler. Ancak küçüklügünde, babasina ait sürülere çobanlik ettigi, sonra da ticarete basladigi bilinmektedir. O, Suriye taraflarina giden ticaret kervanlarina istirak etmekteydi (H. ibrahim Hasan, Tarihul-Islâm, Misir 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke esrafi arasinda yer almakta olup, Mekke sehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savas çikmasi durumunda karsi tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüsünde onun verdigi bilgi ve görüslere göre hareket edilirdi. Ayrica kabileler arasinda çikan anlasmazliklarin çözümünde etkin rol alir ve verdigi kararlar baglayicilik vasfi tasirdi (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-gâbe, IV, 146). Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olup, Islâma karsi asiri tepki gösterenlerin arasinda yer almaktaydi. Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapindiklari putlara hakaret ederek insanlari onlardan yüz çevirmege çagiran Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye karar vermisti. Kilicini kusanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmis, ancak olayin gelisim sekli onun müslümanlarin arasina katilmasi sonucunu dogurmustu. Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (r.a)'in müslüman olusu söyle gerçeklesmisti: Ömer, Resulullah (s.a.s)'i öldürmek için onun bulundugu yere dogru giderken, yolda Nuaym b. Abdullah ile karsilasti. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittigini sordugunda o, Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye gittigini söylemisti. Nuaym, Ömer'in ne yapmak istedigini ögrenince ona, kizkardesi ve enistesinin yeni dine girmis oldugunu söyledi ve önce kendi ailesi ile ugrasmasi gerektigini bildirdi. Bunu ögrenen Ömer (r.a), öfkeyle enistesinin evine yöneldi. Kapiya geldiginde içerde Kur'an okunmaktaydi. Kapiyi çalinca, içerdekiler okumayi kesip, Kur'an sayfalarini sakladilar. içeri giren Ömer (r.a), enistesini dövmeye baslamis, araya giren kizkardesinin aldigi darbeden dolayi burnu kanamisti. Kizkardesinin ona, ne yaparsa yapsin dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararliligini bildirmesi üzerine, ona karsi merhamet duygulari kabarmaya baslamis ve okuduklari seyleri görmek istedigini söylemisti. Kendisine verilen sahifelerden Kur'an ayetlerini okuyan Ömer (r.a), hemen orada imân etti ve Resulullah (s.a.s)'in nerede oldugunu sordu. O siralarda müslümanlar, Safa tepesinin yaninda bulunan Erkam (r.a)'in evinde gizlice toplanip ibadet ediyorlardi. Resulullah (s.a.s)'in Daru'l-Erkam'da oldugunu ögrenen Ömer (r.a), dogruca oraya gitti. Kapiyi çaldiginda gelenin Ömer oldugunu ögrenen sahabiler endiselenmeye basladilar. Zira Ömer silahlarini kusanmis oldugu halde kapinin önünde duruyordu. Hz. Hamza: "Bu Ömer'dir. iyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eger kötü bir düsüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydir" diyerek kapiyi açtirdi. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)'in iki yakasini tutarak; "Müslüman ol ya Ibn Hattab! Allahim ona hidayet ver!" dediginde, Ömer (r.a), hemen Kelime-i sehadet getirerek imân ettigini açikladi (Ibn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, II, 268-269; Üsdül-gâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd.). Rivayetlere göre Ömer (r.a)'in müslüman olusu, Resulullah (s.a.s)'in yapmis oldugu; Allahim! Islâmi Ömer b. el-Hattab veya Amr b. Hisam (Ebû Cehil) ile yücelt" seklinde bir duanin sonucu olarak gerçeklesmisti (Ibnul-Hacer el-Askalânî, el-isâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Bagdat t.y., II, 518; Ibn Sa'd, ayni yer; Suyûtî, a.g.e., 125). Ömer (r.a), risaletin altinci yilinda müslüman olmustur. O, iman edenlerin arasina katildigi zaman müslümanlarin sayisi yetmis seksen kisi kadardi (Ibn Sa'd, ayni yer). Mekkeli müsriklerin, gösterdigi zorbaca tepkiden dolayi müslümanlar, Beytullah'a gidip namaz kilamiyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardi. Ömer (r.a) müslüman olunca dogruca Beytullah'in yanina gitti ve müslüman oldugunu haykirdi. Orada bulunanlar siddetli tepki gösterdi. Ancak o, müsriklere karsi savasini sürdürerek onlarin, müslümanlara gösterdigi muhalefeti kirdi ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah'ta namaza durdu. Onun bu sekilde saflarina katilmasi müslümanlara büyük bir moral destegi saglamisti. Abdullah Ibn Mes'ud'un; "Ömer'in müslüman olusu bir fetihti" (Üsdül-gâbe, IV,151; Ibn Sa'd, a.g.e., III, 270) sözü bunu açikça ortaya koymaktadir. Taberî'nin Ibn Abbas'tan tahric ettigi bir hadise göre, müslümanligini ilk ilân eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmustur (Suyûtî, a.g.e.,129). Ömer (r.a) benligini kusatan imanin verdigi heyecanla, küfre karsi açik ve net bir sekilde, hiç bir tehdide aldiris etmeden mücadele ediyordu. Müsrikler, secaat
Ders: 599 661 Hz. Ali Dördüncü Halife Hayatı İle İlgili Belgesel 07:06
Ders: 599 661 Hz. Ali Dördüncü Halife Hayatı İle İlgili Belgesel 393 izlenme - 3 yıl önce Ali bin Ebu Talib (Arapça: , 599 - 661[2]), İslam Devleti'ni 656-661 yılları arasında yönetmiş, 4. İslam halifesidir. İslam dininin peygamberi Muhammed'in yanında büyümüştür. Aynı zamanda Muhammed'in amcasının oğlu ve damadıdır. Ehl-i Beyt'ten kabul edilir. Ali, İslam dininin Alevilik mezhebinde tarihsel kişiliği yanında, kendisine mitolojik özellikler de atfedilerek yüceltilen bir kişidir.[3] Konu başlıkları [gizle] 1 Doğumu ve isim verilmesi 1.1 Annesi, babası 1.2 Çocukluğu 2 Gençlik yılları ve Müslüman oluşu 2.1 Hicret - Medine dönemi 2.2 İfk olayındaki tutumu 3 Evlilikleri ve çocukları 4 Kişisel özellikleri 4.1 İlmi 4.2 Hakkında söylenen hadisler 4.3 Savaşçılığı 4.3.1 Bedir savaşında 4.3.2 Hendek savaşında 4.3.3 Hayber savaşında 5 Muhammed'in ölümü, halifelik ve miras sorunları 6 Halifelik dönemi 6.1 Cemel Savaşı 6.2 Sıffin Savaşı 6.3 Nehrevan Savaşı 7 Alinin ölümü 8 Ayrıca bakınız 9 Kaynakça 10 Dipnotlar Doğumu ve isim verilmesi[değiştir] Muhammed (sağ) ve Ali (sol) ismi tek bir kelimede yazılmış. Ali Allah'ın Arslanı - (Esedullah) Rashidun Caliph Genel Bilgi[göster] Aile[göster] Hükümdarlık[göster] Görüşler[göster] Hayatı[göster] Miras[göster] Yaklaşımlar[göster] İlişkili Maddeler[göster] g t d Mekke'de, 30. Fil Yılı'nın 13. ya da Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kabe’nin içinde dünyaya geldi (M.S. 599). Annesi Fatıma Ali'yi doğurmak üzere iken Kâbe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır.[4] Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma'nın kucağında bir erkek çocuğu vardır. Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Muhammed herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve Ebu Talib'in evine kadar kucağında taşır (o sıralarda Muhammed eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte amcasının evinde kalmaktadır[5] ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır [6]). Ali'nin ismini kimin verdiği konusunda iki farklı görüş vardır; birincisi Ebu Talib'e bu ismin ilham olduğu[7], daha çok kabul gören ikincisi ise bebeğe bu ismi Muhammed'in verdiğidir.[8] Annesi, babası[değiştir] Ana madde: Fatıma bint Esed Ana madde: Ebu Talib bin Abdülmuttalib Ali'nin annesi, Muhammed'in dedesi olan Abdülmuttalib'in (Şeybe bin Haşim) kardeşi olan Esed bin Haşim'in kızıdır. Abdülmuttalib öldüğünde, Muhammed'e annelik eden onu koruyup kollayan ve İslam Peygamberi'nin ilk eşi Hatice bint Hüveylid'in ardından Müslüman olan ikinci kadındır. Ali'nin babası, Kureyş'in liderliğini babası Abdülmuttalib'den (Şeybe bin Haşim) devralan Ebu Talib idi. Ebu Talib, dedesinin ölümü sonrası kimsesiz kalan Muhammed'i himayesine aldı ve ölümüne dek (43 yıl boyunca) himayesini sürdürdü. Muhammed peygamberliğini ilan ettiğinde ise Kureyş, Ebu Talib'in ölümüne değin, kendisinden çekinmiş ve Muhammed'e zarar vermeye cesaret edememişlerdir.[9] Çocukluğu[değiştir] Ali'nin çocukluk dönemi, İslâm peygamberinin çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Fatıma bint Esed'e de anne diyorlardı. Bu ortamın, onun yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur. Ali’nin çocukluğunda bir kuraklık Mekke'yi sarmıştı. Muhammed, amcasının birer çocuğunu kendi yanlarına alarak onun ekonomik sıkıntısını hafifletmek istediğini bir diğer amcası Abbas'a bildirdi. Abbas Cafer'i, Muhammed'se Ali'yi büyütmek üzere yanlarına aldılar.[10] Ali, hutbelerinin, sözlerinin ve emirlerinin toplandığı kitabı olan Nechül Belağa'da o günleri şöyle anlatır: "Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi." [11] Yine dönemin bir başka kaydına göre, Muhammed, Ali'yi omzuna alır Mekke'nin dağlarında, vadilerinde ve sokaklarında dolaştırırmış.[12] Gençlik yılları ve Müslüman oluşu[değiştir] Şii ve Alevi inançlarına göre Ali, Müslümanlar arasında ilk iman getiren, 'Kâbe'de dünyaya gelen tek insan'dır. Sünni inancına göre ise, Muhammed'in eşi Hatice'den sonra iman etmiş olup, ikinci müslümandır. Hicret - Medine dönemi[değiştir] Mekke'lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok tefsircinin görüşüne göre Allah bu fedakârlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir: "İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar." (Bakara/207) Muhammed bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine'ye doğru yola koyulabilmiştir. İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, Muhammed'e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Muhammed'in kızı Fatma'yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine'ye doğru hareket etmiştir. Ali Medine'de devamlı Muhammed ile birlikteydi. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Muhammed Ali'yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma'yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi. İfk olayındaki tutumu[değiştir] Ana madde: İfk Olayı İfk Olayı, Aişe'nin 15 yaşında iken, bir sefer dönüşü esnasında kocası Muhammed'i genç bir Müslüman askerle aldattığı iddiasıdır. İddianın Müslümanlar arasında yayıldığında aldığı tutum nedeniyle Aişe'nin Ali'ye darıldığı, bu nedenle Ali'nin hilafetini desteklemediği düşünülür.[13] Evlilikleri ve çocukları[değiştir] Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı'nda hayatını kaybetmiştir.[14] Ali'nin ilk eşi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Muhsin. Muhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, vefat etmiştir. Ali Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü'l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abdullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş­tur. Temim Kabilesin­den Leyla bint-i Mes'ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş­tur: Abdullah ve Ebû Bekir. Has'amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir. İslam peygamberinin damadı Ebû'1-As b. Rebi'nin kızı Ümâme de, Ali'nin hanımlarından birisidir. Muhammedu'l-Evsat da (Hilal ibn Ali) bu hanım­dan olmuştur. Havlet bint Câ'fer isimli eşinden "İbn-i Hânifîyye" diye de bilinen Muhammed bin el-Hânifîyye isimli oğlu dünyaya gelmiştir. Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said. Ali'nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur. Kişisel özellikleri[değiştir] Muhammed, Medine'ye Hicret'i emrettiğinde, Ali'yi Mekke'lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak müşrikleri atlatması için Mekke'de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya layık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammed komutasındaki İslam Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. Üçüncü halife Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslam Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (İlk Fitne) patlak verdi. Kûfe'de bir mescitte ibadet ederken Hariciler'den Abdurrahman İbn-i Mülcem tarafından hançerli saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü.[15] Kûfe yakınlarında toprağa verildi.[15] İlk dönem İslam kaynaklarının birçoğunda, Ali Kâbe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir.[16] Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan[15] Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir, bununla birlikte Ali, Muhammed'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslamiyet'e davet etmeye başl
M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din 06:30
M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din 212 izlenme - 3 yıl önce M.Ö 3000 Hinduizm Hindistan Nepal ve Bengladeş Hindu Üçüncü Büyük Din
90 Saniyede 5000 Yıllık Dinler Tarihi! 01:50
90 Saniyede 5000 Yıllık Dinler Tarihi! 226 izlenme - 4 yıl önce 90 Saniyede 5000 yıllık dinler tarihi!
Mustafa İslamoğlu - İslam Ne Zaman Başladı! 01:34
Mustafa İslamoğlu - İslam Ne Zaman Başladı! 108 izlenme - 2 yıl önce Mustafa İslamoğlu - İslam Ne Zaman Başladı!
Ders: 599 661 Hz. Ali Dördüncü Halife 2 Hayatı İle İlgili Belgesel 09:47
Ders: 599 661 Hz. Ali Dördüncü Halife 2 Hayatı İle İlgili Belgesel 181 izlenme - 3 yıl önce Ali bin Ebu Talib (Arapça: , 599 - 661[2]), İslam Devleti'ni 656-661 yılları arasında yönetmiş, 4. İslam halifesidir. İslam dininin peygamberi Muhammed'in yanında büyümüştür. Aynı zamanda Muhammed'in amcasının oğlu ve damadıdır. Ehl-i Beyt'ten kabul edilir. Ali, İslam dininin Alevilik mezhebinde tarihsel kişiliği yanında, kendisine mitolojik özellikler de atfedilerek yüceltilen bir kişidir.[3] Konu başlıkları [gizle] 1 Doğumu ve isim verilmesi 1.1 Annesi, babası 1.2 Çocukluğu 2 Gençlik yılları ve Müslüman oluşu 2.1 Hicret - Medine dönemi 2.2 İfk olayındaki tutumu 3 Evlilikleri ve çocukları 4 Kişisel özellikleri 4.1 İlmi 4.2 Hakkında söylenen hadisler 4.3 Savaşçılığı 4.3.1 Bedir savaşında 4.3.2 Hendek savaşında 4.3.3 Hayber savaşında 5 Muhammed'in ölümü, halifelik ve miras sorunları 6 Halifelik dönemi 6.1 Cemel Savaşı 6.2 Sıffin Savaşı 6.3 Nehrevan Savaşı 7 Alinin ölümü 8 Ayrıca bakınız 9 Kaynakça 10 Dipnotlar Doğumu ve isim verilmesi[değiştir] Muhammed (sağ) ve Ali (sol) ismi tek bir kelimede yazılmış. Ali Allah'ın Arslanı - (Esedullah) Rashidun Caliph Genel Bilgi[göster] Aile[göster] Hükümdarlık[göster] Görüşler[göster] Hayatı[göster] Miras[göster] Yaklaşımlar[göster] İlişkili Maddeler[göster] g t d Mekke'de, 30. Fil Yılı'nın 13. ya da Recep ayının 13. günü, bir başka görüşe göre de Zilhicce ayının yedinci günü, Kabe’nin içinde dünyaya geldi (M.S. 599). Annesi Fatıma Ali'yi doğurmak üzere iken Kâbe duvarına dayandı. Bu esnada duvarın yarıldığına ve bir sesin içeri gelmesini söylediğine inanılır.[4] Dördüncü gün dışarı çıktığında Fatıma'nın kucağında bir erkek çocuğu vardır. Ebu Talib ve ailesine müjde verilir, Muhammed herkesten önce gelerek bebeği kucağına alır ve Ebu Talib'in evine kadar kucağında taşır (o sıralarda Muhammed eşi Hatice bint Hüveylid ile birlikte amcasının evinde kalmaktadır[5] ve evliliğinin henüz ikinci ya da üçüncü yılındadır [6]). Ali'nin ismini kimin verdiği konusunda iki farklı görüş vardır; birincisi Ebu Talib'e bu ismin ilham olduğu[7], daha çok kabul gören ikincisi ise bebeğe bu ismi Muhammed'in verdiğidir.[8] Annesi, babası[değiştir] Ana madde: Fatıma bint Esed Ana madde: Ebu Talib bin Abdülmuttalib Ali'nin annesi, Muhammed'in dedesi olan Abdülmuttalib'in (Şeybe bin Haşim) kardeşi olan Esed bin Haşim'in kızıdır. Abdülmuttalib öldüğünde, Muhammed'e annelik eden onu koruyup kollayan ve İslam Peygamberi'nin ilk eşi Hatice bint Hüveylid'in ardından Müslüman olan ikinci kadındır. Ali'nin babası, Kureyş'in liderliğini babası Abdülmuttalib'den (Şeybe bin Haşim) devralan Ebu Talib idi. Ebu Talib, dedesinin ölümü sonrası kimsesiz kalan Muhammed'i himayesine aldı ve ölümüne dek (43 yıl boyunca) himayesini sürdürdü. Muhammed peygamberliğini ilan ettiğinde ise Kureyş, Ebu Talib'in ölümüne değin, kendisinden çekinmiş ve Muhammed'e zarar vermeye cesaret edememişlerdir.[9] Çocukluğu[değiştir] Ali'nin çocukluk dönemi, İslâm peygamberinin çocukluk döneminin geçtiği evde geçmiştir. Her ikisi de Ebu Talib'i bir baba ve yönetici olarak tanıyorlardı; Fatıma bint Esed'e de anne diyorlardı. Bu ortamın, onun yetişmesinde çok önemli bir yeri olmuştur. Ali’nin çocukluğunda bir kuraklık Mekke'yi sarmıştı. Muhammed, amcasının birer çocuğunu kendi yanlarına alarak onun ekonomik sıkıntısını hafifletmek istediğini bir diğer amcası Abbas'a bildirdi. Abbas Cafer'i, Muhammed'se Ali'yi büyütmek üzere yanlarına aldılar.[10] Ali, hutbelerinin, sözlerinin ve emirlerinin toplandığı kitabı olan Nechül Belağa'da o günleri şöyle anlatır: "Çocuktum henüz, o beni bağrına basar, yatağına alırdı, beni koklardı, lokmayı çiğner, ağzıma verir yedirirdi... Ben de her an, devenin yavrusu, nasıl anasının ardından giderse, onun ardından giderdim; o her gün bana huylarından birini öğretir ve ona uymamı buyururdu. Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. Onu ben görürdüm, başkası görmezdi." [11] Yine dönemin bir başka kaydına göre, Muhammed, Ali'yi omzuna alır Mekke'nin dağlarında, vadilerinde ve sokaklarında dolaştırırmış.[12] Gençlik yılları ve Müslüman oluşu[değiştir] Şii ve Alevi inançlarına göre Ali, Müslümanlar arasında ilk iman getiren, 'Kâbe'de dünyaya gelen tek insan'dır. Sünni inancına göre ise, Muhammed'in eşi Hatice'den sonra iman etmiş olup, ikinci müslümandır. Hicret - Medine dönemi[değiştir] Mekke'lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok tefsircinin görüşüne göre Allah bu fedakârlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir: "İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar." (Bakara/207) Muhammed bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine'ye doğru yola koyulabilmiştir. İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, Muhammed'e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Muhammed'in kızı Fatma'yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine'ye doğru hareket etmiştir. Ali Medine'de devamlı Muhammed ile birlikteydi. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Muhammed Ali'yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma'yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi. İfk olayındaki tutumu[değiştir] Ana madde: İfk Olayı İfk Olayı, Aişe'nin 15 yaşında iken, bir sefer dönüşü esnasında kocası Muhammed'i genç bir Müslüman askerle aldattığı iddiasıdır. İddianın Müslümanlar arasında yayıldığında aldığı tutum nedeniyle Aişe'nin Ali'ye darıldığı, bu nedenle Ali'nin hilafetini desteklemediği düşünülür.[13] Evlilikleri ve çocukları[değiştir] Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı'nda hayatını kaybetmiştir.[14] Ali'nin ilk eşi İslam peygamberi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma'dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Muhsin. Muhsin, henüz Fatıma'ın karnındayken, vefat etmiştir. Ali Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü'l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından Abbas, Cafer, Abdullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş­tur. Temim Kabilesin­den Leyla bint-i Mes'ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş­tur: Abdullah ve Ebû Bekir. Has'amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir. İslam peygamberinin damadı Ebû'1-As b. Rebi'nin kızı Ümâme de, Ali'nin hanımlarından birisidir. Muhammedu'l-Evsat da (Hilal ibn Ali) bu hanım­dan olmuştur. Havlet bint Câ'fer isimli eşinden "İbn-i Hânifîyye" diye de bilinen Muhammed bin el-Hânifîyye isimli oğlu dünyaya gelmiştir. Urve b. Mes'ud es-Sekafi'nin kızı Ümmü Said. Ali'nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur. Kişisel özellikleri[değiştir] Muhammed, Medine'ye Hicret'i emrettiğinde, Ali'yi Mekke'lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak müşrikleri atlatması için Mekke'de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed'den kısa bir süre sonra Medine'ye ulaştı. Medine'de Muhammed, Allah'ın onu Fatıma'ya layık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammed komutasındaki İslam Devleti'nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. Üçüncü halife Osman bin Affan'ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslam Devleti'nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (İlk Fitne) patlak verdi. Kûfe'de bir mescitte ibadet ederken Hariciler'den Abdurrahman İbn-i Mülcem tarafından hançerli saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü.[15] Kûfe yakınlarında toprağa verildi.[15] İlk dönem İslam kaynaklarının birçoğunda, Ali Kâbe'nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir.[16] Ali'nin babası yerel bir kabilenin şefi olan[15] Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed'dir, bununla birlikte Ali, Muhammed'in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslamiyet'e davet etmeye başl