Hoşgeldiniz!

konu anlatımı

1 Günde YGS Türkçe Doping Hafıza - Paragrafta Anlatım Teknikleri 06:59
1 Günde YGS Türkçe Doping Hafıza - Paragrafta Anlatım Teknikleri 63.341 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor.
2 Günde YGS Coğrafya Doping Hafıza - Set Gölleri 07:51
2 Günde YGS Coğrafya Doping Hafıza - Set Gölleri 42.040 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor.
Topoğrafya ve Kayaçlar (10.Sınıf Coğrafya) 04:21
Topoğrafya ve Kayaçlar (10.Sınıf Coğrafya) 27.620 izlenme - 3 yıl önce Element: Element, aynı cins ve kimya tepkimelerinde bölünmeyen en küçük parçaların yığınıdır. Bu parçalara atom denir. Su bir element değildir. Fakat suyun elektrolizinden elde edilen hidrojen ve oksijen birer elementtir. Mineral: Belirli bir kimyasal yapısı olan, inorganik, katı ve doğal maddelerdir. Elementlerin birleşmesinden meydana gelir. Şeker bir mineraldir çünkü hidrojen, oksijen ve karbon elementlerinin birleşmesinden meydana gelir. Kayaç (Taş): Belirli bir kimyasal yapısı olan, inorganik, katı ve doğal maddelerdir. Minerallerin birleşmesinden meydana gelir. Örneğin Gnays; Ortoklaz, Biyotit, Plajiyoklaz, Kuartz gibi minerallerin birleşmesinden meydana gelir. Bu verilenleri bir grafik üzerinde göstermek gerekirse durum aşağıdaki gibidir. 1. Püskürük (Katılaşım) Kayaçlar: Püskürük kayaçlar magmanın soğuyarak katılaşması sonucu oluşurlar. Kökenlerini mağma oluşturduğu için bunlara “mağmatik kayaçlar” adı da verilir. Mağma bazen yeryüzüne ulaşır ve orada soğuyup katılaşır. Bazen de mağmanın soğuması yerin iç kesimlerinde belirli bir derinlikte gerçekleşir. Soğumanın yeryüzünde veya derinlerde meydana gelmesi püskürük kayaçların yapısı üzerinde önemli rol oynar. Soğuma derinde olursa katılaşma yavaş olur. Buna bağlı olarak kayaçlar iri kristallidir. Buna karşılık soğumanın hızlı olduğu kayaçlar ince kristalli veya camsı yapıdadır. Püskürük taşlar yer kabuğundaki oluşum yerine göre iki kısma ayrılır. a) İç Püskürük Kayaçlar Magmanın yerin derinliklerinde ağır ağır soğuması sonucu oluşan taşlardır. Soğuma yavaş olduğu için genellikle çok sert ve iri tanelidirler. Bu taşlar her ne kadar yerin altında oluşmuşlarsa da dış kuvvetlerin zamanla üstlerindeki tabakaları aşındırması sonucu açığa çıkarlar. Başlıcaları granit, siyenit, diyorit ve gabrodur. Granit, kendine özgü yer şekilleri oluşturması açısından diğer kayaç türlerinden ayrılır. Granitler esasında sert ve dayanıklı kayaçlar olmakla birlikte bir kısmı, çeşitli nedenlerle kimyasal çözünme ve fiziksel parçalanmaya uğrayarak “granit topoğrafyası” adı verilen özel yer şekillerinin oluşmasına yol açarlar. Granitlerin ayrışması sonucu, birbiri üzerinde yer alan irili ufaklı ve köşeleri yuvarlaklaşmış bloklardan oluşan bir topoğrafya şekli meydana gelir. İskoçya’daki “Tor Topoğrafyası” bunun en güzel örneklerindendir. b) Dış Püskürük Kayaçlar Magmanın yeryüzüne kadar çıkarak soğumasıyla oluşmuştur. Soğuma hızlı olduğu için genellikle yumuşak ve ince tanelidirler. Bu kayaçların başlıcaları; bazalt, andezit, volkan camı (obsidyen), süngertaşı ve tüftür. Bazalt ve andezitler tüflere göre aşınmaya karşı daha dayanıklıdır. Bu yüzden bazalt kayaçları ile volkanik tüflerin yaygın olduğu Nevşehir, Ürgüp, Göreme yöresinde peribacaları adı verilen ilginç yüzey şekilleri oluşmuştur. 2. Tortul (Sedimenter) Kayaçlar Daha önceleri oluşmuş olan mevcut kayaçlar ayrışarak rüzgar, dalga, akarsu ve buzullarla taşınıp göl, akarsu ve okyanus tabanları ile çukur alanlarda biriktirilir. Başlangıçta boşluklu ve gevşek bir yapıya sahip olan bu tabakalar zamanla sıkışarak sertleşir ve tortul kayaçlara dönüşür. Tortul kayaçların en önemli özelliği içlerinde fosil bulundurmalarıdır. Bu fosiller sayesinde kayaçların yaşı ve oluştuğu dönemdeki iklim şartları ile ilgili bilgi elde edilebilmektedir. Tortul Kayaçlar Oluşumlarına Göre Üç Gruba Ayrılır: a) Fiziksel (Kırıntılı) Tortul Taşlar Akarsular, rüzgarlar ve buzullar tarafından kayalardan koparılan parçaların çukur yerlerde biriktirilmesiyle ve bu irili ufaklı taneciklerin doğal bir çimentoyla birleşmeleri sonucu oluşur. Bu kayaçların başlıcaları; kiltaşı, kumtaşı ve çakıltaşı (konglomera) dır. b) Kimyasal Tortul Taşlar Suda eriyerek çözünebilen minerallerin daha sonra çökelerek birikmesi sonucunda oluşmuşlardır. Bu kayaçların en yaygın olanları kalker (kireçtaşı), jips (alçı taşı) ve kaya tuzudur. Kalkerlerin erimesi sonucu mağaralar ile kanyon vadiler; kireçli suların buharlaşması ve kirecin çökelmesi sonucu, sarkıt, dikit ve traverten gibi yer şekilleri oluşur. Bu tür şekillerden oluşan “karst topoğrafyası” ülkemizde kalkerli arazinin yaygın olduğu Akdeniz Bölgesinde gelişme göstermiştir. c) Organik Tortul Taşlar Bitki ve hayvan kalıntılarının deniz ya da göl çanakların da birikmesi ile oluşurlar. Bitki kalıntıları, kalın ve geçimsiz tabakalar arasında veya su içerisinde kalır. Bu kalıntılar zamanla bakterilerin de etkisiyle karbon bakımından zenginleşir. Böylece linyit ve taş kömürü oluşur. Deniz canlılarının kabuk ve iskelet kısımlarının birikmesiyle de mercan kayaları ve tebeşir meydana gelmiştir. 3. Başkalaşım (Metamorfik) Kayaçlar Daha önceden oluşmuş püskürük ve tortul kayaçların yüksek sıcaklık ve basınç altında kalarak renk ve şekil değiştirmeleri sonucu oluşan kayaçlardır. Granit’in başkalaşmasıyla Gnays, Kalker’in başkalaşmasıyla Mermer, Kömür’ün başkalaşmasıyla da Elmas Kil taşı’nın başkalaşmasıyla Şist, Kum taşı’nın başkalaşması ile de Kuvarsit meydana gelir.
2 Günde Tarih Doping Hafıza - İslamiyet Öncesi Türkler 05:07
2 Günde Tarih Doping Hafıza - İslamiyet Öncesi Türkler 18.114 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor. Detaylı Bilgi İçin: www.dopinghafiza.com 0 212 236 74 41
8. Sınıf Türkçe - Cümlenin Öğeleri 06:33
8. Sınıf Türkçe - Cümlenin Öğeleri 19.562 izlenme - 3 yıl önce Morpa Kampüs 8. sınıf Türkçe dersinin, "Cümlenin Ögeleri" konusuna ait konu anlatımı videosudur. Morpa Kampüs'teki binlerce videolu konu anlatımını izleyip k...
1 Günde Ygs Türkçe Doping Hafıza - Sıfatlar 15:35
1 Günde Ygs Türkçe Doping Hafıza - Sıfatlar 18.665 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor. Detaylı Bilgi İçin: www.dopinghafiza.com 0 212 236 74 41
Tarih Kpss Eğitim Videolari Zorlu Eğitim 01 01:06:33
Tarih Kpss Eğitim Videolari Zorlu Eğitim 01 20.626 izlenme - 3 yıl önce Kpss Video Dersleri Tarih Kpss tarih konu anlatımı videoları , kpss uzaktan eğitim canlı dersleri Zorlu Eğitim
Ders: 1470 1520 1. Yavuz Sultan Selim Kimdir? 04:44
Ders: 1470 1520 1. Yavuz Sultan Selim Kimdir? 18.979 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen I. Selim, Yavuz Sultan Selim, Hâdim'ul-Harameyn'iş-Şerifeyn (Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı) (Osmanlı Türkçesi: ) (d. 10 Ekim 1470 – ö. 21/22 Eylül 1520[1][2]), 9. Osmanlı padişahı, 74. İslam halifesi ve ilk Osmanlı halifesidir. Babası II. Bayezid, annesi Gülbahar Hatun, eşi Ayşe Hafsa Sultan'dır. Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2'si Avrupa'da, 1.905.000 km2'si Asya'da, 2.905.000 km2'si Afrika'da olmak üzere toplam 6.557.000 km2'ye çıkarmıştır.[3] Padişahlığı döneminde Anadolu'da birlik sağlanmış; halifelik Abbasilerden Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu'nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır. Selim, tahta babası II. Bayezid'e karşı darbe yaparak çıkmıştır. Şehzade Selim, tahta çıkmadan önce vali olarak Trabzon'da görev yapmıştır. Yavuz Sultan Selim'e kızını vermiş olan Kırım Hanı Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, Eylül 1520'de şarbon hastalığına bağlı olarak Aslan Pençesi (Şirpençe) denilen bir çıban yüzünden henüz 49 yaşında iken vefat etmiştir.[4][5] Konu başlıkları [gizle] 1 Padişahlık öncesi 1.1 Trabzon valiliği 1.2 II. Bayezid'ın son seneleri ve şehzadeler meselesi 2 Tahta çıkışı 2.1 Baba-oğul mücadelesi 2.2 Yeniçerilerin ayaklanması ve Sultan Selim'in cülusü 2.3 Şehzadelerin bertaraf edilmesi ve taht kavgasının sonlandırılması 3 İran Seferi 3.1 Çaldıran Savaşı 3.2 Doğu ve güney sınırlarındaki önemli kale ve şehirlerin fethi 4 Mısır Seferi 4.1 Mercidabık Savaşı 4.2 Ridaniye Savaşı 4.3 Şah İsmail'in elçi göndermesi 4.4 Kızılbaş Celal Ayaklanması 5 Batı Seferi hazırlığı 6 Ölümü ve tarihe bıraktıkları 7 Halifelik 8 Islahat çalışmaları 8.1 Askeri alanda ıslahatlar 8.2 Donanma faaliyetleri 9 İmar faaliyetleri 10 Edebi eserleri 11 Şah İsmail ile ilginç diyalogları 12 Alevi katliamı iddiası 13 Ailesi 13.1 Eşleri 13.2 Erkek çocukları 13.3 Kız çocukları 14 Selimnameler 14.1 Yayınlanmış 14.2 Yayınlanmamış tezler 14.3 İsmi bilinen diğer Selimnameler 15 Kaynaklar 16 Dış bağlantılar Padişahlık öncesi[değiştir] I. Selim Sert mizacından dolayı Yavuz ve şehzâdeliğinden beri Selim Şah olarak anılan Sultan Selim, hicri 875/rumi 10 Eylül 1470 tarihinde babası Şehzade Bayezid'ın sancakbeyliği görevi nedeniyle Amasya'da dünyaya geldi. Babası II. Bayezid, annesi ise kimi kaynaklara göre Dulkadiroğulları Beyi Alaüddeyle Bozkurt Bey'in kızı Gülbahar Hatun[6], bazılarına göre Dulkadiroğulları Beyi Alaüddeyle Bozkurt Bey'in kızı Ayşe Hatun[7], bazı kaynaklara göre ise Zulkadiroğlu Alâüddevle'nin kızı Ayşe Hâtun'dur[8]. Osmanlı'nın, daha küçük yaşlarda devlet tecrübesi kazanması için şehzadeleri sancaklara gönderme gereği Şehzade Selim de Trabzon'a vali olarak atandı[6]. Trabzon valiliği[değiştir] Fatih Sultan Mehmed zamanında, Sivas Vilâyetinin Amasya Sancağında, büyük oğlu Şehzade Bayezid (sonradan II. Bayezid) Sancakbeyi iken; yine Sivas Vilayetine bağlı Trabzon Sancağında da Şehzâde Bâyezid’in en büyük oğlu Abdullah, Sancakbeyi olarak bulunmaktadır. Trabzon’da İçkale Camii şadırvanında Sancakbeyi Abdullah’ın 875/1470 tarihli bir kitâbesi bulunmuştur. Şehzâde Abdullah’ın Trabzon Sancakbeyi olarak 886/1481 yılına kadar bu görevde kaldığı anlaşılmaktadır[9]. Trabzon'da Şehzâde Abdullah'tan sonra, Trabzon Sancakbeyi olan ikinci ve son şehzâde Yavuz Sultan Selim'dir. Fatih Sultan Mehmed’in vefâtı ile II. Bâyezid Han (1481-1512), Osmanlı Devleti tahtına pâdişâh olarak cülûs ettiği zaman, oğlu Şehzâde Selim’i 886/1481 yılında Trabzon Sancakbeyi olarak tayin etmişti. Şehzâde Selim, gemi ile Kefe’ye oğlu Süleyman'ın yanına gidişine kadar, 886-915/1481-1510 yılları arasında yaklaşık olarak 29 yıl, Trabzon’da valilik yapmıştır[10]. Valiliği sırasında devlet işleri yanında ilimle de uğraşmış ve alim Mevlana Abdülhalim Efendi'nin derslerini takip etmiştir[6]. Daha o zamanlarda Şehzade Selim, devletin bel kemiği Türkmenlerin devletten duyduğu memnnuniyetsizliği ve Safevi Devleti'ne yönelmelerini farketmiştir[11]. Türkmenleri devlete bağlamak için Şehzade Selim, İstanbul yönetiminden izin almaksızın Gürcüler üzerine sefer yapmış ve bu seferlerin en önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır (1508)[12][6]. Hatta devlet töresine göre elde edilen ganimetin beşte birini beyt-ül mal'a katması gerekirken onu da mücahid Türkmenlere bırakmıştır[13]. II. Bayezid'ın son seneleri ve şehzadeler meselesi[değiştir] II. Bayezid'ın 8 oğlu olmuştu; oğulları yaş sırası ile Abdullah, Şehenşah, Alemşah, Ahmed, Korkud, Selim, Mehmed, Mahmud'dur. Ahmed, Korkud ve Selim dışındakiler babalarının sağlığında ölmüşlerdi. Selim Trabzon, Korkud Saruhan, Ahmed Amasya illerinde vali olarak görev yapıyordu. Selim'in oğlu Süleyman Kefe; Ahmed'in oğlu Bolu sancakbeyi olarak görev yapıyordu. Karaman valisi Şehzade Şehenşah'ın ölümü üzerine, Beyşehri'nde bulunan oğlu Mehmed Konya'ya tayin edildi; Şehzade Alemşah'ın oğlu Osman ise Çankırı sancakbeyi olarak görevdeydi. Şehzade Mahmud'un oğlu Orhan babasının Manisa'ya nakli ile Kastamonu beyliğine atanmış, Mahmud'un diğer oğlu Musa ise Sinop Beyi olmuştu. Şehzade Mahmud'un en küçük oğlu Emirhan ise, çok küçük olduğundan henüz ataması yapılmamıştı[14]. Şehzade Selim, Trabzon valiliği sırasında Türkmenlerin ve askeri başarıları münasebetiyle de yeniçerilerin desteğini arkasına almıştı. Ancak Osmanlı bürokrasisi, Şehzade Ahmet'in tahta çıkmasını desteklemekte idi[11]. Manisa sancağındaki Şehzade Korkut'un erkek çocuğu olmadığından tahta çıkma şansı az olarak görülmekteydi. Konya'daki Şehzade Şehenşah 2 Temmuz 1511'de -babasından 6 ay evvel- vefat ettiğinden taht kavgasına dahil olamamıştı[15]. Şehzade Selim, uzun zamandır kötü giden devlet işlerinden ötürü artık saltanatı terk edeceğini haber almıştı. Fatih Kanunnamesi'ne göre hükümdar olan şehzade diğer kardeşlerini öldürecekti; bunun için kardeşleri Korkud ve Ahmed'in hareketlerini yakından takip ediyordu. Selim saltanatı ele geçirmek için kardeşleri gibi o da hazırlık yapmış, kendi askerlerine ek olarak Kırım Hanı kuvvetlerinden de istifade etmiştir. Rumeli'ye geçtiğinde yanında Kırım Hanı'nın küçük oğlunun komutasında 350 kadar asker de vardı. Ayrıca taraftarları sayesinde Yeniçeri Ocağı'nın desteğini de elde etmişti. Şehzade Selim'in oğlu Süleyman evvela Şarkı Karahisar'a tayin edilmiş, ancak Şehzade Ahmet'in kendisine yakınlığı sebebiyle itiraz ettiğinden Bolu'ya naklolunmuş, Şehzade Ahmed bu sefer de kendisi ile İstanbul arasında rakibi Selim'in oğlunun bulunmasını istemediğinden buna da itiraz etmiş ve bu itirazı da kabul edilmiştir. Bu defa da Şehzade Selim, oğlu Süleyman'a kendi sancağı olan Trabzon'a uzak yerlerden sancak gösterildiğinden bu yerlere karşı çıkmış ve oğlunun kendi yakınında olmasını ısrarla talep etmiş, Şarkı Karahisar yahut Kefe sancaklarından birinin verilmesini istemiştir. Tüm bunların sonucunda Süleyman Kefe sancağına atanmıştı. Dönemin Kırım Hanı Mengli Giray Kendisi İstanbul'a uzak olduğundan çabuk ve muntazam haber alamıyordu. Bu nedenle devlet merkezine yakın bir yere nakledilmek istiyordu. Bu maksada uygun olarak Rumeli'de bir sancak istedi ve hemen Kefe'den, Kırım'dan Tuna'ya doğru yürüdü; kendisine Trabzon'a ilaveten Kefe verildi ise de bunu kabul etmedi. Şehzade Selim'e nasihat vermesi amacıyla ulemadan kişiler yollansa da Selim bunları geri çevirdi; Anadolu'da nereyi istersen verelim önerisi gelse de istediği gibi bir cevap alamayınca derhal Kırım Hanı'ndan aldığı kuvvetle Silistre yoluyla Rumeli'ye (Balkanlar'a) geldi. Ulemalar tekrar yollansa da, Selim buna da kesin olarak red cevabı vermiştir. Ayrıca Şehzade Selim bu hareketinden önce, Şehzade Korkud da babasından izin almaksızın Antalya'dan kalkıp Manisa'ya gitmişti. Bu hareketleri doğru bulmayan Şehzade Ahmed; babası II. Bayezid'dan Korkud ve Selim'i öldürtmek için izin istemiş ise de Bayezid bunu kabul etmemiştir.
Kpss Tarih Konu Anlatımı Videoları Ramazan Yetgin 28:33
Kpss Tarih Konu Anlatımı Videoları Ramazan Yetgin 10.618 izlenme - 2 yıl önce Kpss Tarih derslerinin tamamını izlemek için tıklayınız http://zorluegitim.com/default.aspx?vfilter=KPSS-Tarih&Year=2015 Ramazan YETGİN Paket 5' de Kampanyamız devam ediyor kaçırmayın! http://www.zorluegitim.com/Packages/ Her türlü sorunuz için 7/24 dilediğiniz zaman arayabilirsiniz İletişim Tel : 0 532 174 29 03 Email : admin@zorluegitim.com Zorlu Eğitim www.zorluegitim.com
1 Günde YGS Türkçe Doping Hafıza - Yazımı Karıştırılan Sözcükler 05:38
1 Günde YGS Türkçe Doping Hafıza - Yazımı Karıştırılan Sözcükler 13.531 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor.
Google Chromeden Geçmişi ve Çerezleri Temizlemek 02:36
Google Chromeden Geçmişi ve Çerezleri Temizlemek 11.981 izlenme - 3 yıl önce Google Chrome Geçmişini Temizleme..
2 Günde YGS Coğrafya Doping Hafıza - Tortul Kayaçlar 05:51
2 Günde YGS Coğrafya Doping Hafıza - Tortul Kayaçlar 11.369 izlenme - 3 yıl önce Görsel ve Duysal Hafıza Teknikleriyle; 1 Günde YGS Türkçe 2 Günde YGS Coğrafya 2 Günde YGS Tarih 3 Günde LYS Edebiyat 2 Günde LYS Coğrafya 2 Günde LYS Tarih Doping Hafıza fark yaratmaya devam ediyor.
Fonksiyon 2 - Doğrusal Fonksiyon - 9.Sınıf Yeni Müfredat 10:17
Fonksiyon 2 - Doğrusal Fonksiyon - 9.Sınıf Yeni Müfredat 9.063 izlenme - 2 yıl önce 9.sınıf matematik konu anlatımı,fonksiyonlar konu anlatımı, doğrusal fonksiyonun özellikleri anlatılmış ve örnek soru çözümleri gösterilmiştir.9.sınıf yeni müfredata uygun matematik konu anlatımı
Fonksiyon 3 - Birim Fonksiyon Sabit Fonksiyon - 9.Sınıf Yeni Müfredat 13:30
Fonksiyon 3 - Birim Fonksiyon Sabit Fonksiyon - 9.Sınıf Yeni Müfredat 8.824 izlenme - 2 yıl önce 9.sınıf matematik konu anlatımı,fonksiyonlar konu anlatımı birim fonksiyon,sabit fonksiyon konu anlatımı ve örnek soru çözümleri bulunmaktadır.9.sınıf yeni müfredata uygun matematik konu anlatımı.
Dünya Gerçeği 05:00
Dünya Gerçeği 11.554 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET AYkut İlter Aykut Öğretmen Dünya (Yeryuvarı, eski: Küre-i Arz), Güneş Sistemi'nde Güneş'e en yakın üçüncü gezegendir. Güneş Sistemindeki en yoğun ve beşinci büyük gezegendir. Üzerinde zeki yaşam formları barındırdığından emin olunan tek gök cismidir. Katı ya da 'kaya' ağırlıklı yapısı nedeniyle üyesi bulunduğu yer benzeri gezegenler grubuna adını vermiştir. Bu gezegen grubunun kütle ve hacim açısından en büyük üyesidir. Büyüklükte, Güneş Sistemi'nin 8 gezegeni arasında gaz devlerinin büyük farkla arkasından gelerek, beşinci sıraya yerleşir. Tek doğal uydusu Ay'dır. Yeryüzü, Yerküre, Mavi Gezegen ya da latince adıyla Terra olarak da anılır. Konu başlıkları [gizle] 1 Yerkürenin oluşumu 1.1 Dünya'nın Yaşı 2 Biçimi 3 İç yapısı 4 Yerkabuğu 5 Levha hareketleri 5.1 Aşınma 6 Dünya'nın hareketi 6.1 Hareketleri 6.2 Dünya'nın yüzeyi 7 Notlar 8 Kaynakça 9 Ayrıca bakınız Yerkürenin oluşumu[değiştir] Yapılan araştırmalar sonucu gezegeninin yaşı 4,467 milyar yıl olarak hesaplanmıştır. Geçen bu zaman dilimi, karmaşık bileşik yapılar ve içerdiği elementler göze alındığında, Güneş, Dünya ve diğer gezegenler dahil Güneş Sistemi'ndeki yapıları oluşturan moleküler bulutsunun kaynağı, ömrünü önceden tamamlamış bir genç tip yıldızın dağılmış artıklarının ve yıldızlar arası maddenin bir merkez etrafında dönerek gittikçe yoğunlaşmasıyla oluşmuştur. Merkezde yoğunlaşan Hidrojen ve Helyum molekülleri yeni bir G2 türü yıldızı, yani Güneş'i oluşturmaya başlamış, çevre disklerdeki yoğunluklu bölgelerde ise gezegenler oluşmaya başlamıştır. Dünya ise Güneş'e 3. sırada yakınlıkta bulunan karasal bir iç gezegendir. Oluşum diskleri süreci veya sonrasında bu karasal gezegenler, ağır göktaşı çarpışmalarına sahne olmuştur. Göktaşları yapısında bulunan donmuş buzlar, silikat ve metal yapılar, karaların ve okyanuslarının oluşmasını sağlamış, merkezde yoğunlaşan ağır demir ve nikel elementleri ise gezegenimizin çekirdeğini oluşturmuştur. Ağır göktaşı bombardımanı, asteroid kuşağının Jüpiter'in güçlü çekim etkisi sonucu daha kararlı hale gelmesiyle gittikçe azalmıştır. Uygun koşullar oluştuğunda gelişmeye başlayan canlı hayat sonrasında özellikle bitkiler ve yaptıkları fotosentez ile atmosfer'imizin yapısal bileşimi önemli oranda değişmiş ve oksijen oranının yükselmesine neden olmuştur. Dünya'nın Yaşı[değiştir] Dünya'nın yaşı doğrudan doğruya kayaçların yaşıyla ölçülemez. Çünkü bilinen en yaşlı kayaçların bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaşlı kayaçlardan oluşmuştur. Bugüne kadar saptanabilen en yaşlı kayaçlar Grönland'ın batısında bulunmuştur ve 4,1 milyar yaşındadır. Bugün Dünya'nın yaşını hesaplamak için elde edilen en iyi yöntem radyoaktif elementlerin yarılanmaları sonucu başka elementlere dönüşümleridir. Örneğin radyoaktif uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaş bir süreçle kurşunatom larına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238'in dönüşümüyle daha hafif bir kurşun izotopu olan kurşun-206, uranyum-234'in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurşun-207 atomları oluşur. Uranyum-235'in kurşuna dönüşme hızı uranyum-238'in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurşun-206 ve kurşun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına bağlı olarak değişir. En yaşlı olduğu düşünülen bir kurşun minerali ile bugün okyanuslarda oluşan kurşunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneğin oluşumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanır. Bu süre de Dünya'nın yaşı olarak kabul edilir. Biçimi[değiştir] Ana madde: Jeodezi Dünya'nın üzerindeki topografik oluşumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur. Geoibs bir biçimdedir, fakat ekvatordaki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık özel küresel geometrik şekil geoit (Latince, Eski Yunanca Geo "dünya") yani "Dünya şekli" diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km'dir (~40.000 km/). Yer'in ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doğru biraz fırlamasına neden olduğu için ekvatorun çapı, kutupları birleştiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, Everest Dağı (denizden 8.848 m yüksekte) ve Mariana Çukuru dur (deniz seviyesinin 10.924 m altı). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer'in %0,17'lik toleransı vardır. Ekvatorun şişkinliği yüzünden Yer'in merkezinden en yüksek nokta aslında ekvatordadır. İç yapısı[değiştir] Ana madde: Yer'in yapısı Yerin içi, diğer gezegenler gibi, kimyasal olarak tabakalardan oluşur. Yerin silikattan oluşmuş bir kabuğu, yüksek viskoziteli bir mantosu, akışkan bir dış çekirdeği ve katı halde bir iç çekirdeği vardır. Yerin tabakaları aşağıda belirtilen derinliklerdedir: Earth-crust-cutaway-tr.svg Derinlik (Km) Tabaka 0–60 Litosfer (5 ila 200 km arası değişir) 0–35 ... Kabuk (5 ila 70 km arası değişir) 35–60 ... mantonun en üst kısmı 35–2890 Manto 100–700 ... Astonosfer 2890–5100 Dış kabuk 5100–6378 İç kabuk 24 Aralık 1968, Apollo 8'den Dünya'nın Ay Üzerinde doğuşu Dünya'nın dış kabuğu ile bu kabuğun üzerindeki atmosfer(hava) ve hidrosfer (okyanuslar ve denizler)katmanları doğrudan gözlemle incelenebilir. Oysa Dünya'nın iç bölümlerine ulaşarak yapısını doğrudan inceleme olanağı yoktur. Dünya'nın iç yapısına ilişkin bütün bilgiler depremlerin incelenmesinden ve Dünya'nın içinde var olduğu düşünülen maddeler üzerindeki deneylerden elde edilmiştir. Yanardağların varlığına ve yerkabuğunun yüzeyindeki ısı akışı ölçümlerine dayanarak Dünya'nın iç böümlerinin çok sıcak olduğunu biliyoruz. Yerkabuğunun derinliklerine doğru indikçe kayaçların sıcaklığı her kilometrede 30 °C kadar yükselir. Böylece; kabuğun en alt katmanlarının çok daha üstünde yer alan kayaçlar kızıl kor haline dönüşür. Aslında Dünya'nın büyüklüğüne oranla yerkabuğu çok incedir. Eğer Dünya'yı bir futbol topu büyüklüğünde düşünürsek kabuğu da ancak topun üzerine yapıştırılmış bir posta pulu kalınlığındadır. Kabuğun altında kalan kayaçlar ise akkor sıcaklığına kadar ulaşır. Depremlerin nedeni, yerkabuğundaki bir kırıkla birbirinden ayrılan iki büyük kütlenin (levhanın) birdenbire harekete geçerek üst üste binmesi ya da uzaklaşması sonucunda yerkabuğunun şiddetle ileri geri sarsılmasıdır. Büyük bir depremde bazi titreşimler Dünya'nın öbür yüzündeki dairesel bir alanda "odaklanır". Buna karşılık bazı titreşimler çekirdeği aşıp öbür yana geçmez. Böylece Dünya'nın öbür yüzünde hiçbir titreşimin duyulmadığı halka biçiminde bir "gölge" belirir. Bu gölgenin boyutları ölçülerek çekirdeğin büyüklüğü hesaplanabilir. Ayrıca deprem titreşimlerinin yayılma hızi saptanarak içinden geçtikleri maddelerin yoğunluğu, dolayısıyla bileşimi belirlenebilir. Eritilmiş kayaçlarla yapılan laboratuvar deneyleri bu çalışmalara büyük ölçüde ışık tutar. Dünya'nın yüzeyi, kalınlığı 6 ile 70 km arasında değişen bir "kabuk" katmanıyla örtülüdür. Yerkabuğu denen bu katman daha ağır maddelerden oluşan ve 2.865 km derine inen çok kalın "manto" katmanının üzerine oturur. Mantonun bittiği yerde Dünya'nın merkezine kadar kadar 3.473 km boyunca uzanan "çekirdek" başlar. Jeologlara göre, içteki manto katmanı çok büyük kabarma harektleri sonucunda yerkabuğunu iterek birçok yerde yüzeye cıkmıştır. Ayrıca normal olarak yerkabuğunun yapısında bulunmayan bazı kayaçlar da yanardağı hareketleri nedeniyle Dünya'nın yüzeyine ulaşmıştır. Jeologlar bu verilere dayanarak mantonun üst kesimlerinin "ültrabazik" korkayaçlardan oluştuğunu ileri sürerler. Bir yanda "asit" kayaç olarak nitelenen granitin yer aldığı kayaç sınıflandırmasının öbür ucunda bulunan bu ültrabazik kayaçlar ağır demir ve magnezyum silikatlardan oluşur. Mantonun alt bölümlerinin de aynı yapıda, ama daha ağır ve yoğun olduğu sanılmaktadır. Çekirdeğin yapısındaki maddeler ise hem mantodakilerden daha ağır, hem de hiç değilse çekirdeğin dış bölümünde sıvı haldedir. Buna karşılık çekirdeğin içinin manto ve kabuk gibi katı olduğu sanılıyor. Yerçekirdeğin olağanüstü bir basınç vardır. Bilinen elementlerin çoğu böylesine büyük bir basınç altında çok yoğunlaşmış ola
Fonksiyon 1 - Fonksiyonlara Giriş - 9.Sınıf Yeni Müfredat 13:42
Fonksiyon 1 - Fonksiyonlara Giriş - 9.Sınıf Yeni Müfredat 6.964 izlenme - 2 yıl önce 9.sınıf matematik konu anlatımı,fonksiyonlar konu anlatımı,fonksiyon tanımı ve gösterimleri anlatılmıştır.9.sınıf yeni müfredata uygun matematik konu anlatımı
Ders: Orta Asyadan Göçen Türklerin Kültürü Ve Yaşamı 1 15:00
Ders: Orta Asyadan Göçen Türklerin Kültürü Ve Yaşamı 1 14.236 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen Türklerin fiziki özellikleri olan çekik gözlülük, çıkık elmacık kemikli, esmer tipoloji tarih içinde değişmiştir. Dedelerin adları genellikle torunlara verilir. Pek çok yörede her adın bir sıfatı vardır. Günlük hayatta milli takvim kullanılır. Ancak kültürel hayat Müslümanlık medeniyetiyle iç içe olduğundan hicri takvim adları yaşatılır, Recep, Şaban, Ramazan adları hem ad olarak konur hem günlük dini yaşayışta kullanılır. Türkler Avrasya denilen coğrafyaya yayılmışlardır ve Anadolu'ya göç etmişlerdir. Çadır yerleşiminden kent yerleşimine geçen Türkler, ahşap evlerden apartmanlara ve sitelere çevrilen kent kültürüne geçmişlerdir. Ev dekorasyonunda kilimden halıya, sedirden mobilyaya, sandalyeden koltuğa, tahta pencereden pimapen pencereye çevrilen ev kültürü, geniş aileden çekirdek aileye çevrilmiştir. Batılı giyim kuşam yaygın olmasına rağmen, eski giyim kültürü devam etmektedir. Ocak ve mangal düzeninden kalorifer ve doğalgaz düzenine geçen ısıtma sistemi; eşek ve attan arabaya; siniden masaya; şerbetten meyve suyuna; bozadan kolaya; hamamdan saunaya; dere kenarı yıkamadan çamaşır makinesine; teldolaptan buzdolabına temizlik ve sağlık kültürü gelişmiştir. Yemek kültürü et merkezli olup, ot, süt, ekmek, bal, balık, yumurta, yoğurt temel besinlerdir. Orhan Pamuk Hayvancılık at, eşek, sığır, manda, ayı, deve, koyun, keçi, arı, ördek, tavuk yetiştirmeciliğindedir. Tarım ürünleri arpa, buğday, pirinç, pamuk, kabak, bakla, nohut, fasulye, havuç, lahana, soğan, sarımsak, hıyar, turp, bamya, patlıcan, domates, biber, elma, tütün, çay, zeytin, erik, üzüm, patates, ayva, armut, kavun, karpuz, iğde, nar, kiraz, vişne, muz, çilek, fıstık gibi sebze ve meyvelerdir. Dokumacılık, ayakkabıcılık,terzilik en yaygın zanaatlardır. Çarşı ve bedestenden marketlere, süpermarketlere günlük alışveriş kültürü gelişkindir. Semt pazarları devamlı işler. En modern iletişim sistemleri kullanılmakta, kara, hava, deniz ve demiryollarında modern araçlarla seyahat edilmektedir. Kent içi raylı sistemler ve yeraltı treni mevcuttur. Konu başlıkları [gizle] 1 Dil 2 Sanat 3 Türk edebiyatı 3.1 Müzik 4 Ahlak 5 Aile 6 Hukuk 7 Siyasi kültür 8 Spor 9 Türk mutfağı 10 Kaynaklar 11 Ayrıca bakınız 12 Dış bağlantılar Dil[değiştir] Türkler Göktürk, Uygur, Araplar (halk) Arap, Mani, Brahmi, Süryani, Grek, İbrani, Kiril, Latin alfabelerini kullandılar. Türkiye'de 1928'den beri Latin alfabesi kullanılmaktadır. Türk dili zengin bir sanat geleneğine sahiptir, ancak son yüzyıldaki kültür değişmesiyle Batı dillerinden az buz kelime alan bir dil haline gelmiştir ve birçok yabancı kökenli kelime TDK tarafından Türkçeye çevrilmektedir.Örneğin kampüs kelimesi yerine yerleşke kelimesi getirilmiştir.Kendi kültürlerini çok güzel koruyan bir millettirler. Sanat[değiştir] Sultanahmet Camii iç görünüşü, İstanbul Mimaride dini yapılar anıtsaldır. Yakınçağa kadar temel üslup Koca Sinan'da belirginleşmiştir. Resimde ve heykelde din kültürünün etkisiyle gelişme olmamıştır ancak minyatür ve süsleme sanatlarında olmuştur. Türk sanatı çini, hat, ebru, seramik, tezhip ve halıcılıkta gelişmiştir. Müzik gerek sivil gerek askeri müzikte sanat müziğinden hafif müziğe çevrilir. Dini müzik Türk müziğinin önemli unsurudur. Halk müziği, klasik ve arabesk özelliktedir. Türk sanat müziği çağdaş bir sesle, hafif müzik klasik ve pop müzikle gelişmektedir. Türk edebiyatı[değiştir] Mevlana'nın Divan'ı Kebir 'inden bir nüsha. 18.yüzyılda Anadolu'da diyar diyar gezen bir aşık. Nasreddin Hoca Halide Edip Adıvar Türk edebiyatı, Türk yazını veya Türk literatürü, Türk dilinde yazılmış sözlü ve yazılı metinlerdir. Türklerin İslamiyeti kabullerine kadar farklı Türk dil ve alfabeleri kullanılırken, İslamiyetin etkisiyle Farsça ve Arapça kullanılmaya başlanmış, Osmanlı döneminde Türkçenin Arap alfabesiyle yazıldığı Osmanlıca eserler verilmiştir. Özellikle saray çevresinde, Fars edebiyatının etkisiyle üretilen bir edebiyat anlayışı ağır basmıştır. Zaten okur-yazarlığın olmadığı ya da oldukça az olduğu halk arasında, sarayın Divan Edebiyatı etkili olamamış, Anadolu'da sözlü gelenek uzun bir süre devam etmiştir. Türkçe, Ural-Altay dil ailesi Altay koluna dahil bir dildir. Türklerin tarihine paralel olarak Türkçenin yayıldığı coğrafi alan çok geniştir. Bugünkü Moğolistan'dan Doğu Avrupa'ya kadar konuşulan Türkçe pek çok lehçe ve şiveye ayrılmaktadır. Tarihi gelişimi içinde Türkçe, VIII-XIII. Asırlar arasında Eski Türkçe, XIII-XX. Asırlar arasında Orta Türkçe, XX asırda yeni Türk Yazı Dilleri ana başlıkları altında üç gurupta incelenmektedir. Türkiye Türkçesi, Orta Türkçenin, Batı Türkçesi kolunun günümüzde kullanılan bölümüdür. Bugün Türkçe, yaklaşık 250 milyon insan tarafından; Türkiye Türkçesi dünyada 80 milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Batı Türkçesinin ikinci devri olan Osmanlıca (Osmanlı Yazı Dili) İstanbul'un fethinden Osmanlı İmparatorluğu'nun sonuna kadar XV-XX. asırlar arasında devam eden yazı dilidir. İngiltere, Fransa, İspanya gibi memleketler gittikleri yerlere dillerini de götürdükleri halde Türkler bu dil sömürgeciliğinden uzak durmuştur.Eğer Osmanlı Devleti'de gittiği her yere Türkçeyi de götürseydi bugün Türkçe dünyada en çok konuşulan dillerden biri olacaktı. 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk. Cumhuriyetten sonra 1928'de yapılan Harf İnkılabı ile Arap harfleri terk edilip Latin harflerinin kabulü Türkçenin yabancı unsurlardan arındırılmıştır. Türk dili'ni araştırmak ve tabii mecrasında gelişmesine katkıda bulunmak üzere 1932 yılında Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Türk Edebiyatı, Türklerin dahil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir: İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı İslamî dönem Türk Edebiyatı Batı etkisindeki Türk Edebiyatı Ana maddeler: Halk edebiyatı ve Aşık edebiyatı Türk dilinin ve edebiyatının tespit edilebilen en eski yazılı metinleri VII. Asrın sonlarına ve VIII. Asrın ilk yarısına ait olan dikili taşlardır. Bunlar arasında yer alan 732'de Kültigin, 735'de Bilge Kağan, 720'de Tonyukuk adına dikilen Orhun Yazıtları gerek muhtevaları, gerekse mükemmel dil ve üsluplarıyla Türk dili ve edebiyatının ve tarihinin şahaserleri arasında yer almaktadır. Bu dönemden günümüze ulaşan Türk destanları arasında Yaratılış, Saka, Oğuz Kağan, Göktürk, Uygur, Manas destanları sayılabilir. XIV. asırda yazıya geçirilen "Dede Korkut Kitabı" destan döneminin hatıralarını saklayan, gerek muhteva gerekse dil ve üslup mükemmeliyeti bakımından önem arz eder. Türk edebiyatının bir yazarı olan Orhan Pamuk, 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü 'ne layık görülmüştür. Türk edebiyatı şiir, hikâye, deneme, mizah, eleştiri dallarında eski ve yeni formatlarda dünya dillerine çevrilen eserler üretmektedir. Sözlü edebiyat geleneği, dini edebiyat formunda yaygındır ve en meşhuru kandillerde okunan mevlüddür. Halk edebiyatında dünya kültürüne Nasreddin Hoca tanıtılmış, halk danslarıyla ve seyirlik sanatlarla tarihi kültür yapıları yaşatılmıştır. Müzik[değiştir] Ana madde: Türk müziği Geleneksel Türk müziğinin kökleri iki ana kol olarak; Selçuklu dönemine değin uzanır. Bunlar; halk çevresinde gelişen halk müziği ve aristokrasi çevresinde gelişen klasik türk müziğidir. Zira; Osmanlı döneminde; şehirlerde, saray çevresinde ve konaklarda "kâr, beste, semai, şarkı" adı verilen ezgilere rastlanırken; halk arasında ve köylerde "türkü, bozlak, uzun hava, zeybek, oyun havası" adı verilen ezgilere rastlanmaktadır. Bu yüzden, şehir ve saray çevresinde gelişen müzik bugünkü Türk Sanat Müziğinin temelini; halk arasında gelişen müzik ise Türk Halk Müziğinin dayanağını oluşturmuştur. Cumhuriyet döneminde köy türküleri üzerine yapılan araştırmalar yoğunlaşmış ve pek çoğu derlenerek korunmaya çalışılmıştır. Klasik Batı Müziği ise, cumhuriyet dönemi devrimler sonrası Türkiye'de gelişmiş ve Klasik Batı müziğine oldukça önem verilmiştir. 1924'de Ankara'da Musiki Muallim Mektebi kurulmuş ve yetenekli gençlerin Avrupa ülkelerine gönderilip yetiştirilmesi hareketi başlamıştır. İstanbul'da çalışmalarını sürdüren Darrültalimi Musiki adlı okul yeni bir yönetmelikle konservatuvar haline getirilmiştir. Çok sesli sanat müziğinde sesini Batı'da ilk duyuran Türk sanatçı Cemal Reşit Rey olmuştur. 1970'lerden sonra popüler kültürle birlikte gelişmeye başlayan popüler müzik ise, farklı kesimlerce farklı biçimlerde algılanmıştır. Önce Türk pop müziği ve Anadolu rock doğmuştur. 1980lerde gettolarda Türkiye'ye özgü arabesk müzik türemiştir; protest ve özgün müzik türleri ortaya çıkmıştır. 90lı yılların sonlarında alternatif rock, karadeniz rock, Türkçe rap, Türkçe jazz gibi türler doğmuştur. Türk Sanat Müziğinin klasik kalıplarından oldukça uzaklaşılmasıyla fantezi müzik ortaya çıkmıştır. Daha sonraları pop müzik sırasıyla arabesk ve fantezi ile karışmış; Türkiye'ye özgü arabesk-pop ve fantezi-pop türleri popüler müziğin büyük kısmını kaplamıştır.2003 yılında Eurovizyon Yarışmasında Sertab Erener, Everyway That I Can adlı şarkıyla birinci olmuştur. Ayrıca, Tarkan, Sezen Aksu, İbrahim Tatlıses gibi, uluslararası alanda da kabul görmüş Türk sanatçılar da vardır. Ahlak[değiştir] Türk ahlakı yiğitlik, kahramanlık üzerine kuruludur. Alp ve gazilikten, yüksek karakterli ve temiz kalpli, korkusuz, inanç ve irfanlı, milliyetperverliktir. Ayrıca cesaret, onur, gurur,şeref, misafirperverlik, dürüstlük ve merhamettir. Aile[değiştir] Türk kültüründe sosyal hayat, aile ve akrabalık bağları temelinin üzerine kurulmuştur. Eski Türk devletlerinin dayandığı iki temel sosyal birlik, aile ve ordu olmuştur.[1] Hukuk[değiştir] Şeriat hukukundan laik Medeni Hukuk'a geçen Türklerin toplum yaşamı Batı medeniyeti çerçevesinde anayasal hukuku benimser. Kamu hukuku ve özel hukuk, günlük yaşam kültürünü Batı ile paralel bir düzeye getirmiştir. Bununla birlikte özel hukuk alanında töre ve örf hukuku geçerli olabilmektedir. Hukuk sistemi evrensel hukuk kurallarıyla uyumludur ve AB'ye girildiğinde AB hukuku geçerli olacaktır. Günlük hukuk kültüründe adalet mekanizması hızlı işlemektedir. Düşünce özgürlüğüne engel yasalar bulunmamaktadır. Siyasi kültür[değiştir] Türk siyasi kültürü; beylik, hakanlık, sultanlık ve tek partili cumhuriyetten demokratik laik çok partili cumhuriyete doğru gelişmiştir. Osmanlı merkezi siyasi yapısı ve bürokratik düzen öğelerinin etkileri cumhuriyette görülmesine rağmen Batı tarzı demokratik rejim yerleşmektedir. Sivil toplum güçlenmektedir. Siyasi kültür, zaman istemekle birlikte gelişmektedir. Siyasi kültürün zayıf yönü hoşgörüsüzlüktür. Askerlik bir kültür unsuru olarak Türk kültüründe önemli bir işleve sahiptir. Askerlik yapmamış gençlere kız verilmemesi hâlâ yaygın bir adettir. Dünyada yaygın olan bazı siyasi akımlar ve partizanlık; siyasi kültürde olumsuz ve acı olaylara yol açmışlardır. Halkın devlete bakışı Devlet Baba kavramıyla hâlâ yaygındır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki otoriter yenlik yerini liberal demokrasiye terk etmektedir. Spor[değiştir] Türk spor tarihi Yaşar Doğu, Tanju Çolak, Cemal Kamacı gibi milli şahsiyetlerle ifade edilmesine rağmen toplumda spor yapma yaygınlığı ve spora ayrılan bütçe çok geridir. En kabul gören spor futboldur . Geleneksel yağlı güreş ata sporu olarak sürerken avcılık, binicilik, kılıç, okçuluk, cirit, atletizm, halter de Dünya ve Olimpiyat dallarında uluslararası başarı gösterilmektedir. Türk mutfağı[değiştir] Ana madde: Türk mutfağı Türk kahvesi Lokum Türk mutfağı, Osmanlı'nın mutfağını miras almaktadır. Osmanlı mutfağı da Türk, Yunan, Balkan ve Ortadoğu mutfaklarının birleşimi ve saflaştırılması olarak tanımlanabilir. Türk mutfağı ayrıca Batı Avrupa mutfağından olduğu kadar bu mutfaklardan ve diğer komşu mutfaklardan etkilendi. Osmanlılar, Orta Asya'dan Yoğurt gibi geleneksel Türk unsurları, kendi ülkelerindeki çeşitli yemek pişirme geleneklerini ile etkilendikleri Orta Doğu mutfağıyla birleştirdiler. Osmanlı İmparatorluğu, gerçekten koskocaman bir teknik özellik dizisi yarattı. Bu durum Osmanlı İmparatorluğu'nun Osmanlı yemeklerinden küçük parçalar ve örnekler içerdiği çeşitli bölgelerinde gözlemlenebilir. Tamamı alındığında, Türk mutfağı homojen değildir. Bir taraftan ortak Türk yemekleri ülkenin boydan boya ucunda bulunabilirken, ayrıca bölgeye özgü yemekler de vardır. Karadeniz bölgesinin mutfağı (Türkiye'nin kuzeyi) mısır ve hamsi balığına dayanır. Güneydoğu-Urfa, Gaziantep ve Adana kebapları, mezeleri ve hamur işine dayalı tatlıları;baklava, kadayıf ve künefe ile. Özellikle Türkiye'nin batı kısmında zeytin ağacı bol bol yetiştirilir. Zeytinyağı, yağlar içinde pişirme işlerinde en çok kullanılandır. Ege Bölgesi, Marmara Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi sebzeler, otlar ve balık zenginliği açısından Bölgesi temel özelliklerini gösterir. Orta Anadolu, kendine özgü keşkek , mantı (özellikle Kayseri) ve gözleme gibi hamurlu yemekleriyle meşhurdur. Kaynaklar[değiştir] ^ Balaban, Ayhan. İskit, Hun ve Göktürklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat. T.C. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eski Çağ Tarihi Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. 2006. URL:http://fef.kafkas.edu.tr/sosyb/tde/halk_bilimi/makaleler/kultur_med/kultur_med (20).pdf. Erişim tarihi: 11.12.2011. (Archived by WebCite® at http://www.webcitation.org/63rPeTJL1) Ayrıca bakınız[değiştir] Folklor Türkiye'de eğitim Turizm Türk mimarisi Türkiye'de spor Dış bağlantılar[değiştir] Flag of Turkey.svg Türkiye portali Art and Culture of Turkey Archive of Turkish Oral Narrative Texas Tech University Osmanlı Döneminde Mutfak Kültürü [gizle] g t d Türkiye Türkiye konuları Tarih (Zaman çizelgesi) Erken tarih Anadolu Selçuklu Devleti Anadolu beylikleri Osmanlı Kuruluş dönemi Fetret Devri Yükselme dönemi Duraklama dönemi Gerileme dönemi Dağılma dönemi Cumhuriyet Kurtuluş Savaşı Tek partili dönem Çok partili dönem Konusuna göre Anayasal Askerî Ekonomi Siyaset ve yönetim Cumhurbaşkanı Başbakan Bakanlar Kurulu Dış ilişkiler İnsan hakları LGBT hakları Meclis Ordu Seçimler Vicdanî ret Yargı teşkilatı Anayasa Anayasa Mahkemesi Kolluk kuvvetleri Resmî Gazete Siyaset Atatürkçülük AB süreci Derin devlet Laiklik Osmanlıcılık Siyasi partiler Demokratik açılım Coğrafya Adalar Akarsular Burunlar Büyükşehirler Coğrafi bölgeler Çevre sorunları Dağlar Göller İlçeler İller Körfezler Yarımadalar Yerleşim yerleri Yerler Anadolu Trakya Türk Rivierası Ekonomi AB Gümrük Birliği Bankalar Merkez Bankası Borsa Güneydoğu Anadolu Projesi Mevduatı Koruma Para birimi Sanayi Şirketler Turizm Ulaşım Demiryolları Havayolları Toplum Suç Eğitim Türkiye'deki diller Türkçe Kültür Resmi tatiller Adlar Müzik Edebiyat Folklor Festivaller Halk oyunları Mutfak Şarap Sanat Sinema Osmanlı mimarisi Türkiye mimarisi Üniversiteler Din İslam Yahudilik Diyanet İşleri Başkanlığı Televizyon Medya Gazeteler Radyo kanalları Televizyon kanalları Sigara Spor Tiyatro Demografi Türkler Türkler listesi Atatürk Osmanlı padişahları Türk nüfusu Diaspora Türk göçmenler Göç Muhacir Semboller Arma Bayrak Cumhurbaşkanlığı Forsu Kuruluş ilkesi Ulusal marş Hilâl ve yıldız Ayyıldız Portal · VikiProje · Kategori Türk Kültürünün kökleri, Orta Asya'daki göçebe, Gök Tanrı inanışına sahip, savaşçı halkların kültürüne dayanır. Bu atlı-göçebe kültürün gelişme tarihi taşdevrine kadar gider. Bu dönem at, kurt, koyun gibi hayvanların evcilleştirildiği ilk kültür dönemidir. Ayrıca süt ürünleri, keten ve halı dokumacılığı da ilk bu dönemde geliştirilmiştir. Türk boyları bu eski kültürden, Töre diye adlandırdıkları toplumsal hukuk anlayışlarıyla ayrılmışlardır. İnançlarından dolayı her boyun ayrı isimi var olmuş ise de bu boylar Türk halkının parçası olduklarını unutmamışlardır. Töreye uyan boylara önceleri Törük ya da Török (Türük) denmiş sonraları bu sözcük Türk biçimine dönüşmüştür. Başka bir anlatılışa göre, Türk Cümlesi Çince Tue' Kue (cesur) cümlesinden kaynaklanmıştır. 4000 yıllık Türk tarihi süresince, Türk Milleti tüm Avrasya üzerinde farklı medeniyetlerle temasa girip, bazı kültürlerden etkilenmiş bazılarını da etkilemiştir. Türk Kültür Tarihi Türk tarihinin erken çağında (M.Ö. 1000 - M.S. 1000) özellikle Çin kültürünün etkisi dikkati çekmektedir. Bu dönemde Çin etkisi, bazı Doğu Hun hükümdarlarının saraylarında Çin kıyafetleri ve Çin dilinin zorunlu kılınmasına varacak düzeylerde olabilmiştir. Artan Çin etkisine karşı Bilge Kağan, Türk halkını Orhun Kitabeleri ile; "...Çinlilerin tatlı sözleri varmış, Çinlilerin yumuşak ipekleri varmış. Tatlı sözleri ve yumuşak ipek kumaşları ile Türk halkını kandırır aralarına alırlarmış. Sonra Kagan olacak oğlunuzu uşak, hanım olacak kızınızı cariye yaparlarmış..." şeklinde uyarmıştır. Genel Türklerin fizik özellikleri olan çekik gözlülük, çıkık elmacık kemikli, esmer tipoloji tarih içinde değişmiştir. Bugünkü durumda genel olarak ortalama boy 1.70, ten rengi beyaz kumral, saçlar dalgalı siyah, sakal bıyık gür, alın geniş, uzun yüzlü ve genelde ela gözlüdürler. (bak. Türk) Türk adları en fazla Ahmet, Mehmet, Mustafa, Ali, Ayşe, Fatma şeklindedir. Arslan, Şahin gibi somut Devrim gibi soyut adlar da vardır. Dedelerin adları genellikle torunlara verilir. Pek çok yörede her adın bir sıfatı vardır. Günlük hayatta miladi takvim kullanılır. Ancak kültürel hayat İslam medeniyetiyle iç içe olduğundan hicri takvim adları yaşatılır, Recep, Şaban, Ramazan adları hem ad olarak konur hem günlük dini yaşayışta kullanılır. Türkler Avrasya denilen coğrafyaya yayılmışlardır. En eski Saka Türklerinden beri göçmen kavim olarak Batı'ya yönelmiş ve göç Anadolu'da sona ermiştir. Bugünün ulus devletler dünyasında Batı Türkleri, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır. Çadır yerleşiminden kent yerleşimine geçen Türkler, ahşap evlerden apartmanlara ve sitelere evrilen kent kültürüne geçmişlerdir. Ev dekorasyonunda kilimden halıya, sedirden mobilyaya, sandalyeden koltuğa, tahta pencereden pimapen pencereye evrilen ev kültürü, geniş aileden çekirdek aileye evrilmiştir. Batılı giyim kuşam yaygın olmasına rağmen, eski giyim kültürü devam etmektedir. Ocak ve mangal düzeninden kalorifer ve doğalgaz düzenine geçen ısıtma sistemi; eşek ve attan arabaya; siniden masaya; şerbetten meyva suyuna; bozadan kolaya; hamamdan saunaya; dere kenarı yıkamadan çamaşır makinesine; teldolaptan buzdolabına temizlik ve sağlık kültürü gelişmiştir. Yemek kültürü et merkezli olup, ot, süt, ekmek, bal, balık, yumurta, yoğurt temel besinlerdir. Hayvancılık at, eşek, sığır, manda, deve, koyun, keçi, arı, ördek, tavuk yetiştirmeciliğindedir. Tarım ürünleri arpa, buğday, pirinç, pamuk, kabak, bakla, nohut, fasulye, havuç, lahana, soğan, sarımsak, hıyar, turp, bamya, patlıcan, domates, biber, elma, tütün, çay, zeytin, erik, üzüm, patates, ayva, armut, kavun, karpuz, iğde, nar, kiraz, vişne, muz, çilek, fıstık gibi sebze ve meyvelerdir. Dokumacılık, ayakkabıcılık, terzilik en yaygın zenaatlerdir. Çarşı ve bedestenden marketlere, süpermarketlere günlük alışveriş kültürü gelişkindir. Semt pazarları devamlı işler. En modern iletişim sistemleri kullanılmakta, kara, hava, deniz ve demiryollarında modern araçlarla seyahat edilmektedir. Kentiçi raylı sistemler ve metro mevcuttur. Dil Türkler Göktürk, Uygur, Arap, Mani, Brahmi, Süryani, Grek, Ermeni, İbrani, Kiril, Latin alfabelerini kullandılar. Türkiye'de 1928'den beri Latin alfabesi kullanılmaktadır. Türk dili zengin bir sanat geleneğine sahiptir, ancak son yüzyıldaki kültür değişmesiyle Batı dillerinin etkisi altındadır. Küreselleşme, dünya kültürlerine Amerikan kültürü'nü hayat tarzı olarak en küçük köylere kadar benimsetmekte, ulusal kültür unsurları yabancı kültürüyle ikilik içinde yaşamaktadır. Türk dilinin zengin atasözleri ve deyimleri dahi dublaj diline feda edilmektedir. (bak. Türkçe) Sanat Mimaride dini yapılar anıtsaldır. Yakınçağa kadar temel üslup Koca Sinan'da belirginleşmiştir. Resimde ve heykelde din kültürünün etkisiyle gelişme ancak minyatür ve süsleme sanatlarında olmuştur. Türk sanatı çini, hat, ebru ve seramikte, tezhip ve halıcılıkta gelişmiştir. Müzik gerek sivil gerek askeri müzikte sanat müziğinden hafif müziğe evrilir. Dini müzik Türk müziğinin önemli unsurudur. Halk müziği, klasik ve arabesk özelliktedir. Türk sanat müziği çağdaş bir sesle, hafif müzik klasik ve pop müzikle gelişmektedir. Türk edebiyatı şiir, hikaye, roman, deneme, mizah, eleştiri dallarında eski ve yeni formatlarda dünya dillerine çevrilen eserler üretmektedir. Sözlü edebiyat geleneği, dini edebiyat formunda yaygındır ve en meşhuru kandillerde okunan mevliddir. Halk edebiyatında dünya kültürüne Nasreddin Hoca tanıtılmış, çağdaş halk danslarıyla ve seyirlik sanatlarla tarihi kültür yapıları yaşatılmıştır. (bak. Türk Sanatları, Türk Müziği, Türk Edebiyatı, Türk Mimarisi) Ahlak Türk ahlakı yiğitlik, kahramanlık üzerine kuruludur. Alp ve gazilikten, yüksek karakterli ve temiz kalpli, korkusuz, inanç ve irfanlı, milliyetperver, adalet ve iffete düşkün karakterleri Kutadgubilig'den beri sayılan özelliklerdir. Hukuk Şeriat hukukundan laik Medeni Hukuk'a geçen Türklerin toplum yaşamı Batı medeniyeti çerçevesinde anayasal hukuku benimser. Kamu hukuku ve özel hukuk, günlük yaşam kültürünü Batı ile paralel bir düzeye getirmiştir. Bununla birlikte özel hukuk alanında töre ve örf hukuku geçerli olabilmektedir. Hukuk sistemi evrensel hukuk kurallarıyla uyumludur ve AB'ye girildiğinde AB hukuku geçerli olacaktır. Günlük hukuk kültüründe adalet mekanizması ağır işlemektedir. Düşünce özgürlüğüne engel yasalar bulunmaktadır. (bak. Hukuk) Siyasi Kültür Türk siyasi kültürü; beylik, hakanlık, sultanlık ve tek partili cumhuriyetten demokratik laik çok partili cumhuriyete doğru gelişmiştir. Osmanlı merkezi siyasi yapısı ve bürokratik düzen öğelerinin etkileri cumhuriyette görülmesine rağmen Batı tarzı demokratik rejim yerleşmektedir. Sivil toplum güçlenmektedir. Siyasi kültür, askeri müdahalelerle birlikte gelişmektedir. Bunun temeli Türk kültüründe ordu - millet kavramıdır ve askeri darbelerden sonra otoriterlikten demokratik düzene geçiş sağlanmaktadır. Siyasi kültürün zayıf yönleri vesayetçilik ve hoşgörüsüzlüktür. Askerlik bir kültür unsuru olarak Türk kültüründe önemli bir işleve sahiptir. Askerlik yapmamış gençlere kız verilmemesi hâlâ yaygın bir adettir. Etnik ve dini milliyetçilikler, partizanlık, siyasi kültürde olumsuz ve acı olaylara yol açmışlardır. Halkın devlete bakışı Devlet Baba kavramıyla hâlâ yaygındır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki otoriteryenlik yerini liberal demokrasiye terk etmektedir. (bak. Türkiye) Türk spor kültürü Yaşar Doğu, Tanju Çolak, Cemal Kamacı gibi milli şahsiyetlerle ifade edilmesine rağmen toplumda spor yapma yaygınlığı ve spora ayrılan bütçe çok geridir. En kabul gören spor futboldur. Geleneksel yağlı güreş ata sporu olarak sürerken avcılık, binicilik, kılıç, okçuluk, cirit, atletizm, halter dallarında uluslararası başarı gösterilmektedir. Benzer Konular: Türk kültürü nasıldır? Türk Bozkır Kültürü Türk Giyim Kültürü Türk Mutfak Kültürü ve Türk Mutfağı Yurtdışındaki Türk Çocukları için Türkçe ve Türk Kültürü Öğretim Programı Türk Kültürü TÜRK KÜLTÜRÜ A. TARİH: TÜRK ADI “Türk” adının anlamı ile ilgili olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Adları “Türk” sözcüğüne benzediği iddia edilen bazı toplulukların “Türk” milleti ile herhangi bir ilişkisi olmadığı bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Bu çalışmalara göre, “Türk” sözcüğü; “güç, kuvvet, güçlü, kuvvetli, cesur, türeli (kanun ve nizam sahibi) ve türeyen, çoğalan” anlamlarına gelmektedir. Tarihte “Türk” adıyla adlandırılan ilk devlet “Gök-Türk Devleti” olmuştur. Coğrafî ad olarak “Türkiye” kavramı, tarihte ilk kez Bizans kaynaklarında yer almaktadır. VI. yüzyılda “Türkiye”, Orta Asya’yı ifade etmek üzere kullanılmıştır. IX. ve X. yüzyıllarda Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar olan alana “Türkiye” adı verilmiş (Doğu Türkiye = Hazar ülkesi; Batı Türkiye= Macar ülkesi); XIII. yüzyılda Mısır ve Suriye de “Türkiye” olarak adlandırılmıştır. Anadolu ise XII. yüzyıldan itibaren “Türkiye” olarak tanınmıştır. İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK DEVLETLERİ Hun İmparatorlukları Asya Hunları Asya Hun Devleti, tarihte bilinen ilk Türk devletidir ve Orta Asya’da yaşayan Türk boylarını bir araya getirerek, siyasî birliği sağlamıştır. Kuruluşu hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte, M.Ö. 220 yıllarından Teoman tarafından kurulduğu ve devletin Mete tarafından bir imparatorluk hâline getirildiği, Çin kaynaklarından anlaşılmaktadır. Mete zamanında Hun İmparatorluğu; Sibirya, Çin Denizi, Japon Denizi ve Hazar Denizi arasında kalan topraklara hakim olmuştur. Mete’nin ölümünden sonra, Asya Hun İmparatorluğu, gücünü bir süre daha korumuş, ancak devlet yönetimindeki veraset sistemi, yani devletin hükümdar ailesinin ortak malı olarak kabul edilmesi ve imparatorun her çocuğunun yönetimi ele alma hakkı bulunması ve Çinli prenseslerle evlilik sonucunda yaşanan karmaşalar nedeniyle devlet, Doğu ve Batı Hun İmparatorluğu olmak üzere ikiye bölünmüştür. Hun İmparatorluğu, kurulduğu coğrafî bölgenin yapısına paralel olarak at yetiştiriciliğine ve hayvancılığa dayalı bir ekonomiye sahiptir. Bu ekonomik yapı, devletin askerî başarısını da beraberinde getirmiştir. Tarıma elverişli olmayan uçsuz bucaksız bozkırda, at yetiştiren Hunlar, Mete zamanında hem askerî, hem sosyal hem de ekonomik bakımdan oldukça başarılı bir merkeziyetçi devlet sistemi kurmuşlardır. Göktürkler Göktürkler, tarihte Türk adı ile kurulmuş ilk devlettir. Hun İmparatorluğunun zayıflaması ve dağılmasından sonra 552 yılında Türk boyları arasında hakimiyet sağlanarak Göktür Devleti kurulmuştur. 745’te Uygurlar, İkinci Doğu Göktürk (Kutluk) Kağanlığını mağlup etmesiyle, Göktürk devleti yıkılmıştır. Göktürk dönemi ile ilgili olarak, aynı dönemden Orhun-Yenisey vadisine dikilen ve Göktürk alfabesi kullanılarak yazılan Orhun abidelerinden bilgi alınabilmektedir. Uygurlar 745-840 yıllarında Orta Asya’da Uygurlar hakimiyet sürmüşlerdir. Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur Kağanlığı, yerleşik hayata geçilmesi ve ticaretle uğraşılması bakımından Türk tarihinin en önemli dönemlerinden birini teşkil etmektedir. 840 yılında Uygur hakimiyeti sona ermiştir. İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Devlet Yönetimi: İl: İslamiyet öncesi Türk devletlerinde “İl” sözcüğü, devleti ifade etmek için kullanılmıştır. Han, Hakan, Kağan, Yabgu, Tanhu: Devlet yöneticileri veya imparatorlar İslamiyet öncesi Türk devletlerinde Han, Hakan, Kağan, Yabgu veya Tanhu olarak adlandırılmıştır. Kut: Türk inanış ve düşünüş siteminde, devleti yönetme yetkisinin Tanrı tarafından Türk Kağanına verildiği kabul edilmektedir. Bu düşünceye “Kut” adı verilmektedir. Tigin: Kağan’ın erkek çocuğuna “Tigin” adı verilmektedir. Şad: Kağan’ın erkek çocuklarının, devlet yönetiminde tecrübe kazanmaları için ülkenin çeşitli bölgelerinde “Şad” adı verilen kişilerin yanında eğitilmeleri sağlanırdı. Hatun: Devlet yönetiminde Kağan’ın yanında yer alan eşi, “Hatun” olarak adlandırılır ve Hakan sefere çıktığında ülke “Hatun” tarafından yönetilir, elçiler “Hatun” tarafından kabul edilir. Bu anlayış, Türk kültüründe kadına verilen değeri göstermesi bakımından da önemli bir anlayıştır. Veraset Sistemi: İslamiyet öncesi Türk devletlerinde Kağan’ın ölümünden sonra tahta kimin geçeceği hususunda belirli bir sistem yoktur. Devlet, Kağan’ın ailesinin ortak malı olarak kabul edildiğinden, Kağan’ın erkek çocuklarından herhangi birinin tahta talip olması veya tahtı ele geçirmek için diğer kardeşleri ile mücadeleye girişmesi sık yaşanan durumlardan biriydi. Belirli bir devlet teşkilatı oluşturan Mete’den sonra bile, İmparatorluk kardeşler arasında Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu durum, Türk devletlerinin kısa sürede bölünmesine ve gücünün zayıflayarak yıkılmasına neden olmuştur. İkili Sistem: Devlet; doğu-batı veya sağ-sol olmak üzere ikiye bölünerek yönetilmiştir. Türk inanç ve düşünüş sisteminde doğu, kutsal kabul edildiğinden devletin merkezi doğuda bulunmuştur ve devletin başına da doğuda bulunan Kağan geçmiştir. Batıya ise, Kağan’ın kardeşlerinden biri veya Kağan’ın oğlu atanmış, bu kişiye de “Yabgu” ünvanı verilmiştir. Kurultay-Kengeş: Devlet, Kağan ailesinin malı olarak kabul edilmekle birlikte, devlet işleri, “Kurultay” veya “Kengeş” olarak adlandırılan danışma meclisi aracılığıyla yürütülmüş; çeşitli sosyal, askerî, siyasî ve dinî konular bu Kurultaylarda görüşülüp, karara bağlanmıştır. Toygun: Kurultaya katılma hakkı bulunan kişilere “Toygun” adı verilmektedir. Toy: Kağan tarafından düzenlenen yemekli toplantılar ve eğlenceler “Toy” olarak adlandırılmıştır. Başkentler: Hun ve Göktürk döneminde “Ötüken”, Uygur döneminde ise “Karabalgasun-Ordubalık” başkent olarak kabul edilmiştir. Aygucı: Başbakan Buyruk: Bakan Bitikçi: Sözlük anlamıyla “Yazan, yazıcı” anlamına gelen bu sözcük, İslamiyet öncesi Türk devletlerinde “Katip”lere, devletin yazışmalarını yapan kişilere unvan olarak verilmiştir. Tamgacı: Devletin dış işlerinden sorumlu olan kişiye “Tamgacı” adı verilmiştir. Tarkan: İslamiyet öncesi Türk devletlerinden ordu komutanları “Tarkan” unvanı ile anılırdı. Apa: Devlet içerisinde çeşitli görevleri olan sivil yöneticiler “Apa” olarak adlandırılır. Tudun: Devletin vergiye bağladığı diğer devletlerden vergilerin tahsili ve denetimi işi “Tudun” adı verilen memurlar tarafından yapılmıştır. Yargucı: Yargıçlar Yargu: Hakan’ın başkanlık yaptığı mahkemeler. Siyasi suçlara bakılırdı Ağılığ: Hazine görevlisi İslamiyet Öncesi Türk Toplumunda Din ve İnanış: İslamiyet öncesi Türk toplumunda “Gök Tanrı Dini” olarak adlandırabileceğimiz bir dinî inanış hakimdi. Bu inanç sistemine göre “Gök Tanrı” göğün yedinci katında oturmaktaydı. Dünya; yer, gök ve yer altı olmak üzere üçlü bir yapıda kabul edilmekteydi. “Gök Tanrı”nın Türk hakanına dünyayı idare etmesi için “Kut” verdiğine inanılırdı. Şamanizm: İslamiyet öncesi Türk toplumlarında dinî törenler “Şaman”lar (Kam, Baksı) tarafından idare edilmiştir. Atalar Kültü: Türkler, hayatın ölümden sonra da devam ettiğine inanırlardı. Bu nedenle ölen atalarını unutmazlar, onları belirli dönemlerde anarlar ve onlar için çeşitli büyüsel uygulamaları yaparlardı. Bu uygulamalar “atalar kültü” olarak adlandırılmaktadır. Tabiat Kuvvetlerine İnanma: Eski Türk inancına göre, her varlığın bir ruhu vardır. “Yer-Su” ruhları olarak adlandırılan bu inanış, eski Türk inanç sisteminin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Sadece Uygurlar, yerleşik hayata geçtikten sonra Maniheizm ve Budizm’i, Hazarlar Musevilik inancını, Bulgarlar ise Hıristiyanlık inancını kabul etmişlerdir. Eski Türklerde Aile: İslamiyet öncesi Türk toplumunda aile, toplumun temel yapı taşı olarak kabul edilmiş ve aile hayatına çok önem verilmiştir. Türklerde erkek, aile reisi olarak kabul edilmiş, ancak kadına da toplumsal yaşam içerisinde çok değer verilmiştir. Türklerde “Tek Eşli” evlilik biçimi görülmektedir. İSLAMÎ DÖNEMDEKİ İLK TÜRK DEVLETLERİNDE DEVLET YÖNETİMİ: 751 yılında Çinliler ve Abbasiler arasındaki Talas savaşında, Arapların yanında yer alan Karluk, Yağma ve Çiğil gibi Türk boyları, İslamiyet’i kabul etmişler ve Türkler bu tarihten X. yüzyıla kadar büyük oranda Müslüman olmuşlardır. İslamiyet’in kabulü sadece sosyal ve kültürel hayatı değil, aynı zamanda devlet yönetimini de etkilemiştir. “Türk cihan hakimiyeti mefkuresi” olarak adlandırılan ve Türklerin, Tanrı’dan “kut alarak”, dünyaya düzen vermeye gönderildiği düşüncesinden hareketle düzenlenen seferler, İslamiyet’in kabulü ve “cihat” düşüncesinin benimsenmesiyle birlikte, İslamiyet’i yaymak için düzenlenmeye başlamıştır. İlk Türk-İslam devleti “Karahanlılar”dır. Gazneli ve Selçuklu hükümdarları “Sultan” unvanını kullanmışlardır. Hükümdarlık Sembolleri: Türklerde; “Otağ, Sancak, Davul, Tuğra, Arma, Unvan, Hilat (Giysi), Taht, Asa ve Çetr (Saltanat Şemsiyesi)” hükümdarlık sembolleri olarak kullanılmıştır. Selçuklular döneminde yönetim sistemi, diğer Türk devletlerine göre daha da gelişmiş, devlet yönetimi ile ilgili meseleler “Divan-ı Saltanat” olarak adlandırılan, büyük bir divanda görüşülmüş ve karara bağlanmıştır. Sultan: Türk-İslam devletlerinde devlet başkanları “Sultan” olarak adlandırılmıştır. Veraset: İslamiyet öncesi Türk devletlerinde görülen “Veraset” anlayışı, İslamiyet’in kabulünden sonra da devam etmiştir. Melik: Sultan’ın çocukları “Melik” unvanı ile anılmıştır. Hacip: Divan üyeleri ile Sultan arasındaki ilişkiyi düzenler. Atabey: Sultan’ın çocuklarının eğitim ve öğretimlerinden sorumlu olan kişilerdir. Menşur: İslamiyet öncesi Türk toplumlarında yoktur. Herhangi bir olay veya kararla ilgili olarak halifenin onayının alınması işlemine “Menşur” denir. Vezir: Sultanın vekili olarak bütün devlet işlerinden sorumludur. Divan-ı Saltanat (Hükümet): Divanda iç ve dış işler, maliye, ordu, eğitim, genel teftiş ve yazışma işleri görüşülür. Divan-ı Arz: Askerlik, ordu işlerinden sorumludur. Divan-ı İstifa: Mali işlere bakar. Divanın sorumluluğunu da yapardı. Divan-ı İşraf: Askeri ve hukuki işler dışında tüm işler dışında her türlü denetim işine bakardı. Divan-ı Tuğra: İç ve dış yazışma işlerine bakardı. Bazı Önemli Türk Bilim Adamları: Özellikle X. yüzyıldan itibaren bazı önemli bilim adamları da Selçuklu coğrafyasında yetişmiştir. Nizamülmülk: “Siyasetnâme” adlı bir eseri olan Nizamülmülk, kurmuş olduğu ve kendi adı ile anılan medreseler ile bilimin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Farabi: Felsefe, matematik, astronomi ve fizik bilimleriyle ilgili önemli çalışmaları vardır. Gazali: Yaşadığı dönemin en önemli felsefe alimlerinden biridir. İbn-i Sina: Özellikle tıp alanındaki çalışmaları ile ün kazanmıştır. Biyoloji, fizik ve felsefe ile ilgili de çalışmaları vardır. El-Birunî: Astronomi, tarih, coğrafya ve matematik alanında çalışmaları olan dönemin en önemli bilim adamlarından biridir. B. TÜRK KÜLTÜR TARİHİNDE YAZI, DİL VE EDEBİYAT Alfabe: Tarih boyunca Türkler “Göktürk”, “Uygur”, “Arap”, “Latin” ve “Kiril” alfabelerini kullanmışlardır. Türklerin kullandığı ilk alfabe Türk yaşam biçiminin ve kültürünün etkisi ile oluşturulmuş olan Göktürk alfabesidir. Kiril harfleri ise, Türkiye Cumhuriyeti dışındaki Türk boyları tarafından kullanılmıştır. Orhun ve Yenisey Anıtları ve Yazıları: Göktürkler döneminde, Göktürk alfabesi kullanılarak Orhun-Yenisey Yazıtları veya Orhun Abideleri olarak adlandırılan Türkçenin ilk yazılı örnekleri verilmiştir. Türkçenin günümüze ulaşan ilk yazılı örnekleri olan Orhun Abidelerinin dil tarihi bakımından önemi çok büyüktür. Ayrıca, taşlara yazılan metinlerin içeriği Türk devlet yönetimi ve Türk kültürü ile ilgili de önemli bilgiler içermektedir. Bu yazıtlar içerisinde hem içerik bakımından hem de hacim bakımından en önemlileri “Kül Tigin”, “Bilge Kağan” ve “Tonyukuk” Yazıtlarıdır. Sözlü Edebiyat: İslamiyet öncesi Türk kültüründe, sözlü edebiyat ürünlerinin önemli bir yeri vardır. Bu dönemde sözlü kültür ürünlerinden “Sav”, “Sagu” ve “Koşuk”lar dikkati çekmektedir. Atasözü karşılığı olarak kullanılan “Savlar”ın ilk örneklerine Orhun Abidelerinde, Divanü Lügati’t-Türk’te ve Kutadgu Bilig’te rastlanmaktadır. “Sagu” ve “Yuğ” terimleri ölü gömme törenlerinde okunan ağıtlar için kullanılmaktadır. “Koşuk”lar ise, “Şölen” adı verilen, kutlama ve av törenlerinde okunan ezgili şiirlerdir. Bu döneme ait sözlü kültür ürünleri içerisinde “Oğuz Kağan Destanı”, “Göç” ve “Türeyiş Efsaneleri” ile “Alper Tunga Destanı”; Türk destancılık geleneğinin ilk örnekleri ve Türk kültür hayatına dair veriler içermesi bakımından önemlidir. Ancak bunların daha sonraki dönemlerde yazı geçirildiği hatırlanmalıdır. İslamî Dönemde Yazılan İlk Eserler: Türklerin İslamiyet’i kabulü ile birlikte, Türk dilinde ve kültür hayatında önemli değişiklikler olmuştur. Türkler, eski kültürel yaşam biçimlerini İslamiyet’le birleştirmişler, hatta İslamî dönem Türk edebiyatının ilk örnekleri olarak kabul edilen “Divanü Lügati’t-Türk”, “Kutadgu Bilig” ve “Atabetü’l-Hakayık”ta “Din Türkçesi” olarak adlandırılan Türkçe bir dinî terminoloji gelişmiştir. Divanü Lügati’t-Türk: Kaşgarlı Mahmut tarafından Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış olan bu eser, bir sözlük niteliğindedir. Ancak, klasik bir sözlük olmanın ötesinde; Türk dili, tarihi, edebiyatı, kültür ve sanatı hakkında zengin ve önemli bilgiler içermesi bakımından oldukça önemli bir eserdir. Kutadgu Bilig: Eser, Yusuf Has Hacib tarafından yazılmıştır. Türk devlet anlayışı ve yönetimi, devlet ve halk ilişkisi ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Atabetü’l-Hakayık: Yüknekli Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. İnsanın ahlâki gelişimi ve iyi insan olmanın özellikleri üzerine yazılmış bir kitaptır. Selçuklu Dönemi Türk Edebiyatı: Selçuklu döneminde önemli edebî şahsiyetler yetişmiştir. Yunus Emre: Şiirlerini Türkçe yazan Yunus Emre, Türk tasavvuf edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Hacı Bektaş-ı Velî: Bektaşilik tarikatının kurucusu olarak kabul edilen Hacı Bektaş-ı Velî, büyük bir şair ve mutasavvıftır. Mevlânâ: “Mesnevî” adlı eseri ile Türk edebiyatının en güzel örneklerinden birini vermiş olan Mevlânâ, eserlerini Farsça yazmıştır. Türk edebiyatı içerisinde sözlü edebiyat ürünleri önemli bir yer tutmaktadır. Bu ürünler hakkında bazı genel bilgiler vermek yerinde olacaktır. Türk Destanları: Destan; “Bir millet veya toplumun hayatında derin bir iz bırakmış olaylardan kaynaklanıp; çoğunlukla manzum, bazen de manzum-mensur karışık; birden fazla olayın aktarımına izin veren genişlikte; usta bir anlatıcı tarafından veyahut da ustalardan öğrendiğini aktaran bir çırak tarafından, bir dinleyici kitlesi önünde bir müzik aleti eşliğinde ya da bir melodiyle anlatılan; sözlü olarak anlatılanlarından bazıları yazıya geçirilmiş; bir milleti veya toplumu sonuçları bakımından ilgilendiren bir kahramanlık konusuna sahip; dinlendiğinde veya okunduğunda milli değerleri, şahsî değerlerin üstünde tutmayı benimseten sözlü veya yazılı edebi yaratmadır.” Türk destanları, Türk boylarında “Ozan”, “Baskı”, “Bahşı”, “Jırav”, “Akın”, “Olonhohut”, “Kayçı”, “Sasan”, “Çaçan”, “Destancı”, “Koşakçi” ve “Âşık” adı verilen destan anlatıcıları tarafından yaratılan ve aktarılan ürünlerdir. “Oğuz Kağan”, “Köroğlu”, “Dede Korkut Kitabı içindeki anlatmalar”, “Manas” ve “Alpamış” destanı Türk destancılık geleneğinin en önemli örnekleridir. Âşık Edebiyatı: Türk destancılık geleneğinin temsilcisi olan “Ozan”lar, yerleşik hayata geçilmesi ve toplumsal yaşamda meydana gelen değişmelerin ve İslamiyet’in etkisi ile yerini “Âşık”lara bırakmış, XVI. yüzyıldan itibaren cönk ve mecmualar aracılığıyla takip edebildiğimiz Türk âşıklık geleneği teşekkül etmiştir. Günümüzde Türkiye, Azerbaycan ve İran’ın kuzeyinde canlı olarak yaşamaya devam eden âşıklık geleneği, bağımsız veya özerk Türk cumhuriyetlerindeki destancılık geleneği ile bir bütünlük oluşturmaktadır. Halk Hikâyeleri: “Âşık” adı verilen şair-anlatıcılar tarafından saz eşliğinde icra edilen, aşk veya aşk- kahramanlık konulu manzum ve mensur karışık anlatmalara halk hikâyesi adı verilir. Türk Halk Edebiyatında; “Âşık Garip ile Şahsenem”, “Kerem ile Aslı”, “Tahir ile Zühre”, “Ferhat ile Şirin”, “Arzu ile Kamber” vb. gibi halk hikâyeleri vardır. C. SANAT VE MİMARİ: İlk Türk kültür ve medeniyeti, Türklerin devlet kurduğu coğrafyanın etkisi ile “Bozkır Kültürü” ve “Bozkır Medeniyeti” olarak adlandırılmaktadır. Hayvancılığa dayalı yaşam biçimi, Türk sanatında hayvan üslubu olarak adlandırılabilecek bir üslubun baskın olmasını sağlamıştır. Türk sanatının en tipik özelliği hayvan motiflerinin çok fazla kullanılmış olmasıdır. Türkler “Göçebe” ve “yarı göçebe” bir hayat tarzı sürdürdüklerinden, yani yazın “Yaylak” adı verilen yerlerde, kışın ise “Kışlak” olarak adlandırılan yerlerde yaşadıklarından “Çadır” yapma ve burada kullanılan eşyaları süslemeye dayalı bir “süsleme” sanatları gelişmiştir. Bu durum Türk sanatında “Kubbe” ve “Yuvarlak Kümbet” anlayışının ortaya çıkmasını ve bunun geliştirilmesini sağlamıştır. İslamiyet öncesi Türk devletlerinde, dinî inanışların etkisi ile mezarlara dikilen “balballar” ve “heykeller”, ölen kişinin mezarına konan eşyalar, günümüzde yapılan arkeolojik kazılarda gün yüzüne çıkarılmış ve Türk sanatının erken dönemleri hakkında önemli bilgilerin elde edilmesini sağlamıştır. İslamiyet öncesi Türk toplumunda müzik, “Kam”ların veya “Şaman”ların “Şaman Davulu” kullanarak oluşturdukları ritmik ezgi eşliğinde yönettiği dinî törenlerde icra edilmiştir. Daha sonraları “Ozan”lar, “Kopuz” adı verilen sazları eşliğinde destanları icra etmişlerdir. Özellikle Uygur döneminde yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte, sanat bakımından da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Türk boyları arasında “Kubbeli Türbeler” ve “Köşe Üçgenlerin” yaratıcıları Uygurlardır. Ayrıca Uygurlar, minyatür sanatının İslam dünyasına yayılmasını sağlamışlardır. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra özellikle dinî mimariye büyük önem vermişlerdir. Karahanlılar döneminde ilk camiler kerpiçten yapılmış ve alçılarla kaplanmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise tuğla kullanılarak çeşitli yapılar inşa edilmiştir. Selçuklular döneminde ise mimaride önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönemde Türkler; Orta Asya Türk mimarisi ile İslam mimarisini birleştirerek önemli eserler vermişlerdir. İslamiyet’in kabulünden sonra, özellikle de Selçuklu döneminde Türk mimarisinde de belirgin bir gelişme göze çarpmaktadır. Bu dönemde süsleme amacıyla bitki ve hayvan motiflerinin yanında, yazı ve geometrik şekiller de kullanılmıştır. İslamiyet’in etkisi ile insan figürleri kullanılmamıştır. Selçuklu döneminden günümüze ulaşan cami, mescit, türbe, külliye, han ve hamamlar, saray ve köşkler; Türk mimarisinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır. BU mimari eserlerin büyük bir kısmı Türkiye’de bulunmaktadır. Bu dönemde, dinî mimaride cami, türbe, kümbet, medrese, tekke ve zaviyeler; askerî mimaride sur, kale ve hisarlar; ticarî mimaride köprü ve kervansaraylar; sivil mimaride ise saray, köşk, han ve hamam gibi eserler inşa edilmiştir. Süsleme sanatlarından “Minyatür, Çini, Halı ve Kilim” çok gelişmiştir. Selçuklu dönemindeki bu gelişme, Osmanlı döneminde zirveye ulaşmıştır. Mimar Sinan gibi bir dahi tarafından yapılan mimarî eserler, birer şaheserdir. XVIII. yüzyılda “Lale Devri”nde, Türk sosyal ve kültürel hayatında Avrupa etkisi, mimaride de görülmeye başlanmıştır. 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte yaşanan hürriyet ortamında ve milliyetçilik akımının etkisi ile Türk kültür ve sanatında da millî bir tarz yaratma çabaları ağırlık kazanmıştır. Mimar Kemalettin Bey ve Vedat Beylerin öncülüğünde Türk mimarlığı yeni bir döneme girmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu yıllarda da mimaride millî bir tarz yaratma çabaları devam etmiş, 1927 ve sonrasında ise Batılı mimarların yaptığı eserler, Türk mimarisine damga vurmuştur. İkinci dünya savaşı öncesinde yaşanan siyasî gelişmelerin etkisi ile yeniden bir millî mimarî yaratma çabası başlamıştır. Türk mimarisinde, 1950’li yıllardan sonra Batı etkisine dayalı bir mimarî anlayışı görülmektedir. Mimaride yaşanan bu gelişme evreleri, Türk sanatının bütünü için geçerli bir gelişme çizgisidir. D.TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER: Türkler ilk olarak “On İki Hayvanlı Türk Takvimi”ni kullanmışlardır. İslamiyet’in kabulü ile “Hicrî”, “Celalî” ve “Rumî” takvim kullanıldıktan sonra, Cumhuriyet döneminden itibaren “Miladî” takvim kullanılmaya başlanmıştır.. E. EKONOMİ İslamiyet öncesi Türk toplumunda, temel ekonomik faaliyet olarak hayvancılık görülmektedir. Türkler bu dönemde at ve koyun yetiştirmektedirler. Yerleşik hayata geçen Uygurlar ise tarımla uğraşmışlar ve Çin ile ticaret yapmışlardır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle birlikte, yerleşik hayata geçiş de hız kazanmıştır. Buna bağlı olarak, tarım ve ticaret de gelişmiştir. Gazneli Mahmut döneminde “İpek Yolu” ve “Baharat Yolu”nun hâkimiyeti Türklere geçmiş, böylece ticarî gelirler artmıştır. Selçuklular döneminde, I. Mesut zamanında ilk para, II. Kılıçaraslan zamanında ilk gümüş para ve I. Alaattin Keykubat zamanında ise ilk altın para bastırılmıştır. Gazneliler, tarım faaliyetlerinde ilerlemişler ve sulama kanallarını kullanarak üretimi arttırmışlardır. Büyük Selçuklu Devleti’nin ticarî merkezi “Horasan”dır. Selçuklular da ticarî faaliyetlerde başarılı olmuşlar, bu amaçla çok sayıda çarşı ve kervansaray yaptırmışlardır. 1. Ahîlik Teşkilatı: Bu teşkilatın, Ahi Baba olarak da adlandırılan Ahi Evran tarafından kurulduğu kabul edilmektedir. Selçukluların ticarî merkezî olan Horosan kökenli bir meslek birliğidir. Selçuklular döneminde, esnafın ekonomik faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Ahîlik teşkilatı, devletin askerî faaliyetlerine de destek vermiştir. “Ahi” kelimesinin Arapça, kardeşim demek olan “Ahi” kelimesinden veya Türkçe eli açık, cömert, yiğit, delikanlı anlamlarına gelen “Akı” kelimesinden geldiği kabul edilmektedir. Osmanlı döneminde ise temel ekonomik faaliyetler; tarım, hayvancılık, ticaret ve çeşitli vergilerden oluşmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunda esnaflar “Lonca” olarak adlandırılan birlik etrafında toplanmışlardır. Ayrıca, Bursa’da “İpekçilik”; Kayseri, Manisa ve Tokat’ta “Dericilik” yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda savaş araç gereçleri de üretilmiştir. İlk büyük Osmanlı tersanesi Gelibolu’ya Yıldırım Bayezit tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise İstanbul, Sinop, İzmit gibi şehirlerde de tersaneler inşa edilmiştir. İstanbul’un fethinden önce Edirne ve Bursa’da, fetihten sonra ise İstanbul’da top dökümhaneleri kurulmuştur. İlk baruthane de Gelibolu’da kurulmuştur. OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİH Osmanlı İmparatorluğu tarihi, belirli dönemlere ayrılarak incelenmekte ve değerlendirilmektedir. Bu dönemler; Beylik Dönemi (1299 ve öncesi), Kuruluş Dönemi (1299-1453), Yükselme Dönemi (1453-1579), Duraklama Dönemi (1579-1699), Gerileme Dönemi (1699-1792) ve Dağılma Dönemi (1792-1922) olarak adlandırılmaktadır. Beylik Dönemi: Osmanlı Beyliği, Kayı boyuna mensup bir beyliktir. Selçuklular döneminde, Ertuğrul Gazi, Söğüt ve civarına gelerek yerleşmiştir. Ertuğrul Gazi’nin vefatı üzerine beyliğin başına Osman Bey geçmiştir. Kuruluş Dönemi (1299-1453): Osman Bey, yaptığı fetihlerle, yıkılmak üzere olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin varisi konumuma yükselmiştir. Bilecik, Yarhisar ve İnegöl’ün fethinden sonra Osmanlı Devleti’nin kurulduğu kabul edilmekte ve tarih araştırmalarında kuruluş tarihi olarak, 1299 yılı kabul edilmektedir. Osman Bey’den sonra başa geçen Orhan Bey zamanında fetihler hız kazanmış, Bursa ve İznik fethedilmiştir. Orhan Bey, para bastırarak, bağımsızlığını ilan etmiş ve Osmanlı Beyliği, Osmanlı Devleti hâline gelmiştir. Kuruluş Dönemi’nde Osmanlı ilerlemesi Balkanlara doğru yayılmıştır. Edirne fethedilmiş, Balkanlar’da Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan ele geçirilmiştir. Aynı zamanda Anadolu’da da Selçuklu sonrası kurulan Beylikler, Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altına girmeye başlamıştır. Kuruluş Dönemi’nde sırasıyla Osman Bey, Orhan Bey, I. Murad, Yıldırım Beyazid, I.Mehmed ve II. Murat Osmanlı Devleti’nin başına geçmiştir. Kuruluş Dönemi, İstanbul’un fethiyle sona ermektedir. Yükselme Dönemi (1453-1579): Doğuda ve Batıda önemli topraklar fethedildikten ve Devletin sınırları genişledikten sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul’un fethedilmesiyle “İmparatorluk” haline gelen Osmanlı Devleti’nin bu tarihten itibaren yükselme dönemine girdiği kabul edilmektedir. II. Murad’tan sonra tahta geçen Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u 1453 yılında fethetmiş ve İstanbul, imparatorluğun yeni başkenti ilan edilmiştir. Yükselme döneminde sırasıyla Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim tahta geçmiştir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) İmparatorluk, en şaşaalı dönemini yaşamıştır. Duraklama Dönemi (1579-1699): Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemi, Sokulu Mehmet Paşa’nın vefat etmesiyle başlamıştır. Sokulu Mehmet Paşa; Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad dönemlerinde sadrazamlık yapmıştır. Sokulu Mehmet Paşa, 14 yıl boyunca yaptığı Sadrazamlık döneminde, devletin siyasî ve askerî başarısı için çalışmış önemli bir devlet adamıdır ve onun vefat etmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemine girmesinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Deneyimsiz kişilerin tahta geçmesi ve merkezî yönetimin zayıflaması ile birlikte iç isyanlar çıkmış, özellikle Yeniçerilerin otoriteye karşı başkaldırması ile huzursuzluk iyice artmıştır. Tımar sisteminin bozulması ve İran ve Avusturya seferlerinin getirdiği ekonomik sıkıntılar da duraklamada önemli rol oynamıştır. Duraklama döneminde sırasıyla III. Murad, III. Mehmet, I. Ahmet, I. Mustafa, II. Osman, IV. Murad, I. İbrahim, IV. Mehmet, II. Süleyman, II. Ahmet ve II. Mustafa tahta geçmiştir. Gerileme Dönemi (1699-1792): Osmanlı İmparatorluğu tarihinde 1699’da imzalanan Karlofça Antlaşması ile 1792’de imzalanan Yaş Antlaşması arasındaki dönem gerileme dönemi olarak kabul edilmektedir. Karlofça Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı’da büyük miktarda toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra imparatorluğun temel politikası kaybettiği toprakların geri alınması üzerine kurulmuştur. Gerileme döneminde sırasıyla, II. Mustafa, III. Ahmet, I. Mahmut, III. Osman, III. Mustafa, I. Abdülhamit ve III. Selim tahta geçmiştir. Dağılma Dönemi (1792-1922): Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş ve dağılma dönemine girdiği döneme dağılma dönemi adı verilmektedir. Bu dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım’ı geri almak amacıyla 1787’de Rusya’ya savaş açması, Avusturya’nın da savaşa dâhil olmasıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun aleyhine gelişen olayların 1792’de Yaş Antlaşması’nın imzalanması ile başlatılmaktadır. Dağılma döneminde sırasıyla III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmut, I. Abdülmecit, I. Abdülaziz, V. Murat, II. Abdülhamit, Sultan Mehmet Reşat ve Sultan Mehmet Vehdettin tahta geçmiştir. 1922 yılında saltanatın kaldırılması ile birlikte Osmanlı dönemi de sona ermiştir. OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA DEVLET YÖNETİMİ: Sultan/Padişah: Osmanlı İmparatorluğunda, devlet yöneticileri ilk zamanlarda “Bey” unvanını, daha sonra “Sultan” unvanını ve 1517 tarihinden itibaren de “Halife” ve “Padişah” unvanını kullanmışlardır. Divan/ Divan-ı Humayun: Devlet işleri “Divan-ı Hümayun” olarak adlandırılan Divanda görüşülmüştür. Divan-ı Hümayun üyeleri ve görevleri şu şekildedir: Vezir-Azam (Sadrazam): Padişahtan sonraki en yetkili devlet adamıdır ve padişahın mührünü taşır. Vezir: Sadrazamdan sonraki en yetkili kişi Vezir’dir ve Sadrazam tarafından verilen görevleri yapar. Kazasker: Osmanlı İmparatorluğu’ndan “Adalet” ile ilgili işler “Kazasker”ler tarafından görülürdü. Anadolu ve Rumeli Kazaskeri olmak üzere iki ayrı Kazasker bulunurdu. Defterdar: “Maliye” ile ilgili işler “Defterdar” tarafından görülür. Anadolu ve Rumeli Defterdarı olmak üzere iki Defterdar bulunurdu. Nişancı: “Tapu” ve “Kadastro” işleri ile fethedilen yerlerin kayıt işlemlerini “Nişancı” adı verilen görevliler yerine getirirdi. Şeyhülislam: Devlet kararlarının İslam’a uygun olup, olmadığını denetleyen ve bu konuda karar veren kişi “Şeyhülislam” olarak adlandırılmıştır. Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikle ilgili işlerden sorumlu kişidir. Divan-ı Hümayun, II. Mahmut döneminde kaldırılmış ve yerine “Nazırlık (Bakanlık)”lar kurulmuştur. İdari Bölünme: Osmanlı yönetim sisteminde, devlet toprakları “Vilayet”, “Sancak”, “Kaza”, “Nahiye” ve “Karye” olarak adlandırılan idarî birimlere ayrılmıştır. DİL VE EDEBİYAT Osmanlı İmparatorluğu döneminde Arap alfabesi kullanılmıştır. Selçuklu döneminden kalma edebî miras, Osmanlı döneminde daha da gelişmiştir. Özellikle yazılı edebiyat alanında çok ciddi bir edebî ve kültürel ortam oluşmuştur. Şair ve yazarlar saraylılar tarafından korunmuş ve kollanmıştır. Özellikle bazı Osmanlı padişahlarının da şair olması bu edebî ortamın daha da gelişmesini sağlamıştır. “Klasik Türk Edebiyatı” veya “Divan Edebiyatı” olarak adlandırılan bu edebiyat, Türk edebiyatının en önemli safhalarından birini oluşturmaktadır. Divan Edebiyatı’nın dili Türkçe olmakla birlikte, bu dönem Türkçesinde Arapça ve Farsça terkip, tamlama veya kelimelerin, dönemlere göre değişmekle birlikte, yoğunluk kazandığı görülmektedir. 13. yüzyılda Hoca Dehhanî ile başlatılan Divan Edebiyatı, 16. yüzyılda Fuzulî ve Bakî gibi önemli isimlerin yetişmesiyle zirve dönemini yaşamıştır. Divan şiirinde “Aruz” ölçüsü kullanılmıştır. Bu dönemde Divan Edebiyatı’nın yanı sıra, Halk Edebiyatı da çok büyük bir gelişme göstermiştir. Âşıkların, zaman zaman saray çevrelerinde göründüğü ve sanatlarını kırsaldaki yerleşim birimlerinde olduğu kadar, başta payitaht İstanbul olmak üzere, Bursa gibi dönemin ticari ve kültürel bakımlardan gelişmiş şehirlerinde icra ettikleri de bilinmektedir. SANAT VE MİMARİ: Osmanlı İmparatorluğu’nda bilim ve sanata özel bir önem verilmiştir. Bilim adamları desteklenmiş ve böylece çağın en ileri askerî gücü Osmanlı İmparatorluğu elinde bulunmuştur. Fethedilen topraklar, her anlamda mamur edilmiştir. Buralara cami, han, hamam ve medreseler gibi dini, kültürel, bilimsel ve sosyal işlevleri olan kurumlar inşa edilmiş ve böylece askerî olarak fethedilen topraklar, kültürel anlamda da Türk kılınmıştır. Osmanlı sanatı, başlangıçta Selçuklu mimarisinin genel özelliklerini taşımaktadır. Ancak zamanla ve özellikle de XV. yüzyıldan sonra, klasik Osmanlı eserleri ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Türk kültürünün kendine has üslubu İslam kültürü ile birleştirilmiş ve özgün eserler meydana getirilmiştir. Bu dönemde özellikle Mimar Sinan ve öğrencileri tarafından yapılan eserlerin çoğu günümüzde de ayakta durmaktadır. Osmanlı kültür ve sanat hayatında 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı ve 1908 İkinci Meşrutiyet ilanı gibi dönemlerin önemli etkisi vardır. Tanzimat döneminde, Osmanlı kültür ve sanat hayatında Batı etkisi ve tesiri görülmeye başlanmış, Islahat Fermanı ile birlikte bu etki daha da baskın şekilde hissedilmeye başlanmıştır. Tanzimat edebiyatı olarak adlandırılan dönemde, edebiyatta ve sanatta yeni kavramlar ve yeni yaklaşımlar etkisini göstermeye başlamıştır. 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte, Türkçülük ve Türk milliyetçiliği ekseninde yapılan tartışmalar, kültürel anlamda yeni bir döneme girilmesini sağlamış ve ileride kurulacak milli devletin kurulmasına zemin hazırladığı gibi, yeni devletin ilk yıllarındaki sanat anlayışının da belirleyicisi olmuştur. EKONOMİ Osmanlı İmparatorluğu, daha beylik döneminde iken sistemli bir ekonomik teşkilata sahiptir. İlk maliye teşkilatının I. Murat döneminde kurulduğu ve sistemli bir şekilde geliştiği kabul edilmektedir. Osmanlı maliyesinin başında “Defterdar” olarak adlandırılan kişi bulunurdu. Toprakların genişlemesi üzerine “Defterdar” sayısı ikiye çıkarılmıştır. Osmanlı hazinesi “Miri Hazine” ve “Enderun Hazinesi” olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. “Miri Hazine” devletin dış hazinesi olup, genel olarak yapılan masrafları, gelir ve giderleri kapsamaktadır. “Enderun Hazinesi” ise padişahın kendi hazinesidir ve iç hazine olarak da kabul edilmektedir. Osmanlı ekonomik sisteminde, vergilerin önemli bir yeri vardır. Ayrıca, tarım ve hayvancılık da ekonomik faaliyetlerin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. TÜRKİYE CUMHURİYETİ Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve askerî anlamda yaşadığı çöküş, I. Dünya Savaşı’nın ardından imparatorluk topraklarının işgal edilmesine neden olmuş, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmuş, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk milleti tarafından verilen milli mücadelenin ardından TBMM’de 29 Ekim 1923 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti” kuruluşu ilan edilmiştir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, Türk kültür ve sanat hayatında da önemli değişimler yaşanmıştır. Yeni devlet, millî kültür üzerine inşa edildiğinden, Türk dili, edebiyatı ve tarihi ile ilgili çalışmalar bu dönemde hız kazanmıştır. Yeni devletin temelleri, her şeyden önce Türk kültürüne dayanmaktadır. Kültürel anlamda yaşanan bu yenilik, devlet yönetimi ve sisteminde de görülmektedir. Cumhuriyet’in ilan edilmesi, Halifeliğin ve Saltanat’ın kaldırılması, Latin harflerinin kabulü gibi yenilikler, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti devletinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli dildir, kültürdür.” sözleri ile özetlenebilecek olan Türk kültürü temeline dayalı millî devlet anlayışı, Kurtuluş Savaşı sonrasında yapılan çalışmalarda da kendini göstermektedir. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Ziya Gökalp ve Fuat Köprülü tarafından “Halk Bilimi”ni tanıtmak amacıyla kaleme alınan yazılar ve sonrasında yapılan alan araştırmaları ile elde edilen veriler, Türk kültürü ile ilgili bilimsel çalışmaların hız kazanmasını sağlamıştır. Bu dönemde kültürel çalışmalar “Türk Yurdu”, “Türk Ocağı” ve “Türk Derneği” gibi dernekler tarafından yürütülmüştür. 1 Kasım 1927’de kurulan “Anadolu Halk Bilgisi Derneği”, bir süre sonra adını “Türk Halk Bilgisi Derneği” olarak değiştirmiştir ve bu dernek, Türk kültürü ile ilgili çalışmalar yapan ilk bağımsız bilimsel organizasyon olarak tarihe geçmiştir. Derneğin ilk yayın organı olan “Halk Bilgisi Mecmuası” ve daha sonra çıkardığı “Halk Bilgisi Haberleri”ndeki yazılar, bu dönem halk bilimi çalışmalarının akademik ve bilimsel zemine oturtulması bakımından önemlidir. 1931 yılında Türk Ocaklarının kapanmasıyla birlikte, 1932’de Halkevleri kurulur. Halkevleri, çıkardığı dergiler ve yaptığı araştırma ve eğitim faaliyetleriyle Türk kültür ve sanatının gelişmesine katkı sağlamıştır. Mustafa Kemal Atatürk döneminde, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin “millî mimari, millî sanat ve millî kültür” temeline dayalı bir devlet olması için çalışmalar yapılmıştır ve Atatürk bu dönemde dil, tarih ve kültür araştırmalarına büyük önem vermiştir. 1931’de “Türk Tarih Kurumu”, 1932’de de “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” Türk tarihi ve dili alanında çalışmalar yapmak üzere kurulmuştur. 1939’da Ankara Üniversitesi, DTCF’de Pertev Naili Boratav ve 1960’lı yıllarda Mehmet Kaplan tarafından Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmalar, Türkiye’de halk kültürü ile ilgili çalışmaların bilimsel ve akademik bir zeminde yürütülmesini sağlamıştır. Türk Kültürü (Özet) Türk kültürü çok eski ve köklü bir kültürdür. Türk kültürü hem göçebe hem de yerleşik özellikler taşır. Türk kültürü karasal özelliklerin etkisinde kalmıştır. Türk kültürü, yayılış alanının coğrafi konumu nedeniyle birçok kültürden etkilenmiş ve bu kültürleri etkilemiştir. Dedelerin adları genellikle torunlara verilir. Pek çok yörede her adın bir sıfatı vardır. Türk ahlakı yiğitlik, kahramanlık üzerine kuruludur. Alp ve gazilikten, yüksek karakterli ve temiz kalpli, korkusuz, inanç ve irfanlı, milliyetperverliktir. Ayrıca cesaret,onur,gurur,şeref,misafirperverlik,dürüstlük ve merhamettir. TÜRK KÜLTÜRÜ (DETAY) Türklerin fiziki özellikleri olan çekik gözlülük, çıkık elmacık kemikli, esmer tipoloji tarih içinde değişmiştir. Dedelerin adları genellikle torunlara verilir. Pek çok yörede her adın bir sıfatı vardır. Günlük hayatta milli takvim kullanılır. Ancak kültürel hayat Müslümanlık medeniyetiyle iç içe olduğundan hicri takvim adları yaşatılır, Recep, Şaban, Ramazan adları hem ad olarak konur hem günlük dini yaşayışta kullanılır. Türkler Avrasya denilen coğrafyaya yayılmışlardır ve Anadolu'ya göç etmişlerdir. Çadır yerleşiminden kent yerleşimine geçen Türkler, ahşap evlerden apartmanlara ve sitelere çevrilen kent kültürüne geçmişlerdir. Ev dekorasyonunda kilimden halıya, sedirden mobilyaya, sandalyeden koltuğa, tahta pencereden pimapen pencereye çevrilen ev kültürü, geniş aileden çekirdek aileye çevrilmiştir. Batılı giyim kuşam yaygın olmasına rağmen, eski giyim kültürü devam etmektedir. Ocak ve mangal düzeninden kalorifer ve doğalgaz düzenine geçen ısıtma sistemi; eşek ve attan arabaya; siniden masaya; şerbetten meyve suyuna; bozadan kolaya; hamamdan saunaya; dere kenarı yıkamadan çamaşır makinesine; teldolaptan buzdolabına temizlik ve sağlık kültürü gelişmiştir. Yemek kültürü et merkezli olup, ot, süt, ekmek, bal, balık, yumurta, yoğurt temel besinlerdir. Hayvancılık at, eşek, sığır, manda, ayı, deve, koyun, keçi, arı, ördek, tavuk yetiştirmeciliğindedir. Tarım ürünleri arpa, buğday, pirinç, pamuk, kabak, bakla, nohut, fasulye, havuç, lahana, soğan, sarımsak, hıyar, turp, bamya, patlıcan, domates, biber, elma, tütün, çay, zeytin, erik, üzüm, patates, ayva, armut, kavun, karpuz, iğde, nar, kiraz, vişne, muz, çilek, fıstık gibi sebze ve meyvelerdir. Dokumacılık, ayakkabıcılık,terzilik en yaygın zanaatlardır. Çarşı ve bedestenden marketlere, süpermarketlere günlük alışveriş kültürü gelişkindir. Semt pazarları devamlı işler. En modern iletişim sistemleri kullanılmakta, kara, hava, deniz ve demiryollarında modern araçlarla seyahat edilmektedir. Kent içi raylı sistemler ve yeraltı treni mevcuttur. Dil Türkler Göktürk, Uygur, Araplar (halk) Arap, Mani, Brahmi, Süryani, Grek, İbrani, Kiril, Latin alfabelerini kullandılar. Türkiye'de 1928'den beri Latin alfabesi kullanılmaktadır. Türk dili zengin bir sanat geleneğine sahiptir, ancak son yüzyıldaki kültür değişmesiyle Batı dillerinden az buz kelime alan bir dil haline gelmiştir ve birçok yabancı kökenli kelime TDK tarafından Türkçe'ye çevrilmektedir.Örneğin kampüs kelimesi yerine yerleşke kelimesi getirilmiştir.Kendi kültürlerini çok güzel koruyan bir millettirler. TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÖZELLIKLERI 1 - Türk kültürünün ocağı yani ilk ortaya çıktığı bölge Orta Asya'dır. (Bu bölge; kuzeyde Sibirya, güneyde Himalayalar, doğuda Kingan Dağları ve batıda Hazar Denizi ile çevrelenen geniş bir bölgedir.) 2 - Türkler, çeşitli bölgelere göç etmişlerdir. (Bu göçler sonucunda Türk boylarının önemli bir bölümü Anadolu'ya gelmiş ve yeni kültürlere komşu olmuşlardır. Bu kültürler; İslâm kültürü, Yunan kültürü ve İran - Pers kültürüdür. ) 3 - Türkler, tarih boyunca asla esaret altında yaşamayı kabul etmemiş ve 16 bağımsız devlet kurmuş bir millettir. 4 - Türklerin İslâmiyet ile şekillenen karakterinin en dikkat çeken özelliği, haksızlığa ve zulme karşı olan tepkisidir. 5 - Türk halkı, tarih boyunca birçok imparatorluklar ve süper devletler kurmuş, üç kıtaya nizam vermiştir. 6 - Tarih sahnesinde Müslüman Türkler hemen her dönemde, yönetici vasıflarıyla boy göstermişler, adaletli ve merhametli yönetimleriyle örnek teşkil etmişlerdir. 7 - Farklı kültürlere ve inançlara sahip, farklı dilleri konuşan birçok milleti aynı bayrak altında ve büyük bir hoşgörü çerçevesinde sevgi ve saygı hudutları içinde yaşatabilmişlerdir. 8 - Orta Asya'daki göçebe hayat tarzından kalma Türk kültür simgelerini günümüzde de görmek mümkündür. 9 - Çadır, at, halı ve kilim dokumacılığı o dönemlerden günümüze ait simgelerdir. 10 - Ancak daha sonraları Orta Asya'dan çeşitli bölgelere göç eden Türkler yerleşik hayata geçerek şehirler ve devletler kurmuş ve yerleştikleri bölgelerde pek çok sanat eserleri yapmışlardır. 11 - Köprüler, çeşmeler, kervansaraylar, hanlar, hamamlar, camilere yüzyıllar öncesinde yapılmış eserlere günümüzde de rastlanabilmektedir. İÇINDE YAŞADIĞIMIZ TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÖZELLIKLERI Türkiye'nin kültürel yapısı, tarihinin derinliklerinden gelen çok zengin ve çeşitli kültürlerin birikiminden oluşmuştur.Türkiye, coğrafi konumu gereği Doğu, Batı, Ortadoğu, Akdeniz, İslam kültürü gibi farklı kültürlerin merkezindedir. Dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden biri olan Anadolu, binlerce yıllık geçmişi ve tarihinde var olan bir çok farklı kültürün etkisiyle ender görülen kültürel zenginliğe sahiptir.Bu öylesine bir zenginliktir ki, birbirine çok yakın yerleşim bölgelerinde bile bu zenginliğin yarattığı kültürel farklılıkları görebiliriz. Halk Kültürleri Türkçe, Türkiye nüfusunun
Matematik Kpss Egitim Videolari Zorlu Eğitim 2 35:41
Matematik Kpss Egitim Videolari Zorlu Eğitim 2 15.132 izlenme - 3 yıl önce KPSS Video Dersleri Matematik konu anlatımı Kpss Matematik konu anlatımı canlı ders videoları Zorlu Eğitim uzaktan eğitim
Fonksiyonlar 1 Şenol Hoca 12:43
Fonksiyonlar 1 Şenol Hoca 9.358 izlenme - 3 yıl önce Şenol Hoca'nın anlatımıyla fonksiyonlar.
Karayip Korsanları La Minör - Pirate Of The Caribbean - Blok Flüt Melodika Notası Nasıl Çalınır 03:06
Karayip Korsanları La Minör - Pirate Of The Caribbean - Blok Flüt Melodika Notası Nasıl Çalınır 17.694 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter AYkut Öğretmen Not: Arkadaşlar karayip korsanlarının hem re karar hem la karar videosunu webe yükledim google aykut öğretmen karayip korsanları yazıp aratabilirsiniz hemde videolu tane tane izle çalış yöntemiyle öğrenebilirsiniz yada videosunu indirebilirsiniz. film müziği şarkı notası notaları recorder Mİ SOL LA LA / LA Sİ DO DO / DO RE Sİ Sİ / LA SOL SOL LAA / Mİ SOL LA LA / LA Sİ DO DO / DO RE Sİ Sİ / LA SOL LAA Mİ SOL LA LA / LA DO RE RE / RE Mİ FA FA / Mİ RE Mİ LA / LA Sİ DO DO RE Mİ LA / LA DO Sİ Sİ DO LA Sİİİ Mİ SOL LA LA / LA Sİ DO DO / DO RE Sİ Sİ / LA SOL SOL LAA / Mİ SOL LA LA / LA Sİ DO DO / DO RE Sİ Sİ / LA SOL LAA Mİ SOL LA LA / LA DO RE RE / RE Mİ FA FA / Mİ RE Mİ LA / LA Sİ DO DO RE Mİ LA / LA DO Sİ Sİ DO LA Sİİİ / Sİİ LA SOL LAA Sİ DO DO RE Mİ ES ES ES ES ES / FA ES ES ES ES Mİ RE DO Sİ Mİ Mİ Mİ FA Mİİİİ RE RE RE RE Mİİİİ Mİ Mİ Mİ FA Mİİİİİ RE DO Sİ LAAA LA Sİ DOOO RE Mİ RE DO Sİ DO RE Mİ REEE DO RE Mİİİİ RE DO Sİ DO Sİ LA Sİ SOL LAAA LA Sİ DO Sİ DO RE DO RE Mİ RE DO LAAA LA Sİ DO RE Mİ FA LA RE DOO RE Sİ LAAA Sİ SOL Mİİİİİİ FAAAAA Mİ Mİ Mİ Mİ REEE REEEEE DOOOOO Sİ DO Sİ Sİ LAA Sİ DO RE Mİ LA Sİ DO FAA LA Sİ DO Mİ Mİ SOL Mİ REEEE REEEEE DOOOOO Sİ DO Sİ LAAAAA (FİNAL) Karayip Korsanları, yapımcılığını Jerry Bruckheimer'ın, yönetmenliğini Gore Verbinski'nin, senaristliğini Ted Elliot ve Terry Rossio'nun yaptığı bir macera filmi serisidir. Walt Disney'de bulunan korsan parkı bu filmleri temel almıştır. Üçlemenin ilk filmi olan Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti adlı yapım 9 Temmuz 2003 tarihinde sinemalarda gösterilmeye başlandı. Bu filmin gişedeki beklenilmeyen başarısından sonra Walt Disney filmi bir üçlemeye dönüştürme kararı aldı. Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı ilk filmden üç yıl sonra, 7 Temmuz 2006'da gösterime girdi. Devam filmi, ilk filmin başarısının tesadüf olmadığını kanıtlayarak açılış gününde birçok gişe rekoru kırdı. Film sinemalardan çıktığında 1,066,179,725$ gişe hasılatı elde etmişti. Üçlemenin son filmi Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu, 24 Mayıs 2007'de tüm dünyada aynı anda gösterime girdi. Sonunda üçleme dünya çapında yaklaşık olarak 2.79 milyar $ kazandı. Serinin dördüncüsü ve ilk 3D filmi olan Karayip Korsanları Gizemli Denizlerde 20 Mayıs 2011de ABD’de vizyona girdi. 90'lı yılların ortalarında[1] senaristler Ted Elliot ve Terry Rossio günümüzdeki Karayip Korsanları 'nın hikâyesini temel alan bir yapım üstünde çalışıyorlardı. Will Turner "daha önemli" bir roldeydi ve düşman korsanlar için bir hazine arıyordu. Proje ile ilgilendiğini belirten Steven Spielberg, Jack Sparrow rolü için Bill Murray, Robin Williams veya Steve Martin'i istediğini belirtiyordu. Disney o sıralarda Muppet Treasure Island filmi ile meşguldü ve iki yapımın hikâyesi benzediği için bu filmin yapımına izin vermedi.[2] Jay Wolpert'in yazdığı metin Jerry Bruckheimer tarafından geri çevrildi. Çünkü Bruckheimer bunun sadece "düz bir korsan filmi" olduğunu hissetmişti."[3] Metin tekrar yazılması için, korsanlık ile ilgili bilgileri bulunan Stuart Beattie'ye gönderildi[4] ve sonra Ted Elliot ile Terry Rossio'da karar kılındı.[3] Elliot ve Rossio, fikir almak için Disney'deki tema parkına gitti.[5] Bruckheimer aklındaki konsepti gösterip fikirlerinin değişmesine rağmen Michael Eisner ve Bob Iger, bütçe yükseldiği zaman filmi iptal etmek ile tehdit ettiler.[6] Gore Verbinski ile 2002 yılının Mayıs ayında Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti adlı yapımı yönetmesi için anlaşıldı. Bunu takip eden aylarda Johnny Depp ve Geoffrey Rush ile filmde yer almaları için anlaşıldı.[4] Verbinski, Hollywood'un Altın Çağı'nda kaybolmuş olan bu türü tekrar canlandırmak için modern teknoloji kullanmayı istedi. Johnny Depp, garip olduğunu düşündüğü bu hikâyeyi cazip buluyordu. Hazine bulmaktan çok, Kara İnci tayfası bunu geri götürmeyi amaçlıyordu. Ayrıca geleneksel ayaklanma çoktan başlamıştı. Verbinski, Rush'ın Barbossa rolünü üstlenmesi üstünde durdu. Karışık bir rolde oynamayacağını da biliyordu; ancak basit bir oyun hikâyenin gidişatına uygun olacaktı.[7] Orlando Bloom da senaryoyu okuduktan sonra rolün Rush için uygun olcağını söyledi.[8] Yapımcılar Robert De Niro'ya da teklif götürdüler. Ama DeNiro teklifi geri çevirdi. Verbinski, Bent It Like Beckham filmindeki performansını çok beğendiği[7] Keira Knightley'nin ses denemelerindeki performansına da hayran kaldı ve onu oyuncu kadrosuna kattı. Yöneticiler, Tom Wilkinson ile Vali Swann rolü için görüştüler[4] fakat rol, Depp'in idol olarak aldığı Jonathan Pryce'a gitti.[7] Siyah İnci'nin Laneti adlı yapımın çekimleri 9 Ekim 2002'de[4] başladı ve 2003 yılının Mart ayında sona erdi. Fakat film gösterime çıkmadan önce biraz beklemeye alındı. Çünkü daha önceki yıllar içinde çevrilmiş olan korsan filmleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı, Deep de ilk defa büyük bütçeli ticari bir filmde yer alıyordu.[9] Ama Siyah İnci'nin Laneti hem gişede çok başarılı oldu hem de birçok olumlu eleştiri ile karşılandı. Filmin gelen başarısının ardından iki devam filmi çekildi. Disney de oyuncu kadrosunun çoğalması için izin verdi. Indiana Jones ve James Bond gibi serileri çok seven Terry Rossio ve Ted Elliot, Siyah İnci'nin Laneti 'ni de kapsayan bir üçleme için geri döndüler. Elizabeth Swann ve Will Turner'ın ilşkisinde ne olacağını keşfetmek istediler ve Gençlik kaynağı ile ilgili bir hikâye hazırladılar. Devam filmleri olan ve aynı anda çekilen Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı ve Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu filmlerinin çekimleri 28 Şubat 2005[10] tarihinde başladı. Ölü Adamın Sandığı filminin çekimleri 1 Mart 2006'da[11], Dünyanın Sonu filminin çekimleri Ocak 2007'de sona erdi.[12] Filmler[değiştir | kaynağı değiştir] Siyah İnci'nin Laneti (2003)[değiştir | kaynağı değiştir] Ana madde: Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti İlk filmin afişi Jamaika valisinin kızı olan Elizabeth Swann (Keira Knightley), lanetlenmiş Kaptan Hector Barbossa (Geoffrey Rush) ve mürettebatı tarafından kaçırılır. Elizabeth'de mürettebatın ihtiyacı olan son Aztek altını vardır. Elizabeth Swann'a aşık olan genç Will Turner (Orlando Bloom), kendisini kaptanı olduğu gemiden atan Barbossa'dan intikam almak isteyen fakat burada yakalanıp hapse düşen kaptan Jack Sparrow'u (Johnny Depp) oradan kaçırır ve Elizabeth'i kurtarmaya giderler. Siyah İnci'nin Laneti 'in bütçesi 140 milyon dolardı. Film, Amerika'da açılış haftasında 47 milyon dolar, toplamda ise 305 milyon dolar kazandı. Dünya çapında ise 654 milyon dolar kazanarak 2003 yılının en çok kazanan dördüncü yapımı oldu.[13] Rotten Tomatoes sitesinde film hakkında yapılan 193 yorumdan 153'ü olumlu yöndeydi ve film de y olumlu dereceye sahip oldu.[14] Jack Sparrow'u canlandıran Johnny Depp, Screen Actors Guild Ödülleri, MTV Movie Ödülleri ve Empire Ödülleri'nde En İyi Aktör dalında ödülün sahibi oldu, Altın Küre, BAFTA Ödülleri ve 76. Akademi Ödülleri'nde aynı dalda aday oldu. Siyah İnci'nin Laneti aynı ödüllerde En İyi Makyaj, En İyi Müzik Kurgusu ve En İyi Görsel Efekt dallarında aday oldu. BAFTA Ödülleri'nde En İyi Makyaj, Saturn Ödülleri'nde En İyi Kostüm, Golden Reel Ödülleri'nde En İyi Müzik Kurgusu, VES Ödülleri'nde En İyi Görsel Efekt ve People's Choice Ödülleri'nde Favori Film ödüllerini aldı.[15] Yapım gösterime girdikten beş ay sonra, 2 Aralık 2003'te DVD ve VHS'leri satışa sunuldu. Filmin yüksek çözünürlüklü Blu-ray diski 22 Mayıs 2007'de satılmaya başlandı. Ölü Adamın Sandığı (2006)[değiştir | kaynağı değiştir] Ana madde: Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı Jack'in, efsanevi Uçan Hollandalı'nın kaptanı Davy Jones'a kan borcu olduğu ortaya çıkınca, tekrar ortalık birbirine girer. Eğer Sparrow, bu borçtan kurtulamazsa ömrü boyunca Uçan Hollandalı'nın kölesi olarak yaşama riskiyle karşı karşıyadır. Ama her beladan kurtulmanın elbet bir yolu olabileceğini düşünen uyanık Jack Sparrow'un, Ölü Adamın Sandığı’na sahip olan kişinin Davy Jones'u da kontrol edebileceğini öğrenmesiyle işler karışır.[16] Johnny Depp filmin Londra'daki galasında Bütçesi 225 milyon dolar olan filmin galası California'daki Disneyland'da yapıldı. Ölü Adamın Sandığı açılış gününde 55.8
Acal 10. Sınıf Coğrafya Konu Anlatımı 06:10
Acal 10. Sınıf Coğrafya Konu Anlatımı 7.265 izlenme - 3 yıl önce 10. sınıfların Coğrafya dersinden bir video. Elektronik tahta karşısında anlatılan Coğrafya dersi videomuz.
Ders: 1299-1453 Osmanlı Devletinin Kuruluş Tarihi 07:46
Ders: 1299-1453 Osmanlı Devletinin Kuruluş Tarihi 10.170 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut Öğretmen Aykut ilter Osman Bey, Osman Gazi, I. Osman El Gazi ya da Ataman Bey (Osmanlı Türkçesi: , Osman Bey) mahlasıyla Fahrüddin veya Osmancık (1258, Söğüt – 1 Ağustos 1326, Bursa) Osmanlı Beyliği ve Osmanlı Hanedanı'nın kurucusu ve beyliğin ilk padişahıdır. 1299 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin uçbeyi olmaktan çıkıp bağımsızlığını ilan etmiştir. Moğol istilalarından kaçan Müslümanların, beyliğine sığınması ile siyasi ve askeri gücü artmıştır. Çöküş döneminde bulunan Doğu Roma İmparatorluğu'ndaki karışıklıkların da etkisiyle kısa sürede Anadolu ve Doğu Roma'nın hakimi durumuna gelmiştir. Öldüğü zaman beylik, Eskişehir ile Bursa arasındaki topraklarda hüküm sürüyor, Doğu Roma İmparatorluğu'na ait İznik ve Bursa'yı abluka altında tutmaktaydı. İlk yılları[değiştir] Osman Bey (bazı kaynaklara göre Orhun Bey) [2], 1258 yılında Söğüt'te doğdu.[3] Yaşamının erken dönemleri hakkında güvenilir kayıtlar yoktur. Osman Bey'in soyuna ve boyuna ait bilgiler gelenekseldir ve en eskisi ölümünden 100 sonra yazılmıştır. Bu eserler arasında en eskiden başlayarak Ahmedî (ö. 1414), Dâstân ve Tevarih-i Mûlûk-i Âl-i Osman', Şükrullah (ö. 1464), Behçetu't-Tevarih ve Âıkpaşazade (ö. 1481), Tevarih-i Âl-i Osman adlı eserler isimlendirilebilir. Dönemine ait tüm çağdaş eserler büyük ölçüde 1422 ya da hemen sonrasında tarihlendirilen ve artık mevcut olmayan (ama özgün bir metinden türemiş oldukları iddia edilmektedir.[4]. Bazı tarihçilere göre,[3] Osman Gazi'nin yaşam ve savaşları tarihsellikten çok, masalsı destansı bir örtüntü içinde, halk söylentileri, ermişlik öyküleri ve mitolojik lejantlarla renklendirilmiştir. Babası Ertuğrul Gazi (bazı kaynaklara göre Erdoğdu Bey) Batı Anadolu’da Söğüt] Ovası ile Domaniç Yaylasında yaşayan Oğuz Türkleri'nin Bozok boyunun Kayı kolundan olan büyük kalabalık bir obaya başkanlık etmekte idi. Osman Gazi onun küçük oğlu idi. Tarihçi İbni Kemal (ö. 1534) Tevarih-i Al-i Osman adlı eserinde Ertuğrul Bey'in Anadolu'ya (Rum'a) geldiğinde iki oğlu bulunduğunu, Söğüt'te göçebe yaşamının sürdürürken 1254'de (hicri 652'de) "aslan yapılı ay yüzlü" küçük oğlu Osman'ın doğduğunu bildirir.[5] Halk söylentilerine göre annesi (ya da babaannesi), Hayma Ana'dır. [6] Yine tarihçi İbni Kemal, Osman'ın gençliğinde "yiğitler arasına girdiğini" ve "vurmada tutmada ve durmada ve oturmada herkesi kendini uydurduğunu" belirtir ve kardeşlerden en küçüğü olmakla beraber "şimşir (kılıç) ve tedbirle cümlesinden evvel olduğunu" bildirir.[5] Bu anlatımın Oğuz destanınin temalarına benzer şekilde işlenmiş olduğu barizdir. [3] 1281 yılında 23 yaşında iken Kayı Boyu'ndan Ömer Bey'in kızı Malhun Hatun ile evlendi. Bu evlilikten daha sonra Osmanlı Devleti'nin başına geçecek olan Orhan Gazi doğdu. Daha sonra Şeyh Edebali'nin kızı Bala Hatun ile evlendi. Bu evlilikten de Alaeddin Bey dünyaya geldi. Beyliği eline geçirme çabaları[değiştir] 1281 yılında babası Ertuğrul Bey 90 yaşlarında iken ölmüştür. Birçok tarihcinin anlaştığı görüşe göre, Kayı aşireti beyliği için beylik görevi değişmesi barışçıl olmamış ve beylik görevini üzerine alabilmek için Osman Gazi yakinları ile "taht mücadelesi" yapmıştır. Bu mücadelenin kimle yapıldığı ve nasıl geliştiği tartışmalı olup değişik tarihçiler değişik anlatımlarda bulunmaktadırlar. Bu anlatımlardan çokca sayıda taraflısı olan birisine göre, Osman Gazi amcası Dündar Gazi ile beylik için çatışmaya girişmiştir. Bu anlatıma gre Dündar Bey Kayı boyunun ilerigelen uluları tarafından tutulmakta ve aşiretin genç yiğitleri ise Osman Bey'i desteklemekteydi. Bu çatışmanın ne kadar sürdüğü ne türlü devam ettiği bilinmemektedir. Fakat çatışma sonunda Osman Bey galip gelmiş ve düşmana karşı yapılan akınlara karşı çıktığı bahanesi verilerek yaşlı Dündar Bey'i bir ok atımı ile öldürmüştür. Bundan sonra Osman Bey Oğuz töresine uygun olarak Kayı Aşiretine baş ve buğ olmuştur.[3] Alternatif bir anlatım olan Hacı Bektaş'ın "Vilayetname" eserinde ise Osman'ın beyliğe geçme anlatımı değişiktir.[7] Kayı boyu aşireti Sultanönü ve civarına yerleştikten sonra önce amcası Aydoğmuş ve sonra babası Erdoğdu (Ertuğrul) Bey beyliklerinden daha sonra da küçük amcası Gündüz Alp Kayı beyi olmuştur. Osman Gazi bu sırada çevresindeki aşiret yiğitleri ile yerel Bizanslı Yarhisar, Bilecik, İnegöl, İznik yörelerine akınlar düzenmeye başlamıştır. Bizanslı Bursa Tekfuru Konya'da bulunan Selçuklu sultanı III. Alaeddin Keykubad'a elçiler gönderip bu akınlardan şikayet etmiştir. Selçuklu Sultanı ise Gündüz Alp'a haber göndererek akınları düzenleyen yeğeni Osman Bey'i yola getirmesini istemiştir. Gündüz Alp Osman Beyi yakalayarak yiğitleri ile birlikte Konya'ya III. Alaeddin Keykubad'a göndermiştir. Ancak Selçuklu Sultanı Osman Gazi'yi beğenip el ve onay alması için onu Sultan Karahöyük'te bulunan Hacı Bektaş Veli'ye yollamıştır. Hacı Bektaş Osman'ı büyük bir misafirperverlikle karşılaşmış, ve tekbirle kendi tülbentini onun başına dolayıp sanki ona taç giydirmiştir. Osman Konya'ya dönerken Hacı Bektaş onunla Sultan'a hitap eden Osman'ı öven bir mektup da göndermiştir. Selçuklu Sultanı bu mektubu okuduktan sona "buna yüce bir mansıp veresuz" dediği bildirilir. Osman Gazi Sultanönü ucunun merkezi olan Söğüt'e döndükten sonra Selçuklu Sultanı ayrıca "altun başlı sancak" ve "tablhane (mehter)" gönderip onu ödüllendirmiştir. Bu öykü Vilayetname yanında Yazıcizade'nin Selçukname adlı eserinde de tekrar edilmektedir.[8] Birçok tarihçi bu ödüllendirmeyi uçbeyliğine istiklâl verilmesi olarak kabul etmektedir.[3] Hacı Bektaş Vilayetname eseri Gündüz Alp ile Osman arasındaki ilişkilerein sonradan ne olduğunu kapsamamaktadır. Birkaç tarihçi Osman Bey ile kardeşi Gündüz Alp'ın arasında çatışma olduğu ve bu çatışma sonunda Gündüz Alp'ın öldürülerek Osman Bey'in uçbeyi olduğunu kabul etmektedir. Fakat diğer bazı tarihçiler ise Gündüz Alp'ın bey olmasını ve Osman Bey ile Gündüz Alp mücadelesini tümüyle hiç olmamış gibi bir kenara bırakmaktadırlar. Yine bazı tarihçiler Gündüz Alp'ın "Domaniç Muharebesi"'nde şehit olduğunu bildirirler. Bu tarih karmaşasında bazı tarihçiler ise Osman Bey ile Dündar Bey'in mücadelesinin olmadığını ve bu mücadele anlatımının Osman Bey-Gündüz Alp mücadelesine atıf ettiğini kabul ederler. Daha yeni ve inanılır kaynak bulunmadan, bu değişik hatta birbirleri ile zıt olan anlatımlardan çıkartılabilecek en uygun sonuç Osman Bey'in babası Ertuğrul Bey'in yerine geçmesinin bir barışçıl hükümdarlığa çıkma olmayıp bir "taht mücadelesi" sonucu ortaya çıktığıdır. Bitinya bölgesinde Bizans yerel güçleri ile mücadele ile genişleme[değiştir] Osman Gazi 1280'lerden 1300'e kadar uzayan yaklaşık 20 yıllık Osmanlı devletinin doğuş süreci evresinde toplumasal düzeni çok karışık Bitinya bölgesinde (yani günümüzdeki Bursa-Bilecik-İznik yörelerinde) sanını korumak ve ufak uçbeyliğini güçlendirmek için bir dizi yerel çatışmalar yapmıştır. Bu çatışmalarda gaza yoldaşı olan Samsa Çavuş,, Konur Alp, Akçakoca, Aygüt Alp, Gazi Abdurahman gibi diğer "alp" beyler ve bunların idaresindeki akıncı birliklerden destek alıp faydalanmıştır. Osman Gazi'ye dinsel ve moral desteği ise Ahiler vermiştir. Özellikle Osman Bey'in Bala Hatun adlı kızıyla evlendiği kayınbabası Eskişehir ahılerinin İtburnu şeyhi olan Şeyh Edabalı devamlı danışmanlık ve destek sağlamıştır. [3] Osman Gazi ilkin 1283'de İnegöl tekfuru Nikola ile yaptığı "Ermenibeli Muharebesi"'de yenik düşmüştür. Bu muharebede kardeşi Saruhan'ın oğlu olan yeğeni Bay Hoca şehit olmuştur. 1284'de Osman Bey 300 kişilik bir güçle İnegöl yakınlarındaki Emirdağı eteklerinde bulunan "Kulaca Hisar"'a bir gece baskını düzenlemiş ve bu kaleyi eline geçirmiştir. Bu Osmanlıların ilk kale fethidir. [3][9] 1286'de ise Osman Bey ile Bizanslı İnegöl Tekfuru ile Karacahisar (Malachiya) Tekfuru'nın birleşik yerel kuvvetleri arasında Ekizce mevkiinde "Domaniç Muharebesi" yapılmıştır. Osman Bey bu muharebeyi de kazanmıştır ama kardeşi Saruhan (bazı kaynaklara göre Gündüz Alp) bu muharebede şehit olmuştur. Bu galibiyet sonunda Karacahisar Osman Bey eline geçmiştir. Bundan sonra Osman Gazi, müteffikleri ile birlikte akınlar yapma stratejisini uygulamaya başlamıştır
Rasyonel Sayılar 1 - Şenol Hoca 16:48
Rasyonel Sayılar 1 - Şenol Hoca 9.258 izlenme - 3 yıl önce Bir çok sınavda karşınıza çıkacak olan rasyonel sayılar dersinin konu anlatımı videomuz karşınızda. Bu video ile birlikte hızlı bir şekilde bu dersi öğreneceksiniz.
Fen Ve Teknoloji 7. Sınıf İş Konu Anlatımı 02:43
Fen Ve Teknoloji 7. Sınıf İş Konu Anlatımı 8.026 izlenme - 3 yıl önce 7. sınıfların derste gördükleri fen ve teknoloji dersinin iş konu anlatım videosu. Bu videoda soru cevaplar yer almaktadır.
Vitamin Türkçe Konu Anlatımları - 5, 6, 7 ve 8. Sınıf 01:26
Vitamin Türkçe Konu Anlatımları - 5, 6, 7 ve 8. Sınıf 5.049 izlenme - 2 yıl önce http://www.vitaminegitim.com Vitamin Türkçe dünyasına hoş geldiniz! Tam ve kalıcı öğrenme için yaratıcı ve özgün etkinlikler sunan Vitamin, öğrenci ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanmıştır. Türkçeyi; anlama, yorumlama, eleştirel düşünme becerilerini geliştirerek sunan Vitamin’le öğrenci, teorik bilgilerden değil, uygulamalardan oluşan bir öğrenme sürecinde ilerler. Vitamin’de bu ders; dinleme-okuma metinleri, dil bilgisi konu anlatımları ve etkinlikleriyle verilir. - Dinleme metinleriyle öğrenci, dikkatini doğrudan yoğunlaştırması gereken noktaya yönlendirir. Anlama yolunda büyük bir adım olan etkin dinleme alışkanlığı edinen öğrencinin öğrenme süreci kısalır. - Özenle seçilen okuma metinleri sayesinde öğrenci; anlama, yorumlama, fikir üretme ve eleştirel düşünme yetkinlikleri kazanır. - Yazım kurallarını uygulayabileceği etkinlikler, öğrencinin kendini yazılı olarak doğru bir şekilde ifade etmesine yardımcı olur. - Öğrenci, Vitamin’de yer alan yaratıcı konu anlatımları sayesinde dil bilgisi kurallarını tüm detaylarıyla ve kolaylıkla öğrenir.
Cografya KPSS Eğitim Videoları 02:01:55
Cografya KPSS Eğitim Videoları 7.615 izlenme - 3 yıl önce İhtiyaç Yayınları
Ders: Klarnet - Sib Sol Sistem 40:18
Ders: Klarnet - Sib Sol Sistem 8.017 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen Klarnetler, beş parçanın birleşmesinden oluşur, bunlar: Kafalık (Bek) Fıçı (Barel) Üst gövde Alt gövde Kalak (Pavillon da denir) Klarinetin gövdesi silindir biçimindedir. Kalak bölümü ise obuanın kalağına oranla daha geniştir. Dikkatlice yontulup biçimlendirilen bu kamış parçası, ağızlık üzerine takılır. Çalıcının nefesi ile titreşime geçirilen kamış, boru içindeki havayı titreşime geçirerek ses elde edilmesini sağlar. Çalıcının sol eli yukarıda, sağ eli ise aşağıda olmak üzere az bir eğimle yere doğru tutulur. Flüt ve obuada olduğu gibi, klarnetin gövdesinde de ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma vardır. 1840 sıralarında "Boehm sistemi" flüte uygulandıktan sonra, Paris konservatuarı öğretim üyesi ve klarnetçi Klosé, bu sistemin klarnete de uygun olduğunu görmüş ve Boehm sistemi klarnete uygulanmıştır. Daha sonra farklı zamanlarda farklı kişiler tarafından bu sistem geliştirilmiştir. Klarnetin tarihçesi[değiştir] Klarnet tarihi 19. yüzyılda Chalumeau (Şalümo) adıyla orkestralarda icra edilen bu nefesli saz klarnetin atasıydı. Fransızcadan gelen bu isim nefesli sazların genel adıydı. Aynı yüzyılda Denner adlı çalgı yapım ustası Şalümo’yu geliştirerek bugünkü sisteme doğru ilk adımı atmıştır. 18. yüzyılda keşfedilen enstrümanın orkestraya dâhil edilmesi 1750 yılında olmuştur. 1800’lü yıllarda klarnetin oda orkestralarında yaygınlaşmasında Mozart’ın rolünün büyük olduğu bilinmektedir. 1812’de Paris Konservatuarı’nda öğretim üyesi olan Ivan Müler klarnete farklı mekanikler ekledi. Müller’in 13 tuşlu hale getirdiği enstrüman Denner’in sistemine göre daha karmaşıktı. 1840 yılında ses sistemleri için metal tuş mekanizması flüt ve obua’da olduğu gibi klarnette de kullanılmıştır. Paris Konservatuarı Klarnet bölümü öğretim üyesi Klose Boehm Sistemini klarnete uyguladıktan sonra 1860 yılına kadar enstrüman üzerinde mekanik gelişmeler devam etti. 1900- 1925 yılları arasında klarnet artık radyo ve stüdyo kayıtlarında önemli yer tutmaya başladı. Perde sistemlerinin esas amacı akustiğin daha kaliteli elde edilmesi yönünde idi. Şalümo ile 1600’lerde 1,5 oktav ses genişliğiyle yola çıkan klarnet Mozart’ın konçerto ve Quintetlerinde yumuşak ve koyu sesiyle klasik, caz ve pop orkestralarının vazgeçilmez nefesli sazı olarak bugün konservatuarlarda eğitim metotlarında ve müzik literatüründe yerini almıştır. Klarnet türleri[değiştir] Klarnetlerin Çok kalabalık bir ailesi vardır.Buna benzer birçok türden oluşur.. Mi bemol küçük klarnet (yazılan notanın küçük üçlü ince sesini duyurur) Re küçük klarnet * Do klarnet (yazılan notanın aynısını duyurur) Si bemol klarnet (yazılan notanın büyük ikili kalın sesini duyurur) La klarnet (yazılan notanın küçük üçlü kalın sesini duyurur) Basset horn (Fa) (Yazılan notanın tam beşli kalın sesini duyurur) Mibemol alto klarnet (yazılı notanın büyük altılı kalın sesini dyurur) Si bemol bas klarnet (yazılan notanın büyük dokuzlu kalın sesini duyurur) La bas klarnet (yazılı notanın 1 oktav ve küçük üçlü kalın sesini duyurur) Si bemol kontrabas klarnet (yazılı sesin 2 oktav ve büyük ikili kalın sesini duyurur) Bu çalgıların tümünün çalınışı aynıdır. Bir tanesinin iyi çalmayı öğrenen, çok kısa bir alışma devresinden sonra, herhangi bir diğerini çalabilir. Yalnızca dört tanesi sürekli orkestrada kullanılır. Mi bemol küçük klarnet Si bemol klarnet La klarnet Si bemol bas klarnet Bu dört çalgının da dördü birden her yapıtta kullanılmaz. Genellikle besteciler iki si bemol klarinet kullanırlar. Üçlü orkestra kuruluşu ise, bunlara bir de bas klarinet eklenir. Daha büyük orkestralarda mi bemol klarinet ve bir si bemol klarinet daha eklenebilir. La klarinet Si bemol klarinete çok yakın bir çalgıdır. La klarinetin boyu Si bemol klarinete göre biraz daha uzun, ses rengi biraz daha koyudur. Çalınışı ve ses genişliği aynıdır. Yalnız, Si bemol klarinet yazılı olan notanın büyük ikili kalınını, La klarinet ise küçük üçlü kalınını seslendirir. Besteciler bu iki klarinet türünden birini kullanırlar. Bunun en önemli nedenleri şunlardır: Daha koyu bir ses rengi isteniyorsa. Yapıtta çok diyez varsa. Klarinet partisinin en kalınından Do diyez sesinin kullanılması gerekiyorsa. Ses genişliği[değiştir] Alto klarnet çeşidi Klarinetin notaları sol anahtarı üzerine yazılır. Ses genişliği neredeyse 4 oktav kadardır. Bu genişlik içinde tüm diatonik ve kromatik sesler elde edilebilir. Dördüncü ek çizgideki sol notasından daha ince notaların çalınması biraz güç olduğu için bu sesler pek kullanılmaz. Eğer kullanılması isteniyorsa da küçük klarinet kullanılır. En kalın mi notasından bir sonraki oktav içerisindeki si bemol notasına kromatik olarak olarak, aşağıdan yukarıya doğru ses deliklerinin sırasıyla açılması yoluyla elde edilir. Bu Si bemolün incesindeki seslerin elde edilişi, flüt ve obuadakinden biraz farklıdır. Flüt ve obuada en kalındaki esas seslerden sonra gelen sesler, bu esas seslerin ikinci doğuşkanları (bir oktav incesi) olarak, daha incelerde ise, esas seslerin genellikle dördüncü doğuşkanları (iki oktav incesi) olarak elde edilirler. Klarinette ise (gövdesi silindir biçiminde olduğundan) elde edilen doğuşkanlar tek sayılıdır (3, 5, 7, 9). Üçüncü çizgi Si sesi klarinetin yazılı en kalın sesi olan mi sesinin dudak ve nefes ayarı, ayrıca bir yardımcı perde yardımı sonucunda çıkarbılan üçüncü doğuşkanıdır yani 1 oktav ve tam 5'li. bu Si sesinden üçüncü ek çizgi Fa'ya kadar olan sesler kromatik olarak bu yolla elde edilir. Fa'nın daha incesindeki sesler çeşitli yollardan, her klarinetçiye ve klarinet yapısına göre değişebilen yollarla elde edilir. Klarinetin tınlama bölgeleri[değiştir] Klarinetin dört farklı tınlama bölgesi vardır: Kalın ses bölgesi : En kalın ses olan Mi'den bir oktav incesi Fa diyez notasına kadar olan bölgedir. Zengin, madeni, gizemli, karanlık ve dramatik sözcükleri ile tanımlanabilir. Bu ses bölgesine "Şalümo" (Chalumeau) bölgesi de denir. "Şalümo" klarnetin atası olan eski bir çalgının adıdır. Kötü sesler : Sol notasından üç yarım perde sonraki si bemol notasına kadar olan bölgedir, klarinetin en kötü sesleridir, zayıf, soluk hem de elde edilmesi biraz daha güçtür. Orta ses bölgesi : Si notasından ikinci ek çizgi Do notasına kadar olan ve klarinetin en güzel sesleridir. Bu bölgeye "klarino" (Clarino) ses bölgesi denir. En güzle ve en etkili klarinet soloları bu ses bölgesinde yazılmıştır. Bu sesler duru, parlak, ılık ve etkileyicidir. İnce ses bölgesi : İkinci ek çizgi Do'dan sonraki daha ince seslerdir. Gür çalındığında sert ve rahatsız edici fakat kısık sesle çalındığında ılık ve yumuşak, flüt ses rengine yakın bir tını özelliği gösterir. Teknik özellikleri[değiştir] Klarinet, çeviklik bakımından flüte çok yakındır. Her çeşit hızlı, parlak, gösterişli pasajlar, diziler, arpejler, grupetto ve benzeri figürler, tril ve tremololar rahatlıkla çalınabilir. Genellikle tek dil kullanırlar. Çift dil ve üç dil çok zor olduğundan, özel durumlar olmadıkça kullanılmaz. Bir ses bölgesinden başka bir ses bölgesine geniş aralıklı atlamalar, klarinete özgü kolaylıklardan biridir. Ancak hızlı tekrarlanan sesleri çalmakta oldukça sınırlıdır. Klarinetin en önemli özelliklerinden biri de, gürlük kontrölü bakımından son derece yetenekli olmasıdır. Çok kısık sesle ve çok gür sesle çalınabilir. Orkestradaki önemi[değiştir] Klarinete orkestrada hızlı, akıcı, parlak, gösterişli pasajlardan geniş duygusal ezgilere dek her türlü görev verilir. Duru ve parlak ses rengi ile birleşen etkili kreşendo ve dekreşendo yeteneği, klarinetin "Espressivo" solo pasajlarda sık sık görevlendirilmesine neden olur. Ses rengi diğer tahta üflemelilerle iyi kaynaşır. Başka çalgılardaki temaları katlamak, gerekirse arka plandaki armonileri sağlamak ve eşlik figürlerini seslendirmek klarnetin yapabileceği en önemli görevlerdir. Ünlü Klarnetçiler[değiştir] Dünyada klarneti çok iyi çalan icracılar arasında Woody Allen, Alain Damiens, Sarah Elbaz ve Giora Feidman sayılabilir. Türkiye'de ise klarnet virtüözü denince akla Mustafa Kandıralı (d. 1930) gelmektedir. Son yıllarda ise Hüsnü Şenlendirici, Serkan Çağrı, Bülent Altınbaş ve Tolga Akşit bu konuda öne çıkmış isimlerdir. Ayrıca bakınız[değiştir] Klarnetçiler listesi Klarnet Klarinet (klarinet ya da gırnata), sert ve dayanıklı ağaçlardan genellikle de abanoz ağacından yapılan üflemeli bir çalgı türüdür. Bir çeşit sert kauçuk olan ebonitten, ayrıca metalden yapılanları da vardır. Tanımı Klarinetler, beş parçanın birleşmesinden oluşur, bunlar: Kafalık (Bek) Fıçı (Barel) Üst gövde Alt gövde Kalak (Pavillon da denir) Klarinetin gövdesi silindir biçimindedir. Kalak bölümü ise obuanın kalağına oranla daha geniştir. Dikkatlice yontulup biçimlendirilen bu kamış parçası, ağızlık üzerine takılır. Çalıcının nefesi ile titreşime geçirilen kamış, boru içindeki havayı titreşime geçirerek ses elde edilmesini sağlar. Çalıcının sol eli yukarıda, sağ eli ise aşağıda olmak üzere az bir eğimle yere doğru tutulur. Flüt ve obuada olduğu gibi, klarnetin gövdesinde de ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma vardır. 1840 sıralarında "Boehm sistemi" flüte uygulandıktan sonra, Paris konservatuarı öğretim üyesi ve klarnetçi Klosé, bu sistemin klarnete de uygun olduğunu görmüş ve Boehm sistemi klarnete uygulanmıştır. Daha sonra farklı zamanlarda farklı kişiler tarafından bu sistem geliştirilmiştir. Klarnetin Tarihçesi Klarnet Tarihi 19.yüzyılda Chalumeau (Şalümo) adıyla orkestralarda icra edilen bu nefesli saz klarnetin atasıydı. Fransızcadan gelen bu isim nefesli sazların genel adıydı. Aynı yüzyılda Denner adlı çalgı yapım ustası Şalümo’yu geliştirerek bugünkü sisteme doğru ilk adımı atmıştır. 18.yüzyılda keşfedilen enstrümanın orkestraya dâhil edilmesi 1750 yılında olmuştur. 1800’lü yıllarda klarnetin oda orkestralarında yaygınlaşmasında Mozart’ın rolünün büyük olduğu bilinmektedir. 1812’de Paris Konservatuarı’nda öğretim üyesi olan Ivan Müler klarnete farklı mekanikler ekledi. Müller’in 13 tuşlu hale getirdiği enstrüman Denner’in sistemine göre daha karmaşıktı. 1840 yılında ses sistemleri için metal tuş mekanizması flüt ve obua’da olduğu gibi klarnette de kullanılmıştır. Paris Konservatuarı Klarnet bölümü öğretim üyesi Klose Boehm Sistemini klarnete uyguladıktan sonra 1860 yılına kadar enstrüman üzerinde mekanik gelişmeler devam etti. 1900- 1925 yılları arasında klarnet artık radyo ve stüdyo kayıtlarında önemli yer tutmaya başladı. Perde sistemlerinin esas amacı akustiğin daha kaliteli elde edilmesi yönünde idi. Şalümo ile 1600’lerde 1,5 oktav ses genişliğiyle yola çıkan klarnet Mozart’ın konçerto ve Quintetlerinde yumuşak ve koyu sesiyle klasik, caz ve pop orkestralarının vazgeçilmez nefesli sazı olarak bugün konservatuarlarda eğitim metotlarında ve müzik literatüründe yerini almıştır. Teknik özellikleri Klarinet, çeviklik bakımından flüte çok yakındır. Her çeşit hızlı, parlak, gösterişli pasajlar, diziler, arpejler, grupetto ve benzeri figürler, tril ve tremololar rahatlıkla çalınabilir. Genellikle tek dil kullanırlar. Çift dil ve üç dil çok zor olduğundan, özel durumlar olmadıkça kullanılmaz. Bir ses bölgesinden başka bir ses bölgesine geniş aralıklı atlamalar, klarinete özgü kolaylıklardan biridir. Ancak hızlı tekrarlanan sesleri çalmakta oldukça sınırlıdır. Klarinetin en önemli özelliklerinden biri de, gürlük kontrölü bakımından son derece yetenekli olmasıdır. Çok kısık sesle ve çok gür sesle çalabilir. Orkestradaki önemi Klarinete orkestrada hızlı, akıcı, parlak, gösterişli pasajlardan geniş duygusal ezgilere dek her türlü görev verilir. Duru ve parlak ses rengi ile birleşen etkili kreşendo ve dekreşendo yeteneği, klarinetin "Espressivo" solo pasajlarda sık sık görevlendirilmesine neden olur. Ses rengi diğer tahta üflemelilerle iyi kaynaşır. Başka çalgılardaki temaları katlamak, gerekirse arka plandaki armonileri sağlamak ve eşlik figürlerini seslendirmek klarnetin yapabileceği en önemli görevlerdir. KLARNET TAMİR - BAKIM ve FAYDALI BİLGİLER DOĞRU AKORDA SAHİP KLARNET SATIN ALMA Klarnet üflemeye karar veren bir öğrenci öncelikle kendisine iyi bir klarinet hocası seçmelidir. Satın alırkende mutlaka hocasının onay verdiği klarineti satın almalıdır. Çünkü klarnetin seslerinin üflenerek kontrol edilmesi ve doğru akorda sahip bir klarnetin alınması gereklidir. Klarnetin akordu üzerindedir ve sonradan akort yapılmaz. Akordu bozuksa tamiri yapılır. Akordu yanlış bir klarnette klarnet öğrenilmesi güçtür. Seslerinin yanlış olması öğrencinin kulağınıda bozacaktır. Kulağa doğru gelmeyen sesler öğrenciye klarneti çalım zevkide vermeyecektir. Klarnetin yanlış sesleri yüzünden çıkaramadığı sesi başka pozisyonda arayacağı için yanlış bir teknik geliştirmesinede sebep olacaktır. KLARNETİN GÜDERİLERİNİN DEĞİŞMESİ Klarnetin tüm mekanik aksamının açılması suretiyle gerçekleşmektedir. Tuşeler vidalarından sökülerek eski güderiler çıkarılıp yerine yeni güderiler yerleştirilir. Klarnet çalındıkça üzerindeki güderiler yavaş yavaş yumuşamaya başlar ve zamanla üzerini kapadığı deliğin hava kaçırmasına sebep olur. Bu nedenle güderilerin eskidiği ve gereğinden fazla yumuşadığı görüldüğünde yenileriyle değiştirilmesi gerekmektedir. Güderileri değiştirdikten sonra güderilerin deliği daha iyi kapaması ve hava kaçırmaması için biraz yumuşaması gerekir. Bunun için güderiler takılıyken altına doğru sıvı enstruman için özel olarak üretilen yağ sürülür. KLARNETİN DELİKLERİNİN TEMİZLENMESİ Klarnetin deliklerinin içi uzun zaman çalımdan kaynaklanan kir parçacıklarının birikmesi sonucu tıkanır. Bu yapışmış kir ve parçaların temizlenmesi ve deliğin orijinal haline dönüştürülmesi gereklidir. Çünkü bu tıkanan parçalar klarnetin hangi deliğinde varsa odelikteki notayı pes yani kalınlaştıracaktır. Klarnetin tıkanan deliği doğru sesi yani notayı vermez ve klarnetin akordunun bozulmasına yol açar. Deliklere özel aletler kullanarak müdahele edilir. Akort cihazına bakılarak akortlanır ve eski haline dönüştürülür. KLARNETİN TUŞELERİNİN HASSAS AYARININ YAPILMASI Özellikle bu işlem klarnet için en önemli işlemlerden birisidir. Fabrikasyon klarnetlerde sık karşılaştığım bir durumdur. Özellikle çin malı klarnetlerde. Bu klarnetler fabrikasyon üretildikleri için üzerindeki demir yani ( tuşe aksamları ) doğru şekilde çalışmaz. Yani klarnetin hava kaçırmasına neden olacak teknik yanlışlıklar vardır. Klarnet çok teknik bir enstrumandır ve tuşelerin ayarının çok iyi olması ve tüm tuşelerin görevini doğru açılarda gerçekleştirmesi gerekir. Bu ayarı sadece ustası yapmalıdır. Çünkü fazla açılan veya az açılan demir tuşelerin bükülmesi suretiyle doğru seviyeye getirilmesi gerekir. Bu yüzden bu işlemde demir tuşelerin kırılma riski bulunur. Kırılan parçaların yenisini bulmak güçtür, ancak gümüş tamir atölyesinde bu demir tuşeleri kaynak yaptırma imkanınız mevcuttur. Fakat her klarnetin demir hammaddesi farklı yapıda olup, bazıları ateşte erimektedir ve kaynak tutmamaktadır. Bu yüzden tuşelerin kırılmamasına dikkat edilmelidir. KLARNETİN DEMİR TUŞE AKSAMLARININ MONTE EDİLMESİ İÇİN GEREKLİ OLAN VİDALARIN YAĞLANMASI Klarnetlerinizi bakım için bazı sürelerde bana getirdiğinizde tuşelerini açmak zorunda kalıcaz. Vidaların kolay yerlerinden çıkmaları için oksitlenmemesi gerekir. Oksitlenen vidaların yerlerinden çıkmaları güçleşir. Bu yüzden üflemeli enstrumanlar için özel olarak üretilen yağımızla bu vidaları yağlarım. KLARNETİN TEMİZLEME APARATIYLA TEMİZLENMESİ İlk önce yapacağımız şey, bek bölümünü klarnetten ayırmak olacaktır. Çünkü bek bölümü hassas bir parçadır. Klarnete müdahelelerde kırılıp düşmemesi ve ucunun kırılmaması için çıkarılıp güvenilir düz bir zemine konulmalıdır. Temizleme aparatımızla klarnetin özellikle alt ve üst bölümünün iç gövdesini temizlemeliyiz. İşlemi yaparken baril üst bölüme bağlı, kalak ise alt bölüme bağlı olacak. Klarnetin üst ve alt bölümü birbirine bağlı olmayacaktır. Temizleme fırçası bazı klarnetlerin içinde olmayabilir bu durumda temizleyecek ve klarinetin içerisinden geçebilecek bir bez parçasını hafif kalın bir ipe bağlayınız. Klarnetinizin alt ve üst bölümünün içinden önce ipin ucunu sarkıtınız ve alttan çıkan ipi yavaş ve kontrollü bir şekilde çekerek bezin klarnetinizin iç gövde kısmını temizlemesini sağlayınız. KLARNETİNİZİN AKORT PROBLEMİNİN GİDERİLMESİ Akort problemi özellikle çin malı fabrikasyon olarak seri üretilen klarnetlerde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu klarnetlerin tuşeleri makinalarla ayarlandığından demirlerinde fazla ve az açılan tuşeler bulunur. Tuşelerin klarnete doğru hükmetmesi için özel olarak elle ayarlanması gereklidir. Genelde (Boehm) sistem sibemol klarnetlerde azda olsa sol klarnetlerin çin malı olanlarında bu sorun yaşanmaktadır. Klarnetlerde bazı sesler pest yada tiz olarak duyulur. Bunun için klarnetin seslerini iyibilmek gerekir. Zeytin ağacı ve benzeri ağaç klarnetlerde kışın enstruman bir veya bir buçuk sese yakın pest kalmakta yazın ise akordu kulağa dik gelmektedir. Bu durumda klarnetin içine beş veya on dakika kadar sıcak nefes üfleyerek ısıtılmalı akordu normale getirildikten sonra icra edilmelidir. Yazın ise tizleşen ağaç klarnetlerin akordunun tamir edilmesi ve pesleştirilmesi gerekir. Akort sorununun olup olmadığını anlamak içinde çok hassas bir kulağa sahip olunması gerekir. Bir notanın başka bir oktavındaki aynı sesini üfleyerek karşılaştırdığımızda seslerin birbirini tutmadığı görülecektir. Bu kontrol akort cihazıylada yapılmaktadır. Bana klarnetinizi getirdiğinizde bunu tespit edip sorun neredeyse oraya müdahele yapıyorum. Akort problemi klarnetin sesinin yani notalarının çıktığı delik bölümlerinde varsa deliğin büyütülüp küçültülmesi şeklinde tamir edilmesi gereklidir. Delik büyüdükçe o perdenin seside tizleşir, küçüldükçede pestleşir. Klarnetin boyundada sorun olabilir. Eğer enstruman pes kalıyorsa, beş parçanın boylarından herhangibirinin uzunluğundan da kaynaklanıyor olabilir. Bunun da tamiri yapılır. PES KALAN ENSTRUMANIN SESLERİNİN TİZLEŞTİRİLEREK STANDART AKORDU YAKALAMASINI SAĞLAMA Klarnetin barel kısmının içtarafındaki yuvarlak seviye ve barelin alt ve üst kısımlarından kesilerek sağlanabilir. Yani barelin içerden veya dışarıdan boyu kısaltılarak yapılır. Bu işlemin yapılabilmesi için torna makinası gereklidir. TİZ KALAN ENSTRUMANIN SESLERİNİN PESTLEŞTİRİLEREK STANDART AKORDU YAKALAMASINI SAĞLAMA Eğer enstrumanımız yaklaşık yarım veya bir tam ses tiz tınlıyorsa klarnetimizin bek kısmının hemen altındaki barel bölümünden bu sorunu ayarlamamız mümkündür. Enstrumanın boyu uzadıkça seside pestleşir. Bu düşünceden yola çıkarak barel bölümünü klarnetimize göre tüm ölçümlerini ayarladıktan sonra orjinalden biraz daha uzun şekilde yaparız. Bu sayede klarnet yarım veya bir tam ses pestleşecektir. Fakat tiz oktavlarda sesler kulağa dik geliyorsa, klarnetimizin alt ve üst bölümlerinin birbirine bağlandıkları bel kısmından hafifçe çevirerek aralık bırakabilrsiniz. Tabi arada boşluk kalacağından enstrumanın hava kaçırması kolaylaşabilir. Bunun engellenmesi içinde benim klarnetlerde kullandığım özel bir bantın klarnetin birbirine geçen bölümlerine sarılması gereklidir. Klarnetin bek bölümünde ayrıca üst ve alt bölümlerinin birbirlerine eklenen birleşme yerlerinde bulunan mantarlar zamanla klarinetin kısımları çıkarılıp takıldıkça eskiyerek yıpranır. Bunu klarneti birleştirirken parçaların fazla laçka olup olmadığına bakarak kontrol ediniz. Eğer aralık varsa klarnetiniz buralardan hava kaçırabilir ve enstruman çalarken hava kaçırdığından verdiğiniz nefesin çoğu buralardan çıkarak kaybolur. Klarnet üflerken çok fazla nefes harcamanıza neden olur. Gür ve güçlü bir klarnet tonunun ucu iyi ayarlanmış bir bek ve klarnetin hiçbir parçasından ve bölümünden hava kaçırmadığında mümkün olduğunu söylemeliyim. KLARNETİN AĞIZLIK KISMINI (BEK) ÖĞRENCİNİN SEVİYESİNE VE ÇALIM TARZINA GÖRE AYARLAMA Sıfır olarak müzik marketten aldığınız klarnetinizin beki yerli bektir. Bu bekler klarnete yeni başlayan öğrencilerimiz için idealdir.Fakat genelde açık beklerdir. Öğrenciler kapalı bekle klarnet üflemeye başlamalı ve dudağı bek üfleme tekniğine tam olarak alışana kadar sesleri dudağını fazla sıkmasına gerek kalmadan bulmalıdır. Fakat yerli beklerin ucunun idealden fazla açık olanlarıda vardır. Bu tarz bekleri genelde düğün klarnetçileri kullanırlar. Bekin ucu fazla açıksa yeni öğrenci klarneti üflemede ve ses çıkarmada oldukça zorlanacaktır. Açık bekde dudağını fazla sıkması gerekeceğinden bek öğrencinin ağzını yoracaktır. Açık bekde ses çıkarmak için tiz sesleri dudağını sıkarak alması gerekir. Öğrenci henüz bu seviyede olmadığından kapalı bekle üfleyebilmesi için açık olan bekinin ucunun ayarını kapalı ve çalabileceği hale getiriyorum. Yerli beklerin bir önemli handikapıda seslerinde çatlamalar oluşudur. Bekin ucunun ve yatağının ayarlarının sıfır hatada olması gerekir. Çünkü bek klarnetin beynidir ve klarnetin çalımında en önemli kısımdır. Yerli üretim beklerde ses biraz daha kalın çıkar ve tam klarnet tonunu vermez . Yabancı marka bekler ise çok kapalı olurlar. Öğrencinin klarnetteki hakimiyeti artmaya başladıkça daha açık ağızlı bir bek kullanması gereklidir. Bekten iyi sonuç alınması için bekin ayarlanması şarttır. Tam klarnet tonunu ozaman alacaksınız. Klarinetin kalitesi nekadar iyi olursa olsun, bekimizin ayarı ve tonu iyi olmadığı takdirde o enstrumandan randıman almamız mümkün değildir. Bek ayarında önemli olan klarnete oturucak ve klarnetin tonuyla uyum sağlayacak bir bek ayarıdır. Bekin uç kısmından ve iç yatağından açılması suretiyle profosyonel ayarı yapılır. Bu işlem bilgi, el becerisi ve teknik gerektiren bir işlemdir. Klarnetin bekinin ayarlanması kısa bir zaman diliminde olmamaktadır. Bek her yapılan müdaheleden sonra hatalar tamamen sıfıra inene kadar üflenerek denenir. Bu ayar sayesinde geleneksel sol ve batı müziği si bemol klarnetlere uyumlu bekler oluşmaktadır. Yapmış olduğum bek ayarı sayesinde; klarnette çok daha parlak bir tını, güçlü ve yumuşak birton elde etmekteyim. Benim ayarladığım bir bekte öğrencim pes bölgelerde yani birinci ve ikinci oktavdaki notaları çok kolay bir şekilde çıkarmaktadır. Tiz bölgelerdeki sesleri ise dudağını sıkma yöntemiyle çatlama olmadan eskisinden daha iyi seslendirecektir. Yabancı marka bekler fiyat olarak pahalı olduklarından öğrencilere tavsiyem; beklerini gerçekten bu işi iyi bilen bir ustaya teslim etmeleri olacaktır. Genellikle tüm yerli ve yabancı beklerin ses saundları farklıdır. Sesleri ve kaliteleri iyi olan markalar olarak Vandoren 5JB, Vandoren B45, ve La Voz isimlerini sayabilirim. Klarnet erkek bir enstrumandır ve sesi çok gürdür. İcra esnasında bek veya kamıştan kaynaklanan sorunlar nedeniyle çıkacak hatalı sesler icracıyı zor durumda bırakabilir. İşte bu sorunları tamamen sıfıra indirecek bir bek ayarı yapıyorum. KLARİNETİN SU BUHARI DOLMASI SEBEBİYLE OLUŞAN TIKANIKLARININ GİDERİLMESİ Klarinetlerin özellikle barel ve barelin üst kısımlarına dolan tükürük ve subuharı klarinetin uzun süre üflenmesinde ortaya çıkan önemli bir sorundur. Özellikle Amati klarinetlerde bu sorun karşımıza çıkmaktadır. Klarinet yarım saat ve sonrasında üflendiğinde biriken subuharı, bek ve barel bölümünde tıkalı kalır ve bazı sesleri net verememenize yol açar. Klarinet üflenmede zorlanma yapar. Bu sorunu olan klarinet severlerin sorunlarını çözüyorum. KLARNETİMİZ İÇİN DOĞRU KAMIŞ KULLANIMI Klarnetimizde kullandığımız kamışın çok fazla yumuşak olmamasınada dikkat etmeliyiz. Kamış uzun süre kullanıldığında yumuşar ve bozulur. Bu seviyeye gelen bir kamışın ucu ateşe tutulup ısıtılırsa biraz sertleşir ve belli bir süre daha çalınabilir. Fakat eski randımanı vermez ve enkısa zamanda yenisi ile değiştirilmelidir. Kamışı klarnetimizi ilk çalma esnasında biraz suyla ıslatmak suretiyle nemlendirmeli ve sonra üzerindeki ıslaklığı alarak kamışın kısa sürede çürümesine engel olmalıyız. Daha sonra beke yerleştirip üflemeliyiz. Bu sayede klarnetteki fazla duyulan nefes sesini minimuma düşürmüş oluruz. Kamışlar ince bir ağaç parçalarından yapıldıklarından çok kolay kırılabilirler. Dikkat etmemiz gereken bir hususta; klarnete yeni başlayan bir öğrenci beki ağzına alırken kamışın ucunu kırmaması için dikkatli davranması gerekir. Eğer yanlışlıkla dişimizin değmesiyle klarinetin kapağını bekin üzerine kapatırken veya yanlışlıkla elimizin çarpmasından ucu kırılırsa veya çatlarsa o kamışı yeni bir kamışla değiştirmeliyiz. Öğrencilerin ve klarnet üstadlarının klarnetinde kullanacağı kamış olarak barre 1 numarayı ve mavi kuşak kamışlarını öneriyorum. KLARNETİN KORUNMASI Klarneti üfledikten sonra içerisinde kalan ıslaklığın temizlenmesinde fayda vardır. Bunu temizleme aparatımızla yapabiliriz. Klarnetin demir tuşeleri bir iki sene içinde oksitlenmeye ve kararmaya başlar. Eğer klarnetinizin tuşelerinin gümüş rengi olmasını veya nikelajının yenilenmesini istiyorsanız üzerine gümüş veya nikel kaplanması için bana getiriniz. Eğer klarnet sehpası kullanmıyorsanız klarineti dik olarak bir yere koymayınız. Düştüğü zaman bel bölgesinden kırılabilir. Eğer bu şekilde kırılırsa enstrumanımızı tamir etmemiz çok güç olur. Yazan : Klarnet Sanatçısı ve Klarnet Tamir ve Bakım Ustası Cenk Dinçer İstanbul / Kadıköy / Acıbadem / Yıldızbakkal' da Klarnet Tamir, Bakım ve Onarımı Yapılmaktadır Klarnetin Tamir ve Bakımı Arızanın Boyutuna ve Klarnetin Durumuna Göre Fiatlandırılmaktadır. Klarnet Bakımında : Güderiler, Tuşe Ayarı, Mantarların Onarılıp Düzeltilmesi, Ağaçtaki veya Her Maddedeki Klarnetlerin Gövde Hasarlarının Onarılması ve Düzeltilmesi, Çatlakların Kapatılması, Yayların Bakımı, Klarnetin İç ve Dış Temizliği İtina İle Yapılmaktadır. Akortları dengesiz ve bozuk olan Çin malı klarinetlerin : Helena Mia, MAC 150 N Akort sorunları düzeltilir. ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Cenk Dinçer İle Akademik Düzeyde Geleneksel Sol Klarinet Eğitimi Klarinette Profesyonellik Arayanlar İçin Klarinet Sanatçısı Cenk Dinçer Bursa Belediye Konservatuarı Türk Sanat Müziği Bölümü ve Ege üniversitesi Devlet Türk Musîkisi Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü Mezunu Klarinet Dersimizde Göreceğimiz Ana Konu Başlıkları Geleneksel Sol Klarinetin Temelinin Öğretimi Klarinetin atası, tarihi, klarinetin ilk bulunuşu (17. Yy dan 21. Yy' la gelişi) Ve dünyadaki müzik türlerindeki kullanımı ve işlevi hakkında bilgiler Klarinetin türk musîkisine girişi ve kullanılması hakkında bilgiler Klarinetin orkestralardaki yeri ve önemi hakkında bilgiler Klarinetin tınlama bölgelerinin eksiksiz anlatımı Klarinetin akord sistemi hakkında önemli bilgiler Klarinetin mekanik aksamının öğrenciye tanıtılması Klarinetin beş parçadan oluşan bölümlerinin montesi Klarinetin tüm teknik bilgilerinin uygulamalı anlatımı Sol klarinetin perde dizgesi hakkında teorik bilgeler Klarinetin çeşitleri ve ailesi hakkında bilgiler Ve sol klarinetin diğer klarinetlerden farkları Dünyada üretilen klarinetlerin yapıldığı malzemeler Hakkında detaylı bilgiler ( ağaç, metal, ebonit, bakalit, fiber, derlin ) Alt bölüm ve üst bölümün bağlantısının teknik açıdan öneminin uygulamalı gösterimi Barel bölümünün klarinetin akorduna doğrudan etkisinin anlatımı Barel bölümüne mikrofon uygulamasının anlatımı Klarinetin en önemli parçası yani beyni olan bek hakkında geniş bilgi Profesyonel ve öğrenci beki ayrımı hakkında bilgiler Bek bölümüne kamışın montesinin gösterimi Bek bölümüne bileziğin montesinin gösterimi Bek bölümüne dişliğin montesinin gösterimi Klarinet kamışının kırılmaması için yapılabilecekler Dünyada kullanılan klarinet kamışı türleri hakkında bilgiler Bekin yatağına göre kullanılması gereken kamış hakkında bilgi Klarinet kamışının bekin yatağına göre yumuşatılması hakkında bilgi Klarinet kamışlarının derse ve icraya başlamadan nemlenmesini sağlama Klarinet İle Dünyadaki Farklı Tarzda Müziklerin İcrasınında Yapılabileceği Kavramı Temel Kural Olan Nefes Tekniği Öğretimi Diyafram Nefesinin Öğretilmesi Diyafram tekniğinin klarinette uygulamalı gösterilmesi Diyafram nefesiyle klarinet icrasının gerekliliği Klarinet icrası için doğru nefes alma ve kontrollü Klarinete geri boşaltmanın uygulamalı anlatımı Klarinet icrasında nefes almamız gereken yerler Klarinet icrasında nefes alırken vücudumuzun konumu Klarinet icrasında kaçamak ve denetimli nefesin açıklanması Klarinete üfleyeceğimizi havanın gürlüğü hakkında bilgiler Nefes faktörünün klarinet icrasındaki duyguya bire-bir etkisi Konu 1) Klarinetin Doğru Tekniğiyle İcrasına Başlangıç Sol Klarinetin Teknik Özelliklerinin Anlatımı Klarinet icrasında belirleyeceğimiz tarz ve üslûb Klarinet üfleyecek olan kişinin bedensel yeterliliği Klarinet ile seslendirilecek müzik türü hakkında bilgiler Klarinetin enstrumantal müzikteki tartışılmaz yeri ve önemi Klarinetin icrasında dudağımızın ve yanaklarımızın hareketi Klarinetin tavır özelliklerinin öğrenciye uygulamalı anlatımı Klarinet Nasıl İcra Edilmeli Klarinetin üfleme tekniklerinin öğretilmesi Dudak tekniği kavramı Dudak tekniğinin uygulamalı öğretimi Yanakların icra esnasındaki konumu Klarnetten ses çıkarabilme çalışmaları Üst dudağın ve dişlerin beke göre konumu Alt dudağın, bek ve kamışa göre ayarlanması Sol klarinetten iyi bir ton elde etme çalışmaları Kapalı olmayan sol sesini üfleyerek temiz ses elde etme Bekin ağzımızdaki açılarının milimetrik olarak anlatılması Balkan ve bizim müziğimizde kullanılan dil tekniğinin öğretimi Klarinetin müthiş icra üstünlüğü (sesli ve sessizlik ayrıcalığı) (crescendo | decrescendo kuvvetliden sessize mükemmel geçiş) Staccato, tremolo, vibrato ve glissando' nun uygulamalı öğretimi Üflemede dudağımızın türk müziğindeki komaları verebilmesini sağlama Klarinetin Tutuş Pozisyonunun Öğretilmesi Klarinetin tutuş pozisyonunun uygulamalı gösterimi Klarinetin elde duruş hizasının uygulamalı gösterimi Klarinet icrasında vücudun duruş açısının gösterimi Ergonomik olarak uygun klarinet edinebilme önerileri Klarinetin deliklerinin kapatılmasının uygulamalı gösterimi Parmakların kasılmamasını engellemek için parmak tutuş önerileri Klarinetin deliklerinden ellerin ne açıda kaldırılacağının gösterimi Klarineti tutarken kol, el, bilek ve parmakların estetik ve doğru duruşunun gösterimi Geleneksel Sol Klarinetin Kendi Seslerinin Öğretimi Klarnetin üzerindeki tüm notaların, Batı müziğindeki isimleriyle öğretimi Klarnetin üzerindeki tüm notaların, Türk müziği perde isimleriyle beraber öğretimi Klarinet üzerinde diyafram tekniğiyle beraber sol (rast) sesinden başlanarak kontrollü ve doğru Tekniği uygulayarak üfleme çalışma ve egzersizleri Klarinetin tüm notalarının pozisyonlarıyla birlikte öğretimi Geleneksel Sol Klarinetin Konservatuar Destekli Akademik Düzeyde Eğitimi Türk musîkisi ses sistemi hakkında detaylı bilgi Türk musîkisi nazariyatı ve usuller hakkında detaylı bilgi Türk musîkisinde taksim (enstrumantal doğaçlama yeteneği) nin öğretilmesi Türk müziğinde türler ve biçimler ile ilgili açıklamalar (peşrev, longa, sirto) Konu 2) Basit Makamlara Başlangıç Makamların : dörtlü ve beşlilerinden başlayarak durağı, güçlüsü Yedeni, dizisi, donanımı, seyri, asma karar perdeleri, genişlemesi Ve perdelerin türk musîkisindeki isimlerinin anlatılarak Klarinet üzerinde gösterimi ve icrası Çargah - buselik - basit şehnaz buselik - kürdi - râst - uşşak - beyâtî - Basit ısfahân - hicaz ailesi (hicaz - hümâyûn - uzzâl - zirgûle' li hicaz) Hüseyni - muhayyer - gülizâr - nevâ - tahir - karcığar - basit sûz' nâk Makamlarının tüm arıza ve değerleriyle klarinette seslendirilmesi Makamlarda seyir ve taksim (doğaçlama - emprovizasyon) çalışmaları Türk sanat musîkisinde sesleri değiştirme işaretlerinin öğretimi Sol Klarinette Etüd ve Egzersiz Çalışmalarına Başlangıç Basit makamlarda etüd ve egzersiz çalışmaları Küçük mertebedeki usûllerle etüd ve egzersiz çalışmaları Parmak egzersizleri ve dudak egzersizleri çalışmaları Diyatonik (tam aralıklardan oluşan) egzersizler ve etüd çalışmaları Kromatik (yarım aralıklardan oluşan) egzersiz ve etüd çalışmaları Sol klarinetin 1 - 2 - 3 . Oktavlardaki bölgelerinde etüd çalışmaları ile Uzun, kuvvetli tınlayan, parlak ve sağlıklı klarinet sesi elde etme çalışmaları Batı müziği majör ve minör tonlarda gam seslendirme ve egzersiz çalışmaları Konu 3 ) Şed ( göçürülmüş ) Transpoze Edilmiş Makamlar Başka perdelere göçürülmüş ( transpoze edilmiş) makamlar şunlardır Çargah, buselik, kürdi, zirgüle' li hicaz, nev' eser ve segah makamıdır Nev' eser makamının şeddi : reng-i dil makamı Çargah makamının şedleri : mahur makamı ve acem aşiran makamıdır Zirgüleli hicaz makamının şedleri : zirgüle' li sûz' nak ve hicazkâr makamı Evcârâ makamı, sûz-i dil makamı ve sedd-i arabân makamıdır Kürdi makamının şedleri : kürdili hicazkâr makamı, aşkefzâ ve ferahnüma makamı Buselik makamının şedleri : nihavend makamı, ruhnüvâz makamı ve sultani yegah makamı Şed Makamlarla İlgili Klarinetle Etüd Çalışma ve Egzersizleri Makamların : dörtlü ve beşlilerinden başlayarak durağı, güçlüsü Yedeni, dizisi, donanımı, seyri, asma karar perdeleri, genişlemesi Ve perdelerin türk musîkisindeki isimlerinin anlatılarak Klarinet üzerinde gösterimi ve icrası Makamlarının tüm arıza ve değerleriyle klarinette seslendirilmesi Makamlarda seyir ve taksim (doğaçlama - emprovizasyon) çalışmaları Konu 4 ) Geçki ve Mürekkeb ( bileşik ) Makamlar Buselik perdesinde karar eden bileşik makamlar Segah perdesinde karar eden bileşik makamlar Dügah perdesinde karar eden bileşik makamlar Dügah perdesinde karar eden yerinde bûselik' li ve yerinde kürdi' li bileşik makamlar Rast perdesinde karar veren bileşik makamlar Irâk perdesinde karar veren bileşik makamlar Acem aşîrân perdesinde karar veren bileşik makamlar Hüseyn - i aşîrân perdesinde karar veren bileşik malamlar Yegâh perdesinde karar veren bileşik makamlar Ve diğer bileşik makamlar olmak üzere toplam 94 bileşik makam vardır Geçki ve Mürekkeb ( bileşik ) Makamlarla İlgili Etüd ve Egzersiz Çalışmaları Makamların : dörtlü ve beşlilerinden başlayarak durağı, güçlüsü Yedeni, dizisi, donanımı, seyri, asma karar perdeleri, genişlemesi Ve perdelerin türk musîkisindeki isimlerinin anlatılarak Klarinet üzerinde gösterimi ve icrası Makamlarının tüm arıza ve değerleriyle klarinette seslendirilmesi Makamlarda seyir ve taksim (doğaçlama - emprovizasyon) çalışmaları Konu 5 ) Sözlü ve Enstrumantal Tüm Sevilen Eserlerin İcrası 1) Sözlü Eserlerde Klarinetle İcraya Başlama Yukarıdaki tüm çalışma ve egzersizler bittikten sonra Kendi arşivimden sizlere; basit makamlardan başlayarak Her ders bilinen ve okunan sanat müziği veya halk müziği eserlerimizin notalarıyla Sizin seçtiğiniz ve repertuarınıza almak istediğiniz şarkıların notalarını geçiyoruz 2 ) Enstrumantal Eserlerde Klarinetle İcraya Başlama Enstrumantal türk sanat müziği ve halk türküleri icrası Peşrev, saz semai, longa, sirto, oyun havası ve zeybekler Türkçe sözlü pop müziklerimizi enstrumantal olarak icra etme Pop fantazi, fantazi, taverna ve arabesk şarkıların enstrumantal icrası Yabancı slov müzik, film müzikleri ve reklam müziklerinin enstrumantal icrası Bursa Belediye Konservatuarı Ve Ege Üniversitesi Devlet Türk Musîkisi Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü Mezunu KLARNET TAMİR - BAKIM VE FAYDALI BİLGİLER DOĞRU AKORDA SAHİP KLARNET SATIN ALMA Klarnet üflemeye karar veren bir öğrenci öncelikle kendisine iyi bir klarinet hocası seçmelidir. Satın alırkende mutlaka hocasının onay verdiği klarineti satın almalıdır. Çünkü klarnetin seslerinin üflenerek kontrol edilmesi ve doğru akorda sahip bir klarnetin alınması gereklidir. Klarnetin akordu üzerindedir ve sonradan akort yapılmaz. Akordu bozuksa tamiri yapılır. Akordu yanlış bir klarnette klarnet öğrenilmesi güçtür. Seslerinin yanlış olması öğrencinin kulağınıda bozacaktır. Kulağa doğru gelmeyen sesler öğrenciye klarneti çalım zevkide vermeyecektir. Klarnetin yanlış sesleri yüzünden çıkaramadığı sesi başka pozisyonda arayacağı için yanlış bir teknik geliştirmesinede sebep olacaktır. KLARNETİN GÜDERİLERİNİN DEĞİŞMESİ Klarnetin tüm mekanik aksamının açılması suretiyle gerçekleşmektedir. Tuşeler vidalarından sökülerek eski güderiler çıkarılıp yerine yeni güderiler yerleştirilir. Klarnet çalındıkça üzerindeki güderiler yavaş yavaş yumuşamaya başlar ve zamanla üzerini kapadığı deliğin hava kaçırmasına sebep olur. Bu nedenle güderilerin eskidiği ve gereğinden fazla yumuşadığı görüldüğünde yenileriyle değiştirilmesi gerekmektedir. Güderileri değiştirdikten sonra güderilerin deliği daha iyi kapaması ve hava kaçırmaması için biraz yumuşaması gerekir. Bunun için güderiler takılıyken altına doğru sıvı enstruman için özel olarak üretilen yağ sürülür. KLARNETİN DELİKLERİNİN TEMİZLENMESİ Klarnetin deliklerinin içi uzun zaman çalımdan kaynaklanan kir parçacıklarının birikmesi sonucu tıkanır. Bu yapışmış kir ve parçaların temizlenmesi ve deliğin orijinal haline dönüştürülmesi gereklidir. Çünkü bu tıkanan parçalar klarnetin hangi deliğinde varsa odelikteki notayı pes yani kalınlaştıracaktır. Klarnetin tıkanan deliği doğru sesi yani notayı vermez ve klarnetin akordunun bozulmasına yol açar. Deliklere özel aletler kullanarak müdahele edilir. Akort cihazına bakılarak akortlanır ve eski haline dönüştürülür. KLARNETİN TUŞELERİNİN HASSAS AYARININ YAPILMASI Özellikle bu işlem klarnet için en önemli işlemlerden birisidir. Fabrikasyon klarnetlerde sık karşılaştığım bir durumdur. Özellikle çin malı klarnetlerde. Bu klarnetler fabrikasyon üretildikleri için üzerindeki demir yani ( tuşe aksamları ) doğru şekilde çalışmaz. Yani klarnetin hava kaçırmasına neden olacak teknik yanlışlıklar vardır. Klarnet çok teknik bir enstrumandır ve tuşelerin ayarının çok iyi olması ve tüm tuşelerin görevini doğru açılarda gerçekleştirmesi gerekir. Bu ayarı sadece ustası yapmalıdır. Çünkü fazla açılan veya az açılan demir tuşelerin bükülmesi suretiyle doğru seviyeye getirilmesi gerekir. Bu yüzden bu işlemde demir tuşelerin kırılma riski bulunur. Kırılan parçaların yenisini bulmak güçtür, ancak gümüş tamir atölyesinde bu demir tuşeleri kaynak yaptırma imkanınız mevcuttur. Fakat her klarnetin demir hammaddesi farklı yapıda olup, bazıları ateşte erimektedir ve kaynak tutmamaktadır. Bu yüzden tuşelerin kırılmamasına dikkat edilmelidir. KLARNETİN DEMİR TUŞE AKSAMLARININ MONTE EDİLMESİ İÇİN GEREKLİ OLAN VİDALARIN YAĞLANMASI Klarnetlerinizi bakım için bazı sürelerde bana getirdiğinizde tuşelerini açmak zorunda kalıcaz. Vidaların kolay yerlerinden çıkmaları için oksitlenmemesi gerekir. Oksitlenen vidaların yerlerinden çıkmaları güçleşir. Bu yüzden üflemeli enstrumanlar için özel olarak üretilen yağımızla bu vidaları yağlarım. KLARNETİN TEMİZLEME APARATIYLA TEMİZLENMESİ İlk önce yapacağımız şey, bek bölümünü klarnetten ayırmak olacaktır. Çünkü bek bölümü hassas bir parçadır. Klarnete müdahelelerde kırılıp düşmemesi ve ucunun kırılmaması için çıkarılıp güvenilir düz bir zemine konulmalıdır. Temizleme aparatımızla klarnetin özellikle alt ve üst bölümünün iç gövdesini temizlemeliyiz. İşlemi yaparken baril üst bölüme bağlı, kalak ise alt bölüme bağlı olacak. Klarnetin üst ve alt bölümü birbirine bağlı olmayacaktır. Temizleme fırçası bazı klarnetlerin içinde olmayabilir bu durumda temizleyecek ve klarinetin içerisinden geçebilecek bir bez parçasını hafif kalın bir ipe bağlayınız. Klarnetinizin alt ve üst bölümünün içinden önce ipin ucunu sarkıtınız ve alttan çıkan ipi yavaş ve kontrollü bir şekilde çekerek bezin klarnetinizin iç gövde kısmını temizlemesini sağlayınız. KLARNETİNİZİN AKORD PROBLEMİNİN GİDERİLMESİ Akort problemi özellikle çin malı fabrikasyon olarak seri üretilen klarnetlerde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu klarnetlerin tuşeleri makinalarla ayarlandığından demirlerinde fazla ve az açılan tuşeler bulunur. Tuşelerin klarnete doğru hükmetmesi için özel olarak elle ayarlanması gereklidir. Genelde (Boehm) sistem sibemol klarnetlerde azda olsa sol klarnetlerin çin malı olanlarında bu sorun yaşanmaktadır. Klarnetlerde bazı sesler pest yada tiz olarak duyulur. Bunun için klarnetin seslerini iyibilmek gerekir. Zeytin ağacı ve benzeri ağaç klarnetlerde kışın enstruman bir veya bir buçuk sese yakın pest kalmakta yazın ise akordu kulağa dik gelmektedir. Bu durumda klarnetin içine beş veya on dakika kadar sıcak nefes üfleyerek ısıtılmalı akordu normale getirildikten sonra icra edilmelidir. Yazın ise tizleşen ağaç klarnetlerin akordunun tamir edilmesi ve pesleştirilmesi gerekir. Akort sorununun olup olmadığını anlamak içinde çok hassas bir kulağa sahip olunması gerekir. Bir notanın başka bir oktavındaki aynı sesini üfleyerek karşılaştırdığımızda seslerin birbirini tutmadığı görülecektir. Bu kontrol akort cihazıylada yapılmaktadır. Bana klarnetinizi getirdiğinizde bunu tespit edip sorun neredeyse oraya müdahele yapıyorum. Akort problemi klarnetin sesinin yani notalarının çıktığı delik bölümlerinde varsa deliğin büyütülüp küçültülmesi şeklinde tamir edilmesi gereklidir. Delik büyüdükçe o perdenin seside tizleşir, küçüldükçede pestleşir. Klarnetin boyundada sorun olabilir. Eğer enstruman pes kalıyorsa, beş parçanın boylarından herhangibirinin uzunluğundan da kaynaklanıyor olabilir. Bunun da tamiri yapılır. PEST KALAN ENSTRUMANIN SESLERİNİN TİZLEŞTİRİLEREK STANDART AKORDU YAKALAMASINI SAĞLAMA Klarnetin barel kısmının içtarafındaki yuvarlak seviye ve barelin alt ve üst kısımlarından kesilerek sağlanabilir. Yani barelin içerden veya dışarıdan boyu kısaltılarak yapılır. Bu işlemin yapılabilmesi için torna makinası gereklidir. TİZ KALAN ENSTRUMANIN SESLERİNİN PESTLEŞTİRİLEREK STANDART AKORDU YAKALAMASINI SAĞLAMA Eğer enstrumanımız yaklaşık yarım veya bir tam ses tiz tınlıyorsa klarnetimizin bek kısmının hemen altındaki barel bölümünden bu sorunu ayarlamamız mümkündür. Enstrumanın boyu uzadıkça seside pestleşir. Bu düşünceden yola çıkarak barel bölümünü klarnetimize göre tüm ölçümlerini ayarladıktan sonra orjinalden biraz daha uzun şekilde yaparız. Bu sayede klarnet yarım veya bir tam ses pestleşecektir. Fakat tiz oktavlarda sesler kulağa dik geliyorsa, klarnetimizin alt ve üst bölümlerinin birbirine bağlandıkları bel kısmından hafifçe çevirerek aralık bırakabilrsiniz. Tabi arada boşluk kalacağından enstrumanın hava kaçırması kolaylaşabilir. Bunun engellenmesi içinde benim klarnetlerde kullandığım özel bir bantın klarnetin birbirine geçen bölümlerine sarılması gereklidir. Klarnetin bek bölümünde ayrıca üst ve alt bölümlerinin birbirlerine eklenen birleşme yerlerinde bulunan mantarlar zamanla klarinetin kısımları çıkarılıp takıldıkça eskiyerek yıpranır. Bunu klarneti birleştirirken parçaların fazla laçka olup olmadığına bakarak kontrol ediniz. Eğer aralık varsa klarnetiniz buralardan hava kaçırabilir ve enstruman çalarken hava kaçırdığından verdiğiniz nefesin çoğu buralardan çıkarak kaybolur. Klarnet üflerken çok fazla nefes harcamanıza neden olur. Gür ve güçlü bir klarnet tonunun ucu iyi ayarlanmış bir bek ve klarnetin hiçbir parçasından ve bölümünden hava kaçırmadığında mümkün olduğunu söylemeliyim. KLARNETİN AĞIZLIK KISMINI (BEK) ÖĞRENCİNİN SEVİYESİNE VE ÇALIM TARZINA GÖRE AYARLAMA Sıfır olarak müzik marketten aldığınız klarnetinizin beki yerli bektir. Bu bekler klarnete yeni başlayan öğrencilerimiz için idealdir.Fakat genelde açık beklerdir. Öğrenciler kapalı bekle klarnet üflemeye başlamalı ve dudağı bek üfleme tekniğine tam olarak alışana kadar sesleri dudağını fazla sıkmasına gerek kalmadan bulmalıdır. Fakat yerli beklerin ucunun idealden fazla açık olanlarıda vardır. Bu tarz bekleri genelde düğün klarnetçileri kullanırlar. Bekin ucu fazla açıksa yeni öğrenci klarneti üflemede ve ses çıkarmada oldukça zorlanacaktır. Açık bekde dudağını fazla sıkması gerekeceğinden bek öğrencinin ağzını yoracaktır. Açık bekde ses çıkarmak için tiz sesleri dudağını sıkarak alması gerekir. Öğrenci henüz bu seviyede olmadığından kapalı bekle üfleyebilmesi için açık olan bekinin ucunun ayarını kapalı ve çalabileceği hale getiriyorum. Yerli beklerin bir önemli handikapıda seslerinde çatlamalar oluşudur. Bekin ucunun ve yatağının ayarlarının sıfır hatada olması gerekir. Çünkü bek klarnetin beynidir ve klarnetin çalımında en önemli kısımdır. Yerli üretim beklerde ses biraz daha kalın çıkar ve tam klarnet tonunu vermez . Yabancı marka bekler ise çok kapalı olurlar. Öğrencinin klarnetteki hakimiyeti artmaya başladıkça daha açık ağızlı bir bek kullanması gereklidir. Bekten iyi sonuç alınması için bekin ayarlanması şarttır. Tam klarnet tonunu ozaman alacaksınız. Klarinetin kalitesi nekadar iyi olursa olsun, bekimizin ayarı ve tonu iyi olmadığı takdirde o enstrumandan randıman almamız mümkün değildir. Bek ayarında önemli olan klarnete oturucak ve klarnetin tonuyla uyum sağlayacak bir bek ayarıdır. Bekin uç kısmından ve iç yatağından açılması suretiyle profosyonel ayarı yapılır. Bu işlem bilgi, el becerisi ve teknik gerektiren bir işlemdir. Klarnetin bekinin ayarlanması kısa bir zaman diliminde olmamaktadır. Bek her yapılan müdaheleden sonra hatalar tamamen sıfıra inene kadar üflenerek denenir. Bu ayar sayesinde geleneksel sol ve batı müziği si bemol klarnetlere uyumlu bekler oluşmaktadır. Yapmış olduğum bek ayarı sayesinde; klarnette çok daha parlak bir tını, güçlü ve yumuşak birton elde etmekteyim. Benim ayarladığım bir bekte öğrencim pes bölgelerde yani birinci ve ikinci oktavdaki notaları çok kolay bir şekilde çıkarmaktadır. Tiz bölgelerdeki sesleri ise dudağını sıkma yöntemiyle çatlama olmadan eskisinden daha iyi seslendirecektir. Yabancı marka bekler fiyat olarak pahalı olduklarından öğrencilere tavsiyem; beklerini gerçekten bu işi iyi bilen bir ustaya teslim etmeleri olacaktır. Genellikle tüm yerli ve yabancı beklerin ses saundları farklıdır. Sesleri ve kaliteleri iyi olan markalar olarak Vandoren 5JB, Vandoren B45, ve La Voz isimlerini sayabilirim. Klarnet erkek bir enstrumandır ve sesi çok gürdür. İcra esnasında bek veya kamıştan kaynaklanan sorunlar nedeniyle çıkacak hatalı sesler icracıyı zor durumda bırakabilir. İşte bu sorunları tamamen sıfıra indirecek bir bek ayarı yapıyorum. KLARİNETİN SU BUHARI DOLMASI SEBEBİYLE OLUŞAN TIKANIKLARININ GİDERİLMESİ Klarinetlerin özellikle barel ve barelin üst kısımlarına dolan tükürük ve subuharı klarinetin uzun süre üflenmesinde ortaya çıkan önemli bir sorundur. Özellikle Amati klarinetlerde bu sorun karşımıza çıkmaktadır. Klarinet yarım saat ve sonrasında üflendiğinde biriken subuharı, bek ve barel bölümünde tıkalı kalır ve bazı sesleri net verememenize yol açar. Klarinet üflenmede zorlanma yapar. Bu sorunu olan klarinet severlerin sorunlarını çözüyorum. KLARNETİMİZ İÇİN DOĞRU KAMIŞ KULLANIMI Klarnetimizde kullandığımız kamışın çok fazla yumuşak olmamasınada dikkat etmeliyiz. Kamış uzun süre kullanıldığında yumuşar ve bozulur. Bu seviyeye gelen bir kamışın ucu ateşe tutulup ısıtılırsa biraz sertleşir ve belli bir süre daha çalınabilir. Fakat eski randımanı vermez ve enkısa zamanda yenisi ile değiştirilmelidir. Kamışı klarnetimizi ilk çalma esnasında biraz suyla ıslatmak suretiyle nemlendirmeli ve sonra üzerindeki ıslaklığı alarak kamışın kısa sürede çürümesine engel olmalıyız. Daha sonra beke yerleştirip üflemeliyiz. Bu sayede klarnetteki fazla duyulan nefes sesini minimuma düşürmüş oluruz. Kamışlar ince bir ağaç parçalarından yapıldıklarından çok kolay kırılabilirler. Dikkat etmemiz gereken bir hususta; klarnete yeni başlayan bir öğrenci beki ağzına alırken kamışın ucunu kırmaması için dikkatli davranması gerekir. Eğer yanlışlıkla dişimizin değmesiyle klarinetin kapağını bekin üzerine kapatırken veya yanlışlıkla elimizin çarpmasından ucu kırılırsa veya çatlarsa o kamışı yeni bir kamışla değiştirmeliyiz. Öğrencilerin ve klarnet üstadlarının klarnetinde kullanacağı kamış olarak barre 1 numarayı ve mavi kuşak kamışlarını öneriyorum. KLARNETİN KORUNMASI Klarneti üfledikten sonra içerisinde kalan ıslaklığın temizlenmesinde fayda vardır. Bunu temizleme aparatımızla yapabiliriz. Klarnetin demir tuşeleri bir iki sene içinde oksitlenmeye ve kararmaya başlar. Eğer klarnetinizin tuşelerinin gümüş rengi olmasını veya nikelajının yenilenmesini istiyorsanız üzerine gümüş veya nikel kaplanması için bana getiriniz. Eğer klarnet sehpası kullanmıyorsanız klarineti dik olarak bir yere koymayınız. Düştüğü zaman bel bölgesinden kırılabilir. Eğer bu şekilde kırılırsa enstrumanımızı tamir etmemiz çok güç olur. Yazan : Klarnet Sanatçısı ve Klarnet Tamir ve Bakım Ustası Cenk Dinçer İstanbul / Kadıköy / Acıbadem / Yıldızbakkal' da Klarnet Tamir, Bakım ve Onarımı Yapılmaktadır Klarnetin Tamir ve Bakımı Arızanın Boyutuna ve Klarnetin Durumuna Göre Fiatlandırılmaktadır. Klarnet Bakımında : Güderiler, Tuşe Ayarı, Mantarların Onarılıp Düzeltilmesi, Ağaçtaki veya Her Maddedeki Klarnetlerin Gövde Hasarlarının Onarılması ve Düzeltilmesi, Çatlakların Kapatılması, Yayların Bakımı Ve Orta Sertlikteki Rahat Çalım Seviyesine Getirilmesi, Tuşelerin Reglaj Bakımı Ve Ergonomik Olarak Parmak Baskılarına Göre Ayarlanması, Klarnetin İç ve Dış Temizliği İtina İle Yapılmaktadır. Akortları dengesiz ve bozuk olan Çin malı klarinetlerin : Helena Mia, Czerny, Zeff, Andantino, Volney, Fox USA, KingQ, Serafina, Cenova, Bonson, Palmer, Queen, Adriana, Harman Carbon, Romance, MAK 150 N, MAK 585 AS, KM 100 N Metal Sol Klarinet, GYPSY Metal Sol Klarinet, Marsyas, Sving, Revol, Silver, Boston vb. Sol Klarinetlerin akort ( Entonasyon ) sorunları düzeltilir. klarnet (klarinet,gırnata) sert ve dayanıklı ağaçlardan genellikle de abanoz ağacından yapılır. bir çeşit sert kauçuk olan ebonitten, ayrıca metalden yapılanları da vardır. beş parçanın birleşmesinden oluşur. ağızlık (bek) fıçı (barel) üst gövde alt gövde kalak klarnetin gövdesi silindir biçimindedir. kalak bölümü ise obuanın kalağına oranla daha geniştir. klarnet tek kamışlı bir enstrüman. dikkatlice yontulup biçimlendirilen bu kamış parçası, ağızlık üzerine takılır. çalıcının nefesi ile titreşime geçirilen kamış, boru içindeki havayı titreşime geçirerek ses elde edilmesini sağlar. çalıcının sol eli yukarıda, sağ eli ise aşağıda olmak üzere az bir eğimle yere doğru tutulur. flüt ve obuada olduğu gibi, klarnetin gövdesinde de ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma vardır. 1840 sıralarında boehm sistemi flüte uygulandıktan sonra, paris konservatuarı öğretim üyesi ve klarnetçi klosé, bu sistemin klarnete de uygun olduğunu görmüş ve boehm sistemi klarnete uygulanmıştır. daha sonra farklı zamanlarda farklı kişiler tarafından bu sistem geliştirilmiştir. Etiketler: Klarnet Nedir | Klarnet Nedir ? Klarnet Ne Demek, Klarnet Tanımı, Klarnet Örnekleri, Klarnet Türleri, Klarnet Nelerdir, Klarnet Hakkında Bilgi, Klarnet Tarihi, Klarnet Nerede, Klarnet Ödevi. Klarnet | Ekleyen: Zeus | Tarih: 02-Sep-2007 13:11. | Bu yazı 45132 kez okundu.. Klarnet ile ilgili diğer yazılar.. İlgili Yazilar Yorumlardan Yazarları Sorumludur. Yorumunuz Site Yönetimi Uygun Görürse Yayınlanır..!!.. Gönderen Başlık zeus Tarih: 16:05:14 06.04.2010 Güncelleme: 16:05:14 06.04.2010 Webmaster Tarih: 02.24.2005 Nereden: antalya Gönderiler: 1312 Klarnet Nedir ? Özellikleri ve Tarihçesi Klarnetin Tarihçesi 1700’lü yıllarda icat edilen klarnet, tam 50 yıl sonra orkestraya dahil edilmiştir. Hayatı boyunca 41 senfoni yazan Mozart, klarnet için senfoni yazan ilk besteci olmuştur. Türkiye’de ilk klarnet, Donizetti Paşa’nın kurduğu saray bandosunda görülmüştür. Klarnet türleri Çok kalabalık olan klarnet ailesinde şu çalgılar vardır: La bemol küçük klarnet (yazılan notanın küçük altılı ince sesini duyurur) Mi bemol küçük klarnet (yazılan notanın küçük üçlü ince sesini duyurur) Re küçük klarnet (yazılan notanın büyük ikili ince sesi duyurur) Do klarnet (yazılan notanın aynısını duyurur) Si bemol klarnet (yazılan notanın büyük ikili kalın sesini duyurur) La klarnet (yazılan notanın küçük üçlü kalın sesini duyurur) Basset horn (Fa) (Yazılan notanın tam başli kalın sesini duyurur) Mibemol alto klarnet (yazılı notanın büyük altılı kalın sesini dyurur) Si bemol bas klarnet (yazılan notanın büyük dokuzlu kalın sesini duyurur) La bas klarnet (yazılı notanın 1 oktav ve küçük üçlü kalın sesini duyurur) Si bemol kontrabas klarnet (yazılı sesin 2 oktav ve ikili kalın sesini duyurur) Bu çalgıların tümünün çalınışı aynıdır. Bir tanesinin iyi çalmayı öğrenen, çok kısa bir alışma devresinden sonra, herhangi bir diğerini çalabilir. Yalnızca dört tanesi sürekli orkestrada kullanılır. 1.Mi bemol küçük klarnet 2.Si bemol klarnet 3.La klarnet 4.Si bemol bas klarnet Bu dört çalgının da dördü birden her yapıtta kullanılmaz. Genellikle besteciler iki sibemol klarnet kullanırlar. Üçlü orkestra kuruluşu ise, bunlara bir de bas klarnet eklenir. Daha büyük orkestralarda mi bemol klarnet ve bir si bemol klarnet daha eklenebilir. La klarnet Si bemol klarnete çok yakın bir çalgıdır. La klarnetin boyu Si bemol klarnete göre biraz daha uzun, ses rengi biraz daha koyudur. Çalınışı ve ses genişliği aynıdır. Yalnız, Si bemol klarnet yazılı olan notanın büyük ikili kalınını, La klarnet ise küçük üçlü kalınını seslendirir. Besteciler bu iki klarnet türünden birini kullanırlar. Bunun en önemli nedenleri şunlardır: 1.Daha koyu bir ses rengi isteniyorsa. 2.Yapıtta çok diyez varsa. 3.Klarnet partisinin en kalınından Do diyez sesinin kullanılması gerekiyorsa. Ses Genişliği Alto klarnet çeşidiKlarnetin notaları sol anahtarı üzerine yazılır. Ses genişliği neredeyse 4 oktav kadardır. Bu genişlik içinde tüm diatonik ve kromatik sesler elde edilebilir. Dördüncü ek çizgideli sol notasından daha ince notaların çalınması biraz güç olduğu için bu sesler pek kullanılmaz. Eğer kullanılması isteniyorsa da küçük klarnet kullanılır. En kalın mi notasından bir sonraki oktav içerisindeki si bemol notasına kromatik olarak olarak, aşağıdan yukarıya doğru ses deliklerinin sırasıyla açılması yoluyla elde edilir. Bu Si bemolün incesindeki seslerin elde edilişi, flüt ve obuadakinden biraz farklıdır. Flüt ve obuada en kalındaki esas seslerden sonra gelen sesler, bu esas seslerin ikinci doğuşkanları (bir oktav incesi) olarak, daha incelerde ise, esas seslerin genellikle dördüncü doğuşkanları (iki oktav incesi) olarak elde edilirler. Klarnette ise (gövdesi silindir biçiminde olduğundan) elde edilen doğuşkanlar tek sayılıdır (3, 5, 7, 9). Üçüncü çizgi Si sesi klarnetin yazılı en kalın sesi olan mi sesinin dudak ve nefes ayarı, ayrıca bir yardımcı perde yardımı sonucunda çıkarbılan üçüncü doğuşkanıdır yani 1 oktav ve tam 5'li. bu Si sesinden üçüncü ek çizgi Fa'ya kadar olan sesler kromatik olarak bu yolla elde edilir. Fa'nın daha incesindeki sesler çeşitli yollardan, her klarnetçiye ve klarnet yapısına göre değişebilen yollarla elde edilir. Klarnetin tınlama bölgeleri Klarnetin dört farklı tınlama bölgesi vardır: 1.Kalın ses bölgesi : En kalın ses olan Mi'den bir oktav incesi Fa diyez notasına kadar olan bölgedir. Zengin, madeni, gizemli, karanlık ve dramatik sözcükleri ile tanımlanabilir. Bu ses bölgesine "Şalümo" (Chalumeau) bölgesi de denir. "Şalümo" klarnetin atası olan eski bir çalgının adıdır. 2.Kötü sesler : Sol notasından üç yarım perde sonraki si bemol notasına kadar olan bölgedir, klarnetin en kötü sesleridir, zayıf, soluk hem de elde edilmesi biraz daha güçtür. 3.Orta ses bölgesi : Si notasından ikinci ek çizgi Do notasına kadar olan ve klarnetin en güzel sesleridir. Bu bölgeye "klarino" (Clarino) ses bölgesi denir. En güzle ve en etkili klarnet soloları bu ses bölgesinde yazılmıştır. Bu sesler duru, parlak, ılık ve etkileyicidir. 4.İnce ses bölgesi : İkinci ek çizgi Do'dan sonraki daha ince seslerdir. Gür çalındığında sert ve rahatsız edici fakat kısık sesle çalındığında ılık ve yumuşak, flüt ses rengine yakın bir tını özelliği gösterir. Teknik özellikleri Klarnet, çeviklik bakımından flüte çok yakındır. Her çeşit hızlı, parlak, gösterişli pasajlar, diziler, arpejler, grupetto ve benzeri figürler, tril ve tremololar rahatlıkla çalınabilir. Genellikle tek dil kullanırlar. Çift dil ve üç dil çok zor olduğundan, özel durumlar olmadıkça kullanılmaz. Bir ses bölgesinden başka bir ses bölgesine geniş aralıklı atlamalar, klarnete özgü kolaylıklardan biridir. Ancak hızlı tekrarlanan sesleri çalmakta oldukça sınırlıdır. Klarnetin en önemli özelliklerinden biri de, gürlük kontrölü bakımından son derece yetenekli olmasıdır. Çok kısık sesle ve çok gür sesle çalabilir. Orkestradaki önemi Klarnete orkestrada hızlı, akıcı, parlak, gösterişli pasajlardan geniş duygusal ezgilere dek her türlü görev verilir. Duru ve parlak ses rengi ile birleşen etkili kreşendo ve dekreşendo yeteneği, klarnetin "Espressivo" solo pasajlarda sık sık görevlendirilmesine neden olur. Ses rengi diğer tahta üflemelilerle iyi kaynaşır. Başka çalgılardaki temaları katlamak, gerekirse arka plandaki armonileri sağlamak ve eşlik figürlerini seslendirmek klarnetin yapabileceği en önemli görevlerdir. Tahta üflemeli bir çalgıdır Alt kısmı geniş üst tarafa doğru daralan tahta bir borudur Üç kısımda incelenebilir 1-Bu kısma huni denir.Obuada olduğu gibi çalgının en geniş kısmı burasıdır Orta kısma girebilecek bir şekilde sona erer.Böylece ikinci ve üçüncü kısımlar birbirine bağlanmış olur.Bu kısmın kalın seslerine salümo denir 2-Klarinet’in mekanizması bakımından en ayrıntılı kısımdır.Çalgının en parlak sesleri bu kısımdan elde edilir ve bu seslere kleron denir Üçüncü kısma girebilecek şekilde son bulur 3-Bu kısım obuada olduğu gibi en dar kısım değildir.Üçüncü kısımdan sonra ayrıca iki ek kısım daha vardır ve çalgı bu eklerle son bulur Ek kısımlardan birincisine varil ikincisine bek denir Varil klarinet'in ötki çalgılarla akort edilmesine yardımcı olur Bek kamışın bir bilezik aracılığıyla kendi üzerinden bağlanması sonra klarinetin sonuncu parcası durumundadır.En tiz sesler üçüncü bölümde yer almışlardır Klarinet'in kamışı tek kanatlıdır Obua kamışı kadar hassas ve ince bir parçadır Sürtünme sonucunda bozulmuş çatlamış veya kırılmış olan uç taraf sağlam halindeki kalitede ses veremez Mekanizma 19 perdeden oluşur.Her perdenin bir veya iki alttan ve üstten itici yayı vardır Yaylar çelikten yapılmıştır ve levha halinde veya yuvarlaktır.Perdeler ise birbirine millere bağlanmıştır,madenden yapılmıştır Mekanizmanın öteki kısımları Gümüş veya nikeldir.Ağaç kısmı ise Abanoz veya sedirdendir Klarinet LA diyapozisyonuna göre si bemol yapılır.Partisi bir ton traspoze edilerek okunur.Notası ikinci çizgi sol anahtarıyla yazılır Ses genişliği yaklaşık dört oktavdır. Orkestrada aynı aileden olmak üzere,si bemol bas klarinet ve kontrabas klarinet kullanılır.Bandolarda ise,ayrıca la bemol ve mi bemol klarinetler vardır.Orkestrada partisi bulunduğu zaman,mi bemol klarinette kullanılır. Klarinet sürat bakımından üflemeli tahta çalgılar arasında en işlek olanıdır.Müzik tarihi boyunca besteciler tarafından sıkça değerlendirilmiştir Çalgının kompozisyona sağladığı en büyük yarar varasyonlarıdır Özellikle bandolarda orkestradaki Keman işlevini yapar.Varasyonlar ve pasajlar özellikle bağlarda en güzel örneğini verirlerStaccato,en üstün düzeyine klarinette ulaşmıştır Çift Dil denilen ve uygulaması güç olan bu teknik Olanak, klarinet’in özelliklerindendir.Dil,bağ ve sürat karışık olarak kullanıldığı zaman,derinlemesine bir renk ve ifade olanca gücüyle elde edilmiş olur Klarinet en iyi ve tatlı piano’yapan bir orkestra çalgısıdır.Yaylı çaldılarla karışacak kadar bir hafif sese karşılık,kulak yırtıcı bir çığlığa varabilecek ölçüde sert bir ses kalitesine sahiptir.Crescendo ve diminuendo bakımlarından ise piyano kadargüvenilirdir. Klarinetin 1690 yılı dolayında Nünberg li Christoper Daner tarafından yapıldığı söylenmektedir. Orkestrada ilk kez 1770’te Mozart’ın Paris Senfonosi’ne girmiştir.Daha sonra bütün besteciler klarinet’in yüksek ses kalitesinden ve derinlemesine inen gizemli ses renginden yararlanmışlardır Klarnetin Özellikleri, Klarnetin Tanımı Klarnet, tek kamışlı tahta nefesli çalgıdır. Orkestralarda, askeri bandolarda ve bakır nefesli çalgı topluluklarında önemli bir yeri vardır. Bunun yanı sıra solo çalgısı olarak da seçkin bir repertuvara sahiptir. Genellikle, Afrika’da yetişen koyu mor renkli sert bir ağaç olan Dalbergia melanoxylon’Am yapılır. İç çapı yaklaşık 1,5 cm olan silindirik bir boru biçimindedir; alt uca hafifçe genişleyen bir kalakla son bulu;. Metal klarnetler de vardır, ama bunlar kaliteli ses vermez. Klarnetin üflenen bölümüne bek adı verilir. Bek genellikle ebonitten yapılır; bekin ucunda bir kertik vardır; kamış bu kertiğe vidalı bir bilezikle oturtulur. (Kamış eskiden iple sarılarak beke bağlanırdı; Almanya’da bugün de çoğunlukla bu tür kamış kullanılır.) Çalınırken bek (kamış altta olmak üzere) ya dudakların ya da alt dudakla üst dişlerin arasına alınır. En çok kullanılan klarnet Si bemol tonun- dadır. Boyu yaklaşık 66 cm’dir. Çaldığı notalar, bir büyük 2li aşağıdan duyulur. (Örn. Re notası çalındığında, duyulan Do sesidir.) Bekin takıldığı gövde akustik ba­kımdan bir ucu kapalı boru gibi çalışır. Bu düzenin sağladıkları şunlardır: 1) Orta Oo’ nun altındaki Re’den (Si bemol klarnet ol­duğundan Mi olarak yazılır) yukarıya doğru tam 3,5 oktavlık geniş bir ses alam, 2) çalgı üflendiğinde boru içindeki kapalı hava sütu­nunun titreşmesiyle oluşan armoniklerin ya­pısı nedeniyle ortaya çıkan kendine özgü bir ses rengi (tınısı), 3) bir başparmak perdesi ile sağlanan tam 12li aralığına kolayca atlama yeteneği. Klarneti 17. yüzyılın sonlarında tanınmış çalgı yapımcısı Johann Christoph Denner icat etti. Daha önceleri tek kamış yalnızca orglarda ve halk müziği çalgılarında kullanılırdı. Denner klarneti, tek kamışlı bir halk çalgısı olan konik obuadan geliştirdi. Ama klarnet daha uzundu ve konik obuanın çıkarabildiği temel seslere yardımcı olmak üzere öncelikle üst ses bölgesinde çalınabiliyordu. Böylece, daha sağlam, daha berrak, trompetinkine benzer bir ses alanı (clarino) sağlanıyordu. Klarnet için yapılmış en eski bestelere Amsterdamlı Estienne Roger’ın yayımladığı müzik kitaplarında rastlanır. Kamışı yukarı getirilerek çalınan (kamış aşağıda çalış an­cak 1800den sonra Almanya’da görüldü) o dönemdeki klarnetin iki anahtarı vardı, en pes notası ise orta Do’nun altındaki Fa idi. 1720de çalgıya kısa bir kalak eklendi, 1740-50 arasında da pes Mi ve eskiden çok temiz çıkarılamayan tiz Si seslerini iyileş­tirmek için borunun boyu uzatıldı. 18. yüz­yılın sonlarına gelindiğinde klarnetin beş ya da altı anahtarı -olmuştu, ayrıca çeşitli tonlarda (La, Do, Mi bemol vb) klarnetler yapılıyordu. Bu değişik tonlardaki klarnet­lerde, parmak pozisyonlarını koruyabil­mek için müzikler transpoze ediliyordu. Yaklaşık 1780de büyük orkestraların ço­ğunda klarnet kullanılmaya başladı. Günümüzdeki klarnet 1800-50 arasında gelişti. Çalgıya bazı notaların temiz çıkması­nı sağlamak için yeni anahtarlar eklen­di. Sesin gürlüğünü artırmak için boru çapları ve bekler büyütüldü. 1840lara ge­lindiğinde destekler üstüne yerleştirilmiş anahtar düzeni, komuta düzeneği, flüt yapım­cısı Theobald Böhm’ün uyguladığı halka bi­çimli anahtarlar ve Auguste Buffet’nin iğne­li yayları gibi teknolojik ilerlemeler klarnet­te iki çağdaş temel sistemin başlıca özellik­lerini belirlemişti. Bunlardan yapımcısının adıyla anılan Albert sistemi, klarnetçi ve çalgı yapımcısı Iwan Müller’in daha önceki 13 anahtarlı klarnetinin modernleştirilmiş bi­çimiydi. Bu klarnet Almanca konuşulan ülke­lerde karmaşık bir yardımcı anahtar düzeni eklenerek kullanıldı; ama daha derin bir ses rengi sağlayan çapı, ağızlığı ve dili olduğu gibi korundu. Hyacinthe E. Klose ile Buf­fet’nin 1844te Paris’te patentini aldıkları ve bugün de birçok ülkede hâlâ standart olarak kabul edilen Böhm sisteminin uygulandığı klarnetlerde, Böhm’ün 1832de geliştirdiği ve birçok teknik üstünlük sağlayan, flütteki parmak kullanma düzeninin büyük bölümü yer alır. Bu klarnette ötekinden farklı olarak arkada bir başparmak halkası, bir de sağ küçük parmağın kullandığı dört ya da beş anahtar vardır. İtalya’da çok daha geliş­tirilmiş gerçek bir Böhm klarneti kullanılır; İtalyan klarnetçiler La klarnet partilerini Si bemol çalgıya transpoze ederek çalar­lar. Si bemolden başka değişik tonlarda klar­netler de vardır. Bunlar 18. yüzyıl ile 19. yüzyılın başında çok kullanılan ve çoğu zaman Alman orkestralarında yerini hâlâ koruyan Do klarnet; büyük Avrupa toplu­luklarında yer verilen La bemol oktav klar­net; eskiden çok yaygın olan Fa tonundaki (sopranino) ve daha sonraki Mi bemol to­nundaki klarnetler; 18. yüzyıl sonlarının La bemol. Sol ya da Fa clarinette d’amoıır’un ardından yapılan alto (ya da tenor) klarnet­ler; daha başarılı bir alto klarnet olan fa sesli basset horn ve ondan sonraki, kalağı yukarı­ya doğru dönen ve beki tutan kavisli bir metal kangalı bulunan mi bemol alto klar­netlerdir. Si bemol bas klarnetler önce deneme olarak üretildi. 1810dan sonraysa birçok çeşidi yapıldı. Belçikalı çalgı yapım­cısı Adolphe Sax’m 1838de yaptığı modele yukarıya doğru dönen bir kalağın eklenme­siyle beki iki kıvrımlı olan bugünkü bas klarnet oluşturuldu. Kontrbas klarnetler ise Mi bemol ya da Si bemol tonundadır. Türkiye’ye klarnet 19. yüzyılın sonlarında, gazinolarda çalan fasıl heyetleriyle girdi. İlk klarnetçilerin çoğu Rumelili Çingenelerdi. Günümüzde ise klarnet, klasik yapıtlar seslend
Ders: Klarnet Türk Müziği Makamları Basit Makamlar Ve Taksim Şarkı Örneği 33:52
Ders: Klarnet Türk Müziği Makamları Basit Makamlar Ve Taksim Şarkı Örneği 7.984 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen ÇARGAH MAKAMI Perdelerin Türk musikisindeki isimleri: Kaba Çârgâh (do) - Yegâh (re) Hüseyni Aşirân (mi) - Acem Aşirân (fa) Rast (sol) - Dügâh (la) Buselik (si) - Çârgâh (do) Çârgâh makamı durağı yani bitişi Kaba Çârgâh perdesidir. Burada makamın tam kararı yapılır. Seyri çıkıcıdır. Dizisi şekilde gördüğünüz gibi Kaba Çârgâh perdesi üzerinde bir Çârgâh beşlisine 5. derece üzerine bir Çârgâh dörtlüsünün eklenmesinden oluşur. Güçlüsü 5' li ile 4' lünün ek yerindeki Rast ( sol) perdesidir, burada makamın yarım kararı yapılır. Dizide herhangi bir değiştirme işareti olmadığından donanıma hiçbir şey yazılmaz. YEDEN: Kaba Bûselik( si) perdesidir. Durak üzerindeki beşli simetrik olarak tiz durak üzerine göçürülerek makamın genişlemiş bölgesi elde edilir. SEYİR : Çârgâh perdesi civarından seyre başlanır ve Rast perdesinde yarım karar yapılır.Daha sonra istenilirse genişlemiş bölgede gezinilerek mutlaka 1. derece olan Çârgâh perdesinde makamın tam kararı yapılır. BUSELİK MAKAMI Yerinde Buselik beşlisine Hüseynide Kürdi dörtlüsünün eklenmesiyele oluşur. Hüseynide Hicaz (fa 1komadiyez,sol diyez), Nevada Hicaz veya Çargahta Nikriz (mi bemol,fa diyez), Hüseynide uşşak (fa diyez) geçkileri yapılabilir. Seyir; Dügah perdesi civarından seyre başlanır. Yukarıdaki geçkilerle Neva, Çargahta yarım karar ve Hüseynide asma karar yapılabilir. Yeden Nim Zirgüle (sol diyez) den sonra karar dügahtır. Buselik makamı dizisi daha çok şedlerinde fa 1 koma diyez ve sol diyez (Hüseynide Hicaz dörtlüsü) perdeleriyle kullanılmıştır. YouTube 'da Buselik Makamında Saz Eserleri Buselik Taksim - Niyazi Sayın - Ender Erkmen Buselik Peşrev - Kemençeci Nikolaki YouTube 'da Buselik Makamında Şarkılar Aman Cana - Alaeddin Yavasca Bana Bir Aşk Masalından Şarkılar Söyle - Serap Mutlu Akbulut Bir Akşam Son Defa Seni Görmeden - Nalan Altınörs Bir Pür Cefa Hoş Dilberdir - Ahmet Özhan Dil Bestenim Meshurunum Üftadenim - Belkıs DİKMEN Geçti Bahar Hazan Erdi Bu Yerde - Zeki Müren Rüzgar Kıldı Dalımı - Müzeyyen Senar Saçlarıma Ak Düştü - Asuman Aslım Görgün Sur-i şahi eyledi alemi tayy - Dede Efendi RAST MAKAMI Yerine Rast beşlisine Neva perdesinde Rast dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuş çıkıcı bir makamdır. Bazen Eviç (fa diyez) perdesi yerine bekar Acem kullanılarak, Neva üzerinde Buselik dörtlüsü eklenmiş diziye Acemli Rast dizisi denir. Seyir; durak perdesi Rast civarından seyre başlanır. Dügahta uşşak çeşnili, segahta tam ve eksik ferahnak (Eviç ve Acem)) çeşnisiyle, Hüseyni Aşiranda uşşak çeşnili, Sehagta tam veya eksik segah çeşnili asma kararlar, güçlü Neva perdesinde yarım karar yapılır. Yeden Irak perdesinden sonra karar Rasttır. YouTube 'da Rast Makamında Saz Eserleri Rast Taksim - Aka Gündüz Kutbay - Ender Erkmen Rast Taksim - Aka Gündüz Kutbay - Ender Erkmen Rast Taksim - Süleyman Yardım - Ender Erkmen Rast Taksim - Neyzen Tevfik Rast Taksim - Tanburi Cemil Bey Rast Medhal - Ercüment Batanay - Beste Refik Fersan Rast Peşrev - Şerif Çelebi Rast Peşrev - Benli Hasan Ağa Rast Taksim - Peşrev - Kemani Tatyos Efendi - Sedat Oytun Rast Saz Semaisi- Kemani Tatyos Efendi - Rast Sirto YouTube 'da Rast Makamında Şarkılar Kar-ı Muhteşem - Abdülkâdir-i Merâgi Rast Kar-ı Natık - Dede Efendi - Münir Nureddin Selçuk Rindlerin Ölümü - Yahya Kemal Beyatlı - Münir Nureddin Selçuk Yine Bir Gülnihal - Dede Efendi - Zeki Müren Yüzündür Cihanı Münevver Eden - Dede Efendi - Neşe Dursun Geçsin Günler Haftalar Aylar Mevsimler - Erol Sayan - Zeki Müren Kordonboyu Seyrine Düştü - Erol Sayan - Özer Uçar Açılan Bir Gül Gibi - Dramalı Hasan Hasgüler - Filiz Tram Ararım Seni Her Gün - Nevzat Akay - Zeki Müren Aşkın İçimde Rüya - İrfan Özbakır - Bülent Ersoy Aylar geçiyor sen bana hala geleceksin - Selahattin Pınar - Bülent Ersoy Baharın Gülleri Açtı - Dramalı Hasan Hasgüler -Zeki Müren Belki Bir Sabah Geleceksin Lâkin Vakit Geçmiş Olacak - Ş Ayhan Özışık - Münib Utandı Ben Küskünüm Feleğe - Baki Duyarlar - Müzeyyen Senar Bir Gönlüme Bir Hali Perişanıma Baktım - Kemani Tatyos Efendi - Zeki Muren Bir gönül vardı bende - Ferit Sıdal - Müzeyyen Senar Bir göz aşinalığı var aramızda - Avni Anıl Darıldın mı gülüm bana - - Zeki Müren Geçsin günler haftalar - Erol Sayan - Yaşar Özel Gönül aşkınla gözyaşı dökmekten usandı artık - Selahattin İnal - Müzeyyen Senar Gül Ağacı Değilem - Necip Mirkelamoğlu - Zeki Müren Gülşende yine ah-ü enin eyledi bülbül - İsmail Hakkı Bey - Bülent Ersoy Hab gahi yare girdim arz icin ahvalimi - Griftzen Asım Bey Hicran olacaksa bu aşkın sonu - Ferit Sıdal - Çiğdem Kırömeroğlu Yarkın İnanmam Artık Sana - Zeki Müren Kimi dertten içermiş - Yusuf Nalkesen - Zeki Müren Ne Sevincin Ömrü Varmış - Mehmet Ilgın - Zeki Müren Saçının tellerine gönlümü taktı kader - Tarık Hatusil - Behiye Aksoy Saçların tarumar - Erdoğan Ünver - Zeki Müren Sensiz Kalan Gönlümde Bilki Hayat Virane - İrfan Özbakır - Zeki Müren Sevmediklerinle gönül avutma - Mısırlı İbrahim Efendi - Zeki Müren Söylemek Istesem Gönüldekini - Selahattin Pınar - Zeki Müren Yosun diye bahçede - Erol Sayan - Sermin İpekoğlu SUZİNAK MAKAMI Yerinde Rast beşlisine Neva perdesinde Hicaz dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuş inici-çıkıcı bir makamdır. Seyir; güçlü Neva perdesi civarından seyre başlanır, Neva perdesinde Hicaz çeşnisi ile yarım karar yapılır, Çargah ve Segah perdesinde asma kararlar yapılır. Yeden Iraktan sonra karar Rasttır. YouTube 'da Suzinak Makamında Saz Eserleri Suzinak Taksim - Neyzen Tevfik Suzinak Taksim - Yurdal Tokcan Suzinak Peşrev - Kemani Tatyos Efendi YouTube 'da Suzinak Makamında Şarkılar A Benim Mor Çiçeğim - Müzeyyen Senar Gözlerin Bir İçim Su - Ferit Sıdal - Müzeyyen Senar Sen Bezmimize Geldiğin Akşam Neler Olmaz - Hasan Ali Yücel - Yalçın Öztüfekçi Şimdi Uzaklardasın - Zeki Müren UŞŞAK MAKAMI Yerinde Uşşak dörtlüsüne Neva perdesinde Buselik beşlisinin eklenmesiyle oluşmuş, çıkıcı seyirli bir dizidir. Seyir; durak perdesi civarından seyre başlanır, Segah ve Rastta asma kararlar, güçlü Neva perdesinde yarım karar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. YouTube 'da Uşşak Makamında Saz Eserleri Uşşak Taksim - Bayram Coşkuner Uşşak Peşrev - Nayi Salih Dede Uşşak Saz Semaisi - Neyzen Aziz Dede YouTube 'da Uşşak Makamında Şarkılar Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine - Semahat Özdenses - Müzeyyen Senar Anar Ömrümce Gönül Giden Sevgilileri - Şükrü Tunar - Müzeyyen Senar Bıkmış Gibi Gönlüm İtiyor Aşkı İçinden - Şerif İçli - Müzeyyen Senar Bu Akşam Gün Batarken Gel - Tatyos Efendi - Müzeyyen Senar Cana Rakibi Handan Edersin - Giriftzen Asım Bey - Müzeyyen Senar Gamzedeyim Deva Bulmam - Tatyos Efendi - Müzeyyen Senar Mehtaplı Gecelerde - Sevim Şengül - Müzeyyen Senar Ömrün Şu Biten - Süleyman Erguner - Müzeyyen Senar Söyleyin Güneşe Bugün Doğmasın - Müzeyyen Senar Yalnız Bırakıp Gitme Bu Akşam Yine Erken - M İbrâhim Efendi - Müzeyyen Senar BEYATİ MAKAMI Dizi Uşşak Makamının aynıdır, yerinde Uşşak dörtlüsüne Neva perdesinde Buselik beşlisinin eklenmesiyle oluşmuştur, seyir farklı olarak inici-çıkıcıdır. Seyir; güçlü Neva perdesi civarından seyre başlanır, Segah perdesinde asma karar yapılır, asma karar olmamakla birlikte sık sık Acem gösterilmesiye Uşşaktan ayrılır, güçlü Neva perdesinde yarım karar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. YouTube 'da Beyati Makamında Saz Eserleri Beyati Taksim - Süleyman Yardım - Ender Erkmen Beyati Taksim - Niyazi Sayın - Ender Erkmen Beyati Peşrev - Neyzen Emin Dede Beyati Peşrev - Seyfeddin Osmanoğlu YouTube 'da Beyati Makamında Şarkılar Benzemez Kimse Sana - Fehmi Tokay - Müzeyyen Senar Çıkalım Sayd-ı Şikâre - T.Mustafa Çavuş - Müzeyyen Senar Her Dem Edip Meyl-i Cefa - Dede Efendi - Doğan Dikmen Nice Bir Aşkınla Feryad Edeyim - Dede Efendi - Zeki Müren Seni Ne Çok Sevdiğimi Söylesem De Bilemezsin - Dede Efendi - Yaşar Özel NEVA MAKAMI Yerinde Uşşak dörtlüsüne Neva perdesinde Rast beşlisinin eklenmesiyle oluşmuş inici-çıkıcı bir makamdır. Seyir; güçlü Neva perdesi civarından seyre başlanır, Eviç , Çargah, ,Segah ve Rast perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Güçlü Neva perdesinde yarım karar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. YouTube 'da Neva Neva Taksim - Salih Bilgin - Murat Aydemir - Ender Erkmen Neva Taksim - Salih Bilgin Ender Erkmen Neva Peşrev - Sultan II Bayezid Neva Saz Semaisi - Ziya Paşa Neva Kâr - Buhurîzade Mustafa Efendi (Itrî) TAHİR MAKAMI Yerinde Uşşak dörtlüsüne Neva perdesinde Rast beşlisinin eklenmesiyle oluşmuş inici bir makamdır. Dizi Neva Makamı dizisiyle aynı olup, inici şeklidir. Seyir; tiz durak Muhayyer perdesi civarından seyre başlanır, Eviç , Çargah, ve Segah perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Muhayyer perdesi ve güçlü Neva perdesinde yarım kararlar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. BUSELİK MAKAMI Yerinde Buselik beşlisine Hüseynide Kürdi dörtlüsünün eklenmesiyele oluşur. Hüseynide Hicaz (fa 1komadiyez,sol diyez), Nevada Hicaz veya Çargahta Nikriz (mi bemol,fa diyez), Hüseynide uşşak (fa diyez) geçkileri yapılabilir. Seyir; Dügah perdesi civarından seyre başlanır. Yukarıdaki geçkilerle Neva, Çargahta yarım karar ve Hüseynide asma karar yapılabilir. Yeden Nim Zirgüle (sol diyez) den sonra karar dügahtır. Buselik makamı dizisi daha çok şedlerinde fa 1 koma diyez ve sol diyez (Hüseynide Hicaz dörtlüsü) perdeleriyle kullanılmıştır. YouTube 'da Buselik Makamında Saz Eserleri Buselik Taksim - Niyazi Sayın - Ender Erkmen Buselik Peşrev - Kemençeci Nikolaki YouTube 'da Buselik Makamında Şarkılar Aman Cana - Alaeddin Yavasca Bana Bir Aşk Masalından Şarkılar Söyle - Serap Mutlu Akbulut Bir Akşam Son Defa Seni Görmeden - Nalan Altınörs Bir Pür Cefa Hoş Dilberdir - Ahmet Özhan Dil Bestenim Meshurunum Üftadenim - Belkıs DİKMEN Geçti Bahar Hazan Erdi Bu Yerde - Zeki Müren Rüzgar Kıldı Dalımı - Müzeyyen Senar Saçlarıma Ak Düştü - Asuman Aslım Görgün Sur-i şahi eyledi alemi tayy - Dede Efendi HÜSEYNİ MAKAMI Yerinde Hüseyni beşlisine Hüseyni perdesinde Uşşak dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuş inici-çıkıcı bir makamdır. Bazen Eviç perdesi yerine Acem (fa bekar) perdesi kullanılır, Acemli Hüseyni denir. Seyir; güçlü Hüseyni perdesi civarından seyre başlanır, Çargah, Segah, Neva ve Rast perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Güçlü Hüseyni perdesinde yarım karar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. YouTube 'da Hüseyni Makamında Saz Eserleri Hüseyni Taksim - Süleyman Yardım - Ender Erkmen Hüseyni Taksim - Neyzen Tevfik Hüseyni Peşrev - Kemençeci Nikolaki Hüseyni Peşrev - Lavtacı Andon Hüseynî Taksimi - Hüseyni Saz Semaisi - Çinuçen Tanrıkorur - Tanbur Dr. Murat Salim Tokaç -Dem Trio Çeçen Kızı - Tanburi Cemil Bey YouTube 'da Hüseyni Makamında Şarkılar Dumanlı Başları Göklere Ermiş - Münir Nureddin Selçuk - Cumhur Koca Ezelden Aşinanım Ben Ezelden Hem Zebanımsın - Şerif İçli - Ertan Bilgin Geçti Sevdalarla Ömrüm - Şükrü Tunar - Müzeyyen Senar - Fatih Erkoç Gönül Düstü Yine Gülzar-I Zevke - Tatyos Efendi - Melihat Gülses Havada Bulut Yok Bu Ne Dumandir - Safiye Ayla Hayâl Deryâsına Ben Bâzı Bâzı - Selâhattin Pınar - Seçil Ak Hicrân oku sînem deler - Şevki Bey - Bülent Ersoy İki Karpuz - Müzeyyen Senar Keklik Dağlarda Çağılar - Müzeyyen Senar Tez Geçse de Her Sevgide Bin Hatıra Vardır - Selâhattin İnal - Zeki Müren Tutam Yar Eliden - Fehmi Tokay -Murat Irkılata-Ahmet Şahin-Murat Salim Tokaç MUHAYYER MAKAMI Yerinde Hüseyni beşlisine Hüseyni perdesinde Uşşak dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuş inici bir makamdır, dizi Hüseyni makamı ile aynıdır. Seyir; tiz durak Muhayyer perdesi civarından seyre başlanır, Neva, Çargah, ve Segah perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Güçlü Muhayyer perdesinde yarım karar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. Yerinde Buselik dizisi ile Buselikte karar verilirse Muhayyer Buselik Makamı, yerinde Kürdi ile karar verilirse Muhayyer Kürdi Makamı meydana gelir. YouTube 'da Muhayyer Makamında Saz Eserleri Muhayyer Taksim - Niyazi Sayın Muhayyer Peşrev - Tanburi Cemil Bey Muhayyer Kürdi Saz Semaisi - Taksim Trio YouTube 'da Muhayyer Makamında Şarkılar Batan Gün Kana Benziyor-İşte Seni Seven Benim-Saadettin Kaynak - Müzeyyen Senar Bülbülüm gel de dile - Saadettin Kaynak - Safiye Ayla Deva Yokmuş Neden Bîmâr-ı Aşka - Hacı Arif Bey - Bekir Sıdkı Sezgin Ey Âteş-i Gam Bağrımı Yak - Hacı Arif Bey - Ahmet Özhan İltimas Etmeye Yâre Varınız - Hacı Arif Bey - Eliz Narçın Ok Gibi Hublar Beni Yaydan Yabana Attılar - Umut Akyürek Söğüdün yaprağı - Zeynebim - Erkan Oğur Yadımda O Sevdalı Yeşil Didelerin Var - Şükrü Tunar - Gülşah Çubukçuoğlu Yetmez Mi Sana Bister-ü Balin Kucağım - Rahmi Bey - Münip Utandı MUHAYYER MAKAMI Yerinde Hüseyni beşlisine Hüseyni perdesinde Uşşak dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuş inici bir makamdır, dizi Hüseyni makamı ile aynıdır. Seyir; tiz durak Muhayyer perdesi civarından seyre başlanır, Neva, Çargah, ve Segah perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Güçlü Muhayyer perdesinde yarım karar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. Yerinde Buselik dizisi ile Buselikte karar verilirse Muhayyer Buselik Makamı, yerinde Kürdi ile karar verilirse Muhayyer Kürdi Makamı meydana gelir. YouTube 'da Muhayyer Makamında Saz Eserleri Muhayyer Taksim - Niyazi Sayın Muhayyer Peşrev - Tanburi Cemil Bey Muhayyer Kürdi Saz Semaisi - Taksim Trio YouTube 'da Muhayyer Makamında Şarkılar Batan Gün Kana Benziyor-İşte Seni Seven Benim-Saadettin Kaynak - Müzeyyen Senar Bülbülüm gel de dile - Saadettin Kaynak - Safiye Ayla Deva Yokmuş Neden Bîmâr-ı Aşka - Hacı Arif Bey - Bekir Sıdkı Sezgin Ey Âteş-i Gam Bağrımı Yak - Hacı Arif Bey - Ahmet Özhan İltimas Etmeye Yâre Varınız - Hacı Arif Bey - Eliz Narçın Ok Gibi Hublar Beni Yaydan Yabana Attılar - Umut Akyürek Söğüdün yaprağı - Zeynebim - Erkan Oğur Yadımda O Sevdalı Yeşil Didelerin Var - Şükrü Tunar - Gülşah Çubukçuoğlu Yetmez Mi Sana Bister-ü Balin Kucağım - Rahmi Bey - Münip Utandı HİCAZ MAKAMI Yerinde Hicaz dörtlüsüne Neva perdesinde Rast beşlisinin eklenmesiyle oluşmuş inici-çıkıcı bir makamdır. Seyir; durak Dügah veya güçlü Neva perdesi civarından seyre başlanır, Nim Hicaz, Dik Kürdi, Neva ve Hüseyni perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Güçlü Neva perdesinde yarım kararlar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. YouTube 'da Hicaz Makamında Saz Eserleri Hicaz Taksim - Nejad Şansal - Ender Erkmen Hicaz Taksim - Bayram Coşkuner Hicaz Peşrev - Refik Fersan Hicaz Peşrev - Neyzen Aziz Dede Hicaz Saz Semaisi - Refik Talat Alpman - Yansımalar YouTube 'da Hicaz Makamında Şarkılar Anlatılmaz Bin Dert İle Geçiyor Çileli Ömrüm - Erdoğan Yıldızel - Zeki Müren Bir Bahar Akşamı - Selâhattin Pınar - Müzeyyen Senar Dil Şad Olacak Diye - Avni Anıl - Müzeyyen Senar Enginde Yavaş Yavaş - Saadettin Kaynak - Zeki Müren Ey büt-i nev eda - Dede Efendi - Zülfü Livaneli Görmedim Ömrümün Asude Geçen Bir Demini - Kadri Şençalar - Mediha Sancakoğlu Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgarına - K. Ali Rızâ Bey - Münip Utandı Pencereden Kuş Uçtu - Müzeyyen Senar HÜMAYUN MAKAMI Yerinde Hicaz dörtlüsüne Neva perdesinde Buselik beşlisinin eklenmesiyle oluşmuş inici-çıkıcı bir makamdır. Seyir; durak Dügah veya güçlü Neva perdesi civarından seyre başlanır, Rast, Nim Hicaz, Dik Kürdi, Neva ve Hüseyni perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Güçlü Neva perdesinde yarım kararlar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. YouTube 'da Hümayun Hicaz Hümayun Peşrev - Veli Dede - Affeyle suçum - Şevki Bey - Münip Utandı UZZAL MAKAMI Yerinde Hicaz beşlisine Hüseyni perdesinde Uşşak dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuş inici-çıkıcı bir makamdır. Seyir; durak Dügah veya güçlü Hüseyni perdesi civarından seyre başlanır, Rast, Nim Hicaz, Dik Kürdi, Neva ve Hüseyni perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Güçlü Hüseyni perdesinde yarım kararlar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. YouTube 'da Uzzal Uzzal Taksim - Süleyman Yardım - Ender Erkmen Uzzal Peşrev - IV.Murad ZİRGÜLELİ HİCAZ MAKAMI Yerinde Hicaz beşlisine Hüseyni perdesinde Hicaz dörtlüsünün eklenmesiyle oluşmuş inici-çıkıcı bir makamdır. Seyir; güçlü Hüseyni perdesi civarından seyre başlanır, Rast, Nim Hicaz, Dik Kürdi, Neva ve Hüseyni perdelerinde asma kararlar yapılabilir. Güçlü Hüseyni perdesinde yarım kararlar yapılır. Yeden Nim Zirgüleden sonra karar Dügahtır. ŞEHNAZ BUSELİK MAKAMI Yerinde Buselik beşlisine Hüseynide Hicaz dörtlüsünün eklenmesiyele oluşan ikinci tip Buselik Makamının inici şeklidir. Seyir; Muhayyer perdesi civarından seyre başlanır. Hüseynide asma karar yapılır. Yeden Nim Zirgüle (sol diyez) den sonra karar dügahtır. YouTube 'da Şehnaz Buselik Makamında Saz Eserleri Şehnaz Buselik Taksim - Yavuz Akalın YouTube 'da Şehnaz Buselik Makamında Şarkılar Küçüksu'da gördüm seni - Tanburi Mustafa Çavuş - Zeki Müren KÜRDİ MAKAMI Yerinde kürdi dörtlüsüne nevada buselik beşlisinin eklenmesiyele oluşur. Seyir; dügah perdesi veya güçlüsü neva perdesi civarından syre başlanır, nava perdesinde asma karar yapılır. Yeden rasttan sonra karar dügahtır. YouTube 'da Kürdi Makamında Saz Eserleri Kürdi Taksim - Yurdal Tokcan Kürdi Peşrev - Şehzade Korkut KARCIĞAR MAKAMI Yerinde Uşşak dörtlüsüne Neva perdesinde Hicaz beşlisinin eklenmesiyle oluşmuş inici-çıkıcı bir makamdır. Seyir; güçlü Neva perdesi civarından seyre başlanır, Neva perdesinde Hicaz çeşnisi ile yarım karar yapılır, Çargah ve Segah perdesinde asma kararlar yapılır. Yeden Rasttan sonra karar Dügahtır. YouTube 'da Karcığar Makamında Saz Eserleri Karcığar Taksim - Ahmet Şahin - Ender Erkmen Karcığar Peşrev - Kemani Tatyos Efendi Karcığar Taksim-Peşrev - Reşat Aysu YouTube 'da Karcığar Makamında Şarkılar Bilmem Ki Safa Neşe Bu Ömrün Neresinde - Leon Hancıyan - Müzeyyen Senar - Girdi Gönül Aşk Yoluna - Dede Efendi Kalbimdeki Tek Hatıranın Rengi Solarken - Zeki Müren Kara Bulutları Kaldır Aradan - Sadettin Kaynak - Emel Sayın Mest Oldu Gönül Gözlerini Gördüğüm Akşam - Şerif İçli - Müzeyyen Senar O Ahu Bakışlara Bir Anda Kandın Gönül - Fehmi Tokay - Kemal CANER Senin Güzel Yüzünü - Şekip Ayhan Özışık Karcığar Saz Semai-Reşat Aysu - Seyre Çıkmışsın Bugün-M.İsmail Hakkı Bey Tamburamın İnce Kıvrak Beli Var - Sadettin Kaynak - Sabite Tur Gülerman Unutmadım Seni Ben - Şekip Ayhan Özışık - Zeki Müren DERS KLARNET TÜRK MÜZİĞİ MAKAMLARI BASİT MAKAMLAR VE TAKSİM ŞARKI ÖRNEĞİ makam, basit makamlar, rast, kürdi, hicaz, buselik, karar sesi, türk müziği, taksim, klarnet
Ders: 1299 Osmanlı'da Toplum Yapısı 09:53
Ders: 1299 Osmanlı'da Toplum Yapısı 8.913 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET Aykut İlter Aykut Öğretmen OSMANLI KÜLTÜR - MEDENİYETİ A. OSMANLILARDA DEVLET ANLAYIŞI Osmanlı devlet yönetiminde, Orta Asya Türk geleneğinin ve sonraki Türk - islâm devletlerinin etkileri olmuştur. Osmanlı Dev­leti, Türk gelenekleri ve islâm dininin kurallarına göre yönetilmiş­tir. Padişahlık Kurumu Osmanlı Devleti'nin başında "padişah" bulunuyordu. Padişah­lar yönetim, ordu, maliye ve hukuk konularında geniş yetkilere sahiplerdi. Devletin mutlak hakimi durumundaydılar. Padişah Osmanlı hanedanına mensuptu. Osman Gazi'nin soyundan ge­len ailenin erkek bireyleri, saltanat makamına geçiyorlardı. Sal­tanatın Osmanlı ailesine ait olduğu anlayışı, devletin yıkılışına kadar devam etmiştir. XVII. yüzyıla kadar, devletin başına kimin geçeceği konusunda bir düzenleme yoktu. Eski Türk geleneklerinden kaynaklanan "Ailenin bütün erkek bireyleri, taht üzerinde hak sahibidir." anlayışı geçerliydi.___ ____ ___ Osmanlı egemenlik anlayışında başlangıçta "Ülke, hanedan üyelerinin ortak malıdır." anlayışı geçerliydi, l. Murattan iti­baren "Ülke, hükümdar ve oğullarının malıdır." anlayışı ge­çerlilik kazandı. Osmanlılar birçok Türk devletinden ayrı ola-j rak "ülkenin ve hakimiyetin bölünmezliği ilkesi"ni bastan itibaren benimsediler. XVII. yüzyıl başlarında I. Ahmet yaptığı düzenlemeyle, tahta Osmanlı ailesinin en yaşlı ve olgun olanının geçmesi yöntemi­ni getirdi (Ekber ve Erşed sistemi). Osmanlı Devleti kurulduğunda küçük bir beylik olduğundan dev­letin başında "bey" ya da "gazi" denilen bir hükümdar vardı. "Sultan" unvanı ilk defa l. Murat tarafından kullanıldı. Bundan başka "han", "hakan", "hünkâr" gibi unvanlar da kullanılıyor­du. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nda da ilk defa "halife" unvanı kullanıldı. II. Murat'tan itibaren hükümdarlara "padişah" denildi. Devlet yönetiminde padişahların çok geniş yetkileri vardı. Dev­let adamlarının görüşlerine başvurulsa bile, son karar padişaha aitti. Padişahın emirleri kanun sayılırdı. Ordulara komuta etmek, büyük devlet adamlarını tayin etmek ve gerekli durumlarda diva­na başkanlık yapmak padişahın görevleri arasında yer alıyordu. Padişah islâm dininin koyduğu hukuk kurallarıyla çelişmeyecek şekilde, kural koyma yetkisine sahipti. Padişahın bu yetkisi ve koyduğu kurallar örfe dayanmaktaydı. Padişahın koyduğu kural­lar, "ferman" denilen belgelerle ilgililere gönderilirdi. Örf kavra-mı, yasama ve yürütmeyi içine alıyordu.__________ XIX. yüzyılda Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyetle padişahların yetkileri yeniden düzenlendi. Fakat padişahlar, mutlak ege­menlik hakkını kullanmayı sürdürdüler Şehzadeler Padişahların erkek çocuklarına "şehzade" deniliyordu. Şehza­deler küçük yaşlarda sancaklara gönderilir, askerlik ve yönetim alanlarında yetiştirilirlerdi. Şehzadelerin yanında "Lala" adı ve­rilen tecrübeli bir devlet adamı görev yapardı. XVI. yüzyılın son­larında şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulamasına son verildi. Şehzadeler sarayda yetiştirilmeye çalışıldı. Bu yeni uygulama, şehzadelerin devlet yönetimiyle bağlantılarının kesil­mesine ve tecrübesiz bir şekilde tahta çıkmalarına yol açtı. B. MERKEZ TEŞKiLATI Osmanlı merkez teşkilatı, padişahın mutlak egemenliğini ger­çekleştirmeye yönelik olarak kuruldu. Hükümet, eyaletlerin yö­netimi ve ordu doğrudan padişahın şahsına bağlı olarak teşkilat­landırılmıştı. Osmanlı yönetim teşkilatının merkezinde padişah ve saray teşkilatı vardı. 1. istanbul'un Yönetimi Başkent olmasından dolayı istanbul'un yönetimi ayrıca düzen­lenmişti. Şehrin genel düzen ve güvenliği doğrudan sadrazamın sorumluluğundaydı. Sadrazam, sefere çıktığında istanbul'la ilgi­lenmek üzere bir Sadaret Kaymakamı bırakırdı. Şehrin güven­liği, yeniçeri ağası, subaşı ve asesbaşı tarafından sağlanırdı. Belediye hizmetlerinden şehremini, adalet işlerinden taht kadı­sı sorumluydu. Sivil kuralları çiğneyen yeniçeriler ve diğer as­kerler arasında düzeni Muhzır Ağa sağlardı, istanbul'daki her türlü ticaret faaliyetlerinin denetlenmesi "muhtesib" in göreviy­di. 2. Divan-ı Hümayun Merkez teşkilatının temeli Divan-ı Hümayun'du. Osmanlılarda ilk Divan, Türkiye Selçukluları örnek alınarak Orhan Bey zamanın­da oluşturuldu. O dönemde hükümdar, vezir ve Bursa kadısı Di­van toplantılarına katılıyordu. Fatih'e kadar, Divan toplantılarına padişah başkanlık etti. Fatih'ten itibaren Vezir-/ azamlar bu gö­revi üstlendiler. Padişahlar, Divan toplantılarını "kasr-ı adi" de­nilen pencereden izlediler. Divan'da siyasi, idari, askeri, örfi, şer'i, adli ve mali konular ile şikayet ve davalar görüşülerek karara varılırdı. Alınan kararlar sadrazam tarafından padişahın onayına sunulurdu. Divan'da, padişahın yetkilerini kullanmak üzere görevlendirilmiş olan üç kolun temsilcileri yer alıyordu. Bunlar; seytiye, ilmiye ve ka-lemiyedir. Divan Üyeleri ve Görevleri Vezir-i Azam (Sadrazam): Padişahtan sonra en yetkili kişidir. Padişahın mutlak vekili sayı­lır ve padişahın mührünü taşırdı. Orhan Bey zamanında ilk defa vezir tayin edildi. Zamanla sayıları artınca, birinci vezire "Vezir-i azam" adı verildi. Vezir-i azam, büyük devlet memurlarının tayi­ni ve görevden azlinden sorumluydu. Padişah sefere çıkmazsa "Serdar-ı ekrem" unvanıyla ordunun başında bulunurdu. Vezir-i azamlar önce Paşakapısı, daha sonra Babıali'de oturdular. Vezirler: Çeşitli devlet işlerinde yetişmiş kişilerdi. Devlet işlerinde görüş­lerine başvurulur ve vezir-i azamın verdiği işleri yaparlardı. XVI. yüzyıl sonlarında sayıları yediye çıkmıştı. Kazaskerler: 1362'de /. Murat, ilk defa kazasker tayin etti. Sayıları Fatih za­manında ikiye çıktı. Divan'da büyük davalara bakmak, kadı ve müderrislerin tayinlerini yapmak ve görevden almak kazaskerle­rin göreviydi. Defterdarlar: Osmanlı Devleti'nde maliyenin başında bulunan, gider ve gelir­lere bakan görevlidir. Başlangıçta bir tane iken, sınırların geniş­lemesiyle sayıları üçe çıktı. Bunlar başdefterdar, Anadolu def­terdarı ve şıkk-ı sanidir. Nişancı: Padişah fermanlarına tuğra çekmekle ve devletin arazi kayıtları­nı tutmakla görevliydi. Reisülküttap: Nişancıya bağlı olarak bürokrasiyi düzenlerdi. Divan üyesi olma- masına rağmen, tecrübesinden dolayı önemi büyüktü. Divanda verilen kararları tamamlamak, fermana uygun emirleri yazmak, padişah ve vezir-i azama gelen mektupları tercüme ettirerek ce­vaplar hazırlamak görevleri arasındaydı. Bütün bu işleri, kendi­sine bağlı kalemlerle yapardı. Bu kalemler beylikçi kalemi, tahvil kalemi, ruus kalemi ve amedi kalemiydi. XVIII. Reisülküttap yüz­yıldan itibaren dışişlerinin sorumlusuydu. Yeniçeri Ağası: Yeniçeri Ocağı'nın en büyük komutanıydı. Vezir rütbesinde ise Divan'daki görüşmelere katılırdı. Kaptan-ı Derya: Donanma ve denizcilikten sorumluydu. XVI. yüzyılda divan üye­si durumuna gelmiştir. Müftü (Şeyhülislam): Divan'da alınan kararların islâmiyet'e uygunluğuyla ilgili "fetva" verirdi. Müftü, XVIII. yüzyıldan itibaren Şeyhülislam adını almış­tır. Divan-* Hümayun'da alınan kararların yürürlüğe girmesi, padişahın onayına bağlıydı. Merkez Teşkilatında Değişiklikler XVI. yüzyılın sonlarına doğru Divan-ı Hümayun'un önemi azal­maya başladı. XVIII. yüzyılda devlet işleri tamamen sadrazama bırakıldı. Sadrazamların güçlenmesiyle Divan-ı Hümayun, Babı­ali'de toplanmaya başladı. Babıali artık Osmanlı Hükümeti anla­mına kullanılmaya başladı. Devletlerarası ilişkilerin artmasıyla reisülküttablık, dış ilişkileri yürüten bir makam durumuna geldi. XIX. yüzyılda merkez teşkilatında önemli gelişmeler oldu. II. Mahmut, Divan-ı Hümayun'u kaldırarak yerine Heyet-i Vüke-lâ'yı oluşturdu. Bugünkü anlamda bakanlıklar oluşturuldu. Yeni meclisler ve komisyonlar kuruldu. Tanzimat Dönemi'nde düzenlemeler devam etti. Meclis-i Vâlâ-i Ahkâm-ı Adliye yeniden düzenlendi. Yenilikler bu mecliste planlandı. 1854'te Meclis-i Âli-i Tanzimat, 1868'de Şura-i Devlet (Danıştay) kuruldu. Tanzimat döneminde kara kuvvet­leri komutanlığı durumunda olan "Seraskerlik" oluşturuldu. l. Meşrutiyetle birlikte Meclis-i Ayan ve Meclis-i Mebusan oluş­turuldu. Yürütme gücüne sahip olan padişah, sadrazam ve ba­kanları seçerdi. Hükümet de padişaha karşı sorumluydu. 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla, yeniden Meclis açıldı. Kanun-u Esasi'nin meclis - hükümet ilişkilerine yeni düzenlemeler getirildi. 1912'den sonra siyasi partiler faaliyete geçti ve parti hükümetleri kuruldu. C. TAŞRA TEŞKiLAT! 1. Osmanlı Kuruluş Devri'nde Taşra Teşkilatı Osmanlı Devleti kuruluşunun ilk dönemlerinde tek merkezden yönetiliyordu. Temel idare birimi de "Sancak"tı. Sancakların başında sancakbeyi bulunuyordu. Sivil yönetici olarak kadılar görev yapıyordu. Sınırların genişlemesi sonucunda yönetim yö­nünden eyaletler oluşturuldu, l. Murat döneminde (1362 -1389) Rumeli Beylerbeyliği, Yıldırım Bayezid döneminde (1389 -1402) Anadolu Beylerbeyliği oluşturuldu. Eyaletlerin başında "beylerbeyi" denilen yöneticiler vardı. 2. XVI. Yüzyıldan itibaren Taşra Teşkilatı a. Askeri ve idari Teşkilat: XVI. yüzyılda Osmanlı Devletinin sınırları çok genişledi. Yeni eyaletlerin de oluşturulmasıyla eyaletler, yönetim bakımından üçe ayrıldı. I. Merkeze Bağlı Eyaletler: "imar sisteminin uygulandığı eyaletlerdi. Bu eyaletlere salyane->iz (yıllıksız) eyaletler deniyordu. Bu eyaletlerin gelirleri dirlikle-e ayrılarak görevlilere verilirdi. II. Özel Yönetimi Olan Eyaletler: 3unlar. tımar sisteminin uygulanmadığı, vergilerin iltizam yönte- -niyle yıllık olarak toplandığı eyaletlerdi. Bu yıllık olarak alınan sergiye, "saliyane" denirdi. III. imtiyazlı Eyaletler: iç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı Devleti'ne bağlı olan hükümetlerdi. Bunlar: Kırım Hanlığı, Eflâk Beyliği, Boğdan Bey­liği. Erdel Beyliği, Hicaz Emirliği, Raguza ve Sakız Cumhuriyet­leriydi. Bunların yöneticileri kendi soyluları arasından padişah tarafından tayin edilirdi. Bu hükümetler savaş zamanlarında kuvvetleriyle Osmanlı ordusuna katılır ve her yıl düzenli bir şe­kilde vergi öderlerdi (Hicaz ve Kırım hariç). b. Kazai - idari Teşkilat: Sancaklar "kaza" denilen idari birimlere ayrılmıştı. Kazaların başında yönetici olarak kadı bulunurdu. Kadı her türlü idari işle­mi yargı denetiminde tutuyordu, kadılar: ->V Merkezden gönderilen emirlerin halka ulaşmasını sağlarlardı. -Y Mahkemeye intikal eden davaları sonuçlandırırlar, nikah, şir­ket kurulması gibi işlemleri onaylarlardı ,Y Reayanın istek ve şikayetlerini Divana ulaştırırlardı, -Y Her türlü belgeyi onaylarlardı (noterlik). -Y Vergilerin adaletli bir şekilde toplanmasını, toplanan vergile­rin merkeze gönderilmesini sağlarlardı. c. Diğer Görevliler: Taşra teşkilatında beylerbeyi, sancakbeyi ve kadılar dışında, bunlara bağlı olarak görev yapan Muhtesip. Kapan Emini. Beytülmal Emini, Gümrük ve Bac Emini gibi gö­revliler vardı. Bu görevliler, hazineden ücret almazlardı. Reaya­ya gördükleri hizmetler karşılığında, kanunlarda belirtilen vergi, resim ve harçları alıyorlardı. d. Mahalli Teşkilat Mahalle Teşkilatı: Şehirleri meydana getiren mahalleler, genellikle dini kurumların veya pazarların etrafında oluşmuştu. Mahallede mahalle imamı, hükümetin temsilcisi olarak görev yapar, padişah emirlerini hal­ka duyururdu. Köy Teşkilatı: Osmanlı Devleti nde en küçük yerleşim ve yönetim birimi köydü. Köy, köy ihtiyar heyeti ve bu heyetin başında bulunan köy ket­hüdası tarafından yönetilirdi Köylerde bazen kadının temsilcisi, naip bulunurdu. Esnaf Teşkilatı: Osmanlı toplumunda esnaf, lonca denilen bir teşkilata üyeydiler Her esnaf kendi mesleğiyle ilgili bir loncaya üye olur, loncanın denetimine girer, imkânlarından yararlanırdı. XIII. ve XIV. yüzyıl-lardakı Ahi hareketlerinin devamı olan loncalar yönetim örgütü içinde önemli bir birim olarak yer aldı. Başlangıçta bütün din mensupları aynı loncada yer alırken, daha sonra XVI. yüzyılda loncalar ayrıldı. Loncaların Görevleri: •Ct Üye sayısını, malların kalitesini ve fiyatını belirlemek •& Esnaf ile hükümetin ilişkilerini düzenlemek "fi Üyelerinin zararlarını karşılamak ve kredi vermek •& Çalışamayacak durumdaki üyelerini korumak •& Esnaflar arasındaki haksız rekabeti önlemek Cemaat idareleri: Osmanlı Devleti'nde "cemaat" kavramı, Türk ve Müslümanlar dı­şında kalan Hristiyan ve Museviler için kullanılmış Ermeni, Rum ve Yahudi cemaati şeklinde isimler verilmiştir. Devlet bunları zımmi olarak değerlendirmiş ve can. mal güvenliklerini garanti altına almıştır. Zımmilerin kendi iç düzenleri ve geleneklerini de­vam ettirmelerine imkân sağlanmıştır. Cemaatlerin başkanı kendi din adamlarıydı. Rum Patriği, Erme­ni Patriği ve Yahudi Hahambaşısı gibi din adamları, kendi cema­atlerinin devlete karşı temsilcisi durumundaydılar. 3. Taşra Teşkilatındaki Değişmeler XVIII, yüzyıldan itibaren taşra teşkilatı bozulmaya başladı. Eya­let ve sancaklar arpalık olarak yüksek görevlilere verilmeye başladı. Bu yolla göreve gelen beylerbeyi ve sancakbeyleri gö­rev yerlerine gitmeyip vekil gönderdiler. Önceleri "müsellim" sonradan "mütesellim" denilen bu vekiller, başlangıçta beyler­beyi ve sancakbeylerinin maiyetindeki kişilerdi. Daha sonradan "ayan" ve "eşraf" tan kişiler bu görevlere getirildi. Ayanlar gi­derek güçlendiler ve yönetimle çatışmaya başladılar. Tımar sisteminin bozulmasıyla, vergiler yetersiz kaldı. Bu durum yeni vergilerin konulmasında ve eski vergilerin artırılmasında et­kili oldu. Tanzimat döneminde (1839 - 1876) 1842'de idare teşkilatı de­ğiştirildi, iltizam kaldırıldı. Kaza birimleri oluşturularak başına kaza müdürlerinin atanması kabul edildi. Kaza müdürlerinin atanmasında, halkın isteğinin de dikkate alınması kararlaştırıldı. Eyaletlerde eyalet yöneticilerinin katılımıyla "Büyük Meclis" denilen meclis kuruldu. Sonradan bu meclise "Eyalet Meclisi" denildi. Sancakların yönetimi kaymakamlara verildi. Güvenlik için zaptiye teşkilatları kuruldu. 1864 yılında Vilayet Nizamnamesi ile taşra yönetim birimleri vi­layet, liva (sancak), kaza, köy şeklinde birimlere ayrıldı. 1871'de köy ile kaza arasında nahiyeler oluşturuldu. Sancaklarda mutasarrıflar, kazalarda kaymakamlar yönetici oldular. Nahiyelerin başına seçimle belirlenen nahiye müdürle­ri getirilmesi kararlaştırıldı. OSMANLI DEVLETİ'NDE HUKUK Osmanlı Devleti'nde hukuk; Şer'i ve Örfi hukuk olmak üzere iki temele dayanıyordu. Şer'i hukukun kaynağını: Kuran, hadisler, sünnet, icma ve kıyas oluşturuyordu. Örfi hukukun kaynağını ise. anlaşmazlıklara karşı çıkarılan padişah fermanları oluşturu­yordu. Örfi hukukun Şer'i hukuk kurallarına ters düşmemesine özen gösterilmiştir. OSMANLI ASKERi TEŞKiLAT! 1. Kuruluş Devri'nde Osmanlı Asker; Teşkilatı Osmanlı askeri teşkilatında Türkiye Selçukluları, ilhanlılar ve Memlüklerin etkisi görülmektedir. Osmanlı Devleti nin ilk zaman­larında fetihler, aşiret kuvvetleri, gönüllüler, Alperenler ve akın­cılar tarafından yapılıyordu. Fakat bu kuvvetler kale kuşatmala­rında yetersiz kalıyor ve kuşatmalar çok uzuyordu. Özellikle Bursa kuşatmasının çok uzun sürmesi üzerine, düzenli orduya geçilmesi ihtiyacı doğdu. Orhan Bey zamanında ilk düzenli birlikler olarak "yaya" ve "müsellem" orduları kuruldu. Yayalar piyade, müsellemler de atlı birliklerdi Osmanlıların Rumeli'ye geçişiyle birlikte bu kuvvetler de yeterli olmadı. Bunun üzerine I. Murat döneminde "Yeniçeri Ocağı" kuruldu. 2. Yükselme Devri'nde Osmanlı Askeri Teşkilatı Osmanlı askeri teşkilatı, kara ve deniz kuvvetleri olarak iki bö­lümden oluşuyordu. Kara Ordusu Osmanlı Devleti'nin kara ordusu üç bölümden meydana geliyordu. I. Kapıkulu Askerleri Osmanlı Devleti'nde Rumeli'deki fetihlerle birlikte daha çok as­kere ihtiyaç duyulunca savaş esirlerinin alınmasıyla Yeniçeri Ocağı oluşturuldu. Savaş esirleri daha sonraki dönemlerde ihti­yacı karşılamayınca II. Murat döneminde "devşirme" yöntemi uygulanmaya başladı. Kapıkulu Ocakları zamanla hem ordu­nun, hem de yönetimin önemli bir kolu oldu. Devşirilen Hristiyan çocuklar, önce Müslüman bir ailenin yanında eğitilir, daha son­ra Acemi Oğlanlar Ocağı nda yetiştirilirdi. Devşirmeler, hem sarayda, hem de askeri birliklerde görev yapıyorlardı. Kapıkulu askerleri, istanbul'da veya sınır boylarındaki kalelerde otururlar, görevleri karşılığı devletten üç ayda bir ulufe denilen maaş alır­lardı. Kapıkulu askerleri piyade ve süvari şeklinde iki bölümden oluşuyordu: a. Kapıkulu Piyadeleri Acemi Oğlanlar Ocağı: Kapıkulu Ocaklarına asker yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. Devşirme yoluyla toplanan Hıristiyan ço­cuklar. Türk ailelerinin yanında yetiştikten sonra Acemi Oğlanlar Ocağı'na alınırlardı Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu askerleri içinde en çok bilinen ve en itibarlı ocaktı. Yeniçeriler, savaş olmadığı zamanlarda Divan muhafızlığı yaparlar, istanbul'da güvenliği sağlarlar ve sınır boy­larındaki kalelerde üç yıl koruyucu olarak kalırlardı Padişah, ilk defa tahta çıktığında yeniçerilere "cülus bahşişi" dağıtırdı. Ye­niçeriler, emekli olmadan evlenmezler ve askerlikten başka bir işle uğraşmazlardı Cebeci Ocağı: Yeniçerilerin, silahlarının yapımı ve onarımıyla görevliydi. Topçu Ocağı: Top dökmek ve topçuluğa gerekli malzemeleri hazırlamak görevini yerine getiriyordu Top Arabacıları: Top arabalarını yapar ve topları taşırlardı Humbaracılar: Havan denilen topları ve humbara adı verilen e! bombalarını yapar ve kullanırlardı Lağımcılar: Kale kuşatmalarında fitil döşeyerek kaleyi yıkma işini yaparlardı. b. Kapıkulu Süvarileri Kapıkulu askerlerinin atlı sınıfını oluştururlardı Yeniçeriler ara­sından seçilirler ve ulufe alırlardı Fakat derece ve ulufe yönün­den yeniçerilerden üstün idiler. Altı bölükten meydana gelen sü­varilerden sipahi ve silahtarlar, savaşta padişahın çadırını, sağ ve sol ulufeciler saltanat sancaklarını, sağ ve sol garipler de or­dunun ağırlıklarıyla hazineyi korurlardı II. Eyalet Askerleri (Tımarlı Sipahiler) Eyalet askerleri, tımarlı sipahilerden oluşuyordu. Dirlik sistemine göre, sipahiler topladıkları vergilere karşılık devlete asker yetiş­tiriyorlardı. Tımarlı sipahiler, Osmanlı ordusunun en büyük, en güçlü ve hareketli birlikleriydi. Dirlik sahiplerinin yetiştirmek zo­runda olduğu, atı ve silahı olan. savaşa hazır durumda bulunan askerlere cebelü denirdi. Tımarlı sipahiler tamamen Türklerden meydana geliyordu. Diğer zamanlarda kendi işleriyle uğraşan tı­marlı sipahiler, sefer emri geldiğinde savaşa giderlerdi. Kanuni döneminde 12 bin yeniçeriye karşılık, 100-150 bin ka­dar tımarlı sipahi vardı. III. Bağlı Beylik Ve Ülkelerin Kuvvetleri Savaş zamanlarında Kırım. Eflak ve Boğdan askerleri de Os­manlı ordusunda görev yaparlardı. Bunlar içinde en önemlisi Kı­rım kuvvetleriydi. Zamanla akıncı birliklerin yerini de alan Kırım kuvvetleri, vurucu güç olarak görev yapıyorlardı, Osmanlı Donanması Orhan Bey devrinde Karamürsel'de tersane kuruldu (1327). Osmanlı Devleti. Karesioğullarmın topraklarını aldıktan sonra bir donanmaya sahip oldu. 1350'lerde de Edincik deniz üssü kurul­du, l, Bayezid döneminde de Gelibolu tersanesi yapıldı Os­manlı denizciliği Fatih'in 400 parçalık bir donanma oluşturma-sıyla daha da güçlendi. Kanuni devrinde Barbaros Hayrettin Paşa'nın Osmanlı hizmeti­ne girmesiyle Osmanlılar. Akdeniz'de en üstün güç oldular. Os­manlı gemileri istanbul. Süveyş, Gelibolu. Basra Rusçuk, Sinop ve izmit tersanelerinde yapılıyordu VAKIF SiSTEMi Osmanlı Devleti'nde. toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin kurdukları vakıflara bırakılmıştır Kişilerin sahip ol­dukları mallarının tamamını veya bir kısmını halkın yararına sunmasına vakıf denir. Tarihin seyri içinde vakıflar, sosyal, ekonomik, eğitim, sağlık,\ sanat, mimari, ulaşım ve bayındırlık alanında önemli rol oy namışlardır. OSMANLI TOPLUMU Toplum Yapısı Osmanlı Devleti, çok uluslu ve çok dinli bir yapıya sahipti. Ancak Türkler, devletin kurucusu olarak esas unsuru meydana getiri­yordu. Fakat yine de bütün Müslümanlar hakim unsur durumun­daydılar. Osmanlı Devleti'nde toplum, yönetenler (asken) ve yönetilenler (reaya) olarak ikiye ayrılıyordu a. Askeriler (Yönetenler) Askeri sınıf yani yönetenler, padişahın kendilerine dini adli askeri ya da idari yetki tanıdığı devlet görevlilerinden oluşmak­taydı Bunlar, saray halkı, seyfiye. ilmiye ve kalemiye grupla­rından oluşuyordu. Askeri sınıfın en önemli özelliği vergi yükümlülüğü dışında bırakılmalarıdır. Saray halkı: Osmanlı Devleti nde hem padişahların oturaukla-rı yer, hem de en yüksek devlet görevlilerinden bazılarının çalış­tığı merkez saraydı Seyfiye: Osmanlı toplumunda, yönetim görevi de bulunan askeri grup 'seyfiye" olarak adlandırılmıştır.Seyfiye. ehl-ı örf veya ümera olarak da isimlendirilmiştir. Seyfıye kapıkulu ve tımar sistemleri içinde yetişen ve görev yapan kişilerden meydana geliyordu. Vezirler, beylerbeyi, sancakbeyleri. kapıkulu askerleri tımarlı si­pahiler seyfiye sınıfına dahildi. Seyfiye sınıfı yaptıkları görev karşılığında devletten ulufe veya dirlik alırlardı. Kapıkulları, en-derun görevlileri, kale muhafızları, subaşılar ve asesler maaşla­rını hazineden nakit olarak alırlardı. Tımarlı sipahiler, sancak beyleri, beylerbeyleri ve vezirler ise hizmet karşılığında dirlik (tı­mar) alırlardı. ilmiye: ilmiye, yargıçlık, noterlik ve mahalli yönetim işlerini yürüten ka­dılardan, tıp ve müneccimlik yani astroloji alanındaki uzmanlar ile her seviyedeki eğitim ve öğretim elemanlarından meydana geliyordu. Ayrıca imam, müezzin gibi din görevlileri, tarikat şeyhleri ve Hz. Peygamber'in soyundan gelen seyyid ve şerifler de ilmiyeye dahildi. ilmiye mensuplarının büyük çoğunluğu Türk asıllıdır. Eği­timle ilgili ilmiye mensupları ücretlerini, hazineden veya vakıftan nakit olarak alırlardı. Kadılar devletten maaş almazlar, gördükle­ri dava ve yaptıkları işlemlerden aldıkları harçlarla geçimlerini sağlarlardı. ilmiyenin bir diğer üyesi de kazaskerlerdi. Divan'da büyük davalara bakarlar, kadı ve müderrisleri tayin ederlerdi. ilmiye teşkilatının başı Şeyhülislâm'dır. Din işleri, vakıflar, eğtim ve kültür müesseseleri, mahkemeler Şeyhülislâm'ın kont­rol ve denetimindedir. Şeyhülislâm'ın en önemli görevi fetva ver­mekti. ilmiye sınıfının başlıca görevleri fetva (ifta), eğitim (tedrisat) ve adaletti (kaza). Kalemiye: Osmanlı idari ve mali bürokrasisinin mensuplarından oluşuyor­du. Divan'daki temsilcileri Nişancı ve Defterdarlardı. Nişancı, tı­mar sistemini uygulayan organizasyonun başında bulunuyordu. Ayrıca Divan yazışmaları başta olmak üzere devlet merkezinde­ki bütün resmi işlemleri emrindeki katiplerle yürütüyordu. Defter­darlar da maliye ile ilgili olarak aynı işleri yapıyorlardı. Küttab sı­nıfı bu fonksiyonlarıyla örf alanındaki kuralları uygulayan gruptu. Bunlar hem kural koyarlar, hem de uygularlardı. Bu açıdan dev­letin işleyişinde önemli bir rol üstlenmişlerdi. b. Reaya (Yönetilenler) Osmanlı Devleti'nde yönetilenlere "reaya" denirdi. XIX. yüzyıl­dan sonra reaya, daha çok Müslüman olmayanlar için kullanılır­dı. Reaya ile askeri sınıfın farkı, reayanın vergi ödemesi, asker­lerin ise vergi vermemesiydi. Yönetilenler dini yönden de üçe ayrılmıştı: Müslümanlar: Müslümanlar yönetici olurlar, askerlik yaparlar ve öşür verirlerdi. Müslümanlar genellikle, tarım ve sanatla uğraşırlardı. Hristiyanlar ve Museviler: Hristiyan ve Museviler askerlik yap­mazlar, buna karşılık "Cizye" denilen vergiyi verirlerdi. Cizye ye­tişkin ve sağlıklı erkeklerden alınırdı. Genellikle ticaret ve tarım­la uğraşıyorlardı. Islahat Fermanı ile devlet memuru olma hak­kını elde ettiler. OSMANLI TOPLUMUNDA SOSYAL HAREKETLİLİK 1. Yatay Hareketlilik Ülke sınırları içinde insanların bir bölgeden başka bir bölgeye, köyden şehre göç ederek yerleşmesi olayına yatay hareketlilik denir. Bu hareketlerden bir kısmı kendiliğinden gerçekleştiği gi­bi bir kısmı da devletin imar ve iskan politikasının uygulanması sonunda gerçekleşmiştir. 2. Dikey Hareketlilik Dikey hareketlilik, bir kişinin, yönetenlerden yönetilenlere ya da yönetilenlerden yönetenler sınıfına geçiş yapabilmesidir. Yöne­tilen statüsünden yöneten statüsüne geçmenin üç şartı vardı: Müslüman olmak, üzerine aldığı vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek ve padişaha tam bir sadakatla bağlı olmak. •& Yönetenler sınıfına geçebilmenin yollarından biri devşirme sistemiydi. Bu sistemle toplananlar •& Acemi Oğlanlar Ocağı'nda ve Enderun'da eğitim görerek as­keri sınıfa girebilirlerdi. •& Askeri sınıfa geçmenin diğer bir yolu da medrese eğitimi gör­mekti, iyi bir medrese eğitimi görmüş bir kişi adalet, eğitim, din teşkilatları ile sivil bürokraside en üst makamlara gelebilirdi. •& Seferlerde başarı göstererek tımar sahibi olmak ya da kale- miye sınıfına katip olarak girmekte yönetenler sınıfına geçmenin yolları arasındaydı. OSMANLI EKONOMiSi A Osmanlı iktisat Anlayışı Osmanlı ekonomisi, büyük ölçüde tarıma dayalıydı. Bu nedenle Osmanlı iktisat anlayışı da, toprağın iyi değerlendirilmesi, boş bırakılmaması, iyi bir vergilendirme sistemine dayanıyordu. Sı-~ nırların genişlemesi sonucu, ticaret faaliyetleri de Osmanlı ikti-u: sat anlayışına yeni bir değişiklik getirdi. Ticari faaliyetler Osman­lı fetihlerini de yönlendirdi. Amasra, Trabzon ve Kırım'ın fethiyle ipek Yolu, Mısır'ın fethiyle Baharat Yolu Osmanlı kontrolüne geçti. Coğrafi Keşifler sonunda ticaret yollarının değişmesi, kapitülasyonların etkisi ve dış ticaretin yabancıların eline geçmesi gide­rek Osmanlı ekonomisini olumsuz yönde etkiledi. Bu olumsuz gelişmeler karşısında devlet, bazı alanlarda himayeye ve müdahaleye gerek duydu. III. Selim'den itibaren yerli malı kullanılma­sı, paranın dışarıya çıkmaması, güçlü bir para oluşturulması. Türk tüccarların korunması, Osmanlı iktisat anlayışına hakim olmaya başladı B. Osmanlı Ekonomisinin Tabii Kaynakları a. insan : Osmanlı Devleti'nde, üretici kitlelere genel olarak re-© aya deniyordu. Bu nedenle Osmanlı ekonomisinin temel insan kaynağı reaya idi. ilk nüfus sayımı 1831 'de yapıldı. Ancak, daha m önceki dönemler için Osmanlı ülkesindeki nüfus durumunu be-o_ lirten önemli belgeler vardır. Bu belgeler tahrir defterleridir. Os­manlı Devleti, bir bölgeyi ilk fethettiğinde, ya da belirli zaman-w larda bir sayıma tabi tutardı. Tahrir defterleri vergi yükümlüsü er-K kek nüfusu ve ödenmesi gereken vergileri belirlemek amacıyla tutulurdu. -j b. Toprak : Osmanlı Devleti, toprağın büyük bir kısmını miri toprak olarak 2 kendi mülkiyetinde tutuyordu. Devlet toprakların işlenmesini re­ayaya bırakmış ve ekonomik hayatı düzenlerken, her köylü aile­sinin geçimini sağlayacak toprağa sahip olmasına dikkat etmiş­tir. Tımar sistemi içinde bu topraklar çift diye isimlendirilmiştir. Osmanlı Devleti'nde ülke toprakları mülkiyet hakkı bakımından Mülk, Miri ve Vakıf olmak üzere üçe ayrılmıştır. 1. Mülk Arazi: Halkın elinde bulunan, tamamıyla halka ait olan topraklardı. Bu tür topraklar kendi aralarında iki kısma ayrılıyordu: Öşriyye : Müslümanlara ait olan topraklar Haraciyye : Gayri müslimlerin sahip olduğu topraklar 2. Vakıf Arazi: Gelirleri cami. medrese, hastane gibi topluma hizmet veren ku­ruluşların masrafları için ayrılmış olan arazilerdir. Vakıf arazileri­nin alınıp satılması kesinlikle yasak olup devlet tarafından da vergiden muaf tutulmuştur. 3. Miri Arazi: Devlet mülkiyetine geçirilen topraklardır. Mülkiyeti devlete ait olan topraklar ekilip biçilmesi ve işlenmesi amacıyla çeşitli kişile­ re bırakılmıştı. Miri arazi çeşitli bölümlerden meydana gelmiştir. ŞEKİL GİRECEK Osmanlı Devleti dirlik sistemini uygulamakla birçok kazanç elde etmiştir. Dirlik arazisini ekip biçenler (reaya) devlete vermeleri gereken vergiyi devletin göstereceği askerlere, memurlara veya sosyal kurumlara ödemekteydi. Böylece devlet memurlaıı ve as­kerlerin maaşları halk tarafından ödenen vergilerle karşılanıyor­du. Çok düzenli olarak işleyen bu sistem, sürekli kontrol edil­mekteydi. Dirlikleri alıp satma imkanı yoktu. Dirlik sisteminin uygulanmasıyla; & Devlet, üretimi denetimi altına almış ve sürekliliğini sağla­mıştır. "A Eyalet askerleri bu sistem sayesinde yetiştirilmiş, devamlı savaşa hazır bir ordu bulundurulmuştur. •& Ülkenin bayındır hale gelmesi, araziden daha iyi faydalanıl­ması, askeri masrafların azaltılması, böylece gelirlerin artırılma­sı sağlanmıştır. "& Tımar sistemiyle devlet vergi toplama külfetinden kurtulmuş­tur. •& iç ve dış güvenlik sorunu çözülmüştür. Bu sistemle ülkenin her tarafına yayılan askerler sayesinde köylerde bile güvenlik sağlanmıştır. Has ve zeametler, ilgili kişilere görevde kaldığı süre içinde tah­sis edilir, görevlerinin bitiminde dirliği geri alınırdı. Tımarlar ise kanunlara aykırı bir hareketi olmadığı taktirde, sipahilere ömür boyu verilirdi. Sipahinin ölümü üzerine bazı şartlarla mirasçıları­na kalırdı. Topraklar devletin malıydı. Dirlik sahipleri ve sipahi­ler, bölgenin yönetiminden sorumluydu. Dirlik sahibi, dirliğin en önemli temsilcisidir ve kadı denetiminde burayı yönetir, çağrıldı­ğında savaşa giderdi. Dirlik sistemiyle, askerin ihtiyaçlarının bir kısmının karşılan­ması, tarımda yüksek verimlilik, toprağın vergilendirilmesi, toprağın boş bırakılmaması sağlanıyordu. XVI. yüzyılın son­larından itibaren tımar sistemi belirli kişilerin elinde toplanma­ya başladı. 1858 Arazi Kanunnamesi'yle, uzun süre toprağı elinde bulunduran ve işleyenler, onun sahibi oldular. iltizam sistemi: Osmanlı Devleti'nde tımar sistemi içine yerleştirilemeyen faali­yetlerin gerektirdiği parayı sağlayabilmek için tımar sistemi ya­nında birde iltizam usulü uygulanıyordu. XVI. yüzyılda bazı eya­letlerin vergilerinin açık artırma yoluyla belirli bir bedel karşılığı peşin olarak mültezim adı verilen kişilere bırakılmasına iltizam denirdi. Bu sistem ilk defa Kanuni zamanında, Sadrazam Rüstem Paşa tarafından uygulandı. Devlet, uzak bölgelerin vergi gelirlerini açık artırmayla nakit olarak satmış, eyaletlerdeki askerler ve yö­neticilerin maaşlarını ödemiştir. C. Üretim a. Tarım Osmanlı ekonomisinin en önemli kolu tarımdır. Osmanlı toplu­mu genelde bir köylü toplumuydu. Tarım politikasını belirleyen en önemli uygulama, tımar sistemiydi. Bu sistemde toprağın mülkiyeti devlete, işleme hakkı köylüye, vergisi sipahiye aitti. Köylü, toprağı sürekli işleme, miras bırakma hakkını devam etti rebilmek için bazı yükümlülükleri yerine getirmek zorundaydı: 1. Sebepsiz olarak toprağını terk edemezdi. 2. Toprağını sebepsiz olarak üç yıl üst üste boş bırakamazdı. Eğer bırakırsa, toprak kendisinden alınırdı. 3. Öşür ve diğer vergileri sipahiye ödemek zorundaydı. Bu yükümlülüklere karşı devlet de halkın güvenliğini korumak ve düzeni sağlamakla görevliydi. Vergiyi toplamakla görevli olan sipahinin de reayaya karşı yükümlülükleri vardı: 1. Köylünün güvenliğini sağlamak, 2. Üretim araçlarını temin etmek, 3. Tohum ve gübre ihtiyaçlarının karşılanmasında köylüye yar­dımcı olmak, 4. Köylünün vergisini en kolay şekilde ödemesini sağlamaktı. b. Hayvancılık Hayvancılık tarım ekonomisinin ve genel ekonominin önemli unsurlarından biridir. Osmanlı döneminin teknolojik seviyesi içinde hayvan, ulaşım ve üretimin en önemli güç kaynağıdır. Hayvancılık, daha çok Doğu, Orta ve Batı Anadolu'daki göçebe­ler tarafından yapılmaktaydı. Adet-i Ağnam adıyla önemli bir miktar teşkil eden hayvanlar için vergi alınıyordu. c. Sanayi 1. Esnaf Teşkilâtı: Esnaf ve zanaatkarların, çalışma ve pazar sorunlarını çözmek, mesleğe yeni eleman yetiştirmek amacıyla Lonca Teşkilâtı ku­rulmuştur. Loncaların dışında, esnaflık ve zanaatkârlık yapmak mümkün değildi. Loncalar, devletçe belirlenen kurallara uymak zorundaydı. 2. Üretim Dalları: En gelişmiş sanayi dalı dokumacılık ve deri işlemeciliğiydi. Bu­na paralel olarak sanayide boyacılık gelişmişti. Avrupa sarayla­rından bile kumaşlarını boyatmak için Osmanlı ülkesine gönde­renler oluyordu. D. Ticaret a. Osmanlılarda Ticaret ve Tüccar ipek ve Baharat yollarıyla gelen mallar, Türk tüccarları tarafın­dan Avrupa'ya nakledilirdi. Karadan yapılan ticaret, kervanlarla gerçekleştiriliyordu. Ticaret, devlet tarafından teşvik edilir ve ti­caret eşyasından alınan vergiler son derece düşük tutulurdu. b. Ticaret Yolları Osmanlı toprakları, ipek ve Baharat yolları üzerinde bulunuyor­du, istanbul - Halep, istanbul - Diyarbakır ve istanbul - Erzin­can - Erzurum - Kars arasındaki yollar en önemli ticaret yollarıy­dı. Bu yollar üzerinde, kervansaraylar ve hanlar bulunuyor, bu­ralarda güvenlik derbentçiler tarafından sağlanıyordu. Ticaret merkezleri arasındaki posta ve haberleşme, menzil teşkilâtı ta­rafından yapılıyordu. Ticaret yolları üzerindeki köy ve kasabalar­da, haberleşmede hız sağlamak için dinlenmiş binek hayvanla­rı bulunuyordu. Bu görevlerine karşılık, o köy ve kasabalar bazı vergilerden muaf tutuluyordu. Ticaret yollarının geçtiği yerlerde, taşımacılığı meslek edinmiş mekkari taifesi bulunuyordu. Bun­lar üzerine aldıkları görevi yerine getiremediğinde cezalandırılı­yordu. Ticari hayatın canlı olduğu yerlerde kapan hanları bulu­nuyordu. Buralarda temel ihtiyaç maddeleri toptan satılırdı. Ka­panda satılan mal sadece un ise, ''un kapanı" adını alırdı. c. Ticari Emtia Üretim yapılıp pazarda belli bir değer karşılığı satılan eşyaya mal veya çoğulu olan emtia denir. Osmanlı Devleti. XVI. yüzyı­lın sonlarına kadar ekonomik yönden kendine yeterliydi. Bu ne­denle dışarıya mal satma veya dışarıdan mal alma ihtiyacı duy­mamıştı. Bazı yıllarda fiyatların yükselmesini engellemek için dı­şarıya mal satmak yasaklanıyordu, ihraç edilen başlıca mallar: Buğday, pamuk, yün, deri, balmumu, tuz, çeşitli madenler, ke­reste, ipekli ve pamuklu kumaşlardı. E. Kamu Ekonomisi (Osmanlılarda Bütçe) Osmanlı Devleti'nde ilk mali teşkilât, I. Murat zamanında kurul­muştu. Bu durum, Osmanlıların ilk yıllarından itibaren bütçe dü­zenlemesine önem verdiklerini gösterir. a. Şer'i vergiler: Dini kaynaklı vergilerdir. 1. Öşür: Müslüman üreticilerden. 1/10 oranında alınan arazi ve ürün vergisidir. 2. Haraç: Gayr-i müslimlerden alınan arazi ve ürün vergisidir. 3. Cizye: Baş vergisi de denilen bu vergi sadece askerlik yapa­cak durumda olan Gayr-i müslim erkeklerden alınan sosyal gü­venlik ve himaye vergisidir. Kadın, çocuk, ihtiyar ve düşkünler­den alınmazdı. b. Örfi vergiler: Padişahın iradesiyle toplanan vergilerdir. Ra-iyyet Rüsumu da denilen bu vergiler üreticinin konumuna göre toplanırdı. 1. Resm-i Çift: Çiftçinin elinde bulunan toprakların karşılığında alınan bir vergidir. Vergi miktarı arazinin büyüklüğü ve çiftçinin evli - bekâr oluşuna göre belirlenirdi. 2. Çift Bozan: Toprağını mazeretsiz olarak terkeden ya da üç yıl üst üste boş bırakan köylüden alınan vergidir. 3. Adet-i Ağnam: Hayvan vergisidir. Sipahiler tarafından topla­nan bu verginin miktarı, hayvan sayısı ile orantılı olarak belirle­nirdi. 4. Bâc-i Bâzari: Pazar yerlerinden alınan bir vergidir. 5. Resm-i Mücerret: Bekârlardan alınan vergidir. 6. Resm-i Bennak: Evlilerden alınan bir vergidir. 7. Resm-i Ispençe: Gayr-ı müslim halkın erişkin erkeklerinden alınan bir vergidir. Müslümanlardan alınan Resm-i çift karşılığı­dır. 8. Resm-i Arus: Sipahiler tarafından, tımar arazilerinde yaşa­yan kadınların evlenmeleri esnasında kocalarından alınan ver­gilerdir. 9. Niyabet Rüsumu: Yöneticilerin halktan aldığı bir vergi çeşi­didir. Suçlulardan alınan Cerimeler de bu vergiye dahil edilen vergidir. Bu vergilere Bâd-ı Hava vergileri de denilmiştir. Bu ve benzeri vergilerin dışında bir de olağanüstü durumlarda toplanan Avarız vergisi vardır. Fiyat artışlarının nedenleri : 1. Savaşların uzun sürmesi, 2. Köylülerin topraklarını terketmesi, ' . 3. Tımar sisteminin bozulması ve bunların sonucunda üretimin tüketimi karşılayamamasıdır. Böylece paranın satın alma gücü azaldı ve enflasyon ortaya çık­ tı. Fiyatların artmasının bir başka nedeni de, devletin yasakla­ masına rağmen kaçak yollardan Avrupa ülkelerine mal satmak olmuştur. __ Fiyat artışlarını engellemek için devletin aldığı önlemler: 1. Ham gümüşün kullanımı sınırlandırıldı ve dışarı çıkışı ya­saklandı. 2. Yeni paraların piyasaya çıkması üzerine eski paralar ve gümüşler toplandı. 3. Sahte para basımı engellenmeye çalışıldı. 4. Sarraflara işleyebilecekleri kadar gümüş verildi. Ancak bu tedbirler sonucunda da istenilen sonuçlar alınamadı. Osmanlı parası 1580'lerden itibaren büyük bir değer kaybına uğradı ve ilk para düzeltmesi yapıldı. XVIII. yüzyılda Osmanlı para birimi olan akçe, değer kaybından dolayı piyasada görülmez hale geldi. XIX. yüzyılda Osmanlı para sisteminde bazı değişiklikler yapıla­rak, ilk kez 1839'da "Kaime-i nakdiyye-i mutebere" adıyla kâğıt para basıldı. Bu kâğıt paranın karşılığı olmayıp, bono gibi kul­lanılması düşünülmüştü. 1844'te Devlet Darphanesi para bas­ma konusunda tek yetkili kılındı. Bu düzenlemelerden sonra te­mel para birimi Mecidiye ve Guruş oldu. OSMANLILARDA KÜLTÜR VE SANAT Klasik Osmanlı Türk toplumu ve kültürünün temelini; •& 1071 Malazgirt Zaferi'nden bu yana Türkleşen Anadolu, •£ Ahiler, gaziler, esnaf ve sanatkârlar, •& islâm dini, & Padişahların izledikleri temel kültür politikası, •& Türk örfü ve geleneği meydana getirmektedir. Osmanlı Devleti; askeri, adli, sivil ve idari teşkilatının en önemli unsurlarını Selçuklulardan almıştır. Osmanlı müesseselerinde kısmen ilhanlılar ve Memlüklerin de etkisi olmuştur. Osmanlı dö­nemi Türk kültürü, genel itibariyle coğrafyaya hakim, dış kültür değerlerini kendi bünyesinde birleştiren ve onları geliştirerek ye­ni bir mana kazandıran özellik taşır. Osmanlı hazinesinde toplanan bu gelirler jr Devlet adamları, askerler ve bilim adamlarının maaşları­nı ödemede, "ur Bayındırlık hizmetleri ve askeri harcamalarda kullanılıyordu ilk resmi Osmanlı bütçesini hazırlayan Tarhuncu Ahmet Paşa kısmen başarılı olmuşsa da bu durum uzun sürmemiştir. F. Osmanlılarda Para ve Fiyat Hareketleri Osmanlı tarihinde ilk para Osman Bey zamanında ilk gümüş ak­çe Orhan Bey, ilk altın para Fatih Sultan Mehmet tarafından bastırıldı. Bu arada Osmanlı parasının yanı sıra yabancı altın ve gümüş paralar da kullanılıyordu. Bunun nedeni ise, Osmanlı ülkesinde altın ve gümüş madenlerinin az bjlunmasıydı. Coğ­rafi Keşiflerin sonunda Avrupa'dan gelen çok miktardaki altın ve gümüşün Osmanlı topraklarına girmesi XVI. yüzyıl sonlarında Osmanlı parasının değer kaybetmesine neden oldu. Fiyat artış­larının iç ve dış nedenleri vardır. OSMANLILARDA EĞiTiM VE ÖĞRETiM Osmanlı Devleti'nin klasik döneminde, temel bilim kurumu med­reseydi. Burada hem akli, hem de nakli ilimler okutuluyordu. Nakli ilimler, islâm dinine ilişkin bilgilerdir. Bunlar; Kur'an, Tef­sir, Hadis, Fıkıh ve Kelam'dı. Akli ilimler ise; bir yönüyle Allah'ın varlığını ve yüceliğinin delillerinden, diğer yönüyle dünya düze­nini açıklayan bilimlerdir. Bunlar; Felsefe, Matematik, Astrono­mi, Fizik, Kimya, Biyoloji, Coğrafya gibi ilimlerdir. Medreselerin dışında, tekke, dergah, cami. lonca, sıbyan mektepleri, saray okulları ve konaklarda da eğitim yapılırdı. OSMANLILARDA EĞiTiM VE ÖĞRETiM KURUMLARI a. Enderun Devlet memuru, idareci, komutan ve sanatkâr yetiştirmek ama­cıyla kurulan bu saray okulu ilk olarak II.Murat döneminde Edir­ne Sarayfnda açılmıştı, istanbul'un fethinden sonra Topkapı Sarayı'nda faaliyetlerine devam etti. 1833'te yeni düzenlemeler yapılan okul 1910'da kapatıldı. Devşirme sistemiyle toplanan çocuklar, burada iyi bir Müslü­man, güvenilir ve nitelikli bir devlet adamı veya usta sanatkâr olarak yetiştirilirdi. Osmanlılara tâbi olan ülkelerin rehine olarak gönderdiği çocuklar da Enderun'da eğitilirdi. Daha sonraları En­derun'a Müslüman çocukları da alındı. b. Medrese Osmanlı Devleti'nin dayandığı sistemlerin temel düşüncesini ve­ren eğitim ve öğretim sisteminin temel kurumu medresedir. Eği­timin ilk basamağı Sıbyan Mektebi (mahalle mektebi) idi. He­men hemen her mahallede ve cami yanında Sıbyan Mektebi vardı. Burada öğrencilere Kur'an okutulur, islâm dininin ilk bilgi­leri verilirdi. Yeteneklilere okuma-yazma öğretilirdi. Medreseler, XVI. yüzyılın sonlarına doğru bozulmaya başladı. Bozulmanın nedenleri şunlardır: 1% Müsbet bilimlerin giderek okutulmaması & Kanunlara aykırı olarak medreselere müdahale edilmesi "A Medrese ile ilgisi olmayanlara müderrislik verilmesi ve ule­ma çocuklarına daha beşikte iken müderrislik payesi verilmesi­dir. c. Askeri Eğitim Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde askeri kuvvetler aşiret as­kerlerinden oluşuyordu. Kapıkulu ordusuna, önceleri savaşlarda esirlerin gençleri ve askerliğe elverişli olanları alınıyordu. Anka­ra Savaşı'ndan sonra Pencik oğlanı bulma zorlukları ortaya çık­tı ve Osmanlı topraklarında yaşayan Hristiyan ailelerden alına­rak "devşirme usulü" uygulanmaya başladı. Kapıkulu Ocağı'na alınacak kişiler, Türk ailelerin yanında Türk-lslâm kültürüne gö­re yetiştirilirdi. Bu gelişmelerden sonra Acemi Oğlanlar Oca-ğı'nda eğitilen devşirmeler, Kapıkulu ocaklarına ve Enderun'a gönderilirdi. XVII. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı Devleti'nde başlıca tophane, kılıçhane, cambazhane ve kumbarahane gibi kurumlarda askeri eğitim ve öğretim veriliyordu. EĞiTiM VE ÖĞRETİMDE GELiŞMELER YENİLİKLER Eğitim ve öğretim XIX. yüzyılda Osmanlı eğitim kurumlarını dört bölümde inceleyebiliriz: /. Eskiden beri devam eden medreseler. Buralarda programlar dünyadaki ilmi ve teknolojik gelişmelerden habersiz bir şekilde devam ediyordu. 2. XVIII. yüzyılda kurulmaya başlayan önce askeri ve XIX. yüz­yılda kurulan yeni tarz sivil okullar 3. Azınlık ve yabancı okulları 4. Osmanlı vatandaşlarının açtığı okullar Islahat Fermanı eğitim alanında yenileşmede önemli bir dönüm noktası oldu. 1857'de Maârif-i Umûmiye Nezareti (Genel Eğitim Bakanlığı) kurularak Milli Eğitim Bakanlığı'nın temeli atıldı. Bu gelişmeden sonra ilk defa Eğitim Bakanı kabineye girdi. 1861'de Nizam-nâme çıkarılarak Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye dışındaki okullar Maârif-i Umûmîye Nezâreti'ne bağlandı. Böylece askeri ve sivil okullar birbirinden ayrıldı. a. Askerî Kurumlar 1845'te Harp Okulu'na öğrenci yetiştirmek için Askerî Liseler açıldı. Günümüze kadar devam eden istanbul'da Kuleli, Bur-sa'da Işıklar ve izmir'de Maltepe Askeri Liseleri bu dönemde ku­ruldu. 1849'da Harbiye Mektebi'nde Veteriner bölümü açıldı. 1875'te Askeri Ortaokullar açıldı. Ayrıca ord'jnun kurmay subay ihtiyacını karşılamak için kurmaylık bölümü açıldı (1845). b. Sivil Kurumlar II. Mahmut tarafından zorunlu hale getirilen ilköğretim istanbul dışında uygulanamadı, ilköğretim Sıbyan Mektebi (Anaokulu), iptidaiye (ilkokul) ve Rüşdiye (Ortaokul) şeklinde üç kademeli düşünüldü. 1861'de istanbul'da ilk Kız Rüşdiyesi açıldı. Bu tari­he kadar kızların yaygın olarak okula gitmedikleri görülmektedir. 1867 den sonra bu okullara Müslüman öğrencilerin yanında Hrisliyan öğrencilerde alındı. Rüşdiye'yi bitirenlerin gittiği idadi­ler 1872'de kuruldu. idadilerin üstünde eğitim verecek Sultaniler ilk kez 1868'de Ga­latasaray Sultani'si adıyla açıldı. Bu okulun yönetimi ve progra­mı Fransızlara verildi. Rüşdiyeler ile Darülfün'un (Üniversite) arasında eğitim vermek üzere 1849'da DarülmaarifOkulu açıldı. Bu okul devlet memuru da yetiştirecekti. 1876'da Darül mualli-mat (Kız Öğretmen Okulu) açıldı. 1873'te yetim Müslüman ço­cukların eğitimi için Darüşşafaka, 1850'de Encümen-i Daniş (ilimler Akademisi) açıldı. c. Meslekî Kurumlar 1874'te Sultani Mektebi'nde bir sınıf ayrılarak Hukuk Mektebi açıldı. 1860'da Ticaret Okulu açılmak istendi. Ancak başarılı olu-namadı. Tarım alanında ilk okul Ameli/ Ziraat Mektebi oldu (1847). Orman Mektebi (1870) ve Bursa'da Koza Okulu açıldı. Tanzimat döneminde önem kazanan Telgrafçılık Okulu açıldı. Mithat Paşa'nın girişimleriyle Niş ve Rusçuk'ta yetim çocuklara sanat öğretmek için Islahhaneler açıldı, ilk Sivil Tıp Okulu 1866'da, Eczacı Okulu 1867'de açıldı. Heybeüada'da Kaptanlık Okulu açıldı (1870). Mithat Paşa'nın çalışmalarıyla Sanayi Mektebi kuruldu (1868). Ayrıca Kız Sana­yi Mektebi de kuruldu. d. Azınlık ve Yabancı Okulları Azınlıklara kültür, eğitim ve inanç özgürlüğü tanıyan Osmanlı Devleti, okul açma izni de verdi. Azınlık okulları, Patrikhaneler ve Hahamhaneler aracılığıyla yönetildi. Bu okullarda bağlı bu­lunduğu kilisenin papazı veya havranın hahamı ders veriyordu. Bağımsız ilk Ermeni Okulu 1790'da Kumkapı'da açıldı. 1824'ten sonra Ermeni Patrikhanesi'nin emriyle Ermeniler Anadolu'nun en küçük yerleşim birimlerine kadar okullar açtılar. Yahudi Cemaati'ne ait havraların dışında ilk modern okul 1854'te istanbul'da Musevi Asri Mektebi adıyla açıldı. 1875'ten sonra Alyans Israilit'in gayretleriyle birçok okul açıldı. Kapitülasyonlardan faydalanarak Osmanlı ülkesinde okul açma imtiyazını elde eden yabancı ülke misyonerleri akın akın toprak­larımıza gelerek çalışmalara başladılar. Önceleri dini nitelik taşı­yan kiliselere bağlı olarak kurulan okulların yanında Elçilik Okul­ları da açıldı. Bu okullar zamanla amacından saparak yabancı devlet okulları haline geldi ve Osmanlı Devleti aleyhine çalışma­ya başladılar. Katoliklerin koruyucusu olan Fransa ülkemizde ilk okulu 1583'te açtı (Saint Benoit). Bu okul Osmanlı topraklarında açılan ilk yabancı okuldur. ingilizler, Suriye ve Lübnan'da okullar açtı. Değişik yerlerde açı­lan ingiliz okullarından Nişantaşı'nda ingiliz Erkek Lisesi (1905), Beyoğlu'nda açılan ingiliz Kız Ortaokulu (1857) Türkiye Cumhu-riyeti'ne devredilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, 1830'da Osmanlı Devleti'yle yaptığı antlaşmayla en ayrıcalıklı yabancı devlet haline geldi. Ermeni­lerle işbirliği yapmayı kendisi için daha uygun gören ABD, Erme­nileri kullanarak Anadolu'da etkinlik kazanmak için birçok okul açtırdı. 1863'te Robert Koleji açıldı. Bu okul Türk eğitimi için mo­dern bir örnek teşkil etti. ABD, Osmanlı topraklarında sayı itiba­riyle şaşırtıcı miktarda okul açmıştır. 1904 itibariyle 465 Ameri­kan okulunda 22.867 öğrenci bulunuyordu. italya kendi soydaşları için 1861'de istanbul'da ve 1863'te Ha­tay'da okul açtı. Osmanlı ülkesinde yaşayan Alman azınlıklar Avusturya eğitim kurumlarından faydalandı. Ancak 1871'de birliğini sağladıktan sonra kendi kültürünü yaymak için Almanlar da okullaraçtı. e.Darulfunun(Üniversite)1862’de burada halka açık dersler verilmeye başlandı.1870’te Darulfunun İstanbul’da resmen açıldı.Ancak Darulfünun 1871’de kapatıldı ve tekrar 1900’de açıldı. XIV. ve XVI. Yüzyıl Osmanlı Kültür ve Uygarlığı Devlet Yönetimi Padişah Osmanlı Devleti'nin yönetimine Al-i Osman diye adlandırılan Osmanlı ailesi dışında başka bir sülaleden hükümdar getirilmemiştir. Devletin ve milletin devamı ilkesine uyularak, bir isyan çıkmasının önüne geçmek amacıyla diğer şehzadeler öldürülürdü. Bu nedenle yıkılışına kadar, Osmanlı Devleti'nde Roma ve Bizans'ta olduğu gibi bir çok sülale iş başına geçmemiştir. I. Ahmet Dönemi'nden itibaren, kardeş katli kaldırılarak, oda hapsi uygulaması başlamıştır. Padişah, törelere göre, bütün güç ve kudreti elinde bulunduran ve memleketin sahibi sayılırdı. Padişah, şer'i hukuka aykırı olmamak şartıyla, birtakım hükümler verir, bunlar örf olarak adlandırılırdı. Padişahlar aynı zamanda ordunun başkomutanı idi. XVI. yüzyıla kadar padişahlar, şehzadelikleri döneminde savaşlara katılır, ülke idaresi ve savaş teknikleri konusunda tecrübe kazanırlardı. Padişahlar, dini anlamda yetkilere de sahiptiler. Bu yetki Yavuz Sultan Selim'in, Mısır'ı alması ile Halife-i Müslimin, yani Müslümanların halifesi sanı ile belirtilmişti. Padişah çocuklarına, çelebi veya şehzade denir, şehzadeler, babalarının sağlığında büyük bir sancağa tayin edilirdi. Buralarda, başlarında da "Lala" denilen devlet adamları olmak üzere, devlet yönetimi konusunda yetiştirilirlerdi. Her şehzade hükümdar olma hakkına sahipti. Tahta çıkma konusunda herhangi bir veraset sistemi yoktu. Osman Bey ve Orhan Bey döneminde padişahlık hakkı hanedanın bütün erkek üyelerine aitti. Ancak, I. Murat döneminden itibaren padişahlık, padişah ve oğullarına bırakılmış, bu durum şehzadeler arasında zaman zaman taht kavgalarına sebep olmuştu. Fatih Kanunnamesi'nde bu durum; "şehzadelerin hangisine saltanat nasip olursa onun tahta geçeceği" şeklinde belirtilmiş, böylece bu kanunname ile kardeş katli yasallaşmıştır. I. Ahmet dönemi ile birlikte, ekber ve erşad yani en akıllı ve en yaşlı kişinin tahta geçmesi kuralı getirilerek veraset sistemi belirgin bir duruma gelmişti. Osmanlı padişahları Halifelik yetkilerini ilk defa 1774'te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'nda Kırım Müslümanlarını dini açıdan kendilerine bağlıyarak kullanmışlardır. Merkez Yönetimi Saray XV. yüzyılla birlikte Osmanlı Devleti giderek gelişmiş ve büyümüş, buna paralel padişahların oturduğu saraylar da büyümüş ve ihtişamı artmıştı. Bursa'nın başkent olduğu dönemlerde, burada bir saray yapılmış, ardından Edirne'nin alınması ile buraya da saraylar yapılmaya başlanmıştı. Fatih'in İstanbul'u fethi ile, önce bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu alana, Saray-ı Amire yani "büyük saray" diye bilinen bir saray yapılmış, zamanla bu sarayın yetersiz kaldığına inanılarak, yine Fatih döneminde Topkapı Sarayı'nın yapımına başlanmıştı. Dört tarafı duvarlarla çevrili olan bu saray,değirmenleriyle, fırını ve bostanıyla, silah depolarıyla, ahırlarıyla, mescidleriyle adeta bir kasabayı andırmaktaydı. Bu dönemde saray, padişahın ailelerine ayrılan harem, devşirmelerden ve savaşlarda esir alınıp yetiştirilen gençler ve gönüllülerden oluşan Enderun ile sarayın dış hizmetlerine bakanlar için ayrılan Birun olmak üzere üç ana bölümden oluşurdu. Birun Osmanlı Devleti'nin zamanla gelişip büyümesi sonucu, başlangıçta basit ve sade olan saray teşkilatı yetersiz kalmış, sınırların hızla büyümesi ile devlet memurlarının sayısı artmıştı. Bu durum saraya da yansımış, saray görevlilerinin sayıları da artmıştı. Bu durumda iki terim ortaya çıkmıştı; Enderun ve Birun. Farsça bir kelime olan ve "dış" analamına gelen Birun, Osmanlı sarayında dış hizmetlere bakan, sarayda yatıp kalkmak zorunda olmayan padişah hocası, hekimbaşı, cerrahbaşı, hünkar imamı gibi kişilerin bağlı olduğu kısımdı. Bu insanlara "Birun Halkı" ya da "Dış Halkı" denirdi. Birun Halkı, Enderun Halkı'na göre daha üst seviyede idi. Birun terimi Tanzimat'ın ilanı ile kullanılmamaya başlanmıştı. Enderun Farsça bir kelime olan Enderun "iç" anlamına gelir. Enderun ve Enderun'a mensup halk, devşirme denilen hristiyan çocukları ile savaşlarda esir alınıp yetiştirilen gençler ve gönüllülerden oluşurdu. Devşirme kanununa göre sekiz ve on sekiz yaşları arasında toplanan ve daha sonra boy, gösteriş, ahlak ve zeka olarak seçilen bu bu gençler, önce Edirne Sarayı, Galat Sarayı ve İbrahim Paşa Sarayı gibi saraylarda Türk-İslam adet ve geleneklerine göre yetiştirilir, ardından Enderun'daki ihtiyaca göre buraya alınıp, kendilerine birer oda tahsis edilir, saray adabını öğrendikten sonra, yeteneklerine göre devlet memurluklarına atanırlardı. Bu odaların en önemlisine Hasoda denirdi. Kısaca Enderun, Osmanlı Devleti'ne, devlet memuru yetiştiren bir okuldu. Harem Arapça'da girilmesi yasak ve kutsal olan yer anlamına gelen harem, Osmanlı saray yapısında önemli bir yer tutar. Harem-i Humayun veya Harem Dairesi adı verilen bu kısım da tamamen padişah kadınlarına ayrılmıştı. Haremde bulunan kadınlar, Harem Ağası denilen, erkekliği yok edilmiş kişilerin kontrolündeydiler. Hareme alınacak kadınlar itina ile seçilir, bunlar ya değişik ırklardan seçme güzel kadınlar, ya da padişaha bazı devlet adamlarının göndermiş olduğu kadınlardan oluşurdu. Bununla birlikte bir takım cariyeler, yani savaşlarda esir alınan kadınlar da, Harem Ağası'nın seçimi ile hareme girebilirlerdi. Harem-i Humayun aynı zamanda bilinenin aksine, padişahın giyim ve kuşamı dahil tüm özel işlerinin düzenlendiği bir kurumdu. İstanbul Yönetimi İstanbul, Osmanlı Devleti için kuruluş yıllarından itibaren hem siyasi hem de ticari açıdan önemini korumuştu. 1453 yılında İstanbul'un fethi ile, Osmanlı Devleti'ne başkentlik yapmaya başlayan şehir, Osmanlı tarihinde "payı taht-ı saltanat", yani "saltanatın başkenti" olarak anılmıştır. İstanbul, ülke yönetiminde özel bir yere sahipti. Bütün merkez teşkilatının bulunduğu İstanbul'a özel memurluklar vardı. Bunlardan bazıları; İstanbul Ağası, İstanbul Kadısı, Şehremini idi. Yeniçeri Ağası'nın bir gmrevi de İstanbul'un güvenliğini sağlamaktı. İstanbul Kadısı, şehirdeki şer'iyye mahkemelerinin başında bulunan, yani adalet işleri ile uğraşan kişi idi. Bu arada şehirde bulunan saray ve hükümete ait binaların onarım ve tamir işlerine bakan kişiye "Şehremini" denirdi. Divan-ı Hümayun Osmanlı Devleti'nde bugünkü anlamda Bakanlar Kurulu, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi gibi devlet kurumlarının görevlerini yerine getiren ve bizzat padişahın başkanlık yaptığı, birinci derecede devlet işlerinin görüşüldüğü divana Divan-ı Hümayun denir. Selçuklu, İlhanlı gibi Türk Devletlerinden örnek alarak oluşturulan Divan Teşkilatı ilk defa Orhan Bey zamanında kurulmuştu. Fatih Sultan Mehmet'e kadar divana padişahlar başkanlık ederken, Fatih'ten sonra divana sadrazamlar başkanlık etmeye başlamıştı. Divan, padişah nerde ise orda kurulurdu. Fatih devrine kadar Divana padişahlar başkanlık ederken, bu tarihten itibaren Vezir-i Azamlar başkanlık yapmış, padişah divan toplantılarını kafes arkasından dinlemişti. Divan toplantılarında, birinci veya ikinci derecede siyasi, idari, askeri, örfi, şer'i, adli, mali işlerle birlikte, halkın şikayetleri ve davaları görüşülüp karara bağlanırdı. Divan hangi din ve mezhepten olursa olsun herkese açıktı. Divan üyelerinin başında, asli üye olarak kabul edilen; Vezir-i Azam, Vezirler, Kadıaskerler, Defterdarlar ve Nişancı sayılabilir. Bunlardan başka, Rei'sü'l Küttab, Kaptan-ı Derya, Yeniçeri Ağası da toplantılara katılırdı. Şeyhülislam Divan üyesi değildi. Seyfiyye Divanda padişaha ait yetkileri kullanmak üzere görevlendirilen sınıflardan biri olan Seyfiyye (ehl-i Örf), yürütme gücünü elinde bulunduran sınıftı. Seyfiyye; Sadrazamdan, en alt rütbedeki kapıkulu ve tımarlı sipahiye kadar uzunan bir sınıftı. Bu sınıfın Divan-ı Hümayun'daki temsilcileri vezirlerdi. Sadrazam Bugünkü anlamda başbakana eş olan Vezir-i Azam, Osmanlı Devleti'nin başlangıçta sayısı bir olan vezirlerin giderek sayısının artması üzerine, birinci vezire verilen addır. Vezir-i Azam, diğer Vezirler ve devlet ileri gelenlerinin başı ve hepsinin en ulusu sayılırdı. Vezir-i Azam, padişahın da mutlak vekiliydi. Vekilliğin işareti ise padişah tarafından kendisine verilen mühü, yani Mühr-ü Hümayun idi. Fatih devri ile birlikte divana başkanlık etmeye başlayan Vezir-i Azamlar, padişah savaşa gitmediği zamanlarda da ordu komutanı olarak sefere çıkar ve Serdar-ı Ekrem ünvanı alırdı. Vezir-i Azamlar XVI. yüzyılla birlikte, en büyük vezir anlamına gelen Sadr-ı Azam diye anılmaya başlanmış, sadrazamların yönetimdeki ağırlığı XVII. yüzyılla birlikte giderek artmıştı. Bu dönemde sadrazamlar devlet işlerini kendi saraylarında yönetir olmuş, bu nedenle sadrazam sarayı, "yüksek kapı" anlamında olan "Bab-ı Ali" denmeye başlanmıştı. Vezirler Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında vezir sayısı birdi. Zamanla vezirlerin sayıları artarak, Orhan Bey döneminde iki, Fatih döneminde dört, Kanuni döneminde yedi olmuştur. Vezir sayısının çoğalması ile birinci vezire Vezir-i Azam denmiştir. Kaynaklara göre ilk Vezir-i Azam, Çandarlı Halil Hayrettin Paşa'dır. Vezirler Divan-ı Hümayun'da Kubbe Altı'nda toplanıp kendilerine verilen görevlerle uğraştıkları için, Kubbe Veziri veya Kubbenişin diye de adlandırılmışlardır. Divanın doğal üyeleri olan Vezirler, üç tuğ taşır, maaş yerine kendisine tahsis edilen Has gelirlerinden faydalanırlardı. Kaptan-ı Derya Osmanlı Devleti'nde donanmanın başında bulunan kişiye Kaptan-ı Derya denirdi. Kaptan-ı Derya, divan üyesi olmakla birlikte, sadece İstanbul'da olduğu zamanlarda toplantılara katılırdı. Osmanlı Devleti, kuruluş yıllarında sınırları denizlere ulaşıp, denzi ötesi fetihlere başlanınca, gemiler yapmak ihtiyacı doğmuş, yapılan gemilerin her birine de "reis" ünvanı ile birer kaptan atanmıştı. Bu resilerin başındaki kişiye de "Derya Beyi" denmişti. Donanma büyüdükçe, donanmanın başında bulunan komutana Kapan-ı Derya denmeye başlanmıştı. Osmanlı Devleti'nde ilk Kaptan-ı Derya, Orhan Bey zamanında atanmış, bu göreve ilk gelen kişi de Karasioğulları kökenli, "Karamürsel Paşa" olmuştu. Tanzimat'ın ilanı ile birlikte Kaptan-ı Derya, Bahriye Nazırı olarak anılmaya başlandı. Yeniçeri Ağası Divan üyelerinden biri olan Yeniçeri Ağası, Yeniçeri Ocağı'nın en üst kademedeki komutanıydı. Yeniçeri Ağası, hem Yeniçeri Ocağı hem de Acemi Ocağı işlerinden sorumluydu. Ayrıca İstanbul'un asayişinden de sorumlu olan Yeniçeri Ağası, padişahın Cuma Selamlığı'na çıkışında, emrindeki Yeniçeriler ile namaz çıkışında selamlıkta bulunurlardı. Savaşlarda padişahın koruyucusu ve en yakın askeri olan Yeniçeri Ağası, Yeniçeri Ocağı'nın komutanı olması ve padiaşhın tahtta kalmasının çoğu zaman Yeniçerilerin elinde olması nedeniyle, padişahın bir numaralı adamı idi. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ile Yeniçeri Ağalığı da tarihe karışmıştır. İlmiyye Divanda padişaha ait yetkileri kullanmak üzere görevlendirilen diğer bir sınıftı. Ehl-i Şer olarak da bilinen İlmiyye sınıfı, medrese eğitimi almış alimlerden oluşurdu. Bu sınıfın devlet içindeki görevleri; tedris (bilgi aktarma), kaza (İslam hukukuna göre hüküm verme) ve ifta (yapılan işlerin şeriata uygun olup olmadığını kontrol etme) idi. İlmiyye sınıfının Divan-ı Hümayun'daki temsilcisi Şeyhülislam yani müftüydü. Şeyhülislam Şeyhülislam; kendisine sorulan genel veya özel konulardaki şeriata veya hukuka ait noktalara, Hanefi Mezhebi'ne göre cevap veren kişiydi. Verdiği bu cevaba da "feta" denirdi. Şeyhülislam'ın ilk defa ne zaman görevlendirildiği bilinmemektedir. Bazı kaynaklara göre şeyhülislam veya müftü tabiri ilk defa II. Murat zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Yine kaynaklarda geçen ilk şeyhülislam, II. Murat dönemindeki Molla Şemseddin Fenari'dir. Osmanlı Devleti'nde, 1920'de bu göreve getirilen son Şeyhülislam, Medeni Mehmet Nuri Efendi'ye kadar toplam 129 kişi bu makama geçmiştir. Osmanlı tarihinde birçok Şeyhülislamın padişaha ters düştüğü veya ona sert söz söylediği görülmüştür. Örneğin, Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi, kendisine görüşme teklif eden II. Bayezit'in teklifini reddetmişti. XVIII. yüzyıl ile birlikte bir ülkeye savaş ilan edilip edilmemesi Şeyhülislam'ın fetvasına göre belli olmaya başlamıştı. Önceleri Divan üyesi olmayan Şeyhülislamlar, XVI. yüzyıl ile birlikte Divan'a katılmaya başlamışlar, protokolde Kazaskerlerden sonra gelmişlerdi. Kazasker Kaynaklara göre, Osmanlı Devleti'nde, 1362'de I. Murat zamanında kurulan Kazaskerlik makamı, ilk defa Abbasiler döneminde görülmüştür. Anadolu Selçuklu Devleti'nde de benzer bir makam göze çarpar. Yine kaynaklara göre Osmanlı Devleti'nde Kazaskerlik makamına ilk kez Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil getirilmiştir. Kazasker'in anlamı; asker kadısı, ordu kadısıdır. 1480'e kadar Kazasker sayısı birken, bu tarihden itibaren Anadolu ve Rumeli Kazaskeri olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Rumeli Kazaskeri, derece ve rütbe olarak Anadolu Kazaskerinden daha üstündü. Bu arada Kazasker, rütbe ve protokol bakımından vezirlerden hemen sonra gelirdi. Divan üyelerinden olan Kazasker, Divan'da büyük davalara bakarlardı. Kazasker aynı zamanda, padişah sefere çıktığında onunla birlikte sefere çıkmaya mecburdurlar. İlmiye sınıfından olan Kazasker, XIX. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti'nin en önemli memurlarındandı. Kalemiyye Ehl-i Kalem olarak da adlandırılan bu sınıf, Osmanlı Devleti'nin idari ve mali bürokrasisini oluşturur. Kalemiyye sınıfının Divan-ı Hümayun'daki temsilcisi Reis-ül Küttap'tır. Nişancı Türklerde hükğmdar ferman ve beratlarına "nişan", bu işle sorumlu kişiye de Nişancı denirdi. Divan-ı Hümayun üyelerinden olan Nişancı, derece ve protokole göre vezirlerden sonra gelirdi. Osmanlı Devleti'nde ilk Nişancı'nın ne zaman görevlendirildiği bilinmemektedir. İlmiyye sınıfından seçilen Nişancı, birinci dereceden memur sınıfına girerdi. Nişancı'nın asıl görevi, padişah adına yazılan fermanlara, beratlara ve namelere, padiaşhın imzası demek olan tuğra çekmekti. Padişah mektuplarının yazım işi XVI. yüzyılla birlikte Reis'ül Küttablar'a devredilince, Nişancılar sadece tuğra çekmekle görevlendirilmişlerdi. Nişancının bir başka görevi de Tahrir Defterleri'ni düzenlemek, yani fethedilen toprakları Has, Zeamet ve Tımar olmak üzere gelirlerine göre ayırarak defterlere kaydedip, bu toprakların dağıtımını yapmaktı. Reis-ül Küttap Katiplerin reisi anlamına gelen Reis-ül Küttap, XVII. yüzyıla kadar, Divan-ı Hümayun Katipleri'nin şefi pozisyonunda olmasına rağmen, Divan'ın asıl üyesi değildi. Bu dönemde Nişancı'ya bağlı bir memur olarak çalışırlardı. XVI. yüzyılda Divan üyesi olarak kabul edilmiş ve dış işlerinden sorumlu hale gelmişlerdi. Reis-ül Küttap'ın görevleri kanunnamelerde şu şekilde tanımlanmıştı; Padişah tarafından verilen hüküm ve kararları düzeltmek ve tamamlamak, fermana uygun olarak emirler yazmak ve padişah ve Vezir-i Azam'a gelen mektupları tercüme ederek cevap yazmak idi. Defterdar Osmanlı Devleti'nde mali işlerin başında bulunan, bugünkü anlamda Maliye Bakanı görevini yerine getiren kişiye Defterdar denirdi. Kaynaklara göre Osmanlı Devleti'nde ilk Defterdar, I. Murat'ın son zamanlarında veya I. Bayezit'ın ilk yıllarında göreve getirilmiştir. Diğer devlet memurluklarında da olduğu gibi, Osmanlı Devleti'nin büyümesine paralel olarak, başlangıçta bir olan Defterdar sayısı, Fatih devrinde Anadolu ve Rumeli Defterdatı olmak üzere ikiye çıkarılmıştı. Divandaki yerleri Kazaskerler'den sonra gelen Defterdarlar, devletin gelir ve giderlerini yani bütçesini hazırlarlardı. Taşra Yönetimi Taşra yönetiminin temeli tımar sistemi denilen, bir kısım asker ve devlet görevlilerine belli bölgelerde vergi kaynaklarının tahsis edilmesi, ve buna karşılık onlardan devlet için hizmet beklenmesi sistemine dayanırdı. Tımar sistemi sayesinde devlet, hem tahsis ettiği, miktarı belirlenmiş vergileri toplamak gibi ikinci bir iş yapmıyor, hem de çağrıldığında askere gelecek hazır bir kuvvet oluşturuyordu. Taşra Teşkilatı, küçükten büyüğe; köy (karye), nahiye, kaza, sancak (liva) ve eyaletlerden oluşmakta idi. Nahiyelerin köylerle birleşmesinden kazalar, kazaların birleşmesinden sancaklar, sancakların birleşmesi ile de eyaletler ortaya çıkmıştı. Bunlar arasında en fazla toprağa sahip birim kazalar ve sancaklardı. Kzalarda yönetici olarak, kadı, alaybeyi ve subaşı bulunurdu. Kadılar adli işlere, subaşılar ise asayişle ilgili işlere bakarlardı. Sancakları ise Sancak Beyi denen kişi yönetir, bu kişi askeri ve idari işlerin tümünden sorumlu olurdu. Sancakların birlşemesi ile oluşan eyaletlerde ise başta Beylerbeyi denilen yönetici birisi bulunurdu. Beylerbeyi bulunduğu bölgede, padişahın temsilcisi olarak bütün yönetimden sorumlu idi. Bunlar Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi olarak ikiye ayrılmıştı. Özel Yönetimli (Saliyaneli) Eyaletler Tımar sisteminde, devlet tarafından tahsis edilmiş ve miktarı belirlenmiş olan vergiye dirlik denirdi. Saliyaneli eyaletlerde tımar sistemi uygulanmadığı için, buralardan yıllık vergi alınır, bu vergiye de yıllık anlamına gelen "saliyane" denirdi. İl kez Kanuni Sultan Süleyman zamanında oluşturulan bu birimlerin toprakları kesinlikle dirliklere ayrılmaz, yıllık gelirleri, iltizam denilen, verginin peşin olarak alınması , şeklinde toplanırdı. Bu vergileri toplayan kişilere de "mültezim" denirdi. Saliyaneli eyaletlerin başında; Trablusgarp, Tunus, Cezayir, Mısır, Bağdat, Basra, Yemen ve Habeşistan geliyordu. Merkeze Bağlı (Saliyanesiz) Eyaletler Osmanlı Devleti'nde taşra teşkilatı üç bölümden oluşmuştu. Bunlar; Merkez bağlı Eyaletler, Bağlı Beylik ve Hükümetler ile Özel yönetimi olan eyaletlerdi. Tımar sistemi üzerine kurulmuş Osmanlı taşra teşkilatında, XVI. yüzyılla birlikte sınırların genişlemesi ile, ülkenin her yanında tımar sistemi uygulanamamış, bazı bölgeler bu uygulamanın dışında tutulmuştu. Tımar sisteminin uygulandığı eyaletlere, "saliyanesiz", tımar sisteminin uygulanmadığı yerlerede "saliyaneli" eyalet denirdi. Saliyane, yıllık demektir. Tımar sisteminin uygulanmadığı eyaletlerden alınan yıllık vergiye de bu ad verilir. Saliyanesiz eyaletlerin bazıları; Rumeli, Bosna, Temeşvar, Budin, Eğri, Anadolu, Zülkadinye, Trabzon, Şam, Halep, Raka, Diyarbakır, Van, Kars ve Kefe idi. Eyalet Osmanlı Devleti'nde şimdiki anlamda "il" olarak bilinen idari birimdi. Eyaletlerin başındaki yöneticiye "beylerbeyi" denirdi. Fakat beylerbeyi, bugünkü validen daha fazla yetkilere sahipti. Eyalet valileri, sadece idari memur olmayıp aynı zamanda savaş durumunda mahiyetindeki adamları ve askerleri ile savaşa katılırdı. Eyaletler sancaklara ayrılmıştı. Sancakların başında da "sancak beyi" bulunurdu. Sancak Osmanlı Devleti'nde idari bir birim olan sancak, kazaların birleşmesi ile oluşurdu. Sancak, liva olarak da isimlendirilirdi. Sancakların başında "sancak beyi" yani "mutasarrıf" bulunurdu. Sancakların bir araya gelmesi ile eyaletler oluşurdu. Kaza Osmanlı mülki yapılanmasındaki kaymakam idaresinde bulunan idari birime verilen addır. Klasik dönemde taşra yönetiminde önemli bir yer tutan kazalar, kadıların idari yargı fonksiyonunun azalmasından dolayı XVIII. yüzyılda önemini yitirmiştir. Nahiye Osmanlı taşra yönetiminde, en alt birimdir. Daha çok bir kaç köyden oluşurdu. Günümüzde "bucak" olarak bilinen bu idari birimin başında "nahiye müdürü" bulunurdu. Bağlı Beylik ve Hükümetler Osmanlı Devleti idari teşkilatında, eyalet teşkilatı dışında kalan ve iç işlerinde serbest ancak Osmanlı Devleti'nin hakimiyetini kabul etmiş, imtiyazlı, yani özel statülü beylik ve hükümetler de vardı. Bunların başlıcaları Kırım Hanlığı, Sırbistan, Eflak, Boğdan, Erdel ve Hicaz Emirliği idi. Bunların kralları veya beyleri kendi asilzadeleri arasından, Osmanlı Devleti tara
Ders: 1453-1579 Osmanlı Yükselme Dönemi 39:56
Ders: 1453-1579 Osmanlı Yükselme Dönemi 8.411 izlenme - 3 yıl önce HEM ÖĞREN HEM ÇOCUĞUNA ÖĞRET AYkut İlter Aykut Öğretmen Osmanlı İmparatorluğu Yükselme Dönemi ya da Olgunluk Dönemi (29 Mayıs 1453 - 11/12 Eylül 1683) Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş döneminden sonra geldiği kabul edilen dönem. İstanbul'un Fethi ile başladığı kabul edilen bu olgunluk döneminin genellikle II. Viyana Kuşatması'na kadar devam ettiği kabul edilir. Katip Çelebi, imparatorluğun bu döneminin 1593'te Celalilerin ortaya çıkmasına kadar sürdüğünü belirtirken, Naima 1683'teki Viyana bozgununu bu dönemin bitişi ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak ilan eder. Naima'nın İbn-i Haldun'un tarih anlayışına göre yapmış olduğu bölümlendirme sonraki dönem Osmanlı tarihçileri tarafından da benimsenmiştir.[1][2] İmparatorluk bu dönemde tüm kuzey Afrikaya yayılmış, Doğu Avrupa'nın önemli kısmını kontrol altına alarak, Viyana kapılarına dayanmıştır. Doğuda ise yeniden ortaya çıkan Safevi Devleti ile savaşmıştır. Bu dönemi imparatorluğun duraklama dönemi izler. Konu başlıkları [gizle] 1 Yayılma ve doruk noktası (1453–1566) 1.1 II. Mehmed (1451-1481) 1.2 II. Bayezid (1481-1512) 1.3 Yavuz Sultan Selim (1512-1520) 1.4 Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) 1.5 II. Selim (1566-1574) 1.5.1 Güney Azerbaycan seferi 1.5.2 Hint Deniz Seferleri (1538-1669) 2 İsyanlar ve yeniden canlanma (1566–1683) 3 Kaynakça 3.1 Genel 3.2 Özel Yayılma ve doruk noktası (1453–1566)[değiştir] II. Mehmed (1451-1481)[değiştir] Ana madde: II. Mehmed Fatih Sultan Mehmet İstanbul'un 1453'teki fethinden sonra tüm Yunanistan birkaç yıl içinde kontrol altına alındı. Rodos, Girit ve Kıbrıs gibi önemli adalar bunun dışındaydı. Rodos'ta Hospitalier şövalyeleri 16. yüzyılına başına değin tutunabildiler. Kıbrıs 16. yüzyılda kadar, Girit ise 17. yüzyıla kadar Venediklilerin kontrolünde kaldı. Trabzon da 1461 yılında düşünce bağımsız hiçbir Rum devleti kalmamış oldu. Kısa süre içinde Tuna'nın güneyindeki Slav devletler de ortadan kaldırıldı. Son direniş İskender Bey adı verilen Georges Castriota'nın birkaç yıl sürdürmeyi başarabildiği Arnavutluk'taki direniş oldu. Böylece imparatorluğun Avrupa yakasında hiçbir çatlak kalmadı.[3] Osmanlılar, Adriyatik kıyılarında, Venedik dalmaçyası sınırlarında görülmeye başladılar ve 1480 yılından itibaren bir Osmanlı gücünün Otranto'ya ayak bastığı görülür. Ancak Orta Avrupa'daki Osmanlı ilerleyişi bir dizi yerel sorunla karşılaştı. Osmanlı'nın bu sorunlarla başetme yolu yerel özerklikler tanımaktı, ancak devletin gücü yerel idareyi doğrudan üstlenebilecek noktaya geldiğinde Slav prensliklerinin özerklikleri derhal ortadan kaldırılıyordu. Giderek Karadeniz de bir Osmanlı gölüne dönülmeye başladı.[3] II. Mehmet, yeniçeri ordusunu aşama aşama yeniden düzenledi. Ordunu silahlarını yeniledi, sayısını artırdı ve merkezi kontrolünü güçlendirdi. İstanbul'un fethinden sonra dikkatini Anadolu'ya yöneltti. II. Mehmet'ten 50 yıl önce Sultan I. Bayezid Anadolu'yu önemli ölçüde politik bir birlik haline getirmeyi başarmıştı ancak, 1402'deki Ankara Savaşı'ndan sonra bu birlik yeniden dağılmıştı. Bu yüzden Türklerin kontrolündeki diğer Anadolu beylikleri ile Rum Trabzon İmparatorluğu'nu topraklarına katmak ve Kırım Hanlığı ile ittifak yapmayı amaçladı. Bu hedefinde başarılı oldu ve Anadolu'daki diğer beylikler üzerinde Osmanlı kontrolünü sağladı. İmparatorluğun Asya cephesindeki sorunlar Avrupa cephesinden daha derindi. Gerçi Anadolu'daki hiçbir beylik Osmanlı ile boy ölçüşebilecek güçte değildi ama dinsel ve etnik duyguların öne çıktığı başka sorunlar vardı. İran, Azerbaycan ve Ermenistan'da politik bir güç haline gelen Akkoyunlular bir sorun oldu. Asya Türkmenleri, kendilerinden uzakta Balkan sınırlarında doğmuş Osmanlı'ya nazaran kendilerini Akkoyunlulara daha yakın hissediyorlardı. Ayrıca Türkmen oymakların hemen hepsi Şii olmasının da rolü önemliydi.[4] Fatih, Akkoyunluların hükümdarı Uzun Hasan'ı Otlukbeli savaşında bozguna uğrattı. Ancak tarikatların ve sufilerin büyük saygınlığa sahip olduğu bu halklar arasında bir süre sonra, Erdebil'de doğan yeni bir Şii hanedanı kolan Safevi devleti kurulacaktı.[4] Oral Sander'e göre II. Mehmet döneminin siyasi tarih açısından en önemli özelliği "milletler sistemi"nin geliştirilmesidir.[5] İstanbul'un fethinden sonra Avrupa'daki baskılardan kaçan çok sayıda Yahudi bir müslüman devletin hükümranlığı altına sığındı. Ayrıca hıristiyan ve diğer dinlerden topluluklar kendi dinsel önderlerinin yönetimi altında merkezi otoriteye karşı bir tür özerklik elde etmişlerdi. Kendi yasalarını ve yaşam biçimlerini koruyan "milletler" olarak varlıklarını sürdürebildiler. Diğer "milletler"den olanlar belki fethedilmiş bir halk olarak birinci sınıf yurttaş sayılmasalar da, varolan sınırlamalara rağmen benliklerini sürdürme ve barış içinde yaşama hakkına sahiptiler. Zamanla müslümanların fazla itibar etmediği ticaret alanına da el atarak zenginliklerini artırdılar. Böyle bir yönetim anlayışı, o dönem Avrupa'sındaki diğer çok-uluslu devletlerde görülmemektedir.[5] II. Bayezid (1481-1512)[değiştir] Ana madde: II. Bayezid II. Bayezid, babasının aksine barışsever eğilimli idi. Buna karşın Avrupa diplomasisinin manevralarına girmek zorunda kalmıştır. II. Bayezid yeni haçlı seferlerini engelleyebilmek için babasının başlattığı deniz gücü kurma çabasını devam ettirdi. Bunun sonunda İtalya'daki şehir devletleri birbirlerine karşı koz olarak Osmanlı'nın desteğini sağlamaya çalışacaklardır. Venedikle girilen deniz savaşlarında Akdeniz'deki Venedik deniz üstünlüğü sona erdirildi. Artık Osmanlı denizcileri Batı Akdeniz'de de seferlere girişeceklerdir.[5] II. Bayezid, imparatorluğun ticari ve ekonomik ilişkilerinin gelişmesini teşvik etmiş ve İtalyan kent devletleriyle karlı ticari ilişkilere girmiştir. 15. yüzyılın sonundan başlayarak, İspanya'dan sürülen Yahudiler'i Osmanlı topraklarına kabul etmiştir.[5] Yavuz Sultan Selim (1512-1520)[değiştir] Ana madde: Yavuz Sultan Selim Babası II. Bayezid'in tahtına oldukça sorunlu şekilde, hatta bir tür darbe ile oturan I. Selim önce kardeşleri Şehzade Ahmet ve Şehzade Korkut tehditlerinden kurtuldu ve sonra yeniden yükselen Safevi devleti tehdidini bertaraf etmeye girişti. Şah İsmail'in üzerine yürüyerek onu 1514'te Çaldıran'da bozguna uğrattı ve sonra Tebriz’e kadar ilerledi. Dönüşünde Dulkadiroğulları Beyliği ile Turnadağ Muharebesi yapıldı(1515). Bunu gören Ramazanoğulları Beyliği savaşmadan teslim oldu ve Anadoluda Türk birliği sağlandı. Devletin Doğu Anadolu yüksek bölgesini de içerecek biçimde genişlemesi doğudan gelebilecek (Timur saldırısı gibi) bir saldırıya karşı ülkenin savunmasını kolaylaştırıyordu.[6] Çaldıran seferinden hemen sonra gündeme gelen Mısır seferi ve burada Memlukların yönetimine son verilmesi ile Sultan Selim halifeliğin Osmanlı sülalesine geçmesini sağlamış oldu. Kutsal emanetlerin İstanbul'a getirilmesi, Mekke, Medine gibi kutsal kentlerin ve Hicaz haç yolunun denetimi de artık Osmanlı imparatorluğu tarafından yapılır oldu. Böylece Osmanlı, artık tüm İslam dünyasının koruyucusu olduğunu göstermişti.[6] Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566)[değiştir] Ana madde: Kanuni Sultan Süleyman Kanunî Sultân Süleyman, Yavuz döneminde duraklayan Batı’ya karşı gazâ siyâsetini yeniden yürürlüğe koydu. Belgrad’ın zaptı (1521) Orta Avrupa’da; Rodos’un zaptı (1522) ise Akdeniz’deki etkinlikleri için Osmanlı Devleti’ne elverişli bir konum kazandırdı. Macar ordusunu Mohaç’ta yok eden (1526) Kanunî Sultân Süleyman, Macaristan’ın başkenti Buda’ya (Budin) girdi ve Macaristan'ı Zapolya'nın krallığında himâyesine aldı. Mohaç Şavaşı (Meydan Muharebesi) tarihin en kısa süren şavaşıdır. Bu, Osmanlı Devleti’ni Macaristan egemenliği için Habsburglar’la karşı karşıya getirdi. Kanuni, Zapolya’yı korumak için 1529’da Viyana’nın kuşatılmasıyla sonuçlanan seferi, 1532'de de Alman Seferi'ni yaptı. 1541’de ise Osmanlı egemenliğindeki Macaristan topraklarını bir Osmanlı eyaleti (Budin Eyaleti) yaparak ilhâk etti; ölen Zapolya’nın oğluna, kendisine bağlı olması koşuluyla Erdel Prensliği’ni verdi. 1543’teki Macaristan seferi sırasında ise Estergon Kalesi’ni zapt etti. 1534 de piri reis himayesindeki cezayir Osmanlılara geçti. 1551 de trablusgarb ı turgut reis komutasındaki donanma ile aldı. II. Selim (1566-1574)[değiştir] Ana madde: II. Selim II. Selim,tahta çıktığında ilk seferini Yemen'e yaptı. Yavuz Sultan Selim döneminde alınamayan Yemen onun döneminde alındı (1568). Yemen'den sonra Cenevizlilerden Sakız Adası alınarak boğazların güvenliği sağlanmış oldu. Döneminde sadece tek bir veziriazam atamıştır. Bu veziriazam Sokullu Mehmed Paşa idi. II. Selim, yönetimi kızı Esmehan Sultan'ın kocası olan Sokullu Mehmed Paşa'ya bırakarak çok isabetli bir karar vermiştir. Osmanlı Devleti, II. Selim döneminde de gücünü korumuştur. Sakız Adası'ndan sonra Tunus, Endonezya, Astrahan, Kıbrıs gibi toprakları da imparatorluğa katmıştır. İnebahtı Deniz Savaşı'nda ise Osmanlı ordusu büyük bir yenilgiye uğratılmıştır. Kanuni]] döneminde Don-Volga nehirleri arasında bir kanal açılmış ancak kesin bir sonuca ulaşılamamıştır. II. Selim döneminde Sokullu Mehmed Paşa sayesinde bu nehirler arasında bir kanal açılarak boğazlar güvenliği sağlanmıştır. Süveyş Kanal Projesi de diğer bir kanal projesidir. Güney Azerbaycan seferi[değiştir] Kanuni döneminde önemli mücadele alanlarından biri de Azerbaycan oldu. Yavuz Sultan Selim zamanında Azerbaycan’a karşı kazanılan Çaldıran zaferine, Osmanlı ordularının Tebriz’e kadar ilerlemesine ve tüm Doğu Anadolu’nun Osmanlı egemenliğine geçmesine karşın Sefeviler ile kesin bir barış antlaşması imzalanmamıştı. Gerek Sefeviler, gerekse Osmanlı İmparatorluğu, birbirlerine kuşku ile bakıyorlardı. Güney Azerbaycan, Anadolu’yu ele geçirme planlarından vazgeçmediği gibi, Osmanlılar da Hint Okyanusu’na kuzeyden açılan iki körfezden biri olan Basra Körfezi'ne açılan Irak topraklarını ele geçirme emelleri besliyorlardı. Bu arada iki devlet arasında sınır olayları da eksik değildi; bir takım sınır görevlileri durmadan taraf değiştirmekteydiler. Bütün bu olaylar bir araya gelince 1533'te Sadrazam İbrahim Paşa, Sefevi seferiyle görevlendirildi, arkasından da padişah Safevi seferine çıktı (1534). "Irakeyn Seferi"denilen bu seferin en önemli ve kalıcı etkisi Bağdat dahil olmak üzere Irak topraklarının Osmanlılar’ın eline geçmesi oldu (1535). Böylece Hint Okyanusu'na açılan önemli körfezlerin ikisi de Osmanlılar'ın eline geçmiş oldu. Güney Azerbaycan savaşları 1555’teki Amasya Antlaşması ile sona erdi; antlaşma sonucu Azerbaycan ile merkezi Tebriz, bir kısım Doğu Anadolu toprakları Osmanlılar'ın eline geçti. Bu barış 1576 yılına kadar sürdü. Hint Deniz Seferleri (1538-1669)[değiştir] Akdeniz'de Osmanlılar'la Hıristiyan Akdeniz devletleri arasında her iki taraf için de yıpratıcı deniz savaşları yapılırken, Osmanlı Devleti, 1538'den başlayarak Hint Okyanusu’nda Portekizliler ile mücadeleye girişti. Osmanlı Devleti’nin Hint Okyanusu için mücadelesi 1669’a kadar sürdü. Bu süre içinde birkaç kez Hindistan’a, bir kez de Sumatra Adası’na donanma gönderildi; Yemen, Habeşistan ve bazı Afrika ülkeleri Osmanlı Devleti’ne katıldı. Hint Okyanusu'nda Portekizlilere karşı bazı deniz başarıları elde edildi ise de, Osmanlılar Hint Okyanusu’nda kesin bir üstünlük sağlayamadılar. Osmanlılar’ın Hint Okyanusu’ndaki başarısızlığı daha sonra hem Osmanlı Devleti hem de tüm doğu ulusları için son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Osmanlı donanması nın okyanus şartlarına uygun olmaması, Hint deniz seferlerine gereken önemin verilmemesi ayrıca Gucerat hükümdarlarının Osmanlılar'a yardım etmemesi başarısızlığın diğer nedenlerindendir. İsyanlar ve yeniden canlanma (1566–1683)[değiştir] Bu alt başlık {{{1}}} tarihinden beri geliştirilmeye ihtiyaç duyuyor. Bu alt başlığın geliştirilmesi gerekiyor. Kanuni'den sonra tahta geçen padişahların çoğu devlet işlerine fazla bir ilgi göstermemişlerdir. Devlet işleri bu dönemde Sokullu (görev süresi 1565-1579) ve Köprülüler (görev süreleri 1656-1683) gibi yetenekli sadrazamların eline geçmiş ve zayıf padişahlar ve güçlü sadrazamlar dönemi başlamıştır.[7] Bu dönemde tahta gelen birçok sultan zaten çocuk yaşta idi. I. Ahmet (1604-1617) ve II. Osman (1618-1621) iktidara geldiklerinde 14 yaşında idiler; IV. Murat (1623-1640) 12, IV. Mehmed (1648-1687) ise 7 yaşındaydı. Bu durumda naiplik devreye giriyor ve kadınların büyük rol oynadığı bu durum bir dizi karışıklığa yol açıyordu. Bu sultanların kadınlara ve içkiye düşkünlükleri de dikkat çeker boyutta idi. Örneğin III. Murad 102 kez baba oldu ve sonra da sara hastalığına tutuldu. I. İbrahim cinsel saplantılar içindeydi ve düpedüz deliydi, sonunda da boğularak öldürüldü.[8] Bu sultanlar, çoğu kez yeteneksizdiler. Saraydan çıkmıyor, hiçbir işe el sürmüyorlar, bizzat adalet dağıtmıyorlar, ne vezirlerini ne diğer yöneticileri denetlemiyorlardı. Kanuni'den sonra sadece III. Mehmet ve II. Osman birer sefere çıktı. İçlerinde ordunun başına geçen ve savaş adamı niteliğini hakeden sadece IV. Murat idi. Yeniçeriler de artık sultanlara saygı duymaz oldular ve ilk kez bir sultanı II. Osman'ı tahttan indirip öldürerek, yerine bir zavallıyı, I. Mustafa'yı tahta geçirdiler.[9] # Sultan Tahtta olduğu dönem 1 III. Murad 1574-1595 2 III. Mehmed 1595-1603 3 I. Ahmed 1603-1617 3 I. Mustafa 1617-1618 4 II. Osman 1618-1622 5 I. Mustafa 1622-1623 6 IV. Murad 1623-1640 7 I. Mustafa 1622-1623 Kaynakça[değiştir] Genel[değiştir] Tanilli, Server (1986), Yüzyılların Gerçeği ve Mirası II. Cilt, Ortaçağ, Cem Yayınevi Tanilli, Server (1987), Yüzyılların Gerçeği ve Mirası III. Cilt, 16. ve 17. yüzyıllar, Cem Yayınevi Sander, Oral (1989), Siyasi Tarih, İlkçağlardan 1918'e, İmge Yayınevi Özel[değiştir] ^ Osmanlı Tarihinde Dönemler, Prof. Dr. Halil İnalcık, Erişim: 26 Şubat 2013 ^ Osmanlı Tarihinde Dönemler, Ferhan Kırlıdökme-Mollaoğlu, Erişim: 26 Şubat 2013 ^ a b Tanilli 1986, sayfa 562 ^ a b Tanilli 1986, sayfa 564 ^ a b c d Sander 1989, sayfa 34 ^ a b Sander 1989, sayfa 35 ^ Sander 1989, sayfa 85 ^ Tanilli 1987, sayfa 452 ^ Tanilli 1987, sayfa 453 a)II. MEHMET (FATİH SULTAN MEHMET) (1451-1481) Siyasi Olayları: II. Mehmet döneminin en önemli olay 1453 İSTANBUL’UN FETHİdir. a)İSTANBUL’UN FETHİ: Sebepleri: 1.Osmanlı’nın Anadolu ve Rumeli’deki topraklarının arasında bütünlüğün sağlanmak istenmesi. 2.İstanbul’un coğrafi konumu ve ticaret merkezi olması İSTANBUL: Tüm uluslar ve devletler bu kenti almak için uğraşmıştır. Ancak birçok ulus kuşatsa da alınamadı. Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi padişahlarından olan Yıldırım Beyazıt ve Mehmet Çelebi bunlara örnektir. 3.Avrupa’da ilerleyebilmek için Rumeli’ye asker sevkıyatının zorlaşması. 4.Avrupalıları sürekli Osmanlı’ya karşı kışkırtan ve iç işlerine karışan Bizans devletini yok etmek. 5.Hz. Muhammed’in İstanbul’u fethedecek kişiyi övmesi.(hadis-i şerif-i) 6.Boğazları ele geçirmek. *FETİHİ KOLAYLAŞTIRAN ETKENLER 1.Bizans’ın eski gücünün olmaması. 2.Bizans’ta taht mücadelelinin yaşanması 3.Bizans’ta mezhep çatışmalarının yaşanması. 4.Osmanlı ordusunun ve donanmasının güçlenmesi. *FETİH İÇİN YAPILAN HAZIRLIKLAR: 1.Yeniçeri Ocağına düzen verildi. 2.K.deniz’den gelecek yardımı önlemek için RUMELİ HİSARI yaptırıldı. 3.Donanma güçlendi.(400 parçalık donanma hazırlandı.) 4.Şahı adı verilen büyük toplar yaptırıldı. 5.Bazı kaleler alındı. -Hazırlıklar 6 NİSAN 1453’TE tamamlandı.- Sonuç:BAŞARILI. *TÜRK TARİHİ AÇISINDAN SONUÇLARI: 1.Anadolu ve Rumeli’deki toprakların bütünlüğü sağlandı. 2.Balkan fetihlerinde engel ortadan kalktı. 3.Başkent Edirne’den İstanbul’a taşındı. 4.Bu olaydan sonra II. Mehmet’e fetheden anlamına gelen “fatih” unvanı verildi. 5.Osmanlı devleti yükselme dönemine girdi. 6.Boğaz ticareti, deniz ticareti gelişti. 7.coğrafi keşifler hızlandı. 8.Osmanlı’nın İslam dünyasındaki itibarı arttı. 9.Osmanlı imparatorluk karakteri kazandı. 10.Ticaret yollarından önemli bir merkeze sahip oldu. DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN SONUÇLARI: 1.Bizans (Doğu Roma) yıkıldı. 2.Orta çağ kapandı. Yeniçağ başladı. 3.İstanbul’dan İtalya ya kaçan Bizanslı bilginler orada Rönesanssı başlattılar. NOT: Rönesans: Edebiyat, sanat, bilim ve düşünce alanındaki gelişmeler. 4.Deniz ticaretinin Osmanlı’ya geçmesiyle Avrupalılar yeni ticaret yolları aramaya başladılar. Bu olay da coğrafi keşiflerin başlamasına zemin hazırladı. 5.Fatih, patrikhanelerin açık kalmasını emretti.(Ortodoksların koruyuculuğunu üslenmiştir.)Fatih, böylece başka dinlere saygı gösterdiğini de ortaya koyar. Aynı zamanda bununla birlikte haçlı birliğini de bozmak istiyordu. FATİH DÖNEMİNDE YAPILAN DİĞER FETİHLER: BATIDAKİ GELİŞMELER: 1.Belgrat hariç Sırbistan alındı.(1459) 2.Eflak ve Boğdan alındı.(1462) 3.Arnavutluk fethedildi 4.Mora alındı. ANADOLU’DAKİ GELİŞMELER: 1.1459’da Cenevizlilerden Amasra alındı. 2.1460’da Kastamonu ve Sinop alındı. 3.1461 Trabzon Rum İmparatorluğuna son verildi. Önemi:K.DENİZ’İN Anadolu yakasında tam bir egemenlik kurdu. 4.Karamanoğullarına son verildi. 5.1473 OTLUKBELİ SAVAŞI AKKOYUNLAR ile yapıldı. Sebepler: 1.Akkoyunlu,Karamanoğulları’nın iç işlerine karışması. 2.Trabzon Rum kralını korumaları Akkoyunluların. Önemi: DOĞU ANADOLU’NUN güvenliği sağlandı. Sonuç: Akkoyunlular yıkılma sürecine girdi. DENİZLERDEKİ GELİŞMELER: 1.İtalya’da Otranto allındı.(Güney İtalya’da önemli bir üs) 2.Arnavutluk’un fethine engel olmak için Venedik’in başlattığı savaş 1463-1479 arası devam etti.Bu savaş sonucu İMROZ,TAŞOZ,MİDİLLİ,LİMNİ,EĞRİBOZ,SEMADİ REK adaları Venedik’ten alındı. 4.Rodos kuşatıldı. Ancak alınamadı. 5.Osmanlı Devleti’nin Venedik deniz ticaretine darbe vurması üzerine Venedik Osmanlı savaşları başlamıştır. Savaşlar sonucunda yapılan ant. göre Osmanlı Venedik’e kapitülasyonlar vermiştir. Bu sayede OSM.: a.Ticari kazanç elde etmiştir. b.Haçlı birliğini önlemiştir. ÖNEMİ: Osmanlı ilk defa bir Avrupa devletine kapitülasyonlar vermiştir. OSM.-MEMLÜK İLİŞKİLERİ: Mısır’da ki kurulan bu devlet: 1.Hicaz suyollarını meselesi.(Bu yolların onarımı dini itibarı arttıracaktı.) 2.Memlükler’in Dulkadiroğulları beyliğinin içişlerine karışması. SONUÇ: Savaş yok. Fatih Döneminde Diğer Gelişmeler: *Örfi hukuka dayanan kanunname hazırlandı. (Egemenliği Osmanlı ailesinin nasıl kullanacağını belirlemiştir. Kızlara egemenlik hakkı verilmedi. Kardeş katli uygulamasını getirdi. Merkezi otoriteyi güçlendirdi.) *Divan örgütü geliştirildi.(Kazasker ve Defterdar sayısı ikiye çıkarıldı. Divana sadrazamın başkanlık yapması usulü getirildi. Vezir sayısı 6ya çıktı. *Şehzadelerin sancağa çıkması resmileştirildi. *Enderun genişletildi. Sahn-ı Seman medresesini kurdu. *İlk altın parayı bastırdı. **Ticaret yollarını denetlemek için: İstanbul, Trabzon, Kırım, Ege ve Yunan adaları **Anadolu’nun siyasal birliğini sağlamak için: Amasra, Sinop, Trabzon, Karaman, Otlukbeli **Doğu ve Batı Roma İmp. miras olarak: İstanbul, Trabzon, Mora, Otranto Fatih dönemindeki fetihlere ve seferlere bakılınca, belirgin amaçlar görülür: Ticaret yollarının denetimini sağlamak (İstanbul, Sinop, Amasra, Trabzon, Kırım, Ege adaları) .Anadolu'nun siyasal birliğini sağlamak (Amasra, Sinop, Trabzon, Karaman, Otlukbeli seferleri) Doğu Roma ve Batı Roma imparatorluklarının mirasına sahip olarak büyük bir Akdeniz imparatorluğu kurmak (İstanbul, Trabzon, Mora Rum despotlukları, Otranto) Fatih aydın bir padişahtır. Sanatçılara ve bilginlere büyük değer vermiştir. İtalyan ressam Centile Bellini'ye kendi portresini çizdirmiş, İstanbul’la ilgili tablolar yap¬tırmıştır. Bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin temeli sayılan ilk yüksek okul olarak "Sahn-ı Seman'' medresesini açtır¬mış, ilk altın parayı bastırmıştır. Devletin düzenli işlemesi için Osmanlı Devleti'nin anayasası niteliğinde olan "Ka¬nunname(Fatih Kanunnamesi)''yi çıkarmıştır. b)II.BEYAZID (1482-1512) Siyasi olayları: Cem Sultan olayı bir iç sorun olarak başlamış dış sorun olarak devam etmiştir. Bu olay nedeniyle içeride Devşirmeler, Türkmenler ile iktidar mücadelesine girişmişler bu mücadeleyi devşirmeler kazanmıştır. Türkmenler yönetimdeki etkinliklerini kaybetmeye başlamıştır. *İspanya’da zulme uğrayan Müslüman ve Yahudileri Osmanlı topraklarına getirmiştir. Askerin desteğiyle tahta çıkan Bayezid’e karşı kardeşi Cem de Bursa'ya gelerek adına hutbe okuttu, para bas¬tırdı. Devletin paylaşılması Anadolu'nun kendisine veril¬mesi önerisi Bayezit tarafından kabul edilmedi. Bayezid’e bağlı kuvvetlere yenilen Cem, Mısır’a kaçtı. Karaman oğullarının çağrısından cesaretlenerek yeniden Anadolu'ya geldiyse de yine yenilerek Rodos Şövalyeleri'ne Sığındı. Cem şövalyelerin yardımıyla Ru¬meli'ye geçerek saltanat mücadelesine devam etmek istiyordu. Bayezit şövalyelere para vererek Cem'in Av¬rupa'ya götürülmesini sağladı. Böylece Rodos şövalyeleri taht kavgasından yararlanmışlardır. Cem yıllarca Avrupa'da şatodan şatoya gezdirildi. Kralların ve Papa'nın kendisinden İslam dünyası ve Osmanlı Devleti aleyhine yararlanmak isteklerine karşı geldi. II. Bayezit Cem'in yaşamasından kaygı duyduğun¬dan Papa'ya para vererek Cem'in zehirlenerek öldürül¬mesini sağladı. NOT: II. Beyazıd savaştan hoşlanmayan, okumaya ve iba¬dete düşkün bir padişahtır. Kendisine "Sofu Beyazıd'' de denilir, Devlet işlerine ilgisizliği nedeniyle bu dönemde Osmanlı Devleti'nin genişlemesi durmuştur denilebilir. II. Beyazıt zamanı "Yükselme dönemi içinde durgunluk dönemi''olarak adlandırılmıştır. Aynı zamanda padişahlığı boyunca cem sultan olayı ile ilgilendiği için: Sönük geçen bir dönemdir. OSMANLI-MEMLÜK İLİŞKİLERİ: İlişkilerin bozulma sebepleri: 1.Memlükler’in Cem Sultan’ı korumaları. 2. Dulkadiroğulları beyliklerinin iç işlerine karışması. 3.Ramazanoğullarını egemenlikleri altına almak istemesi. 4.Hindistan’dan gelen hediyelere Memlükler’in el koyması. SONUÇ: Savaşlar sonuçsuz kaldı. OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ: Cem Sultan Fatih döneminde Venedik’e ayrıcalıklar tanınsa Venedik Mora’yı Osmanlı’ya karşı kışkırtmaya başlamış ve bu yüzden iki devlet arasında savaş başlamıştır. Venedik savaşı kaybetmiş ve bunun sonucunda MODON, KORON,İNEBAHTI,NAVARİN alınmış ve Venedik Mora’dan çıkarılmıştır. OSMANLI-İRAN (SAFEVİ) İLİŞKİLERİ: İran Devletinin hükümdarı olan Şah İsmail Anadolu’da Şiiliği yaymak istemesi üzerine iki devlet ilişkileri bozulmuştur. İran, Anadolu’daki Şiilerle bağlantı kurmak için propagandacılar gönderdi. Bunlardan Şahkulu bir ayaklanma çıkarmıştır.Çıkan ayaklanma güçlükle bastırılmıştır. II. Beyazıd’ın gelişen Şİİ tehlikesi karşısında pasif bir politika izlediği için oğlu YAVUZ SULTAN SELİM yeniçerilerin desteği ile başa geçmiştir. c) YAVUZ SULTAN SELİM (1512-1520) OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİ: ÇALDIRAN SAVAŞI SEBEBİ:Şah İsmail’in Anadolu’da Şiiliği yaymak istemesi. SONUÇLARI: 1.Tebriz alındı.Doğu Anadolu Osmanlı denetimine girdi. 2.İran geçici olarak saf dışı edildi. 3.Ayrıca Yavuz savaş dönüşü Maraş’taki Dulkadiroğulları ile TURNADAĞ SAVAŞInı yaparak Osmanlı Devletinin topraklarına kattı. ÖNEMİ:Bu beyliğin alınmasıyla Türk siyasi birliği KESİN olarak sağlandı. MISIR SEFERLERİ (1517) SEBEPLERİ: 1.Osmanlıların Dulkadiroğluları Beyliğini alması. 2.Fatih, zamanında başlayan anlaşmazlıkları. 3.Memlukların Safevi devletlerinin Osmanlı’ya karşı ittifak kurması. 4.Hicaz yollarını almak istenmesi. 5.Safevi devletinin üzerine gönderilen Osmanlı ordusuna Memlukların Suriye’den izin vermemesi. 1516 MERCİDANİ SAVAŞI-SURİYE VE FİLİSTİN 1517 RİDANİYE SAVAŞI-MISIR ALINDI. SONUÇLARI: 1.Memluk Devleti yıkıldı. 2.Halifelik unvanı Osmanlıya geçti. Devlet teokratik nitelik kazandı. 3.Baharat yolu Osmanlı denetimine geçti. 4.Kıbrıs için Venediklilerin Memluklara verdiği vergiyi Osmanlı Devletine vermeye başlamıştır. 5.Mısır hazinesi Osmanlı’ya geçti. 6.Kutsal emanetler İstanbul’a getirildi. NOT: Coğrafi keşiflerle Akdeniz ticareti önemini kaybettiği için Baharat Yolu Osmanlı’ya bir kazanç sağlayamadı. d) I.SÜLEYMAN (KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN) (1520-1566) Kanuni Sultan Süleyman OSM. Devletinin başında en uzun süre kalan padişahtır. Onun döneminde: *Suriye’de Canberdi Gazeli *Mısır’da Ahmet Paşa *Yozgat’ta Baba Zünnun *Karaman, Maraş yöresinde Kalender Çelebi isyanları çıkmış. Ancak kolaylıkla bastırılmıştır.(Bu dönem devletin zirvede olduğu bir dönemdir.) BATIDAKİ GELİŞMELER BELGRAD’IN FETHİ : (1521) SEBEPLER: *Osmanlı için Avrupa’ya yapılacak olan seferler için bir üs durumunda olacaktı. *Osmanlı için Avrupa’ya açılan kapı durumundadır. Bu sebeple Belgrad fethedildi. MOHAÇ MEYDAN SAVAŞI: (1526) OSM.X MACARLAR SEBEP:*Osmanlı’nın Belgrad’ı alması. *Şarlken’e esir düşen Fransız kralının Kanuni’den yardım istemesi. SONUÇ: Osmanlı kazandı. Macaristan Osmanlı denetimine girdi. Ancak Kanuni tampon bölge oluşturmak amacıyla Macaristan’ı Osmanlı Devleti’ne katmayıp bağlı krallık haline getirdi. I.VİYANA KUŞATMASI (1529): SEBEP: Avusturya’nın Şarklken (Almanya kralı)den destek alarak Budin’in iç işlerine karışması. Kanuni bunun üzerine sefere çıkması. SONUÇ: Viyana kuşatılmasına rağmen Viyana’nın güçlü savunması karşısında yenik düştü. Ve ağır kış şartları nedeniyle. AVUSTURYA-ALMANYA SEFERİ (1533) SEBEP:Yine Avusturya kralının Budin’e saldırması üzerine Kanuni sefere çıkıyor ve başarılı bir savaş yaparak Avusturya’yı ant. istemek zorunda bırakıyor. İSTANBUL ANTLAŞMASI (1533) ANT. göre Avusturya arşüdikası Osmanlı sadrazamına denk sayılacaktı. ÖNEMİ:Bu ant. ile Avusturya Osmanlı’nın siyasi üstünlünü kabul etmiştir. OSMANLI-FRANSIZ İLİŞKİLERİ: Şarlken’e esir düşen Fransa kralının Osmanlı’dan yardım istemesiyle ilişkiler bozulur. Ayrıca Fransa’ya kapitülasyonlar vermiştir. Kanuni’nin böyle bir politika izlemesindeki amaçlar: 1.Kanuni’nin Fransa’yı kendi tarafına çekip Hristiyan birliğini parçalamak istenmesi. (SİYASİ) 2.Coğrafi keşifler sonucunda önemini yitiren Akdeniz ticaretini yeniden canlandırmak istemesi.(EKO.) NOT: Bu kapitülasyonlar iki hükümdar sağ kalana kadar sürecekti. Bu da Kanuni’nin ileri görüşlüğünü gösterir. OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİ SEBEP: Sınır anlaşmazlıları, sınırdaki bazı beyler ve emirlerin Osmanlıya veya İran’a sığınarak iki devletin arasını açmaları. SONUÇ: Kanuni İran’a 3 sefer düzenleyip BAĞĞDAT,VAN,TEBRİZ,AZERBEYCAN,ERİBAN,,NAHCİVA N’I alması üzerine İran antlaşma istemek zorunda kaldı.Yapılan AMASYA ANTLAŞMASI ile BAĞDAT,DOĞU ANADDOLU VE AZERBEYCAN Osmanlılarda kaldı. ÖNEMİ: Osmanlı’nın İran’la yaptığı İLK RESMİ (YAZILI) ANTLAŞMADIR. DENİZLERDEKİ GELİŞMELER PREVEZE DENİZ SAVAŞI (1538) OSMANLI X HAÇLILAR SEBEP: *Osmanlının denizlerde güçlenmesi *Osmanlının Akdeniz ticaretini güvenlik altına almak istemesi. SONUÇ: Akdeniz bir Türk gölü haline geldi. NOT: Barboros Hayrettin Paşa’nın Osmanlı himayesine girmesiyle CEZAYİR Osmanlı devletine katıldı. Trablusgarp Turgut Reis tarafından ele geçirilmiştir. HİNT DENİZ SEFERLERİ: SEBEPLERİ: 1.Portekizlileri bölgeden çıkarmak. 2.Bölgedeki bazı Müslüman tüccarların Kanuni’den yardım istemesi.(Müslüman tüccarların gemilerine zarar veriliyordu.) SONUÇ: BAŞARISIZ.Osmanlı sefere gerekli önemi vermedi.Dayanıklı gemiler yoktu.Gerekli destek alınamadı.Osmanlı okyanus hakkında yeterli bilgiye sahip değildi. Ancak Osmanlı seferden YEMEN, ADEN,HABEŞİŞTAN’I aldı.(Bu sayede Kızıldeniz denetim altına alındı.) ZİGETVAR SEFERİ: Kanuni’nin son seferidir. Avusturya’nın ERDEL’in iç işlerine karışması nedeniyle Kanuni sefere çıkmıştır. SONUÇ: Kanuni seferde hayatını kaybetmiştir. Ölümünden sonra Zigetvar Kalesi alınmıştır. SOKULLU MEHMET PAŞA (1564–1579) Sokullu Mehmet Paşa I. Süleyman (1564-1566)- II. Selim (1566-1574) ve III. Murad (1574-1579) zamanında sadrazamlık yapmıştır. Sokullu Mehmet Paşa devşirme olup, Sırbistan'ın Sokul kasabasındandır. Enderun okulunu bitirip çeşitli görevlerde başarı göste¬rerek Kanuni'nin son yılları, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde padişahlardan daha etkili olmuştur. Bu nedenle sadrazamlık dönemine kendi adı verilmiştir. SAKIZ ADASI-CENEVİZLİLERDEN ALINDI KIBRIS’IN ALINMASI: SEBEP: 1.Akdeniz ticaretini tam olarak ele geçirmek. 2.Venediklilerin Osmanlı gemilerine zarar vermesi. SONUÇ:Kıbrıs alındı. İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI (1571) SEBEP: Kıbrıs’ı Osmanlı’nın alması. SONUÇ: Osmanlı Donanması yenildi. ÖNEMİ:OSMANLI’NIN AKDENİZ’DEKİ ÜSTÜNLÜĞÜ SARSILDI. TUNUS-İSPANYOLLARDAN FAS-PORTEKİZLİLERDEN LEHİSTAN-ALINDI YEMEN-ALINDI. Sokullu Dönemi Projeleri: a) Don-Volga kanalı projesi: Sokullu İran savaşlarında donanmadan yararlanmak, Kafkasya'yı Osmanlı egemenliğine almak, Orta Asya Türkleriyle ilişkileri geliştirerek İpek Yolu'nu canlandırmak, güçlenmekte olan Rusya'ya karşı doğal bir set oluştur¬mak gibi amaçlarla Don ve Volga nehirlerini bir kanalla birleştirerek Karadeniz'i Hazar Denizi'ne bağlamak istemiştir. Bu proje yarım kalmıştır. b) Süveyş kanalı projesi: Sokullu Akdeniz'deki donanmayı Hint Okyanusu'na geçirip Baharat Yolu üzerinde üstünlük sağlamak, Hin¬distan ve Endonezya Müslümanlarıyla ilişki kurmak için Süveyş Kanalı'nın açılmasını istemiştir. Kanal projeleri, gereken önem verilmediğinden başarılı Olamamıştır. Bu proje yarım kalmıştır. c) Marmara Denizi- Sapanca Gölü Kanal projesi: Marmara Denizi ile Karadeniz’i birleştirmek için ikinci bir su yolu projesi. Hazırlandı. Amacı Akdeniz kıyılarındaki tersaneleri daha güvenli olan sapanca Gölüne toplamaktır. Düşünce aşamasında kalmıştır. Uygulamaya konulamadı.