Hoşgeldiniz!

Nilüfer Koçyiğit Videoları İzle

Utanmadan Sevişmek İsteyen Kadın - Ölmeyen Aşk (1966) 04:36
Utanmadan Sevişmek İsteyen Kadın - Ölmeyen Aşk (1966) 2.600 izlenme - 2 yıl önce Kartal Tibet'in oyunculukta devleştiği, Hülya Koçyiğit'in kardeşi Nilüfer Koçyiğit'in de fena performans sergilemediği aşk filmleri arasında kült sayılabilecek bir uyarlama izleyeceğiz. Metin Erksan'ın etkisi yadsınamaz. Gururları uğruna birbirine işkence çektiren iki sevgilinin hikayesi, aşk, nefret, gurur ve kinin harmanlandığı yapım... Film Künyesi; Ölmeyen Aşk (1966) Film linki; http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/69020/olmeyen-ask-kartal-tibet-1966-85-dk
Plajda Sevişelim - Ekrem Bora & Ajda Pekkan (1964 - 69 dk) 01:08:29
Plajda Sevişelim - Ekrem Bora & Ajda Pekkan (1964 - 69 dk) 722 izlenme - 2 yıl önce Filme güzel bir giriş yapmışlar, ismine göre gidişat iyi, hemen hemen dörtte üçü bu ayarda. Bu hesaptan keyifler gıcır, ne de olsa neşter değmemiş 0 km Ajda ablamız hazır kıta endam-ı arzda. Bitmedi dahası da var; Çıtır mı çıtır bir S.Emre,sübyan mekteb i ilk mezunlarından genç irisi N.Koçyiğit, bombamız Ş. Şeniz vede tescilli güzelimiz S.Gül. Anlıyacağınız kadro korkunç, yani her şey yolunda, gıcıra herhangi mani yok. Mani yok ta bozan tarafı var. O da filmin berbat olan son çeyreği,aynı zamanda bizi uyuz eden kısmı. Şimdi sorarım kendilerine "Mübarekler nereden buldunuz,çok mu aradınız böyle bir sonu. Bak ne güzel bir isim bulmuşsun filme,kadron çok iyi, yaratmışsın 2-3 gönül oyunu, katmışsın bunlara da gülünç olayları eeee daha ne zorun var; Ver herkesin gönlüne göre şerbeti, hazırla mutlu bir son, bitir işi. Hadi katlandık Suat'ın 3-5 gazeline vede filmden götürdüğü zamana lakin kusura bakma mecbur değildik Muzaffer'in bir ikizini peydahlamana". Oyuncular: Erol Büyükburç, Ajda Pekkan, Ekrem Bora, Nilüfer Koçyiğit, Ali Şen, Serpil Gül, Gürel Ünlüsoy, Aliye Rona, Sevim Emre, Hayri Caner, Necdet Çağlar, Nevzat Bilsel, Tevhit Bilge, Feridun Çölgeçen, Ersun Kazançel, Renan Fosforoğlu, Nilgün Esen, Seher Şeniz, Selahattin İçsel, Haydar Karaer, Vildan Gülerman, Ayten Ürkmez
Ölmeyen Aşk - Kartal Tibet (1966 - 85 dk) 01:25:09
Ölmeyen Aşk - Kartal Tibet (1966 - 85 dk) 649 izlenme - 2 yıl önce ‘Uğultulu Tepeler’deki (1847) Catherine ve ‘Ölmeyen Aşk’taki (1966) Yıldız’ın birbirini tamamlayan konuşmaları.. Catherine ; “Onu (Heathcliff), güzel olduğu için değil, benden de fazla ben olduğu için seviyorum. İkimizin ruhları, her ne ise, aynı şeyden oluşmuş.. Ben Heathcliff’im. [Gustave Flaubert de, “Madame Bovary (1856) benim” diyecektir.] Dünyadaki her şey yok olup bir tek o kalsaydı, ben yine var olmaya devam ederdim. Bir tek onun yokluğu, beni tüm evrene yabancılaştırırdı.” Yıldız ; “En büyük aşklar bile, bazen, çok küçük engelleri aşamıyor. Tükenmez sevgilerin önünde bile geçilmez uçurumlar var.” O gün toprağa verilen Muharrem Solmaz’ın ağaçlar içindeki köşkü.. Yadigâr Bacı’nın bir zamanlar 20 kişilik sofralar hazırladığı bu eve şimdi üç kişi (Ethem, kız kardeşi Yıldız ve köşke evlatlık olarak alınmış Ali) fazla geliyor. Evin içkici oğlu Ethem, babasının ölümünü fırsat bilerek, Ali’ye yıllardır biriktirdiği kinini kusuyor ; “Senin artık bu masada yerin yok. Babamın sağlığında bu çanakları çok yaladın. Bu sofra benim artık. Yıllarca seni karşımda görmekten bıktım.. Babam çok yüz verdi sana. Sen de, kendini gerçekten bizim kardeşimiz sandın. Ama ben bir an bile senin yanaşma Hamza’nın oğlu olduğunu unutmadım. Sen efendi sınıfından değilsin. Senin ait olduğun yığına ayak takımı derler.. Çık git buradan, kendi kulübene, babanın senelerce atlarımızın pisliğini temizlediği ahıra git. Bizim sınırsız topraklarımız içindeki, yanaşma babandan sana kalmış, o bir avuç toprak, her Allah’ın günü sana kendi kişiliğini hatırlatacaktır.” Bey kızı Yıldız ve ‘köşke evlatlık olarak alınmış bir yanaşma çocuğu’ Ali.. Birbirlerini o kadar çok seviyorlar ki, beraberlikleri ve mutlulukları önündeki en büyük engel yine sevgilerinin büyüklüğü oluyor. Bir sahnede, Köşkün kâhyası Yusuf Dayı delikanlıya “Sen sevdiğin kızı iyi tanımamışsın. O da, en aşağı senin kadar inatçı. Elimde büyüdünüz. Ben sizi tanımaz mıyım? Resim gibi birbirinize benzersiniz. Bu inatlaşmanın sonu fena olacak” demişti. Ufacık bir hatanın ardından 7 yıl ayrı kalır ve bambaşka yerlere sürüklenirler. Ethem’in küçük düşürücü sözlerinden sonra, Ali köşkü terk edip ‘kulübesine’ gelir. Denize taş attığı sahnede, Yıldız’a abisi ile ilgili olarak şunları söylüyor ; “Yerimi gösterdi bana. Gözümdeki bir perdeyi çekti kaldırdı.” Köşkle kulübe arasında bir seçim yapmasını istediği Yıldız karar vermekte duraksayınca öfkesine kin de karışır. Zedelenen gururu ve inadı ona şunları söyletiyor “Doğru, sen kulübeye gelmezsin. Düşünemedim bunu. Orada koskocaman ev dururken ne diye burada yaşayasın. Burası benim yerim. Büyük evde de sen oturursun. Nasıl anlayamadım bu değişmez kanunu.” Solmazların köşklerine yakın bir yerde, en az onlar kadar varsıl olan (Yıldız ve Ali’ye tutkun) Lütfü Ersoy’la kız kardeşi Mine yaşıyor. Onların sevgileri fırtınalı değil, aksine sakin, çok sakin bir deniz gibi. İçinde kin yok, aşırı gurur yok. Mine, başka bir konu konuşulurken Ali’ye olan duygularını yansıtan şu sözleri söylüyor ; “Ben beklemesini bilirim.” Lütfü.. “Güzel elbiseli, mis kokulu bey.” Yıldız’la evlenmek istemesi Ali’yi çılgına çevirir. Ethem’in aşağılaması ve sevdiği kızın ‘kulübeye gelmemesi’ ile zaten incinmişken bir de bu.. Genç kıza, o kızgınlıkla, Lütfü ile evlenmesi için bağırıp çağırır. Yusuf Dayı’nın Ali’ye (“..İkinize de yazık olacak.. Nerdeyse nikâh masasına oturacaklar. Yapma gözüm, yapma yiğidim. Kır inadını, git getir şu kızı buraya”), Yadigâr Bacı’nın Yıldız’a (“Bekleme onu, sen git. Vazgeç şu yenilmez inadından. Sonra kıyamete kadar yanarız”) yalvarmaları bir işe yaramaz. Fausto Papetti’den ‘Un Premier Amour’ (1962) (Vice / Roland) melodisini dinlediğimiz sahnede Yıldız, nikâh memurunun sorusunu “Evet” diye yanıtlar. Sonrasında, çılgın gibi bağırarak uzaklaşan Ali’yi görürüz ; “Tekrar geleceğim, tekrar geleceğim, tekrar geleceğim.” 7 yıl sonra.. “Kürekle harcasan tükenmez” bir servetin sahibi olarak geri döner. (Romandaki Heathcliff’in aynı ölçüde varsıl olması için 3 yıl yetmişti. Demek oralarda bu işler daha kolay.) Ersoy ve Solmaz ailelerine yapmadığını bırakmaz. Sırf Yıldız’ı üzmek için Mine ile evlenir. “Seni Seviyorum.”.. Bunları, Yıldız’a, hiç olmazsa ölümünden sonra olsun bir kerecik söyleyebilseydi. Filmin sonuna doğru, Yıldız’ın yanında, çocukça bir gülümsemeyle denize taş attığı sahne ne kadar güzel. Yıldız ; “Küçükken bu kulübeyi ne çok severdim.. İkimize de yazık oldu.. Ben, senin gelip, beni gelin elbisemle alıp buraya getirmeni bekledim. ‘Kulübeye gelmem’ sözü aramızda aşılmaz bir engel oldu. Sen yanımda oldukça değil böyle bir kulübede, bir harabede bile mutlu olurdum..” Ali ; “Bütün kötülüklere kulübe ile köşk arasındaki ayrılıklar sebep oldu. Bu kulübeyi ne kadar çok seviyorsam, köşkten de o kadar çok nefret ediyorum.” (Yazan : Murat Çelenligil) Yönetmen : Metin Erksan Senaryo Yazarı : Sadık Şendil, ... Tür : Dram , Duygusal Ülke : Türkiye Yönetmen : Metin Erksan Senaryo Yazarı : Sadık Şendil, Metin Erksan, Ertem Eğilmez Yapımcı : Ertem Eğilmez Görüntü Yönetmeni: Mengü Yeğin, Kriton İlyadis Oyuncular: Kartal Tibet, Nilüfer Koçyiğit, Tanju Gürsu, Pervin Par, Önder Somer, Nevin Nuray, Danyal Topatan
Eceline Susayanlar - Fikret Hakan (1967 - 70 dk) 01:10:19
Eceline Susayanlar - Fikret Hakan (1967 - 70 dk) 478 izlenme - 2 yıl önce ‘Gurbet’ (1959) (Zeki Müren) ile başlayıp ‘El Cid’ (1961) için yapılan ‘Love Scene’ (Miclós Rózsa) ile devam eden sahne. Okmeydanı 17 [ikinci çevrim renkli ‘Erkeksen Kaçma’da (1974) ‘26’] numaralı ev. Biri ‘kan davası’ diğeri ‘zorla everilme’ kaçkını iki genç. Zeynep; “Bir derdin var senin. Farkındayım. Beni de uyutmaz oldu… Söyle de bileyim. Bir yardımım olmasa bile sanki ten kafesinden uğursuz bir kuş salıvermişsin gibi olur. Tıpkısına, benim yüreğim gibi hafifler.” Murat; “Hiçbir derdim yok. Sorup durma. Sabah da temelli git. Gidersen essahtan ferahlayacağım.” Zeynep; “Kıpır kıpırsın. Böyle bir dolusun. Uykunda, düşünde kalabalık var. Ne yana baksan tüfek namlusu gö rür gibisin… Beni kurtardın borçluyum sana. Ama bu halim borcumdan gelmiyor. Seni seviyorum, seviyorum.” Murat; “Demin dediğim gibi sabahtan gideceksin. Burda kalamazsın artık. İkimize de yazık. Çünkü… Çünkü ben de seni seviyorum.” ‘Leichte Kavallerie’ (Light Cavalry) (1866) (Franz Von Suppé) Opereti Uvertürü’nün ilk 15 saniyesi. Gecenin bir vakti Bölge Cezaevi’nden çıkan Murat Kullukçu. Cebinde mahkûm arkadaşı Namık Bey’in yazdığı mektup. (Ortağı Mahmut’tan delikanlıya iş vermesini istiyor.) Mutlu olması gerek ama karşılamaya gelen Musa Emmi gibi tedirgin. Hemen oralardan gidecekmiş. Kanlılarından kaçtığını sonra anlayacağız. ‘Patricia’ (1958) (Pérez Prado); “Kiss her and your lips will always want Patricia//Stroll her, see Patricia move with all her charms.” Haydarpaşa Garı’na gelişi bu neşeli melodi ile. Elinde tahta bavul doğru Mahmut Bey’in villasına. Dış çekimler Emirgân Korusu’ndaki Sarı Köşk’te yapılmış. “Never Mind, You’d Love It” (Jerry Goldsmith). İş adamı mektubu okurken ‘Our Man Flint’teki (1966) ezgi duyuluyor. “(Muhip Arcıman’ın sesi ile) Sen de hapisteydin demek. Namuslu, dürüst ve yürekliymişsin. Sen varsın diye kimse hırlayamamış O’na. Pek methediyor seni. Namık’ı kıracak değilim. Akşama Bar’a gel hemen işe başla.” ‘Sus Sus’ (1967). Beyoğlu’ndaki Deniz Kızı Barı. Dansöz şarkıcı Suzan Avcı, Sevim Tanürek’in sesiyle Suat Sayın’ın Rast eserini söylüyor. “Bir gün sana döneceğim//Bunu yemin bileceğim.” Murat işe başlamış. ‘Sakınılan göze çöp batar’ misali daha ilk gece kavga çıkar. Güzel dansözü saldıranlardan koruyor. ‘Mükâfatı’ da evinde sarmaş dolaş sabahlamak. Elbiselerini öpüp koklamasından ne durumda olduğu zaten belliydi. Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Russie De Toujours’ uzunçalarındaki (1965) ‘Les Yeux Noirs’. Birbirlerine sarılmış yorgunluk giderirken genç kadın ‘dostu’ olmasını ister. “Beyler gibi giyinip kuşanacaksın. Racon keseceksin.” Delikanlı “Bu işin sadece lafı bile er kişiyi öldürür” diye reddediyor. Osman Emmi’ye yazdıkları; “Kavgaya silaha yeminliyken pisliğin belanın üstüne düştüm. Kaderim bana küskün bir defa. Boş yere mi çabalıyorum ne.” ‘Goldfinger’daki (1964) ‘Dawn Raid On Fort Knox’ (John Barry). Pavyon’a döndüğünde Mahmut Bey köpürüyordu; “Bir daha duyarsam yakarım çıranı… Cahilsin, kadın yüzü de görmemişsin diye boş veriyorum. Yoksa benim kovduğum kadına ‘merhaba’ diyemezsin, nerde kaldı sevişmek. Anladın mı?” O sırada Otelci Hamdi’den gelen telefonla Beyoğlu’nun başka bir yönünü tanıyoruz. Hamdi; “Böylesi 10 senede bir düşer. Bayılacaksın abicim. Kavlimizden bile fazlasını vereceksin.” Mahmut; “Esnaf ağzı yapma bana… Nerde o afet dediğin kız?” ‘Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak’ diyebileceğimiz yolculuk. Çoğunluğu Anadolu’dan gelen genç kızlar. İlk durak Beyoğlu’nda bir otel. Aradıkları ‘namuslu’ bir iş. Bugün yarın derken ‘güler yüzlü’ otelci ve ‘iyiliksever’ bar sahibinin yardım eli uzanır. Kurulan kumpasın ne olduğunu anlayamadan pavyonda ‘müşteriye çıkarılırlar’. Zeynep’i böyle bir durumda tanıyoruz. ‘Ahu gibi bir kız’. 20 gündür buralarda. Çorap fabrikasında iş bulmuş, pazartesiye başlayacak ve otele borcunu ödeyecekmiş. Tabii ‘paçasını kurtarabilirse’. ‘Vaat edilenler’i duyunca Hamdi bile “Dünyaya kız gelmek varmış” diyor. “Apartman katı, peşin peşin 10 bin lira, araba.” Mahmut daha ileri gider; “Uçağın olacak, mücevherlerin.” Genç kız yapacağı şeyi öğrenmek isteyince abartı tersine döner; “Hiiç, geceleri kulübe geleceksin. Kibar beylerle arkadaşlık edeceksin. Dans edeceksin.” Belli ki çok güçlü bir kişiliği var. Yoksa şu yanıtı vermek çok zor; “Batsın o dediklerin… Beni kötü edeceksiniz. Para ile kahpe olacağım. Acımdan ölmeye razıyım. İstemem öyle parayı.” Sonrasında gözdağı başlar. ‘Yüzüne 3 jilet atmak’ ve daha neler neler. Otelde İspanya’nın matadorlu tanıtım afişi var. ‘Arenadaki boğa’ ile ‘pavyondaki konsomatris’ arasında bir benzerlik kurulabilir mi? Fark ‘ölümün süreci’nde galiba. Hamdi’nin genç kızı Mahmut Bey’in pavyondaki odasına ite kaka sokuşu ‘Thunderball Main Title’ (1965) (Barry) ile. Çıkışı ise avucunda bir tomar banknotla. Durumu gören Murat işkillenmeye başlar. İçerdeki debelenmeyi duyunca artık daha fazla dayanamaz; “Bırak gitsin. İstemiyor. Yazık, günah. Sana yakışmaz.” Kavga dövüş kızı oradan kurtarıyor. Gazino patronunun sözleri savaş ilanı gibi. “Bunu senin yanına bırakırsam alçağım. Yılan deliğine girsen bulacağım seni.” “Yalnızım bu ellerde içim hasret doludur//Kimsesizim dertliyim yolum gurbet yoludur.” Okmeydanı’ndaki evde onları daha yakından tanıyoruz. Ak Mestan’ın kızı Zeynep. “Nazilli’nin köyündenim ben. Bir abim var. Evermek istedi beni, zorla. Yaşlıydı adam. Ama bağı, bostanı, tarlası, mağazası vardı. İki de karısı. Nikâhsız… ‘Fakirsek hakir değiliz ağabey’ dedim. ‘Bilirsin cibilliyetini o herifin. Tefeci domuz, sarhoş cüce’ dedim. ‘Topuğuma eremeyen su, başımdan aşmaya kalkışıyor sebep olma’ dedim. Dövdü. Ben de o zaman…” Kaçıp İstanbul’a gelmiş. Abisi Sabri, belki de şimdi buralarda O’nu arıyor. Kullukçunun Murat. Beyoğlu’ndan kurtulunca Tersane’de iş bulmuş. Tam anlaşılmıyor ama galiba Aksaraylı. 32 yaşında. “Pek çokları gibi ben de öç almaya kurban gittim. Köselerle aramızda kan davası vardı. Onlar da biz de dikene batmış kelebek gibi yaşıyorduk. Çırpıntılı, hem de umutsuz. Kurtuluş yoktu, biliyorduk.” Babasını vuran Rıza’yı öldürüp hapislerde çürümüş. İki genç onca müşkül arasında birbirlerini severler. Kanlıları Abdullah, Rüstem ve Mehmet’in İstanbul’a gelişi ‘From Russia With Love’daki (1963) ‘Girl Trouble’ (Barry) ile. Ayrıca Mahmut’un çetesi ve Sabri’yi düşününce ürpermemek elde değil. ‘Tell Me More About That Volcano’ (1966) (Jerry Goldsmith). Nikâhları ‘hemen, tezi tezine’. Gelinlik, şeker hiçbir şeye paraları yetmemiş. Murat (duvağı Cumhuriyet Gazetesi’ne sarıp verirken) şahit Müslüm rolündeki Hakkı Haktan’a “Bi zahmet götürüver Kapalıçarşı’ya. Parasını verdiydik duvağın. Kirasını ver üstünü al” diyor. Ama kanlılar ecel gibi. Saklanmanın oluru yok. Evlerini bastıkları gece Zeynep, Abdullah’ı öldürür. Murat “Eyvah, şimdi Sabri’ye de kan güdecekler. O’nun vebali de bende şimdi” demişti. Dediği gibi de olur. Kardeşini görmeye hapishaneye geldiğinde Rüstem ve Mehmet tarafından takip edilir. Bu sırada görüntüdeki Sultanahmet Camisi ve ‘Lawrence of Arabia’ (1962) (Maurice Jarre) filmindeki Uvertür çok güzel. İki sahne sonra “Fatih’te Kıztaşı’nın ardında Bostan Sokak, 8 numaralı ev”de kanlar içinde yatıyordu. Artık av ve avcılar yer değiştirir. Bu kez kahramanımız onların peşinde. ‘Farewell’ (1961) (Miclós Rózsa). İstanbul Ceza ve Tevkif Evi’ndeki helalleşme. Murat; “Anasız büyüdüm. Babamı vurdular. 15 yılım karanlığa gitti. Hiç yaşamadım bu dünyada. Ama bir de seni gördüm. Sana deydim. Seni koktum (bir önceki gece dansözü ve elbiselerini koklamıştı ya neyse). Seni hepsinin, her şeyin yerine koydum. Gayrı görüşemezsek hakkını helal et.” Zeynep; “Helal olsun.” Murat; “Ak güvercinim benim. Seni kanladım, kırdım kanadını. Yolundan ettim. Gene uçacaksın. Dağı, göğü, denizi göreceksin. Yorgun düşer de bir yere konarsan vallah ki ben o konduğun ağacım, taşım.” Yönetmen Ertem Göreç Senaryo Safa Önal Yapımcı Berker İnanoğlu Görüntü Yönetmeni Nejat Okçugil Süre 70 dk Tür Dram Ülke Türkiye Oynayanlar : Fikret Hakan, Nilüfer Koçyiğit, Kudret Karadağ, Kayhan Yıldızoğlu, Selahattin İçsel, Süheyl Eğriboz, Yılmaz Köksal, Suzan Avcı, Turgut Özatay, Ali Ekdal, Hasan Ceylan, Lütfü Engin, Necip Tekçe, Ali Demir, Ali Seyhan, Sadri Karan, Alp Aslan, Erdoğan Seren, İsmet Erten